mustafaozbag.org

BERAT KANDİLİ SOHBET/SEMA/DUA - 17.03.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Mart 2022 · 58:56

Eyvallah, İllâllâh, Muhammedun Resûlullah, Destur Ya Hazreti Allahu, selamun aleyküm, selamun aleyküm, selamun aleyküm, aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim bu gecenin ve gelecek mübarek günlerin yüzünü soyunmenize, hepinizi muğfiret eylesin. Hepimize merhamet eylesin, amin. Hepimize maddi manevi afiyet nasip eylesin, amin. Hepimize maddi manevi genişlik nasip eylesin, amin. Maddi manevi rızıklarımızı bol eylesin, amin. Maddi manevi bizleri inşâAllah, Rahman, katından nimetlendirdiklerinden eylesin, amin. Maddi manevi hepimizi katından kendi emanını aldıklarından eylesin, amin. Maddi manevi hepimizi rivayet hamsancarın altında topladanlardan eylesin, amin. Maddi manevi hiçbir gölgenin bulunmadığı o mahşer gününden kendi gölgesinde gölgelendirdiklerinden eylesin, amin.
Kendi gölgesine koyup kendi meccanin katından o mahşer yerinde de maddi manevi rızıklandırdık kullarından eylesin, amin. Hepinize ayrı ayrı hepimizle ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ayrı ayrı hepinizle hoş geldiniz. Allah razı olsun inşâAllah. Bu İslam'ın içinde bulunduğumuz dinin, iman ettiğimiz dinin ne güzel hediyesi, cütfu, ikramı, bu kandil geceleri, bu mübarek günler ümmet-i Muhammed'in ümidini artıran, ümmet-i Muhammed'in şevkini artıran, ümmet-i Muhammed'in aşkını artıran, ümmet-i Muhammed'in yeniden yenilenmesine sebep olan, ümmet-i Muhammed'in yeniden
bütün yaşadıklarını geriye bırakıp, kendisini tazelemesi ve tazeleyerekten yeniden ümid edip, yürümesine sağlayan geceler. Bu geceler ümmet-i Muhammed için bir müjde, bir muçtu, ümmet-i Muhammed için bir selametlik, bir ferahlık, ümmet-i Muhammed için bir gelişlik, ümmet-i Muhammed için gerçekten birlik ve beraberliğini tesis edip, yeniden, yeniden, yeniden derlenip toparlanacağı günler. Malum bugün beraat gecesi, beraat kandili, Ramazan'ın müjdesi, Ramazan'ın müşkusu, Ramazan'ın habercisi, işte 15 gün Ramazan'a kaldı, Ramazan ümmetinin ayı, yeniden oruç tutup, zekatlarımızı verip, iftar sofralarımızı kurup, Allah ne verdiyse, Ramazan'ı mutlulukla, tatlılıkla, hoşlukla geçirip, bayramımızı bayram gibi yapacağımız günlerin müjdesi ve dünyanın zalimlerin altında inim inim inlediği, her türlü adaletsizliklerin, her türlü hukuksuzlukların kol gezdiği, bu karanlık, bataklık dünyada, hiç olmazsa bir nebze olsun nefes alma, bir nebze olsun insanın manevi bir havaya teneffüs etmesi, bir nebze olsun kendisini bu dünyadan sıyırıp,
Allah'a yakın olmanın, Allah'a dostluk kurmanın, sevincisini, mutluluğunu yaşaması, bir nebze de olsa, o Allah'ı zikretmenin tadını, lezzetini, derinliğini yaşaması, bir an dair olsa, insana maddi manevi, bu kirli dünyadan sıyırıp, Allah'a doğru bir buruc etme, Allah'a doğru bir yaklaşmanın, günlerinin yaklaştığına haberdisi mübarek geceler. O yüzden bu her ne kadar bir kısım, bizdenmiş gibi görünen, ağzı bozuk, diri bozuk, kalbi bozuk, gönlü bozuk, bizdenmiş gibi görünen, ne yazık ki bizim bu temel inançlarımıza,
temel bizim kültürümüze, temel bizim yolumuza laf söyleyen, ne yazık ki ahir zamanda bunların daha da çoğulacağı beyan ediliyor, bunlara rağmen bir araya gelip toplanmak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir rivayette, yönünün Mescid-i Aksa'dan Abdullah'a döndürüldüğü gece, bu gece, o yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hem zahiren, hem batının, içten içe yapmış olduğu dualarının cevap verildiği bir gece, bu gece.
O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, namaza durduğunda, medine-i münevvere de hep Mescid-i Aksa'ya doğru yöneliyordu. Mescid-i Aksa'ya doğru yöneldiğinde, Allah'ın emri olmasına rağmen içinde hafif bir buruklu konuşuyordu. Ve çünkü Mekke'ye karşı, Beytullah'a karşı aşırı bir sevgisi vardı. Ve Cenab-ı Hakk'ın duasını kabul etti. Onun duasını kabul ederekten, yönünü Mescid-i Aksa'dan, onu Mekke-i Mükereme'ye doğru döndürdü. Bu gece belki de, o duasının kabul edildiğinin gecesi, ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Şaban'ın 15. gecesini, muhakkak zikirle, namazla, duayla geçirildi. Çünkü Şaban'ın 15. gecesi, onun duasının kabul olundu.
Onun duasına cevap verildiği bir gündü, bir geceydi. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Medine-i münevvere de, Şaban'ın 15. gecesine ve Şaban'ın özel ihtimam gösterir. Hz. Ayşe annemizin tabiriyle, sanki hiç iftar etmeyecekmiş gibi, çok fazla oruç tutardı Şaban ayında. Ve Şaban ayı, o yüzden kendince, benim ayım dediğinde, hani Recep Allah'ın, Şaban benim, Ramazan da ümmetimin ayıdır, dediği o Şaban ayında, kendisi de çokça namaz kılar, çokça oruç tutar, çokça dua ederdi.
O yüzden Şaban ayının 15. gecesi ise, aşırı derecede kendisini duaya, zikre, kendisini bu manada Allah'a yaklaşmaya daha da fazla verildi. İşte Recep'in, Şaban'ın 15. gecesi, o yüzden hem Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hem mübarek eşleri, hem de mübarek ashab, hiçbir zaman Şaban ayını boş geçirmediler. Çokça ibadet ettiler, çokça zikrettiler ve bize de bu hediyeyi sundular, tabiri caizse. Hamdolsun, Sufiler tarih boyunca bu mübarek geceleri, derlenip, toparlanıp bir araya gelip, Allah'ı zikirle, namazla, niyazla, ibadetle geçirmişler. Bir arada olmanın, toplanmanın ve bir arada gelip toplandıktan sonra zikrullah yapmanın lezzetini, tadını almışlar.
Ve hiçbir zaman kandil gecelerini toplanmadan geçirmemişler. Tabii önceden malum işte tekkeler küçükmüş. İnsanları oraya toplamak kolaymış. İnsanlar orada toplanabiliyorlarmış. Ama zaman geçti, devran döndü, şehirler büyüdü. Ve şehirler büyüyünce de artık Sufileri, küçük dergaları, küçük tekkelere sığdırmak mümkün olmadı. Ve Cenab-ı Hak'a hamd ediyoruz. Rabbim böyle bir yer nasip etti. Allah razı olsun sahibinden de, sizlerden de. Biz geniş geniş kandillerimizi burada kutlamaya devam ediyoruz. Ve o Sufi kültürünü, o Sufi adabını, erkanını şehrin içerisinde yaşatmaya gayret ediyoruz. Bu tabii sadece bizim gayretimizde olacak bir şey değil.
Bütün kardeşlerin bu konudaki katılımları, gayretleri gerçekten takdire şayan bir şey. Çünkü Sufiliği, şehrin içerisinde yaşamak, şehrin içerisinde adab, erkan, gelenek görünmeyi yürütmek, şehrin içerisinde insanları bir arada toplanıp, o bir arada bulunmanın tadını, lezzetini alması ayrı bir mutluluk, ayrı bir tat. Ve büyük şehrin içerisinde göç etmiş olsak dahi veya göç ettirilsek dahi, o büyük şehrilerde dinimizi unutmadan, geleneğimizi, göreneğimizi, örgümüzü unutmadan, dini gelenek ve göreneklerimizi de unutmadan, dini kültürlerimizi de unutmadan yaşayabilene, yaşatabilene ne mutlu.
Tabii bu sadece bir gelenek, görenek değil. Büyük şehrilerde en büyük handikaplarından birisi dinsizlik. İkinci handikap, dindar görünüp ne yazık ki dinin emretmediği, dinin yasakladığı, yapmayın dediği şeylerin de yapılması. Ve bu ne yazık ki büyük şehrilerde daha da fütursuz yaşanıyor. Çünkü önceden bir köy kültüründe birisi küçücük bir şey yapmış olsa bu anında duyuruyordu. İnsanlar birbirlerinden utanıp, birbirlerinden çekinip, ahlaklarını, kimliklerini, kişiliklerini ona göre dizayn ediyorlardı. Ama şehirlere insanların göçleri mecbur bırakılıp geçince ne yazık ki şehir hayatı bir anda insanların bozulmasına sebep oldu. Şimdi yeniden yeniden toparlanmaya çalışıyor, belirli bir kesim. Ama velaki bu deccalist, kapitalist sistem, dünya üzerindeki bu vahşi sistem, insanların hemen anında boşluğunu yakalayıp, onları ne yazık ki yeniden bozma yoluna gidiyor.
O yüzden insanların kendilerini şehir hayatında dizayn etmeleri, derli toplu tutmaları ancak bir üstada, bir cemaate bağlı kalarak mümkün. Bunu da üstad dediği zaman, Said Nursi Hazretleri, hani mektubatın 29. mektup, 9. kısım, 8. tane. Yarattın hocam şimdi çevir sayfayı yapıyor, oraya geliyor şimdi. Geldin mi hocam oraya? Evet. Orada duyurduğu gibi bir kimse muhakkif, alim zat da olsa, bugünkü zındıkanın karşısında kendisini muhafaza etmesi müşkülleşmiştir. Ama adil, samimi bir ehl-i tarikat, üstadına duyduğu muhabbet cihetiyle ve sisine-i meşahiye duyduğu muhabbet cihetiyle asla ümidini kesmez, ümidini kesmeyince de zındıkaya düşmez, der. Ama bir muhakkif alim zat olsa, bugünkü bu zındıkadan muhakkak ve muhakkak nasibini alıp, imansız olarak göçüp gitmesine sebep olur.
Fakat bir kimsenin bir üstadı var ise, muhakkak ve muhakkak o kimse istikamette durur. Yeter ki o üstad, Kur'an ve sünnet dairesinde dursun, Kur'an ve sünneti onlara tebliğ etsin. Eğer bir kimsenin üstadı yok ise ve bir üstada intisap etmediyse ve onun kalbi de harekete geçmediyse, onun hayvandan bir farkı yoktur bugünkü zamanda. Tekrar altını çiziyorum. Eğer bir kimse kalbi harekete geçmemişse, bir üstadı da yoksa Kur'an ve sünnet dairesinde, o ne yazık ki bugün hayvandan bir farkı yoktur. Sözüm ağır gelebilir, hakkınızı helal edin. Ama ve lakin gördüğüm estantene, gördüğüm insanlık, gördüğüm insanlar ne yazık ki bu noktada. Sebebi şu, bu vahşi kapitalist sistem, vahşi kapitalist sistem ne yazık ki bütün dünya insanlarını hayvanlaştırmada.
Benim gençliğimde yavaş yavaş gidiyordu. Şimdi benim gençliğimde on adım gidiyorsa, şimdi bin adım gidiyor. Benim gençliğimde bu bozulma işte on santim oluyorsa, şimdi bakıyorum yaşım altmış bir, bazen altmış ikiye çıkarıyorum, bazen altmış üçe çıkarıyorum. Ne yazık ki annem de benim doğum tarihini tam bilmiyordu, şu gün mü doğdun, bu gün mü doğdun, işte bir başkasının doğum gününden beri doğum gününü çıkarmaya çalışıyorduk biz.
Ben abim gibi kıymetli değilim, o kesme çiçek gibi, o saatimi bile biliyordum. O yüzden ben öyle değildim. Ne yazık ki enteresan bir şey, bu geçen günlerde artık bu bozulmaya, bu bozulmaya ne yazık ki artık yetişmek mümkün değil. İşte ben şimdi sizlere baktığımda, bütün bay bayan, çocuk, genç hepsine baktığımda şunu görüyorum. Diyorum ki bir yola girmişler, bu yolun yüzü su hürmetine kendilerini muhafaza ediyorlar. Kendilerini koruyorlar ve bu yolun kendi içerisindeki aşkı, muhabbeti, bağlılığıyla kendilerini muhafaza ediyorlar diyorum. Ben de bu yolun içerisinde bulunan bir aciz, fakir bir kardeşiniz olarak ben de kendi kendime Allah'a hamd ediyorum.
Diyorum ki hamd olsun ki Cenab-ı Hak bizi bu yolun içerisine istihdam etmiş, bu yolda bizi tutmuş, ben kendi nefsim için söylüyorum. Eğer bu yolun içerisinde Allah'ın lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla durmamış olsaydım, benim de nerede soluklanacağım veyahut da nerede soluklanmayıp da nerelere gideceğim belli değildi. O yüzden diyorum ki bir kimsenin bu zaman için gerçekten bağlı bulunduğu bir cemaati, bağlı bulunduğu bir üstadı yok ise gerçekten gün geçtikçe o kimse kendini muhafaza edemiyor ve gün geçtikçe de ne yazık ki hayvanlaşma yoluna gidiyor.
Tabirimi hoşgörün, tabirim meclisten dışarı olsun, gerçekten de öyle. Ne yazık ki mesela bir kimsenin bir topluluğu, bir cemaati veya tabii bir üstadı yok ise bakıyorsunuz namaz da kılsa namaz da kılsa namaz onun üzerinde sanki kayanın üzerine su dökersin de kaya su alır mı? Almaz. Namaz öyle duruyor onun üzerinde veyahut da boz İslam ama onun İslam'ı kayanın üzerindeki toz gibi duruyor. Sebebi şu, dünya bu kapitalist sistem insanları bozulmaya o kadar rahat götürüyor ki, bakın insanları bozulmaya o kadar rahat götürüyor ki ve insanların bozulmasına sebep alacak. O kadar yüksek derecede egolar, yüksek derecede bu konuda özlerinde handikaplar var, insanın kendisini oradan koruması, kendisini muhafaza etmesi ne yazık ki mümkün görünmüyor.
Çünkü haramlar serbest, helallar yasak, haramlar serbest olunca ve cezbedici olunca, haramlar serbest ve cezbedici, yaldızlı, şıkır şıkır, pırıl pırıl haramlar. Öyle olunca insanlar kendilerini alamıyorlar, insanlar kendilerini terbiye edemiyorlar. Bu konuda o kimseyi tutacak olan, o kimseyi muhafaza edecek olan, bugünkü vahşi dünyada bağlı bulunduğu bir üstadı veya bir dergahı, tarikatı veyahut da bir cemaati.
Ben yıllar önce, yıllar önce, ben ilk sufiliple tanıştığımda bana şunu demişlerdi, ağaca da bağlansan yol alırsın. İnsan ağaca bağlanırdı, yol alır mı? Kendi kendimi alırdı, evet, yıllar sonra hani o söz tabii böyle sufilerin kendi içerisinde meşhur bir söz. Ama bağlandığın ağaç değilmiş. Sen ağaç görüyorsun. Eğer sisile-i ve şahi-i varsa bir kimse, yani üstadı var ise, üstadının üstadı var ise, üstadının üstadı var ise, bir gün sabahleyin herkeden kalkıp, 12 Eylül darbecileri gibi darbeyle derbe onun başına oturmadıysa bir kimse, o zaman o kimsenin bir üstadı varsa, üstadından muhakkak bir eğitim aldıysa, o zaman bağlandığı ağaç değil.
Bakın bağlandığı ağaç değil. O zaman anlıyor o kimse. O ne de olsa, üstadının yanında edepli duruyor. Kendince şöyle düşünüyor, aman duyarsa ben onun yüzüne nasıl bakayım, aman bunu işitirse ben ona ne derim. Veyahut da o bunu duyduğunda muhakkak bana bir şey söyler, insanlar kendi kendisini edeplendiriyor. Kendi kendisini muhafaza ediyor, koruyor. Ama üstadı yok ise, bakın üstadı yok ise, gerçekten çilbirinden boşanmış, çilbirinden boşanmış, deli danalar gibi nereye zarar vereceğim belli değil, öylesine gidiyor. Ve bakıyorum öyle yaşayanların hallerine, bir üstada bağlı değiller. Bunlar, zehirlenmişler, nasıl zehirlenmişler, bu ehli tasavuk, bidat ehli, bunların hepsi de bidatçı, bunların bunların tabi olunmaz.
Bunların başlarındaki şeyhler şöyle, ehli tabikat böyle, ehli sunufi böyle, bu iki yüz yıldan beri İslam dünyasının bunun içine attılar. İslam dünyası iki yüz yıldan beri bu halden kurtulamadı. Ve bunlara hak vermeye başladı. Hak vermeye başlayınca da, ne yazık ki, önü alınmaz bir hayvaniyet başladı. Önü alınmaz. Ve şimdi, komple dünya üzerindeki deccalist sistem, deccalist sistem, bu dünyanın neresine giderseniz gidin, dünya üzerindeki deccalist sistem hükmediyor, bütün dünyaya.
Ve hükmedince, dünya üzerinde sağlam kalan bir tek felsefe olarak, felsefe olarak İslam kaldı, inanç meslefesi olarak. Yaşantı olarak değil. Altını çiziyorum. Yaşantı olarak değil. Felsefe, burada rafta duruyor. O rafta duruyor ya, o rafta durmasından dahi, dünya deccal sistemi rahatsız. O rafta duran o felsefeyi dahi bozmaya çalışıyor ki, bozdu büyük bir kısmını.
