Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 30:46
Selamun aleyküm. Allah gecenizi ailesin. Canavar gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı yıldızın ömürünüzde hayırlı eylesin. İnşaattaki muharada birkaç gündür bir iki seyahatimiz oldu oradaki arkadaşlarımla. Hepinize selamun aleykesele. Küfre düşmek ne demekiz? Küfür örtmek, bir şeyi gizlemek, şerî manata bir kimsenin tam ve sünnet doğrusundan satması, onu gizlemesi, onu örtmesi, merhaleleri var.
Öyle küfür noktası vardır ki insanların bütün olduğuna kadar yapmış olduğu ibadetlerin hepsi de silenir. Öyle küfür noktası vardır ki haç müstesna silenir. Haç ibadeti durur, geri kalan silenir. Öyle küfür noktası vardır ki işte namazı haççı kalır, orucu kalır, geri kalan ibadetleri, hayırı, amelleri silenir. Öyle noktası vardır ki işte fazla birşeyse sililmez, tövbeyle mesele hayırlı. Bunlar merhale merhale.
Diyeceksiniz ki bunları neden anlatıyoruz, neden? Hiç konusu olmuyor. Bende Ahmet Gümüşhanevi Hazretlerinin en fazla küfür diye bir eser var. Değişik isimler altında Türkçe çevrili yazılmış. Ben de biraz eskiydi o bendeki eserim. Ben oradaki o küfürle alakalı meselelerin böyle cemi gibi bir şeydi o. Ben o oradaki küfürle alakalı o Risale'ye o küçük kitapçıyı okuyunca dedim ki bu dışarıda ders olarak anlatılırsa sohbete gelenlerin veya bu sohbeti dinleyenlerin hepsi de büyük bir ümitsizliğe düşer. Kendimce. Bazı sohbetler vardır, bazı doğrular vardır. Zamanı değildir o sohbetin yapılması, o doğrunun konuşulması.
Bu ilmi örtmek değildir. Bu veya doğruyu eğip bükmek değildir. Doğrudan kaçmak değildir. Hani bir topluluk, bir kavim yeni müslüman olmuş. Yeni müslüman olunca hadislerde geçer bu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler onlara zekatın farziyetinden bahsetmedi. Sahabe bunun hikmetini sormuş demiş ki ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Zekatı anlatmadınız. Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretler onlara cevabın demiş ki bunların gönülleri, içleri, dine ısınınca, dini sevince zekatı kendilerinden icra ederler, yerine getiriler demiş. Bizim topluluğumuz İslam topluluğu olarak meydana gelmiş bir topluluk değil. Biz, Anadolu'daki müslümanlar olarak kitabı elinden alınmış, kitabının dili elinden alınmış, kitabının hükmü elinden alınmış, kitabının okunması ve anlaşılması yasaklanmış, ibadetler yasaklanmış, insanları kendi özünden, kendi dininden, kendi imanından, kendi kültüründen uzaklaştırılmış,
koparılmış bir topluluğun çocuklarıyız. Bizim annelerimiz babalarımız medrese eğitim görmediler. Bizim dedelerimiz medrese eğitim görmedi. Dini biz doya doya yaşayan, doya doya, kana kana doğrenen bir topluluğun ürünü değiliz. Dinin afyon olarak kabul edildiği, dinin irtica olarak kabul edildiği, dinin gericilik olarak kabul edildiği, dindarlığının mürteci ve irticacı olarak damgalandığı, cezaevlerine atıldığı ve yargılandığı, soruşturma geçirdiği, her dini toplantının basılıp polis ve jandarma tarafından, o toplantıya katılanların sanki memleket düşmanıymış gibi,
devlet düşmanıymış gibi, vatan düşmanıymış gibi, devlet düşmanıymış gibi alıp götürülüp yargılandığı, tutuklandığı, mallarına el konulduğu, hatta canlarına kast edildiği, idam da yargılandığı, idam edildiği, böyle bir süreçten gelen bir topluluğu. Ve bu 150-200 yıllık bu süreç, bunu ben Osmanlı'yla içine katıyorum. Osmanlı'daki batılılaşma hareketi, Osmanlı'da batılılaşmadı diyelim, demeyelim.
Trenkleşme hareketiyle beraber, Cumhuriyetle beraber bu devam etmiş. Bu yeniden Osmanlı zaptiyeleri de, sarık sarıyor diye kendi vatandaşlarını tipçiklemişler. Başlarından sarığı çıkarmak için, cübbeyi çıkarmak için, onları hor ve hakim görmüşler. Biz bu, cenahtan gelen bir topluluğumuz. Biz öyle olunca, annelerimiz, babalarımız, dedelerimiz bunu böyle yaşayınca, biz halaydı, ezanın Türkçe okunduğu bir dönemden gelen çocuklarımız.
Yani ezan Türkçe okunmaya çalışılmış, Arapça okuyanlar tutuklanmış, ezanın kendi diliyle, kendi kültürüyle, kendi ritüeliyle yaşanması yasaklanmış. Hatta kim Arapça okuyorsa, derdest edilmiş, almış götürmüş karakola, sopa vurulmuş, dayak atılmış, mahkemeye verilmiş. Kim Kur'an-ı Kerim öğretiyorsa, Kur'an-ı Kerim okuyorsa, mahkemeye verilmiş, mahkum edilmiş. Öğretenler değil öğrenenler de bu noktada mahkum edilmiş. Ve irticacı, mürteci damgası vurmuş. Yüzünde hafif bir sakalı olan irticacı, mürteci damgası vurmuş. Hastanelerde tedavi görmemiş. Devlet dairelerinde işi olmamış. Onların çocuklarının devlet dairelerinde işi almamışlar. Ve kimin hanımı örtülüyse, başörtülüyse, işte mantoluysa, eşaklıysa, daha geride cilvaplıysa, onlar hep hor ve hakim görmüş.
Bu bizim geçmiş yüzyılımız. Biz bunu ne kadar örtmeye de uğraşsak, ne kadar saklamaya da uğraşsak boş. Bizim benim dinle tanıştığım zamanlar, insanlar ders var diyelim olardı birbirlerine. Yani herkes kulaktan kulağı da sığıldaşıyordu bu akşam ders Yunancanın elinde diye. Ve biz zikir meclislerimize, sohbet meclislerimize mevlüt kitabı koyuyorduk. Ya böyle bir şey olabilir mi? Mevlüt okumak serbest, Kur'an okumak yasak. Mevlüt okumaya bir şey değil yok, zikrullah yapmak yasak. Zikr yapıyorduk dersen tutuklanıyorsun, dokuz yıla kadar cezası var, mevlüt okuyoruz dersen hiçbir şey yok. Ve ben şeyhim demenin veya bu şeyh demenin on üç yıl cezası var. Şimdi kaldırdılar arasında bitti galiba o. O yüzden şeyhler fazla başladı.
Buradan gelen bir topluluğa sarıya hakaret etmenin küfür olduğunu, cübbeye hakaret etmenin küfür olduğunu, şimdi içinde sakalsız olanlar haklarını helal etsinler, sakalın sünnet olduğunu bile bile kestirmenin, günah kebail olduğu ve bile bile sakalı sünnet miktarından az kesen kimsenin bunun günah kebail olduğunu kabul eder, keserse kazandığı paranın haram olduğunu ama günahı kebail olarak kabul etmezse onun da küfre düştüğünü, nikahının sakata gelmeni, ona tehdit-i nikah gerektiğini, oralarda bir okuyunca ben dedim ki toplulukta hiç kimse kalmamış.
Eğer bunları ben arkadaşları ders olarak anlatırsam, oradakiler şunu düşünecekler, ben daha yaparım. Buradaki topluluğun hepsindeki mürehbi bizim zin, diyanet gibisinden böyle bir derdimiz olmasın. Herkes fırsızın toplasın, hayatı küfür içerisinde yaşıyor. Bu noktaya getirdi insanı. Şimdi diyeceksiniz ki evet küfre düşüren insanlara haller var mı? Çok. Hepimizin üzerinde bunlar vardır, hepimizin üzerinde. Ben dahil hepimizin üzerinde küfre düşüren haller vardır. Ama ümit ediyoruz, tövbeniz var ya her akşam, ümit ediyoruz, namazımız var ya beş vakit, ümit ediyoruz. Haftada bir günde olsa, iki günde olsa, üç günde olsa zikrimiz var ya, imanımızı tazelediğimize dair ümit ediyoruz.
Her namaz kılmak, imanı kabul etmekse, Allah ve Resul'unu kabul etmekse, dini kabul etmekse, beş vakit namaz kılan bir kimsenin tecrinle iman ettiğine inanıyoruz. O yüzden namazın üzerinde ehemiyetle duruyoruz. Hangi ayda olursanız olun, nerede olursanız olun, nasıl olursanız olun, ne iş yapıyorsanız yapalım. Ne iş yapıyorsanız yapalım. Muhakkak beş vakit namazınızı kılan. İkindiyi kılamadın, akşamdan önce kıl. Akşamı kılamadın, yaslıdan önce kıl. Öğleyi kılamadın, ikindiden önce öğleyi kıl. Bu senin tembelliğe itmesin yalnız. Buradaki maksadın, buradaki gayem şu. Hiç olmazsa bu saatten sonra beş vakit namazını bırakma, terk etme.
Öğleyi kılamadın diye ikindiği de terk etme. Veya ikindiyi kılamadım diye akşamı terk etme. Namazın bir vaktini terk edersen şeytan ve nefis oradan kapa arıyorlar, öbür namazları da senden çalmaya çalışır. Sen öbür namazları çaldırma. Sen bakma ham sopuların dediklerine bir vakit namazını kılmazsan sen dinden gittin diyenlerin sözüne bakma. Sen namazı bir vakit geçirdin diye işte şu kadar cehennemde azal bulacaksın diyenlerin sözüne bakma. Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Ben sizin namazı seve seve kılmanızı istiyorum. Çok namaz kılmayın, namazı seve seve kılın. Gönlünüz namazda olsun. Namazınızı geciktirdiğinizde, namazınızı kılamadığınızda gözünüzde yaş olsun.
İçinizde bir hırs olsun. Namazını kıl. Kolaylaştırıyoruz. Sefere çıkmışsın. Hanediler seferinde namazı cem etmeye müsaade etmemişler. Bunu parantez içerisinde söyleyeyim. Sen sefere çıktın, namazı zor kılacaksın. Cem et kardeşim. Namazını kılsa senin o namazı kılman mümkünatın yok. İş, dünya, osu, busu seni basmış bir şekilde bir olağanüstü bir gün yaşıyorsun. Sen namazını cem et o gibi. Kıl namazını. Namazını kıl. Namazın seni küfürden muhafaza edecek çünkü. Namazın seni küfre düşmekten muhafaza edecek. Namazın seni günah kebare düşmekten muhafaza edecek. Namazın seni içki içmekten muhafaza edecek. Kuhuş etmekten muhafaza edecek. Kumar oynamakten muhafaza edecek.
Namazın seni günah kebare işlemekten muhafaza edecek. Namazını kıl. Ve devamlı Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en muhammeden abduhu ve resuluhu der. Kelime-i tevhid getir. İmanını tazele hadis-i şerifle sabit. Siz imanınızı tazeleyiniz. İmanınızı yenileyiniz. Nasıl ya Resulallah? Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en muhammeden abduhu ve resuluhu der. İmanınızı yenileyiniz, tazeleyiniz. O zaman imanınızı tazeleyin. İmanınızı yenileyin. Devamlı kelime-i şehadet getirin. Ve devamlı kelime-i şehadet getirerekten yürüyün. Ola ki diliniz sürpçü, kalbiniz sürpçü, içiniz bir şekilde al aşağı oluyor. İmanını tazele sen ümitsizliğe düşmez. Şeytan seni ümitsizlik yukarında boğmasın.
Şeytan seni ümitsizlik batağını götürüp oraya batırmasın seni. Ümit et ama yürü yolda. Sana bir başkası küfre düştüğünü söyleyebilir. Sana bir başkası küfür ehli olduğunu söyleyebilir. Sana bir başkası herhangi bir amelinden, herhangi bir yaptığından dolayı seni kafir olarak nitelendirebilir. Öyle nitelendirenlerin büyük bir çoğunluğu sen namaz kıldığın halde, kelime-i terhik getirdiğin halde, kübretullah'a yöneldiğin halde öyle diyorsa, o şeytanı sesli şeytanı boğazamaz. Sen ona kanma ona. Her ne büyük günahı işlersen işte, sen kelime-i terhik, kelime-i şehadeti getir, Allah'a tövbe et, geriden devam et. Bir de Mevna'nın demiş ya, bin sefer tövbe şişesini kırsan da yine gel. Sen bin sefer küfre düşmüş haller ve hareketler içerisine girebilirsin. Sen gel kardeşim, sen Allah'ı tanıdın ve Allah'ı biliyorum de gel.
Ben sana iman ettim de gel. Ben ey yarabb sana da, habibine de, kitaplarına da iman edilmesi gereken bütün her şeye iman ettim de gel. Ümitsizliğe düşme. Allah bizi affetsin inşallah. Bu defterindeki iyilikler silinir mi demiş, muhakkak silindiğini söyleyen ulemalar var. Silindide daha fetvalar var. Ama bu zamanda yaşayan Müslümanlar bu bilgiden yoksunlar, bilgiden uzaklar. O yüzden ben o fetvanın, o halin çalışılabilir, işleyebilir olduğuna inanmayamadım. Allah kabur-u rahimde biz ümit edelim. Kelime-i tevhide devam edelim.
Namazımıza, orucumuza, ibadetlerimize devam edelim. Tövbemize devam edelim inşallah. Çocuklarımıza davranışımız nasıl olmalı? Bir insan canı sıkıldığında eşini ve çocuğunu kapıya atabiliriz. Burada kapıyı atan kadın mı, erkek mi bunu belli etmemiş. Şimdi kadınlar da eşlerini kapıya atıyor. Her ikisi de yanlış. Bir erkek hanımını ve çocuklarını kapıya atıyorsa o erkek değildir. O kimse bu dergâhtaysa, o kimse bizim dergâhımızdaysa, buradaysa kendi adıma çok büyük bir acı çekeriz. Kendi kendime çok büyük acı çekeriz.
Eğer o kardeşimiz buradaysa, canım sıkıldı, asamım bozuldu, hanıma kızdım, hanım şunu şöyle yapmış deyip de, eşini ve çocuklarını evden kovduysa, eşini ve çocuklarını kapının önüne bıraktıysa, gerçekten ve gerçekten hakkım helal değil olur. Eğer bir hakkım var ise, eğer bir hakkım var ise, bu dünyanın en rezil, en adi, en şerefsiz bir hareketi.
Dünyanın en adi, en şerefsiz hareketi. Hiçbir kadın ve çocuk kapının önüne kovulmaz, kovulmaz evden. Erkek yapıyorsa bu erkeklik değil. Çok sinirlenmişsindir, çok moralin bozulmuştur, çok canı sıkılmıştır ve haklı da olabilirsin. Tutsun, kapıya çeker gidersin. Ben çeker gidersin evden. Ya da dersin çok moralin bozuldu, topla eşyalarını senin adına götüreyim. Bir gün içerisinde. Hz. Aişe varimiz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin onayını alaraktan Hz. Ebubekir efendimizin evine gitti, babasının evine gitti. Hakkında Allah'ın takdiri gelince, bir erkek hanımına der ki, benim halet-i ruhiye miyi değil, ağzından, evimden bir şey çıkabilir.
Topla, hadi götürüyorum seni hanına. Kadın muhakkak ki mücadele edecek, evinde kalması için, evini götürmesi için, özür dileyecek falan pişman. Ama buna kadın da anlayış göstersin. Adam cinnet geçirip orada kadını öldüreceğini, bıçaklayacağını, vuracağını insan mı olur bu? Eyvallah! Erkek namusunu kapının önüne koymaz. Erkek namusunu kapının önüne koymaz. Bir adamın hanımı onun namusudur. Namusu. Erkek adam namusunu kapının önüne koymaz. Merhametsizlik, yırtıcı hayvanlar dahi çocuklarını, kendi eniklerini veyahut da yavrularını kapının önüne koymuyor. Bir hayvan dahi kapının önüne koymuyor.
Kendi yavrusunu korumak için. Eğer bir baba yavrusunu kapının önüne koyduysa çocuğunu, bunun her şeyinden şüphe derim ben. Her şeyinden. Her şeyinden şüphe derim. Bu dergahda işi yoktur her adamın. Birisi yaptıysa, içinizden varsa toplasın bunun çırpırtısını gitsin buradan. Açık ve net söylüyorum.
Bu dergahın münteseplerinin hiçbirisi der. Hiçbirisi der. Eşlerini evden kovacaklar, kadınlarını, ne de kadınlar erkeklere evden kovacaklar. Bir kadın da adama çekil evden diyorsa, defol git bu evden diyorsa. Bir daha seni burada görmek istemiyorum diyorsa, o erkek o eve gitmez. Gitmez. Eğer o ev kadınınsa. Olabilir. Bu evden defol git, bu evden çekil diyemez. Allah'ın hafaza evlesine. Hümetli kardeşler, öyle şeyler yaşıyorum ki, öyle şeyleri görüyorum ki.
Sonra çıkıp benim hakkımda aleyhinde konuşuyorlar dışarıda. Gece saat 2'de geceliklerle kapının önüne bırakmış. Şimdi hanımı da, kocası da burada değiller tabi. Gece hastanenin önünde hanımını bırakmış. Geceliklerle. Üç reddesi hanımını gece saat 1'de kapının önüne bırakmış.
Kapının önüne bırakmış. Apartmanın içinde. Komşusu açmış. İçeri alacak. Demiş. İçeri alırsan. Sen eder demiş. Gün önleyin. Benim telefonum varmış. Demiş. Bunu aleyhederim. Bir insan. Ben de derstenmiş. Tövbe yarabbim. Geceydi işte. Dersten mi çıktıydim? Öyle bir şeydi. Durdum kalp. Allah'ım. Siz kim aramışsınız? Valla dedi böyle bir telefon numarasını bize verdiler. Sizin kapı soruşunuz dedi. Hanımını kadın önüne bıraktı. Kadın dedi ne buradan dışarı çıkabiliyor. Ne bir yere telefon açabiliyor. Biz içeri alalım dedi.
Adam. Gün önleyin. Gün önleyin dedi. Kadın dedi bu telefon numarasını verdi bize dedi. Nerede? Ev filanca herhalde. Güldür güldür güldür. Böyle terli. Allah'ım yarabbim. Kadın iki göz iki çeşme ağlıyor. O adam da burada değil şu anlar. Ben üzülüyorum. Yani ben bunları burada beyan etmeme rağmen. Bunları ben söylememe rağmen böyle bir şeyle karşılaşmak samimi söylüyorum. Beni derinden yaralıyor. Derinden yaralıyor. Bastım zile beni görünce gördüm şimdi. Hani o bana telefon açtı ya bir daha kızacaklar bana. Böyle baktım sana kızılıyorum dedim. Sana bir şey de demiyorum dedim. Böyle bakıyor şimdi bana. Kendime kızıyorum dedim. Kendime üzülüyorum dedim. İşte ağabey. Benim ağabey değilim ben senin.
Ben senin hiçbir şeyin değilim. Hiçbir şeyin olmamışım çünkü. Sen benden hiçbir şey öğrenmemişsin. Bu ders değil dedim ben. Böyle baktın şimdi. Bu senin yaptığın şerefsizlik dedim. Bu senin yaptığın onun bunun çocuk budur. Ancak dedim onun bunun çocuğu olan bir adam mı yapar dedim ben. Başka bir adam yapmaz bunu dedim. Ağzını bozuldu olsun. Bir şey de diyemiyor bana. Bir şey de diyemiyor bana. Dedim bir şey dersen. döveceğim senin buradasınız. Yirmi yıl sonra adam döveceğim dedim. Ver dedim kayınpederinin telefonunu bana. Ver dedim. Kayınpederinin telefonunu bana. Vermek istemiyor. Dedim şimdi gireceksin. İçeride indireceğim seni dedim. Aldım telefonu açtım. Selamun aleyküm aleyküm selam. Dedim gelin kızınızı alın burada. Adam geldi tabii. Hiçbir şey yapma. Bir kağıt da işleme burada. Al kızını git dedim. Al kızını git dedim. Aldım kızını gitti. Adama dedim gelme. Görme, uğurlama. Adımı dahi da bulmak istemiyor. Bir kağıt da işleme. Bilmiyorum. Bir kağıt da işleme diyor.
İkincisi burada. Yürü gitmiyor bana. Yürü gitmiyor. Dedim bir şey dersen döveceğim seni buradasınız. Yirmi yıl sonra adam döveceğim dedim. Ver dedim kayınpederinin telefonunu bana. Ver dedim. Şimdi gireceksin. İçeride indireceğim seni dedim. Aldım telefon açtım. Selamun aleyküm aleyküm selam. Dedim gelin kızınızı alın burada. Adam geldi tabii. Dedim hiçbir şey yapma. Adama dedim gelme, görme, uğrama. Adını dahi duymak istemiyor. Senin simanı bile hatırlamak istemiyor. Bu soruyu da duymamış olayımlar. Böyle bir soru geldi ya. Eğer bu soru buradaki bir erkek kardeş için söylendiysa yemin ediyorum, yemin ediyorum ciğerim sızda. Ciğerim sızda. Bir erkek asla ve asla hını ve çocuklarını kapının önüne bırakmaz.
Geçinmeyi düşünmüyorsa bin liraya gönderin annesinin babasını evine. Alın götürün annesinin babasını evine. Gelmişin, almışın adamın kızını evinden, alın götürürsün. Dersin ki böyle böyle bunun yanlışlığı var. Geçinme mümkün değil, boşanayım, el alın. Söyleyecek bir laf yok. Allah bizi affetsin. Sakın alın. Şu dergahın kadınlarından ve kızlarından ve erkeklerinden. Böyle bir şey durmayacak. Böyle bir şeyin duyulmasını istemiyorum. Böyle bir ahlılık, böyle bir edebsizlik, böyle bir haysiyetsizlik yaşanmaması gerekir. Böyle bir şey olmaz. Allah muhafaza edesin. Amin. Olabilir. İnsan geçinemleyebilir, geçinmişlik olabilir, boşanacaktır, olabilir. Yanlışlık vardır, eksiklik vardır, noksanlık vardır, olabilir.
Evlenmek ne kadar makul ve malum bir şeyse, boşanmak da o kadar makul ve malum. Buna söyleyecek bir laf yok. Allah bizi affetsin inşallah. 3 imdat mıfatiha şeridi. İşlemiştir.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.