Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Mart 2022 · 54:48
Euzubillahimineşşeytanurracîm, Bismillahirrahmanirrahîm. Eftâli zikr fâlemenlâhu, La ilâhû, Eyvallah Resûlullah, cemiyen enbiyyâyi vel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn. Hu, eyvallah, illallah, Muhammedun Resûlullah, Destur Ya Hazret-i Allah, Ah, hu, bana şarap gerekmez, Ben şarabın durusundan da, tortusundan da vazgeçtim.
Ben kendi kanıma susamışım, Nefis de savaş zamanı geldi. Keskin kılıcı kınından çek, Haset edenlerin kanlarını dök, Ta ki bedensiz baş kendi bedeni etrafında Çırpınarak dönüp dursun. İnsan kellelerinden dağ yap, Dökülen kanımızdan deniz meydana getir, Ta ki toprak ve kum, Akan kan damlalarını içsin.
Ey gönlümden haberdar olan, Yürü git, ağzımı tutma, Yoksa gönlüm yarılır da yarığından kan fışkırır. Bırak söyleyeyim, Sözümden belki kavga çıkar ama kavgaya kulak verme, Hiç aldırış etme. Bizim saltanatımız ve kahrımız, İnsanlar tarafından meydana gelmez. Ateşin gönlüne atılırım, Ateşine sevine sevine lokma olurum.
Kibrit gibi olan canın göbeğini neyin üstünde kestiler biliyor musunuz? Ateş bizim oğlumuz, oğlumuzdur ve kanımıza susamıştır. Bizim bağımızla bağlanmıştır. Aramızda ayrılık olmaması için her ikimizle beraber bulunuruz. Ateş oduna der ki, Git sen siyahsın ben beyazım. Odunda der ki, Sen yanmışsın ben yanmamışım, kurtulmuşum. Ne bu tarafta ne de o tarafta yüz bulamaz. O da iki karanlık arasında, siyah da gizlenir kalır. O anka gibi bütün kuşları geçmiştir. Göklere yol bulamadı da zavallı. Kaf dağında kaldı. Ey fitne, karışıklık arayan, haydi kalk. Sendeki o idrak testisini taşa vur.
Vur ki ta ki, Hakikat nehrinin suyunu onunla çekemezsin, taşıyamazsın. Senin kusurunu söyleyeyim. Bedenleri toprak altında uyuyan toprağı bedenlerine yorgan edinen temiz ruhlar gibi artık. Biz de susalım. Gel, gel ki sen arslansın, arslanların arslanısın.
Sen nefsine esir olmuş hayvanlardan değilsin. Çayırlıktan dışarı çık. Gel, nefsani istekler ordusunun saflarını yar. Methinde ne söylerlerse hiçbiri yalan değil, ne derlerse doğrudur. Hiçbiri de boş söz değildir. Şu dünya aşıkları canlarını dünya için, dünya malı için feda ettiler. Bense canımı canların canına feda ettim.
Her ne kadar canım ikbal kabesi ise de binlerce can kabesi senin etrafında dönmekte. Tavaf etmekteler. Sır söylememek için ağzımı kapadım. Ben gam anasının kanındaki çocuk gibiyim. Çünkü çocuklar annelerinin göbekleriyle kan emerek beslenirler. Sen aklın aklısın. Sen aklın aklısın. Ben ise mest olmuşum. Sana karşı hata ediyorum. Fakat mestin hatası aklın aklı önünde bağışlanmış, affolunmuştur. Hudutsuz olan humarım. Denizleri bile içsem geçmez. Çünkü senin aşkınla mest olanlara kaseler, sürahiler yetmez. Ben senin aşkından başka bir yere sığamam.
Çünkü aşk, zümrüt ankasının yeri Kaf Dağı'dır. Ben Şems-i Tebrizi'nin hallaççıyım. Şems'in ateşi bu hallaç dükkanına düştüğü için, Mansur Hazretleri o aşkı tatmış da, sevine sevine dar ağacına asılmıştır. Biz tenhaya çekilmiş iki ünç rint. Bir tarafta toplandık.
Yüz yüze gelmiş, ağızlarını ota daldırmış develer gibiyiz. Sağdan soldan develer gibi ağzı köpüre köpüre, tamah sarhoşu biri gelmeden. Gam yemeyen her deve bu ağla yol bulamaz. Çünkü onlar vadide aşağıdalar. Biz ise Yüce Dağı'nın tepesinden en yüksek bir yerdeyiz. Dünya deniz kesiyse biz o denizde Nuh'un gemisiyiz. Nuh'un gemisinin atmasına, kaybolmasına imkan var mıdır? Bütün dünya, mevki, servet, şöhret peşinde çırpınıp durmada, dertlere düşmededir. Biz ise bu köşede mutluyuz, hoşuz, epeyce de saygılar görmedeyiz, neşeyle mest olmadayız.
Arifler mest oldular. Ey hünerli, marifetli, güzel sesli, çalgıcı! İçeriye gel, defey elini al, acele bir rubayı söyle. Ormanda bir rüzgar estir. Her selviye, her söğüde bir esinti yolla. Yolla da söğütlerle, selviler, çınarlar saf saf olarak baş sallasınlar. Sevgilim gönül alıcı, sevimli edalarla gizlice içeri girdi.
Aşıkların kanlarını döken, o güzeller geceleyin gizlice yanıma geldi. Elini ağzımın üstüne koydu. Sus, sesini çıkarma demek istedi. Gözleri ise aşık sevgilisini yalnız görünce ne yapmak isterse, sen de gizlice onu yap diyordu. Onun bu lütfu beni sarhoş etti. Dayanamadım, onun gül bahçesinin kapısını kırdım. Bahçeye girdim, o bahçeden gizli de çok hoş kokulu güller çalıp duruldum. Sonra ona dedim ki, Sevgilim sen madem ki bu kadar kurnaz ve gönül alıcısın, ne olur gizlice bir kurnazlık yap. O güzel dudaklarını kulağımın üstüne koy.
Gerçi şimdi gecedir, tenhadayız, kimse duymaz ama, yine sen dudaklarını kulağıma o kadar sıkı yapıştır ki, rüzgar bile gizlice o sırları duymasın. Ey ay parçası ne olur, Aşığı kendinden geçiren, öldüren o sırları bu gece söyle. Susma, gönüldeki işret çenginin neva tellerine gizlice dokun. Ey gülüp duran sevgili, ey cana can katan Dilber, şekerler saçan o iki yakut dudağından sadaka olarak gizlice bir öpücük ver. Bütün dedikoducuların hepsi de sarhoş olmuşlar. Hepsi de uyuyup kalmışlar. Evet dedi ama, bu sarhoşların arasında biri var ki, o gizlice uyanıktır.
Aşk padişahı vefasızdır diyorlar. Bu söz yalandır.
Senin çektiğin ızdıraplar bitmez, senin keder gecenin sabahı yoktur. Sen gündüzü göremezsin diyorlar. Bu söz de yalan. Aşktan anlamayanlar bana diyorlar ki, aşk için ne diye kendini öldürüyorsun? Beden yok olduktan sonra, hayat ve aşk da yok olur gider. Bu görüşler de yalan. Aşk yüzünden gözyaşı dökmen anlamsız. Gözünü kapayınca artık sevgiliyi görmek, buluşmak imkansızdır diyorlar. Böyle sözler de yalan. Diyorlar ki, zaman geçip gitti, biz de zamanımızı doldurduk, yaşamımız bitti. Biz ölünce bizim canımız ötelere gitmez ki. Bu söz de yalan. Doğru yolu tutmayanlar, aşk yolunda yürümeyenler diyorlar ki, kulun hakka varmasına da imkan yoktur.
Bu görüş de yalan. Diyorlar ki, kula gönül sırrını açmazlar, lütfedip kulu gönüllere almazlar, yukarılara çıkarmazlar. Bu düşünce de yalan. Balçıktan yaratılmış olan insanın, gökyüzünde bulunanlara, gök ehliyle dostluk kurmasına imkan yoktur diyorlar. Bu sözler de yalan. Diyorlar ki, insanın tertemiz ruhu, şu topraktan yapılmış olan yuvadan, aşk kanatlarını açıp da havalanamaz, ötelere gidemez. Bu söz de yalan. Ey dünyada gönüller açan, gönüller kazanan aşk devleti!
Ey Allah dilediğini yapar ayetinin sırrına mazhar olan aşk ikbali! Ey aşkın cevrinde, cefasında gizlenen sefa ve vefa! Aşk devleti ne de hoş, ne de güzel! Ey candan da daha can olan aşk yüzü, aşk lidarı! Ey candan da yüksek mevkiden de üstün olan aşk devleti! İhlas'tan da gösterişten de kurtuldum da, şunu anladım ki, ihlasın da gösterişin de canı aşk devletiymiş. Eğer güneş dönüp dolaşırsa, bu onun güçsüz oluşundan, ayrı düşüşünden değildir. Aşk devleti yerden yere konup göçmektedir.
Halk her işte sonu hayır olsun der. Bizim sonumuz aşk devletidir. Ben sustum, ağzımı kapadım. Çünkü aşk devleti Allah'a gönül vermiş kişilerin gönüllerinde kanat açtı. Dua zembil gibidir. Bu varlık, bu devlet ise Mekke dağlarında el açıp yalvaran Halil İbrahim'dir. Fakat aşk devleti duaya bile çıkmaz. Aşk birliktir, burada iki yok. Ya sen varsın ya aşk, ya da aşk devleti var. Ey hakkın ilhamıyla konuşan, ey hakikatler gözü, ey şu ateşlerle denizde,
yani kötülüklerle, zulümle, belalarla dolu dünyada, insanların kurtulmasına çare olan aziz varlık. Sen çok kadim bir pirsin. Senin evveline evvel yok. Sen eşi ve benzeri olmayan bir mana padişahısın. Canların elinde tutan, onları dünya sevgisinden, nefsani arzuları afetinden kurtulmalarına yardım eden sensin.
Can verme yolunda canlan, avlayan sensin. Ah bir bilinse ki şu avlar arasında avlanmaya layık olan kimin canıdır? Mahlukta kim oluyor ki senin aşkından bahsetsin? Allah'ın celal, ululuk nuru bile senin cemaline, senin güzelliğine aşık. Diyorsun ki ben o aşka avlandım, ben aşk hastasıyım, ağlayıp inliyorum. Ey nazik, ey hünerli hekim, ben hangi çareye başvurayım? Lütfun gel diyor, kahrın git diyor. Bu ikisinden hangisi bana doğru, hangisi doğru sözü, hangisi gerçek? Bize bir haber ver. Aşığın en yakın dostu, ey aşığın derdini dert edinen, gamını gam edinen dost, ey aşığın gözü, çereği ve yari, ey aşığın sağlığının ilacı, ey zayıflamış bedenine deva olan sevgili, ey rahmet padişahı,
ey aşıkların gönlünü kapan, kararını alan güzel, ey hayalini aşığa bir elçi gibi gönderen, ve onun vasıtasıyla aşka davet eden sevgili, aşığın hüngür hüngür ağlayışı, senin onu çekişindendir. Aşığın bütün işi, gücü, davranışı, senin buyruğunla, senin dileğinledir. Nice zamandan beri geceleri aşığın utangaç gözünde uyku karar kılmamıştır. Nice zamandan beri aşığın kucağı gözyaşlarından denize dönmüştür. Fakat aşığın derdine çare bulan, gamıyla gamlanan sen aldıktan sonra bunların ne ziyanı var? Yine kaf dağından aşk ankası geldi.
Yine candan aşkın naraları, hey heyleri yükselmeye başladı. Aşk, akıl sandalını aşk denizinde kırmak için, timsah gibi yine başını dışarı çıkardı. Yokluk temiz gönüllere göğsünü açmıştır. Sen tur dağının içinde aşkın parlık sinesini gör. Aşıkların gönül kuşları yine kanatlarını açtılar. Gönül kafesi içinde uçsuz bucaksız aşk aleminde uçmaya başladılar. Fitne, ayaklanma, karışıklık çıkarma aklın alametiydi. Akıl gitti, bir tarafta oturdu. Sen şimdi her taraftan aşkın ayaklanmasının, aşkın fitnelerini gör. Akıl bir ateş gördü, işte bu aşktır dedi. Hayır, aşkı akıl göremez.
Aşkı ancak aşkın uyanık gözü görür. Aşk, ağızsız, dilsiz, sessiz, sedasız, feryat ederek dedi ki, Ey gönül, sen yükseklerde uç da aşkın yüksekliğini gör. O tatlı dilli sevgili bir yolunu bulup beni aldattı. Dedi ki, kalk, akik kadehin elini al.
Bana yeni bir şiir söyle. Ben kendisi hakimin kölesiyim, işverilerinin tutkunuyum. Çünkü şükür hoş yaşa için lezzetidir, şarap da güzel arkadaşlıktır. Aşıklıkla, meslekle seçilmiş kişiler ne güzel kişilerdir. Onlar çera gibi geceleri aydınlatırlar, gündüzleri de güneş gibidirler. Siz ve iyiden kötüden ne murat ettinizse, neyi diledinizse onların hepsi sizin olsun.
Sakinin kaldığı yer ve şarap kadehleri de benim olsun. O yakut şarabı getir ki kıvılcımlarından ruh madenlerine ateşler düşsün. Yüz binlerce coşkun yangınlar olsun. Aşkın kemali sevgili ile içli dışlı olmaktır. Kavrulmuş un ile yağın birleşmesi gibi. Toprak Allah'ın lütfettiği tertemiz hakikatlerle içli dışlı olunca, O başarıyı daima şükran secdeleri ile karşılar.
Ve canlılara çeşitli nimetler doğurur bağışlar. Canına ve başına ant veriyorum, doğru söyle. Youtube'da güzellikte neden dünyada sen teksin, eşin, benzerin yok?
Senin güneş gibi parlak olan yüzün insana ayrılığı olmayan kavuşma gülünü bağışlar. Ben senin için herkesten gönlümü çekeyim. Herkesi gönlümden söküp atayım. Senin vefana kavuşmak için kendimi tamamıyla sana vereyim. Sana hizmet edeyim. Fakat bana kızıp da yürü git sabret dersen, İşte o zaman bu emri yerine getirmeye gücüm kuvvetim yetmez. Bu yerine getirilmesi imkansız olan bir teklif olur. Ey sevgili, ayrılık pek zor. Hele birbirine sarıldıktan, dudak dudağa öpüştükten sonra gelen ayrılık. Madem ki ruh aklın babası ve annesidir, Ben senin gönlüne girip sevgini kazanırsam benim aklımda ruhumda sen olursun. Bütün aşıklar seni hayal ederler.
Bu yüzdendir ki sen bir tane değilsin. Bu yüzdendir ki aşıklarının gönül perdeleri ardında, Nice ay yüzlü, şeker dudaklı, gümüş baldırlı güzellerin hepsi de sensin. Ey perçem, ey yüzündeki ben, Ey göz, ey bilezikli nazik ayak,
Gidiniz, gidiniz siz madem ki aşık değilsiniz, Değilsiniz, sizi sevmiyorum, istemiyorum. Siz bu haldeyken aşktan haberiniz yokken, O saçların, o kıvrım kıvrım kaküller nasıl olur da ölüm kokusuyla kıvranacak? O kollar, o kanatlar nasıl olur da göğe uçup havalanacak? Ey nazlı, ey nazik gönüllü Dilber! Gönül yapmaya, gönül almaya bak! Mal, mülk, altını ve gümüşten ayrıldığın zaman, Seninle yalnız gönül kalır. Ne diye kırık dökük bir hale gelirsin? Ne diye gönlünü daraltırsın? Ey gönlü iğne gibi, Daralmış kişi, beli bükülmüş kişi! Ben gece seni rüyamda gördüm, Mes bir halde, Hoş bir haldeydin.
Gökyüzünde gezip duruyordun, Hem de öyle olacak, Bu rüya doğru çıkacak, Gökte hem geziyordun, Hem de ey zühre yıldızı diyordun. Bana bak, beni seyre, Mes bir haldeyim. Senin tesirinden kurtuldum, Artık sen bana bir şey yapamazsın. Hem dervişlik, Aynı zamanda dert elem, Şarap da az mı az, Yürü git erkekçesine bir ay yüz diye, Bir sene olsun hizmet et de, Şu dertlerden kurtul.
İşte gözlerden yakut gibi yaşlar döküldü. Ne olduğu bir türlü bilinemeyen aşkın, Ne olduğu bilinemeyen hali budur. Bu gözyaşların için akıyor, bilinemez. Sevilenlerin rengini gör, Sevenlerin rengine bak. Bu iki güzel renk, İşte o rengi olmayan o candan. Gökyüzü de her an yeryüzüne, Şu kara toprağa binlerce renk bağışlar. Ama bu renkler, Ne yeryüzünün rengine benzer, Ne de gökyüzünün. Çünkü rengin aslı renksizdir, Nakışın aslı nakışsızdır. Çünkü harfin aslı harfsizdir. Nakdın aslı madendir. Aslında sen hem aşıksın, Hem de maaşıksın. Bu herkisini de arayan, İsteyen de sensin. Aranan, istenen de sen.
Ama bu, Ama ona buna, Hasedinden ötürü kat kat olmuşsun, Ve durumu anlamıyorsun. Sen abi hayat kırbasısın, Ama hasedin kırbanın ağzını bağlamış. İşte bu yüzdendir ki, Amansız aşkın tesiriyle, Can inlemede, Ağız da susmadadır. Seher vaktinde, Kuşların feryatları, Susanlardan, Mezarlarda, Uyuyanlardan gelen bir elçidir.
Cihanda sessizce iniyor. İşte ağız, O iniltinin bir nişanıdır. Eğer sen sevgiliye, Al olmadınsa söyle, Senin bu kararsızlığın nedendir? Bir su değirmenini döner gördün mü? Bil ki işte orada akar bir su vardır. Canım bana sus, Beni incitme diye işaret ediyor. Susuyorum, Ben canımın fermanının kölesiyim. İşte sözü bıraktım. Sevgili, Sen yaptıklarından sorumlu değilsin.
Kıyısı bulunmayan ayrılık denizini atmışsın. Deryada yelkensiz, Düvensiz, Sandal gibiyim. Kanatları yolunmuş, Kuşlar gibi uçamıyorum. Ayrılık atını eğerlemiş, Çil birini bırakmışsın. Atımın heybesini, Gam keder ile doldurmuşsun. Bu ömür yolunda, Beni yapayalnız etmişsin. Benim ayrılık acımı, Anlatmaya kelimeler yeter mi? Ben, Bu dünya perdesinde, Her gün ayrılık ateşinde, Pişmiş yer kanı yemekteyim. Sabrımın üzerine, Ayrılık kemende atılmış, Ben bir çareyim. Artık vuslatı düşünemiyorum.
Bu perde de, Hiçbir hiç huzurum yok. Gönlüm ayrılık ateşine düşmüş, Benzim soluk. Başta kendimle, Ve herkesle aram bozuk. Bu taştan da, Hırkadan da canım sıkılıyor. İçim daralıyor. Her şeyimi soy, Her şeyimi çıkar. Artık beni kalenderliğe at. Ayrılığından yanıp tutuşmaktayım. Artık yüzünü, Cefadan çek. Bir kez olsun, Cemalini bana seyrettin. Ah, Bu ayrılık ateşi.
Mustafa'ya ne cefalar verdi, Ne acılar çektirdi. Ya Rabbi, Belayı defet, Kederi gamı defet. Ya Rabbi, Şu perdeyi sonlandır, Beni kendine çek al, Dünya nefesini artık. Bitir, Beni kendimden geçir de, Kendine getir. Celle celaluhu, Cenne şanuhu,
Estir. A'udhu billahi min ashşeydani rrajim. Bismillahirrahmanirrahim. Üzegiz.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.