Ali İmran Suresi 5-6. Ayetler. Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 19.01.2023
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 20 Ocak 2023 · 1:08:48
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim gündüzlüğünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed, Kur'an ve sünneti seneye sımsık yapışmayı nasip eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batıl batıl bitip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemize ve cümle ümmet-i Muhammed'i, Cenab-ı Hakk'ın indirmiş olduğu dine iman edip, anlayan, idrak eden ve yaşayanlardan eylesin.
Bugün Ali İmran Suresi 5. ve 6. ayetlerle alakalı dilimizin döndüğünce küçük bir sohbet edeceğiz inşallah. Buyur Hafız. Bismillahirrahmanirrahim. Yerde ve gökte bütün varlıkta hükmünün geçmediği, hükmünün geçmediği hiçbir alan, hiçbir perde yoktur.
O çünkü yaratmış olduğu kün diyerekten ol dediğinde oldurduğu bütün o varlık alemine hükmeder. Ve Cenab-ı Hak inkarcıların inkarını bilir, müşriklerin müşrikliğini bilir, münafıkların münafıklığını bilir, müminlerin müminliğini bilir, kim hata yapıyorsa hatasını bilir, kim günah işliyorsa günahını bilir, kim yanlış yapıyorsa yanlışını bilir, kim doğru yapıyorsa doğrusunu bilir, kim sırat-ı müstakimde gidiyorsa sırat-ı müstakimini bilir.
Ondan saklı, gizli hiçbir şey yoktur, o aynı zamanda bilendir her şeyi. Ve bütün yaratmış olduğu varlıkların hem fiilyatlarını bilir, hem de fiilyatlarının neticesini bilir. Başlangıcını bildiği gibi o varlığın sonunu da bilir. Ve Cenab-ı Hak bütün her şeyi bu manada yeniden yeniden yaratan ve yaratmaya devam eden bir Allah'tır.
Cenab-ı Hak bütün varlığı bir anda yok eder, bir anda da var eder. Siz, insanlar bunu anlayamayacak kadar hızda yapar. Bu hıza yetişmek mümkün değildir ve her an yeniden yaratırken daha fazlasını yaratır. İlave ederekten yaratır. O yüzden asla ve asla yaratırken onun için bir zorluk yoktur. Yaratırken herhangi bir alete, edevata, takım taklavata ihtiyacı yoktur. Yaratırken herhangi bir nesneye ihtiyacı yoktur. Yaratırken herhangi bir maddeye ihtiyacı yoktur. O hiçbir şey yok iken bir şey yaratır.
O bir şeyden de her şeyi yaratır. O yüzden onun yaratmasının akla, mantığa, sırra ermesi insanoğlunun mümkün değildir. Onun yaratmasına hiçbir akıl erdiremez. Hiçbir kalp onun yaratmasına manevi olarak güç yetiremez. O öyle bir yaratıcıdır ve öyle bir bilicidir. Hiçbir şey ondan gizli kalmaz. Kim neyi gizlerse gizlesin, o gizlenilen şey ona ayağındır. Ve en am ayet 9 gaybın anahtarları Allah'ın katındadır. Onları ancak o bilir. O karada ve denizde olanları bilir. Düşen hiçbir yaprak dahi yoktur ki Allah onu bilmesin. Yerin karanlıklarında olan her tane, kuru ve yaş, her şey mutlaka apaçık bir kitapta kayıtlıdır.
Ve o yarattığı ve yaratacağı her şey, her şey onun ilmi ilahisinde saklıdır, ilmi ilahisinde vardır. O ilmi ilahisinden vakti saati gelince her şeyi bir düzen üzerine, bir matematik üzerine, bir sistem üzerine yaratır. İnsanlar onun yaratmış olduğu matematiği, onun yaratmış olduğu sistemi çözmeye çalışırlar. İnsanlar yeni bir keşif yapmazlar.
İnsanlar sadece keşfettik dedikleri şey, keşfettikleri şey, kendilerine gizli olan bir şeyi, insanlar onu Cenab-ı Hak onlara buldurur. Ve Cenab-ı Hak onları buldurunca da onlar da zannederler ki, burayı biz bulduk, biz ettik, biz yaptık. Allah muhafaza eylesin. Bütün gaybın anahtarları, ilmi ilahisi, kendi zatının ilmi, kendi zatının ilmi kendisindedir. Hiçbir kimsenin kendi zatının ilmine ulaşması mümkün değildir. Ulaşılır, lef-i mahfuzdan belki de bazı levhaları, bazı perdeleri insanlar görebilir. Lef-i mahfuz ayrıdır. Allah'ın kendi zatının ilmi ilahi olarak nitelendirdiğim, zatının direkt, zatında saklı olan, zatında gizli olan ilmi kendisine aittir. Ve orası gaybdır, oranın anahtarı da Allah'ın kendisindedir.
Oradan sudur edip, oradan sudur edip, lef-i mahfuzda inen şeyleri ancak Cebrail bilebilir, ancak Hz. Muhammed-i Mustafa bildirildiği kadar bilebilir. Bakın, ilmi ilahiden kopup gelenleri, diğer varlığın, diğer varlıkta nefes bulmuş, vücut bulmuş olan varlıklar, onları belki de bir kısmını bilebilir. Ama Allah'ın zatında olan, zatında olan ilmi ilahisine hiç kimse ulaşamaz.
Allah'ın kendi katında olanı hiç kimse ulaşamaz. Cenab-ı Hak oradan bir damla sudur ettirirse bir şeyi, o da matematiğin üzerinedir, hesap kitabının üzerindedir. Onu normalde bir kimsenin onu bilebilmesi, kendince oraya vakıfım demesi, küstahlıktan ve cahillikten başka bir şey değildir. O ancak lef-i mahfuzda damlar, lef-i mahfuzda damlayınca o kimse ona aşina olabilir. O da veliliğin en üst mertebeleridir. O yüzden o hale ulaşmayan bir kimsenin kendi kendisine o haldeymiş gibi göstermesi de küstahlıktan başka bir şey değildir. Kibirlilikten başka bir şey değildir. Onun helakı mutlaktır. Tekrar altını çizerekten söylüyorum. Onun helakı mutlaktır. Çünkü Allah'ın lef-i mahfuzuna mahzar oldum demesi, o kimsenin helakına sebebiyet verir.
Çünkü görmediği, bilmediği bir şeyi görüyormuş, biliyormuş gibi söyler ki yalancıdır. Ortalıkta böyle yalancılarda çok olur. Kendi şeyhliklerini ispat etme noktasında, kendi şeyhliklerini meşhur etme, kendi şeyhliklerini böyle göz önünde tutma, şatata şatafata düşerler. Bunu söylerler, bunu söyleyenler hem bu dünyada da helak olurlar, hem de öbür alemde helak olurlar. Çünkü görmediği bir şeyi gördüm demek onun helakına yeter. Bilmediği bir manevi meseleyi bildim demek de onun helakına yeter. Allah muhafaza eylesin. Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren odur. Ondan başka ilah yoktur. Anne rahmindeki çocukları şekillendiren, onlara ağız, burun, göz, kulak, dil veren, onların vücutlarını şekillendiren, vücutlarını tamam eden, onların cinsiyetlerine hükmeden, kız mı olacak, erkek mi olacak, ona hükmeden ve onun gözünün renginden, teninin rengine kadar bütün her şeyini hükmeden,
dizayn eden, bir sistem üzerinde onu yaratan Allah'tan başka bir şey değildir. O yüzden ana rahmine, ana rahmine hiç kimse bu manada hükmedemez. Ana rahmine hükmedecek olan sadece ve sadece Allah'tır. O yüzden dilediğini dilediği gibi şekillendirir, bundan da sorumlu değildir. Allah yaptıklarından kullarına karşı sorumlu değildir.
Allah yaptıklarından varlığa karşı sorumlu değildir. Tabiri caizse, kudreti, kuvveti, ilmi, bilgiyi, hikmeti elinde tutan yegane güç Allah odur. O yüzden o ana rahmine düşen bütün nüfteyi istediği gibi tecelli ettirir, istediği gibi ona şekil ve şemal verir, onu istediği yöne çevirir. Ondan başka ilah yoktur. Evet kıymetli dostlar, Allah'tan başka ilah yoktur. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü. Muhammed Mustafa, onun kulu ve elçisidir. İlah, sadece Allah'tır. Tapılmaya layık olunan, zikredilmeye layık olunan, önünde secde edilmeye layık olunan, önünde saygıyla eğilenecek olan yegane ilah Allah'tır.
O yüzden Allah'tan başkasına secde etmez, Allah'tan başkasının önünde eğilmeyiz. Allah'tan başkasına, başkasından bir şey istemeyiz. Duamız Allah'adır, zikrimiz Allah'adır, ibadetimiz Allah'ıdır. İstediğimizi Allah'tan isteriz. Yaslanacağımız yer Allah'tır. Güveneceğimiz yer Allah'tır. Allah'tan başka ilah yoktur. Biz parayı ilah edinenlerden değilizdir. Biz gücü ilahlaştıranlardan değilizdir. Biz makamı ilahlaştıranlardan değilizdir. Biz dünyanın içerisindeki herhangi bir şeyi ilahlaştıranlardan değilizdir. Biz heva ve hevesimizi ilah edinmeyiz. Heva ve heves nedir? Kur'an ve sünnet-i seniyenin dışındaki her şey, düşüncemiz, fikrimiz, Kur'an ve sünnetin dışındaki algımız, heva ve hevesten ibarettir.
O yüzden Kur'an ve sünnetin dışındaki bütün dinsel her şey, heva hevesten ibarettir, şeytaniyetten ibarettir. Biz her dem, La ilahe illallah der, Allah'tan başka ilah tanımayız. Allah'tan başka hükmedici tanımayız. Allah'tan başka hiçbir şeyde kudret ve kuvvet aramayız. Biz Allah'ın Allah'lığına, Kur'an'ın ve sünnet-i seniyenin tarif ettiği o Allah'ın Allah'lığına iman ederiz.
O yüzden iman ettiğimiz Allah her şeye gücü yeten, her şey kendi kudretiyle, kuvvetiyle, ilmiyle, hakimiyetiyle elinin altında tutan Allah'tır. O her şeye galiptir. Allah'ın galip gelmeyeceği hiçbir şey yoktur. O bütün her şeye galiptir. Bu manada insanlar kendi kendilerine eğer Allah bu konuda galip gelmedi, güç yetirmedi, kuvvet yetirmedi, bu konuda Allah'ın buna gücü yetmez, Allah bunu serbest bıraktı, Allah bunu gevşek bıraktı, Allah ne yapacak ki?
Dünyayla mı uğraşacaktı? Veya varlıkla mı uğraşacaktı? Allah dünyayı yarattı bıraktı. Veya Allah evreni yarattı bıraktı. Veya Allah kozmoz diyorlar ya, kozmoz yarattı bıraktı. Öyle bir şey değil. Allah yerinde göğünde Allah'ı yaratmış olduğu her şey Allah'ın. Yaratmış olduğu her şey Allah'ın. Ve Allah yaratmış olduğu her şeye galip gelen. Yaratmış olduğu her şeye galip gelen. Allah Cebrail'in hükmünde değil, Allah peygamberlerin hükmünde değil, Allah yeryüzündeki ilahların hükmünde değil. Allah hiçbir şeyin hükmünde değildir. Her şey Allah'ın hükmündedir. Her şey Allah'ın hikmet dairesinde cereyan eder. Bakın hükmündedir, hikmet dairesinde cereyan eder.
Ve olan ve yaratılan her şeyde bir hikmet muhakkak vardır. Biz onu görmemişizdir, biz onu duymamışızdır, biz onu hissetmemişizdir. O yüzden Cenab-ı Hakk'ın galip olmadığı, galip gelmediği hiçbir şey yoktur. Hükmü ve hikmet sahibidir. Hükmü ve hikmet sahibidir. Ayet-i kerimesinin sonu budur. Çünkü önce galiptir, bütün her şeye galip gelmiştir. Ve her şeyi şekillendirmiştir. Ana rahmi de dahil. Bütün varlığı şekillendirmiştir. Bütün varlığı süslemiştir. Bütün varlığı nurlandırmıştır. Bütün varlığı nurlandırıp, şekil verip, onlara ruh üfleyen, onlara hayat veren, onları sevk ve idare eden, onların nerede, ne zaman, ne yapacaklarını kendi çiplerine hükmeden Allah, her şeye de galiptir.
Ve her şeye galip olan Allah, hükmü ve hikmeti kendi elinde tutar. Allah, varlığın üzerinde başka bir hüküm koyucu kabul etmez. Böyle bir şey de yoktur. Böyle bir şeyin olması da mümkün değildir. Bunun hilafına konuşanlar var, küfre düşüyorlar. Varlığın tamamıyla üzerinde hüküm sahip olan Allah'tır. Allah'tan başka, varlık perdelerinde, varlıkta, varlığın tecelliyatında, başkaca bir hüküm sahibi yoktur. Senin kaşını büyütmeyip, saçını büyüten, buna hükmeden Allah'tır. Senin hücrene hükmeden Allah'tır. Hücrenin içindeykenlere hükmeden Allah'tır. Varlığın hangi perdesine giderseniz gidin, o perdede hükmeden Allah'tır.
Başka bir hükmedici yoktur. Hani meşhurdur ya, benim Rabbim güneşi doğudan doğduruyor. Hadi sizin Rabbiniz de batıdan doğdursun. Basittir ama çok hikmet vardır. Evet, eğer başka bir ilah olmuş olsaydı varlığın üzerinde, eğer varlığın üzerinde başka bir hakim, başka bir hükmeden olmuş olsaydı, Allah'ın düzenini bozacaktı. Allah'ın kurgusunu bozacaktı. Ama Allah'ın kurgusu varoluştan itibaren, nice firavunlar gelip geçmiş, nice nemrutlar gelmiş, geçmiş, nice kendisini ilim erbabı, hikmet erbabı görenler gelmiş, geçmiş, Hiçbirisi de Allah'ın kurgusunu, Allah'ın matematiğini, Allah'ın yaratmasını bozamamış ve bozamayacak da. Bakın bozamamış ve bozamayacak da.
Çünkü, la ilahe illallah. Allah'tan başka ilah yoktur. Başkaca bir ilah olmuş olsaydı, o varlığın düzenini bozardı. Bize bozukmuş gibi gelen şey dahi, onun katında hikmet doludur. Biz onu yanlış görürüz, biz onu eksik görürüz, bizim görüşümüz yanlış ve eksiktir. Ama onun katında o, hikmete mütaliktir, hikmete tabidir, o hikmet doludur. Çünkü Cenab-ı Hak, kesinlikle ve kesinlikle aynı zamanda da hikmet sahibidir. Tabi, hüküm denilince, meşhurya çok ayet-i kerime geçer. Yani, hüküm Allah'ındır diye. Birçok ayet-i kerime okursunuz. Hüküm yalnızca Allah'ındır. Allah hüküm ve hikmet sahibidir. Allah'a hükmedince hiç kimse hiçbir şey yapamaz. Hükümle alakalı çok ayet-i kerime görürsünüz, Kur'an-ı Kerim'de.
Ve burada hükmü, ben böyle kendimce cahilane bir şekilde, geçen hafta siyasi tarafına az bir şey değindim, daha devam edeceğiz inşallah. Bu sefer de siyasetin dışında, varlığın üzerinde hükmü anlatmaya çalıştık biraz daha. Varlığın üzerinde de hükmedenin Allah olduğunu, yani evren dediğimiz, kozmos dediğimiz şeyi, Cenab-ı Hak'ın boşu boş bırakmadığını, çünkü bunu söyleyen bir kısım inanç diyemeyeceğim ama onlara sapkın fikir ve düşünceler var.
Hani Allah varlığı yarattı, boşu boşu bıraktı. Ne yaparsanız yapın dedi. Hani varlık da kendince, işte kendi kafasına göre takılıyormuş gibi söylemler var. O yüzden biraz daha bu tarafa doğru eğilelim dedik. Hakkınızı helal edin inşallah. Tabii burada, ben yazdıklarımı yine okuyamadım. Bütün gün uğraştım, hakkınızı helal edin. Yazdıklarımı da okumak biraz zor geliyor bana. Yazarken zor gelmiyor, okurken zor geliyor. Hakkınızı helal edin, okuyamayacağım çünkü. Allah muhafaza eylesin inşallah. Peki, bu akşamlıkta bu sohbet bu kadarlık, yetsin. İnşallah önümüzdeki hafta perşembeye, yine Allah sağlık verirse, izin verirse, güç, kuvvet verirse, önümüzdeki hafta başka bir konuyla inşallah devam ederiz.
İlmi irade nedir, külli irade nedir, aralarındaki fark nedir, bu iradelerin şuuru var mıdır, var ise cüz'i iradedeki tecellisi nasıldır? Allah kulunun iradesine müdahale eder mi? Allah müdahale ederse sürekli devam eder mi? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sürekli Allah'ın sıfatlarıyla mı yaşıyordu? İradesi Allah'ın teslimiyetinde miydi? Ben ticaretle uğraşıyorum, yurt dışına mal satıyorum, Yahudi bir müşteriye parasını alıp mallarını göndermesem olur mu? Olmaz. Uyanıya baksa. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme cehennem nerede diye sorduklarında, Sübhanallah, gündüz geldiğinde gece nereye gidiyorsa buyurmuştur.
Peygamberimiz burada neyi kastetmiştir? Gündüz geldiğinde gece nereye gidiyor? Muhteşem bir cevap olmuş. Bu soru nerede geçtiyse hadisi, bu soruyu soran bayan mı erkek mi? Hadisi buldun mu? Bunlar sıkıntılı şeyler. Bakayım, yani şimdi cevaplarım onu da hadise daha böyle teferratlı konuşuruz. Yani yoksa gece ve gündüz izafidir, geçicidir yani, kalıcı değil, hakikatte gece gece değildir, gündüz de gündüz değildir. Şimdi buradan girersem ben, bu sıkıntılı bir yere gider.
Biz gece olarak görürüz. Biz gündüz olarak görürüz. Allah katında gece ile gündüzünün arasında bir sıkıntı, bir fark yoktur. Aslında bizim için de öyledir, bir yanılsamadan ibarettir. Biz güneş, dünya güneşin etrafında döner, güneşin etrafında dönerken normalde güneşe doğru dünyanın yüzü ne tarafı değdiyse orası gündüz olur. İzafidir aslında. O zaman gece de izafidir. Böyle bakarsak bu sefer, yani bu meseleye buradan baktığımızda sıkıntılı bir durum çıkar. O yüzden hadis-i şerife ben, sen bir bak, nerede geçiyor, hadis kitaplarından araştır, tamam mı? Geçen hafta derse başlarken konuştuğum için özür dilerim. Bu tarih boyunca bütün herkesin problemi olmuş.
Çok konuşmak istiyor herkes. Öyle ki böyle, normalde işte Sufiler, örnekliyorum, bir büyünün yanında susarlar. Büyük ona bir şey sorarsa konuşur. Bir şey sormazsa konuşmaz.
Bir şey sormadı. Hiç konuşmaz. Şimdi bazen ben Şeyh Efendi ile yolculuklarımızı anlatıyorum. Edeb olsun diye anlatıyorum. Gelir arabaya biner, selamun aleyküm aleyküm selam efendim. Hayırlı yolculuk Mustafa Efendi. Allah razı olsun efendim. Bu kadar. Konuşmadı. Hiç konuşmazsın. Bir şey sorabilir miyim bile diyemezsin. Bu kadar. Sen şoförlüğüne bak. Hiç sormam. Hiç konuşmam. Bir şey sorar. Başlarız konuşmaya. Öbür türlü konuşmam. Şeyh Efendi'nin yanında örnekliyorum bunu yani. Hacı anne bir şey söylerdi bana.
Ben susardım. Konuşmam. Ben cevap bile vermem. Mustafa Efendi sana diyorum der. Ben susarım. Ben Şeyh'ime bakarım. İşaret ederse cevap veririm. İşaret etmezse konuşmam. Hatırlamıyorum konuştuğumu. Dervişlik edeptir. Bir üstad konuşurken lafı kesilmez. Sohbetin arasında. Öyle dedi de. O da. Yapılmaz. Edeb lazımdır. Bilgiçlik taslanmaz. Sufilik adabıdır bu.
Bir bu nereye giderseniz gidin. Gittiğiniz yerde edebinizi gösterin. Bir yere gittiniz. Orada üstad geldi. Oturdu değil mi? Yanındakinden konuşmayı kesersin. Gelmiş oturmuş oraya. Asla konuşmazsın. Yanındakine öte git bile demezsin. Geçen hafta dedim ya. Çayını karıştırırken dahi Sufi edeple karıştırır. Ses çıkarttırmaz. Bu terbiyedir. İnsanın nefsi patlar. Konuşacak ya illa ki. Müdahale edecek ona. Söyleyecek illa ki. Başından geçen bir hadiseyi anlatacak o. O da anlatacak.
O ne kerameti görülmüş onun üzerinden. Onu anlatacak o. O konuda onun bir rüyası var muhakkak. Bir şey anlatıyor. Üstad bu konuda ben bir rüya gördüm. Ben bir rüyamda şöyle şöyle şöyleydi. Anlatacak onu. Onu durdurmak o kimsenin kendisini durdurması cihat. Durduramaz ki. Veya o konuda bir hal görmüştür o. Orta yerde herkes susarken o bir ben bu konuda bir hal gördüm hemen anlatır. Tabi ya o hal görmüş. Büyük mesele. O bu konuyla alakalı daha bu konu gündemde yokken rüya görmüş, hal görmüş. Keramet yaşamış, başına bir şeyler gelmiş. Anlatacak onu.
Bu sufilik değil. Bakın bu sufilik değil. Üstad dedi mi varsa sorusu olan sorsun. Varsa rüyası anlatacak olan anlatsın. Varsa halini anlatacak olan anlatsın. Böyle bir şey dedi mi demedi. Sen ne anma ben bir rüya anlatabilir miyim diyorsun. Bir tek sen mi rüya gördün. Sen ne anma benim bir halim vardı anlatabilir miyim. Dedi mi anlatabilirsiniz diye demedi. Sen ne anma diyorsun. Sordu mu sana. Sormadı. O yüzden dikkat etmek lazım edebe. Dikkat etmek lazım. Sufilik Abdullah Gürbüz Efendi geldi gitti.
Ondan önce Çorumlacı Mustafa Efendi geldi gitti. Mustafa Özbağ da gelmiş gidiyor. Ardından birisi daha gelecek. Ardından birisi daha gelecek. Yol bu. Ama arkaya biz edep bırakalım. Allah affetsin kendimi met etmek için değil. Bir şeyhin huzuruna gittiğiminde o Şeyh Efendi Şeyh Efendi'ye telefon açardı. Telefonu bilmiyorsa dedi ki Abdullah Efendi'nin telefonu var mı sende? Var efendim. Ben verirdim hemen cep telefonunu. Benim arkamdan telefon açmış birisi. Abdullah Efendi hayran kaldım demiş. Ne edepli demiş. Şeyh Efendi beni aradı. Oğlum ne yaptın dedi. Bir şey yapmadın mı efendim dedi. Şeyhe yaklaşılırken üç adım yapılır ya.
Ben üç adım yaptım. Bir şey sonuçta. Üç adım biliyor musunuz siz? Şeyh Efendi oturuyor diyelim değil mi? Alın bunu kenara. Şimdi Şeyh burada oturuyor diyelim. Ona gelecek ya ona normalde bir şey söyleyecek. Bir şey konuşacak. Boynunu büktü. Ondan sonra bir adım attı. Sol ayağını baş parmağının altına getirdi. Bir adım daha attı. Sol ayağını yine baş parmağının altına getirdi. Bir adım daha attı. Sol ayağını yine baş parmağının altına gitti. Eğildi elini öpmek için. Çok özür dilerim. Şeyh Efendi orada oturuyor değil mi?
Oturuyor orada. Sen sıra sana geldi görüşsen değil mi? Bu yok. Nereden çıkardınız bunu? İsterse Şeyh Efendi yerde oturuyor olsun. Sen mesafeni ayarla. Üç adımda gel. Sonra sağ dizini çök. Elini öpeceksin diyorsan elini öp. Görüşecekse otur yavrum dedi. Oturdun. Hemen ayağını aldın altına oturdun. Öbür türlü sağ dizinin üzerinde. Sol ayağın kalkık. Arkadakiler anlıyor musunuz? Görüyorsunuz da değil mi? Evet sol diz kalkık. Sağa yan çökük. Geldin elini öpeceksin veyahut da bir şey soracağım. Bir şey soracaktım.
Otur sor. Tamam. Oturdun. Emekleyerekten şeyhin önüne gidilmez. Sürünerekten şeyhin önüne gidilmez. Şeyhe üç adım yapılır. Dergâhta, tekkede, sohbet yerinde şeyhten başka hiç kimseye üç adım yapılmaz. Halifeye de yapılmaz. Halifeye de yapılmaz üç adım. Ne zaman şeyh oldu o zaman üç adımı hak eder. Bu ama hangi şeyh olursa olsun. Gittiniz bir şeyhin yanına. Değil mi? Üç adım yapacaksınız. Boynunu bük. Gözün böyle gözünün ucunla ona bak. Bir adım dağıt. Gözünün ucunla bak. Böyle bakılmaz şeyhe. Gözünün ucunla bakarsın.
Gözünün ucunla yaparsın. Konuşmazsın hiç. Asla. O yüzden itikafa niyet etmişler. Büyüklerin büyük bir çoğunluğu. Ne zaman şeyh efendi serbestsiniz dedi. Ders bitti. Otur, konuş, sohbet et, tanış. Eyvallah. Çay iş, çorba iş. Ne yapıyorsan yap. Sıkıntı yok bunda. Allah bizi affetsin. Satranç oynamak caiz midir? Bunu normalde Hanefilerin büyük bir kısmı cevaz vermişler. Caiz görmüşler. O yüzden bir sıkıntı yok. Allah'ı zikir eden, dervişe zulüm eden, zalimin hali, sonu ne olur? Ne yapacaksın? Normalde hali perişan mı olsun istiyorsunuz? Kalp gözü nasıl açılır?
Açacak zikirler nelerdir? Hep kalp gözünüzü açmak istiyorsunuz. Hiç kimse takvayla alakalı ne yapabilirim diye sormuyor. Evet, kalp gözünüz açılır kırk gün sabah namazına. Kalkın sabah namazından sonra beş bin tevhid okuyun. Ama kalp gözünüzün açılması için değil. Allah için yapın. Bu soru cevaplamayacaktım aslında. Yani kalp gözü açılması için ne yapalım? İyi, aya çık. Kalp gözü açılması için ibadet mi eder insan? İbadet Allah için olur. Hal göreyim, kalp gözüm açılsın, yok keramet sahibi olayım. Bunun için ibadet edilmez. Bunlar doğru sorular bile değil. Yarı soyut, yarı somut alemde var olduğu söylenen efsanelere konu olan Kaftan'ın gizemi hakkında bildiklerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Yarı soyut, yarı somut bir alem bilmiyorum. İlk yaratılan Adem, Hazreti Adem midir? Havva annemiz nasıl yaratılmıştır? Allah ilk yaratılan o Adem, kast edilen Adem, ilk yaratılan Adem'dir. Sonra Cenab-ı Hak ne kadar Adem, ne kadar Havva yarattı bilmiyoruz. Havva'nın yaratılmasıyla alakalı İşte bazı rivayetler var ya, hani Adem'in kaburga kemiğinden yaratıldı diye Normalde, tabi bunlar müteşabih hadisler.
O yüzden bu müteşabih hadisleri insanlar diledikleri gibi yorum yapabilirler. Bunların üzerine fazla yorum yapmaya gerek yok. Ben şöyle düşünüyorum. Üç buçuk milyar yıl olmuş dünya var olalı. Üç buçuk milyar yıl içerisinde kim bilir kaç sefer bu dünya helak oldu, kaç sefer battı, kaç sefer çıktı. Kim bilir kaç sefer bir sürü Adem'ler yaratıldı.
Evet ama ilk yaratılan Adem bu ayrı. Bunu muhakkak ayrı tutuyorum. Ayetle sabit, hadislerle sabit, onun üzerinde herhangi bir soru işareti yok. Evet bu cehennem. İki tane soru var bununla alakalı. Yine peygamberimize cehennem nerede diye sorulduğunda, gündüz geldiğinde gece nereye gidiyorsa denmiştir. İki tane soru gelmiş. Geçen hafta da o zaman tamam. İlmi irade nedir? İlmi irade bir hücreye verilen Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu ilim. Onun kendi içerisinde bir irade var mı?
Evet. Cenab-ı Hak buğdaya ilmi iradesinden verdi. O buğdaya ilmi iradesinden verince o buğday tanesi havanın toprağın durumuna konumuna göre ama patlayacak, filizlenecek ama patlamayacak. Bu bütün varlığın üzerinde bu ilmi irade vardır. Bütün varlık nerede, ne zaman, ne şekilde hareket edeceğini Cenab-ı Hak onu kendi ilminden oraya nakşetmiştir. O yüzden o ilmi irade, bütün varlığın bütün perdelerinde geçerli olur. Külli irade nedir? Cenab-ı Hak bütün varlığın üzerinde, varlığın üzerine bir külli iradesi vardır. Bu külli iradesini hiç kimseyle paylaşmaz. Bu irade, bu hüküm az önce sohbet ettiğimiz nokta buydu. Allah'a aittir.
Aralarındaki fark nedir? Aralarında külli irade, bütün tamamını kapsar. İlmi irade dediğimiz şey de, normalde buğdayın kendi içerisindeki iradesini kapsar. Buğdayın kendi içindeki iradesi, diğer buğday tanesini bağlamaz. Bu iradelerin şuuru var mıdır? Bu manada bütün iradeler, bu manada kendilerince, kendilerine ait bir şuurları vardır. Var ise cüz-i iradedeki tecellisi nasıldır? İnsanlardaki cüz-i irade ise farklıdır. Buğdaydaki ilmi irade ile insanlardaki cüz-i irade farklı bir şeydir. Biz cüz-i irademizde hürürüz. Ama buğday tanesi ilmi iradesinde hür değil. Arasındaki fark bu. Allah kulunun iradesine müdahale eder mi?
Allah isterse her şeye müdahale eder. Ama kulun cüz-i iradesini hür bırakmış, serbest bırakmış. İmtihanın sırrı buradadır zaten. Dileyen, Cenab-ı Hak'ın çizmiş olduğu hidayet yolundan gider diyor. Dileyen kendi heva ve hevesinin istikametinde gider. Bu iradeyi Cenab-ı Hak bize hür bırakmış. İmtihanın sırrı bu. Allah müdahale ederse sürekli devam eder mi? Ben müdahale edeceğini söylemediğim için bu soruyu da es geçiyorum. Bakın, velilerin, büyük mürşitlerin Cenab-ı Hak'ın onların kalplerine vermiş olduğu ilhamla onlara yön çevirmesi, yön vermesiyle bizim gibi basit kullarının cüz-i iradelerine uymaları veyahut da ona müdahale etmesi düşünülemez. Allah peygamberlerinin iradesine müdahale eder.
Allah velilerinin, dostlarının iradelerine müdahale eder. Ama diğerlerinin iradelerine müdahale etmez. Birisi kalkıp da Allah bunu böyle istedi, ben de bunu böyle yaptım derse, bu sefer yapmış olduğu hatayı, günahı, kusuru, yanlışlığı Allah'ın üzerine atfediyor, iftira atıyor. Şirk. Allah muhafaza eylesin. Böyle şeyler çıkıyor şimdi. Allah bunu böyle istedi. Sana beyan mı etti? Sana ayet mi geldi bu konuda? Kim tebliğ etti sana Allah'ın öyle istediğini? Böyle sufiliğe vurdurarak, dervişliğe vurdurarak kendisi çok hikmet sahibi. O öyle istedi. İyi, senin cüz-i iradenin bir anlamı yok yani.
Sen velilerden oldun, öyle mi? Allah muhafaza eylesin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sürekli Allah'ın sıfatlarıyla mı yaşıyordu? Hepimiz onun sıfatlarıyla yaşıyoruz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de onun sıfatlarıyla yaşıyordu. Biz de sıfatlarıyla yaşıyoruz. İradesi Allah'ın teslimiyetinde miydi? Evet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin iradesi direkt Allah'ın teslimiyetindeydi. O heva ve hevesinden hiç konuşmadığı, o benim emirlerimi yerine getirdiği ayet-i kerimesi bu. Bir kişiye bir mal satıyoruz, malın ücretini altı ay sonraya verecek şekilde on bin TL olarak anlaşıyoruz. Alışverisi senet olarak yaptığımızda malı alan kişi altı ay sonra ücretini ödemediğinde seneti mahkemeye verip o kişiden on beş TL aldığımızda bu faiz olur mu?
Olur. Senet yapılmadığında sadece söz olarak söylense alıcı da altı ay sonra borcunu ödemediğinde bir sene sonra ödediğinde gene on bin TL vereceğim dese satıcı da hayır on bin TL verdiğinde ben zarar ediyorum. On üç bin TL vermen lazım dese aradaki fark faiz olur mu? Evet. Bu durumda satıcının doğru yapması nasıl olur? Peşin sat. Peşin sat kardeşim.
Şimdi altı ay sonu on TL'yi ödemedi. Şimdi ödemi bir kimse gönünde ödemediği zaman bir de işin bu tarafı var bakın. Çek verdi, senet verdi. Çek verdiğinde senet verdiğinde onun hukukunu kabul etmiş oluyorsun. Çekin ve senedin hukukunu kabul ediyorsun. Bunu hiçbir zaman unutmayın. Bir yerden bir ister senet verin ister senet alın. Senet de verseniz, senet de alsanız içinde bulunduğunuz devletin ticaret yasasını kabul ettiniz. Ticaret yasasını kabul ettiğiniz anda vermiş veya almış olduğunuz senet veya çek, mevcut içinde bulunduğunuz devletin yasaları neyi emrediyorsa onu yerine getireceksiniz. Bununla mükellefsiniz.
Sistem İslami mi? Değil. Yani biz Müslümanlar bunu kabullenmekte zorluk çekiyoruz. Ben ilk 35 yıl önce Darül Harp, Darül İslam meselesini okuduğumda ve bunu sohbetlerde söylemeye başladığımdan beri eleştiri yağmuru altındayım ben. Ama bunu dünya üzerindeki İslam dünyası ya anlamak istemiyor ya da doğru anlatılmıyor. Bizde şöyle bir düşünce var.
Ya bu kanunlar, bu hukuk sistemi komple İslami değil. Sen İslami olmayan bir hukuk sisteminin içerisinde yaşıyorsun. Ve sen burada ticaret yapıyorsan, memursan, işçisen, amirsen, her neysen, mevcut Türkiye Cumhuriyeti devletinin yasalarına uygun yapmakla mükellefsin. Bunu kabullenmiş oluyorsun zaten.
E sen bir tane senet verdin şimdi karşıya. Sen o karşıya o senedi verdiğin anda diyorsun ki ben Türkiye Cumhuriyeti'nin ticaret yasalarına, bu senetin yasasına ve icra iflas kanununa uygun hareket edeceğimi beyan ederim. Yani o senedi sen gününde ödemezsen, karşı taraf senden faiz alacak. Sen bangır bangır bağırmaya hakkın yok benden faiz aldı diye. Sebep, sen o senedi verirken zaten onu biliyorsun. Bilerekten o senedi veriyorsun. Ödemeyecek olan bir kimsenin senet vermesi de ödemeyeceğini bile bile borçlanması o da günah kebair. O günah kebair işliyor.
Kendisi ödemeyecek. Ödemeyeceğini niyet ederekten birisinden çekle senetle açık hesap mal aldı ama ödemeyecek gününde geciktirecek. O günah kebair işledi. Haram işliyor o. Şimdi bizde şöyle bir şey var. Senedi veriyor. Senedi verirken karşıdaki kimseye o senedin hukukunu, hükmünü kabul ettiğini ya bilmiyor ya da işine gelmiyor. 6 ay sonra ödemedi. Karşıdaki seni, karşıdaki seni icraya verdi. Ve icrayla senden ama mal aldı ama parayı aldı. Tabi arada da vade farkı çıktı. Devletin koyduğu faiz çıktı. Şimdi diyor ki, sen faiz alıyorsun. Sen ne ödemedin gününde? Sen gününde neden ödemedin?
Ses yok. Başımdan geçen bir vakayı anlatayım. Adam imammış. İmam. Çeki ödememiş. 2 yıl sonra, 3 yıl sonra çıktı geldi. Dedi ki, arkadaşlar sizin bize mal vardı. Evet. Benim borcum var. Evet. Dedim, bilmiyorum. Çeklerin hepsi. Dedim, avukatta. Biliyorum dedi. E biliyorsan öde ol zaman dedim. Faiz istiyor dedi. Ben ne güldüm. He istiyordur dedim. Siz nasıl müslümansınız ya dedi. Faiz alıyorsunuz dedi.
Sen ne iş yapıyorsun dedim ben. Ya ne yapacaksın benim ne iş yaptığımı dedi. Yok dedim, senin yüzünde imam yüzü var dedim. İmam mısın sen dedim. Elhamdülillah dedi. Dedim, sen nasıl imamsın? Ben şimdi buna. Bu öyle durdu. Dedim, 3 yıl önceki parayla ödeyeceğim diye uğraşıyorsun dedim. Benim malımı sattın mı dedim ben. Sattım dedi. Benim malımı sattığın halde neden ödemedin benim paramı dedim. Benim hakkımı gasp ettin sen dedim. Bu böyle baktı şimdi. Dedim, sen benim hakkımı gasp ettin. Sen dedim benim hakkımı gasp ederekten bana zulmettin dedim. Senin dedim ödemeye gücün olduğu halde ödemiyorsan dedim. Her geçen gün bana zulmetmiş oldun dedim.
İmam Allah'ına, dinine, imanına söyle dedim. Bu parayı ödeyecek para eline geçti mi geçmedi mi dedim. Sustu. Yalan söyleseydin dedim. Seni lanete çağıracaktım dedim. Lanetleşmeye. Sen şimdi hangi yüzde gelip de bana dedim ben. Faizcisin diyorsun bana dedim. Bu durdu şimdi. Çeki dedim kullanıyor musun? Otur dedim şuraya. Sana dedim yeni fetva öğreteyim ben dedim. Diyanet bunu öğretmez sana dedim. Bu çeki kullandığın anda dedim ben. Çekin hukukunu kabul ediyorsun sen dedim. Çekin hukukuyla beraber ticaret hukukunu da kabul ediyorsun. Çekin hukukuyla beraber icra-i iflas hukukunu da kabul ediyorsun dedim. Bu çeki bana dedim verdin ödemedin değil mi dedim.
Ödemedin. Devlet bir yasa çıkardı dönen çeklerin hiçbirisi de ödenmeyecek deseydi dedim. Benim param yandıydı. Benim senden istemeye yüzüm yoktu dedim ben. İsteyemezdim. Çünkü devlet çekleri dedim ben feshetmiş. Senin kanına kalmıştı dedim. Bu kaldı imam şimdi. Ya Mustafa Bey işte siz bir iyilik yapsanız da ben sana iyilik yapmayacağım dedim. Benim iyilik yapacağım yer var dedim. Ben iyilik yapacaksam oraya yaparım senin gibi lira yapmam dedim. Sen git parayı öde dedim. Ya az bir şey indirseydin. Yok dedim az bir şey de indirmeyeceğim. Hiçbir şey yapmayacağım dedim sana. Sen dedim gideceksin ödüyorsan ödeyeceksin. Ödemiyorsan hiç ödeme dedim. Mahşer yakın insanlara dedim.
Ben zaten dedim batmış iflas etmiş gitmişim dedim ben. Olanım olmuşum ben dedim. Habir fazla haber eksik dedim. İster öde ister ödeme dedim. Sonra gitti avukatla anlaştı. Mustafa Aslan'ın artık neyi nasıl anlaştı bilmiyorum. Ondan sonra ödedi yalnız. Şimdi bir kimse ticaret yapıyor. 6 ay sonrasına senet mi verdin? Evet ya gününde ödeyeceksin. Ya da o senedin hukukunu kabul ettin. 6 ay sonrasına çek mi verdin? Evet ya o çeki ödeyeceksin. Ya da o çekin hukukunu kabul ettin ya sen. Bizim benim öyle iflas ettim ben. Bu Tansu Çiller hükümeti beni iflas ettirdi. Çek yasasını bir değiştirdi. Bizim çeklerin hiçbirisi de ödenmedi.
Bakın hiçbirisi ödenmedi. Çünkü çek yasasını değiştirdi. Çek de cezayı kaldırdı. Evet. Hiçbirisi de ödenmedi. Tamam. Kimsenin kapısını çıtlatmadım ben. Bak bir Allah'ın kuluna demedim. Senin bu kadar borcun var diye. Mustafa Özba dedim. İflas çekmişsin. Gitti çekler bizim. Veysel aşkına dedim. Veysel ne olacak şimdi bu çekler dedim. Hepsi de öldü dedi. Kağıt hükmünde dedi. Hiçbir şey alamayacak mıyız dedim ben. Hiçbir şey alamazsınız dedi. Yok dedi. Vicdanına kalmış bir kimsenin. Gelir öderse öder dedi. Bitti. Ben bir kişinin kapısını tıklamadım. Neden? O çeki aldın. Çekin hukukunu kabul ettin.
Şimdi mesela altı ay çek sorulmadı değil mi? Çeki verdin bir yere. Altı ay geçti. Altı ay sonra adam elinde çekle geldi. Yürü git kardeşim bak işine. Nasıl yani? Altı ay içerisinde alsaydın paranı. Sordursaydın. Benim sende alacağım var. Çeki almışsın sen. Bu çektir kağıt hükmüne çıkmış şimdi. Ben ödeyip ödememekte hürüm. Nasıl yani? Bas be. Sen bu çekiğin yasasını kabul ettin çünkü. Ya işte ayrı mesele. Ha diyeceksiniz ki senin şahsi çekin oldu mu? Olmadı. Ama normalde mesela ticarette var. Adam alıyorsun müşteri çeki veriyorsun başka yere. Verdiğin yer götürüyor bankaya teminat olarak veriyor. Verdiğin yer bankaya teminat olarak verdin.
Adam bankaya ödeyemedi. Teminatı da normalde çekti orada döndü. Banka vermiyor adama şeye. Çeki o adama. O adam problemlerini çözüyor, geçiyor, gidiyor. Bir sene sonra geliyor senin yanına. Diyor ki böyle bir tane müşteri çeki vardı. Bakıyorsun. Aha benim arkasında imzam var. Tamam. Kardeş bu çek kağıt olmuş git kendini bul adamın oradan al. Ya nasıl hukukunu kabul ettin. Evet bu ticarette bunun gibi bir şey. Çek ve senet verenler ve alanlar sonuç itibariyle çekin hukukunu. Dolayısıyla icra iflas hukukunu. Dolayısıyla ticaret hukukunu kabul ettin. Bankaya parayı yatırdın. Bankaya parayı yatırınca bankacılık yasasına bağlı oldun. Ne diyorlar?
Ne o? BDDK'ya tabi oldun. Ya bankada benim 500 milyarım vardı. Devlet o gece açıkladı. Bankada hesabı olanların hepsine el koydum dedi. Hiçbir şey yapamazsın. Sen diyor bankaya parayı yatırıyorsun. Diyorsun ki ya ben bu 100 milyarı 50 milyarı neyse çekmek istiyorum. Bir gün önce sinem haber vereceksiniz diyor. Ulan bu benim param değil mi? Senin paran. Ama diyor ödemiyoruz diyor. Bir gün sonra geleceksin. Ben şeye gittim. Hani emekli etmedi ya beni edepsizin teki. Ben mahkeme karayıyla emekli oldum. Arada günlerin o eski ödenmeyen şeyler banka hesabına yatırılmış. İyi. Biz şimdi gittim ben bankaya.
Geçmiş gün şimdi ne kadarsa. Savaş geldi mi? Savaş da vardı herhalde ya. Savaşla beraber gittik. Peki. Dedim benim emeklilik param yatmış. Baktılar evet yatmış dediler. Verin paramı. Veremeyiz dediler. Neden dedim ben. Yarına veririz dediler. Bu para benim mi dedim ben. Senin dediler. O zaman bir kağıt verin veremediğinize dair dedim. Niçin dedi. İcra edeceğim sizi dedim. Siz dedim. Bir gün vermeyince icra ediyorsunuz ya. Ben de edeyim dedim. Veremeyiz. Vermeniz lazımdı ben şimdi. Biraz böyle ses yükseldi. Arkadan bir müdür yardımcısıymış o bayan. Mustafa hocam dedi. Aha bitti lan dedim. Hiçbir şey kalmadı gene. Baktım nasılsınız?
İyi misiniz? İyiiz dedim. Sen nasılsın? İyi misin? İyi. Tanımıyorum ben kendisini. Ben dedi tekkenize geliyorum. Her cumartesi lokmayı yiyorum dedi. Aha dedim. Şu lokma dedim ya. Bütün dünyaya duyuldu dedim. Hamdolsun dedim ben. Hocam ne oldu ya dedi. Dedim paramı vermiyorlar dedim ben. Tamam mı? Dedi ya. Böyle dedi. Kaideler oluyor hocam. Kusura bakma dedi. Hemen kartını aldı. Arkaya bir kaşe vurdu. Hemen bir imzaladı. Yarın dedi. İstediğiniz saatte gelin. Hem dedi sıraya mıraya da girmeyin dedi. Direkt benim yanıma gelin dedi. Ama bağladı dedim ya. Yapacak bir şey yok dedim ben şimdi. Ondan sonra neyse. Gittim. Ertesi gün. Ondan sonra. Öğlenden sonra gittim bak artık.
Dedim işleri hafiflesin. Tabi canım bırakır mı şimdi beni? Bırakmıyor. İllaki çay kahve yapma etme falan. Hemen bir hesap açtı bana. Emeklilik hesabı açtı. Bilmem ne yaptı. Şunu yaptı. Bunu yaptı. İmzalattı bana evrakları. Parayı da saydı benim elime verdi. Dedi var mı bir emrin hocam dedi. Dedim Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Sen dedi hiç sıraya girme. Geldiğin zaman dedi kartı göster direkt benim yanıma gel dedi. Teşekkür ederim dedim. Allah razı olsun çıktım. Tabi benim şimdi hayatım boyunca ilk defa ben böyle bir alışveriş yapmamışım. Bir şey etmemişim. Bana böyle bir toplu para gelmiş. Ben bir paraya bakıyorum. Bir kendi kendime düşünüyorum.
Ulan bunlar bir yanlışlık yaptı mı acaba diyorum. Ondan sonra hani Mustafa Özbağ affedersiniz yanlışlık olmuş. Verin parayı diyecekler. Onu bekliyorum ben şimdi. Ulan ömrümce öyle para almamışım ben. Biz hep böyle ha babam biz böyle tırmalıyoruz her şeyde. Ulan parayı aldım böyle. Bir de çaldırmayayım diye iki tarafa ayırdım böyle. Ondan sonra. Gidiyorum arkaya arkaya bakıyorum buzağlı inek gibi. Ondan sonra ta Orhan Camii'nin oraya geldim. Hala da arkaya arkaya bakıyorum. Hani birisi koşarak gelecek. Gözümün önünde öyle bir şey var. Mustafa Bey dur dur yanlışlık yapmışız diyecek. Ulan ben tamam ya bekliyordum zaten. Hani muhakkak bir şey çıkacak.
Döneceğim geri parayı vereceğim geri. Yok. Ben iniyorum oradan aşağı doğru. Ahmet Hacer'i aradım. Ulan Ahmet Hacer dedim. Nasıl bir psikolojiyse bendeki yavrum dedim. Parayı aldım cebime koydum dedim. Buz ağlı inek gibi arkaya bakıyorum boyuna dedim. Çağıracaklar alacaklar diye dedim ben. Ömrümce böyle bir para gelmedi bana istedim. Ya ben dedim muhakkak hani bir de Allah affetsin. Böyle bir zorlanacağız, sıkıntı yaşayacağız. Öyle o para bize gelinceye kadar kaç dereden geçeceğiz biz. Ondan sonra ne Ahmet Hacer dedi. Baba ya dedi ya. At artık şu psikolojizleri. Ha sen at deyince atıldı şimdi dedim. Gitti. Dedi baba hayırlı uğurlu olsun dedi. Ondan sonra işte mübarek olsun işte şöyle işte böyle iyi.
Neyse geldim ben büroya. Parayı kasaya koydum. Üç ay dokunamadım bir şey çıkacak diye. Ama hakikati bir şey çıkar. Ben paraya dokunmayayım. Paraya dokunursam şimdi ödemekte zorluk çekerim bir de geriye. Para durdu öyle üç ay. Ulan üç ay sonra savaşa tabii arada soruyorum. Savaş bu meselede bir şey çıkar mı? Savaş'ın şey bürokratik cevap. Efendim yargıtay sizi emekli etmiş. Hiç kimse bir şey yapamaz. Ulan diyorum bu böyle konuşuyor. Ama diyorum yine de bir şey çıkar mı çıkmaz mı? Onu da bıktıramıyorum şimdi. Arada bir soruyorum gene ona. Savaş var mı bir sıkıntı? Bir şey çıkar mı? Çıkmaz efendim. Sen parayı harca diyor. O da biliyor para duruyor kenarda.
Üç ay sonra bir eminlik geldi bana. Parayı öyle harcadık. Şimdi bir şey yapıyorsunuz ya. Çek senet neyse. Emeklilik neyse. Orada devletin kanunu geçerli. O yüzden onu kabul etmiş oluyorsunuz. Kısaca söyleyeceğim şey bu. Allah bizi affetsin inşallah. İftali zikr fa'ala mennehu. La ilahe illallah. El Fatiha ma selavu da'Allah.
Ey cümayin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.