Kıratım, nalını göklerin üstüne koy. Nasıl olduğu bilinmeyen ay, bir davet mektubu yazmış. Ovadan can gibi ceylan çıka geldi. Hem de öyle bir ceylan ki, erkek arslan onun korkusundan,
Kuyruğunu kızgın kumlara vuruyor. Hocam, bugün bayram gününe benziyor. Hepimiz de mest olmuşuz. Davul da mest, davul çalan da mest olmuş. Kendinden geçmiş. Güm, güm diye davul çalmadı. Aramızda ilaç için olsun bir akıllı bulamazlar. Şu deliler arasına katılan herkes deli, divane oluyor. Mahmur kişiye bir kadeh şarap, altınla dolu yüz evden daha değerlidir. O şaraptan şu zayıf bedene bir kadeh dökelim. Sen, oruçlular arasında rahat rahat, hoşça bir aşk şarabı kadehini al, iç. Üzüm şarabı içsen, sonunda utancından akrep gibi gizlice eve gelirsin.
Ama bu şarabın sarhoşluğu, öyle sarhoşluk değildir. İnsanı rezil etmez. Sen, oruç bozmayan şarabı küpsüz, testisiz, kadehsiz iç. Bu ne üzümden yapılmıştır, ne de cibreden. Bu şarap, mahmurun başını döktüğün, onu uyardığın, aklını başına getirdiğin şarap değildir. O şarap, yalancı şaraptır, o yüzden onun kuyruğu kısa kalmıştır.
Deve, şarapla dolu küpü yüklenmiş olarak meyhaneden çıka geldi. Onu görünce kadeh dile geldi. Kalkın, uykuyu, yemeği, içmeyi bırakın. Şarap için diye seslendi. Ben aşkta Süleyman gibiyim.
Kuşların dostuyum. Onların dilinden anlıyorum. Bende hem peri aşkı var, hem de istediğim zaman perileri çağırabiliyorum. Her kimde daha çok peri huyu varsa, hemen onu yakalar şişeye kapatırım. Ona bir efsun okurum. Keskin kılıcımı sallaya sallaya onu korkuturum. Bu işten ötürü de dehşet içindeyim, şaşırıp kalmışım. Hem aklım başımda, hem de kendimde değilim. Hem söz söylüyorum, hem de susmadayım. Hem de susarak ağızsız, dilsiz olarak konuşanların yazı tahtasıyım. Feryat ki, Meryem ilahi bir ruh ile bir başka renge girdi. Bir başka hale büründü. Feryat şu halden ki, ben artık feryat etmeyi de bilmiyorum. O renkten nasıl da renksiz hale geldim.
O alına dökülen kıvrım kıvrım saçlar yüzünden, salkıma döndüm. Ya Rabbi, o mum yüzünden pervane gibi oldum. Yandım, yakıldım. Dedim ki, ey ay yüzlü sevgili, senin bugün bir başka güzelliğin var. Git dedi, bana böyle söyleme. Bana bir insan gözüyle bakma. Ey hoca, eğer sen insansan neden şüphelere düşüyor, kuruntulara kapılıyorsun, üzülüp duruyorsun.
Senin hasedinden, hırs ateşinden, canım dumanlar içinde kaldı. Ya deli divane bir aşık ol, yahut da yanımızdan git. Şu hayat perdesine varlıkla, benlikle aksetme de perdeyi yüzüne örtmeyim. Ben hem kanım, hem de süt, hem çocuğum, hem de ihtiyar, hem kulum, köleyim, hem de emirim, hem buyum, hem o, hem ben şekerler dağıtan şemsim, hem de Tebriz şehriyim, hem sakiyim, hem mestim, hem meşhurum, hem de gizli.
Beni hiç kimse göremez. Aynada güzel yüzünün hayalini görünce hayran oldum.
Dil dökmeye başladım, fakat ayna nefes istemez, söz istemez, buğulanır. Bu yüzden ayna buğulandı da hayalin görünmez oldu. Vah benim sözlerime, vah benim sözlerime. Senin hayalini suda gördüm de yakalamak için suya el attım. Fakat su bulandı, seni göstermez oldu. Ben de boş yere uğraşmış oldum. Ey dost, aramıza ey dost sözü bile sığmıyor. Ey sevgili demeye kalkışsam, ey sevgili bile diyemiyorum. Ah etsem, o da ne taraftan geldiyse o tarafa geçip gidiyor. Ağzımın yolunu kapadım, artık feryat bile edemiyorum. Benim feryadım, benim ahım, o ayın bulutlar arasında girip kendini göstermemesindendir.
Ey benim ayın on dördü olan dilberim. Göğümdeki bulutlar arasında gizlenir. Ama sen gizlenmezsin. Elbette canlı ay yüzlüğe bakmak da daha da hoş. Kutsal varlık tahtasını yıkadım, temizledim. Varlıktan, benlikten kurtuldum.
Benim artık dünya ile bir ilgim kalmadı. Nasıl olduğu bilinemeyen, anlaşılamayan, büyük yaratıcı ile aramızda perdeyi de yırttım attım. Artık bu huş kafamı yormayacağım. Düşüncelere dalmayacağım. O eşsiz kutsal varlık, beni lütuf sütü ile besledi, yetiştirdi. Ayıplanma, kınanma taşı nasıl olur da bana ulaşabilir. Bende gamın yaprağı bile yok. Ben yokluğa öyle dalmışım ki sevgilim, bir an için olsun, gel, ben otur deyip duruyor da, ben ona bile aldırmıyorum. Hani bir an var ya, Adem'i bir anda varlık alemine getirdi. O andan da usanmışım. Benim onunla ilgim yok.
Sen bir an bile kendisinde olmayana ne dersin? Binlerce defa başıma vuruyor. Başımı eziyor da ona bile aldırmıyorum. Yıkılmadık bir yanımız, çökmedik bir yönümüz kalmadı ki. Varlıktan bahsedelim. Konuşma gücüm oldukça, işim gücüm dua etmektir. Duaları kabul etmek de sana düşer. Dua benden, kabul senden. Duanın kabulü hususunda benim ne hakkım olabilir? Dualarım senin muma benzeyen kulağının etrafında döner durur.
Bu yüzdendir ki dualarım mumun alevi etrafında dönüp duran pervanelerin kanatları gibi yanıktır. İhtiyaçlarımın, dileklerimin kütüphanesine gelip girersin. Yakından duyarsın diye arzularımı kitap kitap üstüne koymuşum. Dileklerim sahife sahife altta bulunmaktadır. Bana çok lütufta bulunduğun, başka yaratıklara vermediğin düşünce, duyma, hayal etme gücünü bana verdiğin için başım gökyüzüne sığmaz.
Gönlüm neşelidir. Bende tan yerini ağır tanın gamı var der durur. Düşünce söğüt ağacı dalı gibi her esen rüzgarda oynar durur. Ama yemyeşil sidra ağacının kökü gibi köklerin bir aradadır güçlüyüm. Hiç durmadan gönlün etrafında dönüp duruyorsun.
Ne yapacağını biliyorum. Gönlü kanlara boğacak. Yüzü sapsarı sarartacaksın. Bir kurnazlık ettin, bir oyun oynadın. Gönlün varını yoğunu aldın götürdün. Bu oyundan sonra daha ne oyunlar oynayacağını, başıma neler açacağını, neleri meydana çıkaracağını biliyorum. Bir bakışta ciğerimi yaraladın, onu ateşlere attın, yaktın, yandırdın. Daha neler yapacağını biliyorum. Yanıştan yanışa, dumandan dumana, dertten derde farklar olduğunu ben biliyorum.
Dağınıklıktan kurtulmak, düğümlenmek istiyorsa bana gelsin. Ona güzel bir düğün vurayım.
Efendimin düğümüyle mermer kaya bile can bulur. Ona ulaşan taş bile can kavuşur. Bir gün bahçede dolaşırken güle, sen daima gülüp duran, hoş kokular saçan, gözleri okşayan, renginle bizi hakka götüren bir kılavuzsun dedim. Gül bana, neden daima gülüp duruyorum biliyor musun? Güzel huylu padişahımın hayali tebessüm etti.
Yüzüme güldü de o günden beri dünyada bulunan bütün güller soydan soya böyle gülmeye başladık. Oğuldan oğula hepimiz güler yüzlü olduk. O günden beri suratı asık bir gül hiçbir yerde görünmez oldu. Padişahım dedi ki, ömrü olmayan her zavallıya ben ömür olurum. Ben de bir zavallıyım. Padişahımın bu vaadinden ümide kapıldım da ömrümden oldum. Ömürsüz kaldım. Gönlüm güle, senin ömrünün ne değeri vardır ki? Beni neden minnet altında bırakıyorsun? Ben kimim, sen kimsin diye bağırdı. Aşk diyor ki, bir sırrım var söyleyeyim de duy. Bunu ganimet say, hayırlara kavuş.
Ne kötülük et, ne de ondan ayrıl. Yoksa ümitsizliğe düşersin, pişman olursun. Bütün padişahlar kullarını açgözde olmadıklarından, kanaat sahibi olduklarından ötürü överler. Benim padişahımın bütün öfkesi ise, onun lütuflarını yeter bulmamdır. Ben bu dokuz kat göğü, insanı büyüleyen şaheserler ortaya koyan ressamı gereği gibi bilemiyorum.
Bilemiyorum. Bana her tarafa gitme, sen üstadsın, buraya gel diyorsun. Ama ben o mekansızlık yerini bilmiyorum, bilmiyorum. O bazen benim yakamı tutar, beni hırpalar, perişan eder. Beni hırpalayan o güzel huylu, bilemiyorum, bilemiyorum. Ben musikiden zevk alan, güzel sesleri dinlemeye iş edinmiş bir canım. Çalgıcı olmadıkça huzur bulamıyorum.
Musiki ve neşe arayan canımı bilemiyorum, bilemiyorum. Ben bir arslan görüyorum. Bütün dünya onun önünde bir ceylan sürüsü. Fakat bu arslan kim, bu ceylan sürüsü ne, bilemiyorum, bilemiyorum. Beni sel kaptı, sürüklüyor, aşağılara doğru akıp, dereyi aramadayım. Fakat beni alıp götüren seli de, dereyi de bilemiyorum, bilemiyorum.
Köyü, çarşı, pazarı bilmeyen ve orada kaybolan bir çocuğa benziyorum. Şefkatli, merhametli bir dost bana, kötü insanlar seni çekiştiriyorlar. Senin hakkında kötü sözler söylüyorlar diye haber verdi. Ama ben iyiliğimi de, kötülüğümü de, söyleyenleri de bilemiyorum, bilemiyorum. Yeryüzü bir kadın gibi, gökyüzü de onun kocası. Bu kadın, kedi gibi kendi yavrularını yiyor. Fakat ben ne kadını biliyorum, ne de kocayı. O gayb aleminin güzeli bana karşı, kaşı ile işaretler etmede. Bir şeyler anlatmada, gizli bir şeyler söylemede. Ama ben ne o bakışı, ne o kaşın işaretini bilmiyorum, bile bilmiyorum. Ben Yakup'um, o Yusuf.
Yusuf'un kokusunun aslı nedir bilmiyorum. Ama yine de gözüm onun kokusuyla açılmada, aydınlanmada. Dünya suratını ekşitse de, o ay yüzü güzel benim yüzüme gülüp duruyor. Ama ben o ay yüzüden başkasını bilmiyorum, bilmiyorum. Kudret elinden, kudret kolundan, her an bir ok uçup gitmede. Fakat ben o eli de bilmiyorum, o kolu da. Sus! Ne zamana kadar dedikodu ile uğraşacaksın? Ben dedikoduyu da bilmiyorum, söyleyenleri de. Benim öyle bir derdim, öyle bir dermanım var ki, Hekimlerin en büyüğü, en meşhur olan kalinos bile bu derdi de ilacı da bilmem diyor. Ey gece önümden çekil git. Büklüm büklüm saçlarını, perçemlerini bana gösterme.
Ben o siyah kıvırcık saçlarından başka bir şey bilmiyorum, bilmiyorum. Ey güzel yüzlü gündüz, seni aydınlatan güneşin ne de parlak ne de gül renkli. Fakat git, git ben Allah'ın nurundan başka bir şey bilmiyorum. Allah göklerin ve yerlerin nurudur. Aşıkların başı olmak sevdasına kapıldım da, aşk yoluna düştüm.
Ben aşkın oğluyum ama, benim varlığım babamdan öncedir. Görmez misiniz, badem yağı bademden çıkar ama, Can da bilir ki badem, ben ağaçtan önceyim diye söylenip durur. Zahire bakan, görünüşe kapılan, Adem'e melekler secde ettiler der. Ama Adem'in hakikatini gören, abdal der. Nasıl olur da Adem bedenden ibaret olur? Buna imkan var mı? Melekler Adem'e değil, Adem'de bulunana secde ettiler. Ben bedendeki can gibiyim, aşk gibiyim. Hem görünürüm, hem görünmem. Ben hem gizliyim, görünmem. Hem de beldeki kemer gibi meydandayım, görülürüm. Gizli sevgili benim de kendisi gibi gizli kalmamı istiyor.
Yoksa geceleyin gözleri görmeyenlerin inadına, Ben ay gibi apaçık görünür dururum. Gökyüzü bana, seni ay gibi başımda taşırım diyor. Ona dedim ki, iyi ama sen bana sor bakalım, Ben var mıyım ki sen beni başında taşıyasın? Vuslat gününde sen beni o güzelden ayırt edebilirsen, Şunu iyi bil ki, gördüğün o güzel başkasıdır.
Ben başka biriyim. Şeker gibi tatlı olan güzelim, Dün gece ne yedin?
Söyle, ben de bundan sonra bütün ömrüm boyunca, Gece gündüz onu yiyeyim. Yazdığım mektupların zevki, Verdiğin müjdeli haberlerin neşesi, İçime kadar yerleşmiş ki, Oradan ayrılıp dudaklarıma kadar gelemiyor da, Bu yüzden duyduklarımı söyleyemiyorum. Ben içime yerleşen zevkle yalvararak derim ki, Ne olur gel, benim duyduklarımı herkese duyur. O, ben içeride daha hoşum diye sözlerime omuz silken, Aşk elbette her gönüle uğrar, Bu hal herkesin başına gelir. Şükürler olsun ki, Aşk benim gönlüme de uğradı, Bu iş bana zorluk çıkarmadı. Bu gece aşka doğru söyle, Sen kimsin dedim.
Ben ölmeyen hayatım, Ölmeyen yaşanışım, Ben daima devam eden, Hoş geçen bir ömürüm dedi. Tekrar sordum, Ey mekandan dışarı olan aşk, Senin evin nerededir? Ben gönül ateşinin dostuyum, Ben yaşlı gözlerin yanı başındayım diye cevap verdi. Sarırıp solan her benzin rengi bendendir, Benim rengimdendir, Güllerin, lalelerin rengi benimdir, Kumaşların değeri de benim, Aşk mektuplarının zevki de benim, Her gizli şeyi keşfeden de benim, Aşk en küçük işvesiyle benim gibi yüzlerce kişiyi yoldan çıkarır.
Hocam sen bana bir yol göster, Ben onun elinden nasıl kurtulabilirim? Gökyüzü aşka şöyle seslenir, Ben senin için dönüp duruyorum, Ay da aşka şöyle nida eder, Ben senin yüzünden nurlandım, Akıl aşk yüzünden kararsızdır, Yerinde duramaz, Düşünceden düşenceye atlar, Ruh huzura kavuşmak için aşka haraç verir, Baş ben senin ardında koşmak için yuvarlığım diye söylenir, Ve aşkın önünde secdeye kapanır, Yüzün hakkı için yemin ederim ki,
Ben dünyada senin yüzün gibi güzel bir yüz görmedim, Senin güzelliğini anlatanlardan duyduğum güzellik nerede, Senin güzelliğin nerede, Sen onların anlattıklarına hiç benzemiyorsun, Bu dünyada böyle güzel bir bağ ne yetişmiştir ne de yetişir, Böyle eşsiz bir bağın meyvelerini de rüyada toplamışımdır, Ne de uyanıkken, Sevgilim, Sen bir baba duası değil, Yüzlerce peygamber duası almışsın ki, Böyle bir güzellik devletine konmuşsun, Şeker kamışına, Kimin yüzünden böyle şekerlerle doldun diye sordum, Seni işaret etti de,
Dedi ki ben onu nefesi içine çekmiştim de, O yüzden bu hale geldim, Cana dedim ki, Neden gonca gibi yüzünü gizledin, Dedi ki onun yüzünden utandım da, Gözlerimi kapadım, Kendi içime çekildim, İlkbahar mevsimi kanatlarında, Binlerce renkler bulunan, Tavus kuşu gibi geldi, Her tarafı süsledi, Güzelleştirdi, Bahar da sen nerelerden çıkageldin diye sordum, Ben ötelerden, Onun güzellik bahçesinden geldim diye cevap verdi, Sonra dedi ki, Canlar zevk edalsınlar diye, Şarap getirdim, Çiçekler getirdim, Hastaların iyileşmeleri için ilaçlar getirdim,
Macunlar getirdim, Şarap, Üzümden çıkarılır, Bütün ilaçlar, Çiçeklerden elde ediliyor, Sen de bilirsin ki,
Ben sensiz yok olur giderim, Yok olur giderim, Yoklukta da bir varlık kabiliyeti vardır, Halbuki ben ondan da aşağı bir hale gelirim, O Yusuf gibi güzel varlıktan ayrı düşünce mahzun olurum, Kötü zanlara düşerim, Her pişmanlığa arkadaş olurum, İrem bağına girince gamın boynumu bağladım, Onu deve gibi her taraf çeker götürürüm, Onu dikenden başka bir şey tattırmam, Ben takdirin, O acı emrin hükmü altındayım, Bazen kervan başıyım, Bazen deve, Bazen göç davuluna tokmak vururum, Bazen bayrağın perçeme olurum, İster davul ister davul çalan olayım,
O büyük padişahın ordugahındayım ya, Bu değişikliklerden, Bu renkten renge girişlerden ne diye üzüleyim, Ne olursam olayım padişahın hizmetindeyim ya, Ben bir mum gibi söz söylemeden her şeyin suretini gösteririm, Eğri büğrü düşünmem, Çünkü düşüncedeki yazının işareti olurum, Aşk der ki, Ey aklı başında olan kişi, Sunduğum şarabı ganimet bil, Al, iç, sarhoş ol, Ey aç kişi, Seni doyurduk, Ey burnu koku almayan, Seni iyileştirdik, Efendimizin, Sahibimizin nimetlerine şükrettik, Zaten Efendimiz buna layık, Bu zevkin sonu yoktur,
Bu kadeh, Adi kadeh değildir, Bu aşk şarabı, Kadehi kırılmaz, Sevgili yüzünü ekşitmiş, Asabi ve öfkeli bir halde bakıyor, Ben hayatımda böyle tatlı bir güzellik görmemiştim,
Onun güzelliğinin büyüsünden deli divaneyim, Onun aşk masallarından mest olmuşum, Sevgili ben hayatımda çok güzel görmüşüm, Fakat hiçbirisi senin gibi güzel değildi, Bu yüzden ben sana bağlanmışım, Benim varım yoğum sensin, Ben artık bende değilim, Ben kendimden geçip gittim, Ben bütün gece perişan bir haldeydim, Ruhum, aklım darmadağınıktı, Fakat şimdi günün aydınlığında,
Senin güzelliğini görünce hayran oldum, Şaşkınlıktan bambaşka bir hale geldim, Elimden tut, Beni kaldır, Beni bu halden kurtar, Ben topraktanım, Topraktan yaratılmışım, Senin nurunla topraktan sıçradım kalktım, Ey seher vakti bana şarap sunan sevgili,
Nasıl bırak da bir şeyler söyle, Sesinle mest olmak istiyorum, Hiç olmazsa şarabı sana ben verdim diye söyler, Sen kucağımdan gittinse de sarhoşluk başımdan gitmedi, Yolun başına gel de gör, Yol üstünde düşüp kalmışım, Bende kem göz vardı, Ona buna nazarım değerdi, Bu yüzden güzelliğin perde altında gizlendi, Benden ürktüm, Ben de güzelliğini ona zarar vermeden görebilmem için, Kem gözümü kapattım, Kendime başka bir göz buldum, Başka bir göz açtım, Bilhassa ahdine olan ümidimle gönlüm sana nasıl açılmaz, Nasıl ferahlanmaz,
Bu yüzden de senin ahd mektubunu gönlümün başına koydum, İlk doğuşum geçti gitti, Ben şu anda aşktan doğmuşum, Kendimde bir başkalık, bir fazlalık var, Çünkü herkes bir kere doğar, Ben iki kere doğmuşum, Ben kafirler diyarında bulunuyorum, Aşk beni esir aldı, Bu ellere getirdi, Bu yüzden aşıkların canları gibi safım, Tertemizim, Güzelim, Ben böyle yaya yürüyorsam da, Bu ilde ben bir padişaha kavuştum, Şimdi o padişahın evindeyim, Onun güzel saçlarını okşuyorum, Ben senin aşkını başarabilmek, Aşkını elde etmek için baş vermeye geldim,
Eğer sen hayır dersen, Ben o şeker kamışını kırarım, İçindeki şeker alırım, Akıl gibi, Can gibi bütün gözlerden gizli olarak, Canlara ve gözlere görüş meşalesi götürmeye geldim, Eğer gönlümü kırarsa, O gönül kırana canımı veririm, Başımdaki hülahı alsa, Belimdeki kemeri de ona veririm, O gözümün önüne oturmuş, Ben nereye bakabilirim, O gönül şehrini zapt etmiş, Ben nereye gidebilirim, O attığı okun keskin ucuyda, Dağı bile deler, O ok atmaya başladığı zaman, Beni kalkan yerine tutarsan, Yazık bana, Sevgilinin güzel hayalinin,
Sevdasına kapıldım da, Hayal gibi oldum, Adını kimseler duymasın diye, Kıskanırım da onu, Ay yüzlü diye çağırırım, Sevgilim önüme şarap getirdi, Bunu iç, Sen bunu içmesen, Başkasına götürürüm dedi, İşte benim bu gazelim, Onun şarap ikramına bir cevaptır, Gönül, Ben garibim,
Aşığım, Mestim, Yüzünü görmek özlemindeyim, Sana gelmek, Seninle buluşmak için, Pılımı pırtımı bağladım, Denk yaptım, İşte şuracıkta duruyor, Sen bütün dünyanın kıblesisin, Kıbleden başka tarafa dönemem, Nerede olursan olayım, Hep kıbleye yüz çeviririm, Namazımı kılarken oraya dönerim, Canım bedenim de oldukça, Senden başkasına giden bir yol ayak basamam, Buna imkan yok, Sevgili, Ben yokluk aleminden, Bu dünyaya senin aşkınla geldim, Senden başkasını düşünürsem, Dar ağacına layık olurum, Senden başkasının eteğine sarılırsam,
Elim kesilsin, Bütün dünya ve bütün dünyadakiler, Kendi vesveselerine uymuş, Yollarını kaybetmişler, Dinlerinden dönmüşler, Bense öyle büyük bir aşkın lütfuyla, Kendi şerrimden bile kurtulmuşum, Şu gönül kirliliğinden kurtulmuş, Saf tertemiz bir hale gelmiş de yükselmiş, Aşkın yücesine çıkmış, Bense beden balçığının meydana getirdiği, Bulanıklık yüzünden, Şu kirli yerde dünyada kalmışım, Yücelere çıkamıyorum, Sevgilinin kendisi bana gelmeye, Tenezzül etmedi de, Lütufta bulundu, Hayalini gönderdi, Ne de güzel bir hayal,
Amma yasıfun, Ve selamun alal mürselin, Velhamdülillahi Rabbil Alemin, Subhanebile alaliyyil alevvehhab, Alhamdulillah, elhamdulillah, elhamdulillah, elhamdulillah, … illezi kâle fi kitab-i kerim, fa'le men lehu la ilahe illallah, amin.
Es salatu ve selamu ala seyyidina Muhammedin, illezi kâle fi hadiş-i şerifi, eftali zikri fa'le men lehu la ilahe illallah, amin. Allahümme rız fi kalbi secereti la ilahe illallah, amin. Ve edhil ala lisani yenab-i hikmeti la ilahe illallah, amin. Ve edhil ala lisani yenab-i hikmeti la ilahe illallah, amin. Venşur ala veci berka nuri la ilahe illallah, amin. Vakfazna ya Rab, amin. Min küll-i şekkin, amin. Ve küfrî, amin. Ve riyâih, amin. Ve min makşid-i makirine, amin. Maser-i hasedine, amin. Ve adâvetil muadîne, amin. Ve din şer-i nefsin, amin. Ve şeytanin, amin. Ve dünyain, amin. Ve hevain, amin. Din âyeti, amin. Ve rigâyeti, amin. Ve kufz-i la ilahe illallah, muhammedun rasulullah, amin.
Ol meclisi zâkiran ve matlubu aşkan olan Cenab-ı Rahman, amin. Meclisi şerifi cümlemiz hakkında bayisi, kesreti, âşk ve muhabbet ve istiraf ve hayrat eyleye. Amin. Allahümme Rabbena etina fid dünyasıneten ve fil ahiretâsıneten ve gîn-i azâbenler. Amin. Rahmetke ya Erhamer Rahimin. Amin. Rahmetke ya Erhamer Rahimin. Amin. Rahmetke ya Erhamer Rahimin. Amin. Vel Fatiha mâ salavat Muhammed destur.
Eyvallah illallah Muhammedun Rasûlullah destur ya Hazreti Allah destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.