mustafaozbag.org

DİVAN-I KEBİR OKUMALARI - 05.10.2021

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 6 Ekim 2021 · 1:02:12

Gel ki şaraba düşkün olanların aşk sâkisi geldi, çaresizlere haber ver, istedikleri çareye kavuştular, aşk emiri geldi, şaraphaneyi aştı, akik gibi olan şarabı kayalara bile tesir etti, o kayalardan binlerce süt, şeker çeşmesi akmaya başladı da, Beşikteki çocuklar bile o çeşmelerden gıdalandılar, aşk imam olunca binlerce mescit cemaat de doldu taştı, minarelerden namaz, uykudan hayırlıdır sesleri gelmeye başladı, O güzelin yüzünün güneşi, yeryüzüne düşüp parlayınca, zühal yıldızı yedinci kat gökten indi, o parıltıyı seyre geldi, onun tacını da gördük de, hepimiz feridun olduk, yıldızı doğup parlayınca, hepimiz yıldız bilgini kesildik,
Aşk yol bulunca, hepimiz soyunduk, çırılçıplak olduk, yani kötü huylarımızdan, nefsani isteklerden kurtulduk, o ata binerek gelince, hepimiz yaya kaldık, Gözümün nuru olan kişilerin kulaklarına söyle, yine tövbeleri bozma zamanı geldi, Gönül alan güzelimin bakışları, güzellik davulunu çalmaya başlayınca, tövbe eden, yemin eden binlerce kişi, tövbelerini, yeminlerini bozar, Dedim ki sevgili mestir, kendinden geçmiştir, üç günüdür, sarhoşluktan başka ne yaparlar, yavaşça aklın kulağına dedim ki,
İnat etme, şerefini kaybetmeden git, çünkü şu anda, hafta bile olsan, seni kökünden söker atarım, Can mı tribü, neşe maden esin, haydi, burayı eline al, ben diye okşamaya başla, Çünkü sen olmadıkça, sen o güzel seslerine, gönülleri uyandırmadıkça, insanlar tenden, bedenden ibarettir, Haydi gel, yüzük taşı gibi aşıkların halkasında yer al, Çünkü aşıkların halkasında bulunmayanlar, çeşitli belalarla imtihan edilmektedirler, Aşıklar da, aşık olmayanlardan daha fazla belalara, musibetlere imtihan edilmektedir, Şu var ki, aşık, o beladan, o belaların nereden geldiğini bildiği için, gelen belayı sevmektedir,
Aşıkların canlarına, an dolsun ki, aşık olmayan herkes, mana bakımından kadın gibidir, Hem de bak da gör, onlar ne çeşit kadındır, onlar hakkında ne söylenir, Gitti, yokluğun aşkı yüzünden var ol, nereye gelip konarsa, varlık kaybolur gider, Ne biçim yokluk ki, gölge varlığa varlık katar,
Yıllardan beri, ben şu görünen gölge varlığının ötesindeki, gerçek varlığımı yokluktan kaptım, Yokluk ise, bir bakışta beni benden aldı, varlığımı kaptı gitti, Böylece ben kendimden de kurtuldum, gelecek derdinden de, Ümitten de halas oldum, korkudan da, Yakımı sıyırdım, Namıyla yok oldum, Varlık dağı, şu bizim görünen gölge varlıklarımız, Üzerinde yaşadığımız dünya, Ve bütün kainat, Mikroskobik alemden, Makroskobik aleme kadar, Her şey, Yokluğa karşı ancak bir saman çöpü gibidir, Hangi dağ vardır ki, Yokluk bir saman çöpü gibi,
Onu kayıp gitmesin, Varlık nedir, yokluk nedir, Saman çöpü ne oluyor, Daha dediğin ne, Ey bunlara cevap verecek olan söz, Kapıdan dışarı çık, Defol git, Bu halde mest olmayan var mıdır, Bu şehirde aşık olmayan bir kişi görülmüş müdür,
Şarap bırakmıyor ki akıl durmadan söylensin dursun da, Kimsecikler bunun sonu gelmeyecek, Can ona bağlandı ama, Topal kaldı, Zaten canın buradan dışarıya sıçrayacak bir yeri de yok ki, Sen şimdi şaşılacak şeyleri seyret, Hem de yok olan birini gördün mü, Padişah tarafından kolu kanadı kırılmış olan kuş, Uçtukça uçar, Şu gök kubbenin üstünde artık onun için kırılmak olamaz, Yok ol da, Şu dedikodudan kurtul, Sözden kurtulan kimdir, Yok olan kişi, Ya ziyan vardır, Ya hud,
Bari ölmeden evvel toprak olayım da, Yarın işidir, Çünkü aşıklara, Hayata, Dünyaya ait olan bağlılıklarını koparmayı, Hak gösterdi, Haydi, Biz de ölmeden evvel, Ölelim emrine uyarak, Hz. Muhammed gibi, Şu melun nefisle savaşa girişelim, Aşk bazen tamamıyla toprak kesilir, Bazen tamamıyla su olur, Bazen büsbütün ateş kesilir, Yakar, yandırır, Bazen de hep duman, Bazen dost olur, Baştan başa ayıp ve ağır kesilir, Oturup kalkan halkın gözüne,
Binlerce suret halinde görünür, Fakat senin gözünde ne de eksilir, Kaplasan, Yine de bana ağır gelmezsin, Çünkü bu aşk meydanı, Aşk makamı neşelerle,
Tatlılıklarla dolu, Burada senin bir işin yok, Sen bu meydanı terk et, Başka meydanlara git, Keder boş şeylere heves etmiş, Bir gönülde bulunur, Bilinin hayali bulunmayan, Bir gönüle girer yerleşir, Ey gam, Sen baştan başa altın olsan, Baştan başa şeker olsan, Ağzımı yumarım da, Ben sana şeker yemem demek isterim, Aşığın gönlünde bir denk varsa, O ancak sevgilinin, Şeker dengidir, Gönülde bir yolculuk düşüncesi varsa, Ancak sevgiliye gitme, Ona kavuşma düşüncesidir, Ey gamdan kurtulmayan, Kederden yakasını kurtaramayan,
Sen kendi gamınla, Kederini bırak da, Onun gamını, Kederini, Def et gitsin, Sevgiliyi görecek gözün yoksa, Hiç olmazsa, Onun kokusunu duy, Neşeler, Gökyüzü bizim ay yüzlü,
Sevgilimizin güzelliğine hayran olmuştur, Güneş bile onun yüzünün parlaklığını görmüş de, Kıskanmış, Rengi solmuştur, Kırlık sabahında, Bu mana güneşinden başka güneş yoktur, Zerre zerre, Her var olanı, Her şeyi onun vahdet güneş aydınlatıyor, Güneş her yere düşüyor, Kral sarayını da, Dilencinin kıblesini de o aydınlatıyor, Türlü türlü şekillere bürünmeden, Her biri öbüründen başka sanılmaktadır, Halil'de Lütuf vardı da, Bu sebeple ateş kendisine su gibi göründü, Nemrut da kahırdan ibaret olduğu için, Ona da su, Ateş kesildi,
Yusuf, Kardeşlerinin gözlerine kurt gibi göründü, Güzel bir kardeş oldu, Gizli kaldı, Güzelliğine hayran olur, Öbürü, Bu ne kötü kişidir der, Onunca kasteder, Bu dünyada yaşamak, Ham adamın işidir,
Geldiğim yere dönmek istiyor, Geldiğim yer nerede kaldı, Oraya geri dönmem için, Hangi yola düşmeliyim, Bir an bile uzak kalmak, Aşıklar mezhebinde haramdır, Günahtır, Almış iken, Bu gibi bir serçe, Bu tuzak da nasıl kurtulabilir, Yolunu şaşırıp, Boşuna bu tarafa, Bu dünyaya gelme, Orada, O mana aleminde otur, Orası çok hoş bir yerdir, Sana manevi hayat veren, Senin bedenini değil de, Ruhunu kuvvetlendirecek, Canına can katacak, Mezeyi yiyeceği seç, Seni mest ederek, Madde aleminin üzüntülerinden,
Dertlerini kurtaran, Bozulmamış, Tam kıvamında olan, Şarabı ister, Bundan başkası, Bütün korkudur, Nakıştır, Renktir, Savaştır, Ardır, Fazla söyleme, Sus, Ayakta durma, Otur, Çünkü mest olmuşsun, Kavun da tam kenarında bulunuyorsun, Tenezzül etmez, Kana susamış,
Siyah bir arslandır, O aşıkların, Gönül kanından, Başka bir şey içmez, Aşk, Sevgiyle sana yaklaşır, Seni tuzağa düşürür, Onun tuzağını düşünce, O senden uzaklaşır, Uzaktan, Senin halini, Ayrılık ateşiyle, Yanışını seyre başlar, O çok güçlü, Kuvvetli bir emirdir, Korku nedir bilmez, İşkenceler yapar, Suçsuz olduğun halde, Seni ezer, Hırpalar durur, Bulutlar gibi ağlar, Gözyaşları döker, Asık suratlı, Duygusuz bir kişi olur, Gibi donar, Buz kesilir, Binlerce kadeh şarap içer,
Sonra o kadehleri kırar, Döker, Her an binlerce kat elbise diker, Sonra onları yırtar, Ağlatır, Sonra da ağlattıklarını göldürür, Binlerce kişiyi ağlatıp, İnleterek öldürür de, Hepsini bir sayar, Kaf dağına doğru, Hoşça uçar gider, Tuzağını görünce, Uçamaz, Uzağına düşer, Bağıyla bağlanan kişi, Hileyle, Yahus işi deliliğe vurarak, O bağlardan kurtulamam, Tuzağına düşmüş olan, Hiçbir akıllı, Aklı fikriyle bir çare bulup, Halas olamam, Ben aklım perişan, Darmadağım,
Onun yaptıklarını, Tuttuğu yolları, Ettiği işleri, Bir bir sayar döker, Sana gösterirdim, Arslanları, Nasıl avladığını, Onları nasıl yakaladığını, Onlara neler ettiğini, Sana gösterirdim, Şey kötüdür, Dostan başka,
Her nereye yüzünü çevirsen, O şey, İyi bile olsa fenadır, Kötüdür, Meyve, Ham oldukça, Kabuğun içinde kalması iyidir, Fakat olgunlaştıktan sonra, Kabuk artık onun için kötüdür, Onun meydana çıkmasına engeldir, Bir ferdedir, Kuş da yumurtanın içinde gelişir, Kanatlanırsa, Yumurta artık onu hapseden, Onun dışarı çıkmasına engel bir perde olduğu için, Kötüdür, Onu kırmak, Parçalamak gerekir, Bir insan da, Güzel huyu ile, Etrafındakilerle uzlaşırsa, Halk, Hakkı tanımazsa, İşin hakikatine vakıf olmazsa, Gözü perdeli ise,
O iyi güzel huy halka kötü görünür, İnsan dostundan pek az bir zaman dahi olsa ayrılsa, O ayrılık zamanı az sayılmaz, Çok uzun bir zaman gibi görünür, Gözün içinde yarım kıl bile olsa, Kötüdür, Hoşa gitmez, Sen, Zavallı, Ötelerden dünyaya sürgün edildin, Ayrılığa düştün, Bütün ömrün dostu aramakla geçti gitti, Gaflet içinde olduğun için, Onu gereği gibi arayarak bulamadınsa, Ve ölüm zamanı gelip çatınca, Onu arayacaksan, Bu iş kötü bir iştir, Başına al da, Yaşarken onu bulmaya çalış, Ne değeri var, Canın sözü mü olur,
Can sensin, Senden başka ne varsa, Hepsi de beden, Hepsi de kuru bir at, San, Aşık olmak, İşlerin en iyisi ama, Şunu bil ki, Karamdır, Aşkın canına yemin olsun ki, İki can birbirine kavuşmadıkça, Ayrı ayrı bedenlerde yaşadıkları halde, İki can bir olmadıkça, Sevenle sevilenin arasında, Ayrılık vardır, Buluşmanın bir manası yoktur, Bu düzensiz bir kavuşmadır, Ayın ışığı her tarafe yayılır, Uyu da batıyı da kaplarsa da, Pencerenin genişliğine göre eve girer, Ben git de, Kendi varlık kadehine,
Sağlamlık vermeye bak, Çünkü o şarap, Pek kıvamlıdır, Pek eskidir, Onun evveline evvel yoktur, O benden binlerce can istedi ama, Ben onun huzuruna, Bir tanesini götürdüm, Geri nerede diye sordu, Ben de dedim ki, Onları bırak, Sana borcum olsun, Bir tane getirdim, İleride onları da getiririm, O meşhur reslamın yaptığı resimler, Evin içinde bulunuyor ama, O resimleri yapanı, Evin içinde bulamazsın, Ayı görmek için, Yükseklere doğru bak, Yükseklerdedir, Dama doğru bak, Bana senin akik renginde olan,
Gıdakların gerek, Şeker ne işe yarar, Bana senin yüzün gerek, Parlak, Nurlu yüzün varken, Ayın bana ne faydası olacak? Ben de Resulullah, Destur ya Hazreti Allah,
Celle Celle.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi