Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 37:43
Allah gecenizi hayır etsin inşallah, gününüzünüzü de hayır etsin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü de hayırlı hayret etsin inşallah. Allah Celle Celaluhu'nun insanın kalbine Allah aşkını bahşettikten sonra kulunu sunamak için ondan ilahi aşkını aldığı doğrudur. Aşk gerçek manada teselli ettiyse o kimsenin normalde aşıklıktan geri dönmesi düşünülemez.
Kendilerini aşık zannederler, kendilerini aşık zannederler, zannederler, buradan geri kalırlar. Eğer insanlar derviş zannederler kendilerini, derviş zanneden insanlar bir müddet sonra dervişlikleri bitebilir. Kendilerini mümin zannederler, bir gün gelir müminlikleri bitebilir. Kendilerini dost zannederler, zandırır çünkü. Zandan ibaret ediyor. O yüzden aşk gerçek manada bir kimseye teşerit ettiyse aşk yalnız. O kimsenin bir daha aklı yerine gelmez ki oradan geri dönmesi. Allah muhafaza eylesin. İnsanlar bir zandan ibaret ettiyse ki bir şeyler. Bir, mesela bir kimse birkaç tane iyi rüya görür, o birkaç tane iyi rüya görür, biz hemen derviş veririz.
Bir iki tane iyi hal görür, anlatır, biz onu hemen iyi bir derviş veririz. Hüsnü zannederiz ya. O hüsnü zannederiz, beslediğimizden kaynaklanır. Veya bir kimse birkaç tane iyi arkadaşla beraber birkaç gün görünür, biz onu iyilerden zannederiz. Ama bunlar, bu zannetmen, bizim dışarıdan zannedemeyiz, bu meselesi hüsnü zandan ibarettir. Yani bir kimse iyilerin yanındaysa biz onu iyi beliririz, bir kimse aşıkların yanındaysa biz onu aşık beliririz, bir kimse dervişlerin yanındaysa biz onu derviş beliririz. Bir kimse müminlerin yanındaysa biz onu mümin beliririz ve bizim bu belirlememizde hata yoktur. Çünkü o kimsenin üzerinde bir yanlışlık, sudur etmemişti aslında.
Biz, biz hüsnü zannederiz, biz hüsnü zannederiz. Ne zaman o kimseden bir suç, bir kusur, bir hata, bir yanlışlık, bir günay, kebail durduğu noktaya göre, iddiasına göre bir şey zuhur etti, o zaman deriz ki bu onlardan neymiş? Bu neye benzer? Hani şeytan meleklerin yanındaydı ya, melekler de onu kendilerinden zannediyor. Onun gerçeği kim biliyordu? Allah biliyordu. Ve o meleklerin yanında meleklerle beraber dolaşırken hiç kimse ona sen şeytansın demiyor. Ne zaman ki Cenab-ı Hak bir imtihanla onu imtihan etti, bir sınadı, ben bir Adem yaratacağım dedi, ben bir Adem yaratacağım deyince şeytan şeytanlığını gösterdi. Bunun gibi Ebu Kehim de kendi dairesinde aklın babası olarak biliniyordu, Ebu Fikem olarak biliniyordu.
İnsanlar vardır, dergahlarda da olur, mütarikatlarda da olur, hatta yani şöyle düşünürler, ya bizim dergahta yok. Bizim dergahta yok diyen bir kimsenin dergahında üstadın mürşid-i kamil değildir. Peygamberin yanında dahi münafıklar var ise, peygamberin cemaatında dahi münafıklar var ise, bir üstadın, bir mürşid-i kamilin cemaatında da etrafında da münafıklar vardır. Eğer bir üstad, bir dergah, bir topluluk kendi kendisine, bizim içimizde hiç münafık yok diyorsa, biz tertemiziz diyorsa, Peygamber, samullar ve sellem adetlerinin cemaatını aşmış gibi görünür ki, bu küftahlıktır, Allah muhafaza eylesin. Bu oranın komplesinin münafık olduğunu gösterir. Komplesin, ya yolun münafığıdır, ya dinin münafığıdır.
Çünkü herhangi bir yerde muhakkak ki, birisinin yaptığı bir şey öbür günün canını sıkar, öbür günün işine gelmez. Sahabenin kendi arasında dahi, ufak tefek münazaralar, münakaşalar, ufak tefek kendi aralarında tartışmalar ve atışmalar çıktıysa, her cemaatta çıkar. Ama işte biz onu dervişlerden bezeriz. Burada gelmiş, la ilahe illallah diyor, biz onu iyilerden bezeriz. Deriz ki, geldi zikrullah yapsın, tehrik çekti oradan. Biz de beraber zikrullah'ta bulunduk. Ve Cenab-ı Hak da onu ayırmadı. Neden? İyilerin yanında. Dedi ki, hepiniz affolmuş olarak kalkınız. Biz ayıramayız onu. Allah'ın ayırmadığını biz mi ayırtacağız?
Biz üst nizam besleriz. Beytullah'ı tavaf ediyor adam. Ayırmak bizim şanımıza mı? Değil. Bizim yetkimize mi? Değil. Bizim işimiz mi? Değil. Biz deriz ki, bin binlerden de sizi tavaf edeceğiz. Bunun gibi. Normalde bir kimse ama aşkın teceliyatına vardıysa, yani gerçekten aşık olduysa ve aşk da ona teceli ettiyse gerçek manada o davasından geri dönmez. Bir kimse seviyorsa, gerçek manada sevdiğinden geri dönmez. Seviyorsa geri adım atmaz. Seviyorsa sevdiğinin uğruna gider. Seviyorsa sevdiğinin peşine gider. Seviyorsa ne yaşarsa yaşasın, sevmesi ve sevdası devam eder. Sevda öylesine bir şeydir ki, bir kimsenin yüreğine dokunmaya görsün. Yüreğine dokunduysa, oraya muhakkak bir iz bıraktır.
Ve o yürek kendi içindeki izinin peşine düşer. Ve kalbin içindeki o iz, o iz sonsuzdur. Kalp nasıl sonsuzsa, kalp nasıl Allah'ın nazargahı ilahisi ise, kalp nasıl ki Allah'ın tecelligahı ise, o kalp sonsuzdur. Ve o kalbe sonsuz olan o kalbe eğer ki sevdanın izi düştüyse, o sonsuz olan kalbe aşk şurubundan bir damına düştüyse, o sonsuz olan kalbe sevdanın ateşi düştüyse, o kalbin sahibi kendi iç aleminde o izin peşine düşer.
Kendi iç aleminde o yandığını büyütür, kendi iç aleminde o kokuyu çoğaltmaya, o kokunun peşine düşer. Kendi iç aleminde o bir damlayı, bir zerreyi arar durur, onun peşine düşer. Aşıklık, sevmek, sevdalanmak çocukların işi değildir. Aşıklık, sevmek, sevdalanmak yiğitlerin işidir. Yiğit olmak, erkek olmak demek değildir. Yiğit olmak demek, dükdüzgün sevip, dükdüzgün sevdalanıp onun peşine düşmek demektir. Yiğitlik cinsel organla veya cinsellikle alakalı değildir. Biz şimdi Rab-ı Öte ve Adeviye'ye kaç tane erkeği değişiriz? Deseler ki Rab-ı Öte bin tane erkek malası, beş bin tane, on bin tane, yüz bin tane adam malası. Yaptık ya Rab-ı Öte.
İşte yiğitlik, biz de yiğitlik sanki böyle cinsellikle bağlı. Cinsellikle alakalı değil yani erkek veya kadın olması değil. Veyahut da işte genç kız olması, yaşlı kadın olması değil. Veya genç erkek, yaşlı erkek olması değil. Yiğit sevdi mi? Bitmiştir meselesi. Eğer gerçekten sevdiyse. Tuttu bir yer, bitmiştir meselesi. Bitmiştir. Size bunlar tuhaf geliyor. Tabi muhakkak, yani bu zamanda, bu asırda insanların yaşayabileceği şeyler değil. Bu asırda insanların götürebileceği şeyler değil. Ve insanlar o yolu yürürlerken, o yolda giderlerken sonlarını bilmeden giderler. Ben yeni derviş olduğumda, Allah affetsin ben demek istemiyorum, kendimden örnek vermek istemiyorum ama yani bu böyle kendimi met etmek için, kendimi bir yere koymak için değil.
Daha yeni dervişken, daha 86'da, 87'de, Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretlerinden dedi ki, efendim benden bir problem yaşamayacak. Ben dedim geri dönenlerden olmayacağım. Tire'de böyle ders alıp da ondan sonra bırakanlar oldu. Şeyh Efendi çok üzüldü. Bunların çok üzüldüğünü görünce böyle kendi kendime ben de üzüldüm. Dedim ya nasıl insan? İnsan vermiş olduğumuz sözden geri döner mi? Kendi kendime dedim ya ne biçim şey bu, ben nasıl bir yere geldim? Allah sizi inanırsın, açık bir şekilde söyleyeyim. Tabi insan bir tarikatı, bir dergahı, bir üstadı, onun dervişlerine girmeyen bir kimse gözünde büyütür. Siz farkında değilsiniz.
Sizi izlerler. Ve sizin bir yere derviş olduğunuzu anlarlarsa, gözlerinde sizleri büyütürler. Siz Kur'an ve sünnetin dışında hareket ettiğiniz an yolunuza söz getirirsiniz. Derler ki derviş böyle bu. Derler ki üstadınız size böyle mi öğretiyor? Direkt söyleyecekleri ilk yap şudur, üstadınız size bunu böyle mi öğretiyor? Ve bunu duymuşsunuzdur ha. Kendi hakkınız olan bir şeyi isteseniz dahi insanlar derler ki siz böyle mi yapıyorsunuz? Adam haramayan parayı sizden talep eder. Siz vermezsiniz, hakkı değil para. Der ki ya siz böylesiniz işte. Derviş böyle mi? Bunları işitiyorum ben.
Telefon açıyor adam. Yani işte. Para istiyor. Siz böylesiniz. Bu neden kaynaklanıyor? Orayı böyle bir kendince kafasında bir şey oturtturuyor. İşte ben de öyle oturttum. Zikrullah alakasına gittim. Uçuyorum havada. İlk daha zikrullah'a getirdiler. Ders aldım. İşin içine girdim. Şeye ben dedin ki oğlum sen vahit dedi zakiresin. Eyvah bu sefer Allah rahmet eylesin. Benim yanımda çok rahat konuşuyor her şey. Bir baktım ki Allah Allah adamlar gevşek hepsine. Bir de ben televizleri çok sevmem okul zamanında.
Kavgada adamı bırakırlar giderler. Dövüşte kavgada bir bakmışsın ki on kişisi girmişim olayın içine. Bir bakmışım ki yapayalnızsın. Ben bu tip şeyleri çok yaşamış insanımdır hayatımda. Hani Timur'un fil hesabı var ya. Nasrettin Hoca'ya gelmiş ya. Demişler ki hoca kurtar bizi bu fillerden. Ne oldu? Demişler ki Timur bize bir fil getirdi. Eee? Demişler bütün yiyeceğimizi yiyor. Ne yapalım? Gidelim Timur'a söyleyelim. Bu fili bizden alsın. Demiş ki fil dişi mi erkek mi? Demişler ki fil dişi. Tamam gitmişler. Timur'un hoca girmiş içeri Timur'un odasına çadırına. Bir bakmış ki köylülerin hiçbirisi yok. Timur sormuş.
Hoca hayırdır? Demiş ki haşmetli köylüler bir memnun, bir memnun ki. Demiş bize göndermiş olduğunuz dişi binden. Eee? Buna girmişler bir de eş lazım bir erkek göndermişler. Aynı Nasrettin Hoca'nın hesabı. Biz giriyoruz böyle gençliğimizden itibaren. Daha on üç on dört yaşından itibaren. Yanımızdaki etrafımızdaki kimseler için giriyoruz biz. Bir bakıyoruz yapayalnız kalmışız. Ama geri dönmek yok. Dövüleceksek dövüleceğiz. Dövünümüz kanacaksa kanacak. Ben geri döndüğümü hatırlamıyorum daha hiç. Hastanelik oluncaya kadar dövünümüz, dövürüz. Kaçmak yok, of demek yok. Kendimiz kırılacaksa kırılacak. O zamandan kalmam bende dayak ağrılar vardır. Kimseye söyleyemem.
Göğüslerim ağrım, sırtlarım ağrım, yediğim sopalardan. Sopa yemek yiyitliktir. Ben dayak yiyen adamı ne ağrım, o adam dayak yemiş falan demem. Yer delikanlı adam dayak kırar. Dövülür der. Onun hesabı. Biz böyle çok yalnız kaldığımızda, Treliler bilhassa beni çok yalnız bıraktıklarından, Ben oldum olursa onlara karşı bir muhabbetim yok derviş oluncaya kadar. Yani onların en hızlı o zaman için, Ülkücülerine de, Yani bizim cenahtaydı o zaman için. Onlara karşı da benim öyle. Yani zaten yalnız bırakanlar da onlar. Kavganın görüntünün içinde. Baktım Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi de aynı şeyi yaşıyor. Dedim ki efendim Allah izin verirse inşallah, Ben de geri dönmeyeceğim. Ne yaşarsam yaşıyorum.
Mustafa Efendi sen nasıl söylüyorsun oğlum dedi. Büyük söz. Ben böyle söylüyorum efendim. Siz ölünceye kadar inşallah sizin dergahınızda, Size ve dergahınıza hizmet edeceğim. Ölçeniz, benim vazifem gidecektir. Size ve dergahınıza. Cenab-ı Hak hanım da olsun ben o sözcüğü yerine getirdiğime inanıyorum. Bir kimse söz verdi mi, Sevdi mi, Yüreğine ateş düştü mü biter onun meselesi. Onun bir daha arkası hırı yoktur abi. Bir kimse birisini seviyorum demeye gör. Beni eleştirirler ben kolay kolay bir kimseye seni seviyorum diyemem. Allah için herkesi seviyorum. Bu farklı bir şey. Ama Rusisi manada beni seni seviyorum dedin mi, mesele bitmiştir. O mesele bitmiştir. Onun çoluğu çocuğu senin çoluğun çocuğun olmuştur.
Onun eşi senin kardeşin olmuştur. Onun evi bu manada senin evin olmuştur. Bitmiştir mesele. Senin cebin yoktur artık. Cep onundur. Bu manada kendime özgü, kendime göre hal ve davranışlarım var. İnsanlar bunu kaybettiler. Seviyorum diyen insanın ertesi günü seni hançerlediğini görüyorsun. Seviyorum diyen insanın ertesi gün senin arkandan konuştuğunu görüyorsun. Seviyorum diyen kimsenin bir başka yerde başka şeyler karıştırdığını görüyorsun. Bu sevmenin tecelli etmediğini, dilde dudakta olduğunu gösteriyor. Seven mi kimse, sever mi kimse sevdiğinden başka gözü hiçbir şey görmez? Seven mi kimse sevdiğinin sözünden başka söz tanımaz? Seven mi kimse sevdiğinin halinden başka hal tanımaz?
Seven mi kimse bu manada sevdiğinin peşinde, izinde, onun kokusunda, onun sözündedir? Böyle tecelli ettiyse o kimseden geri dönüş bekleme. Bırakıp gitmez insanları. Aşıkmış gibi görünen insanlar aşka ihanet ederler. Bir üstad dervişi bırakıp gitmez. Bir veli bir dervişi bırakıp gider mi? Bırakıp gitmez. Ona söyler bunu böyle böyle yapma diye, dervişin hoşuna gitmez, derviş bırakıp gider onu. Ona der ki burada yanlış yapıyorsun, böyle yanlış yapma, eksik kavramma. Dervişin hoşuna gitmez, o derviş bırakıp gider. Ondan o zaman akıl üstad bıraktı onu. Üstad çıkmış meydana Allah için insanlara iyiliği öğretmeye çalışıyor.
İnsanlara doğruyu öğretmeye çalışıyor. İnsanlara Kur'an'la sünneti anlatmaya çalışıyor. İnsanlara hidayet yoluna davet etmeye çalışıyor. İnsanlara Kur'an ve sünnet davresinde harama düşmemeyi, helal dairede yaşamayı insan olmayı öğretmeye çalışıyor. Paranı istemiyor, pulunu istemiyor, malını istemiyor, mülkünü istemiyor. Seninle alakalı, senin üzerinde herhangi bir şeyini istemiyor. Sana diyor ki gel, insan ol, mümin ol. Hata yapma, kusur işleme. Gözümün içine baka baka yalan söyleme. Gözümün içine baka baka haram yeme. Gözümün içine baka baka eşine zulmetme, çocuklarına zulmetme, etrafına zulmetme. Ama bunlar ağır geliyor insanlara. Zikrullah ağır gelir.
Her hafta ders var, her perşembe burada zikrullah var. Her perşembe burada zikrullah varsa adama ağır gelir. Adamın işi var, yüzü var, eşi var, çocuğu var, akrabalığı var, dayısı var, emlisi var, halası var, tezbisi var. Televizyonda dizisi var, maçı var, farkı var, bahçesi var, denizi var, yazlığı var, dağı var. Eee, ya perşembe birkaç perşembe derse gitmeyeyim. Ya kardeş, şu dünya göz açıp kapatıncaya kadar gidecek. Adam oturmuş oraya diyor ki, bir perşembe daha derse gitmedi mi olmadı. Sen üstadını seviyorsan düş peşine, düş izine, düş kokusuna. Ben hep söylerim ya, nerede? Üstadın derste, sen nerede? Evde. Ulan bu ne biçim bağlılık? Üstadı sevmek. Üstadı sevmek. Bu aymazlık ne?
Üstadı sevmek. Bu aymazlık ne? İmtihan oldu, biz aşk kaybetti. Ne o? Aşk bizden çekildi. Aşk senden çekiliyor mi? Aşk şıklığı bıraktın. Sen güneşe sırtını döndün. Sen zikrullahı bıraktın, gittin, maç seyrettin. Zikrullahı bıraktın, gittin, denizde sefa sürdün. Zikrullahı bıraktın, gittin, beş boylu otelde tatil et. Zikrullahı bıraktın, gittin, televizyonda dizi seyrettin. Zikrullahı bıraktın, gittin, gıybet yaptın, orada burada dolaştın, parkta bahçende dolaştın. Eee? Aşk senin bahçede. Git nankör. Allah'a sırtını döndün. Kim zikrullahı sırtını döndü Allah'a, zikrullah ha, zikrullah halakasına sırtını döndü. Bereketine, affına, mağfiretine, lütfuna, ikramına sırtını dönmüştür.
Kim zikrullah yapar, Allah diyene sırtını döndü, Allah'a sırtını döndü. Terbiyesiz, ahlaksız, uzak durdu. Allah'a zikrederler. Ayet-i kerime. Zikrullahı edenleri hor göreni, zikrullahı hor göreni. Derler ya, duyarsınız, ben duyardım. Şimdi hiç kimse saklayıp gizlemesin. Bana söylerler, ha derdim ben, kalbine münafık kız var. Öylesine keskin iksirdir ki.
Bir gün bakmışsın, zikrullahı alakasını bırakmışsın. İzlersin onu. Bakarsın ki adam bir de laf söyleyerekten. Allah bizi affetsin. Kimseyi bırakmaz. Kendini aşık zannederler. Kendini aşık zannederler. Ama onlar derler ki, aşk bizi bıraktı. Kendisini derviş zannederler, dervişliğin eteğinden düşüverenler. Kendilerini mümin zannederler, müminliğin eteğinden düşüverenler. Kendilerini Muhammed Mustafa'yı sevdalı zannederler, zannederler, onun eteğinden düşüverenler.
Allah muhafaza eylesin. Biz hiç kimsenin düşmesini istemeyiz. Hiç kimsenin yıkılmasını istemeyiz. Hiç kimsenin yanlış yola gitmesini istemeyiz. Hiç kimsenin Kur'an ve sünnetten ayrılmasını istemeyiz. Neden isteyelim ki? Biz hiç kimseyi istemeyiz. Ama birisi burada fitne çıkarırsa, birisi burada burayı fesada uğraşacak, hal ve harekete girerse, deriz ki kardeşim ya halini düzel, ya bu yeter. Diyeceksiniz olur mu? Olur. Gelir, Allah muhafaza eylesin. Nefsini uyar insanına, hata yaparlar. Sahabeler çok zorluk ve sıkıntı çektikten sonra Allah'ın yardımı ne zaman bekler? Şimdi bu halimizle Allah'ın yardımı ne zaman deme hakkımız var mı? Allah yardım ediyor.
Allah yardım ediyor. Allah'ın yardımını görmeyen insanlar, Allah'ın yardımı ne zaman diye sorarlar. Ya aşk vurmuştur o esnada onlara, o yüzden haklı yokken onu söylemiştir, ya da onlar Allah'ın yardımını görmemiştir. İsrail'in huzurunu sona erecek mi? İnşallah. Hadis-i şerif var. Müslümanlar diyoruz, siz, Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Ve bu öyle bir savaştır ki, bütün taşlar dile gelir. Ey Müslüman gel, arkamda Yahudi var, onu katletler. Ama bunun için Müslümanlar mücadele edecekler, gayret gösterecekler. Müslümanlar ahlaklarıyla, mücadeleleriyle, davranışlarıyla, yiğitlikleriyle bu işi göğüsleyecekler.
Mücadeleye devam. Gençlik yok. Böyle kendi kendisine zafer kazanmışlık yok. Kendi kendisine sarhoşluk yok. İlk gülkü gibi, ilk gülkü gibi, her daim uyanık olmak, her daim zikirle olmak, her daim mücadele etmek. Ev ev, gönül gönül, ev ev, gönül gönül mücadeleye devam etmek. Köy köy, şehir şehir, ilçe ilçe, il il, mücadeleye devam etmek. Kıymetli kardeşler, eğer ki Müslümanlar, geldikleri bu noktada mücadelelerinde yiğitlik gösterirlerse, muhakkak ki Allah onların yerine yeniden mücadele edecek, yeniden savaşacak, yeniden gayret getirecek, gayret gösterecek, müminleri halk edecektir. O yüzden sakın gevşeklik göstermeyin.
Halakada gevşeklik gösterirsen, muhakkak ki senin yerine birisi gevşektir oraya. Sen sema ederken, sema esnasında Allah'ı zikreder, zikretmez. Gösterişe düşersen, senin yerine Cenab-ı Hak sema eder, Allah deyip çarp dönen bir kimseyi oraya getirecektir. Sen ilahi söylerken, kibrine düşer, büyüklüğe düşer, kendini bir şey zanneder, geri çekersen, Allah senin yerine daha iyi bir ilahi söyleyen kimse getirecektir.
Sen dervişlik yapıp, hizmet ederken, koştururken, kibirlenip, büyüklenip, bensiz olmaz dersen, Allah senin yerine yerisini istihdam edecektir. O yüzden, hizmet komple bunun anlayışına varmalı. Kendinde bir şey görmemeli. Zafer sarma... Sizin zafer gördüğünüz şeyler bozgunluk olabilir. Bu hudu unutmayın. Müslümanlara derstir. Zafer sarma... Mücadelenize devam edin. Program yapıyoruz.
İşte şunu şöyle yapıyoruz. Tutmayın kendinizi. Bir köyden bir köye, bir ilden bir ile mücadeleye devam. Mücadelemiz Kur'an ve Sünnet. Mücadelemiz şehçilik değildir. Mücadelemiz tarikatçılık değildir. Mücadelemiz kendi bireysi değildir. Mücadelemiz Allah'ı sevdirmek, Resul'unu sevdirmek, İslam'ı sevdirmek. İnsanlara revak... Bakın aldanmayın. Bütün şeyhleri, bütün üstadları, bütün dervişleri çökerten şey budur.
Bir tahta gidiyelim köşeye oturayım. Herkes gelsin benden ders yapsın. Bir de onu lanse ederler. Hiç bu şehirden dışarı çıkmadı. O hiç şehirden dışarı çıkmadıysa sünneti terk etti. Onur şimdi kamiz değil. Bu hiç evden dışarı çıkmadı. O hiç evden dışarı çıkmadıysa o hiç bir şey bilmiyor demektir. Çünkü Muhammed'in Mustafa hep dışarıdaydı. Allah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden Hazret Ömer Efendimiz'in oğlu naklediyor. Ben 23 sefer onunla hicret ettim. Pardon. Seyahat ettim. Adam hiç seyahat etmemiş. Şehrinden dışarı çıkmamış. Bunlar sünnetten dışarı şeylerdir. Seyahat edin. Zikrullah'ı anlatın.
Hazretlerinin tırnağı almanız lazım. Muhakkak ki üstadımızı severiz. Muhakkak ki dergahımızı severiz. Hemiz Kur'an ve sünnet. Gayretimiz Kur'an ve sünnettir. Maksadımız, amacımız Kur'an ve sünnettir. Onu yaşamak ve onu yaşatmaktır. Zayıf hayvanlaşmış, zayıf hayvanlaşmış gönüllerle işimiz yok. O yüzden sakın. Şimdi Müslümanlar kendi kendilerine zafer sarhoşluğuna bürünmesinler. Yok İsrail geri adım attı da şu ne oldu da bu ne oldu da diye zafer sarhoşluğu sanki bir şey kazanmış gibi sevinç yıllıklar artmasınlar.
Daha da saflarını sıklaştırsınlar. Daha da mücadelelerini yoğunlaştırsınlar. Görsünler. Görün. Gözünüzün önünde katliamlar yok. Gözünüzün önünde... Sivilmiş. Yahudiler için sivilmiş. Çocukmuş. Kadınmış. Önemli değil. Onun için farklı. İçine soka soka dedikçe... Siz İslam'a yöneldikçe...
...ve mücadele ettikçe... ...buna bir sebep... ...baçaktır. Bunları da bileyim. Kadış-ı Şerif'te... Bugün muhakkak siz... Kadış-ı Şerif'ine... ...bundan dört beş yıl önce... ...kardeşlere... ...hafiften öyle bir analiz ettiydim. Dedim ki... ...Türkler savaşacak o savaşta. Türkler, Türkler'dir. Darmış her şey. O yüzden...
Sakın ha! Cevşemek yok. Mücadeleye devam. Sakın ha! Kur'an ve sünnetten taviz yok. Dünya gelip geçecek. Her şeyimiz gelip geçecek. Malınız, mürtünüz, çolunuz, çocuğunuz... ...hepsine geçecek. Arkanızda iz bırakın. Bırakacak olduğunuz iz... ...doğru bir iz olsun. Bir iz de olsun. Bırakacak olduğunuz şey... ...arkanızdan gelecek olanlara... ...bir işaret olsun. İşaret olsun. Oradan gelecek... ...bir iz bırakın. İz! Yoksa... ...görüşeceğiz burada.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.