mustafaozbag.org

96. Mesnevi Şerhi (693-700 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 29 Aralık 2020 · 32:49

O güzel ışık şekle görününce kale burçları gibi sayılar veriyor. Burçları mancınıkla yıkın da şu bölüğün arasındaki fark kalsın. Bunu iyice açar anlatadım ama birinin fikri suçmesin diye bundan korkuyorum. İnce sözler, keskin bir çevik, kılıca benzer. Kalkanın yoksa geri dur. Bu elmas kılıcın önüne kalkansız gelmiyor çünkü kılıca kesmekten mutluğa çıkarmaz. Bu yüzden kılıcı kına koydumlar. Eğer okuyen biri aykırı okumasın, ters anlamasın derim. Biz yine hikayeyi tamamlamaya, gerçekler topluluğunun vefasını anlatmaya geldik. O huyudukları adamdan sonra kalktılar, onun yerine bir naip istemeye giriştiler. Mâna bir şeye tecelli edince şekle şemâle vücuda bürünür. Bir onun şekle bürünmüş hâli olur. Ama bu harf olur, söz olur. Ama bu bir şekil olur. Bir rumudur. Öncesi ise o baştan başa mâna olur.
Onun anlatımı ancak rumuzlarla olur. Şekle şemâle bürünmekle olur. Mesela Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin rüyasında süt içti. O sütü ilme yoruldu, ilm hükmünde olur. Aslında o şekle şemâle bürünürken süt göründü onu. veyahut da Miraç'ta Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine yine süt mü şerbet mi dediğinde o süt ikramını tercih etti.
Ve sütü alması, sütü içmesi onun mânâya tercih edildi. Şerbeti içmiş olsaydı dünyaya tercih edecekti. Bir şey başlangıçta komple mânâdan ibarettir. Ama o şekle şemâle bürünürken, o normalde indirirken şekle şemâle bürünür. Bir kimsenin ruhu baştan başa mânâdır. Ama o mânâ insan vücuduna güçlendiğinde şekle şemâle bürünür.
Ve insanın vücudu bu mânâda burç hükmündedir görüntüden. Kalenin burcu gibi. O burç yıkıldığında orta yerde sadece mânâ kalır. Bir insanın teni, vücudu bu mânâda burç gibidir. Eğer bir kimse tenden vücuttan geçerse dışarıdan çok ses geliyor. Vücutları ortadan kandırsak herkesin ortada sadece ruhu kalır. Bütün burçları yıksak sadece ortada ruh kalır.
Ve bir gün bu ruhlar bu bedenlerden kurtulurlar. Bu ruhlar bu bedenlerden kurtulduklarında bu mecburi istikâfettir. Bütün ruhlar eğer iman edip salih ameller işledilerse özgürlüklerine kavuşurlar. Kınından çıkmış kılıç gibi olurlar. Eğer salih kimselerdense keskin bir kılıç olur. Salih kimse değilse tahtadan bir kılıç olur. Ateşte yanmaya gider.
O zaman bize düşen onun keskin kılıç olması için salihlerle beraber bulup salih ameller işlememiz lazım. Burçları lancılıkla yıkın da şu bölüğün arasındaki fark kaksın. İnsanların kendi içlerinde burçları var. Bedeni bir burçtur. Kavimi bir burçtur. Rengi bir burçtur. Diğerlerden sizi ayıran, sizi diğerlerden ayıran her ne özelliğiniz varsa hepsi de burçtur.
Ve siz bu burçları yıkmazsanız asla birlikteliğe, birliğe kavuşamazsınız. Hz. Mevlana Mesnevisi'nin başka bir eğitinde der ki sen teslimi doldurmaya bak. O teslimler kırıldığında içindeki sular nasıl bir beraber olur? Deryaya doğru yol alıp bir deryada. Siz bu beden burcunuzdan geçtiğinizde, içinizdeki ruhların birbirlerinden farkı kalmadığını görürsünüz. Ve birbirlerinden bu noktada herhangi bir değişikliğinin, renginin olmadığını görürsünüz. Bunu iyice açar anlatırdım ama birinin fikri sürçmesin diyorum. Bundan korkuyorum hani. Bazı sözler vardır ki bu sözler çok açık konuşulmaz. Çok açık konuşulduğunda karşıdaki kimse bunu farklı anlayabilir. Farklı anlayınca da onun küfrüne sebep olabilirsiniz.
Veyahut da o farklı anlamdan dolayı onun için sıkıntılı bir şey olabilir. O yüzden Sufiler Rumuzlu konuşmayı severler. Hani Ebu Hureyre radıyallahu anh hazretlerinin sözü vardır ya. Ben diyorum Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden iki heybe ilim aldım. Heybenin önünde olanların önüme gelene saçıyorum, söylüyorum. Eğer heybenin arkasından bir şey söyleyecek olursam Ebu Hureyre dinden dönmüş, kafir olmuş der, beni katledersiniz. Demek ki bazı sözler vardır ki o sözleri açıkça konuşmak hoş değildir. O zaman o sözleri Rumuzlu konuşmak, örtülü konuşmak gerekir. Eğer Rumuzlu, örtülü konuşulmazsa o zaman karşıdaki kimse o yanlış anlamadan dolayı sıkıntı yaşayabilir ortalık.
Hani yine Hz. Mervana Celalettin Rum hazretleri senin ilmin karşıdaki kimsenin anlayacağı kadardır der. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de siz insanların anlayacağı hilden konuşun, insanların anlayacağı seviyeden konuşun diye emreder. Neden? Fitne çıkmaması için, fitneye sebebiyet vermemek için. O yüzden Hz. Mervana da diyor ki bunu ben iyice açardım. Ama insanlar başka veçeden bakar, başka yerden bakar, fitneye düşerlerdi diyor. İnce sözler keskin bir çelik kılıca benzer, kalkanın yoksa geridir. Bu ince mana sözler ve mana çelik kılıca benzer, elmas kılıca benzer. Bunun için bunu dinlerken kalkan gerekli.
Kalkan nedir? Kur'an ve sünnet bilgisidir. Eğer Kur'an ve sünnet bilgisi olmayana sen bu sözleri söylersen o kimsede o kimsenin Allah muhafaza eylesin, aklını kalbini bulandırırsın. Muhakkak ki o insanlarda Kur'an sünnet bilgisi gerek, fıkıh bilgisi gerek. Eğer Kur'an sünnet ve fıkıh bilgisi yok ise o kimseye tasavvuf anlatırken, ince ayrıntıları anlatırken düzgün konuşman lazım.
Rumuzlu konuşman lazım, örtülü konuşman lazım. Onun anlayış kapasitesine göre konuşman lazım. Önce orta yere bir yem atacaksın, bir söz söyleyeceksin. Karşıdaki kimse o söze müşteri oldu mu, olmadı mı bakacaksın. Eğer o söze müşteri olmadıysa ağzını örteceksin, kapatacaksın. Arif olan cevherini boş yere saçmazmış, boş yere saçmayacaksın. Hani pirinci suyun içerisine atarlar, pirinci suyun içine atarlar ekileceği zaman. Ama buğdayı suyun içine atmaz çiftçi. Buğdayın toprak tava gelmesi lazım. Toprak tava gelince çiftçi buğdayı atar. Suyun içerisine, balçığın içerisine atarsan, tohumu çürütürsün. İyi çiftçi değilsin demek ki sen.
İyi çiftçi, tohumu çürütceğini bile bile atmaz. İşte kemal ehli isen, tohumun çürüceğini bile bile atmazsın. Kemal ehli değilsen, sen hal bile tohumu ziyan edersin. O zaman sen önce bataklığı kurun. Önce bataklığı kurun sonra tohuma. Hani bir kimse bizim bazen kardeşler, ben kendi üzerime alayım. Biz bazen aşkımızdan, heyecanımızdan, muhabbetimizden kime ne söyleyeceğimizi, ne kadar söyleyeceğimizi kararlaştıramayabiliriz.
Oturuz, bizim orada keletir derler. Keletirden döker bu adamın kafasından aşağı ne varsa dökeriz. Oysa peygamberi bir metot gerekir. Peygamberi metot nedir? Karşıdaki kimsenin durumuna, konumuna göre ona din tebliğ edilir. Eğer o kimse Mekke dönemindeyse, ona Mekke dönemindeki din tebliğ edilir. Namazdan haberi yok, abdestten haberi yok, imandan haberi yok. Ona önce iman anlatılır. Sen önce iman anlatılacak olan kimseye, özür dilerim ama itikafı anlatırsan, o kimseye sen nereye itikaf anlatıyorsun? İtikafı anlattın, kaybettin adama. Ona diyeceksin ki, kardeş, itikaf ibadeti var. Günlük yetmiş bin tebliğ çekiliyor. Sen kimin itikaf ibadetinden anlattın şimdi? Eline bir şey mi geçti?
Veyahut da o kimse daha namaza başlamamış, ona teheccüh namazından mı bahsediyorsun? Ya bu adam namazı bilmiyor daha. Sen ona teheccüh namazını neden mi tarif ediyorsun? Veyahut da o kimse henüz daha elif bayi bilmiyor, onu hafız edeceğim diye uğraşıyor. Dur kardeş ya, önce ona elif bayi öğret sen. Önce ona abdesti öğret. Önce onu gusletmeyi öğret. E gusletmeyi bilmeyen bir kimseye ne anlatacaksın sen? Önce guslu öğreteceksin. Deyeceksin ki İslam'ın gusül harzlarından birisi. Guslu gerektiren haller şunlar. Guslu gerektiren haller böyle olunca, ağzına burnuna su vereceksin. Bütün vücudunu yıkacaksın, gusül gusüldür.
Aha guslün en kısa tarif edeceksin. Bu muhakkak gusletmen lazım diyeceksin. Büyük bir çoğunluğu insanların gusletmesini bilmiyor. Gusletmesini bilmeyen bir kimseye tasavvuf anlatacaksınız. Gusletmesini bilmeyen bir kimseye günlük 70 bin tevhidi anlatacaksınız. Gusletmesini bilmeyen bir kimseye nefesini şöyle tutup şöyle zikredeceksin. Bunu anlatacaksınız. Bu doğru bir strateji değil. Bakın söylediğiniz doğru olabilir, stratejiniz doğru değil. O zaman ona doğruyu doğru stratejiyle anlatacaksınız. Doğru stratejiyle. İşte bunun gibi ince sözler, eskin kılıca benzer. Bunun karşısında kalkan gerek. Kalkansız o ince sözün karşısına çıkarsan kılıç kesmekten usanmaz.
İşi odur çünkü. Allah bizi affetsin. Bizi affetsin. Bu elmas kılıcın önüne kalkansız gelme çünkü kılıca kesmekten utanç gelmez. Kalkansız gelme. Bir de elmas kılıç biraz da nürşidi kamillerdir. Kalkansız gelme. Onun yanına edepsiz gelme. Onun yanına distorsuz gelme. Keskin kılıç gibidir. Hani Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin meşhur sözü vardır ya. Bizim diyor kılıcımız kınından çıkmış öyle durur. Biz diyor bir kimseye vurmayız. Bir kimseyi kesmeyiz. Ahmaklar gelir bizim kılıcımıza çarparlar. Ahmaklar gelir Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin kılıcına çarpar. Ahmak olma.
Kılıca çarpma. Edebine dikkat et. Dibine dikkat et. Söyleyeceklerine dikkat et. Hal ve hareketlerine dikkat et. Sen bir veliyi üzer incitirsen onun intikamını Allah alacak senden. Velinin yanında durmak bereket verir. Ama velinin yanında durmak bir taraftan da bakılınca tehlikelidir. Yanında edebini muhafaza edersen peygamber sofrasında oturursun. Ama edebini muhafaza etmezsen kendi kendini uçurtturursun. O yüzden herkes derviş olacak diye bir kaydı yoktur. Önceden Sufi toplulukta kimseye gelin Sufi olun demezlerdi. Sonradan insanların imanlarını kurtaralım işte onlara böyle İslam'ı anlatalım deyince sokağa düştüler. Gelin bize tabi olun demeye başladılar.
İş daha da arttı. Ders kağıtlarını parayla satmaya başladılar. Sohbet silgilerini parayla satmaya başladılar. Milletten zekat toplamaya başladılar. Sadaka toplamaya başladılar. Para toplamaya başladılar. Aman dediler ya ne kadar çok müridimiz olursa o kadar çok paramız olacak. Başladılar mürid toplamaya. Gerçek Sufiler mürid toplamak için yola çıkmazlar. Gerçek Sufiler. Bir kimse gerçekten Sufi ise mürid toplamak için yola çıkmazlar. Çünkü o yolun kılıçtan keskin, kıldan ince olduğunu biliyorum. Bizim gönlümüze hoş gelir. Dışarıdan bakınca aman ne tatlıdır. Ama hadisi kudsi de bellidir.
Bela ve musibetin çoğu büyü peygamberleredir. Sonra velilere, sonra velilerin etrafındakileredir. Eğer gerçekten o kimse veli kimseyse davet ettiği yer bela ve musibete davet ediyor. Adam davet ediyor. İşin bozursa gel düzelir senin burada işin diyor. Ya nasıl işin adamın işi orada düzelecek ki? Eğer orası bir velinin dergahı ise, onun başındaki şeyh bir veliyse, onun başındaki şeyh bir mürşidi kamil ise, Sen onu gel burada işin düzelir diye davet etmek ahmaklıktan başka bir şey değil. Ulan işin düzgünse bozulur orada. Neden? Düne kadar sen dünyaya seversin, dünyaya aşık olursun.
Dünyayı sevip dünyaya aşık olduğundan sana hiç kimse bir şey demez. Orada derler ki sana dünyaya aşık olma. Sen dünyaya aşıksındır. Dünyaya aşık olduğundan dünya sana aşık, sen dünyaya aşık. Birbirinizle geçinir gidersiniz. Ama işin içerisinde ben Allah'ı seveceğim deyince dünya senden intikam alır. Sen o güne kadar eşinle bir problem yoktur. Vur patlasın çal oynasın. O kafe bizim, o çay ocağı bizim, o park bizim, o sinema bizim. Birisi derviş olunca şimdi ama hanım derviş oldu ama bey derviş oldu. İş bozuldu. Önceden kafe, sinemaydı. Ondan sonra ne bileyim restorandı. İşte AVM'lerdi dolaşıyordu. Birisi derviş oldu. İş bozuldu. Ne oldu?
E birisi oradan tat almıyor artık. Öbürük oradan tat alıyor. İş bozuldu. Sen nerede o kimseyi davet edeceksin şunu şöyle yap diye. Şu kapının ağzını boşaltın sağlı sağlı gelin içeri biraz daha. Bir sufi topluluk da keskin kılıç gibidir.
Orada dikkat et kendine. Orada kendini disiplin et. Orada kendini muhafaza et. Hani Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin çok söylerdi. O meydanda nice başlar kesilir de kan parasını veren olmaz. Sebep? Orada dikkatli olmak gerekir. Başka bir yerde o kadar dikkat istemeyebilir. Ama sufi hayatta dikkat ve disiplin lazım. Sen orada ağzında sakızla şakkak şakkak oturtturmazlar seni orada. Sen gevşek gevşek orada oturamazsın. Orada nahoş hareketler yapamazsın. Edebe, mugayir, hal ve hareketler yapamazsın. Sen dikkatli davranmak zorundasın. Sen bütün hayatını Kur'an sünnet ve edep dairesinde yaşamakla mükellefsin. Kendini öyle disiplin edeceksin.
Hani yine söylemiş ya. Kıyamazsan tatlı cane. Sakın çıkma meydane. Cana kıyacaksın. Disipline edeceksin kendini. Gevşek bir hayat yaşamayacaksın. Evin içerisinde ayrı, sokakta ayrı, dergah da ayrı. Çok yüzlü olmayacaksın. Çok yüzlü olmayacaksın. Dergahta nasıl edepliysen evinde de edepli olacaksın. İş yerinde de edepli olacaksın. Sokakta da edepli olacaksın. Dükkanında da edepli olacaksın. Gelene gidene de edepli davranacaksın. Sokakta kediye bile edepli davranacaksın. Sokakta taşa toprağa bile edepli davranacaksın. Her şeye edepli davranacaksın.
Bileceksin ki edepsizlik şeytandandır. Bileceksin ki edepsizlik şeytandandır. Her halin edebe uygun olacak. Annene babana edepsiz davranmayacaksın. Eşine edepsiz davranmayacaksın. Çocuklarına edepsiz davranmayacaksın. Sokaktaki insanlara edepsiz davranmayacaksın. Komşularına edepsiz davranmayacaksın. Bileceksin ki bu yol edep yolu. Bileceksin ki bu yol güzel ahlak yolu. Bileceksin ki bu üstün ahlaklı olma yolu. Bunun kafana sokacaksın. Buraya geldiğinde vay ne güzel sema izliyoruz ya. Atalım bacak bacak üstüne de.
İyi bir nargilen eksik senin. Sen de oturduğun yerde Allah diyeceksin. Yanındakine konuşmayacaksın. Yanındakine sohbet etmeyeceksin. Sohbet edeceksen yanındakine mahvele oradan. Mahvele git sohbet et. Dedikodu yapacaksan mahvele orada. Veya işte neresiyse. Gıybet edeceksen bak işine. Nerede gideceksen git. Bileceksin ki burası tekke. Bileceksin ki burada dikkatli davranmak gerekir. Bileceksin ki burası edep yeri. Bileceksin ki burası güzel ahlak yeri. Bileceksin ki burada desturlu konuşmak gerekir. 450 yıllık tekke burası.
Dikkatli davranacak. Bunlar tekkeler Bediüzzaman Said-i Nursi'nin tarifiyle insanlığın merkezi hükmündedir. Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri mektubat 29. mektup 9. kısım 8. telvihte der ki tekkeler. Tekkeler insanlığın merkezi hükmündedir. İnsanın merkezi kalbidir. Bir insanın kendi merkezi kalbidir. Tekkeler de insanlığın kalbi hükmünde, merkezi hükmündedir. İnsanlığın kalbinde olduğunu bileceksin. Orası insanlığın kalbi. Orası insaniyetin kalbi.
Orada bulunanlar dikkatli olacaklar. Orada dervişlik yapanlar ölçülü olacaklar. Adaletli olacaklar. Muhabbetli olacaklar. Orada dervişlik yapanlar ince ahlaka sahip olacak. Bilecek ki eğer o orada edepsizlik ederse, kendisinden edepsizlik sirayet ederse, bütün insanlık o edepsizlikten nasibini alacak. Bilecek ki o derviş, o derviş şunu bilecek.
Eğer ben burada edebe riayet etmezsem, herhangi bir dünyanın herhangi bir yerindeki edepsizlikten benim sebebimden dolayı olmuştur der. Bir sufi bulunduğu yerde edebe riayet etmezse, Alaska'daki edepsizlikin sebebi olur. Dünyanın bozulmasının sebebi, sufilerin bozulmasından kaynaklanır.
Eğer dünya karanlığa doğru koşuyorsa, bunun sebebi ilk önce sufilerdir. Sufiler kendilerini ince ahlak ve edebe tabi etmezlerse, İslam dünyası bozulur. İslam dünyasının bozulmasının sebebi, sufilerin bozulmasındandır. Bakın tekke ve zaviyeler kendi işlevlerini yitirdiğinden dolayı Osmanlı battı.
Benim Osmanlı'nın batı sebebi, gördüğüm batı sebeplerinden birisi budur. Eğer tekkeler ve zaviyeler, Kur'an ve sünnetin özü, Kur'an ve sünnetin kalbi, Kur'an ve sünnetin manası oralarda yaşanmaya devam etseydi, İslam dünyası bu zillete düşmezdi. İslam dünyası bu zillete düşmezdi. Şimdi İslam dünyası zilleti altında, zillet altında ve ardından işlevin işlevleri düzgün olmadığından kapatıldı, karanlık çöktü.
Karanlık çöktü, yerine bir şey konmadı. Tekke ve zaviyeler kapatıldı, yerine bir şey konmadı. Yerine bir şey konmayınca ahlak çöktü, adalet çöktü, maneviyat çöktü, insanlık çöktü, merhamet çöktü, sevgi çöktü, akrabalık çöktü, aileler çöktü, sülaleler çöktü, şehirler çöktü. Şimdi adamın gözünün önünde cinayet işleniyor, hareket eden yok. Gözünün önünde zina işleniyor, hareket eden yok.
Gözünün önünde her türlü melanet işleniyor, kimse kimseye karışmıyor. Utanma da kalmadı. Utanmıyor da kimse. Utanma duygusu kalmadı. Utanma duygusu kalmadı. Hani meşhur Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sözü var ya, utanmazsan istediğini yap diye. Utanmıyor, herkes istediğini yapıyor şu anda. Sebep? O utanma duygusunu işleyecek maneviyat kalmadı.
Evet, o zaman sufilik keskin kılıç gibidir. Sufiler kınından çıkmış keskin elmas kılıç gibi olmalılar. Gerçek bir sufi, kınından çıkmış elmas kılıç gibidir. Onun yanına kalkansız gelme. Onun yanına teçhizatsız gelme. Onun yanına boş gelme. Onun yanına Kur'an'la, sünnetle, edeple, terbiye ile gel. Dikkatli ol. Onunla konuşurken dikkatli ol. O cemaatin içerisinde dikkatli ol. Oraya müntesip oldun mu? Dikkatli ol. Zulmetme. Dikkatli ol. Adaletsiz davranma. Dikkatli ol. Edepsiz davranma. Kimseye.
Manen tokadı yersin. Sesini 3 yıl sonra, 5 yıl sonra, 10 yıl sonra duyarsın. Bu sözü mü? Unutmayın. Bir yerde edebe mugayir davranırsınız. Sesini 3 yıl sonra duyarsınız. Allah muhafaza eylesin. Bu yüzden kılıcı kına koydum ben. Ehre okuyan biri aykırı okumasın, ters anlamasın dedim. Ben diyor, kılıcımı kınıma koydum. Bu hikmetli sözler keskin kılıç gibidir. Ben sustum. Hakikatin hakikatini konuşmadım. Hakikatin hakikatini konuşursam inkar edersin.
Hakikatin hakikatini konuşursam sana ağır gelir. Hakikatin hakikatini konuşursam anlamazsın. Anlamadığın için de cehaletini ortaya dökersin. O kılıç seni, tabirize filotonu çıkarır. O yüzden ben sustum. Kılıcımı kınıma koydum. Biz gene hikayeyi tamamlamaya, gerçekler topluluğunun vefasını anlatmaya geldik. Biz bu hayat bir hikayese, biz bunu hayatın gerçeklerine anlatmaya geldik.
Biz yine hikayeyle o gerçekleri anlatalım. Hikayeyle anlatalım ki, insanlar o hikayeden çıkaracak oldukları derslerini kendi renkleriyle, kendi anlayışlarıyla çıkarsınlar. O uydukları adamdan sonra kalktılar, onun yerine bir naip istemeye giriştiler. Diyelim, onun yerine geçmek için beylerin kavgalarından devam edelim. İnşallah. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El-Fatiha. Hamas Salamat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi