BERAT KANDİLİ AÇILIŞ KONUŞMALARI VE SOHBET 24.02.2024
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Şubat 2024 · 1:31:33
Selamun Aleyküm, değerli misafirler. Tasavvuf Vakfımız tarafından düzenlenen Berat Gecemize hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bu geceki programımıza katılmadan önce değerli misafirlerimizi anons etmek istiyorum ve kendilerine de ardından söz vermek istiyorum. Millet Partisi Bursa İl Başkanı Sayın Hüsamettin Akyıldız Beyefendi'ye takdim ediyorum. Hoş geldiniz efendim.
Millet Partisi İl Başkan Yardımcımız Murat Hocamız galiba dışarıya çıktı. Yine Millet Partisi Nilüfer Belediyesi Başkanı Dayımız Sayın Selami Yıldırım'ı arz ediyorum efendim. Böyle bir gecede aramıza katıldığınız için teşekkür ederiz, şeref verdiniz. Sayın Başkanım uygun görürseniz sizi mikrofona davet edeyim. Millet Partisi İl Başkanı Sayın Hüsamettin Akyıldız Beyefendi. Selamun Aleyküm. Bizleri berat gecesine kavuşturan Cenab-ı Allah'a hamd ederek sözlerime başlıyorum. Bizlere değer verip sizlerle buluşturma imkanını sağlayan ve bize konuşma imkanı tanıyan Mustafa Hocamıza teşekkürlerimi, şükranlarımı sunuyorum. Tabii sizlerle tanışmamıza vesile olan tabii Prof. Dr. Murat Arslan Hocama da teşekkür ediyorum.
O vesileyle biz sizlerle Mustafa Hocam'la tanıştık. Tabii sözü sahibine bırakmak gerekeceğinden çok lafı uzatmak istemiyorum. Bizler tabii Millet Partisi'ni bugüne kadar çok duymamış olabilirsiniz ama bu akşamdan sonra çok duyacaksınız. Bundan eminim. Millet Partisi Aykut Edibali tarafından kurulmuş ve hak ve millet yolunda siyaseti bir ibadet olarak düşünen bir hareket ve bir partiyiz. Bizi sizlerin en iyi şekilde anlayacağınızı umuyorum.
Murat Hocama teşekkür ediyorum. Bizleri tanıştırdı. Şimdi aramıza geldi. Ben sözü kime veriyorum? Murat Hocama. Yabancımız değil Prof. Dr. Murat Arslan Hocam. Hoş geldiniz efendim. Selamun Aleyküm. Gecemiz hayrola. Beratımıza vesile ola. Bu güzel ortamda bulunmaktan çok mutluyum. Zaten sizdenim. Sizden ayrılmıyorum. Sağlık işleriyle de olsa hep beraberiz ama herkese Allah sağlık, hoşluk versin. Şimdi ben biraz millet ne demek ona değinmek istiyorum. Kendi meşrebimce, kendi inancımca biraz da tıbbi yönden değinecek gibi olacağım. Çünkü şu anda millet olamadığımız için, birlik olamadığımız için parçalanmışız ve dış güçler dediğimiz o güçler tarafından paramparça edilip yok edilmek üzere saldırdıyoruz.
Bakın ben doktorum, el ne zaman çalışır? Hepsi bir arada olduğu zaman. Bir baş parmak, tek başına yazı yazabilir mi? Ya da diğer parmaklar, bir yazı yazabilir mi? Ya da bir çatal tutabilir mi? Yemek yiyebilir mi? Yapamaz. İşte biz eğer bu parmaklar gibi parçalanırsak, işte etnik köken olsun, inanç olsun, mezhep olsun veya milletler olarak olsun parçalanırsak bizi lokma, lokma, lokma, lokma yerler iki yapıyorlar.
Şimdi görüyoruz, Filistin'de kardeşlerimiz maalesef zulüm altında ama hepimiz bir araya gelemiyoruz. Ne yapamıyoruz? Millet olamıyoruz. Bir araya gelemediğimiz için bizi paramparça yapar. Millet nedir? Bu ayrılıklar değil, tek parmak değil. El olduğumuz zaman yumruk olur. Yumruk olabilmesi için de birlik olmamız lazım. Birlik olmak için de millet olmak lazım. Eğer bu milleti başaramazsak, işte parmaklar gibi bizi yiyorlar, bizi bu ülkenin içinde de aynısını yapıyorlar. Bunu inancımızdan da yapıyorlar, bunu milletimizden de yapıyorlar, bunu Arap'sınız, Türksünüz, Kazak'sınız vesaire diyerek de yapıyorlar. O yüzden millet olmak için birlik olmayı öğrenmemiz lazım.
Birlik olmak demek de bu farkları değil. Bir köke bağlı olduğumuzu, ele bağlı olduğumuzu, onun da kökün de kola bağlı olduğumuzu. Manevi, milli inançlarımızla hareket edersek tek hareketle iş yapabildiğimizi göstermememiz lazım. Yoksa bizi parçalayıp yok edecekler. Dikkat etmemiz lazım. Millet olmak için, birliği sağlayabilmemiz için de bu bilinci bir an önce inşallah Rabbim bize, tüm İslam camiasına nasip eder.
Ben teşekkür ediyorum. Hayırlı geceler dilerim. Prof. Dr. Murat Arslan hocamıza teşekkür ediyoruz. Yine bu gece bizi şereflendiren Millet Partisi Nilüfer Belediyesi, Başkan Adayımız Selami Yıldırım Beyefendi ile bir selamlama konuşmaları için davet ediyorum. Buyurun hocam. Muhterem hocam, çok kıymetli hazurun, ey azizler işte başlarız söze diyerek başlamak istiyorum. Tabii biz buraya tanışmaya geldik. görmediğimiz, göremediğimiz, ulaşamadığımız kardeşlerimizle hemhal olmaya geldik. Hepinizi sevgiyle, saygıyla, selamların en güzeliyle selamlıyorum. Beratınız, kandiliniz mübarek olsun diyorum.
Bir de bu akşama mahsus olmak üzere bir armağan sunmak istiyorum. Bir naat-ı şerif okumak istiyorum. Kendime ait olan bir naat-ı şerifi okumak istiyorum. Gül yüzlüğü Resulullah için. Gül çağrına yeldeyse donar bütün kainat. Hasretinden kavrulur, yanar bütün kainat. Tökezlese ayağı sana giden kervanın yıkılır düşer yere kanar bütün kainat. Işığı, mumu sensin, fitilisin, yağısın. Sen olmasan sevgili söner bütün kainat. Sevginle filizlenir, büyür umutlarımız. Billur'dan ırmağında yunar bütün kainat.
Sensiz, garip ve mahzun, yetim kalır yürekler. Kimsesiz bir çocuğa döner bütün kainat. Adını duyan gelir, eğilir başı çağın. Gurur, kibir dağından iner bütün kainat. Ay yüzünden yansıtır ışığını aleme. Gönüller kandil olur, yanar bütün kainat.
Duyguları kirlenmiş, taşlaşan yüreğini, muhabbet deryasına banar bütün kainat. Aşkınla bezemişler, aşıklar gülüstanı. Bilbil olup dalına konar bütün kainat. Gül çağrının kokusu savrulur üstümüze. Aşkın vuslat atına biner bütün kainat. Ey sevgili müjdeni saklayanlara inat. Kalbini sevgin ile sınar bütün kainat. Hürmetlerim arz ediyorum. Çok teşekkür ediyoruz. Ağzınıza sağlık. Efendim şimdi de bu gecenin anlam ve önemi için, sohbetleri için, bu gece burada olmamızın sebebi için Sayın Mustafa Özbağ Beyefendi'yi mikrofona davet ediyorum.
Buyurun efendim. Sen mi çiçeksin, ben mi çiçeğimi bilmiyorum. Dışarıda kalan dışarıda kalır. Dışarıda kalanı kuzu, kuzuyu kurt kapar.
Havalar normal değil. Dışarıda şeytaniyet, hayvaniyet, heva ve heves kol gezmekte. O yüzden kardeşler, arkadaşlar dışarıda durmasınlar. Var mı dışarıda da arkadaşlar? Her toplantıda söylemek zorunda kalıyorum. Sonra bak kapıları bir gün kapatacağım desem inanmayın. Kapıyı kapatmak yok. Allah razı olsun hepinizden. Berat geceniz mübarek olsun. Bugün değerli misafirlerimiz oldu. Millet Partisi İl Başkanı Sayın Hüsamettin Akyıldız. Başkan yanımcısı, malum Murat Arslan kardeşimizi zaten büyük bir çoğunluğunuz tanıyor. Ayrıca Nilüfer Belediye Başkan Adayı Selamin Yıldırım Beyefendi var. Selamin Yıldırım Beyefendinin bir özelliğini masada normalde şahit olduk. Biraz bir tarafı değil fazla tarafı şairlik tarafı var.
Okuduğu şiirde Naat kendisine ait. Ben de bir böyle edepsizlik ettim. Dedim ki kemalat ehlinin bir tarafı şairdir diye böyle bir kelamda bulundum. Kendilerinden özür diliyorum. Haklarını helal etsin ama sözümün de gerçeklik payı da fazla. O yüzden bir kimse gerçekten Kur'an sünnet dairesinde bir şairliği varsa onun kemalatı da vardır. O kemal ehlidir tabiri caizse. O yüzden hatta bir kısım ehli tasavvuf şöyle der. Bir kimse eğer gerçekten mürşidi kamil ise, kemalata erdiyse onun bir de şiir tarafı muhakkak vardır. Eğer o kimsenin şiirleri yok ise, kemalatta eksiklik vardır derler. O yüzden büyük böyle şiir yazan o büyük zatlar, o yüzden aşkın, sevginin, muhabbetin dışarı yansımasıdır şiir.
Şiir, gönüldeki muhabbetinullahın kelimelere, harflere dizilmesidir. Bu manada şiir. O yüzden kendilerine teşekkür ediyorum. Allah hepsinden de razı olsun. Tabi ben bu gece biraz daha mutluyum. Sebebi şu, Murat Hocam. Yani hem Hüsamettin Bey hem de Beyefendi üzerlerine alınmasınlar. Tabi Murat Hocam'la çok eski bir tanışıklığımız var. Baya baya eski. O gündür, bugündür bizim kardeşimiz, arkadaşımız, ailede, her derdimize koşan, her türlü sağlık problemlerimize, sıkıntılarımıza, kendi dalı olsa da olmasa da yardımcı olmaya çalışan, yaklaşık hemen hemen 15 yılı geçmiştir değil mi hocam? 15 yılı geçmiştir hocamla tanışıklığımız devam ediyor. Ben de ilk şekeri tespit eden, sende şeker var deyip, yüzüme bakıp hem bir de, böyle Murat Hocam'la anımız çok, böyle yüzüme baktı benim, sen rahatsızsın, şeker var sende dedi.
Nasıl dedim ya, ben bir kan aldırayım sana dedi. Ben ziyarete git dedim yanına, bir kan aldırdı, bende şeker çıkmış, şeker var. Tabi Murat Hocam'ın benim üzerimde böyle enteresan tespitleri de var, bunu da söyleyeyim. Ben böyle uzun yol sohbetten geldikten sonra, sabahları böyle namaza kalktığımda, bundan herkesin haberi yok, düşmeye başladım. Bir iki düştüm, kimseye de söyleyemedim. Sonra bir gün Murat Hocaya dedim ki, hocam selamun aleyküm, aleyküm selam. Ya dedim kimseye söyleyemedim. Böyle bir dedim problem var, ben dedim uzun yol gidip geldikten sonra sabah namazına kalktığımda, düşüyorum dedim, bildiğiniz düşüyorum. Ben böyle sağlıklı, böyle dinç, diriyim.
Böyle düşmek, biraz böyle insana hani şey geliyor, sendelemek falan böyle sıkıntılı geliyor. Dedim böyle böyle, çok rahattır. O böyle telefonda dedi ki, hocam senin arka beyin damarlarını tıkanmış dedi. Ben de Tekirdağ'dan gidiyorum. Dedim nasıl, valla dedi böyle böyle kılcal damarlar var dedi, onlar tıkalı, onlara bakmamız lazım dedi. Dedi filanca gün renkli dobler çekiyor bizim bir doblercimiz var, çok iyi dedi. Filanca gün gel dedi, ee gittim ben. Tabii Murat Hoca da yanımda, gittik dobler çekilmeye. Doblerci bakıyor şimdi, ölçüyor. Olamaz diyor, bu sefer Murat Hoca başına geçiyor. Bir tarafı ölçüyorlar, yüzde seksen tıkalı. Öbür tarafa bakıyorlar, yüzde elli tıkalı.
Doblerci diyor ki, ya olmaz bunun felç geçirmiş olması lazım diyor. Haydi bir telaş bunlar. Bir baktım Murat Hoca'nın elinde sandalye, o tekerliklilerden. Hocam bin dedim, binmem hayatta. Yürü dedim, ben dedim sağlamam ya, ben buraya dedim yürüye yürüye geldim. Girdim koluna, girdim koluna gittik şeyciye, ne o, nörolojiye. Nörolojicinin dediğini hiç unutmuyorum. Dedi ki, ya beyin felci geçirdin, bunu dedi, tıp ben, biz dedi, tespit edemiyoruz. Ya geçiriyorsun dedi, ya da geçireceksin dedi, mümkün değil böyle dedi. Bir taraf yüzde seksen tıkalı, bir taraf yüzde elli tıkalı. Velhasıl kelam, Murat Hoca'mla aramızda böyle bir diyalog var. Yani o bana bakıyor, geçenlerde de baktı, sen hastasın dedi bana.
İyiyim dedim ben, yok hastasın dedi. Sen bir kan tahlili ver dedi, verdim, kansızlık çıktı. Kansız bir adamla karşı karşıyasınız. Hala da kansızlığım devam ediyor, kansızlığım haberiniz olsun. Allah bizi iyi etsin inşallah. Canım kardeşlerim, bugün beraat gecesi, böyle bu üçüncü sohbet hazırladım. Kendi kendimi öyle düşündüm. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu gece olarak hep böyle tövbeyle alakalı, günahların affıyla alakalı, hadis-i şerifler bir hayli fazla. Öyle olunca bu akşamki sohbet konusu beraat gecesiyle ve tövbeyle alakalı olacak. İnşallahurrahman, sohbetten sonra bu sefer, geçen seferki gibi iki buçuk saat konuşmayacağım.
O yüzden rahat olun. Kesebildiğim kadar kısa keseceğim. İnşallah bu akşamki sohbet konumuz beraat kandili ve tövbe. Kur'an Suresi Ayet 70 ve 71 Al-Fatihir Rahmet Mekâle Ve men
Sadakallah Furkan Suresi Ayet 70 ve 71 Tövbe edip inanan ve salih ameller isteyenler müstesna Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirecektir. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır.
Engin merhamet sahibidir. Zaten kim tövbe edip salih ameller işlerse şüphesiz ki o tövbesi kabul edilmiş makbul bir kimse olarak Allah'a dönmüş olur. Amin. Allah bizi onlardan eylesin. Beraat gecesi. Malum bu beraat gecesiyle alakalı Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin ehemmiyetiyle alakalı birçok hadis-i şerif okumanız, bulmanız mümkün. En önemlilerden birisi, bütün hepsi de önemli ama bunu Hz. Ayşe annemiz naklediyor. Bir gün bakıyor Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri odada yok. Ayşe annemiz biraz öbür eşlerinden biraz daha fazla kıskanç. Öyle olunca hani nerede Peygamber diğer eşlerine mi gitti diye böyle bir tereddüt ediyor. Böyle bir heyecan yapıyor.
ve normalde onu aramaya çıkıyor. Onu aramaya çıkınca Cennet-ül Bakide onu görüyor. Cennet-ül Bakide onu görünce Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine diyor ki yani hani ben seni diğer eşlerinin yanlarına gittin zannettim diyor. O yüzden de Allah Resulü diyor ki Allah ve Resulünün sana haksızlık edeceğinden mi korkuyorsun? Dedim ki Ey Allah'ın Resulü senin hanımlarından birine gittiğini sanmıştım. Bana şu cevabı verdi. Allah-u Teala Şaban'ın 15'inde dünya semasına nazil olur. Kelp kabilesi koyunlarının tüyleri sayısınca insanların günahlarını bağışlar. Tirmizi'de geçiyor bu hadis-i şerif. Ve Rezi'nin rivayetinde de ateşi hak edenlerden diye ateşi hak edenleri bağışlar manasında söylüyor.
Yine başka bir hadis-i şerifte de bunu da Hazreti Ali radıyallahu anh hazretleri naklediyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki Şaban ayının yarısındaki gece olunca gecesini kıyamla yani bu geceyi namazla gündüzünü oruçla bugün gündüzünü oruçla geçirin. Çünkü Allah güneş battığında dünya sermasına rahmetiyle tecelli ederek şöyle der. Bu gece diyor bu gece için istiğfar eden yok mu onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu ona rızık vereyim. Bir belaya müptela olan yok mu onu afiyete kavuşturayım. Şöyle olan yok mu ona şöyle yapayım. Bu fecir doğuncaya kadar böyle devam eder. Yine Ömer bin Abdülaziz naklediyor. Basra valisi olan Haccac İbni Ardat'a bir mektup gönderiyor.
Mektubunda buyuruyor ki senede dört geceye dikkat et. Çünkü Allah-u Teala bunlardan rahmetini tam manasıyla boşaltır. Bunlar Recep'in ilk gecesi, Şaban'ın yarı gecesi, Ramazan'ın yirmi yedinci gecesi ve Ramazan bayramı gecesidir. Münavi bunu ve Feyzül Kadir'de geçiyor. Yine Atâ İbni Yesar şöyle demiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem Şaban ayında tuttuğu kadar başka hiçbir ayda oruç tutmazdı. Bu da suiti de geçiyor. Yine Hazreti Ali Hazretlerinin sözü senenin dört gecesi hiç uyumayıp kendini ibadete ayırırdı. Peygamberden bahsediyor Sallallahu Aleyhi Vessellem. ki bunlar Recep'in ilk gecesi Ramazan ve Kurban bayramı geceleriyle Şabanın yarı gecesiydi.
Yine Atâ Bin Yesar naklediyor. Bu da İbni Recep el-Hambeli'de geçiyor. Kadir gecesinden sonra Beraat gecesinden daha faziletli hiçbir gece yok. Yine bunu da bitireyim ondan sonra sohbete kaldığımız yerden devam edeceğiz. bu İmam-i Şafi'nin tespiti. İmam-i Şafi El-Üm adlı eserinde buyuruyor ki bize ulaşan habere göre dualar beş gecede kabul edilir. Bunlar Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı geceleri, Recep ayının ilk gecesi ve Şaban ayının ortasındaki gecesidir. işte bu geceler hakkında nakledilen faziletli amellerin tümü müstahaptır. Beyhaki'de var, İmam-i Şafi'nin El-Um'unda var, İbni Recep Hanbeli'de var. Bunlar da bu kaynak olarak bu.
Yine Ebu İmame El-Bahlili'den rivayet var. Beyhaki Deylemi İbni Asakir nakletmiş. Beş gece vardır ki onlarda dua reddolunmaz. Bunlar Recep'in ilk gecesi, Şaban'ın yarı gecesi, Berat, Cuma gecesi, Ramazan bayramı gecesi ve Kurban bayramı gecesidir. Ve yine İmam Münavi'nin bir tespiti var. Bu geceleri ibadetle geçirmek, kendilerinde dua ve yalvarışı çok yapmak sünnettir. Selefi Salihin yani geçmiş büyükler kesinlikle bu gecelerde ibadete devam etmişlerdir. Yine başka bir hadis şerifte İbn-i Mace'den bu da Allah Şaban ayının yarısında gecede kullarının kalplerine muttali olur. Şirk koşanlar ve aralarında düşmanlık ve kim bulunanlar dışında herkesi ve tövbe edenleri affeder. İbn-i Mace'de geçiyor.
Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, malum bizim çizgimiz Kur'an ve sünnet. Din olarak biz ölçü olarak kendimize Kur'an ve sünneti ölçü ediniriz. Kur'an ve sünnet imamların iştahı, büyük zatların, bizden bizden çok önceki insanların büyük zatları, bizim büyük zatların sözleri bizim için bir yol göstericidir, bir delildir. Biz din olarak bir meselede önce Kur'an'a, sonra sünnet-i seniye, sonra imamların iştahına, sufi yolu olarak da biz ilk sufilerin yollarını izleriz. Biz sonradan çıkan, sonradan bidada bulaşmış, Kur'an ve sünnetin sünnet çizgisinden ayrılmış, Kur'an ve sünnetten sapmaları olmuş olan bir topluluk veya bir görüş, bir fikir bizim yolumuz olmaz.
Biz din olarak kendimize yol olarak Kur'an ve sünnete bakarız. Bizim siyasi görüşümüz, hep ben bunu yıllardan beri söylerim, bizim kısır parti siyasi görüşümüz hiç olmamıştır. Biz ama vatanımızı ve milletimizi severiz, vatan ve millete hizmet edenleri de severiz. Vatan ve milletimize destek olanları bu konuda hizmet edenleri de severiz. Bu noktada bir sıkıntımız yok. Ama kim vatan ve milletin faydasına değilse, akçeli işleri karıştıysa, harama göz diktiyse, helal haram demeden yalayıp yutuyorsa, rüşvetçi olduysa, ayırmacı kayırmacı olduysa, yancı talancı olduysa, bizim onlarla hiçbir işimiz olmaz. Biz o kirli, lağım farelerinin dahi tiksindiği o yolun içinde olmayız.
Öyle bir kimseleri de, öyle bir şahısları da desteklemeyiz. Çünkü desteklediğimiz o kimselerin yapmış olduğu her türlü pislikten, fitne fücurdan, yapmış oldukları haramdan, talandan, adaletsizliklerden biz de sorumlu oluruz. O yüzden o sorumluluğu din olarak kaldıramayacağımızdan dolayı, göz göre göre, bile bile, yalancı, talancı, rüşvetçi, çok özür dilerim, kapısına gelenlerin ırzına musallat olan, kapısına iş için gelip de ırzına musallat olan, parasına musallat olan, şerefsiz, terbiyesiz, kanı bozuk, südü bozuklarla
işimiz olmadı, bundan sonra da olmayacaktır. O yüzden bunları da böyle açık açık söylediğim için malum çevreler tarafından sevilmem, hiç sevilmem hem de, bundan da zerrece gocundum yok, isterse bütün dünya beni sevmesin, ben Allah'ın ipine sımsıkır sarılayım, sünnet-i Resulullah'a sımsıkır sarılayım, isterse bizi hiç kimse sevmesin. Bu noktada da herhangi bir sıkıntım, herhangi bir problemim de yok. Gel gel. Bu konuda da herhangi bir problemim yok, herhangi bir sıkıntım yok. O yüzden bizim dini duruşumuz, Kur'an, sünnet, bu noktada hiç tavizimiz yok.
Siyasi duruşumuz da vatan, millet, bu konuda da tavizimiz yok. Bu noktada, bu dairede duran, yürüyen herkes, kardeşimiz, arkadaşımız, eşimiz, dostumuz, başımızın üzerinde tacımız var. Hiç bu noktada sıkıntımız yok. Malum, Orhan hocam, bu siyasetle alakalı meseleyi ilk önce benimle görüştüydük, konuştuyduk. Dedi ki, ben böyle bir şey yapacağım. Hocam, iyi düşündün mü? Dedim ben. Daha o zaman, daha parti ismi yoktu. Biz ondan konuşurken. Dedi, iyi düşündüm dedi. Başka türlü, dedi, bu işin içinden çıkılmayacak dedi. Dedim, hocam, sıkıntı yok. Sonradan bana Millet Partisi olduğunu söyledi. Dedim, tamam, sıkıntı yok o zaman dedim. Yani, nereye, hangi partiden olacağından bir bilgim yoktu ilk etapta.
Bana normalde partiyi açtığı için. İnşallah, burada, ben bir çıt daha geriye doğru gideyim şimdi. yıl 92 filan. 92 miydi bir Senegal? 91 seçimlerinde. 91 seçimlerinde bir ittifak oluşmuştu. O zaman için Milliyetçi Hareket Partisi, Edib Ali, ondan sonra bir de Refah mıydı? Selamet de o zaman adı. Refah mıydı? Refah Partisi. O zaman için bu ittifak olduğunda, bu fakiri de işte bir şeyden saymışlar. Şeyh Efendi'den Allah rahmet eylesin, rica ettiler. Dediler ki, Mudanya bölgesinde, köylerde konuşmacımız yok. İşte, bize Mustafa abi ver, konuşmacı olarak gelsin. İyi, gittik Şeyh Efendi'nin emriyle. O ittifakı, Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin, devam etsin diye, çok ısrar etti.
Erbakan Hoca, Bursa'ya geldiğinde, görüştü de kendisiyle. Dedi ki, buna devam edin. Ben yanı başındaydım, ondan sonra, beraberdik. Erbakan Hoca, böyle, geçiştirdi, hani, bakarız, dercesine, bir hareket yaptı. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi bana sordu, Mustafa Efendi, ne düşünüyorsun dedi, olmaz efendim dedim. Nasıl olmaz dedi, bunlar yapmaz efendim dedim. Bunlar yapmaz dedim. Yapmaz mı Mustafa Efendi, yapmaz efendim dedim. Bunlar yapmaz dedim ben. velhasıl kelam yapmadılar. Yani, o zaman için, Allah rahmet eylesin, edebihali çok uğraştı, olsun diye. Ben çünkü, o günkü ünlerle de, teşvik-i mesaim vardı. Ama olmadı. Olmaz. Tekrar söylüyorum, olmaz.
Şimdi de olmaz. Yani siz, Fisebillah, sadece Kur'an, sünnet derseniz, Kur'an ve sünnete, tabi olmak istemeyen, kendi özünde, kendi heva ve hevesini, ilah edinen, böyle bir ittifaka girmez. Şimdi, siz, hep böyle sohbetlerde derim ya, siz net, Kur'an ve sünnet neyse, biz oradayız, biz o yolda yürürüz derseniz, sizin dostunuz az olur.
Çünkü, ayeti kerimede, çok azınız iman etmiştir der. Bu insanların, bu toplulukların, çok azı gerçekten iman etmiştir. Yani, normalde düşünebiliyor musunuz? Faizle, iştigal eden, mezardan şeytan çarpmış gibi, kalkınız der. Öyle mi? Ayeti kerime, iman ettik. Doğru mu? Doğru. Ülkede faiz yüzde yetmişe çıktı, reert. Siz bunu dile getirirseniz, sizi sevmezler. Fuş, haram mı? Siz bunu dile getirirseniz, sizi sevmezler. Bakın, dinin, İslam'ın, ne kadar haram ettiği, haram ettiği, fiiliyat var ise, ülkede serbest.
Ne kadar haram var ise, oturun, bütün haramları, baştan aşağı doğru yazın. Bütün haramları, büyük günah keballeri, baştan aşağı yazın. Yani bu, bir insanın kendi nefsini ilgilendiren bir şey değildir. Mesela, faiz sadece bir insanın kendi nefsini ilgilendirmez. Fuş, bir insanın kendisini ilgilendirmez. Haram, bir insanın kendisini ilgilendirmez sadece. Uyuşturucu bir insanın kendisini ilgilendirmez sadece. Veyahut da insanın aklını yok eden, her türlü içki ve uyuşturucu insanın kendisini ilgilendirmez sadece. Bunlar toplumu ifsad eden, toplumu bozan, toplumu batıran, toplumu yerle yeksan eden şeylerdir. Az önce Murat hocam diyor ya, bizi parçalamışlar, bizi bölmüşler, bizi perişan etmişler.
Evet, dinin ne kadar haram ettiği şey var ise, hepsini de serbest etmişler. Bu ülkenin insanı, 1928 tarihinde çıkan kanunla, bu genel evleri kanunudur, 1928'de çıkan kanunla, bu toplumun insanı, bu kadınlar, genel evlerinde satılabilmesi için kanun çıkarılmış. Siz bakmayın sokaklarda kadın hakları dediklerine, kadınları seviyoruz dediklerine, kadınları koruyacağız dediklerine, bakmayın siz. 1928'de çıkar bu kanun, genel evleri kanunu. Bizim toplumumuz nereden bozulduk diye bunları okumaz. Zaten birisi de böyle kendince, yani okumaya kalkar, perdeyi kaldırırsa, benim gibi yargılanır.
Evet, biz de kelainak kuşu gibi gider yargılanırız. Yani 1928'de bir kanun çıkıyor, bu ülkenin kadınları genel evinde satılabilir diye. Hadi değiştirin siz kanunu. 1928'den beri o kanun duruyor. 1928'den beri, 1928'den beri bir elinde Kur'an, bir elinde iman geliyor muhteşem Süleyman.
Evet, hadi değiştir kanunu. Hadi değiştir. Değiştirmez, 33 dereceli masondu çünkü. Ondan sonra gelenler değiştirdi mi? Değiştirmediler. Hiç kimse değiştirmedi. Ama bir elinde, Kur'an bir elinde iman var hepsinin de. Bir tane beyaz takke, camide ne kadar mütedeyim bir kimse. Bir Yasin-i Şerif, tamam ya. Bu, 63 yaşındayım, 14-15 yaşında ülkücülükle tanıştım. O tarihten itibaren, bir tane genel evi kapatan Kütahya'daki vali çıktı. O valinin de başını yemezlerse iyi. Kütahya'da vali onda ne yaptı? Pavyonları kapattı.
Bu pavyonlar dedi, suç yuvası kapatıyorum dedi. Aa kapatılıyormuş demek ki. Nerede bu muhafazakar belediye başkanları? Nerede bu muhafazakar başbakanlar, bakanlar, içişleri bakanları? Bir tane kapatabildi mi? Bir tane. Diyecekler, Mustafa Özbah siyasete giriyor. Siyaset değil, ben Allah'ın dinini konuşuyorum. 28 Şubat'ta beni sorguya çekiyorlar, dediler ki bana, komiser diyor ki bana, Atatürk hakkında ne düşünüyorsun? Cevap vereceğim, yazacak mısın? Dedim, baktı gözümün içine. Cevap vereceğim dedim, yazabilecek misin? Sustu. Evet dedim, cevap veriyorum. Dedim, genel evinde nöbet tutuyorsunuz. Komiser ediyorum.
Genel evinde nöbet tutuyorsunuz. Atatürk kerhaneci miydi? Dedim, hayır dedi. İyi dedim, yılbaşında sarhoşları taşıyorsunuz. Atatürk meyhaneci miydi? Dedim, hayır dedi. E dedim, ne yapıyorsunuz? Atatürk'ün yolunda değilsiniz. Atatürk kerhaneci değilse, meyhaneci değilse, siz ne yapmalı dedim, nöbet tutuyorsunuz orada? Evet. Ama zikurlahı basıyorlar. Evet. Gitti mi Oktay'la Nuri? Nuri burada. Kadir abinin evinde basıldık ama değil mi? Bir güzel geldiler, bastılar. Ne yapıyoruz? Bayındır'da mevlüt okuyoruz. Şeyh Efendi var, zikurlah da var. Polisler geldi, bastı Kadir abinin evine. Nuri'lerin dükkanının yanı başı.
Doğru mu? Kadir duydu, başladı bağırmağı dışarıda. Kadir bağırmağı başlayınca, Kadir'den biraz çekindiler, gittiler. Ama zikurlah olan yeri, sohbet olan yeri basarlar. Basarlar. Siz Kur'an sünnet derseniz, Kur'an sünnet derseniz, sizden rahatsız olurlar. Rahatsız oldular. Karabaşı veli tekkesini kapattılar mı? Kapattılar. Neden? Benim sohbetlerimden dolayı. Suçlusu benim. Ne suç? Kur'an sünnet. Evet. Kur'an sünnet. Eğer Kur'an sünnet derseniz, Kur'an sünnet derseniz, evinizde, işyerinizde, sokağınızda, dükkanınızda, bakın evinizde diyorum, kendi çocuklarınızın arasında dahi, kendi eşinizle bile, kendi akrabalarınızla beraber, o kutsal yalnızlığa doğru gidersiniz.
Sebep? Kur'an ve sünnet, heva ve hevesini ilah edinmiş olan kimselere, acı gelir. Tabi olmak istemez. Muhammed Üftada Hazretlerine gidecek olan, o zamanın kadısını, at sırtından atar. Sebep? Çünkü gidecek bir mürşid-i kamile bağlanacak. Gitmez. Allah bizi affetsin. O yüzden, yolumuz Kur'an ve sünnet. Apırsalar da, köpürseler de, hiç kimse bizi sevmese de, biz Kur'an ve sünnet yolunda, devam edeceğiz. Biz hadis-i şeriflere, hadis-i şeriflerin hepsini, sahih olarak kabul ediyoruz. Ne kadar hadis kitabında, hadisler geçiyorsa, kaç tane hadis kitabında geçiyorsa, bizim için hepsi de sahihtir.
Bakın, gün geçtikçe, bunların boyaları çıkıyor meydana. Meşhur diye bir profesör, size Kur'an yeter diyordu, değil mi? 33 cilt ne yaptı? Tefsir kitabını çıkardı. Madem Kur'an yeter, 33 cilt ne anlattın bize? 33 cilt. Madem Kur'an bize yetecekti, 33 cilt ne anlattın bize? Demek ki, öyle olmuyor. Kendi söylediklerini, kendileri yalanlıyorlar. Evet, biz bütün hadis-i şerifleri, bu, beraat gecesiyle alakalı, hadis-i şerifleri de, kendimize ölçe ettik. O yüzden, bu gece, mübarek bir gece. Bu gece, tövbelerin kabul edildiği, duaların kabul edildiği, zikirlerin kabul edildiği, ve tövbe edenlerin, tövbelerinin kabul edilip, affolduğu, ve tövbe edenlerin, geçmiş günahlarının, eğer kul hakkı yoksa, eğer rüşvet, yalan, talan yoksa, onların da affedileceği bir gün.
Şöyle de düşünmeyin, bu gece, kim tövbe ederse, günahı affolacak. Günahı affolmayacak olanlar var. Kimler var? Şirk ehli olan. Kimler var? Anne-babaya asilikte devam eden. Kimler var? Rüşvet yemeye devam eden. Kimler var? Milletin malını, mülkünü, ırzını, namusunu, talan edenler var. Bunlar etrafındaki bu talanlarla, bu yalanlarla, bu rüşvetlerle, insanların hakkına, hukukuna girenlerle, eğer ki helallaşmazlarsa, onların tövbeleri kabul değil. Yani siz birinin hakkına tecavüz ettiyseniz, birinin hakkını yediyseniz, önce onunla helallaşıp, ona olan borcunuzu ödeyip, sonra tövbeniz kabul olacak. Eğer onunla helallaşmaz iseniz, onunla hukukunuz, bu noktada sulh'a ermediyse, ermediyse sizin tövbeniz kabul değil. Bir de böyle bir anlayış çıkarıyorlar.
Böyle bir anlayış yok. Normalde hani, kim cemaatla zikrederse, geçmiş günahları affolunur. Eyvallah. Kim bu gece tövbe ederse, geçmiş günahları affolunur. Eyvallah. Ama senin kul hakkın var ise, birinin hakkına, hukukuna riayet etmediysen, annene, babana asi olduysan, içki içmeye devam ediyorsan, kumar oynamaya devam ediyorsan, fuhuş yapmaya devam ediyorsan, sen kalkıp da, mümin, müminden faiz alması caiz değil, annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi, günaha girmiş olur.
Sen kalkıp da, müminlerden, sen faiz topluyorsan, faizle para satıyorsan, senin tövben, tavuk tövbesi bile değil. Allah muhafaza eylesin. Evet, Allah günahlarını affeder. Eyvallah. Ama senin eğer birisinin hakkına, hukukuna riayet etmediysen, sen kalkıp da birisini, bu bizim partiden dedin, bu benim teyzemin oğlu, bu benim dayımın oğlu dedin, kimisini işe aldın, kimini oraya, haksız, hukuksuz bir yere yerleştirdin, böyle gözyaşı döküp, çalışan, emeğini veren bir kimsenin hakkına, hukukuna girdin, ondan sonra da sen,
böyle kendi kendine, Müslümanım tavrı, tavrası atıp, ortalıkta yürüyeceğim böyle değil. Böyle değil. Din böyle ucuz da değil çünkü. Din böyle ucuz da değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden evet, bu gece mübarek, beraat gecesi, bu gece tövbelerin kabul olduğu gece, ama bu konuda insanlar, birisinin hakkına, hukukuna girdiyse, bu gece onun tövbesi kabul değil. ben zaman zaman, bütün toplantılarda, veya genel olarak toplantılarımızda, birbirlerimizi de helallaştırırım. Alacağı, vereceği varsa, bizi ilgilendirmez derim. Ama alacağı, vereceği yoksa, birbirlerinize hakkınızı helal edin derim. Birbirlerinize hakkınızı helal edin. Haklarınızı helal edin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah.
Varsa helal etmeyen söylesin. Ne yapacağımı biliyorsunuz. Bu taraftan var mı helal etmeye? Sonra ben helal ettiydim, dilimin ucuyla söyledim. Yok işte ben aslında, gönüllü olarak helal etmediydim. Yok ben şöyleydim, yok böyleydim değil. Şimdi helallaştıracağız. Hani geldi birisi, vefat etti Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Başına geçti. Onun cenaze namazını kıldıracak. Dedi ki, bu kardeşinden alacağı olan var mı? Hakkınızı helal edin. Birisi dedi ki, benim alacağım var. Benim alacağım var deyince, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri namazı kıldırmadı. Bekledi. Dedi ki, bunun borcunu ödeyin. Hemen o ölen kimsenin ve sahabeler toplandılar.
O ölen kimsenin borcunu ödediler. Ondan sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o kimsenin namazını kıldırdı. Bunu böylesi ölerken, herhal birileri ölmüş olsa helallaşamayacaklar. Borçları bitmez çünkü. Bazılarınız. Siz kim olduğunu anladınız. Hiç helallaşamayacaklar böyle giderse. Mahşere de kalacak. Mahşerde ne olur? Allah bilir artık. Rabbim cümlemizi affeylesin. Kıymetli dostlarım, Cenab-ı Hak iman eden Müslümanlara, müminlere ümitsizlik vermez. İslam'da ümitsizlik yoktur hiçbir konuda ve hiçbir noktada. Hangi sıkıntıya düşerseniz düşün, hangi derde düşerseniz düşün, hangi yokluya düşerseniz düşün, hangi karanlığın içerisine düşerseniz düşün.
Buna bu fakir de şahit. Başımızdan bir sürü hadiseler, olaylar geçti. Cenab-ı Hak'a hamd ediyorum. Bakın buradayız şimdi. Dostlarla, kardeşlerle, arkadaşlarla sohbet ediyoruz, hemhal ediyoruz. Allah'ı zikrediyoruz. Demek ki her karanlığın bir aydınlık sabahı var. Her zorluğun yanında bir genişlik var. Bir genişlik var. Her sıkıntı bitmeye mahkum. Bitmeye mahkum. O yüzden ümitsizlik yok. Zümer Suresi, ayet 53-54 De ki, Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü o kendisine tövbe edenlere karşı gafurdur, rahimdir. Ve Rabbınıza yönelin.
Size azap gelmeden önce ona teslim olun. Sonra yardım edilmezsiniz. Allah'tan ümidimizi kesmeyiz. Allah'ın rahmetinden de ümidimizi kesmeyiz. Her zorluğun, her sıkıntının arkasından genişliğin ve güzelliğin geleceğine inanırız. Bakarsanız Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve ilk Müslüman olanların hayatlarına o zorluklarının, o sıkıntılarının arkasından Medine-i Münevvere'ye hicret edilmiş ve Medine-i Münevvere'de yeni bir hayat kurulmuş.
Ve Medine-i Münevvere'de yeni bir hayat kurularaktan Müslümanlar bu manada kurtuluşa ermişler. Devletler olmuş, dikkat edin devletler olmuş. O küçücük gibi görünen azınlık Medine-i Münevvere'ye hicret ettiğinde, Medine-i Münevvere'de insanlar İslam'ın o güzel yüzünü görünce, İslam'ın o rahmet, bereket, lütuf, ikram yüzünü görünce, oba oba, ev ev hepsi de İslam olmuşlar ve İslam olduktan sonra Medine-i Münevvere'de bütün insanlığa ışık olacak, bütün insanlığa ölçü olacak bir sistem kurulmuş.
O sistem Medine-i Münevvere'den sonra bütün Arap Yarımadası'na, oradan Türkiye illerine kadar yürümüş gitmiş. Bir bakmışsınız o İslam devleti, bir tarafta sınırı Mısır, öbür tarafta Yemen, öbür tarafta İran, öbür tarafta Türkiye Cumhuriyetlerine kadar bugünkü Orta Asya'ya doğru gitmiş. Zaman zaman içinde sarsıntılar yaşamışlar, zaman zaman problemler yaşamışlar. Ama o gerçek manada Müslüman olanlar, gerçek manada Mümin olanlar, o Allah'ın dosdoğru yolunda yürümüşler ve zaman onları haklı çıkarmış, zaman onları yeniden dizayn edilmiş, yeniden Cenab-ı Hak onları kendi yolunda hizmetkar eylemiş. Ve ayet-i kerimede de siz eğer dinlerinizden geri dönerseniz, Allah öyle bir nesil getirir, Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever ayet-i kerimesi mucibince.
Irkçılık olarak algılamayın. Ehl-i Beyti Resulullah'ın Orta Asya işlerine kadar hicret etmesiyle Türkler Müslüman olmuşlar ve Türkler yeniden dinin ve dindarların bayraktarlığını yapmışlar. Ve yoksa İslam veya Müslümanlar öyle bir noktaya gelmiş, 1071 Malazgirt'le her şey değişmiş. Her şey değişerekten İslam yeniden neş-i neva bulmuş, kuvvetlenmiş. Demek ki zaman zaman İslam dünyasında bu tip savrulmalar, bu tip tabiri caizse karanlık geceler yaşanmış. Ama ve lakin bir grup insan çıkmış, o grup insan Kur'an ve sünnet demiş, o grup ve insan Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmış. Belki de onlar az olmuşlar ama etkileri çok geniş ve derin olmuş. Yeniden İslam dünyasının yeniden neş-i neva bulmasına, yeniden kuvvet bulmasına, yeniden insanlığa ışık saçmasına sebep olmuş.
Şimdi baktığımız zaman İslam dünyasına ve dünyaya bir tarafta Doğu Türkistan'da oradaki Müslümanlar zulüm görürken, bir tarafta Gazze'de, Kudüs'te, Filistin'de, bütün Filistin'in her tarafında Müslümanların kanı, namusu, şerefi ayaklar altında alınmışken, Irak'ta, Suriye'de, Yemen'de, Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'de, Avrupa'da Müslümanın bulunduğu her yerde ve Türkiye dahil buna, her yerde Müslümanların hakları, hukukları çiğnenirken, Müslümanlar adaletsizliklere duçar kalırken, canlarına, mallarına, namuslarına, şereflerine, haysiyetlerine el konulup tanrımar edilirken,
ümitsizlik yok. Bu karanlık tablo, bizi geriye doğru itmesin, ümitsizliğe doğru yönetmesin. Biliyorum ve inanıyorum, bu karanlık tablo bir gün aydınlanacak ve yeniden neşyü neva bulacak. Ben kendi kendimi hep sizleri gördükçe, kendimce ümit pınarlarımı coşturuyorum. Diyorum ki, böyle bir zamanda heva ve hevesin ilahlaştığı, şeytaniyetin, deccaliyetin her şeyi sardığı, her yanı sardığı, her tarafın karanlıkların içerisinde büründüğü bir zamanda, böyle bir avuç topluluk, Kur'an ve sünnet diyorsa, Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesi veriyorsa,
her şeye rağmen, her türlü baskıya, zulmeye, ötelenmeye, itelenmeye rağmen, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görülmemize rağmen, biz yeniden böyle dirilişin bir muştusu olarak toplanabiliyorsak, Allah'ı zikrediyorsak ve bu mübarek geceleri böyle toplantılarla bu sizi ihya ediyorsak, evet, gelecek bizimdir. Gelecek bizden sonraki gelecek olan nesillerindir. Biz sonuna kadar bayrağı taşımaya devam edeceğiz. Sonuna kadar Kur'an sünnet diyeceğiz, mücadele edeceğiz. Evet, zorlanacağız mı? Zorlanacağız. Öteleneceğiz mi? Öteleneceğiz. Biz bu noktada biraz da benim sivri dilimden ve sivri duruşumdan dolayı, bence sivri değil ama bazı yerlere sivri geliyor. Duruşundan dolayı bir kısım şeyler yaşayacak mısınız? Yaşayacaksınız.
Bir aşure dağıtamayacaksınız, bir aşure dağıtacağınız zaman altı yüz tane polis yığılacak oraya, siz aşure dağıtacağız diyeceksiniz, bir aşure, bir kap aşure ve siz onu dağıtamayacaksınız. Altı yüz tane polis, emniyet kuvvetlisi gelecek, sizin aşure dağıtmanızı engelleyecek. Bunları yaşayacaksınız ve hatta siz işte her gece sema var, ücret yok, parasız, pulsuz, parasız, pulsuz, evet ikramlar var, para istenmiyor, pul istenmiyor, toplanmıyor da aranıza muhbirler koyacaklar. Aranızda polisleri gezdirecekler, aranızda sivilleri gezdirecekler. Mustafa Özbağ sizden para topluyor mu, para istiyor mu, zekat toplanıyor mu diye sizi sorgulara çekecekler. Ama bakacaklar ki böyle bir şey yok, saçlarını başlarını yolacaklar, nereden bir şey bulabiliriz diyecekler. Ankara'dan, genel merkezden, vakıflardan baş müfettiş getirip vakfınızı inceleyecekler.
Yine bir şey bulamayacaklar ama saçlarını başlarını yolacaklar, yolacaklar mı yolacaklar. Sonra ellerindeki gücü, ellerindeki kuvveti, ellerindeki kanunu, ellerindeki devlet gücü olmanın olmayı, kendi heva ve heveslerine kullanıp size baskı yapacaklar mı, yapacaklar. Kapımızın önüne iki tane polis koyup, koamirim bugün hacı gelmedi herhalde kepenkleri kapalı deyip, bizi taciz edecekler mi, edecekler. Gelip gittiğim yerleri takip edip, fotoğraflarımı çekip, sonra içeri aldıklarını da önüme koyacaklar mı, koyacaklar. Yılmayacağız. Bunların hepsini de yapacaklar. Telefonlarımızı da dinleyecekler. Dinliyorlar da dinlesinler zaten. Dinlemezlerse ahım kalır, üzülürüm. Dinlesinler, irşad olsunlar. Dinlesinler, öğrensinler.
Hiçbir sıkıntım yok. Hiçbir sıkıntım yok. Neden dinliyorsunuz da demiyorum zaten. Buyurun dinleyin, dinleyebildiğiniz yere kadar. Bunları yaşayacak mıyız? Yaşayacağız. Çünkü Cenab-ı Hak ayeti kerimede buyurdu ki, Geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden siz cennete mi gireceğinizi düşündünüz. Ben düşünmedim. Geçmiş ümmetlerin başına gelenlere baktığımda diyorum ki, Yani ben o kadar imanım kamil değil ki, imanım kamil değil ki bu kadar şeyler başıma gelmemiş. Neler yapmışlar? Ateşler yakmışlar. Ateşler yakıp iman edenleri ateşlerin içine atmışlar. O gün zahiri ateş yapmışlar. Şimdi artık başka türlü ateşler yakıyorlar Müslümanların başında.
Ve o ateşe atıyorlar. Biz de ateşin üzerinde yürüyoruz. Sıkıntımız yok elhamdülillah. Zannetmeyin ki bunları söylediğim için şikayetçiyim. Değilim. Çünkü şuna iman ettim, şuna inandım. Benim tasavvufi inancım da o. Her şey Rabbimin izniyle olur. Ve sevk eden Cenab-ı Hak'tır. Ona müsaade eden Cenab-ı Hak'tır. Benim hiç şikayetim yok. Ama size bunu niçin anlatıyorum? Direnme gücünüzü arttırın. Merak etmeyin. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışın. Herkes sizin karşınızda dursa dahi siz Kur'an deyin, sünnet deyin, vatan deyin, millet deyin. Millet deyin. Vatanınıza, milletinize göz diken, vatanınızı, milletinizi peşkeş çeken, vatanınızı, milletinizin yeraltı ve yeri üstü zenginliklerini peşkeş çekenleri tanıyan.
Bilin. Bunları bilin. Bunlara karşı vücudunuzu siper etmeniz gerekiyorsa vücudunuzu siper edin. Vücudunuzu siper edin. Ama bilin. Ama okuyun. Bilinmek için okumanız gerekir. Hadis-i şerifleri okuyun. Yıllardan beri, 38 yıldan beri şunu söylüyorum. Arkadaşlar Kur'an-ı Kerim'i okuyun. Kur'an-ı Kerim'in mealini okuyun. Bol bol hadis okuyun. Eğer ben dinimi kitaptan öğrendim. Dinimi kitaptan öğrenmemiş olsaydım bu noktada olmazdım. Cenab-ı Hak'a hamd ediyorum ki ben dinimi kitaptan öğrenmişim. İlk kitaplarda ağabeyim Ahmet Özbağ'ın evde bıraktığı kitaplar. O benden önce derviş olmuş. Benim haberim yoktu. Onun evde bıraktığı kitaplardı.
Evet. Sonradan bizim Hüseyin vardı. Feyza abinin oğlu. Babası onun kitapları yakacağım demiş. Bu kitaplar yüzünden sen böyle oldun demiş. Dedi ki bana Mustafa abi kitapları yakacak babam. Sen de dursa olur mu dedi. Olur dedim ben. Sahih Buhari'yi işte Tefsir-i Taberi'yi o zaman tanıdım. Onları bir sürü kitap getirdi bana. Biz de hamdolsun Cenab-ı Hak öyle bir aşk verdi, öyle bir muhabbet verdi. Okumaya başladık. Ve okudukça, dinimi öğrendikçe, hadisleri okudukça gerçek dinin ne olduğunu, gerçek dinin ne olduğunu, gerçek dinin camilerde öğretilmediğini, imam hatiplerde öğretilmediğini, ilahiyatlarda öğretilmediğini, daha ileri cemaatlerde ve tarikatlarda öğretilmediğini gördüm.
Ama korkularından ama çekintilerinden dinin hakikatinin öğretilmediğini gördüm. Hala daha aynı şekilde devam ediyor. Ne yazık ki eğitim kurumlarımızda bir aldatmaca var. Dinin hakikati öğretilmiyor. Dinin hakikati öğretilmiyor. Çünkü bütün dünya üzerindeki sistemler dini istismar ederekten ayakta duruyor. Hristiyanlar Hristiyanlığı istismar ediyor. Yahudiler Yahudiliği istismar ediyor. Zerdüştler Zerdüştlüğü istismar ediyor. Ateistler Ateizmi istismar ediyor. Atatürkçüyüm diyenler Atatürkçüyle istismar ediyor. Müslümanım diyenler Müslümanları istismar ediyor. Müslümanları istismar ediyor. Hakikatini saklıyorlar, gizliyorlar. Hakikatini söyleyene de cezaevini boylatıyorlar.
Mahkeme mahkeme süründürüyorlar. İşte dinin hakikati yaşanması ve yaşatılması içindir. Yaşanması ve yaşatılması içindir. Ama ne yazık ki dünya üzerinde oluşturulmuş olan deccaliyet hiçbir dinin hakikatinin yaşanmasına müsaade etmiyor. İfsat ediyor, bozuyor. Bakın ülkemizde 5-10 yıldan beri şu var. Kandil geceleri yok. Bakın kandil geceleri yok. Attık kandil gecelerini. Devam ediyorlar. Kadınlar muayyen zamanlarında Kur'an okuyabilirler. Kadınlar muayyen zamanlarında namaz kılarlar. Kadınlar muayyen zamanlarında oruç da tutarlar. Bakın dini nasıl yozlaştırıyorlar. Hadis-i şerifler önce şuradan başladı. Hadis-i şeriflerin içerisinde sahih olmayanlar var.
Başlangıcı buydu. Bundan 20 yıl önce başlangıç buydu. 20 yıl önce. 20 yıl önce diyorlardı ki hadis-i şeriflerin içerisinde sahih olmayan hadisler var. Canım kardeşim, sahih olmayanları alimler belirlemiş. Lisede henüz daha, henüz daha elini yıkamasını bilmeyen çocuk hangi hadis-i şerifin sahih olup olmadığını nereden bilecek? İlahiyatçılar bilmiyor, o nereden bilecek? Ama bizim içimize bu fitneyi koydular. Şimdi lisedeki bir çocuk anne babasına şunu diyor. Öğretmen dedi ki hadis-i şerifler sahih değil. Önce içlerinde sahih olmayanlar vardı. Şimdi toptan hadis-i şerifi attılar. Ne oldu? Hadis-i şerifler sahih değil, at kenara. Bize Kur'an yeter.
Bize Kur'an yeter diyen adam geberdi gitti. Arkasından 50 cilt, 60 cilt eser bıraktı. Ne o? Halk TV'de bir gece bir reklam neydi o ölen adam? Yaşar Nuri Öztürk'ün külliyesi. İşte 300 bin liradan 200 bin liraya düştü. Hani Kur'an yeterdi? Hadis-i şerifleri de inkar ettiler. Sonra çıktı çok önemli bir devlet büyüğümüz. Dinin rezive edilmesi lazım dedi. Ne dedi? Revize edilmesi lazım dedi. Yani oturacağız dini revize edeceğiz. Hadi bakalım ne yapacağız? Evet ya şu Fransa devlet başkanı bu Macron var ya ee doğru söylüyor ya. Bu ayeti kerimelerdeki cihat ayetlerini alalım. Atalım kenara.
Eee başka bu faizle alakalı bu ayeti kerimeler dururken deccaliyet sizin paranızı rahat ütemiyor. Bu faiz ayetlerini de atalım. Bu normalde global ekonomiye uygun değil. Hatta bir profesör öyle dedi bana. Ya dedi hocam faiz olmaz diyorsun dedi. Bu ekonomi nasıl yürüyecek dedi. Dedim hocam sen ekonomi profesörü değilsin. Yani sen dedim genetik profesörüsün. Bu senin alanın dışında oğluma danıştım dedi. İstanbul'da oğlum ekonomist. Ona sordum. Dedim ki dedi bizim hoca diyor ki faiz olmaz. O da oradan babasına demiş ki baba faizsiz ekonomi olmaz. Bunu yerleştirdiler mi içimize? Yerleştirdiler. Ben çok basit bir şey yazıyorum Twitter'da.
Ey millet meclisleri siz milletin milletvekiliyseniz çok basit bir kanun hükmünde bir kanun hazırlayın. Deyin ki bu ülkede faizler sıfıra indirilmiştir. Kanun çıkarın. Kim bir gram faiz alırsa vatana ihanetten yargılayacağız deyin. Bir kanun. Bir kanun çıkarın ülkede fuhuş yasaklanmıştır. Kim fuhuş yaparken yasaklandığında içeri atılacak demeyin. Deyin ki örneğin Bursa'da herkes meydanına çıkarılıp yüz sopa vurulacak. Şimdi beni de yargılacaklar. Dedecekler ki sen şeriat sistemi istiyorsun gel bakalım. Çok basit bakın bunlar. Bunlar zor şeyler değil. Ya bir Kütahya valisi pavyonları bir gecede kapattıysa ben milletvekili olmuş olsam ki beni yapmazlar hiçbir şekilde.
Tabii bir milletvekili ya ben zaten birisi gelse bana dese ki kardeş sen benim milletvekilim olmak istiyor musun? Evet. Gel şu kanun maddeleriyle alakalı böyle birer birer cümle. Bir cümle bu ülkede faiz yasaklanmıştır. Bir ülkede fuhuş yasaklanmıştır. Bu ülkede her türlü uyuşturucu yasaklanmıştır. Kim uyuşturucu üretirse müebbet hapiste cezalandırılacaktır. Sabah namazında taksimat bitiyor uyuşturucuda. Bu ülkenin Müslümanım diyenleri sabah namazına kalkmıyor. Uyuşturucu ticareti yapanlar sabah namazında sevkiyatı bitiriyor. O motor kuryeleri var ya motorcular motorcular ben izliyorum bakıyorum böyle motor kuryeleri geliyor gidiyor sabah namazında. Sabah namazına yarım saat kala sonra sabah namazı ezanı okunuyor namazlar kılınıyor.
Sevkiyat bitti adamın geliyor geç kalan bağırıyor Nuri sevkiyat bitti adam kapıyı kapattı dükkan kapalı açmıyor. Bağırıyorlar açmıyor taş atıyorlar camına açmıyor. Sevkiyatı bitti adamın mal bitti adamın. Diyorum içimden Müslümanlar sabah namazına kalkmıyorlar. Müslümanlar sabah namazında camiyi bıraktık zaten de topyökün de sabah namazında camiyi bıraktık. Zaten öyle topyökün bir camiye gitmiş olsanız hemen polis zaten önlem alır ne oluyor bir şey mi oluyor diye. Alışkın değiller çünkü. Biz çünkü bir ara bizim çocuklar hani bizim karabaş veli tekkesi kapatılınca ya sema edelim filan dediler. Sabah namazında polisler sema edecekleri camiye bastı. Evet sema ediyorlar ya bildiğiniz sema birazdan olacak ya bildiğiniz sema.
Hem nerede işte iftihat hazretlerinde sabah namazından sonra onun bahçesinde sema edecekler. Hemen bütün kuvvetler orada. Sema edemezsin. Uyuşturucu satabilirsin. Serbest. Sema edemezsin. Pavyon açıp pavyon çalıştırabilirsin. Sema edemezsin. Kumarhane açıp kumarhane oynatabilirsin. Sema edemezsin. Meyhane açıp meyhane çalıştırabilirsin. Sema edemezsin. Gece kulübü açıp gece kulübü çalıştırabilirsin. Sema edemezsin. Sema çok tehlikeli. Çok çok tehlikeli bir ritüel, bir ibadet. Neden? Sen semada zikrediyorsun çünkü. O yüzden tehlikeli. Sen sema edemezsin. Sema edersen öyle camide caminin bahçesinde orada burada edersen basılırsın.
Gelip senin taciz ederler. Bu yaşadığımız gerçekler. Başka bir şey söylemiyorum size ha. Öyle farklı bir şey söylemiyorum. Yaşanılan gerçekleri söylüyorum. Hatta siz Diyarbakır'a gitmiştiniz değil mi? Diyarbakır'da da bastılar değil mi? Ne yapma burada sema ediyorsunuz diye. Tabi. Diyarbakır annelerini ziyarete gidiydiniz. Orada sema ettiniz. Orada basıldılar. Bir de il dışında çıkarılınca kadar eskort veriyorlar. Siz tehlikeliysiniz. İl dışını bir görelim sizin il dışınıza çıktığınızı diyorlar. Sema bizim semamız ama. Her türlü sema değil. Yani semada kaç para kaç para kaç para diye sema edersen sana bir şey yok. Ama semada Allah Allah Allah diyorsan sıkıntı çok büyük.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden asla ümidimizi kesmiyoruz. Bir günah işlemiş olabiliriz. Hatamız, kusurumuz, yanlışlığımız, eksikliğimiz olabilir. Ama ümitsizliğimiz olamaz. Tövbe ederiz. Cenab-ı Hak'a yalvarır, yakarırız. Kendimizi düzeltiriz. Hayatımıza devam ederiz. Bir hadis-i şerif. Bir kul günah işler. Ve Allah'ım benim günahımı bağışla der. Allah da şöyle buyurur. Kulum günah işledi. Kendisini hem affedecek hem de sorumlu tutacak. Bir Rabbinin bulunduğunu bildi. Kul dönüp tekrar günah işler. Ve Allah'ım beni bağışla der. Allah da kulum günah işledi. Hem affedecek hem de sorumlu tutacak. Bir Rabbinin bulunduğunu bildi der. Kul tekrar dönüp günah işler. Ve Rabbim günahımı bağışla der.
Allah da kulum günah işledi. Affedecek ya da sorumlu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi. Haydi! İstediğini yap, ben seni bağışladım buyurdu. Ebu Zer-i Gifari bu hadisi bunu duyunca diyor ki, Ya Resulallah, hani bağışladı mı herkes? Allah Resulü diyor ki, Ebu Zer patlasa da çatlasa da affoldu. Allah bağışladı diyor. O zaman bir kul günah işledi kendi kendine. Bir hata yaptı. Ümitsizlik yok. Dön Rabbine tövbe et. Dön Rabbini zikret. Dön Rabbine hamd et. Dön Rabbine ibadetlerine sımsıkı yapış. İşte namazı gevşettin. Öyle ya, orucu gevşettin. Farzları gevşettin. Öyle ya, dersini gevşettin. O zaman muhakkak dön geriye, tövbe et. Veya bir günah işledin ya.
Bile bile işledin, yaptın. Bile bile yaptın. Göz göre göre yaptın. Ümitsizlik yok. Dön tövbe et. O zaman var. Tövbe edinin, Cenab-ı Hak tövbesini kabul ediyor. Bu muhteşem bir şey. Hatta hadislerinde Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Dönün, tövbe edin. Hele bu gece, bu gece dönün, tövbe edin. İşlemiş olduğunuz ne kadar günah var ise, tövbe edin, geri dönün. Bir daha yapmamaya söz verin. Ve o tövbenizin kabul olunmayacak diye bir şey aklınızdan geçirmeyin. Kim kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfirettilerse, Allah'ın gafur ve rahim olduğunu görür.
Nisa 110. Tövbe eder, geri dönersen, Cenab-ı Hak seni affı mağfiret edecek. Bu geceler böyle Cenab-ı Hak'ın ümmet-i Muhammed'e özel olarak sunduğu geceler. Nasıl kimi peygamberleri kimi peygamberlerden üstün kılmış? Nasıl bazı ümmetleri bazı ümmetlerden üstün kılmış? Hz. Muhammed-i Mustafa'nın ümmetini de diğer ümmetlerden üstün kılmış. Üstün kıldığı için bazı geceleri de bazı gecelerden üstün kılmış. Kadir gecesi gibi, Beraat gecesi gibi, Recep'in ilk gecesi gibi, Cuma gecesi gibi, bayram günlerinin gecesi gibi, bu geceleri de zilhiccenin son 10 günü gibi. Bunları Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'e lütfetmiş, ikram etmiş. Demiş ki ümmet-i Muhammed bu günleri, bu geceleri böyle ihya ederekten Cenab-ı Hak'ın affına, mağfiretine erişsin.
Rabbim onları affetsin. Çünkü Cenab-ı Resulullah, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ümmetinin hiçbirisinin de cehennem azabıyla zaplanmasını istemez. O ümmetlerine karşı şefkatli ve merhametlidir. Cenab-ı Hak onun ümmetine şefkatli ve merhametlidir. Af dilenirse, O da af eder. Ey Habibim de ki, kullarım sana benden sorarlarsa, dua ederlerse, dualarını kabul ederim. O duamızı kabul eden Allah. Tövbe ederlerse, tövbelerini kabul ederim. O tövbelerimizi kabul eden, bizi af-ı mağfiret eden Allah. Ümitsizlik yok. Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Siz Allah'ı zikrederseniz, Allah da size lütf edip, ikram edip sizi zikredecek. O yüzden bu büyük lütufları, bu büyük ikramları inşallah boşa harcamayalım.
Bu geceleri boşa harcamayalım. Yani ben size şunu demeyeceğim. Bazı büyüklerin sözleri var. Bu gecede 100 rekat namaz gibi. Ben bunu söylemeyeceğim size. Bu gecede 100 rekat namaz kılın demeyeceğim. Yapmadıklarınızı tavsiye edicilerden olmayınız hükmünce, ben bunu yapabilecek güçte değilim. Bunu söylemeyeceğim. Ama tövbe edebilirsiniz. Oturun bu gece husisi, bu geceye mahsus tövbe edin. Kim 100 sefer subhanallahi ve bi hamdihi subhanallahi lazim ve bi hamdihi estağfurullah el azim der ise, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder.
Hadisi şerif. O yüzden oturun bu gece tövbe edin. Oturun bu gece Allah'ı husisi manada zikrullah yapın. Bir dersiniz var, birdiniz var. En tembel olanınız ben olayım. O birdinizi çekin. Evet Allah'ı zikredin. Yapabiliyorsanız 2 rekat, 4 rekat, 6 rekat, 8 rekat, 2-2-4-4 namaz kılın az da olsa. Allah'a yalvarın. Bir derdiniz bugün, bir sıkıntınız varsa, bir probleminiz varsa, naçar kaldınız bir yer varsa. Oturun bu gece dua edin. Bakın oturun bu gece dua edin. Sabah namazı yani seher vaktine kadar Cenab-ı Hak bütün rahmetiyle yeryüzüne tecelli eder. Melekleriyle tecelli eder. Ve yok mu isteyen diye ne yapar? Hepsine de sorar.
Bu geceyi siz öyle geçirin. Sizler çünkü Allah'ı seven ehl-i zikirsiniz. Ancak Allah'ı sevenler ehl-i zikir olur. Ehl-i zikirler Allah'ı severler. Ehl-i zikri seven de Allah'ın sevdikleridir. Bakın ehl-i zikri sevenler Allah'ın sevdikleridir. Bu böyle sevginin üzerine kuruludur. Kafirler ehl-i zikri sevmezler. Münafıklar ehl-i zikri sevmezler. Fasıklığın içerisine düşmüş, o fasıklıkta yüzenler ehl-i zikri sevmezler. Bir kimse kendi kalbinize bakın. Eğer ehl-i zikri seviyorsanız, zikri seviyorsanız Allah dostusunuz. Ama ehl-i zikri sevmiyorsanız, zikri sevmiyorsanız, ya kafirsiniz, ya münafıksınız, ya fasıksınız. Üçünden birisiniz. Bu ehl-i zikir, turnusol kağıdı gibidir.
Ehl-i zikir. Çünkü ancak Allah'ı zikredenleri Allah zikreder. Allah kendisini tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder. Ve Cenab-ı Hak tövbe edenleri de sever. Allah zikredenleri sever. Allah tövbe edenleri sever. Allah namaz kılanları sever. Allah oruç tutanları sever. Allah hacca gidenleri sever. Allah zekat verenleri sever. Allah kendi yolunda mücahidlik yapan, mücadele edenleri sever. Allah sırat-ı müstakimde gidenleri sever. Allah'ın sevdikleri belli. Allah cömertleri sever. Allah insanlara yardım edenleri sever. İnsanların sıkıntılarını giderenleri sever. Allah'ın sevdikleri belli. Allah faizcileri sevmez. Allah rüşvetçileri sevmez. Allah yalancıları sevmez.
Allah fuhuşa devam edenleri sevmez. Allah anneye babaya asi olanları sevmez. Allah hırsızları sevmez. Talancıları sevmez. Allah Kur'an ve sünnet yolundan sapanları sevmez. Allah eşinin, ailesinin namusunu, şerefini korumayan, onların namus ve şereflerini karışmayan. Hadis-i şerifte deyyus olarak geçiyor çünkü. Deyyusları sevmez. Allah eşcinselleri sevmez. Onları lanetler. Eşcinselleri sevenleri de lanetler. Allah dişlerini güzellik için törpüleyenleri sevmez. Allah saça saç ekleyenleri sevmez. Allah dövme yaptıranları sevmez. Bakın Allah'ın sevmedikleri. Allah cimrileri sevmez. Allah eşine zulmedenleri sevmez. Allah çocuklarına zulmedenleri sevmez.
Allah küfredenleri sevmez. Allah peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olmayanları sevmez. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine salatu selam getirmeyenleri sevmez. Allah'ın sevmedikleri belli. Din belli çünkü. Din belli. Din, Kur'an ve sünnet. Bugün dininizi tamam ettim dedi. Din olarak da size İslam'ı seçtim dedi. Eğer İslam ise o kimse gerçek manada. Kafirler onu sevmez. Müşrikler onu sevmez. Ateistler onu sevmez. Bakın o gerçekten dosdoğru bir mümin o. Şeyh Efendi öyle derdi Allah rahmet eylesin. Oğlum derdi. Bu kıssayı anlatayım hem de şeyhimi anmış olayım. Bir zat ölmüş herkes cenazede toplanmış.
Bir arif bir kimse derviş. O da gelmiş oraya oturmuş. İşte o esnada bilmem hangi meyhanenin Agop'un sahibi gelmiş. İşte bu demiş bu zatı çok severdik. O zat asayı vurmuş. Haşa münafık imiş demiş. İşte faizciler gelmiş. Çok iyi insandı o yine diyormuş. Haşa münafık imiş. Şunlar gelmiş. Hep günaki ebaycılar gelmişler. O her seferinde haşa münafık imiş demiş. En sonunda adamın oğulları dayanamamış demiş ya. Misafirsin diye seslenmedik. Sen babamı seven her gelene onu methedene haşa münafık diyorsun demiş ya. Bu nasıl bir şey. Demiş ki eğer demiş babanız tek yol İslam tek din İslam deseydi.
Papazı demiş hahamı gelip babanıza taziyede bulunmazdı demiş. Onu sevmezdi. Eğer babanız demiş içkiyi getiren götüren satan içen günah kebari işlemiş deseydi. Meyhaneciler sevmezdi demiş. Eğer demiş babanız işte her türlü fuhuş haramdır deseydi. Bu demiş bilmem ne evcileri sevmezdi. Eğer demiş babanız bütün günah keballeri sıralamış. Bunları sevmez din bunları haram etti deseydi. Bunları sevmezdi demiş. Haşa babanız münafıkmış demiş. Demek ki Kur'an ve sünnet belli din belli. Siz o dini tebliğ edince münafıklar sizi sevmez. Kafirler sizi sevmez. Evet. Siz tam Kur'an sünnet derseniz ancak sizi müminler sever.
Ey insanlar Allah'a tövbe edin. Kuşulsuz ki ben günde yüz kere Allah'a tövbe ederim. Tevbe ayet 104. Bilmezlerim ki Allah muhakkak kullarından tövbeyi kabul edecek ve sadakaları alacak olanın kendisidir. Ve muhakkak ki Allah tevvab-ı rahimdir. Yine hadis-i şerifte günahtan tövbe eden bir günah işlememiş gibidir buyurmuştur. Evet bu hadisler ve ayet-i kerimehler günah işleyen müminleri ümitsizlikten kurtarıp ümide sevk eder. Ve tövbe içinde aynı Allah'ı zikir gibi belli bir zaman, belli bir mevki yoktur. Her zaman için tövbe edilebilir. Her saat, her dakika, gecede, gündüzde, her zaman çalışırken, yatarken, uyurken, uyanırken her zaman tövbe edebilirsiniz.
Tövbe kapısı bütün iman edenlere açıktır. Rabbim bizi tövbe edenlerden eylesin. Ben komple hazırladığımı okursam biz burada sabah edeceğiz yine. Bir uzun dua var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yaptığı dua. Nefislerinize zor gelmeyecekse bu dua ile sohbeti bitirmek istiyorum. Baktım el kaldıran yok, meydan benim. Nefsine ağır mı gelecek, okumayayım mı? Ha okuyalım diyorsun, tamam. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin duası. O yüzden içinizden dışınızdan iman, amin diyebilirsiniz. Bismillahirrahmanirrahim. Allah'ım senin katından öyle bir rahmet istiyorum ki, o rahmet vasıtasıyla kalbimi doğru yoluna iletesin.
İşlerimi toplayasın. Amin. Dağınıklığımı düzene koyasın. Amin. İç alemimi düzenleyesin. Amin. Dış alemimi onunla düzeltesin. Amin. Amellerimi onunla tertemiz edesin. Amin. Doğruluğu bana ilham edesin. Amin. Benim yakınlığımı kendine çekeceğim ve beni her türlü kötülükten koruyacağın bir rahmet istiyorum senden. Amin. Allah'ım bana yakini bir iman ver ki, kendisinden sonra bir küfür olmasın. Amin. Dünyada ve ahirette senin ikramına erebileceğim bir rahmet ver. Amin. Allah'ım senden hüküm ve bağış gününde kurtulmayı, Amin. Şahitlerin derecelerine çıkmayı, şehitlerin derecelerine çıkmayı, Amin. Bu kimselerin yaşantısını ve düşmanlara karşı senden yardım isterim.
Amin. Allah'ım ihtiyaçlarımı sana arz ediyorum. Amin. Görüşüm kısa, amelim zayıf olsa da senin rahmetine muhtacım. Amin. Ey tüm işlerin hakimi ve tüm gönüllere şifa veren, denizleri birbirine karışmaktan koruduğun gibi, beni de cehennem azabından ve cehennemde ve aileyi koparmaktan ve kabir azabından korumanı isterim. Amin. Allah'ım görüşüm kısa da olsa, niyetimle ulaşamasam bile, istemeyi beceremesem bile, kullarından birine vaat ettin veya kullarından birinin ulaştığı bir hayır varsa, ondan istiyorum senden ey alemlerin Rabbi. Amin. İsteyip de ulaşamadığım her türlü rahmetini istiyorum senden. Amin. Ey Allah'ım sen sağlam şeriat ve sistemin sahibisin.
Dosdoğru işlerin sahibi sensin. Ceza ve tehdit gününde senden emniyeti, sonsuzluk gününde de cenneti isterim. Amin. Sana yakın olan kimselerle, şehitlerle, rükû ve secdelerle kapananlarla, sözlerini tutan müminlerle birlikte sen merhametli ve kullarını seven ve sivilensin. Sen dilediğini yapansın. Amin. Allah'ım bizi hidayete götüren ve hidayet üzere olanlardan eyle. Amin. Sapıklığa düşenlerden eyleme. Amin. Dostların için dost olanlardan, düşmanların için de düşman olanlardan eyle ki, senin sevginle seni seveni sevelim. Amin. Sana karşı gelene senin düşmanlığınla biz de karşı çıkalım. Amin. Allah'ım duamız budur, kabul etmek sana aittir.
Amin. amin. Amin. Her türlü güç ve kuvvete bürünen Allah'ım seni her türlü eksik şeylerden tenzih ederim.
Büyüklük ve ikram sahibi olan Rabbimi her türlü eksiklikten tenzih ederim. Tenzih edilmeye sadece kendisi layık olan zatı tenzih ederim. Bol bol bağış ve nimetlerin sahibini tenzih ederim. Yücelik ve ikramların sahibini tenzih ederim. Celal ve ikram sahibi Allah'ı her türlü eksikliklerden tenzih ederim. Ecmain. El-Fatiha ma selavat. Amin.
Şimdi birazdan sema edeceğiz. Semada yine her zamanki gibi bayan kardeşlerimiz içinden erkek kardeşlerimiz de dilerlerse hafif bir nefeste Allah'ı zikredebilirler. Geceniz hayır olsun. Semada buluşmak üzere.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.