Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 29 Aralık 2020 · 1:19:40
Emirlerin velâatlık için savaşları ve birbirlerine kılıç çekmeleri. Hani bu aslında Yahudi ama Hristiyan görünümlü vezir vardı ya, böyle bir hatırlama babından hikayeyi baştan alalım. Bunlar Yahudi dik kendileri ama Hristiyan dini mensuplarıyla savaşmak için kendilerince bir oyun, bir tezgah kurdular. Ve o vezir Hristiyan din âlemi, papaz gibi Hristiyanların içerisine girdi.
Hristiyanların içine girerekten onlara farklı farklı öğretiler sundu. Farklı farklı risaleler yazdı. Tabi buna normalde meslevi dilinde tomar diyor. Ama risale, sakın Said-i Nursi'nin risalelerine gitmesin aklımız, öyle bir şey değil. Böyle tomar farklı farklı, birinde bir şey haram dedi, öbürkünde helal dedi. Birinde bir şey doğru dedi, öbürkünde yanlış dedi. Ve bu her tomarı da birisini görevlendirdi. O tomarı ona verdi. Ona dedi ki ben öldükten sonra halife sensin. Bunu dedi ben öldükten bir müddet sonra bunu açıklayacaksın. Sana karşı çıkarlarsa sen de onların dedi kafasına hur, öldür. Öldü o vezir.
Vezir öldükten sonra artık her tomar sahibi kendisini halife görüyor. Her tomar sahibi kendisini halife görünce meydana çıkacak an, zaman bekliyor. O emirlerin birisi öne düşüp o vefalı kavmin yanına gitti. Dedi ki, işte o zatın vekili zamanede de İsa halifesi benim. İşte o tomar ondan sonra vekilliğin bana ait olduğuna dair burhanımdır. Elinde de bir belge var. İcazet var bugünkü manada. Bir tomar var. Dinin hukuku ve hükmünün yazıldığı kendince. Ve ona da bir icazet var. Onun halife olduğuna dair. Ve o da bu belgeye dayanarak diyor ki ben buranın halifesiyim. Öbür emir de pusadan çıka geldi. Hilafet hususunda onun davası da bunun davası gibiydi.
Başka bir emir de onun da elinde bir tomar var. Onun da elinde halife olduğuna dair bir belge var. O da çıktı meydana. Dedi ki ben de halifeyim. Bak benim de elimde bir tomar var. Benim de elimde bir icazet var. O da koltuğundan bir tomar çıkardı, gösterdi. Her ikisinin de Yahudi kızgınlığı başladı. Yahudiler sert tabiatlı insanlardır. Kavim olarak, topluluk olarak. Acımasızdırlar. Bu tarih boyunca Cenab-ı Hak Yahudi kavmine çok peygamber göndermiştir. Islah olsunlar diye. Onlar asla ıslah olmamışlardır. Peygamberleri şehit ettiler. Peygamberlerden sonra gelen velileri şehit ettiler. Önüne geleni yıktılar, kırdılar, döktüler.
Yahudi milleti ne yazık ki böyle tarih boyunca insanlığın içerisinde kan döken, zulmeden bir millet oldu hep. Ve Cenab-ı Hak onlar ıslah olsunlar diye öbür kavimlerden daha fazla onlara peygamber gönderdi. O yüzden Yahudilerin gaddarlığı, acımasızlığı, ondan sonra bu noktadaki böyle sertliği meşhurdur. İnsanlık tarihi içinde. Her ikisinin de Yahudi kızgınlığı başladı. Diğer emirler de bir Katar olup, hepsi de birbirinin ardınca, Katar deyince birbirinin ardına gidiyor. Bir Katar olup, yine hepsi de kılıçlarını kesip, çekip, halifelik davasına kalktılar. Her birinin elinde bir kılıç ve bir tomar vardı. Sarhoş filler gibi birbirlerine düştüler.
Sarhoş filler gibi. Yüz binlerce Hristiyan öldü. Bu suretle kesik başlardan tepe oldu. Sağdan soldan sel gibi kanlar aktı. Havaya dağlarcasına tozlar kalktı. Hani sarhoş fil, kendinden geçmiş bir fil ne yapar? Ortalığı tozu dumana katar. Sarhoşluk, her sarhoşluk etrafa zarar verir hep. Her sarhoşluk, bu manada. Şimdi konu halife. Bir Yahudi, gerçekte din alimi, Hristiyanların içerisine girdi ve onlara farklı farklı din anlattı ve onların da hepsine halifelik verdi. Benden sonra halifem sensin dedi. Sizsiniz dedi. Halife, birinin yerine iş yapan. Halife, birinin yerine iş yapan.
Vekil kişi demek. Vekil. Birinin adına iş yapıyor. Bunun Kur'an'ı literatürü ilk nerede kullanıldı? Adem Aleyhisselam'la. Cenab-ı Hak meleklere dedi ki, ben bir halife yaratacağım. Bu normalde Bakara 30. ayet. Cenab-ı Hak dedi ki, ben bir halife yaratacağım. Melekler dediler ki, sen yeryüzünde fesat çıkaracak, yeryüzünde kan dökecek bir varlık mı yaratmak istiyorsun? Cenab-ı Hak onlara dedi ki, siz bilmezsiniz. Allah bilir. Ve başka bir, yine ayet-i kerimede de Davud Aleyhisselam için diyor. Biz seni yeryüzüne halife ettik. Artık halk içinde gerçek üzere hükmet. Ben bunları böyle kısa kısa aldım ki, hani halifeliğin Kur'an'ı manasından hareket edelim.
Her peygamber, her peygamber, Cenab-ı Hakk'ın yeryüzündeki halifesi hükmündedir. Ama peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hem cinni taifesine hem de insanlara peygamber olarak gönderildiğinden o yeryüzünün halifesi değildir sadece. Bütün ins ve cinniye gönderildiğinden dolayı o bütün varlığın halifesi noktasındadır. Sufiler, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin varlığın başlangıcı olarak görürler. Varlığın başlangıcı. Varlığın başlangıcı olunca o bütün varlık aleminin bu manada halifesi hükmündedir. Bir halifeye bakarken bu manada bakacağız ve peygamberler Allah'ın emirlerini, Allah'ın haramını, Allah'ın helalini, Allah'ın insanlardan istediklerini insanlara tebliğ eder.
Allah'ın tanınması, Allah'ın bilinmesi için, Allah'ın tanınması ve bilinmesi için özel husisi görevlendirilmiş kimselerdir. Seçilmiş kimselerdir. Onlar Cenab-ı Hakk'ın onlara vermiş olduğu ilmin ledünle ve onları bu noktada ilahi bir şekilde vahiyle donattığından onlar ilmin ve hakikatin merkezi hükmündedirler. Ve onlar yine peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden konuşmamız gerekirse hevai heveslerinden konuşmazlar hiç.
Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler için hüküm böyleydir. O heva ve hevesinden hiç konuşmadı. Ve Cenab-ı Hakk'ın seçtiği en önemli halife olduğundan yine başka bir ayet-i kerimede Allah'a iman edip Allah'ı zikredenler için peygamberde güzel örnekler vardır. O güzel örneklerin sahibidir. Güzel örnekler onun üzerinden tecelli eder. O yüzden biz Allah'ı tanımada, Allah'ı bilmede, Kur'an'ı anlamada, Kur'an'ı anlamada, dini yaşamada ölçümüz ve rehberimiz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Biz hadisleri inkar edenleri, hadisleri inkar edenleri ve hadisleri komple reddedenleri biz de reddederiz. Biz de onları inkar ederiz ki din hem ibadet olarak hem hukuk olarak hem de Allah'ı bilme noktasında anlaşılması için peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine müracaat etmemiz gerekir.
Bu ara televizyonlarda moda olan, televizyonlarda dinimizi ifsad etmeye çalışan, onların yaptıkları ilim değil, onların yaptıkları insanlar aydınlatma değil. Bir sosyologu getiriyorlar, oraya koyuyorlar, sosyolog habire konuşuyor, hadislerin hepsini de reddediyorlar. Bir kimse hadisleri komple reddediyorsa bilin ki o İslam dinini ifsad etmeye çalışan işte bu vezir gibi bir kimse.
Bu vezir, bakın Hazreti Mevlana mesnevisinde bu günlere ışık tutuyor bize. Bir vezir ne yaptı? Dinle alakalı bir sürü tomar yazdı ve o tomarları farklı gruplara dağıttı ve farklı grupların başına da ne yaptı? Birer tane halife seçti ve bir yerde doğru dediğini öbür tarafta yanlış dedi. Bir yerde fazilet gördüğünü öbür tarafta faziletsizlik olarak gördü. Ve insanların içerisinde fitne çıktı. Taslamam diyen kimse çıkıyor, adı taslamam olan kimse çıkıyor, hadisleri komple reddediyor. Bunu alkışlayan profesörler var. Bunu alkışlayan kendince üniversite çevresinden insanlar var. Ben böyle profesörler var, üniversite çevresinden insanlar var deyince canları sıkılıyor. Canınız sıkılmasın, canınız sıkılmasın.
Neden bir ilahiyatçıyı konuşturmuyorlardı, bir sosyologu konuşturuyorlar? Neden bir hadisçiyi konuşturmuyorlardı, bir sosyologu konuşturuyorlar? Kalple alakalı tıbbi bir meseleyi göz doktoruna konuşturuyorlar mı Türkiye'de? Ekonomiyle alakalı bir meselede matematikçi kimseyi konuşturuyorlar mı? Ama söz konusu olan din olunca siyasetçisi konuşuyor, ekonomisti konuşuyor, sosyologu konuşuyor.
Herkes konuşuyor. Herkes de uzman bu konuda. Bakın herkes de uzman. Allah muhafaza eylesin. Peygamberler Allah'ın tanınmasını, doğru tanınmasını, doğru bilinmesini, dinin doğru uygulanmasını sağlayan seçilmiş insanlardır. İyi namaz kılın, kaç rekat kılacağız? Secde edin, nasıl secde edeceğiz? Hadisler yok. Peygamber sallallahu alaihi ve sellem hadislerini reddettik. Kim secdeyi tarif edecek bize? Birisi dese ki sandalede oturdun, secde ettin dese. Ne diyeceğiz biz ona? Birisi sabah namazı kılıyor, kaç rekat olduğu belli değil. Ne yapıyorsun? Namaz kılıyor adam, sabah namazı kılıyor. Ya nasıl basbayağı, nasıl kılıyor? Kafasına göre kılıyor.
Ama olmaz böyle. Neye göre olmaz? Neye göre olmaz? E sana göre olmaz. Neden sana göre olmaz da bana göre neden oluyor? Senin aklın benim aklımdan üstün mü? Benim aklım senin aklından mı üstün? Taslamaman mı aklı üstün? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mi aklı üstün? Dini bir mesele oldu. Dini bir meselede hadisleri inkar eden, taslamam gibi kimselere mi uyarsınız? Yoksa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir sözü var, ona mı uyarsınız? İşte Peygamberler yeryüzünde Allah'ın birinci derecede halifeleridir. Ve onlar, onlar Allah'ın dinle alakalı bütün her şeyini, insanlıkla alakalı bütün her şeyi insanlara aktarmakla mükelleftirler.
Seçilmiş insanlardır. Bir de ayrıyeten bir hadis daha var. Hepimizi sorumluluk altına alan hadis. O da ne? Hepiniz çobansınız. Ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. Halife bir çobandır. Güttüklerinden sorumludur. Buradaki halifeden kasıt ne? Devlet başkanı. Buradan halifeden kasıt ne? Bir topluluğun sorumluluğunu üzerine almış kimse. Devam ediyor. Erkek ailenin çobanıdır. Güttüklerinden sorumludur. İslam dinine göre ailenin reisi erkektir. Aile bütün ailesinden sorumludur.
Eşinden ve çocuklarından. Elinin altındakilerden sorumludur. Erkek. O yüzden İslam'ın genel doğrusudur bu. Erkekler eşlerinin yemelerinden, içmelerinden, dini öğrenmelerinden, çocuklarının yemelerinden, içmelerinden, eğitimlerinden, her şeyden sorumludur erkek. O sorumlulukları kaldırabilecekse evlenmeye kalkar. O sorumlulukları kaldıramayacaksa evlenmeye kalkmaz. Birisi ona evlilik teklif ederse der ki ben bu sorumlulukları götürebilecek noktada değilim. Yine kabul ediyorsa karşı taraf o zaman evlenir. Öbür türlü bunun konuşulmasına gerek yoktur. Evlenmeye çıkan bir erkek eşinin ve çocuklarının sorumluluğunu üzerinde taşır. Sorumludur o.
Kadın kocasının evinin çobanıdır. Güttüklerinden sorumludur. Kadın da kocasının ve evinin çobanıdır. Kocasından da sorumludur kadın. Sadece evin içerisinde erkek ailenin reisidir. Eşinden, çocuklarından sorumludur. Ama kadın da evinden ve eşinden sorumludur. O da bu noktada çoban hükmündedir. O da kendisini başıboş koymaz. Ne yapacak? O da evde bir noktada halife hükmünde. Hizmetçi efendisinin malının çobanıdır. Ve güttüklerinden sorumludur. Bir yerde çalışıyor bir kimse. Orada işçi. Orada patronun malından sorumlu. Onun malına zarar gelmesin. Onun malının tanesine zarar gelmesin.
İslam ahlakı çalışan insanların üzerine böyle bir yük yükle. Sen bir tane tuğlayı kırıver, kırmayacaksın. O demir parçası atıver, atmayacaksın. Orada çalışıyorsan titiz bir şekilde çalışacaksın. İş yerinin malını, parasını, pulunu heder etmeyeceksin. Çalıştığın yerde zamandan hırsızlık yapmayacaksın. Bir cigara molası vereyim ya. Nereden çıktı cigara molası? Sen onunla anlaştığın sekiz saat bir fiil çalışacaksın. Sekiz saat bir fiil çalışacaksın sen. O mola veriyorsa o verecek molayı. Sen kendi kafandan mola veremezsin. Sen kendi kafandan tuvalete kaçamazsın.
Sen kendi kafandan çalıştığın yerde nafile namaz kılamazsın kardeşim. Sen çalıştığın yerde, hani biz fıkıh dilinde nafiledir o. Öğlenin ilk sünnetini kılamazsın. Patronundan izin alacaksın. Farzlar için izin almana gerek yok. Ama sünnetler için, nafileler için izin alacaksın. Devlet dairesinde çalışanlar, izin alamazsınız. Başınızdaki müdür de size izin veremez. Onun da hakkı yok bu konuda. İslam böyle ince düşünür. Adam resmi dairede çalışıyor. Çarşıda bir dolaşayım geleyim gidemez İslam hukukuna göre. Nafile namaz kılamaz İslam hukukuna göre.
Yapamaz. İzin alacak. İş yerinin sahibinden izin alacak. Sorumlu. Evet hepiniz çobansınız ve gütlüklerinizden sorumlusunuz. Buhari Müslim. Herkes çoban. Herkes sorumlu. Öyle bir İslam toplumu düşünün. Herkes sorumluluğunun bilincinde. Ve herkes sorumluluğunu yerine getiriyor. Herkes. Boşluk yok hiç. Hiç boşluk yok. Şeytan ve nefis araya girmiyor hiç. Şeytan ve nefis ortalıkta dolaşmıyor. Boşluk yok. İslam'ın en güzel noktalarından birisi. Hiçbir şeyi başıboş bırakmaz. Cenab-ı Hak ayeti kerimede siz başıboş mu bırakılacağınızı zannediyorsunuz diyor.
Başıboş bırakılmıyor hiçbir şey. Evet bu normalde genel olarak halifelik. Bir halifelik daha var. Siyasi. Bu ne? Devlet başkanı. Bizim konumuzun dışı bu şimdi. Bu siyasetle alakalı. Bununla alakalı en önemli siyasetle alakalı halife kim? Dört tane. Hulafayi Raşidin dediğimiz. Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri birinci halife. İkincisi Hz. Ömer. Üçüncüsü Hz. Osman. Dördüncüsü Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri. Biz bunları ne diyoruz? Hulafayi Raşidin diyoruz. Ve Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerinin halifeliği tavsiye edilmiş. Kim tarafından?
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tarafından. Tavsiye üzerine. Ama aşere-i mübeşşere seçmiş yine. Seçimle gelmiş. Seçimle gelmiş. Tavsiye var ama seçimle gelmiş. İkinci yine tavsiye ile geliyor. Kim? Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri. Ona da Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri bir tabiri caizse evrak yazıyor. Diyor ki benden sonra Ömer'i seçin. Bir tavsiyede bulunuyor. Neden bunu söyledim? Buradan şimdi ehli tasavvufa giriş yapacağım. Ehli tasavvufa giriş yaparken o icazet, tavsiye veya halifenin seçimi veya atanmasının bu noktada sünnet-i resulullah'tan bir delili olması gerekir. Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri ne yapıyor?
O tavsiyede bulunmuyor. Hatta sözü meşhurdur. Diyor ki eğer ki yazılı tavsiyede bulunursam arkadaşım, kardeşim olan ve ilk halifem olan Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerinin sünnetini, yolunu takip etmiş olurum. Ama yazmazsam, yazmazsam peygamberim, dostum Muhammed-i Mustafa'nın sünnetini yerine getirmiş olurum diyor. Ve Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri tavsiye mektubu yazmıyor kendisinden sonrasına. Ne yapıyor yine o seçime giren aşere-i mübeşşere Hz. Osman efendimizi seçiyor. O da şehit edildikten sonra, o da yazmıyor arkadan herhangi bir kimseye. O da şehit edildikten sonra aşere-i mübeşşere kimi seçiyor? Zaten dört kişi kalıyorlar o dönemde.
Bir de Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri var. Beç kişi. O iki kişisi Hz. Ali efendimizi seçince, bu sefer de Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri halife olarak seçiliyor. Demek ki, bu manada halife olarak bir tavsiye mektubu gibi işaret edilir mi? El cevap evet. İşaret edilmez mi? Evet. İkisi de doğru mu? İkisi de doğru. Bakın ikisi de doğru. Bir, birisini tavsiye edebilir. İki, tavsiye ederse biz ona icazet diyoruz. Bir icazet yazar. İki, yazmayabilir de. Sufilikle alakalı. Ama devletle alakalı böyle değildir. Devlet kendince, kendi yöntemini belirler. Kendi yöntemini belirledikten sonra yönteminin üzerine gider. Mesela Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerinden sonra muaviye geçti.
Ama muaviye geçmezden önce Hz. Hasan efendimizi seçtiler o esnada. Hz. Hasan efendimiz hutbeye çıkıp devleti idare etmekten feragat etti. Hakkını da muaviyeye devretti. Dedi ki, ben hakkımı muaviyeye devrediyorum. Muaviye kendi sağlığında devlet başkanı olarak oğlu Yezid'i tayin etti. Hz. Hüseyin efendimiz buna karşı çıktı.
Dedi ki, bu seçimle olması gerekir. Atamayla değil. Seçimle olması gerekir. Bugünkü dilde söylüyorum. Atamayla değil. Buna karşı çıktı. Ve kargaşa da buradan çıktı zaten. Atamayla değil, seçimle olması gerekir diye. Bu devlet yöntemiyle alakalı. Bakın bu devlet yöntemiyle alakalı. Peki, bu meseleyi aldık getirdik meslemi okuyoruz ya şimdi. Bu mesele de dinle alakalı. E o zaman dini olarak dergahlarda, tarikatlarda şeyhler var. Bu şeyhler de ya vefat etmezden önce ne yapıyorlar? Birilerine böyle icazet yazıyorlar. Diyorlar ki, ben öldükten sonra filancadır halifeniz. Veyahut da kendi sağlıklarında kendilerince kendi halifelerini tayin ediyorlar. Diyorlar ki, benim halifem filanca.
Örneğin, dergahlarda bu tip işlerin yönetilmesi, işte zikirlerin yapılması, değişik beldelerde, bölgelerde o dergahın işlerinin yürütülmesi için hiyerarşik bir yapılanma vardır. Bu yapılanma, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinden, onun sünneti seniyyesinden çıkarılır. Mesela, bir seriye komutanı var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri on kişiyi bir yere gönderirken, başlarından bir tane imam tayin ediyor. Bir seriye komutanı tayin ediyor. Küçük bir grup. Bunu sufiler, ehli tarikat, böyle küçük bir grubu zikir yaptıracak. Orada dergahına, adabına, erkanına, ondan sonra oradaki işlemleri yapacak olan kimselerin bu noktadaki adını çavuş olarak nitelendiriyor.
Diyor ki, bu kimse çavuştur. Böyle köylerde, küçük kasabalarda, mahallelerde bunlar o şeyhin adına ders yaptırırlar, zikir yaptırırlar. İşte sohbet ederler, arkadaşlarıyla kardeşlik yaparlar. Onun adı çavuş. Dergaha başlangıçta dağ, normalde yeni dağ orası. O kardeş de yeni dağ. Ardından o kendisini yetiştirir, kendisini dizayn ederse, bir çıt üstü ne oluyor? Nakip oluyor. Onun adı nakip. Bizim dergahta da böyleydi. Nakip, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında da, Hz. Peygamber Efendimizin nakipleri var. Değişik beldelerde, değişik bölgelerde, değişik kavimlerde. Onlar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin adına insanlara din öğretiyorlar.
İnsanlara Kur'an ve sünneti öğretiyorlar. İnsanlara orada dinin ahkam ve hikmetlerini anlatıyorlar. Bunların adı ne? Nakip. Ve bunlar her ay, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin oraya Medine'ye gelip, rapor veriyorlar. Ne yaptıklarına dair? Bunlardan rapor alan da kim? Nükaba. Hadislerde geçer bu. Nakiplerin üstünde nükabalar, nükaba var. Bu nükabalar nakiplerin üstünde. Bunlar da ne yapıyorlar? Nakiplerden almış olduğu raporları, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aktarıyorlar. Öyle başıboşluk yok hiçbir zaman. İşte ehli tasavvuf, bunu kendine ölçü almış. Bunu kendine ölçü alarak da ne yapmış?
Kendileri de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine uyaraktan nakipliği oluşturmuşlar. Bu nakipler de ne yapıyorlar? Şeyhin adına ders veriyorlar. Şeyhin adına zikir yaptırıyorlar. Şeyhin adına Kur'an ve sünneti anlatıyorlar. Anlatıyorlar. Şeyhin bir şekilde vazifelerinin bir kısmını yerine getiriyorlar orada. Bunu normalde Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri kendi sağlığında nakiplere icazet verdirdiydi. Bütün o gün için dergahın içerisinde ne kadar yer varsa, nakip varsa, önce nükabaların icazetini verdirdi. Bu eskiler bilir Nevşehir'de bir evinin altında bir oda vardı. Odada önce Şeyh Efendi, nükabaların, nakibi nükabba deniyor.
Nakiplerin üstündeki nükabba. Onların icazetlerini verdirmişti. Allah rahmet eylesin, Ahmet Turan abiye verdi. Ödemiş de Adil kardeşlerdi. Adile verdi. Bu fakire verdi. Ondan sonra işte şeyde, Hollanda'da Mustafa vardı. Mustafa'ya verdirdi. Aklımda kalanları söylüyorum. Aklımda kalmamış olan vardır belki de. Haklarını helal etsin onlarda. Dergahın içerisinde o zaman için beş tane ne? Nakibi nükabba vardı. Dergah'ta. Bunların hepsinde Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin, icazetlerini kendi sağlığında verdi. Bunu söylememin sebebi şu. Bir nakibi nükabba, şeyhlik yapabilir çünkü. İcazetli bir nakibi nükabba. Buradan şimdi devam edeceğim. Sonra bu nakibi nükabbalara Şeyh Efendi dedi ki, Oğlum nakiplerinizi yazın dedi.
Onların da icazetlerini burada yazın dedi. O zaman Ahmet Turan abi, işte o üzülleri, Nevşehir'de bizim bir Akif Hoca vardı. Akif Hoca'ya da nakibi nükabba icazeti verdi Şeyh Efendi. Allah rahmet eylesin. Onun olsun abi. Bu kadardı. Bildiğim, hatırladığım bu kadar. Başka varsa bilmiyorum. Var mı hatırlayan? Başka nakibi nükabba. Hatırlıyor musun? Sen hatırlıyor musun Sait Başka? Bunlardı değil mi? Evet. Olur mu olur, hatırlamam ben. O kardeş de alınır veya ilmi saklamak gibi olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kendimi teyit ediyorum tekrar. Ondan sonra hoş o icazet töreniyle alakalı şey duruyor. Ne o? Kasetler duruyor. Oradan arkadaşlar izleyebilirler.
Bu nakibi nükabbalara Şeyh Efendi Hazretleri Allah rahmet eylesin. Dedik oğlum nakiplerinizi de siz yazın dedi. O kardeşler de kendilerince nakipleri yazdılar. Bana da dedi o zaman. Mustafa Efendi sen de yaz dedi bana. Ben de dedim ki efendim siz kimi derseniz ben onu yazarım. Siz söyleyin ben yazayım dedim. Oğlum herkes yazıyor ya dedi böyle bana. Yazıyorlar efendim dedim. Ama siz söyleyin ben yazayım dedim. Ondan sonra dedi ki olmazsa Bursa'da ayrı tören yaparız Bursa için dedi. Emredersiniz efendim dedim. Hatta orada dedi ki. Şimdi bunu böyle söyleyeyim. Delil olarak da kalsın. İşte Cafer'i yaz oğlum dedi. İşte Adnan'ı yaz dedi. Hüseyin'i yaz dedi. Şimdi delil olarak kalsın diye söylüyorum.
Bizim eskiden bir dik kaldırımda Mehmet vardı. Mehmet abi. Ondan sonra Hacı Mehmet onu dedi yaz dedi. Bana. Efendim siz yazın diyelim. Ben yazayım dedim. Ondan sonra. Oğlum onları yazsaydın dedi. Efendim siz yazın değil mi ben yazayım dedim tekrar. Yaz demiyor bana. Bana dedi ki Bursa'da dedi o zaman tören yaparız. Peki efendim dedim. Onun gerçekten de isteği Bursa'da böyle bir tören yapmaktı. Severdi bizi Allah razı olsun. Kardeşleri severdi. Sonradan. Onun ardından zaten şeye gitti. Hollanda'ya gitti. Hollanda'dan hatta bana dedi ki. Mustafa Efendi oğlum bir tören yap dedi. Orada dedi. Arkadaşlara dedi icazetlerini hani. Ver dedi bana. Şimdi.
Bunu da böyle söylerken. Hakkınızı helal edin. Biz beraberken bu sadece kendi içimizde bu. Bana sırf halifelik yaptırıyor. Ben de diyorum ki böyle bir şey bana söyleme. Ben dergâhtan giderim efendim. Hakkınızı helal edin. Ben bir makam için burada değilim diyorum. Bana dedi ki. Oğlum tören yap orada dedi. Pilav dağıt. İşte arkadaşların icazetlerini ver. Efendim siz gelin. Siz geldiniz de verelim dedim. Bakın sözlü olarak Cafer'in, Adnan'ın, Hüseyin'in nakipliği sözlü olarak var. Yazılı yok. Ama sözlü olarak var. Tabi Hacı Mehmet abinin de. Evet. Bu dergahlarda nedir? Bu da bir adab, erkan, usül olarak. Bu oturmuş, yerleşmiş.
Ardından nakipten sonra ne gelir şimdi konumuz? Halife. Halife de nedir? Şeyhin adına her şeyi yapar halife. Bir şeyh ile halifenin arasında fark yoktur. Bir ince perde vardır. Şeyhi sağdır. O yüzden edeb eder. Bir adım gerisinde durur. Eğer şeyh efendi ona halifem dediyse, sözlü olarak, yazılı olarak verdiyse onun halifesidir.
Ama halife aynı zamanda da şeyhtir. Çünkü ona halifelik icazeti yazıldığı anda, şeyh efendi vefat ettiğinde o halife şeyh hükmündedir anında. İcazeti var çünkü. Tarikat adabında, bunun da altını çizin. Kendisinde şeyhlik icazeti veya halifelik icazeti olmayan bir kimsenin, şeyhlik veya halifelik icazeti yazması uygun değildir.
Tarikat adabında kendisinde şeyhlik veya halifelik icazeti olmayan bir kimsenin, bir başkasına şeyhlik veya halifelik icazeti vermesi mümkün değildir. Bir kimsenin nakib-i nükabba icazeti var ise, nakib-i nükabba icazeti bir başkasına verebilir. Çünkü tarikat adabında bir nakib-i nükabba halife hükmünde şeyhlik yapabilir.
O yüzden o nakib-i nükabba, nakiplik verebilir, icazet yazabilir. Bakın, icazet yazabilir. Nakiplik icazeti yazabilir. Ama nakib-i nükabba icazeti tekrar ediyorum. Birisini sen nakib-i nükabbasın diyebilir. Kendisinden sonra nakib-i nükabba tayin ediyor. Ama icazet yazamaz ona. Neden? Kendisi de nakib-i nükabba. Bir üst olması lazım. Şimdi tasavvufi manada halifelerin, tasavvufi manada halifelerin işi, yine hadis-i şerife biz müracaat ederekten söyleyeceğiz. Şeyhlerin, velilerin, halifelerin işi. Yani o kimse bir dergahın başında şeyh, üstad adına biz üstad diyelim, şeyh diyelim, mürşid diyelim, mürşidi kamil diyelim. Biz adına onun herkes kendince kendi yolunda bir at koyuyor ya.
Bakın, bu da boşlukta değildir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler ashabına diyor ki, Allah'ın rahmeti benim halifelerimin üzerine olsun diyor. Allah'ın rahmeti benim halifelerimin üzerine olsun. Ashab diyor ki, senin halifelerin kim ya Resulallah? Kimler? Senin halifelerin kimler? Ashab hiçbir şeyi boşta bırakmıyor. Hepsi de Cenab-ı Hakk'ın hidayet nuruyla nurlanmışlar. Boşluk yok. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cevap veriyor. Sünnetimi ihya eder ve insanlara öğretirler. O zaman Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halifeleri, yani veliler, mürşitler, üstadlar, şeyh efendiler.
Biz adına ne diyorsak diyelim. Bunların neymiş özelliği? İki özelliği varmış. Bir, sünnet-i Resulullah'ı ihya ederler. Yani kendi üzerlerinde yaşarlar. İkincisi neymiş? İnsanlara da sünnet-i Resulullah'ı öğretirler. İki vazife, iki önemli özelliği var bunların. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin manevi halifelerinin iki özelliği var. Bir, sünnet-i Resulullah'ı yaşarlar kendi üstlerinde. İki, bu sünnet-i Resulullah'ı insanlara öğretirler. Bunlar da ne oluyor o zaman? Bunlar da tarikattaki halifeler oluyor. Ve tarikatta veya sufi manada tasavvuf ehlinde halife denilince artık o son makama gelmiş oluyor. Ondan sonraki bir makam hiyerarşik olarak yok.
Çavuş, nakip, nükabba, ondan sonra halife. Halifelik haline gelince artık o normalde ne yapmış olduğu bir şeyh, bir üstad, bir veli noktasına geldi. Ve dergahlarda, tarikatlara yeni giren kimse kendisine derviş dedirtmez. O taliptir.
Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin. Hepimiz talibik derdi. Taliptir o. Dervişim demek yoktur tarikatın adabında. Biz talibiyiz. Biz muhibiyiz. Biz kardeşiz orada. Bunu söylerler. O talip bir müddet oraya gider gelir. Ondan sonra o ders alır oradan. Oraya tabi olur. Tabi olduktan sonra ona eskiden bir dervişlik icazeti. Daha doğrusu taliplik icazeti verilir. O taliplik icazetini alır. Orada devam eder. Ha taliplik icazetini alıp devam ederken. İşte bir rüya görür, bir hal görür, bir şeyler olur. Veyahut da başındaki üstadı görür. Veyahut da başındaki nakibi görür.
Ona çavuşluk verir. O orada bir müddet, bir bölgede ders yaptırmaya başlar. Ondan sonra ne yapar? O kimse eğer kendisini geliştirirse ona nakiplik verilir. Bunun içerisinde bir de eskiden serzakir dedikleri zakirlik vardır. Bu da nedir? Bir bölgede, bir beldede zikir yaptıran kimse demektir. Mesela orada üç tane çavuş vardır da bir tane de serzakir vardır. O serzakir, bütün çavuşlar o serzakire tabi olurlar. Neden? O hepsinin üzerinde zikir yaptırıyor. Her zikir yaptıran serzakirdir. Örneğin, o bölgenin o zakiri hükmündedir. Eğer ona zakirsin dedilerse, zakirsin denmedilerse o çavuş hükmündedir. Orada yine çavuşluya devam eder. Şimdi bazen kardeşler, sen burada ders yaptır deyince hemen kendini zakir hükmünde görüyor.
İşte bu da doğru değil. Zakir görsen olacak, bir şey olmaz da. Bir şey olmaz, herhangi bir şey olmaz. Ama kendini böyle havalandırmayacak insan. Kendini havalandırmadan devam edecek. Ve böylece mesela Mevleviler'de de halife noktasına gelen bir kimseye normalde dede denir ona da. O da post sahibi olmuştur artık. Posta oturur. Posta oturunca o dede olur. Mevleviler'de ancak dede posta çıkar. Ancak dede ortaya semaya çıkar. Dedenin haricinde, postin işin haricinde yani postin işlik görevi yapanlar değil. Ortaya semaya çıkan ancak üstad çıkar ortaya.
Üstadın haricinde hiç kimse ortaya semaya çıkmaz. Ortaya birisi semaya çıkarsa, küstahlık yapmış olur. Haddi aşmış olur. Edebi korumamış olur. Çıkmayacak. Oturacak. Hatta postun üstüne de ayağıyla basmaz. Bir tek üstad postun üzerine ayağıyla basar. Üstadın haricinde hiç kimse postun üzerine ayağıyla çıkmaz. Mevleviler'de veyahut da bütün ehli tarikatta üstadın durduğu bir yer vardır. Ders yaptırdığı bir yer vardır. Ders yaptırdığı bir yer vardır. O ders yaptırdığı yere hiçbir zakir, hiçbir nakip, hiçbir nügabba oraya çıkıp orada ders yaptırmaz. Oraya oturmaz. Adaba riayet eder. Çünkü orası Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin makamı olarak görülür.
Orada. Ve üstadın makamıdır. Ancak o onun halifesidir. Onun halifesi olduğu için ancak üstad o postun üzerine çıkar. Ancak üstad oraya oturur. Orada ders olacaksa, orada ders yapacak olan kimse üstadın oturduğu yere oturmaz. Hemen onun sağ tarafına kurar o halakayı, kendi yerine. Üstadın bulunduğu yere kendini oturtturmaz. Kendini koymaz. Üstad derse ona, o zaman yapar. Bu fakir bu konuda icazetliydi, o yüzden yapardık biz. Ama benim bildiğim dergahta başka ikinci bir şahıs yoktu. Ben dergahın her tarafına gider, işte problemleri çözmek için gider gelirdim filan fişman işte. İkinci bir şahıs yoktu.
Veya rüyalıları, halleri tevil edecek ikinci bir şahıs yoktu dergahta. Bayanlar dahil buna. Sonradan türedi bunlar. Şeyh Efendi vefat ettikten sonra türedi hepsine. Kimisi, duyuyorum şimdi bana geliyor bazen böyle olur mu diye. Yok Şeyh Efendi rüyamda gördüm bana şunu verdi. Yok Şeyh Efendi rüyamda gördüm bunu verdi. Yok Şeyh Efendi'yi gördüm rüyamda şunu dedi. Bunlar tarikatta doğru ölçüler değildir. Doğru ölçüler değildir. Bir Şeyh'in ağzından çıkacak. Sen şusun burada eyvallah. Eyvallah.
Veya yazacak. Eyvallah. Ağzından çıkmadı. O gece o da rüyadığında ben filancayı gördüm yarın böyle yapacaksınız der. Doğru değil. Ölçü doğru değil. Allah muhafaza eylesin. Evet işte dervişlerden bir kimseye çalışan kimseye normalde ona bir şeyhlik verilirse icazetsiz yazmamış. Birine demiş ki sen şehtsin.
O kimse şeyhlik yapar. Ama bir başkasına şeyhlik icazeti yazamaz. Neden? Kendisinde icazet yok. Bir kimsenin şeyhlik icazeti yazabilmesi için kendisinde de şeyhlik icazetinin olması lazım. Şeyh Efendi hiç kimseye şeyhlik icazeti vermedi. Hiç kimseye. Bu aynı zamanda da dergahla alakalı bir real bir analiz olmuş oluyor. Şeyh Efendi hiç kimseye yazılı olarak benim bildiğim şeyhlik icazeti vermedi. Benden bizden saklı gizli verdiyse eyvallah söyleyecek bir lafım yok. Böyle bir şey vermedi. Vermeyince bizim dergahda şeyhlik icazeti olan hiç kimse kalmadı.
Zaten Allah affetsin. Şeyh Efendi bu zahiri adaba göre de veremezdi zaten. İşin bir de o var. Neden? Kendisinde de zahiri olarak şeyhlik icazeti yoktu. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri ona yazmamış. Benim şeyhim ha sakın ha. Küçümsemek gibi değil. Bunu ben çok önemsemiyorum. Önemsiyor muyum? Hayır. Bak önemsemiyorum. Ben bunu önemsiyor muyum? Hayır. Ama şeyh Efendi doğru hareket etti. Onu söylemeye çalışıyorum. Nedir bu? Kendisinde yazılı icazeti olmadığından hiç kimseye yazılı icazet vermedi. Beş tane nakib-i nügabba, beş tane olması lazım. Nakib-i nügabba icazeti verdi.
Hiç kimseye de halife olarak tayin etmedi. İlan etmedi daha doğrusu. Ya bak bir kişiyi dahi dergahat toplayıp filanca halifenizdir demedi. Ölmezden önce Ahmet Turan abiye ve bana telefon açıp siz şeyhlinizi ilan edin dedi. Ahmet Turan abi ilan etti. Ben dedim ki böyle bir şey ben yapmak istemiyorum. Böyle bir şey de kabul etmiyorum. Efendim hakkınızı helal edin. Ben böyle bir şey ilan edemem dedim telefonda. Ben ilan ettirmesini bilirim dedi. Sonra başka arkadaşlara ilan ettirdi. Ondan sonra. Orada kaldı öyle. Kimisi dedi geri alındı. Kimisi dedi yok ileri gitti. Ben zaten böyle bir şey de dedim ki. Ben böyle bir noktada değilim.
Böyle bir şey de kabul etmek istemiyorum dedim. Tabi şeyhin söylediğini reddetmek de mümkün değil. Tabiri caizse. Yani işte buraya koyduk dedik. Bize böyle bir şey lazım değil dedik. Öyle kaldı. Sonradan bir kargaşa çıktı zaten. Bir sürü olaylar oldu filan fişman. Ama şeyh efendinin bana direkt ağzından ilan et şeyhliğini dediğini biliyor muyum? Evet. Bir başkasına ilan ettirdi. Sonra dediler ki almış geri. Onun bileceği iş bana aldığını söylemedi. Bu aynı mesele. Ben gittim dedim aldığını söylüyorlar. Yok öyle demedim dedi. Yalan söylüyorlar dedi. Ne dediyse kendisiyle alakalı. Herkes mahşerde. Herkes kendi hesabını kendisi verecek. Ama benim arkadaşlara bir sözüm vardı.
Ben yine o sözü onun yanında söyle dedim. Hiçbir zaman dedim. Ben ölünceye kadar. Dedim sizin önünüze. Ben şeyh oldum diye dedim. Size böyle bir şey söylemeyeceğim. Söylersem benim sakalımdan tutun. Yüzüme tükürün dedim. Onun yanında söyledim. Aslında Şeyh Efendi sağ olduğu müddetçe. Şeyh Efendi burada durduğu müddetçe. Sözüm bu. Şeyhim sağ olduğu müddetçe. Ve şeyhim varken Hiçbir zaman gelip de sizin önünüze Ben şeyh oldum. Ben oldum dersem Sakalımdan tutun. Yüzüme tükürün dedim. Şeyhimin sağlığında da Hiç böyle bir şey demedim. Herkes şahit. Ben hala da demedim. Ben hala da demiyorum.
Hatta diyorum ki Ben şeyh değilim. Tekrar tekrar söylüyorum bunu. Ben hiçbir zaman şeyh olamayacağım. Ben şeyh değilim. Böyle bir şeyde de gözüm yok. Allah bizi affetsin inşallah. Biz Kur'an ve sünnete hizmet edelim. O bize yeter inşallah. Evet. Bir kimseye İcazet verilirse Halife icazeti Veya şeyhlik icazeti O kimse bir başkasına Halife icazeti Şeyhlik icazeti Verebilir.
O kimse de ne yapar? Şeyhlik yapar. O kimse de ne yapar? Yetişen kimselere İcazet verebilir. O yüzden normalde Asla ve asla Bu yoksa Böyle bir şey verilmez. Tabi Mevlevilerde Veya tarikatlarda Bu halifelik törenleri vardır. İcazet törenleri vardır. Her tarafta Farklı farklıdır. Şeyh efendi Allah rahmet eylesin Böyle Avuç içine Avuç içine Böyle Normalde Baş parmakları Birleştirir. Alnını alnına Dayar. İki dizinin İki dizine dayar. Onun Onları normalde Yeniden Akit yaparaktan İcazetlerini Verirdi. Eğer Bu noktada İnternete Vardır Herhalde Var değil mi? O icazet töreni. Oradan okuyabilirsiniz Bakabilirsiniz Dinleyebilirsiniz İnşallah Ve ondan sonra Onlara işte Değişik Virtler verilir.
Değişik dersler verir. Ondan sonra Böylece Devam eder. Halifelikle alakalı. İşte bu Vezir Bir sürü Halife İcazeti verdi. Ve hepsine de Farklı Farklı Tomarlar Verdi. Onlar da Ne yaptılar? Birbirlerine Düştüler. Burada Şuna Gelmeye Çalışıyorum. Bu Halife Adayları Sarhoş Filler Gibi Birbirlerinin Kanını Dökmeye Başladılar. Bakın İnsanı Makam Sarhoş Eder. Dünya Sarhoş Eder. O kimse Makam Sevgisiyle Kendinden Geçer Etrafını Kırar Döker.
Makam Sevgisi Böyle bir Vahşi Sevgidir. O kimse Ben burada İdareci Olacağım. Ben burada Zakir Olacağım. Ben burada Çavuş Olacağım. Ben çavuş Olsam Bundan daha iyi Yaparım. İşte Kimse Üzerine Alınmasın Alınacak Olan Dalınsın. Ya abla Söylesen de Beni Zakir Etse Orada Abi Aslında Ben burada Zakir Olsam Var ya Şöyle Yaparım. Ben de Burada Arkadaşları Toplayıp Onlara Zakirlik Edebilir Miyim? Ben de Filanca Yerde Bir Zakirlik Yapsam Bunlar Tarikat Adabında İnsanı Sarhoş Eden Şeylerdir. Sarhoş Eder İnsanı Baş Olma Sevdası Yönetme Sevdası İnsanı Helak Eder.
En Büyük Nefisle Mücadele İnsanın Yönetme Sevdasından Vazgeçmesidir. En Büyük Nefis Mücadelesi Budur. Eğer Bir Kimse Ben Yöneteceğim Benim Yönetmem Lazım Demeye Başladığı Anda Batmaya Gider Manevi Olarak. Sufilerde Bu Tip Şeyler Hoş Karşılanmaz. Sufilik Yönetmek Değil Hizmet Etmektir Çünkü. Hizmet Almak Değil Hizmet Vermektir Sufilik. Bir Kimse Yönetme Hastalığına Düştüğü Anda İki Yakası Bir Araya Gelmez. Biz Hep Hizmeti Düşüneceğiz. Biz Arkadaşlara Hizmet Edelim.
Biz Taliplik Yapalım. Biz Taliplik Yapalım. Biz Talipliğe Koşalım. Biz Derviş Olmaya Gayret Edelim. Derviş Olmanın Yolu Ele Geleni Yemek Dile Geleni Demek Değil. Değil. Tevazu Gayret Allah Yolunda Çalışma Sünnet-i Seniye Bağlılık Allah'ı Ve Allah'ın Hukukunu Kanununu Her şeyden Üstün Tutma.
Dervişlik Bu Sufilik Bu Diline Hakim Olma Gözüne Hakim Olma Kulağına Hakim Olma Sufilik Bu İnsanları Aldatmamak İnsanları Kandırmamak İnsanları Yüzüstü Bırakmamak Vefasız Olmamak Kadir Şinas Olmak Sufilik Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin Ahlakıyla Ahlaklanmak İnsan Olmaktır Sufilik İnsan Olmaktır Temizliğinle Görüntünle Tavur Ve Davranışlarınla Cezbedici Olmaktır Bu Neyle Mümkündür Bu Sünnet-i Resulullah'a Bağlılıkla Mümkündür Bu Haramlardan Uzak Durmakla Mümkündür Bu İnsanların Malından Parasından
Evinden Barkından Eşinden Çoluğundan Çocuğundan Gözünü Çevirmenle Mümkündür Kimin Ne Kadar Parası Varmış Bizi İlgilendirmez Kimin Ne Kadar Evi Varmış Bizi İlgilendirmez Kim Ne Kadar Zengin Bizi İlgilendirmez Kim Hangi Makam Daymış Bizi İlgilendirmez Yok Filanca Mevkideymiş Bizi İlgilendirmez Kardeş Herkesin Makamı Mevkisi Zenginliği Fakirliği Kendine Bizi İlgilendirmez Biz Biz Toplanırız Hep Beraber Otururuz Hep Beraber Sohbet Ederiz Hep Beraber Zikrullah Yaparız Duamız Eder Hep Beraber Kalkarız Aaa Filanca Zenginmiş
Sen Buraya Otur Aaa Fişmanca Şu Makamdaymış Sen Buraya Otur Bizde Yoktur Yoktur Bizde Hiç Olmadı Herkes Gelir Boş Bulduğu Bir Yere Oturur İlahiciler İlahi Söylüyorlardır Hizmetleri Vardır Deriz ki İşte Serzakirler Veya Zakirler Veya Çavuşlar Onlar Talimlidir Ya Birinci halaka İkinci halaka Talimlerden Kurulur ki Zikrullah Düzgün Olsun Adap Erkan Olarak Ses Düzgün Gitsin Çatpat Gitmesin Birinci Halakaya Böyle İşte Zakirler Çavuşlar Nakipler Nükabbalar Aslında Şeyhin Sağına En Hiyerarşik Olarak Sağına En Eski Zakir Veya
Halife Soluna İşte Halifeden Sonra Nükabba Halifenin Sağının Varsa Binnükabba'da Nükabba'nın Soldaki Nükabba'nın Yanına Varsa Binnükabba'da Onlar da Hangisi Önce Derviş Oldu Hangisi Önce Nükabba Oldu Hiyerarşik Olarak Kendileri O sıralamaya Geçerler Kendi Kendine Herkes Kendini Bilir Veyahut Eski Derviş Yeni Dervişten Öncedir Bizde Dervişlik Bir Saat Önce Ders Halsa Ondan Kıdemli Olur Sufilik Böyle Bir Şeydir Kıdem Vardır Sufilikte Sen Dün Geldin Baş köşeye Geçip Oturmazsın En Ön Halkaya Geçmezsin Kıdem Vardır Yavaş
Yavaş Birisi Seni Gel buraya Dedinde O zaman Geçersin Birinci Halkaya Bir Kimse Kendi Kendine Yarıp Birinci Halkaya Gidiyorsa O Bilmiyordur O Yenidir Daha Tazedir O Veyah Ona Başındaki Abileri Öğretmemiştir Başındaki Çavuşu Başındaki Nakibi Öğretmemiştir O Da Yarar Gelir En Ortaya En Ön Halkaya Oturur Zikrullah Başlar Bakınır Etrafına Ne Yapıyor Bu Millet Diyor Veyahut İşte Başında Takkesi Veyah Zikrullah Talimi Hiç Yapmamış Ama Önde Olacak Gösterecek Kendini Gelmiş En Ön Halkaya Oturmuş Yapma Neden Biraz Sonra Zikrullah
Adabında Farklı Bir Şey Olur Sen Kalırsın Orada Kela İnek Kuşu Gibi Hazreti Mevlana'nın Tabiriyle Apışır Kalırsın Ne Yapacağını Bilemezsin O Esnada Birinci Halaka Talimlilerden İkinci Halaka Talimlilerden Üçüncü Halaka Talimlerden Böyle Talim Sırasına Göre Devam E Bazen Bizim Arkadaşlar Bazısı En Halkaya Gidiyor Eski Ama En Halkaya Gidiyor Orada Valla Ona Söyleyecek Bir Söz Yok Öyle Olunca Tazeler Yeniler En Halkaya Geliyor Ama Esma'yı Vurmasını Bilmiyor Çünkü Esma'da Çıkarılacak Olan Sesler Önemli Oradaki Yapılacak
Olan Ritmik Hareketler Önemli Esma Sağından Soluna Vuruluyor O Talimli Değil O Soldan Sağa Vuracağım Değişiyor Veya Görüyorum Ben Mesela Kalbin Üzerine Hay Kalbin Üzerine Vurulması Lazım O Böyle Yapıyor Hay Hay Allah'ım Diyorum Kim öğretmiş Buna Böyle Göğe Doğru Hay Esmasını Çekmeyi Tekli Esmalar Kalbin Üzerine Çekilir Vuruluk Ama o arkadaş Vuruluk Vuruluk Allah Allah Diyorum İçimden Bunu neden Öğretmedi Başındaki Arkadaşlar Diyorum Tabi Benim Önceden Zakirlik Döneminde Olsaydı Ben onu Alır Atardım Arkaya Sen İki alaka
Geriye Git Ben Çünkü Şeyhim Onu Görecek Diye Ödüm Kopardı Şeyhim Onu Görecek Diye Ödüm Kopardı Benim Ben Gözümle Sen Buraya Gel Sen Buraya Gel Sen Buraya Gel Herkesi Toplardım Ben Benim İçin O Çok Önemliydi Benim Şeyhim Oraya Geldiğinde Adabı Erkanı Görmeli İp Gibi Olmalı Herkes Haydaresiyle Sarıyla Dağınık Olmamalı Tertipli Olmalı Şeyh Efendi Misafir Getirirdi Bursa'ya Dışarıdan Gelin Dervişlik Görün Gelin Tertip Düzen Görün Gelin Burada Nasıl İşler Tıkır Tıkır Oluyor Görün Diye Bursa'ya Getirdi Sakirleri Nakipleri
Nügabbaları Bursa'ya Getirdi Öğrensinler Diye Neyin Nasıl Olduğunu Öğrensinler Diye Hiç Haydaresiz Sarıksız Takkesiz Birinci İkinci Üçüncü Alakada Dördüncü Alakada Derviş Yoktur Bizde Bir Kimsenin Haydaresi Sarı Yoksa Derse Gelirken Oradan Geçerken Uğramış Hani Hadis-i Kudüsü De Diyor Ya Birini Görecekti Veya Temaşa İçin Gelmişti Dervişin Çeyizidir Bu Takkesi Sarı Haydaresi Dervişin Silahıdır Derviş Bir yere Gidiyor Mu Derse Gidiyorsun İster Mahalle Dersine İstersen Normal Derse Gidiyorsun Sarını Haydarini Takkeni
Alırsın Yanına Hele Orada Bir Vazifen Varsa Çavuşsan Zakirsen Nakipsen Nükabbaysan Halifeysen Sen Haydaresiz Sarıksız Takkesiz Dolaşmazsın Yok Öyle Bir şey İlahi Söylüyorsan Mıtırbanda Vazifen Varsa Haydaresiz Sarıksız Asla Dolaşmaz O Derviş Hayır Derse Gidiyor Bir yere O Yanında Taşır Onu Yanında Taşımazsa Eksikliktir O Noksanlıktır Kale Almamış O Dikkatli Davranmamış Önemsememiş O Zikrullahı O Şeyhinin Huzuruna Çıkmayı Önemsememiş Orada Derste Şeyh Efendi Var mı Var O Şeyh Efendinin Dersine Gelirken
Her Şeyhine Dikkat Ederekten Gelin Her Şeyhine İp gibi Olmalı Önünde Konuşmamalı Kahkaha Atmamalı Gülmemeli Et yanındakilerle Konuşmamalı Ne yapıyorsun Ya iyi misin Ya oğlanı Verdin mi Ya Başka Zaman Bulamadın mı Şeyhinin Önünde Konuşacaksın Konuşacaksın Ve arkadan Pıs pıs pıs … Kıkır kıkır kıkır O Önemsemiyor O Derviş değil O Adaptan Erkandan Edepten Payını Almamış Hiç Ben Onu Göreyim Zakirlik Dönemimde O Adamı Bir daha Asla Ben Böyle Ön Tarafa Almam Kota Koyardım Onu İnsan Şeyhinin Huzuruna Çıkarken Edebini Terbiyesini Takıncak Disiplinini Takıncak Asker Arkadaşın mı Senin Mahalle Arkadaşın mı Sen Sokaktan Giderken Kafeye Mi Gidiyorsun Dergaha Geliyorsun Allah'ı Zikretmeye Geliyorsun Disipline Edecek Kendini Öyle Ya Ne Olacak Bundan Hayır Ne Olacak Bundan Diye Bir şey Yok Edebi Terk Eden
Sünneti Terk Sünneti Terk Eden Farzı Terk Terk Farzı Terk İmanı Terk Ölçü Budur Sufilikte Disipline Eder Sene Derse Gidiyorsun Al Sarı'nın Yanına Derse Gidiyorsun Al Haydar'ın Yanına Yok Mu Yaptır Sen O Dergaha Ram Olacaksan Oraya Derviş Olacaksan Sen Çeyizini Düz 99'luk Tesbihi Yok Böyle Derviş Mi Olur Neyle Dersini Çekiyorsun Sen Bir Dervişin Düzgün Bir 99'luk Tesbihi Takkesi Sarı Haydarisi Muhakkak Muhakkak Günlük Virdiği Disiplinli Bir Şekilde Namazları Disiplinli Ondan Sonra Nafile Namazları Disiplinli Adabı Erkanı
Düzgün Diline Hakim Gözüne Hakim Derviş Öyle Derviş Öyle Lightlık Yok Öyle Öyle Gevşeklik Yok Şeyh Efendi Orada Sohbet Edecek Birisi Orada Facebook'a Girecek Ben de Onu Göreceğim Zakirken Şeyh Efendi Sohbet Ediyor Olacak Ha Ne Oldu Ya Telefon Çok Önemli Onun Telefonu Ondan Başka İş Adamı Yok Ya Orada Gidip Kulağına Fısıldardım Ben Bir daha Şeyh Efendi'nin Yanında Telefonla Onun Huzurunda Telefonla Konuştuğunu Görmeyeceğim Kardeşim Tatlı Bir Şekilde Seni Bir Daha Şeyh Efendi'nin Sohbetinde Telefonla Oynadığını Telefonla
Konuştuğunu Görmeyeceğim Bu Kadar Ben Söylerdim Tatlı Bir Şekilde Başka Yerlerde Görürdüm Ben Adam Telefondan Konuşuyor Oranın Zakirine Derdi Bak Söyle Arkadaşlara Şeyh Efendi Sohbet ederken Telefonla Konuşmasınlar Konuşacaksa Çıksın Dışarıda Konuşsun Çık Dışarı Konuş Telefonun Bu Geldi Çık Burada Bahçede Bahçede Değil Sokağa Çık Konuş Adam Burada Geçenlerde Geçen Hafta Burada Telefondan Konuşsam Diğoluş Bilmiyor O Yüzden Susuyor Ama Bunu Bir Derviş Yaparsa Ha Adaba Mugayir Bu İş Bu Gevşekliği Nereden Aldın Kardeşim
Yok Buraya Misafirler De Geliyor Dışarıdan Herkes Geliyor Adam Telefonla Burada Sohbet Var Facebook'a Bakıyor Kendi Kalitesini Gösteriyor Kendi Bu Noktada Eğitimsizliğini Gösteriyor Eğitimi Yok Adap Görmemiş Yol Yordam Görmemiş Adap Yok Sufilik Adap Getirir Böyle Herşeye Disiplin Getirir Nerede Nasıl Yapacak Nerede Nasıl Davranacak Sufilik Onu Getirir Herkes Edebiyle Oturur Dizlerini Ağrımıyorsa Gidersin Önde İki Dizinin Üzerine Otursun Dizini Ağrıyor Geç Kardeşim Bağdaş Kur Yan Gelme Üç Tane Oturuş Şekli Var Bir İki
Dizinin Üzerine İki Bağdaş Kurmak Üç Bir Ayağını Dikerekten Oturmak Dördüncü Bir Oturuş Şekli Sünneti Resulullah Da Yok Bak Dördüncü Bir Oturuş Şekli Sünneti Resulullah Da Yok Yerde Oturuyor Bu Üç Türlü Oturursun Dördüncüsü Yoktur Camiye Gidiyoruz Şimdi Camide Tabureler Var Yan Tarafa Herkes Yaslanıyor Bir Tarafa Hutbe Okunuyor Adam Hutbe Okunurken Ne Yaptın Ya Emekli Maaşlarına Ne Kadar Zam Gelmiş Hutbe Okunuyor Hutbeyi Dinlemek Vacip Hanefe Göre Oturur Gibi Oturacak O Kimse Hutbeyi Dinlerken Namazdaymış Gibi Oturacak
Yok Ümmet-i Muhammed'e Bunları Öğretecek Disipline Edecek Bilen De Kalmadı E Şimdi Herkeste Şu Şey Var Hele Bir Gelsin Ya Camiye Giriyor Ya O Hale Geldik Veya Biz Aynı Şey Ya Adam Dergaha Geliyor Ya Allah Zikredecek Ya Sıkmayalım Adamı O Hale Geldik Ama E Bunu Eskiler Daha Disiplin Yapmaları Lazım Ki Yenilere Örnek Olsun Böylece Oturtturacağız Hani Hazreti Mevla'na Üzüm Üzüme Baka Baka Kararı Der ya Üzüm Üzüme Baka Baka Kararacak Birbirlerimize Bakaraktan Birbirlerimizden Doğruyu Öğreneceğiz Doğruyu Öğrenince De Ne
Olacak Doğruyu Yaşamaya Başlayacağız İnşallah Hepimize Vazife Düşüyor Hepimiz Çobanız Biz Arkaya Bizden Sonra Gelecek Olanlara Bakın Bizden Sonra Gelecek Olanlara Biz Adapsızlık Biz Edepsizlik Biz Gevşeklik Bırakmamamız Lazım Bu Tekke Dört yüz Eylik Bizim İşimiz Daha Zor Dikkat Edin Burası Dört yüz Eylik Bir Tekke Burada Vazife Yapanlar Burada İş Yapanlar Burada Hizmet Edenlerin İşleri Daha Önemli Daha Zor Daha Sıkıntılı Sebep Sebep Çünkü Biz Buradan Arkaya Geriye Bir Miras Bırakacağız Bir Miras Bırakacağız Biz Biz bu
Mirası Bırakırken Doğru Miras Bırakmalıyız Burada Doğru Miras Bırakmalıyız Ve Öyle Bir Miras Bırakmalıyız Ki Bizden Sonrakinler O Mirası Devam Ettirsinler İnsanlara Tertemiz Kur'an Ve Sünnet Yolu Kalsın O Yüzden Sufilik Edeb Ve Adaptır Herkes Edebini Ve Adabına Riyayet Etsin Bu Bizimle Beraber Yol Giden Kardeşlere Misafir Kardeşlere Bu Konuda Bir Sözümüz Yok Onlar Misafirimiz Başımızın Taşları Hepsi Allah Razı Olsun Bu Noktada Tabi Onlar Bu Sohbetten Kendilerince Paylarını Alırlar Ama Sufilik Edeb Ve Adaptır Bir Kimse
Nereye Giderseniz Gidin Camiye Tekkeye Medreseye Giderken Edebli Ve Adaplı Gidin İbadethanelere Gidiyorsunuz İster Havra Olsun İster Kilise Olsun Bir İbadethaneye Gidiyor Musun Evet Sakın İbadethaneye Girerken Edebini Adabını Bozma Bakın Sakın Bir Kiliseye Gittiğinde Camide Davrandığın Gibi Davran E Camide Gevşek Kilisede Gevşek Herkes Bak Camide Gevşek Kilisede Gevşek Ve Bazen Ne yazık ki Kiliseye Giderken Giderken Daha Disiplinliler Bu Da İyi Bir Şey Yani Oradaki Hristiyanlar Diyecekler ki Ya Bu Muhammed'iler Ne
Kadar Disiplinli Bu Da Farklı Bir Bakış Açısı İnşallah Ama Havreye Havreye Gitseniz Kiliseye Gitseniz Bir Yere Giderken Disiplinli Olun Orada Nahoş Hareketler Yapmayın Orada Eksik Yanlış Hareketler Yapmayın Bir Tekkeye Gittiniz İşte İsmail Hakkı Bursevi Tekkesine Gittiniz Tekke Orası Orada Yıllarca Zikrullah Yapılmış Dersler Yapılmış Oranın Bir Maneviyatı Bir Ruhaniyeti Var Oraya Girerken Edepli Gir Edepli Çık Boş Kelime Konuşma Kakara Kokara Yapma Orada Emur Sultan Hazretlerinin Oraya Gittiniz Boş Konuşma Boş Dolaşma
Orada Edepli Ol Üftada Hazretlerine Gittiniz Veya Yukarıda Onun Mübareğen Tekkesi Var Oraya Gittiniz Edepli Olun Adapli Olun Ve Buralara Gittiğinizde Tek Başınıza Olsa 12 İhlas 11 İhlas Bir Fatiha Okuyup Orada Kısa Bir Tevhid Çekin Kısacık Da Olsa Tek Başınıza Gittiniz 11 İhlas Bir Fatiha Okuyun Bütün Makama Bağışlayın O Zata Bağışlayın Ondan Sonra La İlahe İllallah La İlahe İllallah La İlahe İllallah Diyerekten 3 Tane Zikurlah Vurun Veyahut Tek Başınız Hiç Önemli Deyin Kendi Kendinize Zatın Ruhaniyeti Var Dervişlerinin
Ruhaniyeti Var Onunca Ruhaniyet Var Onlar Sana Merak Etme Eşlik Ederler Sen Görmesen Dahi Onlar Sana Eşlik Ederler Tevhidi Dergahın Adabı Ve Çeylesi ile Çek La İlahe İllallah La İlahe İllallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiyen Enbiyayı Vel Mürselin Velhamdillahi Rabbil Alemin El Fatiha Meselam Amin En az 3 sefer bunu
Erkekler Cehri olarak Çekip Ardından Fatiha Deyip Oradan Öyle Ayrılacaklar Bayanlar Da Eğer Kendi Kendilerinden Se Hiç Kimse Yoksa Çok Böyle Hafif Sesle Bunu Yaparaktan Oradan Ayrılabilirler Bu Adabı Da Bu Erkanı Da Gittiğiniz Her Türlü Veli Kabristanlarına Gittiğinizde Bunları Da Uygulayabilirsiniz İnşallah Abone O Abone B
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.