mustafaozbag.org

DÂRÜLHARP-DÂRÜLİSLÂM nedir? Sorular ve Cevaplar. 01.12.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Aralık 2022 · 1:20:49

Bununla alakalı bir arkadaşın da soruları vardı, burada şeyler var, ribayla alakalı meseleler vardı, bu sorularda da var, o yüzden bu soruyu neredeydi, bunu bana şey olarak atarsan, yazılı word olarak atarsan, önümüzdeki hafta bunun böyle ikisini cem edeyim, çünkü öbür hafta da böyle sorular var, ikisini cem edip soruları, öyle yol yürüyelim, öyle teknik güzel bir Risale gibi bir şey olsun inşâAllah.
Salı, bir önceki salı, bu geçen salı Çanakkale'deydim, ondan önceki salı da Konya'daydım, orada normalde sorular yetişmedi, ama yetişmeyen sorular Darül Harp'le alakalı, o yüzden onlara demiştim, soruları atın, ondan sonra biz cevaplandıralım diye, geniş çünkü mesele, ben de çay kahve içeceğim, o yüzden çayınızı kahvenizi bir güzel için hem sohbet edeceğiz. Bu gelen sorulardan birincisi, Darül Harp olması için bir ülkede hangi şartların oluşması gerekir? İkincisi, Darül Harp için ticaretimiz nasıl olmalıdır? Üçüncüsü, İslam hukuku, Darül İslam için ticaret hukuku nasıl olmalıdır?
Dördüncüsü, İslam hukukuna göre ticaretin haramları, yasakları nelerdir? Üçüncüsü, ticaretlik tecrübelerinizi anlatır mısınız? Ticarette en zorlandığınız, umutsuzluğa düştüğünüz oldu mu? Olduysa bu durumu nasıl açtınız? Altıncısı, eğer bir ülke Darül Harp ise kredi kullanmak caiz midir? Bu ülke Darül İslam ise kredi kullanabilir mi? Yedincisi, dünya üzerinde Darül İslam olan bir ülke var mı? Sekizincisi, Darül Harp'te ev kredisi, araba kredisi, iş yeri almak için sermeye amaçlı kredi çekilebilir mi? Darül Harp'te kredi çekebilmesi için hangi şartların oluşması gereklidir?
Dokuzuncusu, Darül Harp ve Darül İslam hukukunu hangi kaynaklardan bulabiliriz? Sorular bu şekilde sıralanmış. Bugün de o soruları bize veren kardeşe dedim bunları sen yaz da gönder bana. Dündü herhalde yazıp gönderdi bana. Öyle olunca ben de bu meseleyi daha böyle geniş bir açıdan enine boyuna anlatıma enine boyuna bu konuda böyle bir ders yapmaya ihtiyaç duyduk.
Çünkü bu mesele benim İslam'la tanıştığımdan beri bazı zamanlarda tuzak soru olarak, bazı zamanlarda karşı soru olarak, bazı zamanlarda öğrenmek için hep sorulan sorular. Bu konuda da böyle bunu bir bütün olarak bir yerden bu meseleyi çözmek, bir yerden bu meseleyi okuyup da halletmek biraz zor. Çünkü İslam, Medine-i Münevvere'den sonra Müslümanlar hiç uzun süre Darül Harp'te yaşamamışlar.
Yaşayanlar da böyle aile noktasında, birey noktasında olmuş. Onlar da cihat düşüncesiyle gitmişler. Veyahut da bir ticaretler olmuş, bir işler olmuş, öyle gitmişler oralara. Böyle bir yönetim olarak, Darül Harp'in yönetimi altında Müslümanlar çok uzun süre yaşamamışlar. Tarih boyunca, 1400 yıl boyunca. Tabi Müslümanlar Darül Harp'le Osmanlı yıkıldıktan sonra tanışıyor. Yani gerçek manada Osmanlı yıkılıp, parçalanıp, yaklaşık birçok devlet veya devletçik çıkınca ve Müslümanlar da o zaman gayrimüslim unsurların yönetimine giriyorlar. Veyahut da değişik ülkelerde, bölgelerde, beldelerde İslam hukuku kaldırılıyor.
İslam hukuku kaldırılıp, bize medeni hukuk olarak yutturdukları Avrupa hukuku bize hakim oluyor. Tabi işin en ilginç noktası, İslam hukukunu gerici, yobaz, kötü gösterip, getirilen batı kaynaklı hukuk, çağdaş hukuk olarak bize yutturuluyor. Hala da bu ne yazık ki yanlışlık devam ediyor.
Ve Müslümanlar da zaman içerisinde yavaş yavaş yavaş tedrici tedrici, bu gayri İslami hukuk, gayri İslami hayat standardı, gayri İslami ekonomik standartlar, gayri İslami ahlaki standartlar, gayri İslami sosyal standartlara ve kültüre alıştırılıyor. Alışıyor da, yani normalde önceden bir Müslüman genç kızın Avrupalıların önünde soyunup güzellik yarışmasına katılması mümkün değilken, sonradan Anadolu'nun o namusuna leke gelmesin, aman benim saçımın bir tel hidayı görünmesin, tenim görünmeyesin, tenim görünürse zina etmiş gibi günaha girerim,
hükmünden çıkıp, ne kadar açılırsan açıl, o kadar çağdaşsın, ne kadar soyunursan o kadar çağdaşsın, hükmüne getirilmiş. Bu tabii hemen bir anda olacak bir şey değildi. İslam dünyasında bu yavaş yavaş, tedrici tedrici uygulamaya kondu. Bakın son uygulanmaya konulan yer Suudi Arabistan oldu.
Artık İslam dünyasının kalibi hükmündeki Hicaz bölgesine dokunuyorlar şu anda. Bugüne kadar İslam dünyasının bütün bölgelerinin, beldelerini kültürel olarak, sosyal olarak, ticari, ekonomik olarak zaptettiler, işgal ettiler, zaptettiler, işgal ettiler. Şimdi sıra İslam dünyasının kalbi hükmündeki Hicaz bölgesinde.
Hicaz bölgesi de aslında işgal altında ama bu gizli işgal. Bakın bu gizli işgal, şimdi artık eşkare, göstere göstere, bunu İslam dünyasını iyice, tabiri caizse, gözüne soka soka yapıyorlar şimdi. Ama İslam dünyasının buna hayır diyecek mecali yok, buna hayır diyecek inancı yok, buna hayır diyecek gücü, kuvveti, kudreti yok, buna hayır diyecek şuuru yok.
Acı olan bu. Bunu böyle, buna hayır diyebilecek olan şuur, buna hayır diyebilecek olan, bu istiyatifi eline alacak olan lider yok. Bu ahir zaman elameti, bu daha da ileri doğru gidecek. Bakın bu daha da ileri doğru gidecek. İşte sonuç itibariyle İslam dünyası Darül Harp'te yaşamayı bilmiyordu. Darül Harp'te de yaşamadığından dolayı Darül Harp'le alakalı mevcut bir risale eskilerden bulmak mümkün değil. Böyle hani bir mepsudun bir bölümü örneğin diyelim, böyle bir bölüm yok. Veya hatta İbn-i Abidin'de böyle bir bölüm yok.
Veya El-Hidaye'de böyle bir bölüm yok. Bu mesela bunlar cihat bahislerinde geçer, cuma bahislerinde geçer. Geçen yerler buralardır. Yani bunları başka böyle bir bölüm olarak, mesela İbn-i Abidin'de böyle bir bölüm bulmanız mümkün değil. Mesela Hanefi kitaplarında çok bu konuda normalde ayrılmış bir bölüm bulamazsınız. Şafi, Maliki, Hanbeli fıkhındaysa bu çok yoğun değildir bu tip şeyler. En yoğun olan Hanefi fıkhında vardır. Hanefi fıkhında yoğundur. O da İmam-ı Azam'dan dolayı. Yani İmam-ı Azam Emevilerle Abbasiler arasında yaşamış. Emevilerin yanlışlıklarına şahit olmuş. Sonra Emevilerin yıkılması için mücadele etmiş.
Sonra Abbasilerin, o esnanda Abbasilere destek vermiş. Sonra Abbasilerin de iktidara geldikten sonra bozulduklarını görünce, bu sefer onlara karşı da cephe açmış. Sonra da Abbasiler onu şehit etmiş zaten. İmam-ı Azam'a da yakışacak olan bir hayat standardı buydu zaten. Zulme karşı, zalimliğe karşı, adaletsizliğe karşı, hukuksuzluğe karşı, her türlü Kur'an ve sünnetin dışında her ne var ise hiç çekinmeden, hiç bu konuda geri adım atmadan söyleyeceğini söylemiş, söylemek de kalmamış, fiili olarak da ne yapmış?
Mücadele etmiş. İmam-ı Azam ve İmam Muhammed, İmam Yusuf ve Hanefiler bu konuda daha fazla üretken olmuşlar. Çünkü Hanefiler genelde böyle İslam dünyasının sınır boylarında çok durmuşlar. cihada ehemmiyet vermişler. Hanefiliği de en fazla destekleyen, yayan, yaşayan Türkler olmuş. Türkler olunca onlar da sınır boylarında hep İslam'ın kılıçdarlığını, bayraktarlığını yapmışlar.
Öyle olunca onların içerisinde Darül Harf fıkıhı daha fazla konuşulur, daha fazla söylenir olmuş. Ben böyle konuyu en baştan almayı düşündüm kendimce. Burada yapacak olduğumuz dersin ana hatları, ana temaları, ana para rafları hepsi de alıntıdan ibaret. Zaman zaman belki de ben kendi görüşümü, düşüncemi söyleyeceğim içinden ama bu ders tamamiyetle alıntıdan ibaret.
Nereden? Husisi Diyanet'in İslam ansiklopolisinden alıntı yaptım. Husisi Mevsud'dan, Serasin'in Mevsud'undan, İbn-i Abidin'den, El-Hidaye'den, ondan sonra Fetevay-i Hindiyeden gibi Hanefilerin böyle klasikleşmiş, hatta diyebiliriz ki birer fıkıh ansiklopedisi hükmünde olan eserlerden alıntı yaptım. Yani baktığımız zaman Mevsud Türkçe'ye çevrildi. Otuz kusur cilt, otuz üç cilt. Yani İbn-i Abidin'e baktığımızda on alt cilt değil, Fetevay-i Hindiyen'e baktığımızda on altı cilt. El-Hidaye'ye bakıyoruz, ona keza. Bunlara baktığımızda bunlar Hanefi fıkıhının tabiri caizse temel direkleri. O yüzden okuyacağım şeyler, söyleyeceklerim hepsi de birer alıntı.
Fıkıh çünkü, fıkıh olunca bu konuda böyle ince ve titiz davranmak lazım. Kendi görüş ve düşüncenden önce imamların görüş ve düşüncesini ortaya koymak lazım ki bu önemli bir mesele. Dar, yani ağının üstlerinde bir şapka var, inceltme işareti var. Dar. Arapçada ev, mahalle, bir kavmin konakladığı veya yerleştiği yer anlamına gelen dar kelimesi. Mecazi olarak kabile manasını da ifade eder. İslam hukukunda ise İslami veya İslam dışı bir yönetimin hakimiyeti altındaki ülke anlamında kullanılır. İbn-i Abidin'de geçiyor bu. Bu paragrafı, İbn-i Abidin'de geçen bu paragrafı, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınladığı İslam Ansiklopedisi resmen oradan kes kopyala yapıştır yapmış.
Ben de kes kopyala yapıştır yaptım buraya. İbn-i Abidin'de geçen ibareyi, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın İslam Ansiklopedisi'nden de bakmanız, görmeniz mümkün. Böyle söylüyorum ki, hani ya bu nereden çıktı filan, İslam Ansiklopedisi'ne bak, bunu da göreceksin orada. Mesela Darül İslam diye yaz, Darül Harp diye yaz, orada bunu göreceksin. Onlar tabii çok böyle kadar teferruatlı, hani şey yapmamışlar, hani almamışlar hele ama bir insana öz olarak bir bilgi vermişler. Dar kelimesi, İslam hukuku literatüründe Müslüman veya gayrimüslim bir yöneticinin hakimiyeti altında olan bölge anlamında da kullanılmış.
Bir ülkede icra edilen hükümler, İslami hükümler, hakimiyet ve yönetim de Müslümanların elinde ise o ülke, Müslüman ülkesi sayılır. Yani bir ülkede icra edilen hükümler, hüküm dediğimizde kanunlar. Bu ticaretle alakalı, bu evlilikle alakalı, bu normalde sosyal hayatla alakalı, kültür hayatla alakalı, ceza hukukuyla alakalı.
Bütün bildiğiniz hukuk, her şeyi içine alın hukuk. Bu konuda İslami hükümler geçerli ise, hakimiyet ve yönetim de Müslümanların elinde ise o ülke Müslüman ülkesi sayılıyor. Ülkede yürürlükte olan hükümler, gayri İslami, hakimiyet ve yönetim gayri Müslümanların elinde ise o ülke gayri Müslüman ülkesi sayılıyor.
Bunda ittifak etmişler alimler. Tarif ederken demişler ki, bir ülkede kanunlar ve yöneticiler ve yönetim biçimi İslami ise ve orada normalde orası Müslümanların elinde ise, orası Müslüman ülkesi sayılmış. Ama orada kanunlar, yöneticiler ve hakimiyet, yönetim, Müslümanların elinde değil ise orası gayri İslami olarak nitelendirilmiş.
Tabi bu meseleye Kur'an-ı Kerim'e de baktığımızda, Kur'an-ı Kerim de dünya üzerindeki arzı, toprakları ikiye ayırmış. Yani nasıl ikiye ayrılmış? Bu sıralayacağım şimdi ayet-i kerimelerle, yani açıkça böyle bir hüküm konmasa dahi, ayet-i kerimelerde bunun gibi, hani nelerden Müslümanlar muzdarip çekiyor, nelerden çekmiyor, ayet-i kerimelere biz dikkatle bakınca, iki dar, yani iki yer veya iki bölge gibi bir şey çıkıyor.
Şimdi bir Müslüman dini vecibelerini yerine getiremiyorsa, İslam hukuku yok ise, bunlar farklı, dini vecibelerini getirdi ve İslam hukukunun olduğu, zulmün olmadığı, adaletin olduğu bir yeri farklı görmüş. Nisa ayet 97, Nefislerine yazık eden kimselere canlarını alırken, melekler ne işteydiniz dediler. Bunlar biz yeryüzünde aciz düşürülmüştük diye cevap verdiler. Melekler dediler ki, peki Allah'ın arzı geniş değil miydi ki, onda göç edip, dikkat edin buraya, onda göç edip, İslam'ı rahatça yaşayabileceğiniz bir yere hicret edeydiniz. İşte onların durağı cehennemdir. Ne kötü bir gidiş yeridir. Bu ayet-i kerime böyle sarsıcı.
O yüzden direkt bunu aldım başa. Demek ki, İslam'ı rahatça yaşayabileceğin yere, niçin göç etmediniz? Dininizi rahatça yaşayabileceğiniz yere, neden gitmediniz? Yine, Nisa ayet 75, Size ne oluyor da, Allah yolunda ve Ey Rabbimiz, bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver diye, yalvarıp duran, zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda, savaşa çıkmıyorsunuz.
Demek ki, bir topluluk var, bunlar zayıf. Bu topluluk ne yapıyor? Bu topluluk başlarında zalim yöneticiler var, orada o topluluk, dinini yaşamak için inim inim iniyor, diğer Müslümanlara diyor ki, siz onlara niçin yardım etmek için cihad etmediniz? Yine, uzun bu, El-Hac Suresi, 39'dan 41'e, kendilerine savaş açılan Müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle, cihad için izin verildi.
Şüphe yok ki, Allah'ın onlara yardım etmeye gücü yeter. Onlar, haksız yere, sırf, Rabbimiz Allah'tır demelerinden dolayı, yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. eğer Allah'ın insanların bir kısmını, bir kısmıyla def etmesi olmasaydı, içlerinde Allah'ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler, muhakkak yerle bir edilirdi.
Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. Onlar öyle kümselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde, imkan ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin akıbeti Allah'a aittir. Demek ki Cenab-ı Hakk'ta, daha ayetler var. Cenab-ı Hakk'ta, Kur'an-ı Kerim'de, yaşanabilir bir, İslam'ın bulunduğu bölge var ise, Müslümanların oraya gidip yaşamaları gerektiğini, eğer Müslümanlar, yöneticiler, devlet tarafından zulme uğradıysa, diğer Müslümanların, cihad ederekten, o zulme uğrayan Müslümanları, kurtarmaktan mükellef olduğunu anlatıyor.
Demek ki, dolaylı olarak da, Cenab-ı Hakk, Kur'an-ı Kerim'de, bir, Müslümanların rahat ibadet ettikleri ve yaşadıkları, hukuklarını icra ettirdikleri bölge, iki, Müslümanların dinlerini ve hukuklarını, düzgün bir şekilde yaşayamadığı, zulüm altında, zalimlerin altında yaşayan, bir bölge, ikiye ayırmış Rabbim. Şimdi, Darül İslam nedir? Yani bunu, Kur'an'dan ayet-i kerimeler getirdim ki, ya Darül Harp, Darül İslam, nereden bölüyorsunuz siz? Böyle bir bölmeye hakkınız var mı? Yeryüzüne arzı neden bölüyorsunuz? dediklerinde, bize bir cevap olsun. Yani, demek ki, yeryüzünde, bunu bölen biz değiliz, yönetimsel biçimiyle, hukukuyla, ve yöneticilerin zalimliği veya, zalim olmamasıyla, Allah ayırmış.
Darül İslam nedir? Bunu da, inşallah, yerli yerine, oturtturalım, yerleştirelim ki, biz nasıl hükmeteceğiz, neredeyiz, bunu apaçık bir şekilde görelim. Darül İslam, Müslüman bir devletin hakimiyeti altındaki, topraklar için kullanılan, fıkıh terimidir. Darül İslam, Müslüman bir devletin, hakimiyeti altındaki, topraklar için kullanılan, fıkıh terimidir. Müslüman bir devletin, şimdi, tabii konu ister istemez, Türkiye'ye geliyor, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, layık, demokratik, insan haklarına, saygılı, sosyal, hukuk devleti.
Tanımlaması bu. Kuruluşta, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İslam Devleti'ydi, ilk kuruluşta, sonradan o kaldırıldı, ondan sonra, layıklık getirildi, 1938'de, sonra, anayasayla, devletin tanımı yapıldı. Anayasada, devletin tanımı bu. Türkiye Cumhuriyeti, layık, demokratik, insan haklarına, saygılı, böyle bir, devlet tanımlaması var. Yani, Müslüman bir devlet, değil. Devlet olarak. layık bir devlet. Buna göre, Darül İslam, Müslümanların, hakimiyeti altında bulunup, İslam hukuk sisteminin, uygulandığı ülkedir. O zaman, buna göre, Darül İslam, Müslümanların, hakimiyeti altında bulunup, İslam hukuk sisteminin, uygulandığı ülkedir.
Yine bir parantez açacağız, tırnak içerisinde, Türkiye Cumhuriyeti, devletinin, hukuku, İslam hukuku, değildir. Tırnağı kapattık. Kim derse ki, Türkiye Cumhuriyeti, devletinde, İslam hukuku var, Cumhuriyet savcılığında, soluklanır. Kim derse ki, Türkiye Cumhuriyeti, devleti, İslam devleti, yine savcının önünde soluklanır. Kim derse ki, Türkiye'de, ben İslam hukukunu, icra edeceğim, bu hukuku değiştireceğim, o da, layık, demokratik sistemi, teokratik sisteme döndürmekten, ağır cezada yargılanır.
Dikkat edin. Birisi dese ki, ben İslam hukukunu, uygulamak istiyorum. İslam hukukunun, gelmesi için, ben, çalışıyorum, mücadele ediyorum, bu hukuk sistemini, değiştireceğim der ise, anayasal suç işlemiştir. Anayasal suç işlediğinden, dolayı, otomatikman, ağır cezada, yargılanır. Nerede yaşadığınızı, iyi bilin. Bu durumda, nüfusu, Müslüman veya, gayrimüslim, az ve çok olması, önemli değildir. Bu ölçüler çerçevesinde, Darül İslam'ın, kavram olarak, ortaya çıkışı, Hz. Peygamber'in, Medine dönemine rastlar. Sallallahu aleyhi ve sellemin. Çünkü, Müslümanlar, Mekke döneminde, henüz, müstakil bir idareye, ve siyasi teşkilata, sahip değildiler.
Ancak, hicretten sonra, Medine'de, İslam devletinin, teşekkülüyle, kendilerine ait, bir ülkeye, ve bu ülkede, müstakil bir yönetime, kavuştular. Altını çizerekten, söylüyorum. Hanefilere göre, Darül İslam, Müslümanların, yönetimi altında olan, ve İslam'ın, hükümlerin, açıkça, yapıldığı, ve yaşandığı, yerdir. Böyle, zaman zaman, bunu duyuyorum, siz de duyarsınız. Şunu, söylüyorlar ya, bunu, zaman zaman, söylüyorlar ya, hani şeyde böyle, ya, namaz kılınıyor ya, hani, söylenilen laf bu ya, dikkat edin, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, Mekke'de, Beytullah'ta namaz kılıyordu.
Onun namaz kılması, Mekke'de, Beytullah'ta yasak değildi. Hani, biz böyle, onun, hayatıyla, onun çektiği zorluklarla, hayatıyla alakalı, kitaplarda, ve hadislerde okuruz ya, ne yapıyorlardı müşrikler? O, namaz kılarken, başına, sırtına, deve işkembesi koyuyorlardı. Demek ki, Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Mekke'de namaz kılıyordu, Beytullah'ta. Demek ki, namaz kılmak, oranın, darül islam olduğunu, göstermiyor. Ne oldu? Yayın mı kesilmiş? Açtın mı? Demek ki, kısaca, darül islam neymiş?
Müslüman yöneticilerin olduğu, ve aynı zamanda, islam hukukunun, icra edildiği yer, darül islammış. Darül harp neymiş? Hanefilere göre de darül harp, gayrimüslim liderlerin emirlerinin yürürlükte olduğu ülkedir. Demek ki darül harp neymiş? Gayrimüslim unsurların, yöneticilerin, kanunların, hukukun ve hükmün gayrimüslimlerin elinde olduğu bir yermiş.
E şimdi maliki ve hanbeli fakihleriyle hanefilerden Ebi Yusuf ve İmam Muhammed'e göre darül islam içinde küfür ahkamının uygulanmasıyla darül harbe dönüşür. Bu görüş kıyasa dayanmaktadır. Yani darül harp, islam hükümlerinin tatbikiyle darül islam'a dönüştüğüne göre darül islam da küfür hükümlerinin uygulanmasıyla darül harbe dönüşür.
Yani kıyas bir ülkede islam hükümleri uygulanıyordu, darül islam da orası, o zaman islam hükümleri uygulanmayınca kıyas yapıldı, orası ne oldu? Darül harp oldu. Bu malikler, hanbeliler ve hanefilerden İmam Yusuf, İmam Muhammed ve sonradan gelenler, Serahsi gibi, Kastalani gibi, bunlar sonradan gelenler de İmam Muhammed, İmam Yusuf'un bu iştahına katılmışlar.
Bu konuda hanefilerin içerisinde İmam-ı Azam yalnız kalmış gibi. Hatta İmam-ı Azam'ın bu duruşuna böyle şerh eden, açıklama yapan imamlar da var. Ebu Hanife'ye göre darül islamın darül harbe dönüşmesi için üç şart gerekli. İstila edilen yerde küfür ahkamının uygulanması, ülkede ilk emanları üzere bulunan hiçbir Müslüman veya ziminin kalmaması, ülkenin darül harbe bitişik olması.
Yani bu ne demek? Yanında darül harf var. İslam hukukunu uygulanmayan bir ülke var. Daha önce eman verilenlerin emanları da kaldırılmış. Yani İslam devleti yok artık orada. Bir de İslam hukuku uygulanmıyor. Evet, buna göre bir ülkenin İslam veya küfre nispet bakımından niteliğinin tayin ve tespitinde temel ölçü, yönetim ve hakimiyettir. Darül harf, klasik İslam hukuku kaynaklarında küfür yönetiminin hakim olduğu ülke olarak nitelendirir. Kim? Haccavi'den alıntı. Buna göre darül harf, İslam dışı devlet ve yönetimlerin hakimiyet alanını, faaliyet ve hukuk düzenlerinin uygulama sahasını ifade eder. Yani bir ülkede İslam dışı devlet ve yönetim var ise ve İslam dışı devlet ve yönetim oraya hakim oldu ise ve normalde bütün faaliyet ve hukuk İslam dışı ise orası ne olmuş oldu?
Darül harp oldu. Başka bir deyişle, İslam siyasi hakimiyetinin sınırları dışında kalan, yönetim ve hukuk düzeni İslam esaslarına uymayan her ülke darül harptir. Tekrar söyleyeyim, İslam siyasi hakimiyetinin sınırları dışında kalan, yönetim ve hukuk düzeni İslam esaslarına uymayan her ülke darül harptir.
Demek ki bir yerde İslam hukuku yok ise, orası İslam hukuk düzenine göre yönetilmiyorsa, hangi ülke olursa olsun orası darül harptir. İslam hukukçuları devletin ülkesini tarif ve tespit ederken, dünyayı iki kısma ayırmışlar. Devletin siyasi, iktisadi, idari ve hukuki düzeninin İslam esaslarına dayandığı, yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin İslami otoritenin elinde bulunduğu ülkelere darül İslam, İslam düzeninin hakim olmadığı ve bu yetkilerin Müslüman otoritenin elinde bulunmadığı ülkelere de darül harp adını vermiştir. Tekrar bu iki paragrafı okuyorum.
İslam hukukçuları, devletin ülkesini tarif ve tespit ederken, dünyayı iki kısma ayırmışlar. Devletin siyasi, iktisadi, idari ve hukuki düzeninin İslam esaslarına dayandığı, yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin İslam otoritenin elinde bulunduğu ülkelere darül İslam, İslam düzeninin hakim olmadığı ve bu yetkilerin Müslüman otoritenin elinde bulunmadığı ülkelere de Darül Harp adını vermişlerdir.
Darül Harp ile ilgili tanımlardan bir ülkenin darül harp sayılıp sayılmamasında esas unsurun, yönetim ve yürürlükteki kanunların arkasındaki gücün kimin elinde olduğu anlaşılmaktadır. Darül Harp, halkının Müslüman olması veya ülkenin Müslümanlar tarafından fethinden sonra orada İslam hükümlerinin uygulanmasıyla darül İslam olur.
Bu konuda İslam hukukçuları görüş birliğindedir. Yani bir yer halkı Müslüman veya ülkenin Müslümanlar tarafından fethedildi ve orada İslam hukuku, hükümleri uygulanmaya başlandı. O zaman Darül Harp'ten çıktı, Darül İslam oldu. Yani siz buradan gittiniz, Yunanistan'ı fethettiniz, Yunanistan'ı fethettiniz. Eğer Yunanistan'da İslam'ın hüküm ve kuralları uygularsanız, orası Darül Harp'ten Darül İslam'a döndü. Ama yok orada İslam hukukunu, İslam hükümlerini uygulamazsınız. O zaman yine orası ne oldu? Darül Harp olarak kaldı. Velev ki siz orayı fethetseniz dahi. Soru almıyorum sonra.
Ebu Hanife ve talebesi İmam Muhammed'e göre Darül İslam'da yapıldığında Faiz sayılan muamelelerle dinen alım-satımı yasaklanan maddelerin konu edildiği alışverişler Darül Harp'te Müslümanla bu ülkenin vatandaşı gayrimüslim harbi arasında yapıldığında caizdir. Ancak faiz sayılan fazlalığı Müslüman'ın alması ve söz konusu maddeyi Müslüman'ın satmış olması şarttır.
Burası ayrı bir konu. Hanefi ulemasından İbni Kaynım el-Cezviye şöyle demektedir. Meşhurdur bu biliyorsunuz. Bu böyle İbni Kaynım hatta böyle teymiyeyle de şeydir. Ne o? Böyle ilintilidir. Ama Hanefi'dir kendisi. İslâm hükümlerinin uygulanmadığı süreçte hiçbir yer Darül İslam'a bitişik olsa da Darül İslam olmaz. İşte Taif şehri. Çok yakın olmakla birlikte Darül İslam olmadı. Kızıldeniz sahilinde olan bölgeler de öyle. Yemen'e gelince zaten orada İslâm yayılmış bulunuyordu.
Yemen'in bütün bölgeleri ise ancak Hazreti Peygamber'in vefatından sonra halifelerinin döneminde İslâm'a sarılmışlardır. Bir ülke coğrafi bakımından İslâm ülkesine yakın olmakla ya da halkı arasında İslâm dinini kabul etmiş kimseler vardır diye Darül İslam olarak nitelendirilemez. İbn-i Kayyım Ahkamül Ehil Zimme. Birinci cid sayfa 366. Bunu neden böyle buraya koydum? Yani bir ülke düşünün. Daha içinde Müslümanlar yaşıyor olabilir. İçinde Müslümanlar yaşadığı halde orada İslâm hukuku yok ise orası yine ne olmuş oluyor? Darül Harp oluyor. İçinde Müslümanların yaşaması orayı Darül İslam'a çevirmiş olmuyor. Bunu anlatmaya çalışıyor.
Hanefi Fakihi, İmam Kaşani meşhurdur bu da. Darül İslam ve Darül Küfür konusunda şöyle diyor. Darül İslam ve küfre izafesinden kasıt bizzat İslâm ve küfrün mahiyeti değildir. Kasıt emniyet ve korkudur. Eğer emniyet ve mutlak surette müminlere korku da mutlak surette kafirlere ait ise o belde Darül İslam'dır.
Korku mutlak surette müminlere ait ise orası Darül Küfür'dür. Hükümler emniyet ve korkuya bağlıdır. Bunu da Kasani söylemiş. Yani bir ülkede eğer Müslümanlar korku içinde ise ibadetlerini yapamıyorlarsa ve orada hukuklarını icra edemiyorlarsa, hukuklarını icra etmeye kalkarlarsa, muhakkak onlara bir zarar gelecekse o zaman orası Darül Harp olmuş oldu.
Ve gayrimüslim unsurlar bu konuda bir korku yaşamıyorlarsa o zaman orası Darül Harp oldu. Müslümanlar dini yükümlülükleri, kısasların uygulanması, İslam'ın hukukunun icrası ve ibadetleri yerine getirebilmesi için gayrimüslimlerden izin almak zorundaysa ülke Darül Harptir. Demek ki Müslümanlar dini yükümlülüklerini ve kısasların uygulanması, İslam hukukunun icrası ve ibadetleri yerine getirebilmesi için gayrimüslimlerden izin almak zorundaysa ülke Darül Harptir.
Ya nereye izin alacaksın İslam hukukunu uygulamak için kimden izin alabilirsiniz? Örnekliyorum, Almanya'daki Müslümanlar Alman hükümetinden böyle bir izin alabilirler mi? Alamazlar. Fransa, Belçika alabilirler mi? Alamazlar. Bulgaristan, Yunanistan, Macaristan, Polonya alabilir mi? Alamaz. Bosna-Hersek, Mekadonya alabilir mi? Alamaz. Arnavutluk alabilir mi? Alamaz. Türkiye'deki Müslümanlar böyle bir izin alabilirler mi? Alamazlar. Evet. Demek ki o yükümlülükler getirilmiyorsa, hukuk yaşanmıyorsa Darül Harptir. Orada Müslümanların yaşamış ve bazı dini yükümlülüklerin yerine getirilmiş olması oranın Darül İslam olduğu anlamına gelmez.
Yani az önce bahsettiğim gibi yani normalde Mekke'de de namaz kılınıyordu, dini ibadetler yapılıyordu ama Darül İslam değildi. Yemen'de de dini ibadetlerini yapıyordu Müslümanlar ama Darül İslam değildi. Örneğin Müslümanlar Habeşistan'a hicret etmişti. Habeşistan'daki Müslümanlar dini vecibelerini yerine getiriyor mudur? Evet ama orası da Darül İslam değildi. Demek ki dini ibadetlerinizi yerine getirmeniz orayı Darül İslam etmiyor. Bunu özellikle üzerine basa basa söylüyorum ki zaman zaman şöyle tepkiler alıyorum çünkü. Yani camiler açık, minareler harıl harıl ezan okuyor. Yani neresi Darül Harp? Bu normalde yetmiyor.
Bu Darül Harp ile alakalı, Darül İslam ile alakalı. İslam dünyasının fakihlerinin ortak görüşleri bunlar. Bunlar böyle hani içinden bir tanesi çıkıp şöyle demiş, böyle değil yani. Evet. Darül İslam'ın Darül Harp'e dönüşmesi. Bunu da konu başlığı yaptım. Darül İslam'dı. Nasıl Darül Harp'e dönüşüyor? İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'e göre bir yerin, Hanefilerce söylüyorum, bir yerin Darül Harp'e dönüşmesi için orada sadece gayrimüslimlerin hukukunun yaygın bir şekilde uygulanması yeterlidir. Yani bir yer daha önce Darül İslam'dı, artık orada İmam Muhammed ve İmam Yusuf'a göre İslam hukuku uygulanmıyor ise orası Darül Harp'tir.
Bu iki imamın bu husustaki delili Darül Harp'i Darül İslam'a kıyas etmesindendir. Darül Harp'in Darül İslam'a dönüşmesi için sadece İslam hükümlerinin icra edilmesi yeterliydi. Öyleyse Darül İslam'ın da Darül Harp'e dönüşmesi için orada sadece gayrimüslimlerin hukukunun icra edilmesi yeterli olur. Bu böyle sıralanacak olduklarım şimdi bu bilgisine başvurduğum eserler, işte Serahsi, Kasani, ondan sonra Fetevay-i Hindiye, Tahtavi, İbni Abidin, İbni Kadı Semave, El Keleybuli, bu adamı, bu zatı çok tanımıyor Hanefi dünyası, muhteşem adamlardan birisi.
Mesela El Cessas, bu El Cessas da İmam-ı Azam'ın bu üç tane maddesine karşı risale yazan bir kimse. Bunlar böyle konularında uzman, yani bu konuda gerçekten Hanefi dünyasının temel direkleri gibiler. Allah onlardan razı olsun. Demek ki Darül Harp'in Darül İslam'a dönüşmesi için sadece ve sadece İslam hukukunun uygulanması lazım. Ve Darül İslam'da Darül Harp'e dönüşüyorsa sadece İslam hukukunun ortadan kaldırılması lazım. Darül Harp'in Darül İslam'a dönüşmesi.
Darül Harp kabul edilen bir ülkenin Darül İslam haline gelmesindeki en önemli unsurun, o ülkede İslam hükümlerinin tatbik ve icra edilmesine başlanmasıyla olur. Fukaha bu hususta hemfikirdir. Yine az önce sıraladım Serasi, Kasani, ondan sonra İbni Abidin, Fetevay-i Hindi'ye gibi birçok bu konuda İslam dünyası hemfikir ama ben böyle Hanefilerin olmazsa olmaz olan kimselerin ismini sıralamam yeterli olacak herhalde.
Şefkani var, havlani var bunların hepsi de bu konuda hükmetmişler. Bir yerde Darül Harp'in Darül İslam'a çevrilmesi için İslam hukukunun icra edilmesi lazım. İslam hukuku icra edilmiyorsa o zaman orası Darül Harp'tir. Sonuç, Fukaha Darül İslam ve Darül Harp için çeşitli tanımlar yapmışlar. Darül İslam için hakimiyetin Müslümanların elinde olması, İslam hukukunun uygulanıyor olması, halkın güven içinde bulunması ortak şartlardır.
Aksi takdirde o yer Darül Harp sayılır. Ne yapacakmış? Darül İslam için hakimiyet Müslümanların elinde olacak. Yani Sebateistler'de, dönmelerde, Ermeni kırıntılarında, Yahudi bozmalarında olmayacak. Hâkimiyet Müslümanların elinde olacak. Hâkimiyet Müslüman görünenlerin elinde de değil. Bir bakıyorsunuz Ahmet, Mehmet neyse ismi ama geriye doğru nüfus kütüklerine gittiğinizde ya bir Ermeni dönmesi, ya bir Yahudi kırması, ya bir Rum bozması çıkıyor önümüze. Demek ki bir yerin, normalde biz Darül İslam diyebilmemiz için yöneticiler, bir, Müslüman olacak. İki, hakimiyet Müslümanların elinde olacak ve İslam hukukunun uygulanıyor olması gerekiyor.
Orada İslam hukuku uygulanacak. Halk güven içerisinde olacak ve güven içerisinde oluyorsa Müslümanlar orası ne olmuş oldu? Darül İslam oldu. Yöneticiler Müslüman, hukuku İslam, hukuku İslam ve Müslümanlar güven içerisinde yaşıyorlarsa yani ibadetlerinde, ahlaklarında, kültürlerinde, inançlarında, hukukunda, ekonomisinden tutun da sosyal hayata ve adalete kadar İslam hakim ise orası ne olmuş oluyor?
O zaman İslam ülkesi oluyor. Değil ise o zaman Darül Harp oluyor. Darül İslam'ın ne zaman Darül Harp'e dönüşeceği konusunda ihtilaf edilmiş. Ama çoğunluğa göre gayrimüslimlerin kendi hukuklarını uygulamaya başlamasıyla orası Darül Harp'e dönüşür diye çoğunluk hükmetmiş. Az önce bunları da sıraladım zaten. Ha demek ki bir ülkede eğer ki gayrimüslimlerin hukuku geçerli, gayrimüslimlerin hukuku orada ne diyorlar ona? Gayrimüslimlerin hukuku yürürlükte ise, geçerli olan buysa o zaman orası ne oldu? Darül Harp oldu.
Başka bir şey istememişler, büyük bir çoğunluk. Demiş ki orada Darül İslam'ın Darül Harp'e dönüşmesi hukuka bağlamışlar. Orada İslam hukuku yok ise orası Darül Harp'tir demişler. Buraya kadar anlaşılmayan bir konu var mı? Yok. Şimdi netleşsin kafamızda. O zaman bir yerde İslam hukuku icra ediliyorsa ve orada hakimiyet Müslümanların elindeyse orası Darül İslam.
Eğer ki bir beldede bir ülkede İslam hukuku icra edilmiyorsa ve orası Müslümanlarca yönetilmiyorsa orası ne olmuş oldu? Darül Harp. Osmanlı'nın bıraktığı yerlerin büyük bir çoğunluğu, Osmanlı'nın yeni bıraktığı zaman da kendilerince İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların desteğiyle kendi bağımsızlıklarını ilan edenlerin büyük bir çoğunluğu İslam hukukunu terk etti.
Zaten İngilizler bunun sözünü aldıkları zaman onların bağımsızlıklarını tanıdılar. Türkiye Cumhuriyeti'nin devletinin de bağımsızlığı bundan sonra tanındı zaten. Yani İngilizler uzun müddet bu tanınmayı sürüncemede tuttular. Ne zaman ki Türkiye Cumhuriyeti bu genç devlet İslam ibaresini kaldırdı, İslam hukukunu da kaldırdı, İslami eğitimi de kaldırdı ve layıklığa geçince o zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni tanıdılar.
Tabi aynı zamanda da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne bir de savaş tazminatı yüklediler. Yani hem geldiler ülkeyi işgal ettiler, Osmanlı'yı yıktılar hem bir de dediler ki biz ülkenizi işgal etmek için, Osmanlı'yı yıkmak için para harcadık. Bunları faizleriyle beraber siz ödemeyi taahhüt ederseniz sizi tanırız dediler. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bu rektofiller mi ne var ya, evet onlara savaş tazminatlarını ödedi.
O aile, Türkiye zaten Osmanlı'ya da faizde para satmıştı onlar, Osmanlı'yı da faizde para sattılar. Onlar bu noktada paralarını da ne yaptılar, tahsil ettiler ve ne yaptılar, Türkiye'ye bir de Merkez Bankası kurdular. O Merkez Bankası'nın da büyük hissederleri, İngiltere yani dolayısıyla o rektofiller mi da nedir dilim dönmüyor, ona borçlandı olarak yürüttüler. İşte dünya üzerinde siyasi yönetim olarak bir, ya İslami yönetim vardır, iki, İslami olmayan yönetim vardır. İslami yönetimde olan hukuku yani anayasası, ceza hukuku, hukuku, evlilik, boşanma, ticaret, savaş hukuku, İslami olanlar, orası darül İslam'dır.
Yok, hukuki olarak İslam hukuku değilse, siz ceza yasanızı İtalya'dan, öyleydi değil mi? Ceza yasası neredendi bizim? Fransa'dan mıydı? Efendim, ceza yasası İtalya'dandı. Siz medeni hukukunuzu İsviçre'den alırsanız, sonuçta İslam hukuku da rafa kaldırıldıysa ve anayasaya da Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık, demokratik, insan haklarına dayalı bir hukuk devletidir İbaresini de koyunca, orası İslam Devleti değildir.
Ve birisi de oraya İslam Devleti derse, tekrar söylüyorum, Cumhuriyet Savcısının önünde soluklanır. Bu konuda işte kimisi darül şirk demiş, yok darül küfür demiş, bunların kelime olarak bir önemi yok. İşte darül harp diyemeyiz, darül şirk deriz. İyi, darül şirk de ne olmuş darül şirk olunca? İşte darül harp diyemeyiz, darül küfür deriz. Bu son dönem çıkmış bunlar. Yumuşatıyorlar. Yani darül harp, çünkü işin içerisine harp giriyor. Yani birileri birileriyle harp ediyor. Savaş veriyor, mücadele ediyor. Bu girince rahatsız oluyorlar. Bu sefer diyorlar ki, yumuşatalım, darül şirk yapalım, darül küfür yapalım.
Bunun böyle direkt hükmedemiyorlardı. Biraz da korkuyorlar herhalde. Böyle dolan başlı yollardan gideceğiz diye uğraşıyorlar. Ben, bu fakir bunu Cumhuriyet Savcısına söyledi. Dedi ki bana, sen darül harp diyormuşsun dedi. Dedim, Sayın Savcım, darül İslam dersen dedim, önce ben şikayet ederim seni dedim. Diyemezsiniz dedim. Diyebilir misiniz dedim. Böyle kaldı. Diyemem dedi. Diyemezsiniz dedim. Bunu kimse diyemez. Türkiye, darül İslam diye hiç kimse diyemez. Ne siyasetçisi diyebilir, ne hukukçusu diyebilir, ne de diyanet diyebilir. İsterseniz diyanete sorun. Var ya onların fetva köşeleri, bir sorun.
Deyin ki, Türkiye darül İslam mıdır? Çok basit. Evet, bu konu buraya kadar anlaşıldı diye düşünüyorum. Önümüzdeki hafta bu konuya devam edeceğiz. Saat 10'a geliyor çünkü. Burada hem bu soruları da inşallah, bu girişten sonra, sorulara da inşallah cevap vermeye çalışacağız. Allah izin verirse inşallah. Ben bu soruların sıralamasını da değiştireceğim. Konunun mana itibariyle. O yüzden normalde, Allah bizi affetsin. Mesela eğer bir ülke darül hapse kredi kullanmak caiz midir? Mesela dünya üzerinde darül İslam olan bir ülke var mı? Valla bu konuda bir bilgim yok. Ülkeleri inceleyip araştırmak lazım. Hukuklarını inceleyip araştırmak lazım.
Bazı ülkeler bu son zamanlarda açıklama yapıyorlar. İşte bundan sonra biz İslam hukukuna döneceğiz, döndük diye. Onların ne olduklarını bilmediğimden dolayı bir şey diyemiyorum. Eğer gerçekten İslam hukuku uygulanıyorsa, Müslümanların mesela oraya hicret etmeleri de caiz olur. Veyahut da bulundukları ülkeyi darül harpten darül İslam'a çevirmek için mücadele edip gayret etmeleri lazım gibi unsurlar var. İnşallah Allah'tan bir şey gelmezse bu önümüzdeki hafta o sorulara teker teker bakacağız inşallah. Şu gelen kısa sorular var onlardan bir iki bakalım inşallah. Eşim haftanın 3-4 günü kanepede uyuyarak geçiriyor. Erkeğin yatağına gelmemesi uygun mu? Değil.
O kanepeye gidiyorsa senle git kanepeye yat. Evet, ben darül harpte müşrik ile beraber ikamet eden her Müslümandan biriyim. Çünkü ikisinin de ateşi birbirini görmez. Hadis-i şerif, bu hadis tam olarak ne demek istiyor? İlk defa okudum böyle bir hadis-i şerif. Nerede geçiyor bunu bana net olarak geçtiği yeri söylerseniz, Elimdeki kaynaklardan bakayım. Dervişte gurur olur mu? Olur. Gururun kaynağı nedir? Yani insan neden gururlu olur? Kafirlere karşı gururlu olur. Neden gururlu olmasın? Etrafımda namaz kılıp Kur'an okuyan bir yandan da Seyyid Kutub'un şehit olduğunu iddia eden insanlar var.
Bu konuda yaklaşımımız nasıl olmalı bize? Bu konularda daha bilinçli olmamız için biraz daha bilgi verir misiniz? Bu zatlar hakkında doğru bilgi edinilecek kaynaklar nelerdir? Böyle bir kimse inanan insanlar olabilir. Onlarla gerek ki siz tartışmalara girmeyin. Başımıza kaza bela gelmesin diye dua etmek doğru mudur? Ya da herhangi biri hoşumuza gitmeyen bir durum yaşadığımızda bu durumun değişmesi için dua etmek doğru mu? Tabii ki bu konuda dua edince Allah'tan gelene razı olmamış gibi hissediyorum bazen değil. Duanız olmasaydı siz ne işe yarardınız? Bir arkadaşımın sorusu Rabbim hayvanların insanlar tarafından işkence görmesine neden izin veriyor? O insanları cehennemde yakmak için izin veriyor. Hayvanlara işkence edenler malum biliyorsunuz mahşerde hesabı kitabı görülecek.
Hayvanların alacakları onlara yüklenecek. Ve böylece o kimseler cehennem azabına duçar olacak. Gerçekten acı çekiyorlar mı? Çekiyorlar ise acı çekmelerine neden izin veriyor? Onların öbür dünyada cennet cehennemi yokken bu neden? İnsanların cennet cehennemi var. O yüzden insanlar hayvanlara ve insanlara olan eziyetlerinden dolayı cehennemlik olacaklar. Eğer tövbe edip geri dönmezlerse. Bir arkadaş, kardeşim Afganistan'da cihattaydı. Oradan Suriye geçti. Orada şehit oldu dedi. Doğru cihat anlayışı bu devirde nasıl olmalıdır? Bu insanlar şehit olur mu? Yani normalde Allah rızası için mi gitti, ne için gitti bilmiyoruz. Allah için savaştıysa, Allah için yürüdüyse eyvallah.
Şafi bir arkadaşımın sorusu. Zihin engelli bir çocuk elime dokunursa abdestim bozulur mu? Bozulmaz çocuk. Bir de bu en son ölen İslam Alimler Birliği Başkanı vardı. Neydi? Kardavi Şafi'ydi kendisi. Onun bu konuda yeni Şafi inceleme araştırmaları var. Bu inceleme araştırmaları neticesinde Şafi'lerin herhangi bir kadın dokunduğunda abdestinin bozulduğu hükmünün doğru olmadığına dair bir fetva ve risale yayınladı. Evlilik görüşmesi yapan çiftlerin belli bir sonuç ve karara bağlama süresinde süresindeki zaman diliminde birbirlerine olan iletişim üslubu nasıl olmalıdır?
Evlilik görüşmesinde dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? Yani Amerika-Rusya görüşmeleri gibi olmasın da evlilik görüşmeleri bazen zaman zaman çok samimi gördüklerimi işte soruyorum ne görüştünüz diyorum. Ondan sonra işte bayanlar diyorlar ki işte Kur'an ve sünnete göre bir hayat kurulacak. Benim derslerim var ben derslerime gitmeliyim. Adam da zaten evlenecek sonunda tamam hepsine de tamam diyor. Evlendikten sonra ya ben tamam dedim ama bu kadar terse gidilir mi falan. Ya ben tamam dedim ama bakıyorum böyle siz şeyhinizi fazla seviyorsunuz. Ya ben tamam dedim ama yani bu işin bu kadar olduğunu bilmiyordum falan.
Aynı şeyi kadınlara da soruyorum. Hani erkeklere soruyorum. Ne dedin? O da erkekler de diyor ki işte ben Kur'an sünnet tarihinde yaşarım iyi. İşte benim dergahım var falan. E tamam kızla evlenmek istiyorsa o da tamam diyor. Ya bunlar normalde konuşurken herkes tamam diyor. Ya tamam demeyen çok az. Bakıyor. Ondan sonra kız bakıyor artık nesine bakıyorsa adamın. Ondan sonra E kimisi ileri derecede maaş ne kadar, ev var mı, araba var mı? Ondan sonra ev varsa nerede? Kayınvalide kayınpederle beraber mi? Bunlarda soranlar var. Üzerine gayrimenkul ne var? Tabii zannedersin ki şirket kuruyor. Normal bayan soruyor bunu. Yani atın şeyini, arabasını, atını, katını, yatını her şeyini soruyor.
Ondan sonra E yani tabii eğer varsa evlendi. Ondan sonra hepsine de ortak oldu. Veya erkek bakıyor işine. Erkek de normalde kadına soruyor. Bakıyor çalışıyor mu, çalışmıyor mu? Ne mezunu? Ne kadar maaş alıyor? İşi sağlam mı, değil mi? Hani devlet memuru mu? Yarın öbür gün kovulduğunda Veya işten çıkarıldığında Yani maaşı kalıyor mu, kalmıyor mu? Ona bakıyor. Erkekler de ona bakıyor. Ben o yüzden bayanlara diyorum ki Okuyun, üniversite bitirin, düzgün bir iş sahibi olun. Ya neden? Ya diyorum günümüzün erkekleri gün geçtikçe Evlenecek oldukları kadının Maaş sahibi olmasını istiyor. Yani ekonomi insanları Bu tarafa sürüklüyor. Yani şöyle düşünmeyin. Ay lan bu adamlık da bozuldu ya.
Ya o bozulalı çok oldu. Yeni değil yani bu. Ekonomi insanları oraya götürüyor. O noktaya götürüyor. Yani oturulmayacak olan ev 3 milyar oluyorsa bir ülkede Kirası Doğalgazı, elektriği, suyu ıvırı zıvırı 2 milyar da öyle koy. 5 milyar. Mezbelelik bir yerde oturmanın Aylık maliyeti 5 lira. Telefonu osu busu yemesi içmesi gitti. 10 milyar zaten. Şimdi adam kendi kendine düşünüyor. Ben devlet memuruyum. 10 milyar maaş alıyorum. E nereye geçinecek? Kaldı. Eee yine bir çalışan bir beyan olayım. 10 milyar da o alsın. 20 milyar. Rahat rahat hayatımıza bakalım. Bunu düşünüyor herkes. Haklı. Bakın haklı.
Haklı. Yani bu şartlar içerisinde yapacak bir şey yok. Ve işte evlilik hakkında işte ne konuşacağım? Başka bir şeye sıra kalmıyor ki. Burada bitiyor zaten. Bazen bayan kardeşler var böyle. İşte ben evlendim de çalışmayacağım diyor. Diyorum bunu hani söyleyecek misin görüşmede? Söyleyeceğim diyor. Ondan sonra söylüyor. Adam görüşmeyi bırakıyor gidiyor. Çayını bile bitirmiyor. Görüşecek bir şeyimiz kalmadı. Teşekkür ederim deyip gidiyor. Bunlar da var. Türkiye genelinde rüya, hal, dinleme, tevil etme izni kimlerde var? Bende var.
Şeyhin verdi bana da. Türkiye genelinde, Türkiye dışında da kim ne anlatacaksa gelsin anlatsın. Pankreasının 3'te 1'i işlevini yitirmiş. Operasyon geçirmiş birine yazılan ilaç ve alternatifleri domuzdan elde edilen madde içermekte. Bayılma, kalp ritim bozukluğu gibi hassas ve zor süreçte kullanılması ve kullanılmaması konusunda nasıl bir yol izlenilmeli? Bunların oranları var. Oranlarına göre hükmetmek lazım. Oranlarını bilmediğimizden dolayı bir şey diyemem.
Bayan ve erkek telegram gruplarında hangi ölçülere dikkat etmeliyiz? Bizlere yapılması gereken bir şey söylediğinizde yapılıp yapılmadığına dair geri bildirim vermeli miyiz? Bunu normalde geri bildirim istendiyse geri bildirim verilir. Geri bildirim istenmediyse bunu insanlar yapıp yapmadıklarını bildirmek zorunda değil. Bu dün akşamla alakalı herhalde salatu selam getirmekle alakalı bir şey paylaşmıştım. Sonra haydi Yüzer Tan'a salatu selam getirelim dedim. Bu nafile bir şey o esnada gelişen bir şey. Getirir getirmezler. O önemli değil. Getirenler de ben tamamladım deyip de geri dönüş yapmasına gerek yok. Allah kabul etsin herkesin dersini.
Evet bu kısa soruları bitirdim ki bunları geri kalanı önümüzdeki haftaya devam edeceğiz. Bu beyt'e de devam edeceğiz. Bölmeyin beyti çünkü. Buna bir iki beyt daha ilave et bir gecelik dersi olsun. Bu ilave edildi mi buna? Ha tamam. Ha var tamam. O iyi tamam. Evet.
Önce şu takım taklavatı kaldıralım. Sonra da derse başlayalım inşallah. Sen bir soru soracaktın. Ayet.
Hadisleri inkar eden bir kimse hadislerini hepsini inkar ediyorsa o zaten Müslümanların devlet başkanı olamaz. Hadislerin komplesini inkar etmek bu konuda ulemanın çoğunluğuna göre küfürdür. O kimse Müslüman dahi değildir. Hadislerin hepsini inkar ettiyse. Ulemanın bu konuda kesin hükmü var. Hadislerin tamamını inkar eden küfür ehlidir diye. Olmaz. Mümkün değil. Bu normalde Darül İslam için geçerli.
Darül Harp'te çünkü harbi izin verirse camiye gidebiliyor o kimse. Harbi izin vermezse camiye gidemiyor. Onun gibi. Bir de bazı mesela onu da belirtmekte fayda var. Arap dilinde lanet bazı yerlerde beddua gibi geçerli. Geçer. Yani oradaki lanet hani böyle bizim Türkçedeki lanet anlayışı gibi değildir. O yüzden onları ayırt etmekte fayda var. Ama hadis-i şerifin metni o. Ben de metne göre öyle şey yapıyorum. Ne o? Yayınladım. Evet. İmam-ı Azam'ın üç tane maddesi var.
O üç maddesi de şey ki icra edilmiş vaziyette. Geçerli. Bunda şey yapıyorlar. Ne o? Yani kargaşaya sebebiyet vermekten dava açılır diye düşünüyorlar herhalde. Evet. O bölge Darül İslam olmuyor. Değil.
O bölge Darül İslam bölgesi değil. O normalde orada dış hakimiyet Müslümanlara ait olduğundan dolayı bir sıkıntı olmaz. Var. Bütün Müslümanlar ülkenin yönetiminin İslam olup olmamasından sorumluluğu var. Herkes sorumlu bundan. Bunları normalde işleyeceğiz. Çökceğiniz yerler mi var?
Evet. Eftali ziker fâle mennehu La El-Fatiha ma'a salavatam. Amin.
Ecmain. Nesli. Ne? Nesli.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi