Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 31:04
Bu sorun soranlar sanki vermiyormuş gibi, değer vermiyormuş gibi, vermiyormuş gibi hargılanır. Bunları sohbetlerimizde hep uzun uzun anlattık. Bu konuların işleri kask ve yaptırmak caiz mi demiş bir kimse? Dinin yaşanmadığı ülkelerde, memleketlerde, kamu hukuku ve devlet hukuku açısından yapılan şeylerin, bireyin kendi dışındaki hakislerle alakalı şeyler, caiz mi değil mi diye sorunmaz.
Bir memlekette İslam hukuku yoksa, o memleketin hukuku, kanunu, İslam hukuku değilse, orada bireyin, şahsın etrafıyla olan hukuku İslami noktadan olması mümkün değildir. O yüzden bireyin kendi dairesinde, kendi nefsinde haram yememeye, haramla iştigal etmemeye, kendi nefsinde, kendi dairesinde kaçabildiği kadar haramlardan, eksikliklerden, kusurlardan kaçmak zorundadır.
Bu fazlardır. Ama bireyin etrafla olan hukuku, devletle olan hukuku, bu noktada caiz müzehim diye sorunmaz. Sorunmaz derken, abes mi sorunlu? Çünkü karşınızda İslam hukukuyla hukuklanmayan bir sistem var mı? İslam hukukuyla hukuklanmayan bir sistem, bir taraf veya bir parçası veya bir bölgü caiz olsan, onur olmasa mı? O yüzden bir kimse kasko yaptırmasının noktasında sakınca var mı? Yok. Bu manadan yok. Kasko yaptırılabilir mi? Bu manadan yaptırır. Çünkü eğer kendisi kasko yaptırmazsa, karşısındaki kaza veya kendisinde olan kazada, kendi kendisine çok büyük sıkıntılar çıkıyor. O sıkıntıları normalde mevcut hukuka göre davranmadığından dolayı zarar görür.
Bu işin hukuki tarafı. Ama birisi der ki, kardeşimden, kasko ya da sigorta ya da hiçbir şeyle hiçbir şekilde irtibatım olmayacak, o onun kendi hali, o dini noktadan bir fetva değil. Hayır Allah'tan şer nefsimizden mi der? Siz iyilikleri Allah'tan kötülükleri de nefsinizden mi der? Allah kalbinize bir pencere açın. O pencereden size iyilik ürütüyor.
O pencereden size hayır ürütüyor. O pencereden size hayırı, iyiliği, güzelliği, doğruluğu telkin ediyor. O pencereden size kendisine yönelmesini telkin ediyor. O pencereden size ilham ediyor. Ve siz o pencerenin sesine uyarsanız, ya güzelle, hayra, afiyeten ayrı.
Sizin penceresine uyarsanız, kötülüğe, şerre, hidayetsizliğe, afiyetsizliğe, lütufsuzluğe büyüten olursunuz. Sonuçta bu noktada her ikisini de murat eden insandır. Ama dünminler bu manada iyilikleri kendilerinden görmeyip şeytanın kapısını kapatırlar. Derler ki, Rabbim iyilikler senindir.
O dünminin iyiliklerini, güzelliklerini, doğruluklarını kendi nefsinden çıkarıp Allah'ın nefsine afetmesidir. Çünkü Allah iyilikleri sever. Allah iyilikleri de sever. O zaman bizden bir kötülük sudur ettiğinde muhakkak ki, o kötülüğü isteyen bizizdir. Ama fiilat olarak yaratan Allah'tır. O baktım işe. Dört testin bir yedi sehmayı nasıl anlayıp nasıl yaratılmak gerekir demiş bir kardeşimiz. Bunları değişik tasavvuflı kitaplardan okuyorsunuz. Bunlar değişik tasavvuflı kitaplarda değişik tasavvuflı ulema tarafından veyahut da üstadlar tarafından değişik yorumlanmıştır.
Bir kimse şimdi bu meseleleri anlamazsa, sanki teslimiyetin dört kademesi varmış gibi anlayamaz. Veyahut da dört tane kapısı varmış gibi anlayamaz. O zaman Allah'ın da ki vahdaniyetine kendi dairesinde leke düşün. Biz Kur'an'a ve sünnet isim sıkı yapışacağız.
Biz tasavvuflı Kur'an ve sünnet veçesinden bakacağız. Biz tasavvufa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hidayetiyle bakacağız. O Muhammed-i Mustafa'nın anladığı gibi anlamaya çalışacağız. O sahabenin anlayıp yaşadığı gibi anlayıp yaşamaya çalışacağız. Eğer ki din olacaksa, yaşadığımız din, o tasavvuf erkanı kendi yaşadıklarının, kendi doğrularının, kendi gördüklerine aktarmışlar.
Ama her tasavvuf bir hal var. Nefis terbiyesini icra etmek zorundadırlar. Tasavvuf, nefis terbiyesinin icra edildiği yerdir.
Helal dair, ibadet ve ibadet dair ahkam bir hukuktur bu manada. O yüzden nefisle mücadelede birinci derecede bize rehber Kur'an'dır. Bizim Kur'an'ın evi baktığımız ikinci rehberimiz, Resulullah'ın bize emretti ve tavsiye ettiği imamların iştahları.
O yüzden değişik ehl tasavvuf, değişik cenahlarda ve menfezlerde söylemiş oldukları sözler, sizin kafanızı bulandırmasın. Onlara manada, onların içinden çıkmaya çalışın. Bir veli, ehl tasavvufun, bir alimin sözünü anlayın. Mustafa'nın salınar ve sellem hazretlerinin sünnetini bırakın.
Yaşamaktan evlâ değiliz. Bir farzı yaşamak, bir farzı yerine sünnetten evlâız. Bulunmaya hakkı yoktur.
Kitabı olan içindeki hükümlere sımsıkı yapışırız. O evlâ, hiç bakmayan, hiç sönmeyen, hiç ölmeyen, hiç doğmayan, hiç doğrulmayan önünde hiçbir kitabı, bir söz yoktur. İşte o kitabın ve Cenab-ı Allah'ın bize duydak, ikramı ile ikram ettiği o Muhammed-i Musa'nın sünneti, evliyalarının sözlerinden kıymetlidir.
Bir evliyan, bir velinin, bir mürşidin, bu kim olursa olsun sözünü ezberlemektense önce Mustafa'nın sözlerini ezberlemeyi tercih edin. Bu demek değildir ki velinin, evliyanın, cerametleri değildir ki velilerin, hallerin, sözleri anlatılmayacak. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede de peygamberlerine atfen, yeryüzünde dolaşın.
Yeryüzünde gördüğünüz o eski insanların, sizden önceki yaşamış insanların hallerinden ibret alın. Ve geçmiş peygamberlerin kıssalarıyla alakalı, sen o kıssaları anlat, o kıssalardan ibret alın diye emretmiş. Bu manada bir sufi kardeşim, bir derviş kardeşim, bir velinin, bir elyanın bir kıssasını anlatmasında, bir hikmetli sözü anlatmasında, bir hikmetli davranışını anlatmasında yasak yoktur.
Sakın öyle bir şey de algılanmasın, anlaşılmasın. Ama bazıda ehli tasavvuf adına, din adına, Kur'an ve sünneti seni keserli bırakıp, üstadların sözlerine, üstadlarının, kendi üstadlarının sözlerine, değişik velilerin, evliyalarının sözlerine dalıp, Kur'an ve sünnete karşı körleşmişlerdir ki, bu da gaflettir, Allah cümlemizi bu gafletten uzak eylesin. O yüzden kıymetli kardeşler, bazı ehli tasavvufun, yazmış, çizmiş, nakletmiş olduğunuz eserler ve kitaplar vardır. Bunlar esrarlı sözler, sırrı sözler söylemişlerdir. O sözleri söyleyenlerin kendilerini bağlar. Arkasından giden insanlar o sözleri anlamak, azlamak, çözmek için gayret sarf edeceklerine, Allah bu ayet-i kerimede ne dedi, Muhammed Mustafa bu ayet-i kerimeyi nasıl anladı ve bunu nasıl hayatını tatbik etti, bunu anlamaları daha iyi kaldı.
Ve nefis terbiyesinde muhakkak ki nefsi dizginleyen, nefsi bu noktada alt eden, nefsi bu noktada çarpan, yere seren Kur'an ve sünnetlerdir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azletlerinin haliyle hallenmektedir. Onun haliyle hallenmeyenler, onun sünnetini kendisine hidayet rehberi etmeyenler, Kur'an'ı kendisine baş tacı etmeyen, Kur'an'ı kendisine bir hüküm olarak görmeyen insanların tasavvuf dünyasında dolaştıkları görünmüş, ne yazık ki şeytanın maskarası olmuşlardır.
Allah bize affetse, kişi rüyasında kendi manevi halini veya vücut şeklini görebilir mi? Her cevap görebilir ama gördüğü her şeyi ehil olan bu noktada evlâ olan bir kimseye anlatması gerekir. Sünnet namazlarında kaza namazı kılmak hakkında bilgi verir misin? denmiş. Bu konuyla bilgi verildi. Defalarca ama kısaca yine söyleyeyim. Hanefi hukası, nafile veya sünnet namazlarının yerine kaza namazının olmasını caiz görmemiş. Her ikisinin de kılınmasını söylemiş bilhassa İmam-ı Azam. Ama soruyla gelen bazı hanefiler ve İmam Şah-ı İmam Malik, İmam Hanbeli muhakkak ki önce kaza namazları, İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani, Hazreti Mevlana da bunlara daildir.
Önce kaza namazlarının kılması gerektiğini hükmetmişler. İmam-ı Gazali de buna daildir. O yüzden biz de kardeşlerimize diyoruz ki eğer çalışıyorsanız, vaktiniz yoksa, durumunuz müsait değilse muhakkak ki önce kaza namazlarınızı kılın. Yani nafile namazlar yerine kazalarınızı kılın diyoruz. Şimdi de kıldığımız ruhla ayrı ve vakti üstünemiş kardeşimiz. Bunlar Osmanlı ulemasının verdiği fetvayla sabit olan namazlardır. İmam-ı Azam'ın el-ihtiyarı da bulamazsınız, İbn-i Abidin de bulamazsınız, sonradan ilave edilmiştir. İmam-ı Şafii'de, İmam-ı Malik'i de, İmam-ı Hanbeli de bulamazsınız. Şafii, Malik'i, Hanbeli ulemasını, bir tek Anadolu'da oluşmamız ulemasının verdiği bir fetvadır.
Ola ki Cuma aynı vakitte kılınamazsa diye bu fetvayı vermişler. Ben kendi nefsi dairende, kendiminkini söyleyeyim, ben Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin kılmadığı bir namazı kılmak istemiyorum. Ve kılmıyorum. Hakkınıza razı. Okuyorum inşallah. İstanbul'da okuduğu bir taraf da var.
Fakir olmadığı halde kendisini fakir gösterip dilenen kimse ateş konu yemiş gibi. İkinayi kebayeleri böyle hadişlerimizde değişik yerlerde, değişik beldelerde dokun. Tabi bu sohbeti de değişik yerlerde izliyorlar kardeşler. Hem burada da aynı sohbetleri devam ettirmeye veya işte değişik yerlerde de devam ettirmeye gayret ediyoruz. Bu arada bir fark olduğu anlaşılmasın diye. Müminlerin ölçüsü olması gerektiği kadar hasta 50 dervişin muhakkak ölçüsü olması gereken şeylerdir. Bir tasavvur, bu müsait olsa dahi söylemez. Ben şikayettir.
Benden şikayet etmek Allah'tan razı ol. Kimse benden şikayet ederse Allah ondan lütfunu keser, ikramını keser. Üzerine hantını devam ettirmek Allah'ın feyzine, bereketine, lütfuna, ikramına masar. Ben şikayetçi olup Allah'ın gayrısından bir şey istemez.
Makinin gösterir, dilenen kimse ateş konu yemiş gibi. İhtiyacı yok, ihtiyacı varmış gibi gösterir. Evinde yiyecek ekmeği yokmuş gibi gösteriyor. Çamaşır makinası içeride çalışıyor. Bizim kardeşlere diyor ki çamaşır makinem yok. Evinde buzdolabı çalışıyor. Bizim kardeşlere diyor ki benim evimde buzdolabı bile yok. Evinde ne televizyon diyorlar bunlar evinin televizyonları. Bilal ma televizyon evinde var. Bizim kardeşleri televizyon olmayan odada alırlamaya çalışıyor.
Evinde televizyon yok yani. Bir kimse fakir olmadığı halde kendini fakir gösterirse Allah'ı fakir eder. Çünkü o Allah'a isyan etmiştir. Çünkü o Allah'ın verdiğine namaklik etmiştir. Allah'ın nası değildir. Allah muhafaza eylesin. Zenginler, gücü kuvveti yerinde ve uzunları tamam olan ve kazanmasına engel hali bulunmayan sağlam gün yerlere dilencilik helal olmaz. Hiçbir iş imkanı olmayan ve ürün yetişmesine elverişli olmayan bir çölde yaşayan ve korku sancıları olan kimseye helal olur. Fazla servet edilmek için insanlardan dilenen kimsenin yüzünde kıyamet günü yırtık, yarık ve ateş yanıkları olduğu ve ateşte kızartılmış taşlar yediği halde mahşer yerine getirilir.
Durum bu olunca şimdi isteyen at, isteyen çok dilensin demiş Allah'ın Resulü. Yine Allah Resulü diyor. Ekrem şöyle dedi, şöyle haber veriyor. Bu rivayetin sonunu Resulü şöyle buyurduğunu haber verdiler. Ben bir adama dilendiğini veririz. O da onu koltuğunun altına alarak gider. Bu kimse iyi bilmelidir ki onun götürdüğü ateştir. Madem ateştir neden veriyorsun diye. Resulü dedi ki Allah-u Teala bana cimriyi yasakladığı için veriyorum buyurdu. Hassat dilenmeyi yasak kılan zenginliğin ölçüsü nedir diye sordular. Resulü Ekrem bir sabah kahvaltısı veya bir akşam yiyeceğindir dedi.
Kıymetli kardeşler bir tane daha okuyayım bitireyim. Kim ki kendisini ina edip geçindirecek kadar malı varken insanlardan dilenirse bu kimse kıyamet gününde dilenerek aldığı bu şey yüzünde yarabere olduğu halde mahşer yerine gelir. Ehli tasavuk saadeti Allah'a açar. Başkasını açmaz.
Bir başkasından bir şey dilenmez. Kaldı ki Hz. Resulullah hiç kimseden hiçbir şey istemeyene, istemeyeceğine söz vereene ben de cennetli söz vereceğim. Kıymetli kardeşler hiç kimseden hiçbir şey dilenmeyin. Bu noktada kendinizi göstermeyin. Hatta durumunuz yerinde olmasa dahi bir çıt kılık kıyafetinizi düzgün tutun. Dışarıdan görenler sizi fecmurde görür, size yardıma muhtaç görmesinler. Vakarınızı koruyun. Vakarınızı koruyun. Dünya gelir geçer. Çalışın. Allah çalışanı görür. Çalışın. Peygamber çalışanı görür. Çalışın. Gökteki melekler çalışanı görür.
Çalışın. Yerdeki insanlar çalışanları görür. Ve çalışanı takdir ederler. Mücadele edin. Allah mücadele edenleri sever. Allah gayrı koşturup doğruya, iyiye, güzele, hayıra karşı. Vekilinizdir. Allah sahibinizdir. O yüzden asla ve asla insanlardan bir şey dilenmeyin. Ve asla kolay kolay istemeyin. Çalışın. Gayret edin. Mücadele edin. Bir başkasının malında, bir başkasının işinde, bir başkasının parasında, bir başkasının evinde, bir başkasının eşinde, bir başkasının arabasında, katında, yatında. Gözünüz olmasın.
Asla ve asla gözünüzü bir başkasının evindekine dikmeyin. Kendi evinizdekine dahi güvenmeyin. Kendi elindekine dahi güvenmeyin. Allah'a güvenmekte. Gözünüz gibi, cihdam, kumatiyat edin. Bizi yiyeyinental tanınsın, ziyaret edin.
Fadalık mağdur!
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.