Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 27 Aralık 2020 · 1:03:55
Baştan yirmiden alayım. Biz ok atarsak, o ok atış bizden değildir. Biz yayız. Yaydan ok atan Allah'tır. Bütün efal ve fiili yaratan Allah'tır. Fiiliyatı lâ faîli illallah. Allah'tan başka fail olan yoktur. Allah bütün fiiliyatları yaratır. İmam-ı Azam Hazretleri, fiiliyatın üzerinde iki tecelli vardır, iki kuvve vardır.
Tabi İmam-ı Maturid'i bunu böyle ardından İmam-ı Nesefi, sonra da Sabuni bunu böyle sadeleştirerekten anlatmışlar. Ben İmam-ı Azam'dan söyleyeyim. Siz sonra İmam-ı Maturid'den, İmam-ı Nesefi'den, işte Sabuni'den okuyabilirsiniz. İmam-ı Azam Hazretleri der ki, fiiliyatın üzerinde iki kuvvet vardır. Bu meseleyi daha iyi kavrayabilmeniz için, Mehmet Said Yazıcıoğlu, eski Diyanet İşleri Başkanı, aynı zamanda da İlahiyat Fakültesi Profesörü'nün doçentlik tezi olan insan fiiliyatının üzerindeki insan fiiliyatını anlatan kuvvetleri anlatan bir küçük doçentlik tezi var.
Aslında tüm sufilerin okumaya çalışan, bilhassa Arabi veya Hazreti Mevlana, Mesnevi veya Arabi'den Füsus, Fütuhat okuyacak olan veya Mesnevi okuyacak olanların, önce Mehmet Said Yazıcıoğlu'nun insan fiiliyatında hürriyet diye, öyle olması lazım herhalde kitabın ismi, Maturid'i ve Nesefi'ye göre insan hürriyeti. Evet, teşekkür ederim.
Bu kitabı muhakkak okuması gerekir. Bu kitabı okumayan kimselerin, tekrar bunun altını çizerekten söylüyorum, Arabi'den Füsus veya Fütuhat veya Mesnevi okumaları uygun değil. Sebep, çünkü insan fiiliyatındaki hürriyetin sınırını görecek orada. Ve insanın fiiliyatının üzerindeki kaç kuvvet var onu bilecek. Yoksa ince bir perde, cebriyeye düşmesi ve kaderiyeye düşmesi muhtemeldir. O kitabı okumayanlar, mesela birisi Arabi iyi okuyor, öğretim üyesi olma noktasında, o kitabı okumamış, cebriyeye düşmüş, ben cebriyeci oldum dedi. Olur insan, okumazsa onu. Şimdi biz ok atarsak, o ok atış bizden değildir. O fiiliyatı yaratan Allah'tır çünkü.
Fiiliyatın üzerinde iki kuvvet. Birincisi insana ait. İnsana ait olan kuvvet ne? Cüz-i irade. Bir fiiliyatta ok atma, öyle değil mi? Ok atma, ok atmayı biz istedik. Bu cüz-i irade. Eğer irademizi birisine teslim etmediysek, oku biz yaydık kendimiz. Birisi bize derse, yay yaydık.
Bakın iradeyi birisine, yayı ger gerdik. İrademizi birisine teslim ettik. At, attık. İrademizi birisine teslim ettik. İrade, iradesiz değil yine. Başımızda bir komutan var, başımızda bir imam var. Bize dedi ki, buraya otur. Biz o imama, o komutana irademizi o esnada teslim ettik. Oturmayı yaratan Allah. Ok, yayı gerdik. Oku fırlattık. Oku atma iradesi bize ait. Okun gidişi, yayın onu işte hareketleri, her şey, fiiliyatı yaratma Allah'a ait. O yüzden diyor ki, atış bizden değildir. Fiiliyatı Allah yarattı. Biz yayız, yaydan ok atan Allah'tır. Biz o oka normalde gözledik, attık. O oku, normalde atma işlevini yaratan Allah.
Bu cebir değildir. Bakın bu cebir değildir. Fiiliyatı o yaratır. Bu gücümüz, bu cebbarlığın manasıdır. Allah cebbardır. Bütün fiiliyatları o yaratır. Fiiliyatların üzerinde yaratmada cebbarlığı vardır Allah'ın. Cebridir. Bütün fiiliyatları o yaratır. Fiiliyatların yaratılmasında cebriyet vardır. Fiiliyatların yaratılmasında cebriyet vardır. Allah'tan başka fiiliyatları yaratacak bir şey yoktur. Bütün fiiliyatlar bu manada Allah'ın yaratmasına muhtaçtır. Bütün fiiliyatlar, sudur edecek olan bütün yaratmalar Allah'ın yaratmasına muhtaçtır. Allah yaratmadıkça, Allah yaratmadıkça o fiiliyat icra edilemez.
O fiiliyat meydana çıkamaz. Onu ancak Allah yaratır. Cebbarlığı anış da Allah'a yalvarmak içindir. Bu cebbarlığı, fiiliyatın tamamiyetle Allah'ın Allah'a ait olduğunu anlatmak, onu zikretmektir. Bunu görmek, zikretmektir. Bütün fiiliyatın yaratıcısının Allah olduğunu görmek, bütün fiiliyatın yaratıcısının Allah olduğunu bilmek, bütün fiiliyatın yaratıcısının Allah olduğunu görüp bunu tefekkür etmek, bunu iç alemini sindirmek zikirdir.
Zikirdir. Bu zikir de evlâ bir zikirdir. Senin dil ile Allah'ı zikretmene benzemez. Senin eline tesbih alıp, sen kendin dahi la ilahe illallah dediğini anlayamayacak bir şekilde, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, bu değildir. Bunu tefekkür edersen bütün fiiliyatın yaratıcısının Allah olduğunu, her daim zikirde duranlardan olursun.
Her daim ve her fiiliyatta onun sıfatlarının tecelliyatını görürsün. Sadece yaratma tecelliyatı değil. Çünkü Allah bir şeyi yaratırken çok sıfatları tecelli eder. İlim sıfatı, kudret sıfatı, kuvvet sıfatı, hakim sıfatı. Bir şeyi Cenab-ı Hak yaratırken onun üzerinde çokça sıfat tecelli eder. Çokça sıfat tecelli ettiğinden sadece yaratma sıfatını seyretmezsin. O bir sıfatın içerisine binlerce sıfatını koyar. Bir şeyin üzerine bir şeyi yaratırken binlerce sayısız sıfatları onun üzerinde tecelli eder. O yüzden bu aynı zamanda zikir, aynı zamanda Allah'a bir yalvarıştır. Ağlayıp inlememiz gücümüz olmadığına delildir.
Bakın bir şeyde ağlayıp inliyorsak gücümüz olmadığından ağlayıp inleriz. Karnımız ağrır ağlarız. Karnımızı tedavi edecek güç yoktur. Midemiz ağrır ağlarız. Canımız yanar ağlarız. Bir şeye söz geçiremeyiz, hüzünleniriz, ağlarız. Bu bizim güç yetiremediğimizdendir. Güç yetiremediğimiz noktalarda ağlar sızlarız zaten. Güç yetirdiğimiz yerde ağlamak, sızlamak en evladı olandır. İntikam almaya gücü yettiği halde intikam almamak evla bir şeydir. Erdemliliktir. Asıl erdemlilik intikam almaya güç yetirdiğin halde intikam almamaktır. Asıl affetme ceza verebilecek noktadayken ceza vermemektir.
Bakın ceza verebilecek güçte olan bir kimsenin ceza vermeyip affetmesidir erdemlilik olan. Bir örneğin işte patrona ceza verebilir mi bir yanında çalışan işçi? Veremez. İşçinin kalkıp da ben patronu affettim demesi boş muhabbettir. Senin patrona gücün yetecekse git dikil karşısına ben hakkımı istiyorum de. Asıl hak arama budur.
Gücünün yeteceğinden hak arama hak arama değildir. Gücünün yetmediği yerden hak arama hak aramadır. Gücünün yetmediği yerden. Ama insanlar güce taparlar. Güçlünün önüne geldiğinde el avuç oğuştururlar. Güçsüze ise üzerine abanırlar. Güçsüze abanmak erdemlilik değildir. O zayıflığın ta kendisidir. Asıl güçlü olana abanmak erdemliliktir. Asıl kendinden güçlü olana hakkı haykırmak erdemliliktir. Neden bir zalim devlet başkanına hakkı tebliğ etmek cihattan sayıldı? Neden zalim bir kimseye hakkı ve hakikati anlatmak en büyük cihat oldu? Neden bir küfür ehline hakkı ve hakikati anlatmak en büyük cihat oldu?
Müslümanlar ne yapıyorlar şimdi? Birbirleriyle uğraşıyorlar. Birbirlerini tekfir ediyorlar. Suriye'deki DAEŞ denilen o terör grubu ne yapıyor? La La İlala Muhammeden Resulullah diyenleri bombalıyor. Canlı bombalar nerede patlıyor? İstanbul'da patlıyor, Ankara'da patlıyor, Diyarbakır'da patlıyor, Şırnak'ta patlıyor, Hakkari'de patlıyor, Hatay'da patlıyor. Nerede patlıyor? La La İlala Muhammeden Resulullah diyenlerin içinde patlıyor. Müslümanları katlediyorlar, şehit ediyorlar. Sen madem ki hak ve hakikat için yola çıktın, neden İsrail'le savaşmıyorsun? Neden İsrail'de bomba patlatmıyorsun? Madem sen kafirler için savaşmaya çıktın, neden Pentagon'da patlatmıyorsun bombayı?
Madem kafirlerle mücadele edeceksin, sen neden Rusya'da patlatmıyorsun bombayı? Madem kafirlerle cihad edeceksin sen, öyle iştahat ettin kendince. Neden sen Amerika'yla savaşmıyorsun? Neden Rusya'yla savaşmıyorsun? Neden İngilizlerle savaşmıyorsun da gidip masum Müslüman köylülerin bulunduğu yerde bomba patlatıyorsun? Ne işin var Hatay'da senin bomba patlatıyorsun? Ne işin var senin Diyarbakır'da bomba patlatıyorsun? Ne işin var senin kamyonları doldurup, madem hak ve hakikat yolundasın, kamyonları patlayıcıları doldurup polisin önünde bombayı patlatıyorsun? Demek ki senin işin hak ve hakikat yolunda savaşmak değil, senin işin masumları katletmek, masumları şehit etmek.
Çünkü sen kafirlerin elinde maşa olmuşsun. Sen eğer hak ve hakikat yoluna çıktıysan, git dünyanın en büyük zalim olan Amerika ile savaş. Git Orta Doğu'da Filistinlilere kan kusturan, ölüm yağdıran İsrail ile savaş. Ama yok. Senin işin ne? Senin işin masumları katletmek. Zalimsin, hainsin sen. İşte o yüzden bir kimsenin güçlüye karşı, zalime karşı, kendinden güçlüden ona hak ve hakikati anlatması, ona tebliğ etmesi cihad-ı ekberdir. Ağlamamız, inlememiz güçsüz olduğumuz zaman da zayıflığımızı gösterir. Asıl ağlamak, asıl inlemek güçlü olduğun halde, bir başkasından intikam almaya gücün yettiği halde onun için ağlamaktır.
Bakın o kimse için ağlamak, o kardeşin için ağlamaktır. Fakat utanmamız da, dileğimiz de iş gördüğümüze delildir. Utanırız ya, bir iş yaptık, utanılacak bir iş yaptıysak utanırız. Yüzümüze eğiriz. Bu da nedir? O işi, o utanılacak olan işi, kendi dileğimizle yaptığımızdır. Bu, bizim cüz-i irademizi gösteririz. Dileğimiz de iş yaptık, cüz-i irademiz. Buraya gelirken herkes dileğiyle geldi, cüz-i iradesiyle geldi. Cüz-i iradesiyle geldiği için Cenab-ı Hak ona lütfedecek, sevap verecek. Biz cebriyeci değiliz. Allah bize hayır yazdı, biz de hayırı işliyoruz. Şer yazsaydı, şerri işleyecektik. Şerri işledik, o yazdı, o yüzden yaptık.
Biz o noktada değiliz. Biz şerri de, hayrı da, yaratanın Allah olduğunu ama cüz-i irademizde biz ya şerri seçtiğimizi ya da hayrı seçtiğimize inanıyoruz. Dileğimiz de iş görmeseydik bu utanmada ne oluyor? Madem ki biz dileğimiz de değildi bu işimiz, neden utanıyoruz ki? Ben bunu böyle örneklerken arkadaşlara diyorum ki, yanında birisi oturuyor.
Senin kolun istem dışı kalkıp adamın kafasına yumruk mu vuruyor? Var mı öyle olan? Yok, ancak uykuda. Uykuda da yaptıklarınızdan sorumlu değilsiniz. Sakın bir kısım melamiler gibi düşünmeyin. Öyle demişti birisi bana. Hepimiz uykudayız dedi. Yaptıklarımızdan sorumlu değiliz ki dedi. Ne dedim ben? E dedi hadis var. Uykudasınız, öldüğünüzde uyanırsınız. Kafanızı biraz burgalayın ben de. Hadis-i şerif var. Hepiniz uykudasınız. Öldüğünüzde uyanırsınız. Hepiniz uykudasanız, o zaman hiçbirinizin sorumluluğu yok.
Başkan da gülüyor oradan. Başkan var sizin orada da melamiler ya. Birisi öyle dese ne diyeceksiniz? Hadis-i şerif var. Uykuda olan yaptıklarından, uykuda olandan, akli dengesi yitirenden, unutandan, bu üç şey diyor, bu üç halde olandan hesap kaldırılmıştır. Üç şey. Unutmak, uyku ve akli dengesizlik. Bu üçünden diyor, hesap kaldırılmıştır. Hadis-i şerif. E kafanızı bulandırayım. Başka bir hadis-i şerif. İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar. E biz hepimiz uykudaysak, aman birisi hiç kimse uyandırmasın bizi. Bir hadis-i şerif daha.
Uyuyanı uyandırmayın. Uyuyanı uyandırmayın. E ne oldu? Sorumluluk kalmadı. Velat dalin amin. Sakın ha. Öyle değil. Sakın ha. Allah muhafaza eylesin. Evet. Bu acıklanma, bu utanma, bu dertlenme de ne? Bir bir şey acıklanıyorsak, canımız acıyorsa, bir şeyden dertleniyorsak, bir şeyden utanıyorsak, o zaman bizim cüz-i irademiz var. Bakın benim din algım cüz-i iradenin üzerine kuruludur. Tasavvufi algım da cüz-i iradenin üzerine kuruludur. Cüz-i iradesiz bir söz konusu değil. Hocalar neden talebeyi terbiye için sıkıştırıyor?
Fikir neden kuruntulardan kuruntulara dönüp duruyor? E bir kimse birisini terbiye etmeye çalışıyor. Öyle değil mi? Madem cüz-i irade var, neden terbiye etmeye çalışıyor ki? Madem cüz-i iradesi yok, baba, oğlunu neden terbiye etmeye çalışıyor? Madem cüz-i irade yok, yani neden o zaman insanlar birilerine bir şey öğretmeye çalışıyor? Sen tutar da onun cebirle iş gördüğünden haberi yoktur. Allah'ın ay yüzünü bulut altını gizliyor dersen, yani sen kalkar, onlar bu insanların hepsi de farkında değiller. Hepsi de cebirle iş görüyorlar ama cebri yaptıkları ama onlar farkında değil. diyorsan, buna güzel bir cevap var. Birisiyle biz bu konuda konuşuyoruz, diyor ki, senin şemşiyi alman diyor, eline diyor, aslında diyor, senin cüz-i iraden değil diyor.
Yaklaşın sağlı sollu, kapının ağzı açılsın. Senin eline şemşiyi alman diyor, senin diyor cüz-i iradenmiş gibi görünüyor. Ama sen diyor havayı bulutlu görüyorsun, veyahut da yağmurlu görüyorsun, yağmur yağacak diyorsun, işte meteorolojiyi dinliyorsun, eline şemşiyi alıyorsun diyor. Aslında bu cüz-i iradenin dışında senin diyor. Hava şartları diyor, külli irade seni diyor şemşiye aldırdı. Öyle diyor. Ben de dedim ki, bizim Bayındır'da kırık çok, bizim bir arkadaşımız vardı dedim, yaz-kış dedim ben, şeyle dolaşırdı. Ne o? Böyle askılı aklet mi dinliyor ona? Senin geydin ne içindeki? Aklet mi? Aklet de geziyordu. Yaz-kış.
Böyle şey değil yani, böyle akli dengesi bozuk falan değil. Böyle kasıması da vardı onun. Yaz-kış. Evlenince geyindi. Hatta ben diyordum ki ona, ondan sonra, yani sen böyle evlendin mi, bütün herkes evlenir diyordum. Ama birader neyin var benim diyordu. O yani akletle dolaştığının bir şeyi yok olarak görüyordu. eski kadınlar, yaşlı kadınlar vardı. Onu gördüklerinde hemen örtülerini çekerlerdi böyle. Onun o akletle dolaşıyor ya, bundan utanırdı yaşlı kadınlar. Mahallede vardı bizim. Şimdi artık yani, öyle kadınlar kalmadı. Öyle erkekler de kalmadı. Bizim orada pamuk sularlar, yazın adam pamuk tarlasında kimse yok ya, üstünü soyar adam. Çok sıcak.
Kadınlar onu görünce hemen örtülerini kapatırlardı. Pamuk tarlasında pamuk suluyor adam. Buradan iki yüz metre, üç yüz metre ileride. Ne edeplilermiş insanlar. Buna bir güzel cevap var. Dinler tutarsan küfürden vazgeçersin, dine uyarsın. Hastalık çağında insan özlem çeker, inler durur. Hastalık çağı tümden uyanıklıktır. Bir insanın bir tarafı ağrır, sızlar ya, adam haberi Allah'a yalvarır, inler. Öyle değil mi? Hasta çünkü. Hep Allah'ı zikreder. Eğer mümin ise, tövbe eder, Allah'ı zikreder. Allah'tan şifa dilenir. Allah onun ağacısına, ağrısını, sancısına şifa versin diye uğraşır. Hasta, borçlu, borcuna sadık bir kimse ise, gece gündüz yalvarır Allah'a.
Ya Rabbi beni bu borçtan kurtar. Allah cümle ümmeti Muhammed'i borçtan kurtarsın. Bu borç, hastalıktan daha ağırdır. Yaşayan bilir. Allah kimseyi borçlu eylemesin. Öylesine sıkıntılıdır ki borçlu olmak. İnsan yediğini, içtiğini unutur. Sarhoş olur insan. Sarhoş olur. O borcun altında inim inim inler. Ezilir borcun altında. Allah cümle ümmeti Muhammed'i borcun altında ezilmekten muhafaza eylesin. Amin. Sakın başıma gelmez demeyin. Sakın kınamayın da. Hiç başına gelmeyecek bir kimsenin başına gelir, burnu kısar. Burnunu nasıl kısdığını da anlamaz.
Hiç büyüklenmeyin. Hiç tem gözle bakmayın borçluya. Hiç tepeden bakmayın. Hiç onu tahkir etmeyin. Hiç ona kötü söz söylemeyin. Hiç. O eğer Allah'a inancı var. Allah'la alışverişte ise Allah'ın emanında o. Allah'ın emanında. Borçlu. O yüzden her daim eğer ödemek için niyeti varsa ve namuslu bir kimse ise Allah'la alışveriştedir. Hasta. Her daim Allah'la alışveriştedir. Afata uğramış bir kimse. Her an Allah'la alışveriş halindedir. Zalimin elindeki mazlumlar her an Allah'la alışveriş halindedir. Bir elinin altındakilere zulmeden bir zalimin elinin altında bulunanlar her an Allah'la alışveriştedir onlar.
İşte bir erkek eşine zulmediyor. Eşine haksızlık ediyor. Lafıyla, sözüyle, hareketleriyle, davranışlarıyla zulmediyor ona. Yapmadığı bir hal ile ona iftira atıyor. Yapmadığı bir şeyi söylüyor ona. Örneğin zulmediyor. Elinin altında ya. Kadının söyleyecek, gidecek, yapacak, edecek bir şey yok. Eğer kadın kuvvetli olsa, kadının parası olsa, kadının malı mülkü olsa, kadının arkasında annesi babası kuvvetli olmuş olsa, o zulmeden adam kediye dönecek evde.
Adam zulmediyor ya, kediye dönecek. Veyahut da o kadın o adamı sevdiğinden her şeyine katlanıyor. Kadın onu sevmese, ne yapacaksın, yapmıyorum dese, kalacak. O zalimin altın elinin altında bulunanlar, Allah'la irtibat halindelerse, bilin ki o zulmedenin sonu çok kötü. Karanlık, bir devlet başkanı zulmediyor tebasına. Bir şeyh efendi zulmediyor dervişlerine. Bir zakir zulmediyor dervişlere. Bir işveren zulmediyor çalışanlara. Oradaki o çalışanlar o zulmün altında ya, her an Allah'la alışverişte. Allah'la alışverişte ise, sakın ha dokunma ona.
Sakın. Sakın onu incitme. sakın onu hor hakir görme. Allah mazlumların yanındadır. İntikamı çok acıdır. Allah masumların yanındadır. Masumların ve mazlumların intikamını acı bir şekilde alır. Öyle bir tokat vurur, senin yedi sülaleni sallar. Öyle bir tokat vurur, senin kökünü bile kurutur. öyle bir tokat vurur. O tokatın şiddeti arş alayı titretir. Allah'ın gadavı şiddettir. Allah'tan af ve mağfur ettiler. O tokatı yememek için. İşte bir kimse bu manada hastaysa, borçluysa, zalimin altında mazlum ise, her daim ne yapar?
Allah'la alışveriş eder. İnler, yalvarır, dua eder, Allah'a yaslanır. Çünkü o, o başına gelen müsibetten, sıkıntıdan, dertten muzdariptir. Ve o kimse her an uyanık olur. Haa, demek ki insanlar uykuda, ama onları uyandıran hal ve davranışlar var. Ölmezden önce de onları uyarıyor bir şey. Uyandırıyor. Nedir? Hastalıktır, beladır, müsibettir, sıkıntıdır. O insanları ne yapıyor? Uyandırıyor. Hasta oldun mu? Hasta oldun mu? Suçtan tövbe etmeye, bağışlanma dilemeye koyulursun. Hasta olunca tövbe etmek. Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerin sözüdür.
Birisi gelir hastalığından bahseder, sen bolca tövbe et der. Hadis-i şerif var, hasta olduğunuzda tövbe ediniz diye. Bakın, işlerinizde sıkıntı varsa, vücudunuzda sıkıntı varsa, evlerinizde sıkıntı varsa, çocuklarınızda sıkıntı varsa, etrafla olan diyaloglarınızda sıkıntı varsa, günahlarınızda tövbe edin. Eşinizle beraber oturun, helallaşın, günahlarınızda tövbe edin. Annenizle, babanızla sıkıntı yaşıyorsunuz. Oturun, annenizle, babanızla helallaşın, tövbe edin. İşinizde sıkıntı var. Oturun, tövbe edin. Ben kime haksızlık yaptım, ben kime yanlışlık yaptım, ben kime eksiklik yaptım diye, oturup, helallık alın, tövbe edin. Tövbe, bütün sıkıntılarınızı giderecek bir zikirdir. Efdali neydi?
Subuhanallahi ve bihamdihi Subuhanallahi'l-Azim ve bihamdihi Estağfurullah el-Azim Kim bunu yüz sefer söylerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa, Allah onu affeder. Hadisi şerif, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ağzından çıkan her şey haktır, hakikattır. Suçun çirkinliği görünür sana. Sen tövbe edersen, sen Allah'a yaslanırsan, sen Allah'tan temizlenmeyi dilersen, suçunun kirliliği, suçunun çirkinliği, suçunun kötülüğü görünür sana. Bakarsın, evet, ben bu kardeşimizin hakkını yedim. Ben buna tepeden baktım.
Ben bunu öteledim. Ben buna hakaret ettim. Evet, ben eşime hakaret ettim. Ben eşime tepeden davrandım. Ben eşimle dalga geçtim. Yemek yapmış, hasbelkader ben aldım yere çarptım. Eşim hasbelkader evden, çarşıdan bir şey almış gelmiş, ben kadın olarak onu bir nimet olarak görüp, şükredeceğime, teşekkür edeceğime, bunu mu aldın dedim. nankörlük ettim. Ben evimin kıymetini bilemedim. Ben eşimin kıymetini bilemedim. Ben kocamın kıymetini bilemedim. Ben karımın kıymetini bilemedim. Ben bu sıcak yuvanın dağılmasına sebep oldum. Neden benim hodulluğumdan, neden benim tembelliğimden, neden benim nimet bilmeyişimden, neden dedikoduya düşmemden, neden elin adamına bakmaktan, neden elin karısına bakmaktan, neden elin çocuklarına bakmaktan, neden onun koltuğunu ben özendim, onun perdesine özendim, onun arabasına özendim, Allah'ın bana vermiş olduğu nimetleri görmedim.
Unuttum. Gaflete düştüm. Çirkinlikler görünür insana. O kimse hakiki, gönülden bir tövbe ederse, yaptıkları gözünün önüne dökülür. Yaptıkları gözünün önüne dökülürse, bilin ki Cenab-ı Hak onu affedecek. Çünkü gözünün önüne döküldükçe, o tövbe edecek. Gözünün önüne döküldükçe tövbe edecek. Gözünün önüne döküldükçe tövbe edecek. Unuttuklarını dahi Cenab-ı Hak hatırlatacak ona. Neden? Onu affedecek çünkü. Onu temizleyecek ya. Gözünün önüne döküyor. Bak şurada şunu dedin. Bak burada bunu dedin. Kiramen katibini mahşerden önce konuşturuyor.
Dosyayı mahşerden önce temizliyor. Dervişler tövbe ederlerken, günahlarını gözlerinin önünde görürler. Burunlarının ucunda görürler. Burnunun ucunda görünce, yalvarır ya Rabbi beni bununla sigaya çekme. Ya Rabbi beni bununla mahşer halkının önünde utandırma.
Ya Rabbi günahlarımız da o peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin önünde ve diğer peygamberlerin önünde bizi utandırma. Düşünebiliyor musunuz? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler oturmuş. Diğer peygamberler oturmuş. Ashab-ı Resulullah oturmuş. Cennetlik olan o aşerî mübeşere, o ashab, o veliler oturmuşlar ve hesap yerine getirilen Müslümanlar.
Hadis-i şerifte diyor ki, o kimse öylesine utanır ki, öylesine utanır ki mahşer yerinde. Der ki diyor, Ya Rabbi beni bir an önce şu cehennemine atta. Beni burada bu utancı yaşatma. Bu utancı yaşatma. Neden? O peygamberin gözün içine nasıl bakacaksın? Diğer peygamberler, bunlar Muhammed'in ümmeti mi? Deseler. Bunlar Muhammed'in ümmeti mi? Zina yapanlar, köpekler gibi diyor, çatışarak halk olunur. Zina yapan. Zina yapmış. İşte ben nefsimi uydum, gaflet uydum. Allah, senin tövbemini, benim tövbemi kabul etsin hepimizin. Eğer kabul etmezse, affetmezse, veya gaflete devam edersen, zinaya devam edersen, mahşer yerinde, köpekler gibi, çatışaraktan halk olacaksın.
Böyle halk olmak ister misin? Peygamberlerin önüne böyle çıkmak ister misin? Peygamberlerin huzuruna böyle çıkmak ister misin? Mahşer halkının önüne böyle çıkmak ister misin? Kim ister? Allah'tan tövbe dilenelim. Hırsızlık, zina, adam öldürme, anne babaya isyan, haksız yere namuslu insanların namuslarına iftira etmek, dil uzatmak, savaş meydanından, Allah için, Kur'an için, sünnet için, vatan için, millet için savaşırken, geri dönmek oradan, kaçmak, mücadeleyi bırakmak, cihat meydanını terk etmek, bunlar, utanılacak, büyük günah-i kebahirler.
İnsan nasıl bakar? Orada mahşer yerinde, komşusuyla zina edenler, arkadaşlarının eşiyle zina edenler, akrabalarıyla zina edenler, mahşer yerinde nasıl bakarlar birisinin yüzüne? Komşusuyla zina eden, normal zinadan, yedi kat fazla günahkar. Alt kat komşu, üst kat komşu, karşı kapı daire komşu, komşu, giriyor çıkıyor herkes birbirine.
Bir şey beklemiyor, mahalle, mahalle, senin mahallen, kendi sokağın, nasıl zina edersin orada? Nasıl yan gözle bakarsın? Sana namus teslim etmişler. Nasıl yan gözle bakarsın? Nasıl mahşerde bakarsın insanların huzuruna? Adam sana kasasını teslim etmiş, iş yerini teslim etmiş, iş yerinin anahtarını vermiş sana. Seni sağlam görmüş, seni derviş görmüş, seni mümin görmüş, hacı görmüş. Demişsin ki de işe girerken bir daha, biz Sufiyiz, Karabaş-ı Veli Tekkesi'ne müntesebiz. Nasıl elini uzattın? Elin titremedi mi? Kalbin titremedi mi? İçin titremedi mi? Nasıl için titremedi? Nasıl için titremedi?
Sen nasıl Sufisin? Kendi kendine sormadın mı? Ben bu büyük günah kebairi nasıl istiyorum diye? Ne olursa olsun, sen annene babana nasıl laf söyledin ya? Sen Sufisin kıyafetinle anne babana nasıl küfür ettin? Sen anne babana nasıl ters davrandın ya? Nasıl yaptın? O zikreden dilinle nasıl gıybet ettin? Zikreden dilinle nasıl iftira attın? Zikreden dilinle nasıl insanların nabuslarını diline doladın? Hiç mi Allah'tan korkmadın? Hiç mi aklına gelmedi zikrettin ya? Zikrettiğin aklına gelmedi mi hiç? Zikrettiğin aklına gelmedi mi? Hani bir kadın vardı, hani onun bir de halasının oğlu vardı, teyzesinin oğlu vardı, o kadına musallat oluyordu, o hani o kadın bir gün aç kaldı, sefil kaldı, çocuklarıyla perişan oldu, yokluk var, kıtlık var, gitti o halasının oğluna, dedi ki bana bir teneke buğday,
o da dedi ki sana bir teneke buğday veririm, ama kendini bana teslim edeceksin, kadıncağız ağladı, sızladı, yalvardı, yakardı, çocuklar aç, ber, perişan, gitti halasının oğlunun yanına, kendisini teslim etmeye, ağlıyor, sızlıyor, yüzünü çeviriyor, kafasını kaldıramıyor, dedi ki halasının oğlu, neden böyle yapıyorsun, o da dedi ki Allah'tan korkuyorum, nikahsız sana kendimi teslim ediyorum, ama çoluğum çocuğum aç, sefil, o yüzden dedi Allah'tan korkuyorum, adam dedi ki kalk, kalk dedi kalk, bir teneke değil istediğin kadar buğday al,
sana dedi dokunmayacağım ben, istediğin kadar buğday al, hani geçmiş ümmetlerde yaşanmıştı ya, ve o hani bir kaya gelip, mağaranın dibinde durduydu, mizezeleyle, üç kişi kalmıştı ya içeride, birisi herkes bir dua ediyordu, Allah'a yakınlık, bir şeyi vesile ediyordu, o adam dedi ki, yarabbi, ben isteseydim, o akrabamız kızına, kadına, dokunurdum, istediğimi de yapardım, ama onun senden korkusunu gördüm, senden korkusunu gördüm, ve ben de korktum, ve ona dokunmadım, mağaranın öndeki kaya, gacır tak açıldı, öbürkü de ne dua etmişti,
dedi ki, benim yaşlı bir anne babam var, ben her gün akşam ona süt sağardım, koyundan, keçiden, ve her gün akşam onlara içirir, öylesi yatırırdım, bir gün yine biraz geciktim, sütü sağmıştım, geldim baktım ki uyuyorlar, elimde süt bekledim diyor, uyanıncaya kadar, onlar sabaha karşı uyandılar, ben sabaha kadar, elimde süt bekledim onların başında, ve onlar uyandıklarında dedim ki, anne bacığım, babacığım, özür dilerim, sütünüz hazır, ve onlara sütlerini içirdim, ve gittim, ya Rabbi, sen bu amelimden razıysen, bu ızdıraptan,
bu müşkilattan bizi kurtar, gacırt, kaya biraz daha ağırlandı, öbürkü açtı ya ellerini, dedi ki, ya Rabbi, sana malumundur, benim yanımda çalışan bir işçi vardı, bir gün çalıştı, çobanlık yaptı, bir gün, ama çekti gitti, nereye gittiğini bilmiyoruz, ben onun bir günlük yevmiyesiyle, bir tane koyun aldım, o koyun doğurdu, onlar doğurdu, onlar doğuran doğurdu, doğuran doğurdu, doğuran doğurdu, bir müddet, kocaman süre oldu, bir müddet, sana o kimse geldi, dedi ki bana, patron, senden bir günlük yevmiye alacağın var,
ben ona dedim ki, kardeş, aha şu sürü senindir, ben dedi, bir günlük alacağım vardır, ben senin bir günlük alacağını, bir tane koyun aldım, o koyun doğurdu, bir daha doğurdu, bir daha doğurdular, bir daha doğurdular, işte bu sürü senin, hepsi de, al götür, al götür bu sürü senin, dedi ki elini açtı, ya Rabbi, sen dedi, bu amelimden razı olduysan, kabul ettiysen, bizi bu sıkıntıdan kurtar, kaya gacırt açıldı, bu üç kişinin vesile etti, bu meselelerden, dervişim dedin, nasıl gittin zina ettin, nasıl yaptın, hiç mi aklına gelmedi,
bu hadisi defalarca anlattım, hiç mi aklına gelmedi, hiç mi üzülmedin, hiç mi kulağında kalmadı, diyemedin mi, ben nikahsız dokunamam diye, diyemedin mi, bu kadar mı nefsine uydun, bu kadar mı aşağı düştün, işte tövbe, tövbe eden, burnunun ucuna geldikçe günahları, ve her burnunun ucuna gelen günahı affettikçe, tabi burnunun direğe sızlamazsa, o pis kokulardan, eğer burun koku alırsa, o işlemiş olduğu günahlar, burnunun ucuna geldiğinde, burnunun direği kırılır, burnunun direği kırılır, kokudan, kalbine bir,
böyle bir, değişik bir koku iner, Allah cümlemizin günahlarını affetsin inşallah, bizim burnumuzun önüne de getirmesin, burnumuzun önüne gelirse, gerçekten biz, o hali kaldırılacak halimiz de kalmayabilir, Allah bizim burnumuzun önüne getirmeden, hatırımıza getirmeden, lütfedip, medcanen katından affetsin inşallah, Amin, işte, böyle insan tövbe edince, suçların çirkinliği görülür, her gün sufiler neden tövbe ederler, hem Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sünnetidir, hem aynı zamanda her tövbe edişte,
günlük o suçların çirkinliğini görür sufiler, o çirkinliğini görünce, tövbesi nasuh tövbe olur, ertesi gün o günahı istememeye gayret eder, o günahı gördü ya yeniden, yeniden yaşadı ya, onun o çirkinliğini gördü ya, o günahı işlerken şeytanlaştığını gördü ya, suretinin şeytana döndüğünü anladı ya, tövbe ediyor çünkü gerçekten, oturmuş, subhanallah ve bi hamdihi, subhanallah il azim ve bi hamdihi, estağfurullah el azim derken, o kimsenin önünde o günahlar yeniden, böyle film şeridi gibi geçiyor ya, o film şeridi gibi geçerken,
günah işlediği anda, suretinin işlediği günaha göre, hayvana döndü, ama köpeğe döndü, ama ite döndü, ama domuza döndü, ama deveye döndü, ama kediye döndü, ama işte bilmem, şuna tilkiye döndüğünü gördü ya, onu gördükten sonra, veyahut da direkt, şeytanın suretini gördü, direkt, bu işin en acımasız tarafı, şeytanın suretini görmek, o günahta kendisinin, şeytanlaştığını görmek, öyle günahlar vardır ki, o kimse o esnada şeytanlaşır, onun sureti şeytan suretine döner, öylesine günahları vardır insanların, ve insan, kendisinin şeytan suretine döndüğünde,
ertesi gün, hala da, o günahı işleyebilir mi? işleyemez, işte tövbe ettikçe, tövbenin hakikatine erişmek, tövbe ettikçe, o kimsenin, o suretleri görmesi, o kimseyi, o günahın çirkinliğini, tamamiyetle gösterir, o kimse artık, o çirkinliği gördü ya, oysa, o günahı işlerken, nefsi ve şeytan, ona çok hoş şeyler gösterdiler, haz aldı, haz, neden?
günah işledi, çünkü günah işlerken, haz aldı, ve onu görünce, Hz. Mevlana diyor ki, yine yola geleyim der, onu gördü ya o çirkinliği, der ki, ben yola döneyim yine, ben yine dergama döneyim, ben yine zikrime döneyim, ben yine tövbeme döneyim, ben yine ibadetime döneyim, ben yine bu yanlışlıklardan kurtulup, hak ve hakikate döneyim der, doğru yola gelmeyi kurarsın, o tövbeyle, sen, yeniden doğru yola dönmeyi, kendince niyet edersin, azmedersin, kurgularsın, eğer, o günahların çirkinliğini görürsen, bundan böyle, buyruklara uymaktan başka bir iş,
seçmeyeyim diye ahd edersin, söz verirsin, ve bundan sonra da artık, ben ya Rabbi, ben bu günahlara bir daha dönmeyeyim, ben bu yanlışlıklara bir daha girmeyeyim, ben yaptım, çamura bulandım, toza toprağa bulandım, balçıya girdim, ben her türlü yanlışlıkları yaptım, eksiklikleri yaptım, dilime hakim olamadım, gözüme hakim olamadım, kulağıma hakim olamadım, elime hakim olamadım, cinsel uzvuma hakim olamadım, ayağıma hakim olamadım, gönlüme, kalbime, aklıma, nefsime hakim olamadım, ben her türlü yanlışlıkları, eksiklikleri yaptım,
ama, benim, gözümün önüne göründü çirkinliklerim, beni affet, biz bir daha yanlışlık yapmamak için söz verdik, bizi sözümüzde sabit eyle, biz yeniden bir atlaştık, kardeşlik yaptık, İslam yolunda yürümeye, Kur'an ve sünneti yaşamaya, yaşatmaya ahdettik, o sözümüzde bizi duranlardan eyle, ahd edersin, söz verirsin, demek iyiden iyiye anlaşıldı, şu ki hastalık, akıl, fikir veriyorsun, uyanıklık bağışlıyor, demek ki hastalık, bu manevi hastalıklar, bu maddi hastalıklar, insana akıl, fikir veriyor, insanı doğru yola sevk ediyor,
insanı uyandırıyor, insanı uyandırıyor, ey temeli arayan, bu temeli bil, kimde dert varsa, koku alan odur, ey temel arayan, kimde dert varsa, koku ondadır, sen Allah aşkıyla yanıp tutuştuysan, derdin en büyüğüne tutuldun, koku sendedir, sen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, izinden gideceğim diyorsan, onun için yanıp tutuşuyorsan, dert de sendedir, derman da sendedir, güzel koku da sendedir, kim daha uyanıksa, daha dertlidir, kim daha uyanıksa, o daha dertlidir, uyanık olan, hep dertlidir, o yüzden uyanmayı istemezler,
kör gözlüler, uyanırsa dert sahibi olacak, uyanırsa Allah ve Resulünün yoluna düşecek, o yüzden sufiler çok dertlidirler, dertleri onların Allah'a yakınlaşmaktır, dertleri Hz. Muhammed'in Mustafa'nın yolundan, izinden gitmektir, en büyük dert de odur, o kim gerçeği daha iyi anlamışsa, beti benzi daha sarıdır onun, kim bu gerçeği anlarsa, kim Allah yolunun, vatan yolunun, millet yolunun, din yolunun, derdiyle dertlendiyse, onun benzi herkesten fazla sarıdır, manevi olarak, onun cebrini ağlamışsan, anlayıp inlemenler de,
onun cebbarlık zincirindeki, görüşün hani, madem ki o cebirdi, madem ki zorla yaptırıyordu, bu ağlaman inlemen niye, ağlayıp inliyorsan, onun derdinden yanıp tutuştuysan, bil ki, sen bu yolu kendi idrakinle, kendin istedin, zincire bağlanmış adam nasıl sevinir, hapiste tutsak olan nasıl hürlük satar, madem ki cebriyet var, madem ki kaderiyecilik var, nasıl olur, mümkün mü?
Sen hangi hapiste duran kimsenin davul zurna çaldırıp, eğlenti kurduğunu düşündün, zahir olarak, sen, zincire bağlanan bir kimse nasıl sevinir, zahir olarak, mümkün değil, ama, asıl hapishane, bu varlık aleminde durmaktır, asıl zincir, kendini Allah ve Resulüne bağlamaktır, kendini kopmaz zincirlerle Allah ve Resulüne bağlayanlar ancak sevinirler, kendini bu dünya hapishanesinde olduğunu bilenler ancak üzülürler, derler ki, sana koştuğumuzda hürriyetimizi elimize alacağız, ayağını bağladıklarını başına padişah çavuşlarını diktiklerini görüyorsun,
ayağını bağlıyorlar, başına da padişah çavuşu dikiyorlar, sen de acizlere karşı çavuşluk etmeye kalkışma, sen acizlere karşı çavuşluk etme, sen yapacaksan git padişaha hadi çavuşluk et, sen acizleri bulmuşsun, kuvvetsizleri bulmuşsun, onlara çavuşluk yapıyorsun, onlara cebriyetçilik yapıyorsun, çünkü bu acizlerin huyu olamaz, acizler bu işi yapamaz, acizler sana çavuşluk yapamaz, acizler sana sen yanlış yapıyorsun diyemez, ama sen acizlerin başında bunu kalkar söylersin, sana itiraz edecek kimse yok çünkü, madem ki onun cebrini görmüyorsun,
cebirden söz açma, yok görüyorsan, görüş belirtisi hani, hangi işe gönlün akıyorsa, o işi yapmada kendi gücünü apacık görür durursun, bir işi yapmaya gönlünde o işe karşı bir şevk, o işe karşı bir iştiyak görürsen, o işi yapmaya kendinde güç kuvvet görüyorsun, ama bir işi yapmak istemeyince de Allah nasip etmedi diyorsun, neden yapmak istemedin, yapmak isteyince var gücünle mücadele ediyorsun, o işi icra etmek için, demek ki cebri değil, gönlün hangi işe akmazsa, neyi istemezsen, o işte kendini cebri yapar da, bu Allah'tan dersin,
bir şeyi yapmak istemeyince, bir şeyi gitmek istemeyince, bir şeyi icra etmek istemeyince, tembellik yapınca, diyorsun ki, bu Allah'tan, Allah bana nasip etmedi, biz hocam sohbete gelecektik ama, bir türlü nasip olmadı, haa, olur, nice düğünler nasip oldu, nice, nefsani şeyler, şeytani şeyler, hayvani şeyler, nasip oldu, ama, zikrullah nasip olmadı, bana öyle diyorlar, geleceğiz ama, bir türlü nasip olmadı, neden, ben şimdi soruyorum, neden, bakıyor şimdi, beklemiyor neden sorusunu soracağımı, neden, neden, Allah'ı zikir,
en büyük iştir, bu en büyük işe, seni göndermeyen, şeytan diyorum ben, şimdi yüzüne, nefsin, şeytan seni göndermiyor, vay hanım ya, bugün de ders var ama, bak ben de, seni derviş diye evlendik, ama biz seninle, ikimiz de dervişiz ama, bak ya, bu gece ne yapalım, evde çekelim zikir, hanım ona diyor, ya be işte derse gidelim, ya bak ben çok yorgunum ama bak ya, olmazsa sen al çocuğu git, lan evlenirken, derviş de evlendi bu kadın seninle, bu kadın bekarken, her perşembe derse giderdi, her cumartesi derse giderdi, ee,
evlendi, sen göndermiyorsun, hem dervişten evlendi, hem de derviş göndermiyor, ondan sonra diyor ki, efendim bir türlü nasip olmadı, sen mi bunu bana diyorsun dedim, böyle baktı, sen yola çıktın da deprem oldu, araban mı göçtü, sen yola çıktın da, polis yolu kapattı, geçemez misiniz dedi, dönün evine mi dedi, sen yola çıktın da ne oldu, ses yok, sen yola çıktın da ne oldu, kriz mi geldi, hastaneye mi gittin, tansiyonun mu düştü, düştün kaldın mı yolla, ambulansla seni hastanede mi gözünü açtın, hastanede gözünü açtıysan,
sen zikre gelmiş gibisin zaten, aa yok, bizde böyle bir şey var, nasip değilmiş, ne yaptı, cebriyeye düştü, farkında değil, tecdid, iman, tecdid, nikah gerekli, demiyor, ben tembellik yaptım, gitmedim kardeşim, ya tam o gün, işte, filancanın fişmancısı geldi, onu da getireydin zikre, nasıl yani, ya perşembe günü, senin zikre gittiğini, bütün cümle alem duydu mu, merak etme, hiçbir perşembe, kimse sana gelmez, eve geldi birisi, kardeş, Allah senden razı olsun, yedik, işte hadi gidiyoruz, nereye zikrullah gidiyoruz,
ne zikrullah, e ben her perşembe zikre gidiyorum, e hanımın sülalesinden akraba gelirse, adam zikre geliyor, kendi sülalesinden gelirse, adam gitmiyor, hanımın sülalesine kinaye yapacak ya, kim geldi, hanımın dayısı geldi, ama hanım biliyorsun, ben her perşembe derse gidiyorum, işte, kimdi kümdi ben dayıma ne diyeceğim, vallahi ne dersen de, ben derse gidiyorum, dayıyı bırakıp derse geliyor, ardından kendi dayısı geliyor, e hadi git, ama şimdi nasıl bırakayım, bıraktın ya hanımın dayısını, kelaline kuşu gibi adamın meydanda,
hadi şimdi de bırak, aa, her perşembe evine misafir gelmiş, al götür derse, kim gelirse, zaten birisini, ikisini getirdin mi, bütün sülale duyar onu, bütün sülale duyunca, bir perşembe daha hiç kimse gelmez sana, gelmez, der ki, aman gitmeyelim, ne oldu, zikrullah götürüyor milleti, ne oldu, ya sorma, bir gittim, bir bağırış, bir çağırış, ne yapıyorlar, böyle kafalarını bir sallıyorlar, hu derken, bir sallıyorlar, valla benim kafam kopacak zannettim, dedim, sallamayaydın sen, valla dedi, benim kafam kopacak gibi oldu,
sen ne amal sallıyorsun, sallama dedim, nasıl yani, basmaya dedim, ya sallamasayım, sallamışsın artık dedim, çaresi yok, sen onlardan olmuşsun, dedim, ben şimdi huucum oldum, dedi, he huucu oldun, dedim, götür, her perşembeyi bir huucu yap milleti bak, bak gelen giden oluyor mu, hatta biraz daha milleti böyle götürmeye kalkarsan, bütün sülaleden kurtulursun, sülaleden kurtulmanın açık yolu size, hatta perşembeleri davet edin, size gelmek istiyorduk, perşembe günü müsaitiz ama derse gideceğiz biz, arzu ederseniz buyurun derse gidelim hem,
tabi hanımıyla beraber götüreceksin, nasıl olsa kadınlar da toplanıyorlar orada, yeri de var, tamam bitti, hiçbir sülale senin kapını açmayacak, emin ol, örnek ben varım, ne düğüne davet ediyorlar, ne derneğe davet ediyorlar, hiçbir şeye davet etmiyorlar, sonra bir bayramdan bayrama denk gelirsek, biliyor musun, işte teyzenin kızı vardı ya, evet, evlendi, aa, mübarek olsun, bende, bende replik hazır, mübarek olsun, Allah geçin versin, hiç demiyorum, beni neden davet ettiniz, neden etmediniz, öyle bir şey hiç, yalnız gece yarısı,
iki buçuk, üçten sonra telefon çalarsa akrabalardan, bil ki ölüm var, düğüne davet etmiyorlar, cenazelere telefon açıyorlar, selamun aleyküm aleyküm selam, teyze oğlu acı haberi sana vermek istedik, inne lillah inne ileyhi raciun, işte filancanın fişmancası vefat etti, Allah rahmet eylesin, yarın filanca zamanda cenaze kalkacak, Allah razı olsun, benim yarın dersim var filanca yerde, benim böyle sözlü, oraya hazırlık yaptılar, ondan sonra hakkınızı helal edin, Allah inşallah, onu affı mağfiret eylesin, benim replim de bu aldı artık,
onu bir müddet sonra, şimdi onu da söylemiyorlar, peygamberler, dünya işlerinde cebridir, kafirler, ahiret işlerinde cebri, burayı da inşallah, önümüzdeki hafta, buradan devam edeceğiz, beyit numarasını söyleyeyim, 640-641'den devam edeceğiz, inşallah, hakkınızı helal edin, selamun aleyküm,
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.