Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 32:11
Selamun aleyküm. Oynayan perilerle, perilere uğramış mıdır? Ne yapmalı? Önemli de alabilir miyim? Bu konuda çok vesvese yapıyorum. Durmadan her şeyi yıkıyorum. Gördüğüm tanesi yerlere dokunduğumu salıyorum ve tekrar tekrar yıkıyorum. Ne yapmam? Psikolojik bir rahatsızlık. Bu ileride daha da artar eğer tedavi olmazsan bu artık elini bir tarafa dokunduğu zaman o kimse yıkacak yer alır.
Haruz alır. Hatta daha ileride bir şeye dokunmamaya başlar. Mecburiyetle bir şeye dokunduğu anda da sanki eline kazıyası gelir. Gelir evlen bir misafir koltuğuna oturduktan sonra misafir gider. O koltuğu hemen yıkar o kimse. Misafir nereye bastıysa, nereye dokunduysa her tarafı yıkar, temizler. Kendi kendine oturup, temiz olmadıklar bir daha başlar. Bak kendi kendine oturup, temiz olmadıklar bir daha başlar.
Bu o kimse kendini namaza verecek, kendini o hıca verecek, kendini zikre verecek, hemen işini bitirecek, dışarıda kendisine sosyal bir faaliyet kuracak. Bu noktada kendi kendisini eğitir, kendi kendisine tedavi edecek. Allah muhafaza eylesin. Bu süt kardeşliğiyle alakalı bir soru sormuş kardeş. Süt kardeşlikte ne kadar süt kardeşliği oldu mu, olmadı mı?
Önce onu teslim edelim. Ne kadar ölmüş? Halefe'ye göre işte bir havuz olsun. Böyle bir sefer, emmesi yeterli. Evet. Onu bir araştırın. Bakın, böyle bir genelde Anadolu'nun kültüründe var bu. Yani işte bazen mahrif olmasın, işte yani kimse rahat bir şekilde evinin içerisinde dolaşsın, bu noktada kardeş olsunlar, birbirleriyle alakalı problem olmasın diye yapıyorlar.
Bazen çocuğun annesi işte tarlada, takkada, hayyunun peşinde oluyor. Çocuk ağlamasın diye yapıyorlar. Ama bu biraz Allah muhafaza eylesin. Konuşulmazsa sıkıntılı bir şey. Biz durumumuzu değiştirmezsek Allah bizim durumumuzu değiştirdiğini değiştirmez. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede diyor, siz kendinizi değiştirmedikçe Allah sizi değiştirmez. Ya bu ne demek? Sen hem bir hal üzerinde duruyorsan, o hal üzerinde yürürsün. İçki içiyorsan, içki içmeye devam edersin. Ne zaman ki tövbe eder, geri dönersen Allah seni affeder. Sen zikrullahı az yapıyorsan, az yapmaya devam edersin. Bizim insanımızda böyle değişik bir anlayış var. Değişik anlayış şu. Hiçbir şey yapmadan, bir mücadele etmeden, bir gayret göstermeden, bir adım atmadan kendisine gökten ilahi bir el gelip onun işini, gücünü, aşını, eşini, her şeyini ayarlamasını bekliyor.
Yani o kimsenin işi varsa gökten bir el gelecek, onun işini yapacak. Rafını düzeltecek, müşteriyi gönderecek, müşterinin kalbine ilham edecek, malı alırken senin kalbine ilham edecek gökten bir el, onun bütün işini asan edecek. O kıymetli bir kimse ya. O çok kıymetli çünkü. Ev, evini asan edecek onun. Onun eşi dört dörtlük olacak, çocuklar dört dörtlük olacak. O kıraşmayacak bütün şeylerle. Onun işi bu değil ki. Neden? O çünkü çok mükemmel bir kimse. O çok kıymetli bir kimse. O kenarda oturacak, sadece seyredecek. O iyi bir kul, mükemmel bir kul. Veyahut da o kimse, hani böyle tipik davranışlarda bulunanlar vardır, ben çok yaşadım, çok denk geldim. Yani adam gayrı meşru yaşamaya devam eder ve der ki yani bu noktada Allah beni böyle istiyor.
Onun bu noktada bir suçu yok, onun bu noktada bir kusuru yok, eksikliği yok, yanlışlığı yok, hiçbir şey yok. Ona yine gökten bir el gelecek, onun işini aslayacak. Bu ümmetin içerisinde de hastalık. Ehl-i tasolukunun içerisinde de bir hastalık var. Ya ümmetteki hastalık şu, gökten bir el gelecek, Mehdi'yi de getirecek. Mehdi'yi de dört dörtlük şeylerle, böyle olağanüstü hallerle hallendirecek. Mehdi diyecek ki dağlar yıkılsın, yıkılacak. Mehdi diyecek ki kafir ölsün, ölecek. Mehdi diyecek ki kafirler dursun, duracak. Bu arkadaşlar da hiçbir şey yapmayacak. Veya ne, işte burada bir cemaat var, tarikat var. Yani gökten bir el gelecek, burada her şeyi halledecek. Kardeşler, arkadaşlar da gerçekten geliveren yıkılsın, gelivertin, kusum olacak.
Yani imtihanı olmayacak tabii, işleri çok düzgün olacak, açları çok düzgün olacak. Dergaha geliyorlar ya, işleri harıl harıl olacak. Dergaha geliyorlar ya, çok önemli insanlar. Evde astıktan astık, kestikten kestik olacak. Dergaha geliyorlar ya, hastalık olmayacak, borç olmayacak, iflas olmayacak, sıkıntı olmayacak, dert olmayacak, problem olmayacak, müşkilat olmayacak. Hiçbir şey olmayacak. Dergaha geliyorlar, dergaha geldikleri için gökten bir el, onların bütün işlerine asan edecek. Böyle bir insan yok, böyle bir din yok, böyle bir dini inanış yok, ya böyle bir hal yok. Yani, böyle eski kitaplarda Evliyame ikibeleri var, öyle değil mi? Yani, o Evliyame ikibesinde okuduğunuzda, sanki o kimse hiçbir şey yapmıyor.
Hiçbir işle iştikal etmiyor. Eee, o tevekkül eyliyormuş, eee, parmağını da aykırı aldatmıyor. Eşyanın fıtratına aykırı. Eşyanın fıtratına aykırı. Her peygamberin bir mesleği olmuş, her peygamberin bir işle iştikal etmişler. Her sahabenin bir işi olmuş, onların bir işle iştikal etmişler. Hiçbir şey yapmadıklarında cihada gitmişler, cihattaki ganimetlerle geçirmişler. İşi olmayan bir peygamber yok. İşi olmayan bir peygamber yok. Sahabeler dünyevi olarak gayret etmişler, çalışmışlar, çabalamışlar, mücadele etmişler. İşleri var. Pir efendilerimizin işleri var. Abdülkadem Ceylani Hazretleri babasından ve annesinden kalma mallarla geçirmiş.
Miras. Babası hali vakti yerinde zengin, annesi de hali vakti yerinde zengin. Onların mallarıyla geçirmiş. Hazreti Mevlana yine ne yapmış? Medresede hocalık yapmış yıllardır. Anından tasavvufa geçince fetva yazmış. O gün için fetva vermek ücrete tabi. Hatta rivayet ediyorlar, ediliyorlar. Elma ederken dahi fetva verilmiş.
Gelirler sorarlarmış. Ya Mevlana bu nedir? Fetvayı verilmiş. Pir efendinin işi var. Bizim Beliz Üstad'ın işi vardı. Ayakkabıcıydı kendisi. Ondan önce dedi ki sonradan ayakkabıcıydı. Ama normalde oğlanları vardı büyük. Oğlanlar büyüyünce dükkanı oğlanları bırakmış. Dükkana ortaktı kendisi. Yüzde otuz dükkandan ortaklığı vardı. Şimdi buradaki arkadaşların hiçbirisi bilmez onu. Şeyh Efendi Hazretleri ilk zamanlarda biz İzmir'de beraber giderdik mal almaya. Ben de o zaman ayakkabıcılık yaptım. Ayakkabıcılık daha önce yaptım. İzmir'de beraber mal seçerdik biz. Orada senetler imzalardı, malları alırdı, gönderirdi Nevşehir'e. Bir müddet sonra artık oğlanlar yapmaya başladı. O ilgilenmemeye başladı.
Ondan önceki Hazreti Mustafa Efendi'nin işi var. Ne o? Elbise alıp satmak. Elbiseci kendisi. Köy köy dolaşır, elbise pantolon alır satarmış. Tabi aynı zamanda da tarikat-ı aileye hizmet etmiş. İnsanlara Allah dedirtmiş. Köy köy. Hatta bazen elinde kalmazmış başka satılık bir şey. Bir daha köye gittiğinde ne diyecek jandarma basarsa? O bir tane takım elbise olursa onu satmazmış. Kaç para takım elbise? Yirmi. Derlermiş ki kaç para bu? Kırk lira. Hatta birisi almaya kalkmış. Ya pahalı alıyorsun. Alma demiş. Senin işine gelmez bu kırk lira. Sana yaramaz mı demiş. Anlatırdı çocuğun o Şeyh Efendi Hazretleri. Allah razı olsun. Şimdi hiçbir kimse yoktur ki Veliyullah'tan bir işi olmamış olsun.
Bir iştigali olmamış olsun. Yani hiçbir Veliyullah yoktur ki Veliliğini otursun köşede yapsın. Gerçekten Allah dostluysa o kapı kapı dolaşacak. O şehir şehir dolaşacak. O dini tebliğ edecek. Nasihat edecek. O büyüyecek. O koşacak. Mücadele edecek. Bulunduğu ülkenin, toprakların, bulunduğun, merkezin, yerinin konumuna göre ona orada kenarda oturmak da olur.
O hizmetine devam edecek. Aynı zamanda işine de devam edecek. Al elle olmayacak. Bir kimsenin işi olmazsa millet ona dilenci gözüyle bakar. Millet ona isteyici gözüyle bakar. Vakanını koruyamaz. Bir kimse, hele o kimse bir Veliyse, bir üstadsa bir zakirse, bir çavuşsa onun işi olacak. Bir dervişse onun işi olacak. Buradaki arkadaşların işi olacak. İşsiz bir adam olmayacak. İşsiz bir adam olmayacak. Gidecek, hamballık yapacak, işi olacak. O kimse, çalışacak. Gidecek bir dükkanına, belçilik yapacak, çalışacak. Gidecek bir dükkanına, diyecek ki kardeş, beni işe al. Ben şunu da oturayım, senin kalınla emanetçilik yapayım.
Ben hiçbir şey istemeyim seninle. İşim olsun benim, diyecek. İşim olsun, diyecek. O kimsenin işi olacak. İşi olmayan, çalışmayan adam, şeytanın vesvesesine kapılmıştır. İş yokmuş. Laf! Ben 49 yaşındayım. Ben 16, 15 yaşında babasız kaldım. Ben işsiz kaldım hatırlamıyorum. Çalışmadığım bir zamanı hatırlamıyorum. Çalışmadığım bir zamanı hatırlamıyorum. O patronun, o işle mi çalışması lazım? Onun kariyeri var, onun kimliği var, onun kişiliği var.
O üniversite mezunu, o işi çok iyi biliyor. O işle çok uzman. O maaşa çalışılırmış mı? O mesaiye çalışılırmış mı? Mış da mış. Demiyor kardeşim, ben tembelim. Çalışacağım, göz yok. Yok böyle bir termişlik yok. Erkek termişler. Tuttuğunu koparmalı. Taşı sıkla suyunu çıkartacak diye. Taşı sıktığı zaman su değil, yağını çıkarmak. Taşı sıktığında suyunu çıkarmak herkesin işi. Derviş taşı sıktığında yağını çıkarır. Derviş taşı sıkar, onun yağını çıkarır. Suyu posasıdır. Millete verir onu.
Alın yiyin der. Alın için der. Yağını çıkarın, yağını. Bunu böyle, işte ya kendi işi var da o üniversite. Bununla alakası yok. Tarım işi yaptım, hayvancılık yaptım, karpuz çektim. Derviş olduktan sonra koyun aldım, koyunlar öldü elimden. Ödedim. Resmi dairede çalışırken, hafta sonundan dışarıda çalıştım.
Odunculuk, gömücülük yaptım. Beyaz eşya iş yapan bir kimsenin yanında müdürlük yaptım. Şeyh Efendi ödemişe köşeceksin dedi, köştüm. Orada bir arkadaşın yanında, bir de Şeyh Efendi dedi ki, oğlum ihtiyacın kadar buradan alacaksın dedi. Fazla almayacaksın, benim maaşım bu kadar demeyeceksin dedi. Dervişlik mi yaptırdınızı zannediyorsunuz? İçinizde yaşayacak olan ihtiyacı kadar alacaksın. Ve her gün, işte ben o güne kadar annemden bir tane zeytin istemiş bir insan değilim. Zeytin, zeytin. Hala annemden zeytin istemiş bir insan değilim. Şeyh Efendi dedi, oğlum dedi, günlük ihtiyacın neyse onu alacaksın oradan dedi. Kim yapabilir?
Her gün bir tane ekmek alacaksın, eve bir tane ekmek lazım. İhtiyacın kadar alacaksın demiş, günlük alacaksın demiş Şeyh Efendi. Sırlanca hakkını helal et, bir ekmek parası alacaksın. Oğlum bu ne biçimiş, al o şimdi. Ben, bana şey, bir ekmek parası dedi. Alıp oradan bir ekmek parasını yazıyorum kenara ben. Alıyorum oradan bir ekmek parası. Gidiyorum, fırından bir tane makkaldan ekmek alıyorum, gidiyorum eve. Cumartesi gün ne? İşte oranın pazarı. Ne kadar lazım bana? On lira lazım. Sırlanca, on lira pazar masrafı için para alacaktım. Oğlum bu ne biçimiş? Artık dedim, sormamaya başladı. Dedim, Şeyh Efendi öyle dedi, o yüzden söyleyecek bir laf yok. Halbuki kasa evimde.
Onlar kendilerince bana ne maaş düşürmüşler, ne düşürmemişler sormadık bile biz. Bir anda çalıştık. Adam, Allah razı olsun, sınırmaktan asla ve asla şikayetçi değil mi? Allah birini bin etsin adam. Cenab-ı Hak dünyada da ahirette de ona sıkıntı göstermesin. Çok hoş bir adam, çok temiz bir insan. Çok hoş, çok temiz bir insan. Durduğu yerde durmaz. Ödemiş de dergam kurulmasına sebep olanlardan birisi. Canlı, heyecanlı, hareketli. Günlük günlük, altı ay kadar yolda kömür deposu açmayı düşünüyoruz. Bir arkadaşla ortak dedim.
Ben açın oğlum dedi. Gittik açtık. Gittik arkasını Burusa'ya göçer. Aşağı hemen dedi ki, Burusa'ya göçüyorsunuz. Erme dersiniz efendim. Efendim iş yeri ne yapayım dedim. Ortağını bırakalım dedim. Hiç hiç. Gittim turan. Ben dedim böyle bir şey. Burusa'ya göçüyorum. Dedim iş yerini sana bıraktım gerekirmiş. İş yeri komple senin. Ağır burada hakkın var. Benim hakkım yokmuş demek ki dedim. Şeyh'e ben dedi ki, oğlum hepsini de ona bırak dedim ben. Aha bu çekler, aha bu para, aha burada mal var bu kadar. Aha bu kadar da borç var. Filancı yere bu kadar, filancı yere bu kadar. Ama şeyhim dedi ki dedim ben. Oğlum söyle ortağını arkadan şikayet et. Ardından dedik o da etmesin.
Abi etmedim ki. Ettin etmedim bilmiyom dedim. Şeyh'e ben dedim sözü bu. Ardından bir de adam bununla oturduk konuştuk bitti. Bana dedi ki ya bu yazar kasanın dedi. Ardından buraya satıver bana dedi. Satıvereyim dedim. Beni kimse tanımıyor demiş de benden almazlar. Devret buraya dedim. Devrettim. Ona devretiverdim yere. Devrettikten sonra da parayı götürdüm eline bıraktım. Devrettiğim kimseyle karşı karşıya getirdim. Anlaştırdım. Bitti. Parayı da aldım götürdüm adamın eline verdim. Ardından bana dedi ki yazar kasanın borcunu sen öder misin abi? Böyle baktım. Ödeyim tırlandım. Tamam. Bursa'ya ben borçla göçtüm. Yazar kasanın borcuyla göçtüm.
Bursa'ya göçtükten sonra yazar kasanın borcunu ödedim. Beş altı ay sonra o da. Bir sene sonra. Dervişli kar. Ben burada bangırmıyorum. Bağırıyorum. Boş gelmeyecek. Kimse diyorum. Boş gezen dervişlerim diyor. Gezer bir derviş olmaz. Gidecek çalışacak. Hiçbir şey istemem senden kardeş. Ben buraya çalışmaya geldim diyecek. Geliyor böyle. İşim yok diyene. Ben diyorum ki git cevdet ustalar. Orada iş var. Cevdet imtihana atı dervihan. Gönderdiğim adamdan bazıları iki üç tanesi herhalde iki tane. Üç tane önüne gitsin. Bir gün kaldı millet orada. Benim şeyhim beni bir yere göndercek.
Git çalış diyecekse ben orada bir gün kalacağım. Burada bir arkadaş vardı dervişlerden birisi. Bizim burada bir arkadaşa dedim. Bu adam dedim yarın gelecek. Dedim geldiğinde bunun inşağı var dedim ben. Tamam dedi. Adam oraya gitmiyor ya. İlahiye el bekliyor herkes. O ilahi el onun eşini düzeltecek, eşini düzeltecek, aşini düzeltecek, herşeyini düzeltecek. Bu arkadaş, bu arkadaş ağır derviş ya. Allah muhafaza eyleseyim. Siz kendinizi düzeltmeden, siz kendinizi düzeltmeden Allah sizi düzeltmez. Siz tövbe etmezseniz Allah sizi atap etmez. Siz dua etmezseniz Allah sizin halinizi değiştirmez. Dua edin, duanıza cevap edin, kabul edin. Tövbe edin, sizi affedin.
Zikredin, sizi zikredin. Sen zikretme, Allah seni zikretsin diye bekler. Sen halini değiştireceksin. Ticarette vefa olur mu? Vefa arkadaşların arasında olur, dostların arasında olur, insanların arasında olur. Ticarette vefa hukuktur. Hukuka uyuyorsan ticarette vefalısınlar. Birisinde beş lira, birisinde dört lira. Git kardeşim dört lira olanı al, karına bak sen. Sen dört lira olanı al, karına bak sen. Ticaret kar yapmak için yapılır. Ticaret kar yapmak için yapılır. Birisi güler yüzlü tatlı değilli, birisi değil. Güler yüzlü tatlı değilli olanı seçer. Birisi iyi ahlaklı, birisi kötü ahlaklı. Sen iyi ahlaklı olanı seçer. Birisi yalan söylüyor, birisi yalan söylüyor, birisi yalan söylemiyor.
Sen yalan söylemeyenini tercih edeceksin. Birisinin ödemesi sağlam birisinin değil. Sen ödemesi sağlam olanı tercih edeceksin. Ya yirmi yıldır bizden çalışıyorlar. İsterse otuz yıldan beri çalışsın, elli yıldan beri çalışsın. Ticaret menfaatin üzerine kuruludur. Menfaatin üzerine. Ticaret ne? Menfaatin üzerine kuruludur. Menfaatin olduğu yerde vefa olmaz. Bir şeyde menfaat var mı? Evet. Onda vefa olmaz. Girdiği yerden vefa çıkar. Ticaret menfaatin üzerine kurulur. Ondan vefa beklemez. Ondan vefa beklemek, duvardan dua beklemek gibi bir şey.
Sana ikram edersen, senin ticaretinin aznından, çokluğundan, durumundan, konumundan dolayı sana ikram eder. Senin ona zarar verdiğin anda, adamın menfaati kesildiği anda bir sefer, iki sefer, üç sefer. Adam otomatikman seninle ilişkisini belli bir düzeye çeker. Haklı adamın. O yüzden şunu unutmayın. İnsanların arasında menfaat var ise vefa yoktur. Ticaret menfaate dayalı. Vefası yoktur. Kim derse ki var, hayır yalan söylüyor. Yalan söylüyor. O yüzden ticarette de hukukunuzu koyacaksınız bu ortaya. Alırken, satarken adam hukuku koyacak.
Kardeşimin hukuku ne bu? O hukuku koyacak herkes. Almış, satmış, efefe, ya biraz, işte çoktur. Esnafların arasında bu. İşte geçen gün arkadaşlardan birisi yandı diyor. Ya diyor, hayret ediyorum diyor, bir şey diyor. Adam işte diyor, borcu şu kadar bana diyor ki diyor, bunun bir kısmını sil. Ya diyor, ne biçim bir şey bu? E dedim böyle, şimdi bu zamanda böyle oldu dedim ben. Ya silersen iyi adamsın. Silmezsen kötü adamsın. Ya kardeşim bu adamın beş lira borcun var mı var. Sen git, elindekini götür. O da görsün senin durumunu, elindekini götür ama. Adamın insafına kalmış. Siler, silmez. Bekler, beklemez. Onun hukuk olarak onun hakkı.
O adam silerse sevap işler. Eyvallah. Uzatır, beklerse seni sevap işler. Eyvallah. Bu tavsiye edileni, meden edileni. Ama hukuk ne? Alacağını, alacağını, borcunu ödeyecek. Efefe, ya biz işte elli yıldır bu firmayla alışveriş ediyorduk. E bir anda kesip attırlar. E keser atar. Adamın malından ortak çıkıyor. Duygu. Aklın, hukukun olduğu yerde duyguyla hareket edilmez. Hukuk var orada. Nerede olursanız olun. Kimle olursanız olun. Hangi işiniz olursa olsun şunu unutmayın. Hukuku gözünüzün önünden ayırırsınız. Hukuku gözünüzün önünden ayırırsanız yanılırsınız. Hukuku gözünüzün önünden ayırırsanız yenilirsiniz. Bu eşiniz de olsa, bu çocuğunuz da olsa, bu anneniz de olsa, bu babanız da olsa, bu kardeşiniz de olsa, bu şeyhiniz de olsa, bu çok candan, ciğerden, yürekten, sevdiğiniz kimse de olsa, hukuku gözünüzün önünde tutun.
Eğer ki dumura uğramak istemiyorsanız, hayallerinizin yıkılmasını istemiyorsanız, kendi kendinizi perişan etme noktasına getirmek istemiyorsanız, hukuku gözünüzün önünde tutun. Şöyle düşünmeyin. Bu hataları yaptım çünkü ben. Ya bu derviş kardeşiniz. Hayır kardeşim. Bu işin hukuku neyse o. O derviş kardeşin de olsa onun hukukunu uygula sen. Ya bu derviş kardeşin sana bir şey yapmaz. Deme. Yaptılar bana çünkü. Bak deme. Yaptılar çünkü. Yaparlar sana da. O zaman sen hukuku uygula. Hukuk neyse onu yap. Hukuk neyse onu yerine getirin. Onu yerine getirin. Duygu, duygu arka planda kalsın.
Şöyle düşünmeyin. Ya bu benim kardeşim. Yani kendi babasının öz kardeşi. Kardeşim hukuk uygula sen. Bu mal kimin? Bu mal benim. Kimin üzerinde bu? Ya babanın üzerinde. Hukuk uygula kardeşim. Ya babanın ya senin burası. Bu mal kimin? E benim. Kimin üzerine? Abimin üzerine. Yok kardeşim hukuk uygula sen. Bu mal ya senindir ya abinindir. Ya abim bana bir şey yapmaz. Öldü çocukları yapar. Öldü hanımı yapar. Öldü hanımı yapar. Hukuku uygula. Kimin burası sen? Al. Bizim bayındırdağ hacı İbrahim abi var. Dükkan kendisinin gençliğinden biliyoruz. Dükkanı aldı, altınları bozdu adam. Çalıştı, çapaladı. Dükkanı ödedi. Babasının üzerine alındı tabi dükkanı. Ayağını kölemeye koyan.
Ama babası kapının arasında diyor ki dükkan senin İbrahim. İbrahim abi al dükkanı üzerinden. Ya işte babam bir şey yapmaz ya abim de bir şey yapmaz. Yapar İbrahim abi. Yanlış yapıyorsun, eksik yapıyorsun. Yapma İbrahim abi. Birkaç sefer söyledik. Yok. Sonradan hastalıklar girdi araya. Diyemedi. Yüzü tutmadı. Babası öldü. Babası öldü. Bir hafta beklemedi abisi. Bayındıran cenazaya gelmişken demiş ki hepsini de sark. Ben hepsini halledeyim gideyim. Adam küt. Kalp krizi geçirdi. Hastanede aldı sonra. O strese, o üzüntüye değermedi adamın kalbi. Yani abim böyle yapar mı dedi. E yapar. Hani seninle hukuk kardeşim. Bildiğin bir tek bir şey var benim.
Hukuk. Bu işin hukuku ne? Borç mu aldın? Senin o adama borcun var. Mal mı aldın? Senin o adama borcun var. Bitti. Borcun yok. O adam sildim. O adam affettim. Azat ettim. Bana borcun yok deyinceye kadar senin ona borcun var. Senin ona borcun yok. İki iki daha dört. Ödeyememişsindir, gecikmiştir, yan yatmıştır, çamura batmıştır, müsaade istemişsindir, adı demiştir, istemeyiz kafanı de.
Tamam eyvallah bunlara söyleyecekler diyorum. Ama bütün borcun var mı var? Ticaret bir kuruşuncun da bir tarafta. Senin hakkın, senin hakkın gittiğin kuruşuncun olan yerden al. Hakkınızı helal edin. O yüzden muhakkak ki vefa büyük bir duygu. Ama insan vefa gösterirken, vefa gösterirken döner. Göstermiş olduğun vefayı diline dolarsa o zaman da o vefa gelir onu çarpar.
Ben o yüzden diyorum ki vefadan önce hukuku düşünün. Hukuki davranın siz. Vefa sonra gelsin. Önemli değil. Hukuk önde gelsin. Hukuk önde gelsin. Ve bir gün döner. Siz ben şuna şunu yaptıydım derseniz. İşte o zaman o vefa gelir sizi çarpar. Muhafaza edersin. Parlemenler alalım.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.