mustafaozbag.org

DEPREM İZLENİMLERİ - SOHBET - ZİKİR - DUA - 23 ŞUBAT 2023 TASAVVUF VAKFI BURSA

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Şubat 2023 · 1:48:46

Selamünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemize ve cümle ümmeti Muhammed'e Hakkı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı Hak bilip, Hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla cihad eden kullarından eylesin. Geceniz hayırlı olsun inşallah. Malum bir depremler silsilesinin içindeyiz. Böyle olunca işte biz vakıf olarak, biz altı tır dedik ama Cafer dedi ki, buradaki tırlara bakınca biz on iki tır malzeme göndermişiz dedi.
Cenab-ı Hak hamdolsun, bütün hizmet eden, faydalı olan, bu konuda destek olan bütün kardeşlerden Allah razı olsun. Bayanlar, erkekler hep beraber böyle bir yardım deprem bölgesine bir yardım çalışması oldu. Benim her zaman için titizlendiğim bir şey vardır. Yardımın yerli yerine ulaşması, zekatın yerine ulaşması, sadakanın yerine ulaşması, bu tip doğal afetlerde yardımın yerine ulaşması.
Yoksa insanlar oturdukları yerine yardım ediyorlar. Yani işte hadis-i şeriflerde mesela zekatı dağıtacak olan bir kimse, bir ya gidecek o zekat verecek olduğu bir kimseye kendisi verecek ya da evet vekalet de birisine verecek ama doğru vekalet olacak. Yani bu konuda sıkıntılı bir durum olmayacak. Bizim tabii yıllardan beri böyle değişik zamanlarda değişik böyle işte erzak dağıtma gibi böyle değişik yardım dağıtma gibi kendi içimizde, kendi kendimize böyle ortalığa dökülmeden, ortalığa insanlara reklam etmeden kendimiz için, kendi dairemizde,
kendi ailemize yetecek kadar çalışmalarımız oluyor. Genelde biz bunları gece yapıyoruz. Bunları bu konuda titizleniyoruz, gece adreslerine bırakıyoruz. Kimse duymalsın, kimse görmesin, hem alan incinmesin, hem de veren de görülmesin kimin ne yaptı diye. Genelde bu konularda titizlik distoru içerisinde devam ediyoruz. Erkekler de, bayanlar da bu konuda hiç kimse yapan nereye yaptığını bilmiyor.
Evet, götüren kardeşler orada bir ev var. İçeride kimin oturduğunu bilmiyorlar. Bu konuyla ilgilenen 3-5 kişi var. Bir tek onlar biliyorlar. Böyle bu mesele gidiyor. Bunu da çok böyle dillendirme, çok böyle reklamına gerek duymuyoruz. Bu bayadan beri devam ediyor. Çünkü bu yeni değil. Hamdolsun. Çok uzun şeyh efendinin zamanından beri devam ede gelen böyle bir kendi içimizde bir sistem var. Bunu etraftan bir şey talep ederekten yapmıyoruz.
Böyle gelin arkadaşlar biz şöyle bir şey yapıyoruz. İşte buna da katkıda bulunman siz böyle bir kimseden bir şey istemiyoruz. İstemek bizim şiarımız değil. Biz asla hiç kimseden hiçbir şey istemeyiz. İstemek için de kimsenin kapısına gitmeyiz. Kimseye telefon açmayız kolay kolay. O yüzden o şiarımızı biz kendimizce koruruz, muhafaza ederiz.
Hatta birisi bir şey verecekse de bakarız. Bir şey yaptıracaksa da bakarız. Yani yarın öbür gün gevşek bir insan olur. Ağzı sıkı değildir. Ortalığı döker bir şeyi. Allah muhafaza eylesin. Bunlar çok hoş şeyler değildir. Bizim kaidelerimizce. O yüzden Cenab-ı Hak hamdolsun. Biz sadece böyle bir şey yapacağız diye ilan ettik. Bu kadar. Kimseden gene bir şey istemedik. Allah razı olsun kardeşler, arkadaşlar bu konuda üstün bir gayret sarf ettiler. Herkes evinden battaniye getirdi. İşte kimisi yeni aldı. Kimisi evindekini getirdi. Kimisi evinden yorgan getirdi. Kimisi evinden eşya getirdi. Biz herhangi bir talepte bulunmadan herkes bir şeyler yaptı. Ben Allah biliyor içimdekini. Ben kendimce dedim ki. Hani ben iki tırı doldururum nasıl olsa dedim.
Kendimce. Ama Cenab-ı Hak hamdolsun. Cafer'in tespitine göre on iki tır. Buradaki tırlara bakınca dedi on iki tır dedi. Ama dedi. Yani biz iyi malzeme götürmüşüz dedi. Hamdolsun. Oradaki arkadaşlar, kardeşler, gidenlerin hepsi de gerçekten dergahın adabına, erkanına riayet ettiler. Orada tabiri caizse çadır çadır dağıtım yaptılar. Yani böyle gidip de bir muhtarın eline bırakıp gidelim veyahut da işte filanca kuruluşun eline bırakalım gidelim. Veyahut da yolun kenarına bırakalım gidelim. Öyle yapmadılar. Allah razı olsun hepsi de bu konuda hemen hemen günde Cafer'le dört beş sefer görüşerekten, istişare ederekten. Siz azsınız. Nerede geri kalanınız? Burada mısınız?
Ha tamam. Tabi orada hem bir kısmı dağıtıma çıktı. Bir kısmı da hem tırlara nöbet tuttu. Hem orada dağıtılacak olan malzemeleri hazırladılar. Tabi birinci ben önce bir analizimi söyleyeyim. Şimdi arkadaşlara söz vereceğim. Birinci gün analizin akabinde hemen normalde daha gittiler, konuşlandılar. Ertesi gün dağıtım olacak.
Dağıtıma gidenlerin içerisinde fotoğraf çeken, işte görüntü alan bizim Yunus da var. Baktım Yunus ondan sonra sadece yıkıntıları çekmeye başladı. Kendi içimden dedim ki bu yıkıntıdan iyice psikolojisi bunun şey olmuş, etkilenmiş. Sadece yıkıntıları çekiyor diye. Neyse sonra onu uyardım dedim. Dağıtımı çek, yıkıntıları çekme dedim. Cafer'e dedim. O dedim bu normal değil. Ondan sonra tabi o yıkıntı insanı etkiler. Deprem insanı etkiler. Böyle büyük bir deprem daha da etkiler. Ben hemen depremin ertesi günüydü. Cemil'le de günleri karıştırıyorum. Ertesi gün ben bu Gölcük depreminin ertesi günü. Ben Cemil'le hemen aynı gün işte depremin sabahında telefonlaştıydık.
Dedim nasıl durur mu vaziyet? İşte biz dedi sağız, bir sıkıntımız yok. Ama dedi her yer göçtü. Ben hemen ertesi gün Cemil'in yanına gittim. Tabiri caizse caddelerde ben yürürken tabi Cemil'e bir şey demiyorum. Böyle bir benim burnumda ayrı bir ölüm kokusu vardır. Böyle derim ki burası ölüm kokuyor. Ölüm kokuyor böyle ortalık. Ben o günkü gördüklerimi söylüyorum. Ne bir jandarma, ne bir polis, ne bir Kızılay, ne bir arama kurtarma. Hiçbir şey yok ortalıkta. Şehir komple çökmüş, yıkılmış. Benim gördüğüm şehir komple yıkılmış, çökmüş.
Bunu böyle söylüyorum, Sedat Peker'si zannetmeyin. Ayakta olan bir tek şey var. Bir tane kocaman bir çadır, yolumuzun üzerindeydi değil mi Cemil? Yolumuzun üzerinde kocaman bir çadır kurmuşlar. Yazmış oraya, Sedat Peker Aşevi değil mi? Yanına da Sedat Peker Çayevi diye yazmış. Bildiğiniz böyle yazdırmış. Biraz daha ileri gidince biz oradan geçtik. Bir tane minibüs, minibüste bir hoparlı. Bütün herkese diyor, sayın halkımız, iş adamı Sedat Peker'in Aşevi ve Çayevi. İşte merkezdeydi değil mi o? Merkezde ondan sonra 7.24 hizmetinize açıktır, ücretsizdir. Herkes gidip oradan işte zaten geçerken de gördük millet orada yemek yiyor. Enteresan bir şey şu yalnız.
Cemil de aynı, Cemil söyledi. Bir otelin aşçılarını komple söküp getirmiş oraya. Bildiğiniz onlar da böyle oteldeymiş gibi kocaman onların böyle aşçı şapkaları var ya, aşçı şapkaları kafalarında bembeyaz üzerindeki onların o aşçı üniformaları. Bir tek onu gördüm ben orada depremde. Yani böyle bir yardım yapan. Tabii o yıkıntıları gördüm. O çökmeleri gördüm, yan yatmaları gördüm. Ondan sonra ben öyle duydum, iniltileri duydum. Dedim ki normal değil, hiç kimsenin psikolojisi burada dayanmaz. Cemil hakkını ilal et sen de. Dedim, Cemil hazırlanın. Yarın ben sizi buradan aldırıyorum dedim. Neyse, ben tabii döndüm geri oradan.
Yani ben depremi bizatihi, hemen olduğunun ertesi günü, ne olması gerekirken ne olmadığını ve insanların halini orada aşina oldum. Ben o gündür, bugündür derim hep arkadaşlara. Ovaları yurt edinmeyin, hadis var. Deniz kenarlarında durmayın, hadis var. Bir deprem bölgesi, Türkiye bir deprem bölgesi. Her an için her yerde deprem olabilir. O yüzden depreme hazırlıklı olun. Bunu ben hep söyledim arkadaşlara, hep dedim. Şimdi ben sözü fazla uzatmak istemiyorum. Tabii arkadaşlarımız, Allah razı olsun. Bizim Sezgin kardeş, gümrük müşaviri. O dedi ki, ben dört tane tır veririm dedi. Dört tane tır o verdi. Baktık dört tane tır yetmeyecek. İbrahim Aybey de dediydi, bana bir şey düşerse çekinmeden telefon et, söyle diye.
Üzerimize ne düşerse yerine getiririz diye. Aybey'den de, Allah razı olsun. Burada yok mu, nerede? El kaldırdısın beni. Evet. Makamda duruyor yani. Allah razı olsun, o da iki tane tır tahsis etti. Anca aldırdık biz. Hatta bir tır daha eşya kenarda bırakalım mı, bırakmayalım mı? Bir daha döndürelim dedik. Biz dedik, yükleyin ne varsa. Öyle gidildi. Hamdolsun. Şimdi tabii orada da arkadaşlar sonuçta gözlemlediler, gördüler. Yoruldular, üşüdüler. Ondan sonra kolay bir şey değil. Ben bakıyorum hava durumuna, işte İslahiye'ye tespit etmiştik biz yer olarak. Orada da çok yıkım vardı.
Köylerde de çok yıkım vardı. Ben bakıyordum hava durumuna, gittiklerinin ertesi günü, eksi dokuz mu ne gösteriyordu? Kaçtı Mustafa? Eksi beş miydi? Böyle bakıyordum ben hep eksilerde hava durumu. Kolay değil orada gece eksi beş, onun tecelliyatı eksi dokuz olur öyle. Şey olmaz. Orada böyle o soğukta gece, bir de tırlarının başında nöbet tut, yağmancısı var, hırsızı var, yan kesicisi var, talancısı var. Hepsi de var, başında nöbet tutmak lazım. Nöbet tuttular, konteynerlarda yattılar, arabalarda yattılar. Daha ben gelin demesem bunlar orada kalacaklar da insan kendine kendine yurt edinir çünkü.
Aidiyet kesmeden. En sonunda dedim siz cumartesi, ne o cuma günü çıkın yola. Cafer dedi ki yoksa dedi biz bunları dosdo dağıtamayız dedi. Bir gün daha müsaade et, iyi dedim bir gün daha müsaade size. Neyse dağıtımı yaptılar Allah'ın izniyle yerli yerine yerleştirip her şeyi döndüler. Bugün ben de kendi kendime niyet ettim. Dedim ki hepsine bir söz hakkı vereyim. Kendilerince izlenimleri ne oldu, bölge olarak ne oldu, depremin kendilerine çünkü canlı birebir gördüler. Televizyondan film izlemek gibi değil. Bir bakıyorsunuz orada toz ortalıkta, işte ne bileyim yıkıntılar ortalıkta. Tabii içlerinde Hasan Hoca vardı. Hasan dedi mi hocam?
Ahmet Hoca vardı. Ahmet değil miydi? Ahmet Hoca vardı. Ahmet Hoca da aslında Antepli kendisi. İslahiye'de de orada öğretmenlik yapmış. En duygusal olan da Ahmet Hoca'ydı. Onun da çok faydası oldu orada yerelle. Şimdi hadi bakalım. Hacı Cafer başla. Selamun Aleyküm. Öncelikle böyle bir dergaha mensup olmaktan, üstadımıza evlat olmaktan büyük bir onur duyduğumuz günlerdi. Efendimizin nasihatleriyle çıktığımız yolda ne nasihat buyurduysa orada, yolda ve orada o hallerle karşılaştık. Her görüştüğümüzde yeni bir ferahlık hissediyorduk.
Her daraldığımızda yeni bir ferahlık hissediyorduk. Allah razı olsun. Yani orada her daraldığımızda ki sonra görüşmemizde bir ferahlık meydana geliyordu. Gerçekten hani bu tırları bu kadar bir zamanda dağıtmak kelimelerle tarif edilemez bir haldi. Şöyle ki biz kendi içimizde bir on gün acaba on güne bitirebilir miyiz diye yani kendi aramızda konuşuyorduk ama herkesin kafasında da on on beş gün böyle bir gün oturmuştu aslında.
Kimsenin hani üç güne beş güne bitirip buradan döneriz havası yoktu Efendimizin bahsettiği gibi. Ama Cenab-ı Hak üstadımızın himmetiyle o yollar açıldı. Hiçbir malı, hiçbir koliyi yolda heba etmeden, dağıtmadan Allah'ın izniyle birebir yerlerine kavuşturmuş olduk. Buluşturmuş olduk. Yani buradan yola çıkışımızdan tırları Adana'da bırakıp İstahiye'ye özür dilerim biraz detaylı anlatabilir miyim? Hani Adana'da bırakmayı istişare ettik. Biz küçük arabayla Adnan, Ömer, Fatih ben bir arabadaydık. Çünkü İstahiye'de ne olduğunu bilmiyorduk. İstanbul'dan Murat Kardeş vardı o biraz anlatmıştı. Komutanla görüştük. Belediye de oradaydı. Osman Gazi Belediyesi'yle görüşmüştük ama zahir olarak görmemiştik ne olduğunu bilmiyorduk.
Tırları Adana'da Fatih'in müşterisi olan bir tır garajında bıraktık. İstahiye'ye geçtik biz sabahleyin erken saatte. İstahiye'nin içine girdiğimizde ıstahiye diye bir şeyin olmadığını fark ettik. Tırları orada bir yerde muhafaza edemeyeceğimizi düşündük. Ve ileriye doğru Hatay'a doğru bir gittik yarım saat kırk dakika ve dönüşte de yer bakarak şehri içine geldik. Bir yer gözümüze kesmişti. Oradan belediyeye uğradık. Hani dağıtım yapmak için. Onlar bir AFAD'ı aradılar. Dediler ki şu anda sizin tek tek dağıtım yapmanız mümkün değil. AFAD depolarını indireceğiniz. Ama bizim aldığımız nasihat öyle değildi. Yani birebir dağıtmaktı. Onun için tamam kardeşim dedik. Ayrıldık o bölgeden.
Orhan kardeşin tanıştırdığı telefonla görüştüğümüz komutanla irtibat kurduk. Neyse oraya gittik. Onunla konuşmamızı yaptık. Bu beni aşar dedi. Binbaşımı çağırayım dedi. Binbaşı geldi. Dedik böyle böyle biz bir yer bulduk. Buraya yerleşmek istiyoruz. O da dedi burası beni aşar dedi ama o aşar kelimesini söyleyebilmek için 15 dakika bize devlet nezaketiyle konuyu anlatmaya çalıştı. Sonra yanındaki yüzbaşı dedi ki tamam komutanım ben vazifeyi devralayayım anlatayım dedi. Binbaşı görevinin başına döndü. Çünkü emrinde özgür Suriye ordusu Türkmenler de vardı. Onlar da yeni yerleşiyorlardı. Onun için telaşeleri çoktu. Neyse biz yüzbaşı bize anlattı durumu. Ona da teşekkür ettik ayrıldık. Arkadan telefon açtı.
Dedi ki cezaevi komutanıyla görüştüm. Otoparkı size tahsis edecek. Gidin bir bakın işinize gelirse oraya konuşlanın dedi. Yani bu yapılacak olan dağıtım meselesini anlatınca herkes hak veriyor. En iyisini siz düşünüyorsunuz. Siz düşünmüşsünüz diye. Sağ olsun cezaevine gittik. Orada üst teğmen 3 gün olmuş gelirdi. Dedi ki otoparkımız burası. Lavaboları, abdest için içerisini kullanabilirsiniz dedi. Ona da rica ettik. Biz bir yer tespit ettik. Orayı alabilirsek oraya konuşlanacağız. Alamazsak buraya konuşlanacağız dedik. Cenab-ı Hak nasip etti. Afat'la Ömer kardeş görüştü ve bizim isabet olan yerde Efendimiz'in himmetiyle oraya yerleştik. İki okulun arası büyük bir bahçe.
Orada vazifemize devam etmeye başladık. Yani biz işin dış tarafındaydık. Adnan Hoca ve diğer arkadaşlar iç tarafta. Kolay değildi. Tırları boşaltıyorlardı. Ayırıyorlardı. Poşetliyorlardı. Biz de 2 araba, 3 araba. Belediyeden de sağ olsun araç tahsis ettiler. Onlarla beraber de köylere çıkıyorduk. İçeride kalanların işleri bize göre daha zordu tabii ki. Ama şükürler olsun Efendimiz'in himmetiyle bir sıkıntı yaşamadık. Gece dağıttık, gündüz dağıttık. Ama biz biliyorduk ki efendim bunu Mekke'de de yaşamıştık. Yani bu konuda hassas olduğunu biliyorduk. Bir an önce bitirmeyi arzu ediyorduk ama hakikaten çok eşya vardı. Yani çok enteresan haller yaşanıyor. 5 şehit vermişler, 3 şehit vermişler.
Gidiyorsunuz insandan hani bir ihtiyacınız var mı diyorsunuz. O hani kuru erza bile ihtiyacın var demiyor çoğusu. Yani istisnalar kaydeyi bozmuyor tabii ki ama gerçekten vakurlu, gururlu insanlar. Efendim zarflar vermişti. Onları ben bir taraf ceplerine koymaya çalıştığımda kesinlikle kabul etmiyorlardı. Ama bir nebze de olsa işte zoraki bırakmaya çalışıyorduk. yani her tür vakayla karşılaştık. Anlatabilecekler var, anlatamayacaklar var. Yani çok farklı anılar var. Orada yaşarken daha farklı tabii ki. Ama en önemlisi ben bir anımı anlatayım kısaca. Sonra mikrofonu bırakayım inşallah. Bir bizim Maraşlı şoförümüz vardı. Afat belediyeye tahsis etmiş.
Onlar da depremize de ama çalışmak zorunda olduğu için cenazeleri falan yokmuş. Çalışıyordu. Dedi ki biz bir köye yemek götürüyoruz belediyeden. İlla oraya gidelim dedi. Ahmet hocam da köyü biliyordu. Gidelim abi oraya dedi. Ahmet hocadan Allah razı olsun. Bir anekdot düşeyim ben onunla alakalı. Efendim müsaade buyurursa. yani onun babası da depremize de ama çalışmak zorunda. Çalıştığı firma istahiye sürekli malzeme çekiyor. Annesini köyüne bırakmış ve her gün istahiye gelip gidiyor. Birkaç kere telefonla konuştular. Şurada buluşalım, burada buluşalım. Ama Ahmet hocam bir deprem zedeye bir çadıra daha fazla ulaşabilmek adına bir hafta babasıyla görüşemeden tekrar Bursa'ya döndü.
Yani bu bir fedakarlıktı diyebilirdi bize. Hani bana iki saat müsaade edin. Çünkü tanıdıkları vardı. Köyleri biliyordu. Yolları biliyordu. Tek tek götürdü Allah razı olsun. Sabah 8'de çıkıyorduk. Gece 2-3'e kadar malları hazırlıyordu. Yani hep fedakarlık yapan kişiydi kendisi. Yani o köye gittiğimizde köyün yarısına dağıttık. Malımız bitti. Dedik ki biz bir daha doldurup geleceğiz. Bir daha doldurup geldik. Dağıtmadığımız kısımlara dağıttık. Bir bayan geldi. Nefes darlığı var. Bronşiti var herhalde. Zor nefes alıyor. Yanında bir kız çocuğu var. Elinden tutuyor. İşte bir torba erzak verdik. Başka bir ihtiyacınız var mı? Dedim. Hastayım ben dedi.
Ama ekmeğim yok dedi. Dedim yani ablam böyle deme dedim ya. Biz köyler ekmek almıyor diye dedim. Arabaya ekmek koymuyoruz dedim. hani ekmeğimiz yok dedim. Boynunu büktü. Ama ekmeğim yok benim dedi. Dedim abla böyle deme dedim ya. Bak biz gidemeyiz şimdi dedim. Buradan böyle. Ben hastayım. Ekmeğim yok gene dedi. Ya Rabbi dedim. Efendimin daha önce bir sohbeti vardı. Boynu bükük insanları hor görmeyin. Es geçmeyin diye. Aklıma o geldi. Dedim ablam sen bir çadırına doğru bir yönel dedim ya. Bir çadırına genç inşallah dedim. Bak biz gidemeyiz buradan dedim. Şimdi dedim yolumuza dedim. Ben hastayım ama ekmeğim yok diyor. Başka hiçbir şey demiyor.
Bir adım dahi kımıldamıyor. Dimdik duruyor böyle. Dese ki şu arabanın tamamını indirin dese indireceğiz. Allah inandırsın. Ama kadın sadece ekmeğim yok diyor. Başka bir şey demiyor. Boynu bükük. Dedim ki hatta Yunus da vardı. Yanımda o arada. Arkadaşlar uzaktı. Dedim abla sana sözüm olsun dedim. Geldiğimiz yol 45 km dedim. Ben şimdi gideceğim dedim. Ekmek alıp geleceğim sana dedim. Ama Allah rızası için dedim. Bir çadırına doğru yürü sen dedim. Yoksa biz gidemeyeceğiz buradan dedim. Hani ama sana söz veriyorum dedim. Yani ben gidip getireceğim dedim. O da tamam dedi. Çadırına doğru yöneldi. Biz oradan az bir malımız vardı. Ahmet hocam dedi ki şu üstteki köy gözüküyor zaten.
Çok büyük ovalar. Köyler büyük değil. O köyde malı hani boşaltalım. Tamam oraya geçtik. Biz çadırlara başladık. Malları boşaltmaya işte sormaya. Bir Ford minibüs durdu yanımızda eski. Bir abla indi hemen arabadan. Dedi ki ne dağıtıyorsunuz? Her şey var dedim. Erzak veriyoruz dedim. Şöyle camdan kafamı uzattım. Baktım sepetlerle ekmek dolu arabanın içinde. Dedim siz ne dağıtıyorsunuz? Biz de ekmek satıyoruz dedi. kocasıyla beraber fırınları varmış bir ilçede. Ekmek yapıp köy köy satıyorlarmış. Ya Cenab-ı Hakk'a hamdolsun dedim. Oradan arkadaşlarla dedim hemen elli tane ekmek bir kasa ekmeği dedim bize ver. Sonra arkadaşlarla da ekmek ekmek de kendimize aldık. Hani taze ekmek olsun diye kampımıza.
Şükürler olsun orada hemen malları bıraktık. Dağıttık. Tekrar elli ekmeği alarak oradan ablanın çadırının bulunduğu bölgeye gittik. Diğer köye geçtik. köyde tamam çadırın yakınına geldik ama abla hangi çadıra girdi onu bilmiyoruz. Neyle sesleneceğiz onu bilmiyoruz. Neyse gene selamun aleyküm diye seslice bir bağırdım. Oradan bir bey abi çıktı. Dedim bir hasta abla vardı burada dedim. Zor konuşuyordu. Ha bilmem ismini söyledi. Rümeyda mı dedi. Öyle abla dedi. Bir seslenir misin dedim. Neyse seslendi. Abla geldi. Ekmeklerini teslim ettik. ve oradan gönül rahatlığıyla ayrılmış olduk. Tabii ki yaşanan çok hadise var. Haklınızı helal edin.
Ama ben gene de yani eksiğimizde noksanımıza vazife olunca biraz agresifleşebiliyoruz. Özellikle kaptanlarımızdan Sezgin abi'den haklını helal etmelerini istiyorum. Ve tüm çalışan ekip arkadaşlarımıza da haklını üstadımızın önünde haklını helal etmelerini istiyorum. Üstadımdan da eksiğimiz noksanız hatamız muhakkak olmuştur. Haklını helal etmesini arzu ediyoruz. Selam olsun. Kusurumuza bakmayın. Hakkınızı helal edin. Ben fazla uzatmadan mikrofonu arkadaşlarıma teslim edeyim inşallah. Selamun aleyküm. Öncelikle dergahımızın böyle bir hizmetin içerisinde yardımın içerisinde oluşundan dolayı Allah'ın izniyle çok memnunuz. Memnunum kendi açımdan ve bütün arkadaşlardan çok güzel bir hizmet oldu.
dergahımıza ve üstadımıza yakışan bir şekilde hizmetimizi Allah'ın izniyle yerine getirdik. Evet işimiz çok zordu. İşte çoktu. Ama gerçekten Allah öyle bir işimizi rast getirdi ki öyle bir kolaylaştırdı ki biz bile kendimiz bile inanamadık. O kadar o kadar işi 13 kişiydik. Tabii kaptan arkadaşlar da yardım ettiler sağ olsunlar. Normalde biz dergahdan 13 kişiydik. Onun 6'sı genelde dışarı çıkıyordu. 6-7 kişi 8 kişi biz hazırlık yapıyorduk. O turları indiriyorduk. Paketliyorduk. Dizayn ediyorduk. Onlara tekrardan hazırlık için hazırlık yapıyorduk. ve inanın bunu biz nasıl yaptığımızı ve yorulmadan bunu bu kadar kişiler nasıl başardığımızı Allah'ın izniyle ve Efendimin himmetiyle olan bir şey olduğuna inanıyorum ben.
Oraya gidişimiz olsun yeri buluşumuz olsun yeri buluştuğumuz ona keza bulunduğumuz yer bizi hem korunaklı hem rahat ettirebilecek bir yer olması her yeniyle çok rahat ettik bu noktada ve çok kolay çok iyi geçti Allah'ın izniyle tabi ki deprem deprem denildiğinde yani sadece deprem olarak bakılmıyor deprem gerçekten çok büyük bir yıkım sadece evler yıkılmıyor insanlar ölmüyor orada bir hayat göçüyor insanlar yüzlerce binlerce insanın hayatı bitiyor orada aileler gidiyor kimisi anasız kimisi eşsiz kimisi babasız kimisi
evlatsız kalıyor bunlar büyük bir acı insanların yüzüne baktığınızda o acıyı o korkuyu o hüznü hissediyorsunuz ama insanlardan devletten yardım geldikçe onlara da bir umut olduğunu bir kendilerine güven geldiğini de hissediyorsunuz gün geçtikçe bu biraz daha rahatladığını gördük gördük ama şu da bir gerçek ahlaklı insanlar erdemli insanlar nerede ne şartta olursa olsun kendilerini belli ediyorlar depremize değmiş gibi anası ölmemiş gibi babası ölmemiş gibi bir hal ve ahlak tavır içinde yaşıyorlar bu zorluklarını bir de
bizlerin milletimizin birlik ve beraberlik içerisinde çözemeyeceğimizin altında kalkamayacağımız bir yükün olmadığını Allah'ın izniyle gördüm biz bize bu gibi şeyler inanın çok küçük gibi geliyor yeter ki bizler birlik olalım Allah bize bu birliği nasip etsin bir de kendi içimden düşündüm ki dedim ya Rabbi dedim burada insanlar göçmesin burada insanlar kalsın devletimiz buradaki insanları burada istihdam istihdam eylesin tez zamanda çünkü oraların boş kalması oraların yurtsuz kalması insanların orada azalması bizim
devletimiz için kendi görüşümü söylüyorum büyük tehlikelere sebep olabilir bunun burada bir an önce hallolması lazım bu sorunur oradaki insanlar bu rahatlığa kavuşması lazım inşallah Allah kolaylıklar versin amin biz sahada değildik onun için birebir insanlarla çok haşir neşir olmadık genelde paketleri hazırladığımızda benim söylediklerim bunlar bu kadar haklarınızı helal edin elal edin hakkını helal etsin helal etsin bütün kardeşler de özür dilerim bir yanlışımız bir eksiğimiz bir hatamız olduysa benim benden yana helal
hoş olsun hepsine çünkü burada herkesin gerçekten sadece biz gittik sizin emeklerinizi dağıttık orada oradaki işi biz yapmadık işi biz yaptık ama burada olan bütün dergâhtaki kardeşlerimizin en zengininden en fakirine kadar herkes burada emeği var duası var gözyaşı var maddiyatı var herkesin var bir de insanlar orada dibi yürüyorlar akşam zengin olan bir insan sabah akşam fakir olan bir insan da sabahleyin bir çorbaya bir peynire bir ekmeğe ihtiyacı var bunu yaşıyor insanlar bunlar çok zor şeyler Allah kimseye ve devletimize
milletimize böyle şeyler yaşatmasın amin Allah muhafaza eylesin haklarınızı helal edin helal olsun bir anadot daha söyleyebilir miyim bizim ekibimizin içinde en geç bir üyemiz vardı Abdullah'mız vardı yani muhakkak ki ekibin içindeki bütün arkadaşlarımızın farklı bir özellikleri vardı orada hepsi meydana çıktı ama Abdullah'mızın farklı bir özelliği vardı yediden gece üçe kadar in aşağıya Abdullah çık yukarı Abdullah direksiyona geç Abdullah havluyu ver Abdullah gıdayı ver Abdullah Allah razı olsun bir kere dahi of demedi
biz söylensek o of demedi ama araba direksiyondan kamyonetin arkasına kamyonetin arkasından direksiyona oradan çadırlara öf demeden buraya kadar geldik inşallah efendimin huzurunda bir teşekkür edeyim dedim kendisine Abdullah kalk bir ayağı seni tanısın bir Allah nazardan saklasın amin dön şöyle bir dön geriye ha Abdullah bizim Sıtkı'nın oğlu Sıtkı neredesin kalk ayağı ha Sıtkı bizim en eski derviş kardeşlerimizden Allah razı olsun kendisi de bugüne kadar hiç yalpalamayanlardan Sıtkı Abdullah da onun oğlu kaç oğlan var
Sıtkı senin üç tane oğlan var bu ortandaşın mıydı bu ortancaydı büyü askerdi zaten evet Abdullah da Adnan'ın yanında çalışıyorsun Adnan'ın yanında çalışıyor Allah razı olsun oturun bakalım hakkınızı helal olsun inşallah selamun aleyküm aleyküm selam Allah'a hamd ediyorum böyle dağ gibi bir üstadın yanında böyle derviş kardeşlerimle beraber bir hizmetin ucundan tutabilmiş olmayı kendimi çok şanslı ve gururlu hissediyorum efendimden ve tüm kardeşlerden teşekkür ediyorum haklarını bana helal etmelerini istiyorum inşallah
orda efendimin varlığının olması arkamızda onun olması dağ gibi durması bize büyük bir güç verdi o güçle o dağıtım esnasında o güçle bir tek çadırı bile es geçmeden bir tek kişiyi kırmadan kim istediyse yardımcı olmaya çalıştık yıkıntı kötüydü insanların durumu kötüydü hayatlar kötüydü bunun içinden hep beraber Allah yola çıkarken işimizin çok zor olacağını biliyordum ama biliyordum ki bütün kapılarda biz gayret ettikçe mücadele ettikçe bütün kapılarda bize açılacaktı onu da biliyordum umuyorum düşünüyorum inşallah
efendimin hayal ettiği gibi düşündüğü gibi istediği gibi bir dağıtma vesile olmuşuzdur tüm kardeşlerle beraber tüm kardeşlere de teşekkür ediyorum beraber koşturduk beraber yattık beraber yedik beraber mücadele ettik sırtımıza çuvalı verdik beraber koşturduk ama bu biz değildik biz sadece en son bu hizmetin en son ucundakilerdik bize gelene kadar birçok arkadaşın da emeği vardı dağıtırken bunları yaşadık ve hissettik çadırlara bakarken kendimizi gördük ya biz ailemizle bu çadırlarda olsaydık nasıl olabilirdik dedik
bu bizleri daha hassas olmaya daha ince olmaya sebep etti birkaç tane böyle yaşadığım anım var onları paylaşmak istiyorum şimdi insanlar biz aynı zamanda erzak bir arabada erzak dağıtırken Fatih ve polis kardeşimiz vardı Urfa'dan gelen Samet kardeşimiz o da onlar da elbise işte ayakkabı çorap bilmem giyecekleri dağıtmaya çalışıyorlardı biz böyle dışarıda bakıyorduk insanlar ayaklarında terliklerle çorapsız üstlerinde monsuz tek tek geliyorlar Fatih kardeşler soruyor ne istersiniz neye ihtiyacınız var monta ihtiyacım
var ben kenarda duruyorum o kişiye mont veriliyor Allah'ın hikmeti mont direkt üzerine oluyor bir devir böyle üst yani dükkandan alsa iki tane dener belki ama bir devir oluyor ayakkabı istiyor birde bir ayakkabısı denk geliyor insanların çocuklarının yüzündeki oyuncaklar o şekerler o mutlu halleri böyle kenardan izlediğinde veya işte erzak dağıtırken bir akşam erzak dağıtıyoruz kalabalık oldu dedim ki herkese yetecek hepinize fazla fazla vereceğiz bir teyzenin bir tanesi kolumdan devamlı böyle dürtüyor beni bir teyze
dedim dedi ezanı on beş dakika var dedi oruçluyum ben dedi eğer erzak verirseniz dedi hani iftarıma işte bir şeyler yapacağım diye hemen dedik teyzeye erzağı verdik dedik hani onun o halini görmek çadırlarda yaşıyor başka o arada bir başka bir abi bizi çağırıyor diyor ki gelin beraber yemek yiyelim akşam olacak yok diyorum abi bizim dağıtım yapmamız lazım bitirmemiz lazım diyor ki köy tavuğu yaptım diyor gelin beraber yiyelim diyor bir anda içime geliyor diyorum ki köy tavuğu yaptı yani evde başka yiyecek hiçbir şey yok
kümesten tavuğunu kesti yemek yaptı kendisi yani öyle bir gönüllü zengin gönüllü ki bizi davet ediyor dedim abi Allah razı olsun çay için dedi dedim abi işimiz var Allah'ın hikmeti biz döndük dolandık abinin bir saat sonra iki saat sonra çadırının başına geldik çaya denk geldik çayını içtik başka bir şeyde dayının dayı geçmiş olsun sağ olasın dedi benim oğlumla torunum öldü dedi dedik dayı başın sağ olsun Allah rahmet eylesin dedi el ele tutuşmuşlar böyle elleri kavuşmuş bir şekilde ölmüşler dedi öyle çıktılar dedi
şeyin altından enkazın altından Allah rahmet eylesin dayı dedik dedi ki imama sordum fetva aldım ayıramadık ellerini dedi ikisini dedi beraber gömdük o evlat dedi söz bitiyor sözün bittiği yer oluyor başka bir teyze geldi dedi ki monta ihtiyacım var oğlum dedi Fatih'e soruyorum Fatih mont var mı kadın mont abim kadın mont kalmadı diyor Fatih bak diyorum bir şey vardır abi dedi bir mont var ama hani erkek montu gibi biraz çıkarttım teyzeyi dedim bak böyle bir mont var giyer misin hani erkek montu gibi ama dedim evladım
kadın erkeği yok bu işin dedi sıcak tutar o mont beni dedi bu götürdüğümüz montlar götürdüğümüz ayakkabılar sizlerin kardeşlerin hazırladığı aldığı emek ettiği para verdiği yani şeylerde ve son bir tane de bir kızcağızın birisi ulaşmış bana benden sadece bir ayakkabı numarası vermiş bot istiyor bir tane de mont istiyor çadırda kalıyormuş telefon açtım neredesin çadırda Sinan'a dedim Sinan bana bir kadın şeyi hazırlar mısın böyle hani bir şey hazırlayalım yani bu sadece bir botla bir montla olmaz biz işte eldiveninden
çorabına üstüne bir poşet yaptık işte erzak poşetimizi de aldık gittik çadıra bulduk kızcağızı Cafer abiyle beraber kız elimizdeki abi dedi ben sadece iki şey istedim botla mont istedim sen dedi neler getirmişsin dedim olur mu öyle şey senin ihtiyacın vardır bak çadırda kalıyorsun dedim tamam dedi biz hepsini verdik benim elimi öpmeye çalıştı dedim yok sen benim elimi öpme abi teşekkür ederim Allah razı dedim bana da deme benim arkamda koskoca bir ordu var dedim yani ben değil biz değil arkada görün senin görmediğin çok böyle bir ordu var dedim kız ağlayacak tabi böyle biz ağlayacağız abi dedi benim dedi evim yıkıldı dedi bizim artık dedi bir evimiz yok dedi bir gün dedi benim dedi evim olursa dedi benim evime oturmaya gelir misiniz dedi dedim söz veriyorum sana sen dedim çalışacaksın okuyacaksın okuyor üniversitede okuyordu galiba bir gün evin olacak Allah da dedim bana sağlık saat verirse dedim söz veriyorum sana dedim ailemle beraber ziyarete geleceğim senin evinde dedim bir çay kahve içeceğim dedim böyle değişik yani üzüntülü
şeyler yaşadık ama deprem kötü yokluk kötü hayatın en zor olduğu yer deprem bölgeleri burada gördüğünüz kolay gözüken her şey herkes için zor yani gece yatmak da zor sabah kalkmak dolaşmak da zor bir çorba kaynatmak bile zor bir elini yüzünü yıkamak bile zor Allah inşallah ülkemizi memleketimizi böyle felaketlerden böyle depremlerden böyle sıkıntılardan muhafaza eylesin inşallah bizlere de böyle kötü günler göstermesin inşallah efendimden ve sizlerden hakkı zehledim biraz sözü uzattım özür dilerim selamun aleyküm selamun aleyküm
aleyküm selam başta Allah'a ve sonra üstadıma sonsuz teşekkür ediyorum böyle bir hayır kapısının içerisinde ufaktan da olsa kendini tanıt seni tanımıyorlar ismim Fatih Gündüz makine mühendisiyim ayağa kalk tanınmış şahsiyet ol ismim Fatih Gündüz makine mühendisiyim ticaretle uğraşıyorum evliyim üç çocuğum var işi almayacağız seni biyografiye gerek yok evet müsaadenizle Allah razı olsun yani biz şahsım adına konuşayım yani ben o depremin ilk şimdi arkadaşlar Adana'da bekliyorlardı biz Cafer abilerle beraber önden gittiğimizde
o depreminin o ilk yıkıntılarını gördüğümde ben şok olmuştum yani o yolların yarıldığını evlerin tamamen tuz buz olduğunu yani insanların anlamsızca sağa sola baktığını sağa sola gittiğini yani ben gördüğümde ilk şok olmuştum çünkü daha önce hani yaşım gereği de böyle bir şey görmedim yaşamadım daha sonra biz tabii kendi yerleşim alanımızı bulduğumuzdan sonra tırlar geldikten sonra tabii sonra eşyalara baktık dedik ya maşallah yani bu eşyalar başta Adnan abiyle beraber yani bay abi dedik hani herhalde biz burada kalacağız
işimiz de var beni en çok böyle etkileyen noktalardan birisi de Cafer abimin söylediği gibi insanların o alçak gönüllüydü yani biz eşyayı vermek istiyoruz eşya almak istemiyorlar yani ihtiyacı neyse onu alıyorlar mesela bir tane yanlış hatırlamıyorsam Kuşçu Mustafa diye bir köye gitmiştik dağın tepesinde bir tane çadır kadın bizden sadece sabun istiyor yani gıdası yok çocukların üstüne doğru düzgün mont yok ayakkabıları yok kadın sadece sabun istiyordu yani ihtiyacı neyse onu istiyordu aynı şekilde bir tane yörük bir
amca vardı Cafer abiyle baya bir o da hasbihal etmişti çok koca yürekli bir amcaydı o da aynı şekilde yani hiçbir ihtiyacımız yok diyorlardı o onların o engin o büyük yürekleri beni çok şaşırtmıştı yani sizin de söylediğiniz gibi insan hani oraya gittikten sonra biz ertesi gün dedik ki sanki hiç biz Bursa'da yaşamamışız gibi sanki hep burada olmuşuz gibi kendimizi oraya bir ait gibi hissetmeye başladık yani oraya tamamen bir yaşam alanı tamamen hep oradaymışız gibi böyle bir yani benim ve hani konuştuğum abilerimin
iç dünyalarında öyle bir hissiyat oluşmuştu hamdolsun layıkıyla yerine getirmişizdir diye inşallah umuyoruz bir hatamız kusurumuz olduysa affola sizlerden haklarınızı helal etmenizi istiyoruz geceniz ayrı olsun inşallah selamun aleyküm ayağa kalktan ısıtık kendini ismim Oğuzhan Bekçi biz de Allah nasip etti deprem zedeler için yardıma üstadımızın izniyle gittik ben de 1999 deprem zedesiyim biz de o depremi yaşadık işte bir hafta on gün çadırlarda kaldık sonra babam sordu bana oğlum dedi Elazığa mı dönelim yoksa Bursa'ya mı
gidelim diye baba dedim Bursa'ya gidelim geldik Bursa'ya koca Bursa'da Rabbim bana Salim abiyle tanışmayı nasip etti o aralar hamdolsun dergaha gidip geldik hamdolsun üstadımızla tanıştık ve bu yolda layık olamasak da hizmet etmeye başladık şimdi burada deprem olunca da çok istedim oraya gidip oradaki kardeşlerime hizmet edebilmeyi Allah binlerce kere razı olsun üstadımdan ve dergahımızdan bütün kardeşlerimizden bize nasip etti hamdolsun ve gittik oraya orada altı tane tır ağzına kadar dolu bir yandan boşaltıyoruz
bir yandan yükleniyor bir yandan işte paketleme işlemleri falan yapılıyor sabahın altısından gecenin on ikisilerine kadar Cafer abimizin de dediği gibi ama hiçbir yorgunluk yok zerre kadar hiçbir bık mı bıkıntı yok böyle devamlı çalışıyoruz ve zevkle çalışıyoruz ve orada içime şu doğdu dedim ki bu bu sadece bizim kendimizin yapabileceğimizin bir iş değil burada bütün kardeşlerimizin üstadımızın eli var hamdolsun biz bir şeye elimiz uzattığımızda sanki herkes bir yandan elini uzatıyor da bize yardım ediyormuş gibiydi
elhamdülillah dediğimiz gibi hiçbir yorgunluk hissetmeden bir haftada sekiz günde bütün işi tamamen bitirebildik ve bunda organizasyonun başında üstadımız işte Cafer abimiz ve diğer abilerimiz büyük bir emek verdiler şu dikkatimi çekti Cafer abim hiç uyumadı hep arabanın içindeydi ayaklarını uzatma imkanı bulamadı işte oturduğu yerde uyumaya çalıştı ne kadar uyuyabildiyse işte Adnan abim bizimle birlikte o da hep böyle gayret göstererek bir bakıyorsun paketlemede bir bakıyorsun tır indirmede falan diğer Ömer abilerim
Fatih abim diğer bütün abilerim hepsi aynı emeği aynı gayreti gösterdiler hamdolsun Rabbime elhamdülillah Rabbim bana böyle bir üstadı böyle bir dergahı nasip etti Rabbim ömrümüzün sonuna kadar son nefesimize kadar bu dergahta durabilmeyi bizlere nasip etsin ve mahşer yerinde de cennet-i alada da Resulullah Efendimizin üstadımızın dizinin dibinde olabilmeyi bütün kardeşlerimize de bizlere de nasip etsin Rabbim günahlarımızı affı mağfiret eylesin hepiniz hakkınızı helal edin Allah hepinizden razı olsun bir not şeyim
içinizde hiçbiriniz Cafer gibi oturduğu yerde sandalyede uyuyamazsınız Cafer bir şeyi böyle hedefi kafasına dikti mi o yemekti yataktı ayaklarını uzatmaktı yatmaktı geçer unutur onu hedefe doğru kilitler bir de yani sen de onunla beraber hareket edeceksin onunla beraber hareket etmezsen yani arkada kalırsın kenarda kalırsın o böyle hedefe doğru koşturur ben küçük bir şey anlatayım burada makinesi arıza yapıyor iki de bir de neyse iki de bir de duruyor Cafer sandalyeyi koymuş burada makinesinin başına ben içeri girdim
böyle ama böyle oturuyor böyle bildiğin dışarıdan baktığında oturuyor baktım uyuyor oturduğu yerde ama nasıl bir uykuysa yani böyle ne sağına düşüyor ne soluna düşüyor ne önüne düşüyor oturduğu yerde uyuyor çalışana dedim ne zamandan beri burada ben geldiğimden beri burada dedim sandalye değil mi sandalye de sonra uyandırdım ne yapıyorsun dedim ben arızayı tespit edeceğim dedi hani arızayı tespit edeceğim biraz işin içerisine bir de latife sıkıştıralım inşallah buyur Ahmet Hoca selamun aleyküm aleyküm selam Allah efendimden
ve tüm abi kardeşlerimden razı olsun yani çok heyecanlıyım böyle konuşacağım için de Ahmet Hoca ayağa kalk senle kendini tanıt Ahmet Yağmurlu ben Bursa'da oturuyorum Gazantepliyim Antep'in neresi? Nizip Nizip'in neresi? Elifoğlu köyü Elifoğlu'nun neresi? Elifoğlu köyün merkezinden merkezinde aslen Malatya Akçada Yağmurlu köyünden gelmeyiz efendim ha Seyit Taşlık yaptırma bana şimdi Seyit Taş nerede?
Hangi ağacın dibinden onu bile sorar onun hemşerisi ya o yüzden soruyorum neresi neresi neresi diye bizim Ahmet Okur'a soruyordu şuranın neresi buranın neresi buranın neresi Ahmet Okur şaşırdı kaldı dedim dur da Ahmet Okur daha yolun yarısındayız dedim sen hangi ağacın dibindesin onu oraya kadar soracak sana dedim Allah razı olsun evet buyur Ahmet Hoca aynı zamanda da ayağa kalk neyin oluyor? enişten enişten oluyor evet Ahmet Hoca bizim komutanın deniştesi aynı zamanda evet otur Allah razı olsun efendim ben üç buçuk yıl İslahiye'de çalışmıştım çalıştığım süre zarfında altı ay bir evde kalmıştım Atatürk Mahallesi diye bir mahallede daha sonra da üç ay Toki'de kalmıştım ilk Nurdağ'ından giriş yaptığımızda televizyondan haberlerden duyuyorduk fakat canlı görünce biraz böyle çok etkilendim oraların eski hali yeni hali gözümün önüne geldi şehre girdiğimizde zaten bayağı yıkıntıyı gördüm üzüldüm anılar aklıma geldi
oradan geçtiğim yollar aklıma geldi fay hattından geçtiğimiz sosyal medyada gördüğümüz deprem fay hattının zarar verdiği yolları falan gördüm yani çok farklıydı bazı yerlere zarar vermiş bazı yerlere zarar vermemişti biz oradayken yaklaşık iki bin on iki bin on üç yılında görev yaptım oradayken söylemişlerdi burası fay hattı üzerinde diye söylemişlerdi deprem olacağını bekliyorduk aslında o sıralar hani olur mu olamaz mı ara ara tatbikatlar da yapıyorduk fakat ilk gittiğim altı ay kaldığım ev komşular alışveriş yaptığım market
Osman Gazi Belediyesi'nin kurduğu yer orasıydı orada o çevreyi görünce bayağı bir şov oldum hepsi yıkılmıştı çünkü hiçbir şey kalmamıştı daha sonra TOKİ'ye doğru gittik TOKİ yıkılmamıştı TOKİ'yle ilgili şöyle bir anı aklıma geldi iki bin on bir yılında Suriyelilere çadır kent kurmuşlardı yan tarafımıza Suriyelilere çadır kent kurduklarında kendi aramızda ben de dahil nefsim olmak üzere ya bunların burada ne işi var falan diye böyle serzenişte bulunuyorduk şimdi Suriyelileri oradan kaldırmışlar oraya tekrar çadır kurmuşlar
AFAD çadırlarını kurmuş Kızılay çadırları kurmuş TOKİ'deki insanlar çadırların içine geçmiş zamanla TOKİ'dekiler oraya farklı gözle bakarken şimdi oradakiler tamamen oradaki çadırın içine mahkum olmuşlardı onu görünce oradaki insanları komşularımı görünce yardım dağıtınca karşılaştım birkaç arkadaşıma ulaşmaya çalıştım onları görünce böyle çok yani farklı bir duygu efendim bunu anlatamam sonra abilerle köy köy dağıtıma çıktığımızda insanların o mutluluğunu bizim gittiğimizde yardıma gittiğimizde bir nebze de olsa hani
kapı kapı dolaşmamızdaki o şeyi gördüm yani normalde yardım geldiği zaman bir yere bırakıp gidiyorlarmış fakat biz kapı kapı gittik hamdolsun sizin nimetinizle dağıtmaya çalıştık sağolsun Cafer abim de abilerim de şurada bir çadır var duralım mı dediğimde hiç tereddüt etmeden hemen durduk bir daha anımı anlatmak istiyorum efendim benim bir velim vardı ona ulaşamamıştım sosyal medyadan ulaşmaya çalıştım bir şekilde neyse bir şekilde ablaya ulaştım abla İslahya'da oturuyordu Osmaniye'ye geçtiğini söyledi bana Osmaniye'de
Allah razı olsun birisi düğün salonunu açtı dedi hocam dedi Allah razı olsun şu an düğün salondayım rahatımız yerinde dedi bir şeye ihtiyacımız yok hamdolsun dedi Allah dedi devletimizden razı olsun milletimizden razı olsun şu an burada kalıyoruz dedi dedim abla var mı bir sıkıntı ev gitti dedi eşyalar gitti dedi dedim gelin Bursa'ya misafirimiz olun dedim biz dokuz kişiyiz ablam dedi kimseye dedi şey yapmayalım hiç yük olmayalım dedi şey yapmayalım dedi dedim yok yük olmazsınız dedim ablam dedi yanlış anlama dedi biz öyle bir çıktık ki dedi pijamalarla ayakkabısız çıktık dedi şu an dedi orada burada o şekilde kalıyoruz dedi belki yıkıntıların arasında dedi bir parça kıyafet buluruz dedi bir parça bir şey buluruz dedi orada gerçekten çok şu olmuştum hani kötü olmuştum efendim bir de dağıtım yaparken meslek icabı çocukların bisküvi aldığında şey aldığında ki mutluluklar gözümün önüne geliyor bu kadar efendim Allah abilerden kardeşlerden razı olsun amin hatam mutlaka olmuştur özür dilerim ben bazen patavatsızca konuşuyorum özür dilerim
herkesten hakkınızı helal olsun selamun aleyküm ismim Ersin Aşkın başta Allah-u Teala'ya hamdü senalar ödüyorum böyle bir hizmetin içinde bizi nasiplendirdiği için üstadımıza abilerimize çok teşekkür ediyoruz biz orada Adnan abilerle beraber paketleme hazırlık aşamasında orada hizmet nasip oldu çok fazla dışarıda ikili diyorlar ya da çevrede olaya şahit olma imkanımız olmadı ama orada gelen bizi orada gören konteynerları gören nadir de olsa insanlar gelip orada yardım talep ediyorlardı ihtiyaçlarını belirtiyorlardı
ama hepsi de bir mahcubiyet böyle yardım değil de sanki bir ödünç ister meşgesine bir utanç duygusuyla yaklaşıyorlardı özellikle orada çocuklar beni daha çok daha fazla etkiledi çocuklarda sanki o depremin o ağır yükü çocukların omzuna binmiş gibi kimisi biz orada okulun bahçesinde olduğumuz için orada çocuklar oynamaya falan gelenler oluyordu onlara hani meyve suyu orada gelen kardeşlerin gönderdiği çocuklar için atıştırmalıklar bisküvi, çikolata vesaire şeyler vardı onlardan vermek istiyorduk gördüklerimize onları alanlar da
kimisi annesine bir ayakkabı babasına mont soranlar oluyordu yani o depremin sanki o ağır yükü onların omzuna binmiş ailesinin bir ihtiyacını da gidirebilir miyim şeyiyle çocuklar utana sıkıla bizden orada bazı şeyler talep ediyorlardı ondan sonra orada yine halı saha vardı yine orada top oynayan çocuklar vardı onlara bir şeyler götürdük çocuklar sevinçlerine bir nebze neşelenir belki diye yani o verdiğimiz şeylerin ufak hediyelerin dahi altında kalmamak için o kadar gururlu çocuklar ki beraber top oynayalım abi diyorlardı bize
hani biz de size bir şey yapmış olalım diye kendi oyunlarına bizleri dahil ediyorlardı bu şekilde yani ekseriyet o çocuklarda ve onları görünce kendi çocuklarımız aklımıza geldi yani burada sıcakta rahat içinde o çocuklar orada çadırda kimisinin üstünde mont yok hiçbir şey yok bir kazakla çıkmışlar kimisi terlikle oynuyor yani bunları gördükçe halimize bir kez daha şükrettik Rabbim bir daha böyle musibetleri inşallah başımıza vermesin bizleri de bu dergahtan ayırmasın inşallah hizmetten ayırmasın inşallah haklınızı elde edin
hadi giderlerken Sezgin kardeş sen böyle gel şimdi seni bir tanısınlar gel Sezgin Langaza gümrük müşaviri selam aleyküm benim de gümrük müşavirim kendisi beraber bir Bosna yolculuğumuz oldu ondan sonra Bosna yolculuğundan tabi daha öncesinden de yukarı tekkeye gelmiş sohbetleri dinlemiş biraz da bana kızmış o zaman için ama gelmiş gitmiş öyle bağ kurmuş sonra beraber Bosna yolculuğumuz oldu ardından Sezgin kardeş ders aldı tabi ders alır almaz dakika bir gol bir Sezgin ondan sonra deprem bölgesine tırlarıyla beraber
yola çıktı tabi bu arada biz Sezgin kardeşle hem ticaret hem kardeşlik olarak hukukumuz devam etti ben kendi içimden şunu diyordum hani şimdi bizim Adnan'dır Cafer'dir diğer derviş kardeşler üç aşağı beş yukarı bizim işimizin zorluğunu ağırlığını bilirler ben hep derim ya bizim işimiz zor diye aklıma geldi ben Sezgin'e dedim bak Sezgin bizim işimiz zor iyi düşündün mü ders alırken ders isteyince iyi düşündüm dedi tabi Sezgin aynı zamanda da böyle değişik böyle ortak dostlarımızın arkadaşlarımızın olduğu bir kardeşimiz
Allah razı olsun böyle bir fedakarlıkta bulundu dört tane tırı vereyim dedi belki de o böyle hani bir iki günde mesele hallolacak dönülecek diye düşünüyordu ama bizim öyle değil halimiz Şeyh Efendi'nin tabiriyle yola çıkarken insan kendince çıkar ama ne zaman döneceği belli olmaz derdi Şeyh Efendi Sezgin de öyle yola çıktılar ama ben huzurlarınızda Sezgin kardeşe teşekkür ediyorum ondan sonra öyle oradaki ben bizim kardeşler bir iş yaparlarken heyecanla kimin ayağına bastılar kimin ayağını kırdılar kimin eli koptu
pek görmezler hani dedim ki içimden inşallah dedim hani onlara karşı böyle bir buğzu olmaz onlara karşı bir şey olmaz biz heyecanlıyız ya biraz böyle koşarken biz etrafımızı kırdığımızı döktüğümüzü de fark etmiyoruz ama Sezgin Allah razı olsun orada son güne kadar arkadaşlarla kardeşlerle beraber orada Allah razı olsun beraber oldular beraber hizmet ettiler o yüzden ben huzurlarınızda Sezgin'e ayrı bir parantez açmak istedim teşekkür ederim hepinizden de Sezgin kardeş buyursun gözlemlerine aktarsın valla üstadım bu kadar güzel
anlattıktan sonra üstüne ne söyleyeyim estağfurullah çok teşekkür ederim estağfurullah başta size emek veren katkı sağlayan tüm arkadaşlarımıza kardeşlerimize çok teşekkür ederim hepinizden Allah razı olsun amin inşallah bizi böyle kutlu ve hedefin parçası dahile ettiğiniz için size ayrıca teşekkür ederim şimdi biz gümrük müşaviriyiz işimiz gereği bütün lojistiği gün gün dakika dakika saat saat planlamak zorundayız burada yüklemeye de refakat ettim ben yükleme aşamasında gördüğüm mallarla beraber yola çıkarken de seferin
ne kadar belli olduğunu da az çok kestirdim ve Bursa'ya bir haber gönderdik dedik ki bizi beklemeyin en az bir 15-20 gün süre çıkarken de hiç 4 günde 5 günde 6 günde geleceğimizi düşünmedik ama Allah'a şükür zor kolay oldu kısa sürede hallettik hakkıyla arkadaşlarımız çok emek sarf ettiler bizi işin ucundan tuttuk biraz ama asıl yükü onlar çektiler huzurlarınızda onlara da çok ayrıca teşekkür ederim hakkınızı helal edin Allah razı olsun Allah razı olsun Amin inşallah Allah razı olsun Selamun aleyküm Ay hakikaten kendini
Yunus ekibin şeydi buraya geldi Yunus ekibin haber ve medyayla alakalı görevlisiydi bütün her şeyi fotoğrafla her şeyi ona göre çek ondan sonra böyle bir elimizde bir doneler olsun dediydim o yüzden Yunus bir drone'u var kendisinin kendi drone'unu da götürmüştü Yunus'un görevi oydu ilk günler tabi biz yüklemeye gittiğimizde oradaki kişi sayısı buradaki kişi sayısı Adnan abiyle konuşurken 300 kişinin yüklediği bir sevkiyatı 14 kişiyle tamamladık ilahide geçtiği gibi
gerçekten himmet giyeni himmet kuşananı kılıç kesmiyor lojistik olarak imkansız bir durum 300 kişi yükledi ve 14 kişi dağıttı ve ayrı lokasyonlarda dağıtıldı bazı kardeşler içeride paketlemedeydi biz dışarıdaydık ben mecbur video alırken her şeyi gördüm arkadaşlar deprem kabul edilebilir yıkıntınız olur altından çıkarsınız kalanlar olur şu olur 500 tane bina yıkılır 1000 tane yıkılır orada yıkılan şey bambaşka bir şey siz burada sokakta güven duygusuyla hareket edebilirsiniz orada güven diye bir şey yok güvenlik olmadığı için
orası bambaşka bir dünya önünüze çıkan biz tırları Cafer abiler önden gitti biz tırları getirirken önümüze bir tane binekti binek bir araba durdu elektrikçi soruyor bize yani kıyamet filmlerindeki sahneler gibi herkes çıldırmış gibi o gerçekten o mu değil mi bilemiyorsunuz buraya gel konuş millet böyle seni görmek için evet o güven duygusu sizde yok olunca dünyanız bambaşka oluyor ürkütücü olan o değil aslında ürkütücü olan şu biraz sonra burası da böyle olabilir siz yıkıntının altından kurtulabilirsiniz şu olur bu olur
biz son günlerde yanımızdaki okulların tesisatından kalan suyu Abdullah kardeşle jeneratör üzerinden nasıl çekerizin hesabını yapıyorduk o yüzden hani binaydı neredeydi ne değildi hepsini bir tarafa koymak lazım oradaki olan şey savaştaki gibi bile değil çünkü savaşta düşmanınız belli mermi yersiniz bir şey olur oradaki güvensizlik ortamı dehşet verici bir şey size gelecek bir polis yok size gelecek bir jandarma da yok sürekli tetiktesiniz neyin ne olduğu belli değil dediğim gibi benim gözlemim şu ürkütücü olan biraz sonra
o deprem büyüklüğü burada olursa aynısını biz yaşayacağız namusumuzu mu koruyacağız çoluk çocuğumuza mı bakacağız geride kim kaldı ona mı bakacağız bence en korkutucu kısmı bu yoksa olan oldu biz gittik dağıttık zengin o gece çok zengindi sabah kalktı ayağında çorap yok battaniye veriyorsunuz yıkım o derece büyük ki yani zihinleri ve kalpleri mahvetmiş yani siz bile etkilenmeden olamıyorsunuz biz orada sanki 10 yıl geçirmiş gibiydik yani bizimle beraber gelen arkadaşlarla hani esprilerle şunlarla bunlarla bir gün geçiriyorsunuz
ama dışarıda çok başka bir dünya var benim açımdan en yıkıcı kısmı oydu Pir'imle de biraz konuştuk arkadaşlar ovadaki hiç kimse binasına güvenmesin ben az çok yapıyla uğraşan biriyim ben kendi ofisimi de boşaltıyorum altı parmak gibi örnek vereceğim o binalardan hiçbirini ayakta görmedim en fazla gözlem yapabilme şansı olan bendim eski binalardan hiçbiri ayakta değil yeni binalardan Pir'imle yolda bir gelmeden önce biraz konuşmuştuk yeni binalardan sadece belki canlı çıkabilirsiniz ama onun haricinde benim betonum
çok sağlam yok benim zeminim şöyle yok böyle arkadaşlar öyle bir şey yok drone'la da çektik köyleri gördük kerpiçlerin yıkıldığını gördük bir arabayı siz 8 takla attırın o hasarı veremezsiniz arabanız kapının önünde pert oluyor ve hani enerji derler ya işte dünyada çok önemli şey enerji enerji enerji şunu gördük orada bir toplumu bozmanız için 3 gün enerji vermemeseniz yeterli toplumun raydan çıkması çok kolay çünkü kameralar devre dışı kalıyor iletişim sakatlanıyor o yüzden üstadımın da bahsettiği gibi arkadaşlar
ovalar çok tehlikeli inanılmaz tehlikeli bizatihi gözümle gördüm kolonunuza güvenmeyin binanıza güvenmeyin oradaki yıkım burayla karşılaştırılamaz orası küçücük bir şeydi buranın alacağı hasarı ben söylemeyeyim gerçekten çok büyük bir yıkım olmuş biz köylere de gittik bir köyde bakın küçücük bir köyde 450 tane kayıp var bomba atsanız o köyü öyle yıkamazsınız sakçagöz köyü gittiğimiz köy bombayla bu kadar yıkamazsınız o köyü o yüzden Allah muhafaza etsin ben bir kere daha bu memlekette bu üstada tabi olmaya büyük gurur duydum
abilerle gittik gerçekten bu millete o haldeyken bile bu kadar işte hamdolsun diyen bir topluluğa bir ülkeye bir vatana sahip olmaktan gerçekten çok büyük gurur duydum Allah muhafaza etsin herkesi ama kardeşler şunu unutmayın bir sonrası burası olabilir ne zaman olacağı belli değil ama benim dediğim gibi deprem korkutmuyor depremden sonrası çok korkunç Allah razı olsun hakkınız herhalde inanılsın olmaz bunlar kaptan değil mi kaptanlar olsun ya kalkın tanıtın kendinizi Allah razı olsun bir gözleminizi söyleyin yine
gel böyle gel gel sen Sezgin'in kaptanısın herhalde evet selamun aleyküm ismim Abdullah Yaşar Sezgin Bey'in garajında tırlarının hem bekçiliğini yapıyorum hem 35 yıllık arkadaşımdır kendisi böyle bir güzel oluşuma beni davet ettiği için Allah'a çok şükür çok teşekkür ederim kendisine ortalık bir orası karışık söyleyecek pek bir şeyim yok Allah razı olsun herkese hayırlı akşamlar Allah razı olsun Allah'a emanet olun aklınıza helal edin helal olsun Allah razı olsun Allah razı olsun selam gel gel olsun selamun aleyküm
selamun aleyküm Mehmet Karaman Sezgin kardeşimin 35 yıllık arkadaşıyım hem tır şoförüyüm onunla bir bir senedir falan böyle bir konuşmuyorduk ben de Facebook'a yazmıştım işte tır şoförü varsa ben giderim gönüllü ücret istemem falan o da bana mesaj attı Allah tarafından gelir misin diye ben de ilk sıraya beni yaz gelirim dedim nasip oldu Allah sizden de razı olsun amin inşallah yani gönderdiniz ayrı da kabul etsin bir kuş su da eksikti Allah dergen zan razı olsun amin inşallah Allah razı olsun inşallah Mustafa bir saniye
bir çift şey yapacağım gel gene de şimdi bu böyle hani yardım gönderiyor ya herkes şimdi eğer ki hedefinde bir kimsenin iyilik ve iyiliği tam ihtiyacı olana götürme yoksa o yıkıntıyı görür o kimse tırı en yakın yerde boşaltır döner bakın yıllardan beri bu felaketlerde yapılan hatalardan birisi o hani az önce Yunus dedi ya güvenlik emniyet diye o korku o insanın içine işledi mi sen buradan on tır göndersen göndersen on tırı yolda adam bırakır gider ki öyle yapıyorlar genelde yani o yüzden afat işi ele almaya çalışıyor
işi ele alıyor şimdi bu arkadaşlar Sezgin'le beraber yani düşünün işte tır yani az bir para değil üstünde şoför var can taşıyor evet biz bir hedefe koşmuşuz kitleniyoruz oraya doğru gidiyoruz canımızı malımızı feda ederiz diyoruz ama o kardeşler de benim için önemli bir iş yaptılar Sezgin ve kardeşler için çünkü bizi de tam olarak tanımıyorlar ondan sonra ve böyle bir işte gerçekten büyük cesaret gösterdiler büyük bir özverili davrandılar yani bir kimse sıcak yatağını bırak git eksi yedide eksi onda orada iki tane
odunun başında sabahla yani şeyde bunlar böyle dışarıdan hani hikayesi kolay belki de ama orada yaşamak gerçekten zor ha Cenab-ı Hak zoru kolaya çevirdi o ayrı mesela evet Mustafa Mustafa bizim aspirinimiz yıllardan beri nerede zor bir iş var Mustafa oradadır kanbersiz düğün olmaz derim ben Mustafa'sız da bir zor iş olmaz evet Mustafa Allah herkesten razı olsun efendim'in himmetin üzerimizden eski olmasın amin gerçekten oraya gittiğimizde bir zorluk yaşamadık yani biz bunu bitirebilir miyiz acaba geç kalır mıyız diye bir şey düşünmedik
gözümüzde büyütmedik Allah o kolaylıklığı verdi bize köy köy gezerken yaşlı amcalar geldiğinde bize dedikleri şuydu birebir dağıttığımız için dedi ki evlatlarımız geldi şimdi bunu birisinden duyuyorsun diyorsun ki normal karşı diyorsun sonra bir amca geliyor diyor ki evlatlarımız geldi bizim diyor yani bir yardım kuruluşu geldi demiyor bir bayana gidiyorsun diyor ki kardeşlerimiz geldi benimle geliyor diyor ki benim sadece erza ihtiyacım var diyor ya anne diyorum battaniye verelim yorgan verelim yok diyor benim bir erza ihtiyacım var yorgana battaniye ihtiyacım yok diyor biri geliyor diyor ki sadece yastığa ihtiyacım var diyor yani ne gerekse onu alıyor biri diyor ki illa de çadırımda size çay ikram edeceğim diyor biri boynunuz sarılıyor hüngür hüngür ağlıyor onunla birlikte siz de ağlıyorsunuz bir gün perşembe günü dağıtıma çıktık Ömer abi de yanımızdaydı erzak verdik niyetliymiş illa dedi çadırımıza bekliyorsun ya dağıtmamız gereken emanetler var diyoruz ulaşmamız gereken arkadaşlar, kardeşler, abiler, teyzeler var diyoruz gönül koydu herhalde
biz erzağı bitirdik arabayı bitirdik tekrar gittik cafrem dedik ya bir posta daha yapalım dedik tamam dedik ne hikmetse döndük dolaştık amcanın çadırın önüne geldik tekrar bir baktık o dedi ki çaylar sizi bekliyor yani farklı bir duygu yaşadık farklı bir enteresan şeyler yani beklemediğimiz tanımadığınız bir insanlar bizi bağrına bastı yani yabancıymış gibi gelmedi aynı buradaki kardeşler gibi kendi ailemiz gibi bir teyze geliyor boynunu at diyor evladımsın sen benim diyor e sen de onu yadırgamıyorsun annen gibi veya teyzen gibi
veya halan gibi sarılıyorsun çocuk geliyor diyor ki abimsin sen benim evet diyorum abinim işte şu var mı diyor Allah işte yani şeker ya bir bakıyorsun bir poşet şeker çıkıyor tek tek şeker dağıtıyorsun biri geliyor oyuncak var mı diyorsun elini atıyorsun işte himme Allah'ın takdiri bir bakıyorsun eline oyuncak geliyor kim ne istediyse Allah bize orada onu nasip etti yani istesek bunu koyalım desek yani zor çocuk oyuncak diyor oyuncak çıkıyor şeker diyor arabadan şeker çıkıyor bilerek koyuyorsun koyuyorsun koymuyorsun
ben koymasam veya Sinan koyuyor ve öbür arkadaş koyuyor ama birileri koyuyor kimin ne ihtiyacı varsa Allah onu herkese dağıttırdı bize her zaman veriyorsun istemiyor diyor ki benim sadece yastığa ihtiyacım var diyor yastık veriyorsun arabanın en altında boşaltıyorsun zevkle boşaltıyorsun diyor ki ben bu poşetimi diyor çadıra götüremem diyorsun alıyorsun götürüyorsun ama bir yorgunluk hissetmiyorsun akşam toplanma bölgesine geliyorsun ya keşke diyorsun bir daha yüklesek bir daha gitsek ya bir oturalım işte çok özür dilerim ayağımızı uzatalım bir bardak çay içelim çayı seven kişileriz ya çay bile aklımıza gelmedi çay ya işte biz bir seferde yapalım işte akşam hava karardı işte tehlike olur çıkalım mı çıkmayalım ya çıksak ne olacak ki Allah büyük diyoruz efendim nimeti var diyoruz çıkmak için can atıyoruz araba yüklarken zevkle yüklüyoruz yani kolay kolay mıydı evet kolay geldi bana o kadar malı yüklemek bitmez mi diyorduk ya nasıl bittiğini ben anlamadım Abdullah'tan Allah bin kere razı olsun benim kahramı çekti ikimiz birlikteydik aynı arabada
dağıtırken de bazen bağırdım ya Abdullah şunu şöyle yap niye böyle yapıyorsun diye hakkını helal etsin gelirken de Amtet'ten tek başına tek şoför olarak geldi ikimiz birlikte geldik hiç durmadı durmayacağım abi dedi sen dedi dinlen dedi yoruldun dedi Antip'ten bu yana tek başına geldi Oğuzhan kardeşim Allah razı olsun oradan daha çıkmadan dedi ki abi yani bir incelik var burada dedi ki çok yoruldunuz ben sizin kadar yorulmadım dedi kamyonete ben de geleyim yedek şoför olarak beni de al dedi dedi ki Oğuzhan sen tırla geldin öbür arabayla gideceksin abici biz bu arabayla geldik bu arabayla gideceğiz Allah bin kere razı olsun bir incelik yaptı dedi ki siz bizden daha fazla yoruldunuz ben kamyonete geleyim en azından da bir saatte olsa araba kullanabilirim sizi dinlendirebilirim dedi kendinize huzurlarınızda teşekkür ediyorum Allah razı olsun herkes hakkını helal etsin gerçekten sizin sayenizde oraya gitmek nasip oldu efendimin himmeti eksik olmadı diyeceğim bu kadar efendim Allah razı olsun inşallah gel bakalım kahraman Abdullah gel selamünaleyküm
aleykümselam efendim görülen görülmeyen her şeyi abilerim anlattı zaten yani benim pek fazla diyecek bir şeyim yok ama hani Yunus abinin söylediği gibi durum herkesin aklında oluşan bir deprem değil ama o depremden sonrası Allah oradaki herkese yardım etsin amin ve orada görüşüp konuştuğum bizzat sizlerin selamını ilettim oradaki herkesin de sizlere selamı var aleykümselam hepsi çok çok dua bekliyor Allah razı olsun inşallah diyeceğim bu kadar Allah razı olsun cümle Allah razı olsun evet koca Efe gel bakalım kendini tanıt
selamünaleyküm aleykümselam Ahmet Altın bu dergâhta bulunmaktan ve bu hizmette bulunmaktan Allah'a hamdolsun orada Adnan abinin gözetimi altında dağı biz paketleme yaptık poşetleri doldurduk kutulara kutuları açtık tırları indirdik Adnan abinin ne dediyse indir indir arabaya doldur arabaya doldur orada bir ufak bir kıssam oldu çocukları çok sevdiğim için Vahit diye bir kardeşle tanıştım takriben 10-11 yaşlarındaydı Vahit'e sordum bir ihtiyacın var mı?
dedi ki iki yaşında kardeşim var bu kardeşime bez lazım dedi bez bulamıyoruz ben dedim tamam Vahit sana bez bulacağım tabi bez de çok buradan tıra çok yüklenmiş bez bu bezlerden bir tane verdim Vahit'e yani bir paket Vahit'e dedim ki sana başka şeyler de vereyim yok abi gerek yok dedi ben Adnan abiye izin aldım ve bir poşet malzeme doldurdum Allah herkesten razı olsun tırda yok yoktu her şey vardı Vahit'e doldurduk bir çoğal oldu poşet yani Vahit'in kaldırma imkanı yoktu zaten 30-40 kilo oldu poşet ve Adnan abiyle tanıştırmak istedim Vahit'i
Adnan abi de görsün istedim Adnan abi de ona bir hediye verdi zarf verdi sonra Vahit'i bir daha yarım saat sonra bir daha çağırdım Cafer abiye gösterdim o da bir zarf verdi ona sonra Vahit'in ablasınla abisinin de Cafer abi onlara da hediye verdi özel bir hediye Vahit'in evi olmadığı için tabi çadırda yaşıyorlar çadırdaki durumunu biraz anlattı böyle bir kısa oldu çocuk çok iyi bir çocuktu böyle güler yüzdü samimi yani utangaç bu çocuk çok iyiydi yani ve ablası ve abisi buradaki bütün kardeşlerden çok teşekkür etti
Allah bin kere razı olsun dedi bu erzakları gönderenlerden çok teşekkür ettiler çok mutlu oldular ve ablası da zarfı Carfar abi'den zorla verdik yani almadı Carfar abi zorla ikna ederekten verdi böyle insanlardı Allah hepinizden razı olsun amin gel bakalım Sinan söyle abdullah efendim Oğuzhan abiden Allah razı olsun yemeklerimizi falan Oğuzhan abi yaptı şimdi annemin zoruna gitmesin gücüne gitmesin ama yani anan duyacak bunu maalesef duyacak ama efendim Allah razı olsun amin inşallah evet Oğuzhan Cafer dedi bana ya dedi
Oğuzhan'ın içerisinden başka bir şey çıktı burada dedi hiç bilmediğimiz bir mahareti çıktı dedi bundan Oğuzhan evde yemekleri sen yapacağım bundan sonra diyebilirler sana hayırlısı inşallah gel bakalım Sinan selamun aleyküm aleyküm selam Allah herkesten razı olsun öncelikle üstadımdan ve bütün abilerimizden bu dergâhta mültesip olduğum için kendimi ve bu kutsal görevde hizmete bulunduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum ben ilk günü köylere bir köye dağıtıma çıkmıştım araç kullandım onun haricinde Adnan abiyle beraber
diğer arkadaşlarla beraber erzak hazırlama tarafındaydık erzak hazırlama bizim karagah dediğimiz orada bir genç çift geldi karı koca tabi onlar da depremzede çadırda kalıyorlar üstlerinde montları yoktu adam kendine bir mont beğendi Adnan abi dedi ki sen onlarla ilgilen dedi sonra o bayan da kendine bir şeyler bakarken bizim tırlardan biri çalıştı o ara hani kadının yüzündeki korkuyu görmenizi isterdi bembeyaz oldu Allah dedi deprem oluyor dedi tutulmaya başladı her tarafa bir şeylere tutulmaya başladı sonra biz sakinleştirdik
dedik sakin ol abla tır çalıştı deprem değil falan ama insanlar psikolojileri çok bozuk yani o korku ve endişe çocuklara daha fazla sonra bir veliyle görüştük orada o diyor ki benim kızım okula gitmek istemiyor diyor baba ben o binaya bir daha girmem diyor Allah yanımcıları olsun o psikolojiyi atlatmaları çok zor inşallah atlatırlar Allah razı olsun aklınıza erdin helal olsun Allah razı olsun hayırlı akşamlar evet Atik Atik Karataş Adnan Karataş'ın kardeşi Mehmet Karataş'ın oğlu ben de şeyiyim ne o evlenirken isteyene
ne diyorlar dünür başıyım evet Atik selamun aleyküm hayırlı akşamlar en evvela Allah'a hamdolsun efendinden de Allah razı olsun bütün kardeşlerden de Allah razı olsun biz yine paketleme işinde meşguldük çok fazla insanlarla hemhal olmadık orada şöyle bir anım oldu Abdülkadir Şenses kardeşi iki günde bir arıyordu beni bir eksiğiniz Adanalı kendisi kim? Abdülkadir Şenses ayağa kalk evet Abdülkadir Şenses aslen Adanalı kendisi değil mi? evet iki günde bir arıyordu beni bir ihtiyacınız var mı? nasılsınız? iyi misiniz? diye bizim orada erzak doldurduğumuz poşetimiz bitmişti biz de kutlulara koymayı planlıyorduk orada çünkü orada para hüküm sürmüyor insanlık hüküm sürüyor paraya biz bir hafta kaldık bir lira para harcabalık çünkü ihtiyaç yok insanlığa ihtiyaç var ben de Abdülkadir dedim kardeşim ya bizim poşete ihtiyacımız var o da Allah razı olsun eniştesi var Hasan kardeş
İskenderun'dan geldi ben de bulunduğumuz yerde karşılamak istemedim yolda karşılıyorum insanlar İskenderun'dan gelmişler ben burada okulun bahçesinde mi karşılayacağım dedim onları neyse konum attım geldiler hanımı ve oğlu vardı galiba arabada ben de bindim yanlarına aldık okulun bahçesine gittik beraber tabi minibüsle geldi ben şimdi minibüsü açacağız minibüsü açınca poşetleri çıkaracağım diye hayal ediyorum böyle umuyorum minibüsü bir açtık minibüsü ciddi insanlar var onlar da depremize demiş kendileri ben buna çok duygulanmıştım
bu haldeyken bile geldiler bize poşetlerimizi ulaştırdılar Allah onlardan razı olsun amin burada ayrı yeter onlara da teşekkür etmek istiyorum Allah razı olsun inşallah şensiz Allah razı olsun şensiz kardeşler ikiniz beraber ayağa kalkın bakayım evet Allah razı olsun inşallah peki Allah hepinizden razı olsun can var mı? anahtut anlatayım tabii hakkınızı verin şimdi orada bazen belediye Osman Gazi Belediyesi olunca AFAD onlara bazı telefon numaraları veya da internet üzerinden AFAD'a ulaşanlar istekleri olanlar belediye belediye de bizi orada bulmuşken ya siz dedi köylere gidiyorsunuz numaraları aktaralım size tabi Ömer kardeş o işe bakıyordu hemen numarayı arıyor hangi köyde olduğunu bir yukarıda köye gitmemiz gerekti hem ateşli bir hasta varmış hem de gıda yardımı almamışlar belirli aileler şimdi belediyenin ambulansı arabaları hep beraber
konvoyla yola çıktık Ahmet hocamla yukarıya hakkını helal etsin arkadaşlar Kürt köylerine doğru çıktık yani dağın eteklerinde yayla gibi yerde tabi köye yaklaştık biz arabanın biri hemen önümüzü kesti yolu kesti araba yanlamasına ya hayırdır ben muhtarım dedi buranın hiçbir şeye ihtiyacı yok dedi geldiğiniz gibi gerisi geriye gideyin tabi bir baktım Ömer'in de tansiyon yükseldi bu sefer dedim şimdi ortalık karışmadan sukunete erdirmek lazım himmetinizle dedim ki muhtar yani bir sakin ol bak dedim arkada ambulans var
valiliğin emriyle geldik burada ateşli bir hasta varmış sen bir yol aç önce biz dedim hastanın bir derdine bakalım da sonra dedim konuşuruz neyse o da bir müsaade etti orada bir üniversite ikide okuyan bacımız karşıladı bizi o da gerçekten samimi duygularla muhtar amca niye böyle yapıyorsun dedi haksızlığa karşı öyle bir haykırdı ki muhtar utancından çekip gitmek zorunda kaldı ve o kız kardeşimiz Ömer'in yanına binerek biz arka arabaya geçtik tam dört köyde gıda yardımı almayan aileleri bularak tüm dört köyün ihtiyaçlarını
giderttirmiş oldu bize bir hasta için gittik erzak için gittik ama yani onun o cesaretiyle o muhtara çıkışıyla dört köyde gerçekten bazen muhtarların böyle sebepsiz yere bazı insanları erzaksız bırakma sanki cezalandırma gibi tabiri caizse ama dünya ahiret bacımız olsun nişanlıymış kendisi düğün yapacaklarmış ama Ömer'le biraz sohbet ettiler hiçbir çeyizi de kalmamış Haziran'da düğün yapacaklarmış eşi askermiş şu anda ama gerçekten böyle bir kürt kızına yakışır bir şekilde o dört köyü sonuna kadar bize bitittirdi hastalara
malzeme erzak almayanlara ihtiyaçlı olanları gördürdü ve teyzem benim bu köyde siz artık gidebilirsiniz ben teyzemde kalacağım dedi bir daha beni bırakmak için bu konvoyu sürüklememek adına yani deprem bölgesi çok anekdotlar var aslında anlatılacak veya anlatılamayacak ama bunlar önemli olanlarıydı hatta siz köyleri paylaşınca Ömer de paylaşmıştı Ömer'i takip ettiği için bizim köyleri yazmamışsınız unutmuşsunuz demiş üç köy eksik orada demiş yani bu kadar da takipteyiz inşallah yani bu tip anılar oluyor daha da takiptesiniz canım
sağ ol efendim yani hakkınızı aradayım bir de bir Türkmen Ahmet hocam aydın Türkmenlerin olduğu bir bölgeye götürdü bizi çadırda kalıyorlar evleri yıkılmış hiçbir şeyleri kalmamış sadece erzak talep ettiler yani bir zarfı dahi vermekten biz zoraki hani kabul ettirebildik o gördüğünüz ninenin battaniye sardığımız ninenin torunları hala da İskenderun'da enkaz altındaydı ama asaletinden hiçbir şey kaybetmemişti hiçbir şeye ihtiyacımız yok oğul dedi sadece hani soğuk oluyor dedi hakikaten geceleri eksi beş eksi yedi oluyordu
kadıncağız çadırın önünde oturuyor yani bir haber umut bekliyor dedi ki bir hırka varsa anca o olur tabii ki o ninemize göre de bir hırka olmayacağı için dedik ki battaniye saralım sizi ama inanın o kadar böyle bir o yörüklüğüne o Türkmenliğine yakışır bir vakurlu duruşu vardı ki asla ağzından ikinci bir kelime çıkmadı ninemizin yaşanan böyle çok hadise var ve o yörük Türkmenleri arkadaşımız amcalarını aradı dedi ki burada Bursa'dan bir ekip var gıda yardımı yapıyorlar hani sizi de aradık ihtiyacınız varsa oraya gelecekler
kesinlikle dedi bizim hiçbir şeye ihtiyacımız yok erzağımız var Allah razı olsun zahmet etmesinler başka bir bölgeye daha yardıma yetişsinler dediler böyle de vakurlu insanlar çok yani dediğim gibi anlatmak da bitmez orada yaşamak lazım bir şey daha arzu eder efendim gelmek için isimlerini yazdıran birçok arkadaş oldu Allah razı olsun ama herkese götürmemiz mümkün değildi araç sayımız belliydi kişi sayımız belliydi götüremediğimiz arkadaşlar oldu sitem edenler oldu üzülenler oldu kırılanlar oldu sizin huzurunuzda haklarını helal
etsinler inşallah çünkü sayı adedi belliydi kimseye karşı bir kişisel bir kırgınlığımız yok böyle bir kinliğimiz de yok onun için hani herkese de götürmemiz mümkün değildi onun için onlar da haklarını helal etsinler inşallah inşallah Rabbim bir daha bu memlekete ümmeti Muhammed'e böyle acılar yaşatmasın inşallah Cenab-ı Hak korusun kollasın ama sonuçta ülke komple deprem faylarının üzerinde ne zaman nerede bir deprem yaşanır ne zaman nerede bir böyle şeyler olur bu bilinmiyor bilinse de bazen hani rüyada halde dervişler
böyle şeyler görürler ama bir tarih verilmeyince ne zaman ne yaşanacağı belli olmuyor insanlar ben her zaman derim kendi hayatımı ben hadis-i şeriflerin üzerine oturturum Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ovaları kendinize yurt edinmeyin orada deprem ve batmalar olur diyor deniz kenarlarına yurt edinmeyin orada da su baskınlar olur diyor ahir zaman o yüzden hadis-i şerif bu biz kendimizce kendi dairemizde ovaları kendimize yurt edinmeyeceğiz ha Cenab-ı Hak yıkacaksa dağın başında da yıkar bu ayrı bir
mesele ama biz cüz-i irade olarak önlemimizi alacağız gösterişten israftan uzak duracağız sade yaşayacağız kırgınlıklardan kızgınlıklardan küskünlüklerden uzak duracağız affetmemekten uzak duracağız bir bakıyorsunuz ki eşim dediğiniz sabahleyin yok çocuğum dediğiniz sabahleyin yok evim dediğiniz sabahleyin yok dükkanım dediğiniz sabahleyin yok zenginseniz ertesi gün sabah ne yazık ki fakirsiniz deprem bir yere gitmez sadece bulunduğu yere zarar vermez düşünebiliyor musunuz şimdi Maraş'ta bir esnaf düşünün toptancı
siz ona mal verdiniz adamın ne dükkanı kaldı ne kendisi kaldı sizin çekler dönecek şimdi geriye deprem sizde vuracak daha şimdi biz oradaki can kayıpları mal kayıpları ev kayıplarını düşünüyoruz yani bir ay sonra kaç il var on il var on ile mal veren vadeli mal satan firmalara başlayacak çekler geri dönmeye çekin sahibi enkaz altında çocuklar enkaz altında adamın malı enkaz altında bu işin bir de ekonomik boyutu var bu bir ay sonra iki ay sonra görülmeye başlayacak yani orada deprem sadece bazı şeyleri alıp götürmüyor
bütün ülkenin ekonomisini bütün ülkenin ekonomisini ırgalacak sallayacak yani bu kaçınılmaz bir şey ben şuna inanırım her yıkıntıdan Allah türü taze bir oluşum yaratır ben mesela bir kimse iflas etse derim ki diri tut kendini sen buradan tekrar çıkarsın Allah seni daha fazla verir ümidini kırma derim ümidini aşağı çekme derim ben yeniden inşallah o bölgenin de ülkenin de hem ekonomisinin hem ahlakının hem sosyal hayatının kardeşinin kardeşinin daha da iyileşerekten dirileceğine inanıyorum çünkü bu tip hani zorlukların yanında
Allah bir kolaylık verir zorlukların yanında Cenab-ı Hak bir rahmet verir o zorluğu o sıkıntıya Cenab-ı Hak rahmetiyle kavrar kapsar yeter ki biz komple ülke olarak tövbe edelim zikredelim hamd edelim birbirlerimizin yaralarını saralım biz mezhep kaygısı ırk kaygısı meşrep kaygısı gütmeden hep beraber kol kola girelim kol kola girerekten yaralarımızı saralım her ülkede batı hep zengindir yani baktığınız zaman bütün ülkelerin batısı daha gelişmiştir doğusu az gelişmiştir bütün ülkelerin batıları batısı çok gelişmişken
çok ahlaksızdır ama bütün ülkelerin doğusu az gelişmişken çok ahlaklıdır bakın bu kaçıncı adem olursa olsun ilk ademden beri böyledir ve bütün insanlığı ahlaksızlığı insaniyetsizliği sapkınlığı batıdan gelir hep bakın hep batıdan gelir insanlık irfan erdemlilik de doğuda yaşanır hep bütün dinler bütün dinler hep doğuda sudur etmiş batıya doğru yönelmiştir doğuyu bozan da hep batı olmuştur bakın doğuyu bozan tarih boyunca hep batı olmuştur inşallah memleket bu manada
komple derlenir toparlanır düzenlenir aileler bireyler aileler bireyler ve ülke ve devleti yönetenler kendilerince her şeyden bir ders çıkarıp yeniden kendilerine düzgün bir hayat kurar bakın kendinize yeniden düzgün bir hayat kurun gösterişten uzak israftan uzak gösterişten uzak israftan uzak insanlığa dayanan iyiliğe dayanan erdemliliğe dayanan bir hayat kurun kendinize bizler sufi bir topluluğuz biz bunun için zaten uğraşıyoruz gayret veriyoruz ama malum sohbetlerimizi herkes dinliyor o yüzden herkese bir ders olsun
niteliğinde söylüyorum bakın hayatınızı gösterişten israftan kibirlilikten kibirlilikten savurganlıktan uzak erdemli insaniyetli kültürlü birbirlerine yardım eden bir toplum kurma noktasında bir ders çıkarıp öyle yürüyelim inşallah iftali zikr faala bennehu la ilahe illallah la ilahe illallah el fatiha
ma salat halaman bennehu la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe hak
muhammeden resulullah cemiyen ermiyâhi vel mürselîn velhamdülillâhi rabbil âlemîn euzubillahimineşşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim vel asr innel insânelefî khus illellezîne âmanûn ussâlihat ve tevâsav ve tevâsav bilhakk ve tevâsav bil sabr sadakallâhul azîm subhâne rabbike rabbil izzetî ammâ yâsifûn
ve selâmun âlâl mürselîn velhamdülillâhi rabbil âlemîn subhâne rabbiyel âleyh lâlâl vahâb ammâ euzubillahimineşşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim ammâ elhamdülillâh illezî gâle fi kitâb-i kerîm fa'alamanâhu la ilâhe illallah ammâ as-salâtu ve selâmü alâ seyyidina muhammedin illezî gâle fi hadîs-şerîfi eftâli zikri fa'alamanâhu la ilâhe illallah ammâ allâhummâ agrıs fi galbi secereti la ilâhe illallah ammâ ve edhir alâ lisan-ı yenâb-i hikmeti la ilâhe illallah ammâ ve agrûk ruhu fi bahri marifetin la ilâhe illallah
ammâ venşûr alâ veçhî berkanûr la ilâhe illallah ammâ affâznâ ya Rab ammâ bin küllü şekkin ammâ bin küfrin ammâ ve liyâin ammâ ve bil makril makirîne ammâ ve asedil hasedîne ammâ ve adâvetil muadîne ammâ ve bil şerr-i nefsin ammâ ve şeytanin ammâ ve dünyâin ammâ ve hevâin ammâ ve hinâyeti ammâ ve rigâyeti ammâ ve hıfzî la ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah ammâ ol meclisi zâkirân ve matlûb-ı aşkan olan Cenab-ı Rahmân ammâ meclisi şerefi cümlemiz hakkında bayisi kesret-i aşk ammâ ve muhabbet ammâ ve istirâk ammâ hayrât eyleye
ammâ Allahümme Rabbena âtina fi dünyâsınâten ve fil âhiretâsınâten ve gînâ azâbennâr ammâ bi rahmetike ya erhamerrahimin ammâ bi rahmetike ya erhamerrahimin ammâ vâdânâ ve filî ve li valideyye velil mü'minîne yevme yekûmin isâb ammâ ammâ Allahul-Azîm ammâ bi rahmetike rabbil izzeti ammâ yesifûn ammâ ve selâmun alel-murselîn ammâ Elhamdülillahi Rabbil Alemin Amin Allah Allah Allah Allah Amin Vakti şerife el hayvan Biz tahin Selavat Ya Rabbi Hümeti Muhammed'in maddi manevi dertlerine deva
Amin Maddi manevi hastalarına şifa Amin Maddi manevi borçlarına yada Amin Maddi manevi ber mirad olanların mıratların asıl olmasına vesile olması için Bilhassa Allah rızası için Huu diyelim Huu

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi