mustafaozbag.org

DÂRÜLHARP-DÂRÜLİSLÂM nedir? Sorular ve Cevaplar. 22.12.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 24 Aralık 2022 · 1:09:05

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Ayın. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Ayın. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışıp onun yaşama ve yaşatılması için mücadele verenlerden eylesin. Ayın. Geceniz hayırlı olsun. Ayın. Allah hepinizden razı olsun. Ayın. Bu Darül Harp, Darül İslam'la alakalı meseleye devam edelim.
Dünya üzerinde Darül İslam olan bir ülke var mı? Dünya üzerinde herkesin bu konuda kendince bir böyle son dönem, çağdaş fıkıhçıların kendilerince kendi aralarında çalışmaları var. Hani neyi Darül İslam edebiliriz? Neyi Darül İslam olarak gösterebiliriz? Ben biraz bunu böyle zorlama bir hal olarak görüyorum.
Yani Müslümanlar bir şeyi değiştirmeyi, bir şeyi özüne döndürmeyi, bir hali gerçeğine, hakikatine döndürmeyi göze alamayıp, yenilgiyi kabul edip, işte layık sistemde nasıl din yaşanır, gayrimüslim bir yerde din nasıl yaşanır, gayrimüslim bir yeri biz müslüm görür müyüz, görmez miyiz? Veyahut da Müslümanlar son 300 yıldır her alanda yenildiklerinden dolayı yenilgilerini tabiri caizse, bu benim kendi şahsi kanaatim, yenilgilerini örtmeye çalışıyorlar.
Veyahut da yenilmişsin, o yenildiğin duruma göre kendine pozisyon ayarlıyorsun. Hani minareyi çalan kılıfını hazırlar babından, buna da fıkihi bazı örtüler ayarlıyorsunuz. Bunu normalde İslam dünyasında her ülkede bu tip şahıslar görmek, kendisine fıkıhçı, kelamcı, tefsirci, hadisçi, işte dini ilimler araştırmacısı, dini ilimler uzmanı, ne bileyim bu tip insanları bulmak mümkün.
Ve bunlar da şeyhler bulmak mümkün, tekke ve zavirlerden veya tasavvuftan bunları bulmak mümkün, ne bileyim medreselerden bunları bulmak mümkün. Bunlar da zaten normalde yaşadıkları ülkenin veyahut da ortamın işte namazınıza karışan yok, orucunuza karışan yok, işte camiler açık, ibadetinize karışan yok. Burası Darül İslam'dır noktasından hareket ediyorlar. Yani burada diyorlar ki namaz kılınıyorsa, ezan okunuyorsa Darül İslam'dır. Bunu daha da ileriye götürüp, mesela Fransa'nın dahi Darül İslam olduğunu, Avrupa ülkelerinin Darül İslam olduğunu, ABD'nin dahi Darül İslam olduğunu iddia edenler var. Bunu söyleyenler var. Bununla alakalı çalışmalar yapanlar var. Şimdi bunlar böyle bunu açık bir şekilde ilan edemiyorlar.
Ama bunlar değişik ülkelerde değişik konferanslar yapıp, o konferanslarda bu kimseler böyle tebliğler yayınlıyorlar. Bu tebliğleri ileride, o ülkelerde Müslümanların hani yaşayabileceğini, burada namaz kılıyorsanız, burada oruç tutabiliyorsanız, işte burada dini okullar açabiliyorsanız veyahut da kendinizce medreseler açabiliyorsanız, burası da Darül İslam'dır, burası Darül Harp değildir diye son dönem bu kendisince çağdaş diyebileceğimiz veyahut da bu son yüzyılın içerisinde İslam dünyasının içinde görünen bu tip insanlar var.
Bunlar tabi bütün İslam dünyasında ibadetlerin serbestçe olduğu için ibadetler, işte ibadetlerden kastıları da namaz. Mesela örneğin bir İslam hukukunu icra etmek de ibadettir. İbadetten kastı İslam hukukunu icra etmek değil. Mesela dinin hukukunu icra etmek namazdan daha ehemmiyetlidir.
Siz şimdi dinin hukuku icra etmenin namazdan daha ehemmiyetli olduğunu düşünmezsiniz. Size bunu öğretmezler. Çünkü namazı koruyan dini hukuktur. Orucu koruyan dini hukuktur. Zekatı koruyan dini hukuktur. Haccı koruyan dini hukuktur. Çünkü Müslümanı koruyan dini hukuktur. Eğer dini hukuk olmazsa, Müslümanın kendisi de korunmaz. Müslümanın kendisi korunmazsa, Müslümanın aklı, Müslümanın canı, malı, Müslümanın namusu, Müslümanın şanı, şöhreti, şerefi tehlikededir. Tehlikede olunca, o zaman Müslümanın ne namazı kalır, ne orucu kalır, ne de ibadeti kalır. Dini hukuku icra etmek o yüzden namazdan da oruçtan da eftaldir.
Ama bunu İslam dünyasına böyle öğretmezler. İslam dünyası namaza ehemmiyet gösterdiği kadar dinin hukukuna ehemmiyet göstermez. Bir ayet-i kerime yoktur. Namazı kasten terk edenin kafir olacağına dair. Hadi şerifler vardır. Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenin kafir olacağına dair ayet vardır. Namazı kasten terk edenin kafir olacağına dair hadis-i şerifler vardır. Ayet-i kerime yoktur. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söylemiş, eyvallah. Ama başka hadisler de vardır. O yüzden o hadisleri yorumlayan mesela İmam Maturidi bir kimse namazı kasten terk etse biz onun küfrüne fetva vermeyiz demiş.
İmam-ı Azam da demiş. Ama normalde Allah'ın hükmüyle hükmetmeyen kafirlerin ta kendileridir diye ayetle sabit. Şimdi böyle olunca bu zaten nereden bunlar konuşuluyor? Mesela Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduğunda İslam'ın hukuk ayetlerinin kaldırılmasını talep ediyorlar. Millet Meclisi'nde. Ha diyeceğiniz ki bununla alakalı tarihi vesikalar var, anılar var. Hani insanlar böyle meclis meclisinde konuşulanları kendileri böyle hatıralarında yazmışlar. Hatıralardan naklediliyor. İslam hukukunun Kur'an-ı Kerim'den kaldırılması. E onu kaldıralım mı kaldırmayalım mı? Hatta dinin komple yasaklanması, İslam dininin. Bu normalde millet meclisinde vekillerin arasında tartışılan şeyler bunlar.
Şimdi böyle olunca diğer başka İslam ülkelerinde de bunun gibi tartışmalar olmuş, bunun gibi sözler olmuş ve Osmanlı'dan sonra kalan bütün İslam ülkelerinde ne yazık ki İslam hukuk olarak rafa kaldırılmış. Ama içinden bazı Müslümanlar veyahut da bazı Müslüman topluluklar bizim gibi böyle konuşulmaması gereken şeyleri konuşmuşlar. Böyle açıya çıkarılmaması gereken şeyleri açıya çıkarılmışlar. Yani kral çıplak diyen birileri çıkmış. O birilerinden birisi de biziz herhalde. 35 yıldan beri kral çıplak diyoruz. 35 yıldan beri de bu sorulara muhatap oluyoruz. Bunu defalarca söylüyoruz. Çünkü sebep ne biliyor musunuz? İnsanlar kendilerince kendi durdukları noktada kendi durdukları noktada ne yazık ki köle zihniyetinden kurtulamıyorlar.
Ya da köle zihniyetini, kendi köle zihniyetini görmek istemiyor. Veyahut da o kölelikten kurtulmayı göze alamıyor. Bunu göze alamayınca o normal oradaki hale uyum sağlıyor. Yani siz onu çıplaklar kampına götürüyorsunuz, soyunuyor orada. Ya neden soyundum diyorsun, herkes soyunmuş burada diyor. Siz onu meyhaneye götürüyorsunuz, içiyor orada. Diyorsunuz ki neden içiyorsun, herkes içiyor burada diyor. Yani bulunduğu yere göre, bulunduğu hale bürünüyor. Yani benim inancım bu, bu haram, böyle olmaması lazım demiyor. Gıybet ortamına gidince gıybet ediyor. İftira ortamına gidiyor, iftira ediyor. İftira ediyor, bildiğiniz iftira ediyor.
Böyle olunca, Müslümanlar kendi yaşadıkları alanı, alanı İslamlaştırmaya çalışmıyorlar. O alanı kendilerince İslammış gibi kabul ediyorlar. Hani Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri'nin sözü var ya, hani inandığınız gibi yaşamıyorsunuz, yaşadığınız gibi inanıyorsunuz. Yaşadığımız gibi inanıyoruz. Şimdi, böyle olunca, tabi bu son dönem sömürgecilerin altında yaşamaya çalışan, yaşayan, sömürge zihniyetini kabul etmiş, sömürüldüğünü kabul etmiş, sömürgecilerle, emperyalistlerle savaşmayı göze alamamış, silik, basit, basiresiz, ferasetsiz, cesaretsiz, imanının aktivitesini kaybetmiş olan, bizdenmiş gibi görünen ama içimizde satılmış sömürgeci zihniyetin uzantıları olanlar, yaşadıkları alanları, yaşadıkları ülkeleri kendilerince darülislam olarak kabul etmeye başlamışlar.
Artık, bu namuslarını nerede sattılar? Din namuslarını. Bu din şahsiyetlerini nerede peşkeş çektiler? Neye peşkeş çektiler? Bilemem ama tarih boyunca bu peşkeşler olmuş, nasıl Osmanlı yıkılırken İngiliz mandasına girelim, Fransız mandasına girelim, İtalyan mandasına girelim diyenler olduğu gibi, nasıl bir de bu ülkeyi ve padişahı, İstanbul'u yeniden ayaklanaraktan devletimizi kurtaralım, Osmanlı'yı kurtaralım diyenler de çıkmış.
İngiliz mandasını kabul eden tekke ve zaviyeler, hocalar, alimler çıkmış. Mason şeyhler, mason din adamları, mason milletvekilleri, mason bürokratlar çıkmış. Bu Osmanlı'nın yıkılması lazım demişler. Ermeni dönmeleri, Yahudi bozmaları, İngiliz yosmaları devleti yıkmışlar sonuçta. Ve yeniden bir devlet kuruyoruz demişler. Sanki daha önce devlet yokmuş gibi ve sonra da sanki bu ülkenin tarihi 1923'te başlamış gibi yeniden bir milat yazdık demişler. Yani 5000 yıllık değil, Adem'den itibaren gelen bir milleti kalkmışsın 100 yıla sığdıracağım diye uğraşıyorsun. Bunlar çıkmış.
Şimdi bu sömürge zihniyetini bu emperyalistlerle beraber yaşamanın kendilerince göze alan bu silik cihattan uzak, silik cihattan uzak, midesine düşkün, makamına düşkün, parasına düşkün, gösterişe düşkün, orada kenarda bir lokma ekmek yiyip ona razı olan, bu gavurcukların evlerini temizlemeye giden, bu gavurcukların yapmadığı işleri yapmaya giden, bu gavurcukların emrine giren, bu sömürge Müslümanlar, sömürge yerlerden götürülen ama zorla ama kandırılan Müslümanlar, kendi yaşadıkları Fransa gibi, İngiltere gibi, Belçika, Avrupa'da, Almanya, Hollanda gibi ülkelerde onlar da o gelen kimseler huzursuzluk çıkartmasın diye
namazınızı kılın ama minare yapamazsınız, ezan okuyamazsınız, e siz oraya bir medrese açabilirsiniz ama şunu yapamazsınız, küçük küçük onlara dini tavizler vererekten onları sömürmeye devam etmişler ve bu sömürüş sistemi, bütün İslam dünyasında değil, bütün dünyaya hakim olmuş, o 2000-2500 şirket, o sömürüş sisteminin başına oturmuş, ve o sömürüş sisteminin başına oturunca, senin Hıristiyan olmuşsun, Yahudi olmuşsun, sen Müslüman olmuşsun, bu önemli değil.
Sen gidip kilisede ayin yapıyormuşsun, Havra'da ayin yapıyormuşsun, bu önemli değil. Sen işte Cuma'dan Cuma'ya, Cami'ye gidiyormuşsun, müsaade ederlerse, bu önemli değil. Hatta emekli olduktan sonra beş vakit namaza da gidebilirsin, e daha öncesinden Cuma saatinde fabrikalar tatil değil, memuriyet tatil değil, hiçbir şey tatil değil, e Cuma saatinde sadece emekliler Cumaya gider, sadece esnaflar Cumaya gider, diğerleri Cumaya gidemez ama camiler açık diye siyasetçiler bağırır, camiler açık diye bürokratlar bağırır,
ezanlar okunuyor diye siyasetçiler bağırır, ondan sonra ezanları susturan mı var der, siyasetçiler, bürokratlar bağırır. Sen yeter ki sistemle çatışma, uyumlu bir şekilde sömürülmeye devam et, uyumlu bir şekilde, uyumlu bir şekilde köleliğe devam et. Böyle olunca, e insanlar böyle birileri de kalkıyor, daril harpti, daril islamdı, islamın hukukudur deyince, işte adamlar da Fransa'nın ne işi var değil mi, şeyle, ne o, Müslümanlarla, Fransa'da İslami Kuruluşlar Birliği var, haberiniz var mı bundan?
Evet, Fransa'da İslami Kuruluşlar Birliği var, Fransa'da ahirette bir de şey var, İslam üzerine düşünce komitesi var, mesela Türkiye'de İslami Kuruluşlar Birliği diye bir birlik yok, Türkiye'de İslami Düşünce Birliği diye bir birlik de yok, Fransa'da var, böyle, Fransa'da bunlar yılda birkaç kez toplanıyorlar, değişik ülkelerden böyle dini bilim adamları toplanıyor, burada, onlar orada değişik konular üzerinde konferanslar düzenleniyor, yayınlar yapılıyor, bu konferanslardan, bu yayınlardan da ilahiyatlar, geldik gene ilahiyata,
buradan çeviriler yapıyorlar, buradan yeni çağdaş İslami düşünürlerin ve çağdaş İslami kelamcıların, fıkıhçıların fikirlerini öğreniyorlar, bu akşamki konuyla alakalı olan bir böyle bir bölüm getirdim size, bunlar, bunlar böyle ben bir şey araştırırken, dolanırken, böyle bu tip şeyler benim önüme denk gelince, ben onu bilgisayara kaydediyorum, bu lazım olacak diyorum bir gün, bu bana lazım olur dedim, bu lazım olur dedim, bilgisayar kütüphanesinden çıkardığım şeyler, lazım oluyor çünkü, ondan sonra bugün böyle kendimce dedim, ya böyle bir konu vardı, onu buldum, onu burada, bir de şey yaptım,
yani kayıt ettim, yeri de bir daha bugün teyit ettim, bir daha çalıştım yani, aldım getirdim size, yani İslam dünyasının bu konudaki acisiyetini göstermek istedim size, çok ağırıma gidiyor, bana çok acı geliyor, ben bunları inceledikçe, baktıkça, nelere satılmışız diyorum, nelere peşkeş çekilmişiz, ve biz aldanmışız hep, bizim şeyhlerimiz, alimlerimiz, siyasetçilerimiz, bürokratlarımız, bizim ilahiyatçılarımız, bizim diyanetçilerimiz, yani diş dolgusuyla uğraşıyorlar, saç boyasıyla uğraşıyorlar, yani biz oturmuşuz, hangi hadis, ravisinde ne var, onu konuşuyoruz,
koca koca profesörler, televizyonda devesiydiğini tartışıyor, önümüze bizim bunları getiriyorlar, önümüze bizim ne getiriyorlar, işte 6 yaşındaki kızı evlendirmişler, önümüze bunu getiriyorlar, bütün ülke bunu tartışıyor, 6 yaşında nikah olur mu olmaz mı, bunu tartışıyor, oldu mu olmadı mı, yaşandı mı yaşanmadı mı, böyle bir şey olabilir mi, olamaz mı, haydi vurun abalaya, Müslümanlara vuruyorlar, ama Müslümanlar da kendilerince kendilerini doğrultmuyorlar, kendilerini düzeltmiyorlar, sırf karşıya suç göstermiyorlar,
karşıyı suçlamak işin kolayı, Müslümanlar da kendilerine bakmıyorlar, tabiri caizse kendi bağırsaklarını temizlemiyorlar, Müslümanlar da da sıkıntı var, ama bakın, 1999 yılında bu toplantı yapılmış, 1999 yılında, biz şimdi 2022'deyiz, bakın bizden 21-22 yıl önce konuşmuşlar bunu, alıntı bu, komple alıntı, bu okuyacağım alıntı şimdi, Darül İslam ve Darül Harp gibi kavramları, klasik literatürdeki bazı görüşlere bağlı kalarak, günümüz dünyasına uyarlayan, bazı çağdaş Müslümanların, bugün itibariyle, bazı batı ülkelerinin,
birer Darül İslam olduklarını savundukları bile görülür, bu okuduğum yer ne biliyor musun, bir ilahiyat fakültesinin, ilahiyat fakültesinin dergisinden alıntı bu, efendim, bakayım hocam, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, evet, bu ben, ben de kayıtlı, bakın, bakın, bunu bir ilahiyat fakültesinin dergisinde yayınlanıyor bu, Bak, bazı batı ülkelerinin,
birer Darül İslam olduklarını savundukları bile görülür, bakın, bu sömürge zihniyetine sahip olan insanlar, sömürge zihniyetine sahip bunlar, bunlar böyle, sömürgecilerle anlaşmışlar, anlaşmışlar, hani tabiri caizse, yani, tecavüzcünü, tecavüzcünle evlenmek gibi bir şey bu, yani birisi geliyor, hunharca, haince sana tecavüz ediyor, ondan sonra sen onunla evleniyorsun artık, başka çarem yok diyorsun, örneğin, faslı alim, Abdülaziz İbn-i Sıddık, faslı alim, faslı alim, Abdülaziz İbn-i Sıddık, Müslümanların özgürlüklerini ve başlıca ibadetlerini yerine getirebilmelerini,
Müslümanlar tarafından kurulan cami, enstitü, okul gibi, birçok kurumu, İslam'a davet çalışmalarını, Avrupalıların ve Amerikalıların Müslüman oluşlarına dikkate alarak, bu ülkelerin, bir İslam ülkesi olduğu kanaatine ulaşır. 1989 Fransa İslami Kuruluşlar Birliği kongresinde, Fransa'nın darül İslam olduğunu deklere eden, Raşit Gannouchi de, bu görüşü savunmuş, hakeza önceden Fransa'nın, darül ahdin bir parçası olduğu görüşünde olan, yani bu Fransa İslami Kurtuluşlar Birliği lider kadrosu da sonradan bu görüşü kabul etmiş,
Müslüman ölülerin, Fransa'da mezarlıkların kendilerine tahsis edilmiş, özel bölümlerinde defnedilebilmesinden dolayı, Fransa'nın bir darül İslam olduğunu duyuran, KORİF, yani Fransa'da İslam üzerine düşünce komitesi, bu görüşü desteklemiştir. Müslüman azınlıklar üzerine araştırmaları bulunan, Kettani de, Müslüman bir ülkeyle, gayrimüslim bir ülke arasındaki ayrıcı çizginin, artık büyük oranda belirsizleştiğini, ve bu yüzden gayrimüslim bir toplumdaki Müslümanların, dinlerini pek çok Müslüman ülkeden daha iyi yaşayabildiklerini,
pek çok kez tecrübe ettiğini belirtir. Ona göre, bu Müslümanlara ciddi bir ikilem sunan, dikkat ve araştırmayı hak eden yeni bir durumdur. Bakın, noktasına virgülüne dahi değiştirmedim hiç. Bu Şırnak İlahiyat Fakültesi'nin, dergisinden bir alıntı. İşte, hani, neresi Darül İslam sorusuna biz, artık, bu yeni çağdaş, alim dediğimiz, düşünür dediğimiz kimseler, artık ABD'yi de, bir İslam ülkesi olarak, bize sunuyorlar.
Avrupa Birliği ülkelerini, bize bir İslam ülkesi olarak sunuyorlar. Enteresan bir şey. Bakın, Faslı alim, değil mi? Neydi Faslı o alimin adı? Abdülaziz İbni Sıddik. Fas, nerenin sömürgesiydi? Fransa'nın. Fransa'nın sömürgesinde yetişmiş olan bir alim, Fransa'nın, Darül İslam olduğunu söylüyor.
Yani, sömürgecisini, İslam olarak görüyor. Sömürgecisinin ülkesini, topraklarını, İslam ülkesi olarak görüyor. ve öyle tanıtıyor. Enteresan bir şeydi değil mi? Şimdi kalbime geleni söyleyeyim. Ne izlediniz geçen gün? Dünya Kupası'nı izlediniz. Değil mi? Fransa, milli takımında, bir tane mi, iki tane mi, ne Fransız uyruklu vardı? Değil mi? Bir tane mi? Bir tane. Geri kalan neydi? Sömürgeci. Sömürdüğü Afrika ülkelerinin çocukları. Ve Fransa için top koşturuyorlar. Fransa için üzülüyorlar.
Fransa için ağlıyorlar. Fransa için gözyaşı döküyorlar. Bakın Fransa için gözyaşı döküyorlar. Çünkü Fransa artık, onlar için, Darül İslam. Artık, Fransa, mücadele edilecek bir ülke değil. Sömürmeye devam edecek. Bize ne sunmuştu? Şeyhin birisi, ne diyordu? İngiliz, kraliyet ailesi için, Diyordu ki, onlar, bakın, ne? Ehlibeyt. İngiliz, kraliyet ailesi için, ehlibeyt diyordu.
Bir şeyh efendi. Kıbrisi diyordu. Açık açık konuşayım yani, herkes her şeyi bilsin. Ve, peki, o Kıbrisi'nin bir müridi de kimdi? Tarihçi, Tarihçi, Kadir Mısırlıoğlu. Enteresan değil mi? Kadir Mısırlıoğlu, 12 Eylül'de de nereye kaçmıştı? İngiltere'ye kaçmıştı. İngiliz pasaportu almıştı. Şimdi, ve, aynı o, Kıbrisi, Prens Çarsı'da Müslüman edeceğiz diyordu. Sonra, Prens Çarsı Müslüman olduğunu söylüyordu. Bakın, sömürgecisine aşık olan, şeyhler yetiştirdiler.
Sömürgecisine aşık olan, bir İslam topluluğu oluşturdular. Sömürgecisine aşık. Ve, o, sömürgeci ülkelerde, yaşayan Müslümanlar, o yaşadıkları, emperyalist ülkeleri, İslam diye, onlara, fetva verdiler. Ve, dediler ki, burada namazınızı kılıyorsunuz, özgür bir şekilde. Orucunuzu da tutuyorsunuz, özgür bir şekilde. Bakın, dediler, bazı öyle ülkeler var. Siz onu İslam zannediyorsunuz. Ama orada Kur'an okumak bile yasak. Bazı, sizin İslam gördüğünüz ülkeler var. Orada ezan okumak bile yasak. Orada ezanı Türkçe okutmaya başladılar. Sizin İslam olarak gördüğünüz, o ülkede, o halifeliğin, başkenti olan, o halifeliğin, o halifeliğin, hüküm sürdüğü, o topraklarda, artık, Kur'an'ın, ne hukuku yaşanıyor, ne ibadeti yaşanıyor.
Orada Kur'an'ın, kerim dahi okumak, yasak. O yüzden, sizler, o halifenin, veya halifenin, başkentinden, veyahut da o ülkeden, artık medet ummayın. Siz, bulunduğunuz ülkenin, bu, size sunmuş olduğu, dini serbestliğe, yaşayın, ve, burasını da, İslam ülkesi olarak görün. O yüzden diyorlar, bütün İslam ülkelerindeki, devlet başkanları, bizim devlet başkanımız da dahil, İslam'ın reforme edilmesi lazım diye, hepsi de söylüyorlar. Reforme edilmesi lazım. Yeniden iştahat değil. Bu, böyle, ağzından kaçan sözler değil bunlar. Bunlar, gerçek düşünceleri.
İnsanların. Bir kimsenin, ağzından bir söz kaçarsa, anında özür diler, anında o sözü tekrar toparlar. Üç gün sonra toparlamaz. Tepkilere göre toparlamaz. Tepkilere göre toparlıyorsa, o bir yerlerden korktu, çekindi, bir yerleri aldatması gerekiyor. Çünkü, hani, anında söylediği, imtihan size çarptığı andır, anında söylediği önemli. O zaman, şöyle bir şey çıkıyor orta yere. neresi darülhab, neresi darülislam? O zaman, yeni çağdaş, bu, düşünürlere bakacak olursak, o zaman, yeryüzünde, nerede, namazına senin seslenmeyen, bir yer var ise, orası darülislamdır. Böyle inanacaksın. İslam hukuku, olmasına gerek yok.
Allah'ın hükmüyle, hükmetmek, ona da gerek yok. Sen namazını kılıyorsan, orası, Allah'ın hükmüyle de, hükmedilecek bir yer değil, haşa. namazını kıl, bak işine. Sen ne daha oraya buraya karıştırıyorsun? Orucunu tutuyor musun Ramazan'da? Tutuyorsun. Bak işine. Ömreye gitmek için de, hacca gitmek için de, bir çuval para verip, vizeyle, ömreye hacca gidiyor musun? Evet. Orada da soyuluyor musun? Evet. Orada da bir güzel soyguna uğruyor musun? Evet. Devam et sömürülmeye. Sen ne başka şeyler arıyorsun? Diye, bizi bu konuda, ikna ediyorlar.
Ve İslam dünyası da, bu iknaya razı. İkna olmuş vaziyette. Benim gibi kaç kişi var bilmiyorum. İnat edip de ikna olmayan, ondan sonra inat edip de, hayır böyle değil diyen, kaç kişi var bilmiyorum. Ama ben kendimi biliyorum, 35 yıldan beri. Ben bu konuda da, inatla bu inadımı sürdürüyorum. Evet. Yani, arkadaşlar, kardeşler, beni sevdiklerinden dolayı, benim üzerimde, kendilerince, hani, diyorlar ki, başına bir şey gelecek. Buna üzülüyoruz, diye söylüyorlar. ama, başımıza gelecek olan bir şey varsa da, gelsin, biz meselenin, hakikatini bilelim, hakikatini konuşalım. Yani, yoksa, yarın öbür gün, zaten, kültürel olarak, sosyal olarak, dini olarak, ekonomik, ve hukuk olarak, ülkemiz zaten işgal edilmiş vaziyette.
Yarın öbür gün, fiziki bir işgal de olabilir. O fiziki işgale de bizi hazırlıyor olabilirler. Hani, zaman zaman, bu tip sözler duyuluyor ya, hani, Yunan olsaydı, daha iyi olurdu. İngilizler olsaydı, daha iyi olurdu. Filan, böyle, bu sözler alttan alttan, değişik yerlerde, değişik zamanlarda, değişik zeminlerde, işleniyor, ince ince. Bakın, ince ince, işleniyor. Böyle, sanki, bu ülkenin resmi parası, dolar olmuş gibi. Değil mi?
Enteresan bir şey. Her gün sabah herkes kalkıyor, bugün dolar kaç para oldu diye bakıyor. Sanki ülkenin resmi parası, TL değil, dolarmış gibi. İnce ince, işleniyor bunlar. Yarın öbür günde, bu, bir de fiziki işgal olursa, belki de o zaman şöyle diyeceğiz biz. Yani, bu İngilizler geldi, daha rahatsız şimdi. Örneğin. diyeceksiniz ki ya, bu noktaya gelir miyiz? Kardeşler, yüz yıl önce gelen olanlar, gelenler olmuş, o sebata ister, o dönmeler, bunu konuşmuşlar. Bundan yüz yıl önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi denilen, o meclisin çatısında, bu insanların, dininin değişmesini tartışmışlar.
demişler ki, İslam'ı komple kaldıralım, yok edelim, yasaklayalım. Bundan yüz yıl önce tartışılmış bu. Böyle, bunu ciddi ciddi tartışmışlar. Demişler ki, hukukunu zaten kaldırdık. Ceza yasasını kaldırmışlar, her şeyi kaldırmışlar. İslam'ın bir tek, ibadet noktasında namazı kalmış, başka bir şeysi kalmamış zaten.
Yani, başka bir şeysi kalmamış. Allah bizi affetsin. İşte, neresi Darül Harp, neresi Darül İslam? Bu tartışmalar devam ediyor. Ve işin enteresan noktası, Fransa'daki bu tebliğleri, Türkçe'ye çevirip, enteresan bir şey. Şırnak İlahiyat Fakültesi'nin, ben, benim alıntı yaptığım yer orası, Şırnak İlahiyat Fakültesi, dergisinden alıntı yaptım. Başka bir yerden değil. Şimdi, bunun karşılığı olarak, ben, Hanefilerin yine, Darül Harp, Darül İslam'la alakalı, kısa kısa, ben yine, ölçüyü, buna karşılık olarak koyayım da, yine, hatırımızda kalsın. Bu sefer, daha farklı, şahıslardan, yani, alimlerden alıntı bunlar. Debusi, Hicri 430 doğumu, El Esrar adlı eserinde, ülke, onlara, yani gayrimüslimlere, ve bize, Müslümanlara, kuvvet ve hakimiyet hükmüyle, izafe edilir, ihvadelerini kullanıyor.
Yani, o ülkede, kimler, kuvvetli ise, kimler, o ülkede, hakim noktada ise, onlara, izafe edilir, diyor. Hanefilere benzer bir görüş benimsemiş, Zahiri İbni Hazm, o da diyor ki, ülke, onu ele geçiren, orada egemen ve iktidar olana nispet edilir. Bu, farklı bir serasi, o da, El-Muhid'de diyor ki, bir ülke, orada koruyucu bir irade, ve hakimiyet kurmaları, ve kontrolü ellerinde bulundurmaları sebebiyle, o hülke halkına nispet edilir.
O, benim methettim, meşhur serasi. Evet, o da diyor ki, bir yer, bize ve onlara kuvvet ve egemenlik itibariyle nispet edilir, der. ve şirk nizamının zahir olduğu bir yerde, kuvvet de müşriklere aittir. Ve böyle bir yer, darül harptir. İslam nizamının zahir olduğu bir yerde ise, kuvvet müslümanlara aittir, demiş serasi. O zaman bir ülkede, eğer ki, küfür hukuku, küfür nizamı, çalışıyorsa, orada o hakimse, orası darül harptir, demiş.
Orada İslam nizamı, İslam hukuku, icra ediliyorsa, o zaman darül islamdır, demiş serasi. Ve serasi başka bir yerde de, yine kendi eserinde, fethedilen bir yer, orada İslam ahkamı icra edilmedikçe, darül islam olmaz, demiş. Demek ki, bir yeri sen fethedebilirsin, oraya İslam orduları girer, oraya da İslami bir vali tayin edilir, ama orada eğer islam hukuku icra edilmiyorsa, orası darül harptir, demiş. serasi tipik bir, İmam Muhammed de aynı noktada durur zaten, İmam Muhammed çizgisinde, bir yerin İslami hukuku yok ise, orası darül harptir, noktasında duruyor.
Demek ki serasiye göre, bir ülkede, bir beldede, ismi ne olursa olsun, İslam hukuku yok ise, orası darül harptir. Şimdi, bana yöneltilen soru, neydi, neresi, dünya üzerinde, nerede darül islam olan bir ülke var? ben genelde, bana böyle soranlara diyorum ki, benim bildiğim bir yer yok diyorum. Benim bildiğim bir yer yok. Yani, bildiğim bir yer olsa, deseler ki, burada, İslam hukuku, tam anlamıyla, icra ediliyor, o zaman Müslümanlara, iki şey düşer. Bir, ya bulundukları yeri, darül islama çevirmek için, mücadele etmeleri, ya da, oradan, darül islama hicret etmeleri. İkisinden birisi çıkar.
Ya da, şimdi yeni bu, çağdaş alimlerin öngördüğü, siz bulunduğunuz, yaşadığınız ülkede, namazlarınızı kılıyorsanız, imam hatipler açık ise, medreseleriniz açık ise, siz, medreseler ve imam hatipler için, harıl harıl para topluyorsanız, zekat topluyorsanız, şeyhiniz için, harıl harıl para toplayıp, zekat topluyorsanız, orada, et diye, süt diye, fazlaca karışmayın, hayatınıza devam edin.
Bize, sundukları, söyledikleri şey bu. Bir de, bu tip insanlar, revaçta, bu tip insanlar, televizyonlarda, siyasetçilerin yanında, bürokrasicilerin yanında, gayet revaçta, sözü dinlenir kimseler. bunlar, bunlar, örneğin, işte, böyle düşünenler, işte, şebaruz programlarında, boy gösteriyorlar, bu tip insanlar, televizyonlarda, boy gösteriyorlar, bu tip insanlar, değişik yerlerde, değişik şekilde, boy gösteriyorlar, böylece, böylece bunlar, bunlar, o revaçta, oluşlarını, devam ettiriyorlar.
Bu, akşamki, bu konuyla alakalı, sohbetimiz bu kadar. son soru bu, Darül Harf ve Darül İslam hukukunu, hangi kaynaklardan, bulabiliriz diye bir, şey var, bir soru daha var. Bunu normalde, Darül İslam hukukuyla alakalı, mesela işte, El Hidayeden, genel olarak bulabilirsiniz, Dürer Gürer'den bulabilirsiniz, Fetevayi Hindiyeden bulabilirsiniz, ne bileyim işte, İbn Abidin'den bulabilirsiniz.
Bunları buralardan bulmanız mümkün, devletle, siyasetle alakalı, neydi, İslam devletler hukuku, Serahsin'in, dört ciltlik, oradan bulabilirsiniz. Bu Darül Harf meselelerinde, Mustafa Çelik diye, dört ciltlik, Urfalı bir, şahıs, zannediyorum o, bazen Akit'te de yazı yazıyor galiba, görüyorum onu, onun dört ciltlik, bir Darül Harf hukuku var, yasak yayınlardandı, basıldı mı, basılmadı mı, bilmiyorum, birkaç arkadaş, bir iki cilt, böyle, hani, küçülterekten, basılmış, öyle bir, şey getirdiler, ama o dört cilt, 28 Şubat'ta,
yasak yayınlardandı, böyle, bulundurmak da yasaktı onu, yine de tam böyle, şey olarak ne o, rahat bir şekilde bulunabilen bir kitap değil, yeni baskısı da yok zannediyorum, ondan sonra, asıl benim, Darül Harf bilgimin, ilk kaynağı orası, tabi normalde aslında, böyle konularına göre serpiştirilmiş, İbn Abidin'de, Fetevayi Hindiyede, El Hidayede, Dürer Gürer'de, Emanet Ehliyette, bunlar böyle konularına göre, serpiştirilmiş bir şekilde, bilgilenmek, buralardan mümkün, Serahsi'nin mevsutunda, bunları bir, bunları buralardan bulmak mümkün,
ama, hani bunu böyle, ee, ya, şu eser dört ciltlik, işte, sadece şunu anlatıyor, diyebileceğimiz, bir tek Serahsi'nin, İslam Devletler Hukuku'yla, Mustafa Çel'in, Darül Harp Hukuku var, size tavsiye edebileceğim, iki eser var, oradan bunları, bulabilirsiniz, diyelim, bu kardeş bir de, bana, ee, şey sormuştu, ee, İslam ticari, hani, Darül İslam'da, ticaret nasıl olmalı, diye sormuştu, onu her yerden bulmanız mümkün, her yerden onu okumanız da mümkün, bir de bu kardeş bana şey sorduydu, ee, ticaretle alakalı, ee, tecrübelerinizi aktarır mısınız,
dedi, demişti, bunları zaman zaman, ee, lafın sırası geldiğinde, biz böyle, ee, aktarmaya gayret ediyoruz, sohbetlerde, böyle, vakti saati gelince, söylüyoruz, ama, ee, şu anda, bunu anlatabilecek noktada değilim, onlar da beni affetsinler, inşallah, sizi rüyamda gördüm, uygun görürseniz, ders almak istiyorum, başını mı yakacaksın canım kardeşim ya, bak ne kadar sıkıntılı, ondan sonra, işlerin içerisine, katıyoruz sizleri de, sizi rüyamda gördüm, ders almak istiyorum, eyvah eyvah eyvah, yakacaklar başlarını bu kardeşler ya,
eşim, parantez içerisinde, bayan, arkadaşımla buluşacağım deyip, evden ayrılıyor, kahve içmeye gideceğiz diyerek, çocuğu bana bırakıp, dışarı çıktı, sen de gidiydin onunla beraber, saat biraz ilerleyince, merak edip aradığımda, bana, alkol aldığını söyledi, ben inanmadım, fotoğraf istedim, gönderdi, uzun zamandır, uyarılarıma rağmen, kendine çeki düzen vermiyor, ve beni dinlemiyor, bir erkeğin sözünü dinlemeyen, eşine karşı duruşu, nasıl olmalıdır, bu normalde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hukukuna göre, bu yasak bir şey değil,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, hukukuna göre, gayet normal, bu boşama sebebi de değil, bir kadın özgür, 18 yaşını doldurduğu zaman, her birey, istediği zaman, istediği yerde gidip, iç içebilir, hiç kimseden, izin almasına gerek yok, İslam hukukuna göre ise, yani, bu kadın, kocasından, izinsiz dışarı çıkmaması gerekiyor, kahve içmeye gideceğim demiş, demek ki onun kahvesi, alkollüymüş, o yüzden, kahvenin içerisine, önceden, portakal suyunun içine, vişne suyunun içine, katarlar da alkolü, anlaşılmasın diye, şimdi de kahvenin içinde içiyorlar,
demek ki yeni moda, ya da kahve içiyorum, diyerekten gitti, alkol, satan bir yerde, oturdu, alkol içti, böyle olunca şimdi, yani, bir, yalan var, iki, adamın, erkeğin sözünü dinlememe var, şimdi, bir de alkol var üzerine, alkol, yalan, ve söz dinlememe, buradan, hareket ederekten, erkeğin ona, eğer böyle devam ediyorsa, tövbe edip geri dönmüyorsa, erkeğin ona, boşama hakkı doğuyor, şimdi benim bir meşhur bir sözüm var ya, yani, bir kimse, bir sefer yapıyorsa, yani, ikinciyi de yapabilir mi, el cevap yapabilir, tövbe eder,
geri döner, bir daha yapmaz, yapmaz, eyvallah, ama orada bir tık, onu böyle bir, şerh olarak düş, e şimdi bu, eee, bazı, ailelere göre, sıkıntılı, İslam'a göre, zaten sıkıntılı, dinen sıkıntılı, sakıncalı, böyle bir şey, müsaade edilmiş, veya edilmemiş, bu, sıkıntılı bir durum, Allah bizi affetsin, eee, yalan, işin içerisine girdiğimiz, sıkıntıdır hep, ha, kadın deseydi ki, ben biraz, alkol alacağım, kendimce bir kafa yapacağım, bana müsaade et deseydi, adam ona müsaade eder miydi, etmezdi, arkadaşımla buluşacağım,
kahve içeceğim demiş, yani, bir kadının, kocasını evde bırakıp, çocukla beraber, bir arkadaşıyla, kahve içeceğim ben deyip, dışarıda, ııı, buluşması, bizim gelenek olarak söylüyorum, bize, ters bir durum, ama, demek ki, bu ailede, bu normal bir şey olabilir, öyle kabul edilebilir, o zaman böyle bir şey, normal, kabul edilebilir bir şey, görüldüyse, o zaman, sonuçlar da böyle oluyor, demek ki, aha, erkek mi gidip, içki içmeye gidecek, Murtaza, sen dibine darı ekme, Seyit Taş'ın yerine, sen mi geçtin, alkol ve sigara konusunda,
tüm uyarılarıma rağmen, önce özür diliyor, bir sürü içmiyor, sonra aynı hataya, tekrar düşüyor, evde bereket ve huzur, kalmadığını hissediyorum, kendimi evde rahat hissetmiyorum, ve kafamda sürekli boşanma konusu dönüyor, bu konuda nasıl davranmalıyım, Şeyh Efendi Hazretleri, Allah rahmet eylesin, bu tip mevzuları derdi ki, Mustafa Efendi'ye sormayın, Mustafa Efendi bu konuda serttir, hani, size sert konuşur, bunları ona sormayın derdi, ya mesela bir kadın, kendi kafasından çekmiş, gitmiş, evi, terk etmiş, adamın haberi yok,
onunla sonra, o adam bana gelse, sorsa, hani ben ne yapayım dese, sal yakasını, sen mi gönderdin, hayır, nasıl gitti, kendisi gitti, gittiyse gitti, Allah yoluna çık etsin der, çıkarım ya ben, o yüzden şimdi, yani, Şeyh Efendi de diyor ki, Mustafa Efendi'ye, bunları sormayın, o biraz, bu konuda sert, onunla sonra, daha bu konuda, bu konuda yumuşak, cevap verecek olanlara sorun diyor, o yüzden şimdi, bunla, bu konulara ben sert girerim, arkadaşların, evleri bozulmasın, yuvaları bozulmasın, yani, bir insan vardır, götürebilir,
bu tip şeyi, sineye çeker, yani, bir erkek, bir daha evlenmeyi, göze alır mı, alamaz mı, bir daha ev kuracak, bir daha uğraşacak, çocuk olacak, bunlar böyle, şey, kimisine böyle, sıkıntılı gelecek olan şeyler, ama bazılarına göre, hiç sıkıntılı değil, yolda giderken evlenir, yolda giderken boşar, veya boşayamaz, gelir bana, aman ne olursun, ben bundan boşanayım der, ben bir daha evlenmeyeceğim, diye söz verir, sonra gider, bir bakmışsın, ondan sonra, verdiği sözü tutmamış, aa, bir bakmışsın, adam evlenmiş, ulan, hani söz ver,
dedim bana, ondan sonra, ben ona da söz ver, dedim, iyi, ona verdiği sözü, senin sözünün önüne geçirir, bunlar yaşanıyor, yani, o, böyle bir özgüveni oluyor, o kimsenin, diyor ki, ben dakikada boşar, saniyede alırım, diyor, onun için önemli değil, ama, kimisi var, gerçekten, ciddi ciddi, yani, bir daha evlenebileceğini, bir daha hayat kurabileceğini, bir daha ev kurabileceğini, bunun kendi üzerinde ihtimal vermiyor, bak, kendi üzerinde ihtimal vermiyor, kendi üzerinde ihtimal vermeyince, yani, o, aslında, bir şekilde,
kadına, karşı, kendisini, teslim ediyor ona, o, artık, kadının haramına, kadının yanlışına, hayır, diyemez hale geliyor, sebebi şu, sebebi korkusu, ne derler, ne söylerler, yani, bir daha git şimdi, evlenmek için, çiçek yaptır, çikolata yaptır, git, iste, Allah'ın emrini koy, onlar sana, tepeden bakacaklar, yandan bakacaklar, kenardan bakacaklar, evlenmiş, ayrılmış, kaç çocuk var, işte, şu kadar çocuk var, şimdi, kaç çocuk var, deyince, kendimi düşündüm, yani, desem ki, ben hiç saymadım, diyecek ki, eyvah, yani, benim için,
ama büyük handikap değil mi, adama soruyorlar, kaç çocuk var, diye, bana soruyorlar, şimdi, bazen resmi dairelerde, filan, ondan sonra, işte, kaç çocuk var, saymadım, diyorum ben, bakıyor benim gözümün içine, en güzeli, İzmit'te oldu, televizyonda, oradaki o programda, kızcağız sordu şimdi, kadın, oradaki, programı yapan, hocam, kaç çocuk var, dedi, saymadım, dedim, o esnada, içeriden, komuta odasından, başladılar, on, dokuz, sekiz, yayına giriyoruz, bu kendini düzeltiyor ama, kendini benden alamıyor, ben dedim ki,
eyvah, bu dedim, zokayı yuttu, şimdi diyorum ben, kafası onun burada, geçti, bir ikinci bölümde, tekrar arada sordu, hocam gerçekten ya, kaç çocuk dedi, valla saymadım dedim, baba diyen geliyor dedim, böyle baktı şimdi, birisi gelse dedim, sana anne dese dedim ben, anneciğim dese dedim, içecek misin dedim ben, itemem dedi, e ben nasıl iteyim dedim, baba diyen geliyor dedim, ondan sonra, gene dokuz, sekiz, yedi, kadının içinde kaldı gene, bu program bitti, ilk gelen Cemil, Cemil genelde, bana baba diye hitap etmez,
sanki duymuş mu, ne, Cemil geldi, baba hoş geldin dedi, kadın bir bana baktı, bir Cemil'e baktı, bu kadar büyük, ondan sonra, oğlu var gibisin, döndüm bak dedim ben de, hani baba diyor, ondan sonra, neyse, ben böyle, çok elimi öptürmeye hevesli değilim, ama o gün hevesliyim, ardından özer geldi, geldi, elimi öptü, ondan sonra, herkes böyle, bakıyor şimdi kadın, hani herkes geliyor, benim elimi öpüyor, baba diyen geliyor, ondan sonra, yani kadın, grogi durumunda, zaten o gün sohbete geldi, o gece sohbete geldi, şimdi bunun gibi,
normalde şimdi, bir insan düşünecek şimdi, kendi kendine, neden, baba diyen geliyor, yani rüyasında, gören de geliyor, görmeyen de geliyor, geliyor ben diyebilir miyim diyor, de ne diyeyim sana Allah Allah, şimdi, öyle olunca, göze alır mı o kimse, ben bazen diyorum ben, boşanıyorsun, al çocukları git, kaç tane çocuk var, üç tane çocuk var, al git, adama diyorum bunu, al git, boşanmak mı istiyorsun, evet, al çocukları git, şimdi duruyor, efendim, biz bu konu, eşimle bir daha istişare etsek, he istişare edeceksin işte,
torunistan geriye, ondan sonra, istişare edeceksin, çaresi yok, sen onu göze alacaksın, ben üç değil, beş değil, on beş tane çocuğa bakarım, deyince, kafan dik olacak senin, ama siz kafanızı dikmeyin, evinizi bozmayın, huzurunuzu da bozmayın, Allah muhafaza eylesin, o normalde, böyle, göze alanlar için, geçerli bu, ama o da zaten, koltuğa böyle yayılmış, beni anlatıyor, diye gülüyor, ne alakası var, senden hiç alakası yok, o da kendini, fasulye gibi, nimetten sayıyor da, beni anlatıyor, diyor, ne alakası var, sende,
senin yaptığınız, herçe parmağımın, üzerindeki toza yaptırırım, kendini fasulye gibi, nimetten sayma, evet, Allah yıldızını versin, gönül arzu eder ki, evlerde, İslami ahlak, geçerli olsun, dostları hayatlarına, devam etsinler, inşallah, bu akşam, yazı namazını, cemaatle, ne yazıyor burada, ana, sen yaşlanmıştın o zaman, aa, yakını göremiyorum dedi, hep böyle, bunlar benim yanımda, şey ya, ben sanki çok yaşlıymışım gibi, Bursa'ya geldiğimde, bunlar da çok gençmiş gibi, ondan sonra,
hep böyle, benim yanımda, hep ufaklar bundan, sen üniversite mezunuydun değil mi, çok iyi, ne yazıyor burada, cemaatle, burada, cemaatle burada, ben senden önce kavradım, cemaatle burada, Adem babanın, imamlığıyla kılarken, arkada oturan, Adem baba değil mi, bu, vah maşallah ya, arkada oturan, 5-6 kişi, çok gürültü yaptılar, namaz kılınıyor, imamın sesini, geçtiniz, gülüş, çağırış olmuyor, bu dediğimde, cami karşıda dedi, birisi efendim, durumu, şikayet, durumu size, bu durumu size, şikayet edeceğimi, onlara da söyledim,
iyi, cami karşıdaysa, gülecekse, namaz esnasında, millet namaz kılarken, kahve de karşıda, bunlar sufi dili değil, o esnada, ilk defa, birisi geldi, orada namaz kılınıyor, namaz kılınan yerde, 4-5 kişi oturmuş, gülüyorlar, kahkaha atıyorlar, birisi de onları Allah için uyarıyor, ona söylenecek söz, cami karşıda değil, bu sufi dili değil, doğru değil bunlar, hedef ve adaba, riayet etmeli, Allah muhafaza eylesin, Allah'ı tanıma ve bilme yolculuğumuz, öldükten sonra son mu bulacak,
burada tanıdın, bildin demek ki, ölüp uyanınca, tüm soru işaretimiz, anlam kazanacak mı, burada anlam kazansın, burada tanı, burada bil, neden işin kolay tarafını söylüyorsun, öldükten sonra bırakıyorsun, hüküm sahibi olan Allah, bizleri ona ibadet edelim diye yarattı, ve biz de ona hamd ve sena ediyoruz, günümüzde oy çokluğuyla yönetici seçiliyor, bu düzene oy atıyoruz, Allah'ın hükmünü yerine getirmeyip, bu düzene oy atmak, Allah'a şirk koşmak olmuyor mu, kusurun var ise affedin, bu konuda çok tartışma var, oy atılır mı,
atılmaz mı, seçim yapılır mı, yapılmaz mı diye, bir kısmı diyor ki, seçim yapılır, sen orada en iyisini seçmeye bak diyor, bir kısmı da diyor ki, onun sona, hiç oy atılmaz, görevli abilerimizin, dergahımızda ve dışarıda üstadına, diğer abi ve kardeşlere görevleri, tavır ve davranışları nasıl olmalıdır, iki, derviş kardeşlerin, üstadına görevli abi ve derviş kardeşlere görevleri, tavır ve davranışları nasıl olmalıdır, üç, görevli abimiz veya derviş kardeş, bir görevli abinin, kardeşin veya derviş kardeşlerin bir hatasını,
kusurunu, yanlış davranış ve tavırlarının olduğunu düşündüğünde veya yanlış olduğunu bildiğinde ne yapmalı, nasıl bir yol izlemeli. Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Herkes birbirine nasihat edebilmeli. Herkes Kur'an ve Sünnet tarihisinde belli bir ahlaki umdeler neticesinde hareket etmeli. Kısaca böyle söyleyelim, meseleyi bitirelim. Eftali zikir fâle mennehu La ilahe illallah El Fatiha ma'a selamat Destur

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi