mustafaozbag.org

DİVAN-I KEBİR OKUMALARI - 05.07.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Temmuz 2022 · 1:00:29

Euzubillahimineşşeytanunrejim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikr fâlemennehu, Laa, Ehe, Ehe, Muhammeden Resûlullah, Cemiyen Enbiyeyü, Vel Mürselîn, Velhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Hu, Eyvallah, İllallah, Muhammeden Resûlullah, Destur Ya Hazret-i Allah, Hu, Madem ki Güneş'in kuluyum, hep Güneş'e ait sözler söylemeliyim.
Ben ne geceyim ne de geceyi sevmediğim. Böyle olunca rüyadan bahsetmem gerekir mi? Madem ki Güneş'in elçisiyim, onun tercümanı olayım. Ona sorayım da size cevap vereyim. Madem ki değer bakımından Güneş'e benziyorum. Yıkık yerleri aydınlatmalıyım. Mamur yerlerden kaçınmalıyım. Harap sözler söylemeliyim. Madem ki gönlüm senin toprağının kokusunu almıştır. Sudan bahsedersem, civarındaki topraktan utanırım. Yüzündeki örtüyü kaldır, yüzünü aç. Çünkü senin yüzün çok kutludur.
Yüzün örtülü olarak konuşmamı bana reva görme. Hasetçi halimi sorarsa, gönlüm şükretmeden bile korkar da hemen şikayete başlarım. Çektiğim ızdırapları söylemeye koyulurum. Dilimi susturdum. Çünkü kitap gibi bir gönlüm var. Yanıp kavrulmuş gönlümün dertlerini söylemeye başlasam, senin gönlün yanar yakılır. Elimi çırpmıyorsam, bu çırpış kadınlar yüzünden değildir.
Aslında ben ne bundanım ne de ondanım. Ben pek büyük bir şehir olan hakikat şehrindenim. Ben ne oyunun, ne kumarın, ne de içkinin, şarabın peşindeyim. Ben ne hamur gibi yoğrulmuşum, ne de mahmurluğa düşmüşüm. Ne öyleyim, ne de böyleyim. Ben eğer mest isem, harap bir hale gelmişsem, yıkılmışsam.
Benim bu mest oluşum, harap oluşum, seninki gibi şaraptan değildir. Ben ne topraktanım, ne de sudanım, ne de şu zamanenin ehlindenim. Ademoğlunun aklı, fikri bu ilahi nefesten ne haber alabilir? Ben yüzlerce perde arkasındayım. Ben bütün cihandan gizlenmişim. Bu sözü benden duyma, işitme. Benim parlak hatırımdan böyle bir söz kabul etme. Ben bu sözü şu görünen şekilden de, görünmeyenden de alıp kabul etmiyorum. Gerçi yüzün çok güzel, fakat ruhunun kafesi tahtadandır. Bu sebeple sen benden kaç git. Çünkü benim dilim, sözüm bir alev gibidir, seni yakmasın. Ben cennetlerin gül bahçesi gibi olmuşum.
Dünyanın neşe, zevk, yurdu halini almışım. Bütün erlerin canlarına yemin ederim ki canım candır. Bir yere takılıp kalmamaktadır. Hep yürüyüp gitmededir. Ey aşk, sen de şaşılacak bir eşsin. Ne de şaşılacak teksin. Eşin benzerin yok. Ağzımı tuttun da söyleyeceklerim içimde kaldı. Fakat can, Tebrize hakkın şemsettin eline giderse, sözlerimdeki bütün sırları sona erdirir. Beşer sevdası olmayan başımda bir heves var. Bir sevda var.
Bu sevda yüzünden öyle bir haldeyim ki kendimden bile haberim yok. Aşk padişahı bana her zaman binlerce memleket bağışlar. Benim ise ondan, onun cemalinden başka hiçbir isteğim yok. Bana iki cihanda da onun aşkının kemeri ve külahı yeter. Benim kendi külahım başımdan düşse, benimde de kemerim olmasa, benim için tasa değil, hiç üzülmem. Seher vakti onun aşkı benim hasta gönlümü öyle bir yere götürdü ki, Ben orada nice geceler, gündüzler geçirdim de, seherlerden haberim bile olmadı. Canım ise manalar diyarında öyle bir sefer etti ki, Gökler ve ay, biz ömrümüzde böyle bir sefer yapmadık dediler. Ayrılıktan ötürü canım, iki gözümden kanlı yaşlar saçıyorsa da, Sen bunu gördüğün halde incilerle dolu bir gönlüm yok sanma.
O eşsiz varlığın cemalinden, güzelliğinden bir nişane, bir iz gösterirdim ama, İki cihan bir araya gelirdi. Ben kavga ve gürültü çıkarmak niyetinde değilim. Gözünü aç da dikkat de cana bak.
Ben onu tuttuğum, ezel bayramında kurban etmek için çeke çeke sevgiliye götürüyorum. Madem ki her şey sevine sevine aslına gider, Ben de canı o yüzden aslına götürüyorum. Şeker kamışının diş altına düşmedikçe hiç tadı meydana çıkar mı? Bu yüzdendir ki, şeker kamışına benzeyen canı dişin altına götürüyorum. Altın madende bulundukça parlaklık elde edemez. Onu azar azar madenden alıyor, çabucak kuyumcuya götürüyorum. Ateşin dumanı küfür, nur da imandır.
Ben ise can mumunu alıyor, küfrün de imanın da ötesine götürüyorum. Güneşi etkimin altına almış, onu delil olarak güneşi inkar eden her buluta götürüyorum. Ey Tebrizli Şems, sana armağanım gönül denizinin incileridir. Fakat tertemiz canından utanıyorum da, onları deniz gibi gizlice getiriyorum. Sen benden bıktın usandın ama, ben senden kaçımıyorum. Sevgilim, sen benden niçin kaçıyorsun?
Bu kaçışınla beni öldürüyorsun. Sen başkansın, sen emirsin. Hiç kimseye minnetin, hiçbir şeye ihtiyacın yok. Hiç kimsenin öğüdüne de kulak asmazsın. Sevgilim, benden ne çabuk bıktın, ne çabuk aşkına doydun. Bu doymandan ben haram oldum, perişan oldum. Ne olur bir zaman için olsun, bana aman versen de. Ne şiş yansa, ne kababım yansa, ziyan olsa. Sen ne kadar ayrılığa aşıksın, ne kadar bezginsin. Ne kadar vaadini geriye bırakırsın. Bütün bunlara rağmen, senden başkasının elinden içtiğim şarap, Bana sevinç vermiyor. Ey, ay yüzlü sevgili!
Odama birdenbire gireceksin diye gönlüm çarpıyor. Güneşim gizlenince ben iki gözümle buluta dönerim. Ben hürsem de acizlikte zerreler gibiyim. Ne yapayım, güneşim dolmakta vefasızdır. Gökten yağını hiç yer kabul etmez olur mu? Sen önüme her ne korsan, başıma her ne getirirsen, Nasıl olur da ona razı olmam? Nasıl olur da onu kabul etmem? Sen benim gibi birisini ararsan, kum sayısınca çokça bulursun. Ama ben seni çıralarla arasam da bulamam. Ancak sana secde ettiğim zamandır ki kendimde bir varlık bulurum. Var olduğumu anlarım. Sevgilim, sana secde etmek imkanını bulmam dualarımın kabul edilişindendir. Bana herkesi gönlünden çıkar at, gönlünü cihan halkasında yıka, Gönlünü cihan halkından yıka, temizle demiştin.
Gönlümü nasıl yıkayayım, ayrılık ateşin bende su bıraktı mı? Senin yolunda hiç olmakta, can feda etmekte benim gibisi az bulunur. Seni sevmekte yanık gönüllüyüm, Gözyaşlarımla ise bulut gibiyim. Seher vaktinde sabah şarabım sensin, Seferde başarım sendendir. Benim için cennet gibisin, İbadetlerimin sevabı da sensin.
Başımıza ayak edindik de, Sonunda hakikat ırmağını açtık. Kainatı birbirine vurduk, Biz dışarı fırladık, Bizim kainatla bir ilgimiz kalmadı. Üstüne bindiğimiz aşk burağı, Arşın burağıydı. Bu yüzden bir sıçrayışla gökyüzüne vardık. Ne olduğunu, nasıl olduğunu bir türlü anlayamadığımız, O eşsiz padişahın tahtının önüne varmak için, Alemi zerreler gibi birbirine vurduk, birbirine kattık.
İlk menzil olarak kanlarla dolu bir deniz göründü. Kanlı ayaklarımızla dalgaları aşıp geçtik. Hak yolunda ilerlerken, İnsan anlayışı, insan vehmi, insan aklı, Hepsi de yolda dökülüp saçıldı. Çünkü biz insanın etrafını saran altı yönü de açtık, Çeriler de bıraktık. O eşsiz Leyla'nın, Mecnunların bulunduğu sınıra gelince, Atımızı serkeşlik etti, Zapt edemedik, Mecnun'un sınırını da açtık.
Yaptığımız ibadetlerle, İyiliklerle, Gurura kapılıp, Karuna benzeyen nefis, Yerin dibine geçti. Ondan sonra ercesini onun hazinelerine doğru at sürdük. Çöllerde, ovalarda, Onun aşk nuruyla açtığımız yollardan bir zerresini bulsaydı, Çölde, Ova da canlanırdı. Sevgilinin bize misafir olarak geldiği gün,
Ne hoş bir gündür. Gözümüz onun güzel yüzünü görünce, Bir güzellikler diyarı olur. Gönlümüzde ayrılık derdi varsa, Onun güneş gibi parlak olan yüzünden, O derde derman bulunur. O gönlümüzü nasıl incitmek isterse, Öyle incitir. Ne dilerse biz onu yaparız. Onun dilediğini yapmak, Canımıza minnettir. Biz ona canla, Gönülle hizmet ederiz. O padişahın hizmetinde bulunuruz. Rahmetinin güneşi, Toprağımıza vurunca, Toprağımızın bütün zerreleri, Onun güneşinin nuru içinde oynar durur. Kapkara zerrelerimizi, Onun nuruyla aydınlatırız.
Şaşırıp kalan gözlerimizi, Onun güzel yüzüyle aydınlatırız. Kupkuru bir dal halini alan, Bedenimizi bir asa gibi, Onun aşk musasının eline veririz de, Mucizeler gösterir. Onu bir ejderha yaparız. Dünyadaki bütün şaşılacak şeyler, Bize şahsa yeridir. Çünkü biz, Nefis firavununu yakalar, Onu İmranoğlu, Musa yaparız. Ben yarım söyledim, Sözümün gerisi, Bu söylediklerimden anlaşılır ama, Gizlilik günü söylemek üzere, Yarısını gizleyeyim. Bütün dostlarımız gittiler.
Biz, Yapayalnız kaldık. Kimsesizler kimse sesi, Yalnız kalanların dostunu, Her an çağırıp dururuz. Bütün dostlar, Hayal gibi gözümüzden çekilip gittiler. Biz de, Yalnız kalınca, Bütün dostlar, Bizi bırakıp gidince, Bizler de, Sevgilinin hayalini, Gözümüzün önüne aldık. Bir zaman geliyordu, Sevgilinin ırmandan, Sular alıyor, Kaplarımızı dolduruyorduk. Ayrılık ateşiyle, Tutuşmuş olan, Gönlümüzü serpiliyorduk. Zaman oluyordu, Aşk ağacının altında, Meyve silkeliyorduk. Bir an oluyordu, Bize şekerler, İnciler saçıyordu.
Bir an oluyordu, Şekerlerine üşüşen, Sinekleri kovuyorduk. Sevgilinin hayali, Evinin kapısından çıkınca, Onun kapısına kapıcı olduk. Hayali kapıdan çıkıp gidince, Biz o kapıda kaldık, Ayrılmadık. Birbirimizle sohbet etmeyi seçelim,
Adet edinelim. Birbirimizden uzak durmayalım, Birbirimizin eteğine oturalım. Dostlar, İşimiz var diye, Bizi bırakıp gitmeyiniz. Hepiniz de biraz fazla oturun, Oturun da birbirimizin yüzünü daha çok görelim. Bazen birbirimizden ayrı düşüyorsak da, Aslında biz ayrı değiliz. Bizi böyle sanma, Biz iç yüzümüzden, Birbirimizle dostuz, Birbirimizle uzlaşmış, Anlaşmışız. Biz birbirimize yabancı değiliz. Şu anda, Hak aşıklara beraberce oturmuşuz. Elimizde mana şarabı kadehi, Göğsümüzde gül var. Şu anda bu alemden, Görünmez aleme sefer etmediyiz.
Biz, Evden sevgi bağına, Bahçesine yol bulduk. Biz, Selvi ile, Yasemin ile komşu olduk. Eve kapanmayalım, Her gün, Bahçeye gidelim, Açılmış gülleri seyredelim. Aşıkların başlarına saçmak için, Etek etek güller toplayalım. Bahçeden topladıklarımızın, Hepsini de önümüze yiyelim. İçlerinden güzelleri seçelim. Haberimiz olmadan, Hırsızlar gibi bizim gönlümüzü çalmayın. Biz, Hırsız değiliz, Emin kişileriz. İşte gülün kokusu, Buradan bizim nefesimizden geliyor. Çünkü biz, Gerçek iman, Gül bahçesinin, Gül fidanıyız. Dünya, O gülden esip gelen, Rüzgarın getirdiği kokuyla doldu.
Madem ki, Rüzgardan onun kokusunu aldık, Elbette bizim kokumuzu da, Oraya götürür de, Biz, Göhneleşmiş olduğumuz halde, Onun kokusuyla iyileşiriz, Gençleşiriz. Bizler, Aşkın, Değersiz kuluyuz, Kölesiyiz ama, Tıpkı aşk gibi pusudayız. Canım, Sırlar gösteren ayna gibi olunca,
Ağzımı tutmaya, Söz söylememeye, Gücüm yeter. Ama görmemeye, Bilmemeye gücüm yetmez. Bedenden kaçtım, Kurtuldum ama, Candan çekiniyorum. Yemin etmesini bilmem, Şu kadar söyleyeyim ki, Ben ne bundanım, Ne de ondan. Ey, Benden bir hakikat kokusu almak isteyen, Bu uğurda benlikten ölmek şart, Diriyken bana bakma, Ben gördüğün gibi değilim, Sen benim eğriliğime bakma, Şu doğru söze bak, Ben yay gibiyim ama, Sözüm oktur, Şu baş, Sanki bir kabak gibi gelmiş, Tepeme konmuş, Şu hırkada bedenim, Ben bu dünya pazarında, Kime benziyorum,
Bilmiyorum ki kime benziyorum, Bilmiyorum, O ilahi aşk şarabıyla, O ilahi aşk şarabıyla, Nasıl yok olup gitmişim, O mekansız güzellik yüzünden, Neredeyim, Ne haldeyim, Haberim yok, Zaman oldu, Denizin dibine düştüm, Zaman oldu, Güneş gibi doğdum, Bir zaman olur, Dünya benden gebe kalır, Bir zaman da dünya gibi doğar, Meydana gelirim, Bir yere varmışım ki, Dünyaya sığmıyorum, Ben artık o mekanı bulunmayan,
Eşsiz sevgiliden başkasına yaraşmam, Ben mest olmuş, Kendinden geçmiş, Öyle bir rindim ki, Bütün rindlerin arasında, Hayyy, Hayyy demekteyim, Sen bana diyorsun ki, Neden kendine gelmiyorsun, Sen kendimi ne olduğumu bana göster de, Kendime geleyim, Ben güzelliği mest olmuş gördüm, Kendi kendine, Ben belayım, Ben belayım, Ben belayım deyip duruyordu, Ona her taraftan yüzlerce canla cevap geldi, Ben seninim, Ben seninim, Ben seninim diyorlardı, Ey güzellik, Sen öyle bir türsün ki, Musa'ya, Ben Allah'ım, Ben Allah'ım diye seslenmiş,
Ben ateşten bir ağaç gördüm, Ey benim sevgilim diye bana seslendi, O ateş beni çağırıyordu, Yoksa ben İmran oğlu Musa mıyım, Belalara düşerek çöllere daldım, Kudret helvası, Bıldırcın yedim, Kırk yıldır Musa gibi, Bu çölün etrafında dönüp dolaşmadayım, Ey benim canım, Gel, Sen bir Musa'sın, Bu beden de senin sopandır, Bedenini sevdin mi, Bedenini tuttun mu,
Onu ağaçtan bir sopa yaparım, Bedenini attın, Hor gördün mü, Onu hünerler gibi, Ejderha haline korum, Sen bir İsa'sın, Ben de senin bir kuşunum, Sen balçıktan bir kuş yaptın, Bana bir üfürünce canlanır, Kanatlarımı açar, Göklere uçarım, Ben Medine'deki mescidin direğiyim, Peygamber bana dayanarak kutbesini söyledi, Bir başka yere dayanınca, Ben ayrılık derdiyle ağalar inerim, Ey efendiler efendisi, Ey padişahlar padişahı, Ey suretler, şekiller yaratan, Fakat suretlerden, şekillerden, Münezzah olan Allah, Ben, ne şekle soku,
Beni ne şekle sokacaksın, Bunu ben bilemem ki, Bunu ancak sen bilirsin, Gel, Gel de birbirimizin kadrini, Kıymetini bilelim, Çünkü belli olmaz, Birbirimizden ansızın ayrılabiliriz, Madem ki peygamber efendimiz, Mümin, müminin aynasıdır diye buyurdu, Ne diye aynadan yüz çeviriyoruz, Kerim olan kişiler,
Dostları uğruna, Canlarını feda ederler, Köpekliği bırak, Biz de kerim insanlardanız, Kul, Eûzileri, Kul, Hüvallah, Neden birbirimizi sevmek için okumuyoruz, Garazlar, Kinler, Dostluğu karartır, Gönlü yaralar, Ne diye garazları, Kinleri gönlümüzden söküp atmıyoruz, Bazen ben öleceğim, Şu dünyadaki uygunsuz hallerden kurtulacağım diye seviniriz, Ölümü isteriz, Bazen de birbirlerimizin canlarına düşman oluruz, Biz aşıklarız,
Gel aramıza katıl, Katıl da sana aşk bahçesinin kapısını açalım, Gel gölge gibi evimizde otur, Biz aşk güneşinin komşularıyız, Bizler dünyada can gibi göze görünmüyoruz, Aşıkların aşkı bizim nişanımız, İzimiz belirmiyor, Aşkımız görünmüyor ama eserleri meydanda, Sararıyoruz, Soluyoruz, Bu hal aşka bağlı, Çünkü biz can gibi hem gizliyiz, Hem görünüyoruz, Meydandayız, Sen söylediğin her şeyden vazgeç de yücelere bak, Biz yücelerin de yücesindeyiz, Ötelerdeyiz, Sen bir çukurda mahpus kalmış, Başka tarafa akamayan bir su gibisin,
Bize gel, Bize katıl, Bozulmaktan, Kokmaktan kurtulursun, Çünkü biz, Coşkun akan, Bir aşk seliyiz, Biz yokluk aleminde her şeyimizi harcamış kişileriz, Biz, Kitap yazmaktan başka bir bilgisizlik bilmiyoruz, Şu anda öyle mestim, Öyle kendimden geçmişim ki,
Havvayı Adem'den, Yani kadını erkekten, Hayırt edemiyorum, Deniz, Benim coşkunluğumdan dalgalandı, Köpürdü, Dünya beni mest bir halde görünce, O da mest oldu, İçtiğim şarap nasıl bir şaraptır ki, Cellat onu içince, Mest olmuş, Kendinden geçmiş, İnsan başı kesemez olmuş da, Dünya artık, Yazdan, Matemden kurtulmuş, Bu şarap haram değildir, Helal içinde helaldir, Helalın ta kendisidir, Allah küpünden verilen şarap haram olamaz, İhtiyar felak, Bu genç şaraptan içseydi, Beli bükülmezdi, Eğer yeryüzü bu şaraptan içseydi,
Bulutlardan yağmur dilenmezdi, Eğer dünyada sır saklayana, Mahrem bir dost bulunsaydı, Akılsız gönül bu sırrı, Onu açıklardı, Eğer ayağınız sağlam olsaydı, Bu şarap sizi baltıktan çeker, Çıkarırdı, Ben onu istiyorum,
Başka bir dost istemiyorum, Madem ki gülü buldum, Dikeni istemiyorum, Senin başka bir dostun varsa, Ona git, Ben başka dost istemiyorum, Onun güzel yüzünden başka bir baht aramıyorum, Onun işinden başka bir iş istemiyorum, Ben doğan kuşları gibi, Padişahın bileğini seçtim, Akbaba gibi leş kokusunu istemiyorum, Gönül ehli arasına, Gönülden başka bir şey sığmaz, Sevgiliden de, Gönül alıcılıktan başka bir şey, Beklemiyorum, Ey şekli olmayan, Ey güzelliğe güzelliğe sığmayan güzelim,
Senden başka sevgilim yok, Gönlüm ancak seninle huzur bulur, Ey benim dostum, Benim huzurumu ve kararımı alma, Senin cefaın sebebiyle mahzunum, Aşkından başka seçtiğim bir şey yok, Aşkından başka ne işim var ne de gücüm, Yanığın ay gibi nurlu parlak, Sen ne de latiflis sin, Sen ne de güzel, Sen benim güvendiğim en aziz bir varlıksın, İşim gücüm senin himmetinle yoluna girer, Aşkından başka hiçbir şey kabul etmem, Saçından başka hiçbir şeye el atmam, Bu ahitte ok gibi dost doğruyum, Çengin teli gibi feryat edip duruyorum,
Bedenimizi tamamıyla can haline koy, Hepimizi hakikat madeninde inciye çevir, Bağımı, bahçemi, neşelerle sulayan bir çeşme lütfet, Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah'tan başka kimsecikleri istemem,
Ölümsüzlük mülkünden gayri hiçbir şey istemem, Kulağına gider diye korkarım da, Onsuz yaşayış düşüncesini bile istemem, Şarap teslimi güneş bile taşısa, Ben onsuz işret istemem, Ben üzüm cıbrasıyım, Üzüm gibi yumruktan tekmeden başka bir şey istemem, Canım onun gönlümde açtığı yaraların lezzetinden bir an bile olsa, Kurtulmak istese, Ben onu da istemem, Halis can olma zamanı geldi çattı, Artık ben hastalıklarla, dertlerle çırpınıp duran, Bu beden zahmetini istemem,
Hakikati örtsün, kapatsın, Herkes açıkça görmesin diye, Peygamber Efendimiz'e Ahmet demiş, Ben Ahmet'ten, Ahet'ten başkasını istemem, Sen kokmayan gülü neyleyim,
Neyleyim sensiz baharı, Sen doğmayan günü neyleyim, Neyleyim sensiz ben dünyayı, Senin tenine değmeden gelen yağmuru istemem, Meltemi istemem, Seni parlayacaksa parlasın yıldızlar, Sana yanmayan yıldızı semalarda istemem, Bülbüller söyleyecekse seni söylesin, Senden okumayan bülbül olsa dinlemem, Özlemim sen olacaksan yansın yüreğim, Sılası sen olmayan gurbeti istemem, Vatanı istemem, Bir ateş yakacaksa beni kalbimden, Senin aşkının ateşi yaksın, Senden gayrı başka bir aşkla kül olursa kalbim,
Bu kalbi istemem, Ateşi istemem, Koru istemem, Seni göremediğim vahalar bedevilerin olsun, Ben senin çölünü isterim, Suyu istemem, Sana çıkacaksa durmaz yürürüm, Sonu sen çıkmayan yönü istemem, Yolu istemem, Ben gönüllü bir köleyim, Kulağımda küpem, Kalbini fethedekse geçerim bin sinayı birden, Yoksa neyime, Bu fethi istemem, Mısırı istemem, Cihanı istemem, Ben Sultan Fadih'im,
Önündeyim İstanbul'un, Yakarım bu şehri, Yüzünde bir tebessüm için, Yoksa gül yüzünü güldürmeyen sultanlığı istemem, İstanbul'u istemem, Ben bir garip yunusum, Yazdığım sensin, Yandığım sen, Senden gayrı bir aşka, Ben kalemi istemem, Kağıdı istemem, Ben senin ümmetinim, Sensin benim efendim, Senden gayrı, Senden başka efendi istemem, Sevgili istemem, İstemem, İstemem, Celle celaluhu, Cenne şanuhu,
Teslim. Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Sadaqallah,
Ve selam ala ala al-mursalin, Velhamdülillahi Rabbil alemin, Subhane Rabbiyel aliyyel ala al-vahhab, Bismillahirrahmanirrahim, Bismillahirrahmanirrahim, Amin, Elhamdülillahi, Kitab-i Kerim, Fâlemennehu, La ilahe illallah,
Amin, allahumma rüsî kalbi secareti, La ilahe illallah, Amin, Amin

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi