Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 28 Aralık 2020 · 50:12
Vezir'in her beyi ayrı ayrı kendi yerine dikmesi, derken o beyleri teker teker yalnız olarak huzuruna çağırdı. Her birine bir söz söyledi. Her birinde İsa dininde Tanrı naibi, benim halifem sensin, öbür beyler sana uyacak. İsa hepsini de sana taraftar etti.
Hangi bey baş çekerse yakala onu. Ya öldür, yahut da tuksak et, bırakma. Ancak ben yaşadıkça bunu açma. Ben ölünce, ölmeyince bu başbuğuluğa kalkışma. Ben ölmedikçe söyleme bunu. Padişahlık davasına her yanı elde etmek sevdasına girişme. Bu vezir, yani Yahudi vezir, gerçekte Yahudi ama görünüşte Hristiyan gibi kendisine gösteren ve padişahla gizli bir anlaşma yapıp Hristiyan dinini ifsad etmeye çalışan, bu fitneci vezir, 12 bey.
12 bey deyince aslında böyle kadim bir gelenektir bu. Musevilerde 12 fırka vardı. 12 yol vardı, öyle söyleyeyim. Hani Musa aleyhisselam Kızıldeniz'in başına gelince arkada Firavun asayı vurdu. O Yahudiler dediler ki, biz tamam geçeceğiz ama biz 12 bölüküz, 12 fırkayız, 12 kavimiz.
Biz bunlarla beraber gitmeyiz. Hırkacılığı öne katmak, kavmiyetçiliği öne katmak, cemaatçiliği, tarikatçiliği öne katmak, mezhepçiliği öne katmak, meselenin asıl ögesini, asıl hedefini bırakıp talih meseleleri öne çıkarmak, takım tutar gibi mezhep tutmak, takım tutar gibi meşrep tutmak, takım tutar gibi şeyh tutmak, tarafkir olmak ve o tarafkirliğini öne çıkarmak, başka bir dergaha laf söylemek, tarafkirlikten dolayı, başka bir dergahın şeyhine laf söylemek, tarafkirlikten dolayı, diğer mezhebe laf söylemek, bırak şu şafileri ya, bırak şu malikileri ya, bırak bu hanbelileri ya,
bırak bu hanefileri ya, bırak bu kadirleri ya, bırak canım şu rıfayileri, ya filanca değil mi bunlar, bırak şunları ya, sen bize gel, ya bizimki çok sağlamdır, sen bize gel, bir tek doğru biziz, sen bizim şeyhimize gel, bizim şeyhimiz zamanın kutbu, diğerleri fasafiz o, gibi tarafkir olmak, bütün din mensuplarının en büyük hastalığı, tarih boyunca bütün inanç mensuplarını birbirine düşüren, inançların kendi içerisindeki anlayış ve algı farklılıklarını öne çıkarmaktan kaynaklanmıştır.
Bütün inançlarda, bir kimsenin kendi anlayışı ve algısı ve hatta bir topluluğun kendi anlayışı ve algısını öne çıkarıp, yegane doğru bu demesi, bütün inanç topluluklarını ifsad etmiştir, bozmuştur. Bunları inanç toplulukları kendi içlerinde bir zenginlik, tatlı bir renk, bir çiçek bahçesi gibi görmeyip, biri birine dikte etmek, birbirinin üzerinde hegemonist bir yapı kurmaya çalışmak, birilerinin bu noktada, bu farklı anlayışının üzerine değişik menfaat örgütleri kurması, değişik menfaat daireleri, çevreleri kurması, inanç mensuplarını hep fitnenin içerisine katmıştır.
Bu bütün inançlarda Adem'den beri süre gelen bir şeydir. Adem'den beri süre gelen bu noktada bir fitne vardır. Bunu ne yazık ki inanç mensupları, inançlarındaki yüzeyselliğinden kaynaklanmıştır. İnançları yüzeysel olduğundan, inançları bu noktada onların imanları kalplerine inmediğinden, meselenin sadece ve sadece dış yüzeyine baktıklarından kaynaklanır.
Meselenin aslına, meselenin özüne, meselenin bu noktadaki iç alemine bakamadıklarından kaynaklanır. Yok sarı yandan sarkıttı, yok arkadan sarkıttı, yok sarın şu kadar karış olmalı, yok bu kadar karış olmalı, yok şöyle renk olmalı. Bunlar evet, hadislerde geçiyor. Hadislerde geçen birisini yapmış bir kimse. Ya niçin kendi uyguladığın hadisede o kimsenin üzerinde dikte etmeye çalışıyorsun? O beyaz sarmış, o siyah sarmış. İkisi de sünnet mi? Sünnet. O yeşil sarmış, öbürki sarı sarmış. Sünnet mi? Sünnet. Bütün renkler sünnet. Bütün renkler sünnet. Birisi kalkıp da bir renk hadisi o kimsenin üzerinde dikte etmeye hakkı yok. Ama hakkı varmış gibi yapmak, bu tarih boyunca bütün inanç dairesindeki duranların en büyük handikapıdır.
Şimdi dikkat edin, İslam dünyasında çok büyük bir oyun oynanıyor. Yüz yıl sonra ısıtılıp İslam dünyasının önüne konuyor. Yüz elli yıl sonra, iki yüz yıl sonra ısıtılıp İslam dünyasının önüne konuluyor bu. İslam dünyasının önüne konulan en büyük handikap mezhepçilik. İslam dünyasının içerisindeki en büyük handikap mezhepçilin bir altında meşrepçilik.
Bu büyük oyun oynanıyor. İşte İsa aleyhisselam zamanında da bu padişahla vezir hikayesinde Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri bir mesaj veriyor bize. Bu mesajı şu, sizin içerisinize fitne sahibi, fitne ehli kimseler girebilir ve sizi Kur'an ve sünnetin dosdoğru yolundan ayırabilir. Ve bunlar söylerken bu sözleri sizden, sizin önünüzde haktanmış gibi görünür.
Sizdenmiş gibi görünür. Yine hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki, Ahir zamanda öyle kimseler çıkacak ki, onlar konuşurlarken sizin dilinizden konuşacaklar. Ama sizde fitneye kaçacaklar, sizden ayrı. Sizde beraber namaz kılacaklar. Sizdenmiş gibi görünecekler. Sizinle beraber hareket edecekler. Ama bunlar ne yazık ki insanları delalete sürükleyecek. Sağlı sollu yanışın. İki dizinizin üzerine kalkın, sağlı sollu yaklaşın. İşte bu fitne çıkarıcı vezir, 12 kavim, 12 topluluk, 12 meşrep, 12 mezhep diyelim biz bunlara. Adına ne derseniz deyin.
Hepsinin başında bir şeyhi veya imamı veya bir kralı veyahut da bir amiri, bir imam, bir memuru var. Hepsine ayrı ayrı diyor ki, ben öldükten sonra İsa dininin temsilcisi siz olacaksınız. Ben öldükten sonra Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesi siz olacaksınız. Hepsine ayrı ayrı söylüyor. Ve diyor ki, bütün diğer kavimler sana itaat edecek. Diğer meşrepler, diğer meslekler, diğer mezhepler sana itaat edecek. Eğer sana itaat ederse bir sıkıntı yok. Eğer sana itaat etmezse, onun ellerini arkasından bağla, ya esir al ya da öldür. Fitne böyle çıkıyor bakın. Bütün o 12 tane kavmin reisine, 12 bölüğün reisine, 12 tane cemaat, tarikat, siz adına meşrep, mezhep ne derseniz deyin.
Hepsinin başına imamına ayrı ayrı söylüyor. Tek başına söylüyor. Aman diyor bunlardan da hiç kim senin haberi olmasın. Aman bunu diğerlerine anlatma. Bunu diğerlerine söyleme. Ya ben öldükten sonra bunu söyle. Ben sağken sakın ha bir yere imam olarak çıkma. Bakın bu İslam kaidesinde de vardır. İslam kaidesi şudur. Bir yerde imam var iken başka bir imam çıkarsa o topluluğun içerisinden, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetler der ki, sonradan çıkan imamı öldürün der. Sonradan çıkan imamı öldürün. Neden? O bir imam var iken imamlık tasladı. Sufi gelenekte ise bir üstad kendi sağlığında halifesini tayin edip onu dergâhtan ayırabilir.
İcazetini yazar, oğlum sen de bulunduğun yerde irşada devam et der. Sufi gelenekte bu vardır ama üstadı onu irşada memur eder. İcazetini yazıp gönderir. Devlet işlerinde birisi imam varken başka birisinin imam olarak çıkması caiz değildir. O öldürülür. Bakın direkt söylüyorum. O öldürülür. Hazreti Ebu Bekir radiyallahu an hazretleri imam seçilmiş, bir başkası aşire-i mübeşere seçti onu. Bir başkası imamlık taslamağa kalkarsa o öldürülür. Aynı şekilde Hazreti Osman, Hazreti Ömer, Hazreti Ali radiyallahu an hazretleri de öyleydi. Ama Hazreti Hasan Efendimiz'e biat etmişti herkes.
Hazreti Hasan Efendimiz feragat etti. Muaviye adına feragat etti. Muaviye Şam'da ölmezden önce etrafındaki insanları topladı. Yezid'i halife tayin etti. Yezid halife seçilmemiştir. Yezid halife tayin edilmiştir. Kim tarafından? Muaviye ve etrafındaki avanesi tarafından. Hazreti Hüseyin Efendimiz onun seçimine karşı çıkmıştır. Bu seçim usulü, kaidesi, İslam'da yok deyip ona karşı çıkmıştır. Usulüne. Hatta der ben Şam'a geleyim, görüşelim, konuşalım bu seçim meselesini. İşte İslam dininde bir halife var iken, bir devlet başkanı var iken, seçilmiş bir devlet başkanına karşı bir kimsenin ayaklanması, başka bir kimsenin başkanlık iddiasında bulunup ayaklanması caiz değildir, öldürülür o.
Bu Yahudi vezir de o 12 tane kavmin reisine hepsine de ayrı ayrı söylüyor ki, ben öldükten sonra siz halife olacaksınız diye. İşte şu tomar bunda Mesih'in hükümleri yazılı, ümmete açık bir dille bir bir oku dedi. Hepsine de ayrı ayrı birer tane tomar verdi. Yani risale verdi. Onların hepsinde de kendince dinin hükümleri vardı. Bir tarafta cömert ol diyordu, öbür tarafta seninle beraber mi kazandı diyorlardı. Bir tarafta diyordu ki kendine bir üstad ara, öbür tomarda diyordu ki üstad da sensin. Bir tarafta diyordu ki riyazat yap, öbür tarafta diyordu ki Allah'ın verdiği nimetlerden neden riyazat yapasın.
Bir tarafta diyordu ki kendinden bile riyazat et, öbürkünde diyordu ki sen neden kendinden dair riyazat edeceksin. 12 tomarda ayrı ayrı kaideler var ama kaidelerin hepsi de birbirinin zıttı. Kaidelerin hepsinde birbirinin zıttıydı ve 12 halifeye veya reise 12 tane ayrı tomar verdi. Herbeye ayrıca bu sözleri söyledi.
Tanrı dininde dedi, senden başka naip yok. Dedi ki bu dinde senden başka bu meseleye ehil olan bu meselenin naibi yok. Her birini ayrı ayrı yüceltti, ağırladı ona ne dediyse buna da onu dedi. Her birine bir tomar verdi, her tomarda yazılı olanlar öbürüne aykırıydı. Daha önceki beytlerde aykırı olan halleri, durumları zaten anlatmıştık.
Elif'ten ye'ye kadar harflerin şekilleri nasıl birbirine aykırıysa o tomardaki yazılan buyruklar da birbirine aykırıydı. Bütün tomarlardaki yazılan yazılar birbirine aykırı bir yerde doğru dediğini öbür tarafta yanlış diyor, bir yerde yanlış dediğini öbür tarafta öbür tomarda ise doğru diyor. Bu tomardaki buyruk öbürünkünün zıttıydı ki bu zıt dolmuşu bundan önce anlattık. Ondan sonra daha kırk gün kapısını kapattı. Sonra kendisini öldürdü, varlığından kurtulup gitti. Kırk gün kendini kapattı, kırk gün hiçbir şey yiyip içmedi. Bir kimse kırk gün hiçbir şey yiyip içmezse kırkıncı gün ölür. Bir kimsenin susuzluğuna dayanma günü kırk gündür. Bir kimse aç olarak kalır, susuz kalamaz.
Allah yaşatırsa ayrı bir mesele. Ama öbür türlü kırk gün bir kimse su içmezse, sıvı hiçbir şey almazsa ölür. Bu haris insanlar, kıskanç insanlar böyle bir şeydir. Yani geçmiş devirlerde de görülmüştür. Bir kimse bir kimseye böyle çok kıskanırsa, ona haris olursa, onun kıskançlığından en son kendisini öldürttürüp, onun evinin önüne cesedini kapısının önüne koyduranlar bile vardır.
O öldürdü zannedilsin, kendisinden sonra onunla uğraşsın diye. Kölesine kendisini öldürttürüp, o düşman kabul ettiği kimsenin kapısının önüne kendisini koyduranlar var tarihte. Veya bir kimse bir kimseyi kıskanır ya, kıskandığı için, sanki ona bir kötülük olsun diye, en sonunda kendi canından bile vazgeçer. Sırf ona kötülük olsun diye. İşte o vezir de sırf İsa dininin mensuplarına kötülük olsun. Sırf İsa dininin mensuplarını ifsad edelim. Bozalım diye hasisliğinden ve harisliğinden kendi canından bile geçti. İfsad etmek. Bir kimse kendi aklını, ruhunu, kalbine şeytana sattıysa, ondan her şey beklenir. Bir kimse pak imanın yolunu terk ederse, ondan her şey beklenir.
Bir kimse Kur'an, sünnet, vatan, millet çizgisinden çıkarsa, ondan her türlü şey beklenir. O vatanını da satar, milletini de satar, dinini de satar, imanı da satar, satar da satar. Hani Cenab-ı Hak diyor ya, birisine karşı olan düşmanlığınız sizi adaletten ayırmasın. Bir kimseye düşmanlık yapacağım diye bir kimse adalet terazisini şaşırtırır mı? Evet. Bir kimse birisine düşmanlık yapmak için vatanına, milletine kasteder mi? Evet. Bir kimse birisine düşmanlık için Kur'an'a ve sünnete aykırı işler yapar mı? Evet. Doğrudur o kimsenin söylediği. Ama doğru söyleyene düşmanlıktan dolayı doğru söylediğini reddeder. Doğruyu ifsad etmeye çalışır. Sebep? Söyleyen kimseye olan düşmanlığından.
Ona düşmanlık yapar. Etrafınızda hoşlanmadığınız protipler vardır ya, hoşlanmadığınız protiplerden doğru bir şey gelince kabullenmek istemez insanın nefsi. Birinden hoşlanmıyorsunuz. Hoşlanmadığınız kimse namazın farzını söylese size, canınızı acıtır ya, kabullenmek istemezsiniz. Oysa söylediği doğrudur. Bakın söylediği doğrudur. O yüzden sufilerde bir kaide vardır. Doğru nereden gelirse gelsin, haktandır. Kabul edilir. Doğruyu kim söylerse söylesin, haktandır. Kabul edilir. Sarhoş, örneğin Allah bir deyince kabul etmeyecek misiniz? Sarhoş diye. Veyahut da namaz kılmayan bir kimse doğru bir şey söyleyince kabul etmeyecek misiniz?
Doğru. Birine olan düşmanlığınız sizi adaletten alıkoymasın. Bir kimse bir şeyi doğru söylüyorsa al kabul et onu. O şahsı kabul etmek zorunda değilsin. Ama doğruyu kabul etmek zorundasın. Hikmeti kabul etmek zorundasın. Hikmet müminin yitik malıdır. Nerede bulursa almaya el haktır. Hikmet müminin yitik malıdır. Nerede bulursa almaya el haktır. Yani hikmet doğru, doğrunun doğrusu, hakikatin hakikati. Nerede bulursan, ister çöpün içinde bul, ister lağımın içinde bul, ister dağda bayırda bul, istersen en kötü bir kimseden çıksın o hikmet.
Hikmet müminin yitik malıdır. Her yerden alır. O zaman doğruyu kim söylerse söylesin, alır kabul edilir. Bir kimse, söyleyen kimseye düşmanlığından dolayı onun doğrusunu reddederse, aslında gerçekte Allah'ın yeryüzüne indirdiği doğruyu reddetmekte. Kur'an'dan bir hüküm söyledi bir kimse. Ama biz bu adam hoşumuza gitmiyor, o yüzden hükmü kabul etmeyeceğiz demek yoktur. Bu Çin, insanı küfre götürür. Hani Ebu Cehil, peygamberliği kendine bekliyordu. Hikmetin babası olarak anılıyordu. Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, söylediği her şeyin doğru olduğunu biliyordu.
Söylediği her şeyin hakikat olduğunu biliyordu. İlim ehliydi. Sırf Muhammed Mustafa'yı kıskandığından, sırf Muhammed Mustafa'nın peygamberliğine hasislendiğinden dolayı itiraz etti. Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğini kabul edemedi. Müşrikler bir peygamber geleceğini biliyorlardı. Ve o peygamberin Kureyş'ten olacağını da biliyorlardı. Yahudiler Kureyş'ten bir peygamberin geleceğini biliyordu. Hristiyanlar Kureyş'ten bir peygamberin geleceğini biliyordu. Bütün Orta Doğu inananları Kureyş'ten bir peygamberin geleceğini biliyorlardı. Ve bildikleri için hatta peygamberin babasını bile biliyorlardı.
Bir kadın gelip, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babası olan Abdullah'a kendisini sunmuştu. Çok zengin. Demişti ki ne istiyorsan söyle. Yeter ki benimle evlen. Hizmetçilerini gönderdi. Haberciler gönderdi. Dedi ki yeter ki benimle evlensin. Ne istiyorsa istesin. Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babası Abdullah öylesine edepli, öylesine edepli, öylesine terbiyeliydi ki babasından izinsiz böyle bir şey yapmadı hiç. Babasından izinsiz böyle bir şey yapmadı. Seneye haç zamanında, bir dahaki sene haç zamanı oldu. Abdullah yine Beytullah'ta.
Ama evlendi. Hazreti Amine annemizle evlendi. Dediler ki etrafındaki kimseler, o şahıs yine Beytullah'ta. Ona tekrar teklif etmek ister misiniz? Dedi ki ben onu bir göreyim tekrar. Gitti Abdullah oturuyordu Beytullah'ta. Baktı. Dedi ki geçti. Ne oldu dediler. Onun alnındaki peygamberlik mührünü artık göremiyorum dediler. Sende öyle bir göz olsun. Muhammed Mustafa'nın mührünü gör. Sende öyle bir kalp olsun. Muhammed Mustafa'nın izini gör. Sende öyle bir burun olsun. Muhammed Mustafa'nın kokusunu duy.
Müşrik dediğimiz kadın, Muhammed Mustafa'nın peygamberlik mührünü babasında gördü. Babasında. İşte onun peygamber olacağını müşrikler biliyorlardı. Bir peygamber gelecek. Ama Muhammed Mustafa, yetim ya, Sabancı'nın oğlu değil. Yetim ya, koçun oğlu değil.
Yetim ya, bilmem hangi Amerikan şirketinin oğlu değil. Yetim ya, bilmem hangi İngiliz kraliyet ailesine mensup değil. Yetim ya, bilmem hangi Hollanda kraliyet ailesine mensup değil. Yetim ya, bilmem hangi İsveç kralının ailesine mensup değil. Dikkat edin, Avrupa'da ne kadar çok krallık varmış değil mi? İsveç krallığı var, Hollanda krallığı var, İngiliz krallığı var değil mi? Sizin krallığınızı yıktılar bir tek. Kendi krallıklarını korudular. 20. yüzyılda, 21. yüzyılda krallık mı olurmuş? Aa, var. Size olmaz deyip yıktılar.
Yerle yeksan ettiler. Mezar taşlarını bile söküp attılar. Evet, Hz. Muhammed Mustafa, yetim. Yetim olduğu için bir yetime mi peygamberlik gelecek? Neden yetim olmayan Ebu Cehil varken, zengin, parası, malı, mülkü, siyasi kariyeri var iken, neden ona gitsin? Sırf bundan dolayı onun peygamberliğini kabul etmediler. Sırf bundan dolayı. O nasıl peygamber olur ben varken? O nasıl derviş olur ben varken? O nasıl şeyh olur ben varken? O nasıl alim olur ya ben varken? Buradan kabul etmediler hep.
İnsan nefsi buradan kabul etmez. Hasis denir. Ne dediler? Yani o da bizim gibi yiyor, içiyor, uyuyor dediler. Allah madem peygamber olarak bir melek gönderiydi dediler. Hasislik böyle bir şeydir. Etrafını kıskanmak, etrafına hasislenmek. Allah muhafaza eylesin. İnsanı yer bitirir. Hırs, tamah, yer bitirir insanı. Bak, Adem cennetten sürgün yedi. Yer bitirir insanı. Allah muhafaza eylesin. Halk onun ölümünü duyunca mezarının başında bir kıyamet yeri oldu. Halk onun yasıyla saçını başını yolarak, elbisesini yırtarak mezarının başında öyle bir yığıldı ki, Arap'tan, Türk'ten, Rum ülkesi halkından mezarının başına toplananların sayısını ancak Tanrı bilir.
O ölünce bütün herkes toplandı. Herkes saçını başını elbisesini yırtmaya başladılar. İslam'da caiz değildir. Ölünün arkasından ağıt yapmak, saçını başını yolmak İslam'da caiz değildir. Gömleğinin yakasını yırtmak, saçını başını bu noktada dağıtmak İslam'da caiz değildir. Ellerini dizine vurmak, bağrına vurmak, işte kendine eziyet etmek birisi vefat ettiğinde İslam'da caiz değildir.
Caiz değildir. İşte bir ağıtçı tutup ağıt yaktırmak caiz değildir İslam'da. Yoktur İslam'ın kaidesinde. Ondan geldi, ona döndü. İnna lillah, inna ileyhi raciun. Bu kadar. Bu kadar. Eşine, çoluğuna, çocuğuna üç gün hüzünlü durması caizdir. Hüzünlü. Arkasından yas ilan etmek, yas tutmak, kırk gün, elli gün, altmış gün, yüz gün yoktur. Öğlenin eşi arkadan iddet bekler dört ay. Bu kadar. İddet bekler. Başka bir şey yoktur. Çocuklar anneleri, babaları vefat ettiğinde, kardeşleri vefat ettiğinde, birisi vefat ettiğinde, üç gündür onun o noktada üzüntüsü. İslam'da bu yoktur.
Ama insanlar batıl olunca, batılı çok seviyorlar. Herkes saçını başını yoluyor, ağlıyor, sızlıyor. Hele Bursa'da gördüm ben. Artık bu başka yerlere de yayıldı mı bilmiyorum. Millet ağlıyor, sızlıyor, saçını başını yoluyor. Gömüyorlar. Gömdükten sonra başlıyorlar cantık yemeğe. Mezarlığın içinde. Yani cantık arabası geliyor kabrin başına kadar. Benim gittiğim cenazelerde hep onu gördüm. İçerik atıyorlar cantık arabasını. Hala da aynı mı? Mezarlığın içine kadar geliyor. Ya daha yeni gömdün, hani hüzünlüydün. Sen cantık aldın mı? Sen ayran aldın mı? Hop bir tane de buraya var. Mezarlığın içinde. Kabristanlığın içinde oluyor bu. Bunu Bursa'da gördüm ben.
Bizim bayındırda yoktu bizim zamanımızda. Şimdi var mı yok mu gene bilmiyorum. Mezarlığın içerisinde cantık yiyor Bursa'dakiler. Mezarlığın içerisinde yemek yenmez. Mezarlığın içerisinde piknik yapacak neredeyse millet mezarlıkta. Ya yeni gömmüşün daha oraya. Yeni kimini gömdüysen gömdün. Yani ey sevenleri, geldiniz gömdünüz, yiyin, karnınızı doyurun, defolun gidin.
Ya hiç olmazsa mezarlığın dışına çıkarın. Mezarlığın dışında dağıtın. Yok, mezarlığın içinde. Bir Allah'ın kulu da buna dur demiyor. Bir Allah'ın kulu buna dur demiyor. Eskiden de kabrin başında, ölenin başında, saçını başını yolanlar, İslam'da yok. Allah muhafaza eylesin. Herkes toplanmış, toplananlar o kadar kalabalık ki, diyor ki toplananların sayısını ancak Tanrı bilir. Bütün ırklardan, bütün kavimlerden herkes gelmiş. Mezarının toprağını başlarına saçtılar. Derdini tam yerinde bir derman gördüler. Halk mezarının başında tam bir ay gözlerinden kanlı gözyaşları akıttı.
Çünkü herkese tatlı meme verdi. Herkese farklı bir şey söyledi. Hani bir kıssa var, bir şeyhefendi bir beldeye gitmiş. O beldeye gidince, bakmış ki, hiç kimse yok yerinde. Lokantacı yok, meyhaneci yok, barcı yok, pavyoncu yok, kiliseci yok, havracı yok, cami yok, hiçbir şey yok. Oradan çocuğun birine sormuş, demiş, ne oldu?
Demişler ki, filanca zat vefat etti. Akşam olmuş, taziye evinde herkes, taziyede. Herkes o zatın iyiliğinden bahsederken, işte birisi diyormuş, şöyle iyiydi, böyle iyiydi. O gelen, o garip, hırpani, elbiseli bir kimse duruyormuş, duruyormuş. Haza münafık imiş, diyormuş. Herkes dönüyormuş, bakıyormuş şimdi ona. Böyle garip, derviş, kılıklı, hırpani, elbiseli bir kimse. Meseleyi toparlıyorlarmış, gene başka birisi anlatıyormuş, anlatıyormuş. Tam sözünü bitirince, o yine hırpani, elbiseli kimse, Haza münafık imiş, diye gene sesleniyormuş. Meczupça. Bir, iki, üç dayanamamış, ölenin oğulları. Demişler, misafir, hani edebi aşıyorsun.
Hani ikide bir de babamızın vefat ettiği yasımız var. Sen burada ikide bir de münafık diyorsun demiş. İyi demiş, ey cemaat, beni dinler misiniz? Tabii dinleriz demiş. Eğer demiş, bu ölen babanız, tek din İslam'dır. Son peygamber Muhammed-i Mustafa'dır. Kim o peygambere iman etmezse, iman etmiş sayılmaz deseydi. Hristiyan papazla, Yahudi haham, onun demiş, cenazesine gider miydi?
Herkes susmuş. Demiş ki, içki alan, satan, getiren, götüren, yiyen, içen, hizmet eden. En büyük haramı işlemiştir, deseydi demiş. Sizin beldenizin meyhanecisi, onun peşinden gider miydi? Demiş. Dese ki, demiş. Faiz alan da, veren de, katibi de, annesiyle Kabe duvarının dibinde ilişkiye girmiş gibi haram işler deseydi.
Bu faizciler babanızı sever, onun peşinden gider miydi? Demiş. Deseydi demiş. Bir insanın zina yapması haramdır. Bir erkek, bir kadın aralarında nikah olmadan ilişkiye girerlerse haram işlemiş olurlar deseydi. Bu demiş, bilmem ne evinin sahibi, babanızın demiş, cenazesinin peşinden gelir miydi? Deseydi demiş, deseydi, birbirlerinizin mallarını haksız yere yemeyin.
Bu dağdaki eşkıyalar demiş, milletin malına çökenler gelip demişler, babanızın cenazesine katılır mıydı? Herkes susmuş. Babanız, haza münafık imiş demiş. Münafık. Münafık olunca, herkes sever bir kimseyi. Mümini herkes sevmez. Mümini müminler sever. Kafirler mümini sevmez. Münafıklar da mümini sevmez. Mümini müminler sever. Kafiri kafirler sever. Münafığı münafıklar sever. Herkes kendine benzeyeni sever. Herkes kendinden olanı sever. Siz kartalla karge arkadaş gördünüz mü hiç?
Siz Şahin'le güvercini arkadaş gördünüz mü hiç? Siz Aslan'la Ceylan arkadaş gördünüz mü hiç? Her topluluk, her kavim kendine benzeyeni sever. Her kavim, her topluluk kendinden olanlar toplanır bir yere. Cimri ise cimri ise ver o. Onlar otururlar kahvede, ikisi de birer çay içer, ikisi de çıkar cebinden herkes birer çay parası verir. Kahvenin önünde bakar şimdi o. Yani işte gelecek olanlar gelmemiş. Bir tur daha atar. Bakar gelecek olanlar gelmemiş. Bir tur daha atar. Gelecek olanlar gelmiş. Ondan sonra gelir onun üstüne. Kendisi çay söylemeyecek çünkü.
Cimri adam yemek yiyecek. O herkesin gördüğü yerde yemek yemez. Bir kenarda yemek yiyecek o. Neden? Birisi onu lokantada, kebapçıda, köftecide görür de onun üstüne gelirse bizde adet ya. Onun ödemesi lazım. Bu da kalmadı da. Onun ödemesi lazım. Bu da kalmadı bakın. Cimri kimse köşe bucak kaçar. Cimri cimriyi sever. Anlaşırlar. Kalben anlaşır cimri cimriyle. O bir şey yer kendi parasını verir. O bir şey yer kendi parasını verir. Kalben anlaşır onlar. Yanlarında bir tane cömert olsun cömerti sevmezler. Gerçekten. Ya harcıyor adam. Ama onun harcaması onları rahatsız eder. Yani dengesini bozar onu.
Birisi yediriyor. Onun dengesini bozar. Yani bir ki böyle birisi eşine harcıyor mesela. Öbür oğlan var. Öbürü harcamıyor. Dengesini bozar. Öbür kardeş der ki ya sen israf ediyorsun kardeşim ya. Lan neden eşine harcıyor adam. Yok onun için israf ediyor. Hatta der bizim aile saadetimizi bozuyorsun sen. Lan neden? Ya eşine harcıyor. Israf etmiyor. Yok. O cimri. O bir tane daha daire yapacak. İşi var onun. Bankaya biraz daha parayı arttıracak. O haddi aşmış. Herkes kendine benzeyen ve kendisi gibi olanı sever. Allah da aynıdır. Dikkat edin.
Allah da kendi ahlakıyla ahlaklananı sever. Allah da aynıdır. Allah da kendi ahlakıyla ahlaklananı sever. Hz. Muhammed Mustafa da sallallahu aleyhi ve sellem de kendi ahlakıyla ahlaklananını sever. Şeytan kendi ahlakıyla ahlaklananını sever. Şeytan da dost tutar insanlardan. Onlar da kimdir? Şeytani adam. Sabahtan akşama kadar kötülük düşünüyor. Şeytani adam. O da şeytanla dosttur. Allah muhafaza eylesin. İşte halk mezarının başına hepsi de geldiler. Bütün hepsi de. Herkes saçını başını yoldu. Herkes ahladı. Herkes çok üzüldü.
Yas tuttular. Aylarca. Ayrılığıyla padişahlar da, büyükler de, küçükler de ah ediyorlardı. Feryat ediyorlardı. O ölünce herkes feryat etmeye başladı. Bir de genelde insanoğlu enteresandır. Sağlığında kıymet bilmez. Öldükten sonra feryat ederler. Kıymete biner. Bizim Hacı Oktay'ın dediği gibi en iyi şeyh ölü şeyh diyor. Ulan dedim Hacı Oktay nereden buldun bunu dedim ya. Valla dedi en iyi şeyh ölü şeyh dedi. Hiçbir şey lazım değil çünkü dedi. Doğru söylüyorsun dedim. E ders çektin, çekmedin, yolda yürüdün, yürümedin, koştun, koşmadın, yaptın, yapmadın. Sene hesabı çekecek olan yok. Sen arkasından metiyeler diyorsun. Abdullah Efendi şöyle iyiydi de böyle iyiydi de.
Nerededin sağlığında? Neredeydin sağlığında neredeydin? E estekti, köstekti, dükkan vardı da, çek vardı da, senet vardı da, altın vardı da, salkın vardı da. Hatun vardı, çoluk çocuk vardı. Neredeydin çok iyiydi de sağlığında? Ne koşmadın 18 yıl boyunca? Veya bazen şey yapıyor, böyle çok böyle. Aa sen nerede derviştin diyorum sağlığında. Bakıyor şimdi bana. Beni tanıyor ya, bakıyor. Diyorum neredeydin sen, hani nereleydin? Şimdi yerini dahi söyleyemiyorum. Ben şimdi diyorum ki Sivas'ta olsan seni tanırım. Konya'da olsan tanırım.
Tokat'ta olsan tanırım. Ankara'da olsan tanırım. Ödemiş'te olsan tanırım. Tire'de olsan tanırım. İzmir'de olsan tanırım. İstanbul'da olsan tanırım. Samsun'da olsan tanırım. Antalya'da olsan tanırım. Antalya'da olsan tanırım. Malatya'da olsan tanırım. Elazığ'da olsan tanırım. Neredeydin sen? Bakıyor gözümün içine. Ses yok. Haç'ta birisi denk geldi. Baktım böyle. Dedim seni tanımıyorum sen. Neredeydin sen? İşte mübarek bana şöyle dedi de, mübarek buna böyle dedi de.
Güldüm içimden. Yoksun. Sağlığında yoktun. Neredeydin? Para sayıyordun. Neredeydin? Memurluğum gider diye korktun. Neredeydin? Çeklerime devlet el koyar diye korktun. Neredeydin? Dükkanıma bakamam diye korktun. Neredeydin? Eşin bırakmadı seni. Neredeydin? Aşın bırakmadı seni. Neredeydin? Parana kıyamadın. Neredeydin? Arabana kıyamadın. Neredeydin? Rahat yatağını terk edemedin. Neredeydin?
Ya abi ya. Çocuklara ben baktıkça dayanamıyorum abi ya. Tamam abicim. Sen çocuklarına kal. Bizim çocuklar kapının arkasında süpürge nasıl olsa. Doy çocuklarına. Abi geleceğim ama abi seninki de ayarsızlık var abi sende ya. Ha var yavrum. Sen takılma bize. Öldükten sonra kıymete biniyor. Hacı Oktay öyle diyor. Hastanede seninle ben vardık abi ya diyor. Ne kadar çok seven varmış diyor. Oktay sus diyorum ya. Boşa. Öldükten sonra böyle olur diyorum ben. Sıkıntı kalkarsa orta yerden. Herkes sever diyor. Merak etme sen. Herkes seviyor. İşte Zahat da vefat edince bu. Herkes mezarının başına geliyor. Öyledir bu işten.
28 Şubat bitti. Herkes derviş oldu mesela. Sebep? 28 Şubat'ta sıkıntı vardı. Basılma korkusu vardı. Bitti. Şeyhler de çoğaldı. Dervişler de çoğaldı. Bak bitti. Şeyhi de çoğaldı. Dervişi de çoğaldı. Sıkıntı bitince hepsi çoğalır. Ölünce bizde enteresan bir zat ölüyor dervişleri çoğalıyor. Neden? Hacı Oktay'ın dediği gibi ölü şey en iyi şey. Ya yaşlı olacak. Bunacak. Hiçbir şeye karışmayacak. Koşmayacak. O da iyi. Seslenmiyor ya. Koşmuyor da. Bir şey de yok. Tamam harika. Kafasına göre. Harika oluyor. Allah muhafaza eylesin. Tanrı esenlik versin. İsa ümmetinin beylerden içinizden onun yerine geçen hanginiz diye sorması yerine geçeni dilemesi.
Buradan devam edeceğiz. İnşallah. Allah'tan bir şey gelmezse. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha. Selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.