Ve böyle olunca da, dünya üzerinde nerede Kur'an ve sünnete dayalı bir inanış çerçevesi ve yaşantısı kurulmaya çalışıyorsa, var güçleriyle oraya saldırıyorlar. Çünkü, bağlı bulundukları şeytani güçler, onlara emrediyor. Diyorlar ki, bu topluluğu yok edeceksiniz. Bu topluluğu ifsad edeceksiniz. Bu topluluğu bozacaksınız. Bu topluluğun üzerine gideceksiniz. Ve bu topluluğun sesini keseceksiniz diye, dünya deccalist sistemi, kendi askerlerine ve piyonlarına bunları emrederekten bunları yerine getirtiyorlar. Ve, ben yaklaşık 34 yıllık bir sufi hayatım var. 34 yıldan beri izliyorum kendimce. Ve, şu sonuca varıyorum.
Diyorum ki, Müslümanların üzerine operasyon yapmaktan bıkmıyor var. Allah, yeniden cedid bir nesil getiriyor. Onca operasyona rağmen, o cedid nesil, yine Kur'an sünnet deyip, tabiri caizse boyundurun altına girip, yol yürümeye çalışıyor. Ve, operasyon üzerine operasyon yapıyor bu dünya deccal sistemi her yerde. Ve, onların ahtapot gibi sarmışlar her tarafı.
Ama, Cenab-ı Hak bir nefes aldıracaksa, Rabbim nasıl karlarının altından kardelen çiçeğini büyütecekse, o Kur'an sünnet aşıklarını, o Allah aşıklarını, o Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerinin aşıklarını, karın içerisinde dahi onları yeniden neşil, neva ediyor. Ve buna çıldırıyorlar. Toplanıyorlar. Saçlarını, başlarını yolluyorlar. Şeytan yöneticileri. Bunları ciddi ciddi söylüyor. Şeytan yöneticileri. Başlarında bir tane, bir kimse var. Şeytan onun içine girmiş, hapsetmiş onu. Şeytan ne diyorsa onu yapıyor. Şeytanın sesi. Ve her tarafta bunların kolları, kanatları var. Her ülkede var. Müslümanmış, Hristiyanmış, Yahudiymiş, hiç önemli değil.
Böyle bir şeytani bir deccanist sistem var. Ve o şeytan her gece onları topluyor. Her gece onlara talimatlar yağdırıyor. Ve onlar altındakilere talimatlar yağdırıyor. Büyük savaş devam ediyor. Savaş devam ediyor. Manevi büyük savaş hiç bitmiyor. Ve ne yazık ki, bunun altını çizerekten söylüyorum. Bizleri aldatanlar, bizleri kaldıranlar, iş gibi görünün, bizim dilimizden konuşan, oturduğunda bize Kur'an-ı Kerim okuyan, oturduğunda bize hadis anlatan, oturduğunda bize çok takva süsü veren kimseler.
Bunlar ne yazık ki, hadis-i şerifte beyan edildiği üzere, okudukları Kur'an boğazlarından aşağı geçmiyor. Kıldıkları namaz dizlerine, Müslümanları aldatmanın üzerine kurulu. Ve İslam dünyası, ne yazık ki, bu dar boğazdan çıkmanın, bu dar boğazdan kurtulmanın yolunu, İslam dünyası sımseterek, Kur'an ve sünnete yapışmış olsa, Kur'an ve sünneti savunsa, Kur'an ve sünnetin mücadelesini verse, Kur'an ve sünneti yaşasa, kendin nefsinde, bu cendereden hem bireysel olarak çıkacak, hem de cemaat veya talikat olarak çıkacak,
hem de toplum olarak çıkacak. Ama ve lakin, ne yazık ki, İslam dünyasındaki dini yaşıyormuşuz gibi görünen toplulukların başındaki, ama siyasetçiler, ama şeyhler, ama alimler, ama cemaat büyükleri, kendilerince büyük gibi görünenler, ne yazık ki, heva heveslerine düşmüşler, ne yazık ki, şeytani duygular, onların da başından, çuvalı geçirmiş, ve onlar, ne yazık ki, arkalarındaki insanları, doğru istikamete götüremiyorlar, ve kendileriyle beraber, arkasına takılan insanları da, ne yazık ki, cehenneme güldür güldür götürüyorlar.
Güldür güldür. Kıymetli de olsa, o yüzden, kim ne dersi desin, yıllardan beri size söylediğim bir şey var. Bir kimsenin şeyhinin şeyhinin şeyhinin … demiş. Kur'an ve sünnetin içindeyse, alır başımıza tac ederiz. Kur'an ve sünnetin içinde değil ise, bu söz benim sözüm dahi olsa, atıldır, batıldır. Kur'an ve sünnetin dışında, her ne var ise, din adına, hepsi de atıldır, batıldır.
Kur'an ve sünnetin dışında, her kim size bir şey yaptırırsa, sizi batıla götürüyor, sizi cehenneme götürüyor. Kur'an ve sünnetin içindeyse, o kimse, ve onun söylediği de, Kur'an ve sünnetin içindeyse, nefsimize de zor gelse, vücudunuza da zor gelse, aklımıza da zor gelse, kalbimize de zor gelse, Kur'an ve sünnetin içindeyse, alın başınıza tac edin. Yaşayamayabilirsiniz, hiç olmazsa, inkar edip de küfre, düşmeyin. Bugünün sıkıntısı, bu. İnsanlar, kendilerince, kendi bozuk hayatlarını, kendi bozuk hayatlarını, dindermiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Dinin emrimiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Din onlara müsaade etmiş gibi gösteriyorlar. Bunları neden anlattım?
Hemen içime gelebilir söyleyeyim. Çünkü bu gece, aff olmayacak olanlar var. Bu gece, yani, Beraat gecesi, herkes aff olacak diye, düşünmeyin. Ümmet-i Muhammed'i aldatan, Ümmet-i Muhammed'i cehenneme yol aldıranlar, bu gece aff olmayacaklar. Ümmet-i Muhammed'i adanetsiz davranan, Ümmet-i Muhammed'in hakkına, hukuna riayet etmeyen, Ümmet-i Muhammed'e zulmetmeye devam edenler, içkiye devam eden, tövbe etmeyen, kumara tövbe etmeyen, geri dönmeyen, bu gece aff olmayacak, faize devam eden, Ümmet-i Muhammed'in ve Müslümanların faizle,
kaizci, insanlar, aff olmayacak. Eşcinseller, eşselliklerine devam ediyorlarsa, bu gece aff olmayacak. Bu gece aff olmayacak. Anne babasına, haksız yere, yollarını ayıranlar, bu gece aff olmayacaklar.
Bunu söylüyorum ama, bunların içerisinde en önemlisi, şirke düşenler. Yani, Kur'an ve sünneti bırakıp, Kur'an ve sünneti kendi heva ve hevesine yorumlayıp, hadisleri inkar edenler, ayetleri inkar edenler, ayette sabit olan bir haramı, inkar edenler, ayette sabit olan bir farzı, inkar edenler, bunlar bu gece aff olmayacaklar. O yüzden, deccanizme hizmet eden, şeytanizme hizmet eden, hizmet eden, tağutun yoluna, yol açan, tağutun değil, su taşıyan, deccanizme, su taşıyan, şeytanizme, su taşıyan, ve onun yolunda gidenler, bu gece aff olmayacaklar. O yüzden anlattım, sözümün başından, onun kimseleri.
Bugünün en tehlikelisi onda. Bizdenmiş gibi görünüp, bizim yolumuzu şaşırtmaya çalışanlar, bizdenmiş gibi görünüp, Kur'an ve sünnetin dışına, insanları sevk eden, insanları Kur'an ve sünnetin dışında, içindeymiş gibi gösterip, dışına davet eden, ve dışında hareket ve tavırları kendilerine, normal gösteren insanlar bu gece onlar af olmayacaklar. Bakın, af olmayacaklar. Günah-i kebayelere devam eden ve günah-i kebayeleri işlemekten sakınmayan, günah-i kebayeleri fitursuzca, tövbe etmeden, devam eden insanlar, bu gecenin bu rahmetinden, bereketinden, lütfundan, ikramından, ihsanından, affından, ne yazık ki faydalanamayacaklar. O yüzden onları anlattım. Bunların en başında da, Ümmet-i Muhammed'i bu şekilde zarar veren, Ümmet-i Muhammed'in bu şekilde, yolunu şaşırtan insanlar.
Yani bir şey Kur'an'la haram olduğu halde, siz nereden helal ediyorsunuz? Bir şey, bir şey Kur'an sünnet dairesinde haram edilmediği halde, siz nereden haram ediyorsunuz? Haram edilen bir şeyi, siz nereden helal ediyorsunuz? Nereden fetva veriyorsunuz? Nereden cevap veriyorsunuz? Ve sadece kendinizi yakmıyorsunuz. Size uyanları da yakıyorsunuz. İşte onlar bu gece, ah olmayacaklar. Yoksa hadis-i şerif çok, kolay, bugün beni kalp, kelp kabilesinin koyunlarının kıldara edince, Ümmet-i Muhammed affolacak. Eyvallah. Canım kardeşim, sen şirke hizmet ediyorsan, sen deccaliyete hizmet ediyorsan, sen adaletsiz davranıyorsan, adaletsiz davranıyorsan, sen insanlara zulmediyorsan, sen nasıl bu gecenin fazlığından, feyizinden faydalanacaksın?
Faydalanamazsın. Sen o zulmettiklerinden helallık alacaksın. O zulmettiklerinin gönlünü alacaksın. Sen o da adaletsiz davranlıklarının, hakkına muhakkak riayet edeceksin. Başka türlü affolmazsın sen. Sen deyip affolacaksın, sen yaşını akıt, canını acıt, olmaz.
Sen eşinin canını acıt, çocuğunun canını acıt, olmaz. Sen akrabanın canını acıt, olmaz. Sen yanında çalışan işçiye zulmet, olmaz. Sen çalışan bir elemansın, patrona zulmet, olmaz. Helal kavuşmazsın. Zulmedenler asla göğü yüzü görmez. Olmaz. Muhakkak ki onların helallaşmaları lazım. Olmaz. E sen haram tanıma, haramı yaşar. Yıl 365 gün. E sen berat gecesi affolacağım diye, ümidi. Olmaz. Çünkü hadis, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu gece affolmayacak olanları sıralamış. O yüzden onlar, affolmayacaklar.
En önemlisi bu onlar. Ben yoksa şimdi derdim ki, herkes affolacak. Aldatın mı? Olmaz. Affolmayacaklar. Kim? Allah'a ortak yanı şirk koşanlar. Bu gece aff beklemesinler. Yok. Bir şeyi haramsa, helal ettiysen, helalı haram ettiysen, şirk koştun, böyle ayet-i kerim olmaz dediysen, şirk koştun. Hadis-i kerimle red ediyorum ben dediysen, şirk koştun. Olmaz. Allah muhafaza eylesin. Bu yüzden buyurun. Biz iman ettik. Allah'ın varlığına, birliğine, Hz. Muhammed Mustafa'nın da peygamberliğine ve Allah'ın onun kudu olduğuna. Biz Allah'ın kaderine de iman ettik.
Kader vardır, kadere de iman ettik. Bunun neden böyle ayrı bir not düştü? Çünkü, kadere iman etmeyen, kader yok diyen, profesörler var, doçentler var, ilahiyatçılar var, dokunların peşinden giden, ne yazık ki, saf Müslümanlar var. Kadere iman ettik. Din gününe iman ettik. Hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna iman ettik. İman ettik. Başımıza gelenin, gelen ne olursa, Allah'ın yarattığına iman ettik. İman ettik. O yüzden imanımızı kahveye tutacağız ki, biz bu gece af olunanlardan bulalım. İkincisi ne? Kalpleri düşmanlık, hisleriyle dolu olup, insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler.
Çarşı her şeye karşı, her şeye düşman. En önemlisi, Müslümanlara düşman. Sufilere düşman. Zikredenlere düşman. Düşman, bildiğiniz düşman. Allah'ı zikredenlerle alay edenler. Allah'ı zikredenlere düşmanlık yapanlar. Allah yolunda yürüyenlere düşmanlık yapanlar. Allah yolunda yürüyenlerin önlerini kesenler. Ve kalpleri o Allah yolunda gidenlere karşı aşırı derecede kindarlar.
Onlar bu gece affolmayacaklar. Ben affolmayacakları sıralayayım. Geri kalan zaten affolacak. Tövbe ederler size. Ben affolmayanları sıralayayım. Evet, üçüncüsü kim? Müslümanların arasına fitne sokarlar. İki Müslümanın arasını bozan. İki Müslümanın arasını bozan. Müslümanın Kur'an, sünnet dairesinde yolunda giderken fitne koyup onu yoldan uzaklaştıran.
Fitneyle yoldan uzaklaştırıyor. O kimse bir yol bulmuş, Kur'an, sünnet dairesinde yol yürüyor. Fitneyle onu yoldan uzaklaştırıyor. Fitneyle onun yolunu kesiyor. Bu gece affolmayacaklar. Siz basittir değil mi? Nereye indisi odası? Filanca. Başka bir yer bulamadın mı? Ne oldu? Oho, ne oldu? Oho, ne oldu? Bana onu söyle. Kur'an, sünnetin dışında bir şey mi gördün? Kur'an, sünnetin dışında bir şey mi bildiyse gel kardeşim gideyim beraber ona söylerim. Tebih edin bunu. Ha yok. Fitne, kol geziyor. Bu fitneciler var ya insanları yolundan eden, istikametinden eden. Kur'an ve sünnet yolunda yürürken o kimsenin kalbine şüphe koyup fitne koyup yolundan eden.
Bak, oh bir derviş olabilir ha. O kendisinin sufi görüyordu. Bir kişinin yolunu kestiysen eğer, fitnecisin. Bir kişinin yolunu kestiysen, bir kişinin zikrine mani olduysan, bir kişinin yoluna mani olduysan, fitnecisin. Sen önce git onunla helallaş, onun bölgünü al, onun tamir et bozduğunu. Ondan sonra beraat gecesinden sen beraatını bekle. Eğer yok öyle değilsen, öyle yapmıyorsan, yok. Sen beş vakit namaz da kılsan, bu gecenin bereketinden almayacaksın. Sebep, sen çünkü bir Müslüman'ın yolunu kestin. Sen bir Müslüman'ı yoldan ettin. Bir Müslüman'ı sen yaptın, zikrullah'tan ettin. Zikrullah halakasından ettin.
Bir Müslüman'ı sen, bu kim olursa olsun, bir mürşid bulmuş, onu mürşidinden ettin. Bir cemaat bulmuş, onu cemaatinden ettin. Varsa Kur'an, sünnet tarihsinin elinde biterini, koy onun önüne, tut elinden, götür ona. Ama yok, o zaman sen fitneci başlasan. bu gece affolunacaklardan değilsin. Bakın, biz şimdi kendi kendimize, bütün ümmeti Muhammed öyle düşünür. Der ki ya, ben tamam, bu geceyi de ihya ettim, affolun. Yok, bu hastalıklar senin üzerinde var ise, yok, sen affolmadın. Öyle kolaycılık yok, Allah bizi affetsin. Dördüncüsü, akraba bağlı koparanlar. akraban, Kur'an, sünnet dairesinde bir sıkıntın yok senin. Sen onunla bağını kesemezsin.
Bağını kesemezsin. Ama sana zarar vermem. Küsme. Samimi olma şartı yok. Ama küsme. Akraba samimi olmak zorunda değilsin. Akraba bağını koparma. E şimdi benim kolaycılığım da var ya, kombe buraya ailem olarak gördüğümden, ben de yok ki, herkes benimle bu konuda akraba. ben kimseyi küsmüyorum zaten. Hiç kimse içinizden birisi şimdi diyemez. Bana küstü. Yok hayır, benim küsme alışkanlığım yok. Alınganımdır, küsmem. Ama alınganımdır. Ama küsmem. Böyle olunca akraban bağını koparanlar, akrabalarla bağını kendi kendisine, kibrinden dolayı, kendi kendisine, cahilliğinden dolayı koparmış. Onlar da bu gece affolmayacak olanlar.
Evet, beşinci zümre, gurur ve kibir sebebiyle elbiselerini yerde sürüyenler. Önceden, hadis-i şerif bununla. Önceden insanlar gurur ve kibirlerini, elbiselerini yerde sürüyerek gösteriyorlarmış. Bugün gurur ve kibir öyle göstermek zorunda değil insanlar. Şimdi arabasıyla gururlananlar, evleriyle gururlananlar, kıyafetleriyle gurur, kibire düşenler, zeninlikleriyle gurur, kibire düşenler, ilmiyle gurur, kibire düşenler.
İşte gurur, kibir, yani ben şeyim, non, söyleversiniz, öğretim üyesiyim. Ben finlanciğerde bürokratım. Ben fişmanciğerde, fişmancıyım. Vazifeleriyle, devlette almış olduğu vazife, veya da zenginlik, veya işi, veya evi, veya malı, veya çocuklarıyla. Çocuğunu ilah yapmış. Bir tek kız var, gurur kızı var, başka kimsenin kızı yok. İlah yapmış. Bir tek onun oğlu var, başka olan yok ya. Geri kalan hepsi de fasafiso. Vücuyla, böyle gurur, kibir yapanlar, işleriyle gurur, kibir yapanlar, zenginlikleriyle gurur, kibir yapanlar, bakanlarıyla gurur, kibir yapanlar, gurura, kibire düşenler. Bu gece de onlar, nasiplerini alınacaklar. Hadis-i Kudsi, kibirlenenler, kibirlenenler, asla cehennete giremez.
O yüzden kıymetli dostlar, beğenmediniz, kimse Allah dostu olabilir. Beğenmediniz, yüzüne bakmayacağınız kimse, Allah dostu olabilir. Kimseye kibirlenme, kimseye tepeden bakma, kimseye tepeden davranma, kimseyi beğenmemezlik etme, beğenmedin taş başyara, kimseyi gereksiz görme, gereksiz gördüğün kimseye, muhtaç olursun.
Gereksiz görüyorsun, ona muhtaç olursun. Onu beğenmiyorsun ya, tepeden bakıyorsun ya, ona muhtaç olursun. Allah kibirlenenleri sevmez, Allah muhafaza eylesin. Onlar da bu gecenin feyzinden, bu gecenin affından, mağfiretinden, faydalanamayacaklar. Altı, anne ve babalarına isyanda devam ederler. Babaya isyanda devam ediyor. Anne babayı sayın, anne babaya ters. Şimdi duyuyoruz, annesini döveni mi ararsın? Babasını döveni mi ararsın? Annesine babasına ağzına gelen lafları söyleyenleri mi ararsın? Annesinin babasının yüzlerine yürüyenleri mi ararsın? Annesinin babasının parasını yemek için, annesine babasına zulmetenleri mi ararsın?
Neyini söyleyeyim? Uyuşturucuyu çekip, annesinin bileğini kesenleri mi söyleyeyim? Uyuşturucuyu içip, babasının bıçaklayanları mı söyleyeyim? Üç kuruş, beş kuruş para için, annesinin babasına zulmetenleri mi söyleyeyim? Toplum ne yazık ki bu hale geldi. Bazen kendi kendime diyorum, bu anlatılanları diyorum, telefonda kaydetsem, hani karşıdaki kimsenin hakkı diye kaydedemiyorum.
O kimsenin hakkı çünkü o. Bu toplum bu hale geldi. Bu hale geldi. Annem babam senin. Cahil olabilir. Cahil olabilir. Okumamış olabilir. Senin kadar entelektüel değildir. Senin kadar para kazanmamıştır. Senin kadar şan şöhret sahibi değildir. Senin kadar bilmiyordur. Öyle yap. Yapma. Annen babam. Ayeti karimede öp bile demeyinizdir. Öp bile demeyinizdir. Annen babam yapma. İntiraz etme. Gönlünden. İntiraz etme.
Kavga etme. Tartışma. Annen babam senin. Tartışma. Haksız olsa dahi tartışma. Haksız. Haksız ya. Tartışma. Yapma. Çünkü en büyük günah-i keballerden ikincisi. Hadis-i sevta Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adettir buyurdu ki. Hani büyük günahlar hani var ya meçhul. O edeb-ül müfredinin başında da vardır. Bütün hadis kitaplarının ahlak kitaplarında vardır. Birincisi Allah'a şirk koşmak. İkincisi anne baba-i ağası olmak der. İkincisidir. Büyük günah-i keballerden birisidir. Sufi kardeşler. Anne ve babalarınıza itiraz etmeyin. Öfküle demeyin. Velev ki sizin aleyhinize, zararınıza olsun.
Yapma. Geçip gidiyor. Kendi ellerinle gömüyorsun. Kendi ellerinle gömüyorsun. Biz çok sevdiğimiz babamızı kendi elimizle de gömemedik. Çocuktuk. 16 yaşındaydı. Bizi kenara çektiler dayanamıyoruz diye. Sen attın mı toprak açığa mı atladın mı? Attın mı sen? Buradan toprak gitmiş. Kendi eliyle gömüyorsun. Bir insan kendi, evet insan sevdiklerini kendi eliyle gömüyor. Götürüyorsun kendi ellerinle gömüyorsun. Gittim annemi ben kendi elimle gömdüm. Kendim gömüyorsun. Gömüyorsun bitiyor. Hadi bak diyorsun şimdi. Hadi bak.
Hadi iyi giden. Hadi hastaneye götür. Hadi o sana yine bağırsın, çağırsın. Sana bir sürü laf söylesin. Hadi söylesin. Nerede? Yok. Yok. Bitti. Geri dönüyor mu? Dönmüyor. Sen yaptıklarınla veya yapmadıklarımla kalıyorsun. Kendi kendini hesaba çek. Ne yapabilirdin de yapmadın? Ne yapabilirdin de yapmadın? Neyi kaldırabilirdin de şimdi kaldırmadın? Kaldırmadın anne baba. O yüzden bu deccal dünyası bizi anne ve babalarımızdan, eş ve çocuklarımızdan, akrabalarımızdan, arkadaşlarımızdan, dostlarımızdan bizi ayırmasın. Biz bu konuda iyilerden olalım.
Biz örnek olalım. Varsın biz örnek olmaya çalışacağız diye anne babalarımız bize zulmetsin. Haksızlık yapsın. Sessiz kalıyoruz ya. Elleme bize yapsınlar. Bize yapsınlar. Ellemeyin. Kardeşleriniz size yapsın. Siz sessiz kalın. Bırakın kardeşleriniz size ne yapıyorlarsa yapsınlar. Siz sessiz kalın. Hem anne baba kardeşleriniz hem derviş kardeşleriniz. Evet. Ben bazen derim ya dervişin hatırlığı olmaz diye. Dervişin haklılığı, en haklı olduğu yer haksızlığı başlar orada. Derviş haklı değildir. Sen kardeşine karşı haklı olamazsın. Aynı zamanda derviş annesine, babasına, kardeşlerine de haklı olamazsın. Bu dünya böyle bunların mücadelesi verilecek dünya değil.
Senin kardeşin ya. Kardeşin senin. Derviş kardeşin veya normal kardeşin. Haklı olsan ne olacak ki? Allah'ın nazardan saklasın. Bazen örnek verin. Derim ki ağabeyimle biz işte oğuz. Benden sen 10 yaşım görüntün ya. Benim doğumum belli değil ya. O yüzden takılıyorum ona. Biz kendimizi bildiğimiz bile de hiç biz daha kavga etmedik onu. Allah'ın nazardan saklasın. O benim biraz şirretliğimi bildiğinden sopasını saklıyor. Şirret olan benim. Ben biraz teller yanınca benim susuyor Allah razı olsun. Hiçbir şey demez. Bu dediği zaman da zaten perişan oluyor ortalık. Kardeşin senin veya derviş kardeşler. Ben böyle dinlemeye çalışıyorum bazen arkadaşlarım.
Haklı olduğunu söylüyor ya. Durun. Bir gün sonra Perşembe Zikrullah'ta yan yana olacak. Haklı olsan ne olacak? Haklı olsan ne olacak? Bir hafta sonra üstadın sofrasında duracaksın. Ne olacak? Haklı olsan ne olacak? O da burada. Sen de buradasın şimdi. Herkes birbirlerine hakkını helal etsin. Varsa helal etmeyin içinden böyle benim şuna karşı içimde buğuz var diyen hemen burada helallaştırayım.
Burada derviş kardeşlerimizin arasında bir günün buğuzu olan elini kaldırsın helallaştırayım. Kim o gelsin şimdiden olay bitsin haber verin kimse o gelsin mahşere gitmesini mesela Şahin miydi adı kim geldi mi sen miydin? Nail bağırıp çağırmışsın özür diler.
Teşekkür ederim Nail. Sen sohbetten dışarıdaydın. Haklılık yok. Bağırdın diyorsa bağırmışsındır. Özür dilerim hakkını helal et. Ben de özür diliyorum Nail adına senden. Evlat bir şey yaptıysa babası zorunlu. Bir şey yaptıysa zorunlusu benim. Bir başkası değil. O yüzden ben özür diliyorum Nail adına senden. Tüm kardeşlerimiz kim kime ne yaptıysa ben özür diliyorum o kardeşler adına. Hata benim kusur benim suç benim. Şimdi bir Antep para kafası patatırım şimdi. Hata benim suç benim kusur benim yanlış benim diyor.
Evet. Ben kardeşlerimi seviyorum. Hepiniz de seviyorum. Allah hepinizden de razı olsun. O yüzden aranızda bir şey çıkmasını istemem. Aranızda bir problem olmasını istemem. O yüzden helallaştırıyorum. Kimsenin bu gece gönlünde bir burukluk kalmasın. Gönlünde böyle çengende bir askıda bir et kalmasın. Korkmasın. Helallaşalım burada. Helallaştıralım. Birazdan zikrullah yapacağız. Zikrullaha başladığımızda hiç olmazsa helallaşmış olarak bu topluluk birbiriyle helallaşmış, tertemiz. Buradan af olmuş olarak kalksın gitsin, birbirlerimize karşı hüsnü zan besleyelim, birbirlerimize muhabbet edelim, birbirlerimizin koluna girelim, birbirlerimizin yanında duralım.
Bakın adamlar bir gecede Ukrayna'ya saldırdılar. Bunu yıllardır derslerde söylüyorum. Bir gecede Türkiye'ye de saldırabilirler. Bunların hazırlıklarını yapıyorlar. Bu tip meselelerde, bu tip taarruzlarda, bu tip tecavüzlerde birlik ve beraberliğini muhafaza eden, kovuyan topluluklar direnecekler. Birlik ve beraberliğini muhafaza edemeyen topluluklar dağılacaklar.
Öyle bir şey olduğunda, bütün herkes birbirine destek olacak, birbirinin yanında olacak. Biz kardeş olmanın, kardeş olmanın birlikteliğini beraber yaşayacağız. Derdimiz ortak olacak, sevincimiz ortak olacak, çilemiz ortak olacak, neşemiz ortak olacak, gamımız ortak olacak, kederimiz ortak olacak. Bayram sal, bayramı hep beraber neşeli bir şekilde yapacağız. Sıkıntı yok. Ama kardeşlesine yapacağız inşallah. Yedincisi, devamlı içki içenler, devamlı kumar oynayanlar, kıyasla giriyor. Devamlı huyuş yapanlar, devamlı haram, günah-ı keballerle iştigal eden insanlar. Devamlı. O günah-ı keballerden kendini alamıyor, işliyor.
Onlar da ne olacak? Bu gecenin feyzinden, bereketinden, lütfundan faydalanamayacak. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i bu hallerden uzak tutsun inşallah. Amin. Peki, şimdi kimlermiş Allah'ın dostu, onu da sıralayalım. Bu gece affolmayacak olanları sıraladık. O Allah'ın dostları, Allah'ın farz kıldığı beş vakit namazı dosdoğru kılanlar, orucu borç bilip mükafatını Allah'tan umarak tutanlar, zekatın borç olduğunu kabul ederek ödeyenler ve Allah'ın yasakladığı büyük günahlardan sakınanlardır.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sordular. Ya Resulallah, büyük günahların hangileridir? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cevap verdi. En büyük günahlar bir, Allah'a ortak koşmak. İki, haksız yere adam öldürmek. Üç, savaş alanından kaçmak. Dört, sihir yapmak. Sihir yaptırmak. Yetim malı yemek. Yetim malı yemek. Altı, faizle iştigal edip, Müslümanların kanını emmen Müslümanlara, riba yemek. Ve Müslüman olan anne ve babaya, kadınlara iftira atmak. Kadın namusuna iftira atmak.
Günah-ı kebahir, kadın erkek. Kimsenin namusuna iftira atmak. Küble'de olan haramların içerisinde harap olan, yasak olan şeyleri orada icra etmek. Kim ki bu büyük günahlardan kaçınır, namazını kılar, orucunu tutar, ve zekatını vererek ölürse, kapıları altın işlemeli olan, cennet bahçelerinde, Muhammed, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle arkadaş olur.
Rabbim bizi onlardan eylesin. Sadrım Cenab-ı Hak hepimizi de inşallah, bu konuda affı muafiret eylesin. Rabbim bu gecenin yüzü sürmetine, cümlemizi ve cümlesini, affı muafiret eylediği, kullar cümlesini ilhak eylesin. Allah hepimizden de razı olsun. Şimdi inşallah, Allah izin verirse, seman, zikir ve duayla gecemizi son vereceğiz. Bayan kardeşler, oturdukları yerde Allah'ı kalpleriyle zikrullah edecekler. Onlar sessiz zikrullah yapmayacaklar. Kendi aranızda, kendi kendinize sessiz zikrullah yapabilirsiniz. Öbür türlü, sizler şimdi bu akşam kalbi olarak zikrullah yapacağınız inşallah. erkekler de çok böyle kendilerinden geçmeden cihri zikrullah yapacaklar.
Öyle diyeceğim ama ben kendinize olur mu, olmaz diyeyim vermiyorum. O yüzden hapinizi helal edin. Gecenin sayı olsun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi