Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Haziran 2022 · 24:21
Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, cihad eden, gayret eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı mücadele eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemizi din yalnız Allah'ın oluncaya kadar mücadele eden, gayret eden kullarından eylesin, geceniz hayırlı olsun inşâAllah.
Hazreti Ali'den Ehl-i Beyt kanalıyla şu hadis nakledilmiştir, Allah-u Teala bir kulu sevdiğinde onu imtihan eder, eğer sabrederse onu kendine ayırır, eğer rıza gösterirse onu kendine seçer dilimizi, sevmek istediğimizi, sabır ve rızanın ne olduğu ve Allah, Allah-u Teala'nın kendine ayırması ve kendine seçmesi arasındaki farkın ne olduğudur.
Sabır ve rızanın ne olduğu ve Allah-u Teala'nın kendine ayırması ve kendine seçmesi arasındaki farkın ne olduğudur. Sabır, bu hadis-i şerifte o kimsenin bela ve musibetlere, sıkıntılara sabretmesidir. Gelen bela ve musibetlere sabır da o bela ve musibetlerden kurtulmamak değil, Allah'tan başkasına anlatmamaktır. Bir kimse başındaki bela, musibet, sıkıntıyı bir başkasına anlatırsa Allah'ı şikayet etmiş gibi olur.
Rıza ise bir kimsenin başına gelen hadiselerden razı olmasıdır. Onun razı olması da sabredip razı olmak, o konuda şikayetçi olmaması, Allah'a şikayet etmemesi, durumunu Allah'a şikayet etmemesi, isyan etmemesi, ona razı olmasıdır. Bu, daha doğrusu şikayet demeyelim de biz buna, onun isyan etmemesidir. Yoksa bir kimse durumunu Allah'a arz etse, bunda bir sıkıntı olmaz. Veyahut da gelen bela, musibeti, sıkıntısını Allah'a arz etse, bu Allah'ın hoşuna gider. O yüzden başınıza bir bela, musibet, sıkıntı var ise, bunu Allah'a arz edin, Allah'a anlatın, Allah'a söyleyin, Allah'a dua edin. Bu doğru bir şeydir. Ama öbür türlü, hani onu böyle isyan etmek, bu doğru değil. O yüzden razı olmak, isyan etmemektir.
Sabretmek de, o kimseleri başkalarına, Allah'a şikayet etmemektir. Allah-u Teala'nın kendine ayırması ve kendine seçmesi. Ayırması, bir topluluktan birilerini ayırırsın ya, onun kendine ayırdığın, ayırdıklarının içerisinden bir de seçersin. Bir topluluk düşünün, üç yüz tane, beş yüz tane, bin tane. Onların içerisinden on, on beş tanesini ayırdınız, kırk tanesini ayırdınız. Veya dört yüz tanesini ayırdınız, onun içerisinden bir de kendinize seçtiniz. Allah-u Alem, doğrusunu Allah bilir. Allah'ın böyle kulları vardır. Ayırdıkları ayrıdır, seçtikleri ayrıdır. Ayırdıkları Allah'ın evliyalarıdır. Seçtikleri de içinden çıkardığı mürşidi kamillerdir. Ben on dört yaşındayım, nasip olursa pazar günü LGS sınavına gireceğim.
Benim için ve sınava girecek olan tüm derviş kardeşlerim için hayır dua edermişsiniz. Allah yardımcınız olsun. Rabbim tüm sınavlara girecek olanlara Allah yardım etsin. Bu ne yazık ki bu sınav sistemlerini doğru görenlerden değilim. Hem lise yerleştirme sınavı, hem üniversite yerleştirme sınavı. Bunları doğru görenlerden değilim. İnsanın, çocuklarının hayatını bir güne hapsediyorlar. Böyle olacağını normalde bütün okul hayatlarının boyunca not ortalamasına göre bir yerlere girmiş olsalar, bu bütün okul hayatlarını da içine alacağı için bence daha uygun ama devlet büyükleri herhalde bir şey biliyorlardır da böyle yapıyorlardır. Yani bu çocukları stresle hasta ediyorlar.
Yani bir çocuk gerçekten hasta oluyor. Bir bakıyorsun ki gencecik çocuklar antidepresan kullanıyor. Gencecik çocuklar psikolojik rahatsızlık yaşıyorlar. Gencecik da çocuk da. O çocuklar o stresle yaşıyorlar. Öyle olacağını, normalde bütün ortaokul puanlarını topla, ilkokul puanlarını da topla, ortalamasını al, sen şu liseye gidebilirsin. Bunları içerisinden bir tane seçebilirsin de. Bütün okul hayatının not ortalamasını topla, onu de ki sen böyle bir üniversitede okuyabilirsin. Oraya gitsin okusun. Bence bir derviş hata yaparsa, üstadının sözünü bir anlık gafletle dinlemezse ne yapmalı? Kendisini çökertmesi, ümitsizliğe kapılması doğru mu? Böyle bir durumda ne yapmalı?
Yani çökertmesine gerek yok. Hepimiz hata işleriz, hepimiz kusur işleriz. Hepimizin yanlışlığı olur. Hepimizin eksikliği olur. Her konuda olur. Yani bunu böyle düşünmek de bir psikolojik rahatsızlık. Yani bazılarını dinliyorum ben, psikolojik rahatsızlık. Yani yok işte dinleyemezsem, yok yapamazsam, ya rahat ol. Adam öldürmüyorlar insanı. Yapabileceğini yap, eyvallah. Ama bir şey söz verince yerine getir. Gayret et, disiplin et kendini. Ama hepimiz hata yapacağız, hepimiz kusur işleyeceğiz, hepimiz yanlışlık yapacağız. Allah'a karşı hatadan, kusurdan, Allah'a karşı günahlardan uzak durmaya çalışın. Elhamdülillah. Birinci derecede Allah'a karşı olan hata ve kusurlarınızı, yanlışlıklarınıza bakın.
Yani Bediüzzaman Saidun Nursi Hazretleri, tasavvuf, tarikat, hakikat namları altında diye o meşhur risalesi var ya mektubatta. Bakın oradaki vartalarında, ehli tarikatın vartalarını anlatır. Bir tanesi de şunu der. Ehli sufi der, ehli sufi veya ehli tarikat. Üstadının verdiği virdi çeker de, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sünnet-i seniyesi olan virdleri terk ederler. Önde olan sünnet-i seniyedir. Bakın, birinci derecede, bizim yolumuzda birinci derecede önemli olan farzlardır. Üstadının tesbihatı değil. İlk önce farzları önemseyin. Farz önemli. Farz ibadetlerinizi yerine getirin.
Günay-ı keballerden uzak durun. Bu da farzların içinde. Sonra nafilelerle Allah'a yaklaşılır. Evet, üstadının vermiş olduğu vird nafiledir. Allah'a yaklaşılır. Veyahut da bütün sünnet işlediğiniz, ibadet olarak da, ahlak olarak da, fiilyat olarak da işlediğiniz sünnetler nafiledir. Bunlarla Allah'a yaklaşılır. Allah'a yaklaşılır. Ve Allah'ı sevmek. Ardından Allah'ı sever bir kimse. Üstadının edebini, adabını önce koyacağım diye uğraşıp da bir günah-ı kebari işliyorsa bir kimse, kendi kendini aldatıyor. Veyahut da üstadının bir virdini yerine getireceğim diye o kadar titizleniyor da namazı titizlenmiyor. Veyahut orucu titizlenmiyor.
Veyahut da işte bir sünnet-i seneye var işleyebilir onu, o sünnet-i seneye de titizlenmiyor da gidiyor bir tarikatın veya dergahın bir adabında ondan fazla titizleniyor. Bunlar yolun vartaları. Yani Kur'an orada dururken, Kur'an orada dururken, Kur'an'ın emri dururken yani üstadının sözüne bakacağım diye uğraşıyor. Veyahut da böyle benim ta sufilimden itibaren duyduğum sözler vardır.
Şeyhim bana at dese atlarım. Hiçbir şey sana atla buradan demez. Böyle söyleyerekten ne sürüye kurt getiriyorsun ki sen? Ne yoluna laf getiriyorsun ki? Sana uçaktan atla demez, yalan söyleme der, gider yalan söylersin. Kim demiş sana uçaktan atla diye? Böyle hani boş sözler vardır böyle.
Şeyhim bana yap dese yaparım. İyi git diyorsun gitmiyor. Gel diyorsun gelmiyor. Ha ne oldu? Bu boş sözlerle insanlar, derviş olacak olan insanların gözlerini korkutuyor. Bakıyor ya bunlar böyle mi ya? Ben olsam ben de öyle düşünürüm. Sanki biri ona uçaktan atla demiş. Veyahut da birisi gitmiş bir yerde benim bütün malımı istese veririm. Ya senin malını ne isteyeceksin bana ne? Sen zekatını ver. Kim dedi onu dedim filanca. Önce zekatını versin o dedim. O da laf taşıyacak ya koşa koşa gitmiş. Önce zekatını verecek misin sen demiş. Ya bizim paramızı da mı hesaplıyor o demiş. Ne ama söyledin ahmak adam. Ne senin paranı isteyecekler. Önce farzlar.
Önce haramlardan uzak durma. Sonra sünnet-i seneyi yaşama. Sufilik. Sünnet-i seneyi yaşamaktır. Sünnet-i seneyinin dışında bir sufilik, sufilik değildir. Sapkınlıktır. Bakın sapkınlıktır. Din ise Kur'an ve sünnettir. Din ise yaşadığımız şey. Eyvallah bir insanın kendi özel hayatında illaki bütün her şey ibadet hükmünde olacak değil. Ama bir şey yapıyorsa sünnet-i seneye tabi olmaya çalışacak. Bizim yolumuz bu canım kardeşlerim. Biz Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışmaya çalışırız. Bir şey sünnet-i seneye de yok ise biz deriz ki biz bundan uzak duralım.
Ama bazı şeyler vardır hani. O gün için Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin ashabında belli kertenkeleleri yerlermiş. Allah Resulü'nün önüne koyuyorlar. Bu da benim kavmimin yiyeceği değil diyor. Öne sürüyor ya. Yemiyor. Diyorlar ki ya Resulallah haram mı? Benim kavmimin yiyeceği değil diyor. Şimdi ama ashabı yasaklamıyor onu. Bu tip şeyler vardır mesela. Bir insanın kendi özel alanıdır. Bizi ilgilendirmez. Bakın bizi ilgilendirmez. Kavmin özel alanıdır. Bizi ilgilendirmez. Ama din ise, ibadet ise Kur'an ve sünnet-i seneye uygun olacak. Onun sünnet-i seneye de karşılığı olacak. O yüzden sufilik sünnet-i seneye adım adım takip etmektir. Bizim sufilik anlayışımız odur.
Şeyhi adım adım takip etmek değildir. Sünnet-i seneye adım adım takip etmektir. Şeyh gelir geçer, vefat eder yerine başka birisi geçer. Vefat eder yerine başka birisi geçer. Vefat eder yerine başka birisi geçer. Ama sünnet-i seneye bakidir. Bakın sünnet-i seneye bakidir. O kalıcıdır. O yüzden sünnet-i seneye tabi olacağız. Bizim için doğru olan o. Allah bizi affetsin. Evli çiftler sizinle ilgili konuşmaları kendi aralarında ne ölçüde paylaşabilir? Erkek üstadının söylediği şeyleri hanımına söyleyebilir mi? Söyleyebilirler, bizi ilgilendirmez. Yani biz evli çiftler derken anlayamadım. Çiftler bizim yanımıza geldiğinde konuştuğumuz, onlara ettiğimiz nasihatler mi veya problemlerinden anlattığımız şeyler mi?
Yoksa erkeklerin kendi arasındaki muhabbetler mi? Örneğin, şakalaşırlar. Erkekler kendi aralarında böyle değişik muhabbetler ederler. Onlar gidip eşlerine mi anlatıyor insanlar? Oktay duymasın. Kadınların muhabbeti kadın muhabbetidir. Kadınlar kendi aralarında konuşurlar, ederler. O muhabbetleri erkeklere taşımak uygun değildir. Aynı şey erkeklerle de alakalıdır. Erkekler kendi aralarında şakalaşırlar, konuşurlar. Kendi muhabbetleri ise onu kalkıp da kadınlara aktarmak hoş bir şey değildir. Şakalaşırlar, laf söylerler, belli şeyler konuşurlar. Adamların kendi aralarında. Ne bileyim işte kendi kendilerine hayal kurarlar.
Hayal kurduktan sonra da hele ay ışığı varsa müziksiz dans ederler. Kendi kendine hükümet kurarlar, hükümet yıkarlar. Yaparlar adamlar onu. Hatta bir de böyle zannedersin ki harbi harbi hükümet kuracaklar. Harbi harbi bir şey yapacaklar. Böyle dersin ki ya tamam ya bu tamam. Hükümeti kuruyor bu dersin sen. O onun yanından kalkıncaya kadardır. O yanından kalktı mı biter mesele. E onu da kalksan bir başkası filanca hükümet kuracaktı. Git sen karına anlat. O da gitsin kadınların muhabbetinde desin ki filanca hükümet kuruyormuş. Boş muhabbet işte. Bir de duyduğunu aktarmak sana yalan olarak da yeter. Bir de günaha girdin. Bırak orada konuşulan orada kalsın. Bakın bu hadis-i şerif iki kişiyle konuştun değil mi?
Üç kişi orada konuştun. Orada bulunanlar için o muhabbet orada kalır. Eğer orada birisi bu söylediğimi bir başka yere tebliğ edin demezse o muhabbet orada kalır. O muhabbet sırdır orada. Oradaki muhabbeti başka yere taşımak sırrı ifşa etmektir. Nemmamlıktır. Laf getirip götürmektir. Laf taşımaktır. O laf oradan başka bir yere gitmez. Ben şimdi doktor Yusuf oturduk biz. Ondan sonra üçümüz konuşuyoruz. Üçümüzün orada konuştuğu şey orada kalır. Sırdır bu. Ancak denilirse bu sözü bir başkasına da aktarın. Tebliğ edin. O zaman aktarabilirler. Öbür türlü orada sırdır. O konuşulmaz. Üçüncü, orada dördüncü bir şahsa o söz gitmez. Götürüyorsa o kimse laf taşıyor.
Allah muhafaza eylesin. Sizin en son belirlediğiniz ders yapma ve yaptırma şeklini tüm zakir ve çavuşlar mutat olarak derslerde bu derse uygun şekilde yapacak ve yaptıracak demiştiniz. Hala da öyleyim. Fakat bazı mahallelerde sizin vermiş olduğunuz bu ders şeklini eksik atlayarak yapıyorlar. Bununla ilgili hiç kimsenin ayrıcalığı yok demiştiniz diye hatırlıyorum. Yine öyle. Bu hal üstadını dinlememek olmuş olmuyor mu? Öyle oluyor. Öyle oluyor. İşte böyle ne o? Uçaktan atla demiyorlar. Buna tabi ol diyorlar. Ona tabi olmuyor ona. Uçaktan atlamasına gerek yok. Sufilik disiplin işidir.
Yani o kimse dersi yaptıracaksa tabi olacak ona. Ya da diyecek ki ben bunu ezberleyemedim. Ben yaptıramayacağım. Kusura bakma. Ben çavuşluktan feragat ediyorum diyecek. Ben ders yaptıramayacağım. Kusura bakmayın diyecek. Yaptıracak olan bir kimse yaptırır. Çok basit. Yaptırmayacak olan görevi iade edecek. Bakacak işine. Çok rahat ve basit söylüyorum bunu. Disiplinin bozulmaması gerekir. Böyle umuma bir disiplin kondu diyelim değil mi? Umuma bir disiplin kondu. O umuma bir disiplin konulunca o umum herkes ona uyacak. Bir kimse uyumayacağım diyorsa çavuşsa çavuşluğunu bırakacak.
Dervişse dersini bırakacak. Net. Bunun sancılarını yaşamış bir insanım ben. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin. Derdi ki Mustafa Efendi oğlum ilan et. Hiç kimse ziyaretimize gelmesin. Ben çıkardım arkadaşlarının önüne. Eski arkadaşlar bunu bilen. Arkadaşlar ikinci bir emre kadar Şeyh Efendi'ye ziyarete hiç kimse gitmeyecek. Bazıları çok seviyor ya. Güldür güldür güldür güldür gitmişler. Örneğin gidiyorlar. Tabi onlar biraz da Mustafa Özbaat'ı dinlemeyecekler yani. O gidiyor şimdi oraya. İşte bir de gittiğini beyan ediyor herkese. Arkadaşlar da duyuyorlar bunu. Ondan sonra bana soruyor şimdi. Biz seni dinlemekle zarar mı ettik?
Filancalar Şeyh Efendi'yi ziyaret etmişler. İşte biz edemedik. Bu bir iki olunca bu sefer o arkadaşlara dedim ki bana neden söylüyorsunuz? Ben Şeyh'imin emrini yerine getiriyorum. Açın telefon Şeyh Efendi'ye söyleyin. Açın telefon Şeyh Efendi'ye söyleyin. Nasıl? Dedim bana söylüyorsun ya. Aç emri veren orada. Aç telefon söyle. O da açıyor telefon. Selamünaleyküm aleyküm selam. Efendim Mustafa Abi sizin emrinizi bize tebliğ etti. Hiç kimse gitmeyecek dedi. Filancalar size gelmiş. Burada da Bursa'da bunu söylüyorlar. Biz Mustafa Abi'yi dinlemekle zarar mı ettik? Şeyh Efendi ona demiş.
Oğlum ne yapayım laf dinlemeyen demiş. Kovayım mı buradan demiş. Bu sefer o arkadaş da gidenlere demiş. Şeyh Efendi bunu sordum. Bize böyle dedi. Bize böyle dedi. Siz laf dinlemeyenlermişsiniz. Sen hemen gittin Şeyh Efendi'ye mi yetiştirdin onu? Ne yapacak derviş? Ona yetiştirecek. Kimi yetiştirecek? O yüzden umuma bir şey söylendiyse herkes itaat edecek. Onda ayrıcalıklık yok. Ayrıcalıklık olacak olanı da zaten Şeyh Efendi söyler. Der ki filancı bu konuda ayrı. Mesela ben ayrıcalıklıydım. Bana 7-24 istediğin zaman gel dedi. Aha burada da odan dedi. Burada da yatan kalkan dedi. Bak bu ayrı mesela. Bunu da bütün herkes bilirdi zaten.
Bunun gibi. Böyle bir şey söz konusu olabilirse. Eyvallah. Öbür türlü herkes itaat edecek. Ders yaptırma. İtaat edecek herkes. Ezberleyecek. Ya da ezberleyemiyor. Diyor ki ben ezberleyemeyeceğim. Tamam. Ezberleyen birisi yaptıracak. Rabbim cümlemizi iyi eğlensin. Önzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikr faalemennehu Lailahe illallah El Fatiha ma'a salatı Hicmen Destur
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.