Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 42:50
Cenâb-ı Hakk'ın yüzünüze hayır etsin, hayırınızı, yudunuzu, yumurunuzu, hayır etsin, amin. Cenâb-ı Hak ayet-i kerimede buyurur ki, Allah'a tevekkül edenlere Allah kafirdir. Tevekkül, İslam tarihi boyunca hep İslam'ın kendi içerisinde kendince konuşulmuş.
Herkes bir tarafından tutmuş. Herkes bir şekilde tevekkülü anlamaya çalışmış. Ya da hamın arkasındaki ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak der ki, Allah kader noktasında neyse emrini yerine getirirler.
Kaderi birleştirenler olmuş. Oysa kader karanlık bir odadır, esrarlı bir odadır. Biz kaderimizin ne olduğunu bilmeyiz. Kader karanlık ve esrarlı oda olmasına rağmen, tarih boyunca insanlar kaderin üzerinde konuşmaya, kaderin üzerinde tartışmaya, kaderin üzerinde fikir yürütmeye, felsefe oturtmaya çalışmışlar.
Ve kim kaderle uğraştıysa, kim kaderin üzerine Allah'ın bildirdiğinin, Resul'u ve peygamberlerinin bildirdiğinin dışına çıktıysa sapmış sapkınlığa uğramışlar. Dağıtmışlar kendilerini. Ehl-i tasavvuk bir kısmı da bu ne yazık ki eksikliğe ve yanlışlığa düşmüş. Oysa kader insanın doğumudur, kader insanın ölümüdür, kader insanın nefesidir.
Ve nerede doğacağımızı, nasıl doğacağımızı, anne ve babamızı kendimiz takdir etmedik, kendimiz tespit etmedik. Bu bizim için kader oldu, doğan çocuklar için. Doğan bir kimse, bunda kendi çiz iradesinin dışında, külli iradenin perçesinin altında yaşadı. Külli iradenin bir teceviyatıydı doğumumuz. Kümümüz de külli iradenin teceviyatı olacak. Ne kadar yaşarsak yaşayalım, nasıl yaşarsak yaşayalım, sonuçta ölüm gelecek bizi bulacak. Burada bize düşen vasıfe, doğru ve iyi yaşamak. Bakın bize düşen vazife, o zaman bizim günlük hayatımızı yönlendirmemiz, günlük hayatımızı doğru ve yanlışta istihdam etmemiz bizim kendi cüz-i irademizin elinde. Biz buraya kendi cüz-i irademizle gelmek için çaba sarf ettik, bunu murat ettik.
Bunu yaratan Allah'tır. Bunu yaratan Allah'tır. Bunun tersinden bakarlar, kaderimizde varmış gittik derler. Şimdi kaderimizde varmış gittik dediklerinde sanki cüz-i iradenin hiçbir hükmü yok, kaderin hükmü tecelli etti. O kimse ya bir makine gibi ya da rüzgarda uçuşen yaprak gibi oraya gitti. Böyle bir şey değil. Buna tersinden bakmak uygun değil. Biz cüz-i irademizle bunu murat ettik. Allah bunu yarattı ve biz buraya geldik. Kader bizim başımızdan tutup da zorla buraya getirmedi. Ensemizden tutup bizim bizi buraya zorla getirmedi. Bizi buraya zorla getirmedi. Bilinmeyene teslim olmak değildir.
Kaderime teslim olun, tevekkül ettin. Bu değildir tevekkül. Tevekkül Allah'a dayanmadır. Tevekkül Allah'a güven. Tevekkül Allah'tan istemektir. Tevekkül hadişlerimde bu gibi deveni sağlam kazığa bağlayın.
Allah'a emanet. Hani geldi ya sen de ya Resulallah deveni bağlayın mı tevekkül edeyim? Yoksa bağlamadan mı tevekkül edeyim deyince dedi ki sen deveni sağlam kazığa bağla ondan sonra Allah'a tevekkül ettin. Demek ki tevekkül sağlam kazığa deveni bağlamak. Tevekkül Kur'an ve sünnet dairesinde yaşayıp, Kur'an ve sünnet dairesinde düşünüp, Kur'an ve sünnet dairesinde affedip, hayatını bu noktada tanzim etmeye gayret etmektir.
Tevekkül üzerinde taşıyıp, ikisini öyle bir sıfatları üzerinde taşımayıp diyorum demek küstahlıktır.
İlkü helalı kimse Allah'a resmiyetini böyle gösterenlerinde yaşamıyorum demek Kıymetli seniyenin dışına çıkmamaktır. Kıymetli kardeşler, tevekkül adına tembellik, tevekkül adına aymazlık, tevekkül adına hırçınlık, tevekkül adına, tevekkül adına boşuvermişlik, tevekkül adına mücadele etmemek, tevekkül adına kere sarf etmemek, tevekkül adına aklet etmemek, tevekkül adına hükmetmemek, tevekkül adına insanın kendisini rüzgarın önünde kurumuş dal yaprağı gibi bırakmak, sünnete uygun bir davranış değildir.
Bu şeytanın mesvesesi, bu hevadır. Hepsi bu noktaya düşmesin. O kimsenin yücadelenden uzak durması, gayretten uzak durması, işin sebeplerinden uzak durmasıdır. Kimse tıp ilmini öğrenecekse tevekkül ile öğrenemez. Yani bu ne demektir? Tıp ilmini oturduğun yerden sen tahsil edemezsin. Tahsil edilecek olsaydı Cenab-ı Resulullah, Müslümanların mahallesini ve şehrini terk etmek isteyen Yahudi doktorları, beytülmandan maaş vererekten, burada Müslümanlara bu ilmi öğretin deyip onları orada oturmaya, ikna etmeye çalışmazdı. Diydi ki, gidecekseniz gidin, bu ilmi biz de öğreniriz.
Biz de öğretiriz. Veyahut da biri süs bir nafze ceva çeker, bu ilmi öğrenir demedi. Böyle bir şey söylemedi. Dedi ki burada kalın. Onlar çalışırlar. Bu yüzden de az uyularsa, çok konuşmak, hastalıkların üç tane sebebi var.
Çok yemek yemek, çok uyumak, çok konuşmak, çok iftira, bir başkasından uygunu bir başkasına aktarmak, bir başkası için söylenen lafı söylenen kimseye götürmek. Bir hastalık var. Kimse çok konuşursa dilini muhafaza edemez.
Dilini muhafaza edemez. Çocuklarını muhafaza edemez. Kendisini muhafaza edemez. Bir katını açın.
Gereğini yerine getirin. Tevekkül. Senin dersin varsa dersine çalışın. Her sebepler dairesinin üzerine düşen vazifeyi yerine getirin. Ondan sonra Allah'a dayanlandır. Allah'a dayanlandır. Eğer kendinizde bir kuvvet görmek istiyorsanız, kendinizi kuvvetli görmek istiyorsanız, Allah'ın kuvvetine inanın. Tevekkül etmek, bir kimsenin kendi elindekine, kendi etrafındakine, kendi malına, mülküne, aklına, bilgisine güvenmeyip, Allah'a güvenmesidir.
Etrafındaki insanlara, etrafındaki insanların zenginliğine, elindeki malının çokluğuna, evlerinin, hamlarının, hamamlarının, arabalarının çokluğuna. Allah'a da o kimse elindeki mala güvenmez. O kimse elindeki hanıma güvenmez. O kimse çocuklarına güvenmez. O kimse evine, hanına, hamamına güvenmez. O kimsenin güvendiği bir tek şey vardır. Allah senin trilyonların olur, bir gecede biter. Hanların, hamamların olur. Bir gecede yıkar Allah.
Gece uzundur. Elinden gittiğini görürsün. Bir anlıktır evinden uçtuğunu görürsün. Bir anlıktır evinden gittiğini görürsün. Bir anlıktır kendi çocuğunun kendini gömdünü görürsün. Bir anlıktır annene babanı kaybedersin. Bir anlıktır seni çok seviyorum dediğin eşin toplar valisini gider. Bir anlıktır çok sevdiğin, çok güvendiğin çocuğun bir hastalık gelir sabahını gömersin.
Allah'a güven, Allah'a yasın. Allah'a yasın. O bütün kudreti ve kuvveti elinde tutar. O bütün mükevanatı sehk ve idare eder. Elinde tutar. Emir onun kudretinde. Emir onun kudretinde. Emir onun kuvvetinde. Onun dilinde. Onun dudağında. İmanını kavi tut.
İnsanlara güvenme. İnsanlara yaslanma. İnsanlara dayanma. İman ettiğin Allah var. Kuvveti elinde tutan. Mükevanatı elinde tutan Allah var. Yeri göğü yaratıp sonsuz. Zerre.
İnsanoğlu. Yardesine halife olarak yaratılmış. Ama şu uzayın içerisinde zerre bile değil. Zerre uzayın içerisinde büyük kalır. Zerre uzayın içerisinde büyük kalır. Zerre bildiğiniz zerre uzayın içerisinde büyük kalır. Biz şu anda uzay dediğimiz bu galaksiler toplumunun geliştiğini hesaplayamıyor insanoğlu. Hesaplayamıyor.
Samanyolu gibi kaç tane samanyolular hesaplayamıyor. Tahmini hesaplar ediyorlar. Diyorlar ki yüz milyon adet samanyolu gibi samanyolu olabilir. Tahmini. Farazi hesap. Birisi de diyor ki hayır bir milyon adet olabilir. Birisi diyor ki bir milyar adet olabilir. Hesabı yok çünkü. İnsanoğlu. Ayet-i kerimede diyor ya Allah'ın hangini sayabiliyorsunuz. Yetmez. Artık yetmez hesabını yetmez. Yetmez. Yani güneşin bir yılının ne kadar olduğunu zor hesaplığı var. Bir yılı belki de bir buçuk milyon yıl.
Bunu belli değil. Oturup hesap edenlerin hesaplarının doğruluğu da belli değil. Kuvveti kudreti elinde tutan bir Allah. Hiçbirisinin hesabını hiçbirisinin hesabına karıştırmayan Allah. Hiçbir hesapta trilyonda bir dahil hata yapmayan Allah. Açık yılı içerisinde dahi bunun zerre miktarı kadar hesabında ve kitabında şaşırmayan, yanılmayan Allah.
Diyorlar ki ya işte burada bir yanlışlık oldu. Senin ilmin yetmedi ona. Benim buna ilmim yetmedi değil mi yanlışlık oldu diyor. Allah'ın hesabında, kitabında yanlışlık olmaz. Allah'ın kuretinde, kuvvetinde sapı olmaz. Kendisi sapık çünkü.
Kendisi sapık olunca o hepsi sapıta. Kitabı görünür. Yani orada.
Onların suçu yok yani. Yok hayır. Sapık sensin. Sapkınlığa düşen sensin. Veya düşürlen sensin. Onların kitabında sapma olmaz. Hissedemediği, bildiği bilmediği bütün kainatı bir hesap ve emir üzerine yaratır ve yürütür. Onda sapma yoktur.
Yani o milyen sapma olsa dünyanın dengesi bozulur. Güneşin, ayın, merihim, satürnün dengesi bozulur. Milyen hesap, milyen bir sapma olsa onun hesabında ve kitabında sapma olmaz. O öyle bir Allah. O zaman ona güven. O zaman ona dayan. O zaman ona yaslan. Ama sebepler dairesinde kal. Ona yaslan. Sen arabanı düzgün kullan. Ona dayan. Sen arabanın bakımını yaptır. Ona dayan. Sen paltonu yiyecek. Var mı var? Paltını yiyecek hava soğuksa. Aklı çalışmayanlar palto giymeyi idrak edemezler. O dinden de sorunu değildir. Sorunu hissettin mi?
Hissettin. Paltını giy. Sicağı hissettin mi? Hissettin. Paltını çıkar. Paltını giy. Tevekkül et. Ya Rabbi bir kadar palton vardı. Paza eylet. Paltıyı evde bırak. Çık. Don gömlek. Allah beni muhafaza ederdi. Zatürlüğü de yaslan. Sebepler. Sebepler dairesinde kal. Ondan sonra tevekkül. İşte tevekkül edene Allah kafidir. Yani Allah ona yeter. Tevekkül edene yeter. Burada tevekkül etmek demek, tekrar tekrar söyleyeceğim. Tembellik ve haylazlık etmektedir. Allah bizi affetsin.
Tüm nemizi korusun. Tüm nemizi sevdiklerinden öle seni inşallah. Erkeklerin de birçok hataları oluyor ama kadınlar onları bırakmakla tehdit etmiyor. Erkekler neden bayanların yaptığı hatalardan ikinci eş almakla tehdit ediyorlar? Evlilikte bir uygun olan bir şey. Tehdit edenler korkak insanlardır. Tehdit evlerinde bilhassa eşlerin yola geçimlerini, tehdidin üzerini kurgulayanlar cahil insanlardır.
Cahil insanlar, erkeklerin, cahillerin hanımlarını tehdit eder. Ve bu derviş ise utanç verici bir şey. Gelip gidiyorsa daha büyük bir utanç verici bir şey.
Eşini tehdit etmez. Mümin çocuğunu tehdit etmez. Mümini tehdit etmez. Bunlar çok affedersiniz ama dervişlikten, insanlıktan, müminlikten uzak şeyler. Müminin mümine sert bakması dahi yasaklanmışken, müminin mümine böyle sert gözle böyle gözüyle hani terbiyesi derler ya, öyle bakması dahi, günah-ı kebal görüldüğü bir dinin mensupları eşlerini tehdit etmez.
Vardır böyle, cahil insanlar vardır. Hanımına der ki, seni sokağa atarım baka. Seni annene gönderdirim baka. Seni döverim baka. Çocuklarını da öyle tehdit eder. Seni döverim ha. Seni atarım ha. Seni yıkarım ha. Seni çarparım ha. Cehalet. Cahillik. Ve bu cemaatin içindeyse bizden bir şey olmamış. Yazık. Yazık. Kendime üzüldüm şimdi. Bir şey verememişiz demek ki. Biz ona bir şey anlatamamışız. Yetmemişiz demek ki.
Allah bizi affetsin. Kim hangi kardeş tehdit ettiyse, onun adına eşinden ve çocuklarından özür diliyorum ben. Bizim içimizden bir kardeşse, onun adına, onun eşinden, çocuklarından, evinden özür diliyorum. Hata bizim. Kusur bizim. Eksiklik bizim. Biz demek ki, gerekli adab, erkal, ahlak verememişiz. Biz ona gerekli olan ince terbiyeyi gösterememişiz demek ki. Allah bizi affetsin. Allah o kardeşimizi de affetsin. Cümlemizi de affetsin. Güzel ahlak, Sufinin nişanıdır. Sufinin nişanı güzel ahlaktır.
Tehdit etmek, dövmek, çarpmak, vurmak, evde sertlik yapmak, senin nişanıza eğilir. Rahmet eylesin. Hem şeyh efendi vefat etti, hem dozat vefat etti. Tine de semerci hafız efendi vardı. Anlatırım bunu hep örnek olsun, bölge olsun. Kendisi. İki kişi koltuğun altından tutarak da öyle yürütüyorlardı. Üç dört kişi birden çok affedersiniz, merkebe indiriyorlardı. Evinden öyle geliyordu çarşıya. Çarşıda sabah namazından sonra esnaflara Kur'an-ı Kerim öğretiyordu. Konuşmaz.
Fazla. Ben güldüğünü hiç görmedim. Tebessüm ettiğini de görmedim. Allah için yani. Çok sık duramadık yanımda. Severdi beni Allah rahmet eylesin. Böyle çok insanlarla haşır neşir olan bir insan değildi. Onu böyle dervişliğimin ilk yıllarında tanıdıydım ben. Eski dervişlerden beresi. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi ile beraber gündüz onun evine ziyarete gidiyorduk. İlk gittiğimiz, estantane anlatayım. Tren-i Zakir'e de yanımızda bize. Dağ kapıya bulmazdan önce bizim trenin Zakir'i biz çınçır gibi deriz. Bizim onların hani bir kadın veya bir erkek çok böyle cavlak sesle bağırırsa bizim dilimizde o çınçır gibi bağırdı deriz.
Çınçır neyse demek ki boynun istiren gibi bir şey var onlarda çınçır. Yani tehlike anında bir şey anında böyle boyutturuyorlar onu ses çıkarttırıyor. Kadın öylesine bir kadın sesi geliyor ki evin içinden, sokağa katak taşıyor. Kapıya bizim Zakir Efendi birkaç sefer vurdu. Kadın bir de kim o diyor ya da ne bağırdı. O kendisini tanıttı. Neyse girdik içeriye daha bağırıyor. Kadın birisine bağırıyor. Ben oraya gittiğimizi biliyorum. Ben onun hanımı olduğunu bilmiyorum. Durmuş divana, elini bağlamış, böyle durmuş, biz içeri girdik zikir halinde. Tabii gittik selamun aleyküm, aleyküm selam, sarmıştık. Kadın da devam ediyor.
Mutfağa giriyor, devam ediyor böyle mutfak, salon kapısı, oda kapısı hepsi de böyle avru gibi bir yer var, ayak gibi bir yer oraya açılıyor. Eyvah eyvah eyvah … Döndü o Semerci Hafız Efendi, Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi'ye dedi ki, Abdullah Efendi'nin yüreği, imtihan her şey bu dünyada. Dünya imtihan. Kadın bağırıyor ya bunu. Onu dönüp cevap da vermiyor. Ben de buna hakkımı helal ediyorum yine de. On dakika, on beş dakika oturduk oturmadık kalktı. Ve üç dört sefer o zatın elinden ben emir el olarak ziyarete gittim. Aynı estantane ile karşılaştım. O dese ki, ben o zaman gencim, bana dese ki, Mustafa Efendi şu kadını kaldır duvara çarp, ben kaldıracağım kadını duvara, resmini çıkaracağım kadın.
Çarpmakla kalmayacak. Ama mübarek böyle oturuyor, bakıyor, devamlı zikir halinde. Kadın çın çın gibi bağırıyor her sefer. Mustafa Özman, muhtersi sanat, iki tane büyük zav, burada böyle bir estantane yaşıyor, yaşanıyor. Tamam birisi kaşını kaldırsa kadın felç olur ona.
Bak birisi kaşını kaldırsa kadın felç olur. Dilin kutsun dese, dili kökünden kopar. Dilin kurusun dese, köküne kadar kokur olur ona. Var ya, onlar Allah'a bir şey söylerse Allah onların söylediklerini geri çevirmez. Hazreti Ömer Efendimiz naklediyor ya, hadisi kutsi, onlar yağmur yağsın dese diyor Allah, onların için bak yağmur yağacak değil, yağmur yağsın dese Allah rahmet veriyor, yağmur yağdır.
Yani dönse, dese ki, dilin düşsün, dili düşer on sekiz metre. Yok bir şey. Bana, biz çıktık, bana dedi ki, Mustafa Efendi, Arasıl'a uğurluğundu, duasını aldı. Ben verersin de ben de. Ben demiyorum, sabah namazından sonra bazen görüşüyoruz diye. Bana uğra, yani evine uğraceğim. Biz zaten onunla görüşüyoruz. Ben ne zaman onun evine gideceğim, aynı estantaneyle karşılaşıyorum. Bir gün çaldım, tamam mı? Kim o? Öyle bağlı içeride. Allah'ım bize, dünya nasıl ya Resulullah. Evde, evde olduğunu biliyor musun? Dedim ben bayıdı bu Mustafa, dedim ben. Tadımıyorum ben senin de evim vardı ki. Dedim ben, Hafız Efendi'yi ziyarete geldim.
Başka ziyarete çekin sen de ulan onu dedim. Dedim, müsaade ederseniz gireyin. Bir de bana dokundu. Ben içeri girdim. Ayıp söylemesi bir şeyler var, onları böyle mutfak tarafında bıraktırdım. Onları hatırlıyor, tarttı bir tarafa. O saatken orada sandalyesi batırıyor, kendine eller kavuşurken. Gözü bile, gözünü bile açtı. Ben gittim, boynunu bittim. Tabii sessiz, selamun aleyküm dedim ben. Aleyküm selam Mustafa, bir de var oğlum, otur şuraya dedim. Oturma, nasılsın, iyi misin? Hiç böyle. Ya. Böyle, kafasını çeviriyor. Sünnet olduğundan çeviriyor. Sünnet'e birisiyle böyle bakarak sanılmaz. Yüzünü çevirecekle konuşmalar. Ya.
Açmıyor gözünü bile, yan başka yerde. Dervişlik, sunfilik. İyi ahlak. Tehdit değil. Orozlar tehdit ederler. Kel borutu. Kuvveti yok, kıdreti yok, birşeyesi yok. Allah muhafaza eder. Bunlar doğru dağlanışlar değil. Eşlerinizi tehdit etmeyin, hiçbir şeyden. Çocuklarınızı tehdit etmeyin, hiçbir şeyden. Birisi çıkar, tehdidinizi görürürüz, kalırsınız havalar. Döverim dedi, döv dedi, ne yapacaksın, hadi bakalım.
Sokağa dedi, at dedi, at hadi. Beni tehdit etsen hemen tehdidimi görür. Bana tehdit de gelirse benden cevabına olsun. Tehdit de gelirse.
Tehdit eden zayıftır, kuvvetsizdir, kudretsizdir, cahidir. Kimliksizdir, kişiliksizdir tehdit eden. Allah bizi affetsin. Darülharp'te kişi bankaları bütmek için kredi kartlık kullanmasında dinen bir sepince var mı? Yok. Ticaretle ulaşıldığından onların paralarını bir ay faysiz kullanıyorlar mı bize tavsiyemiz nelerdir? Allah yardımcınız olsun. Yençüç, meçüç hakkında bilgi vermenize rica ediyorum. Yençüç'le meçüçle alakalı bir sohbet ettirdik. Güzel bir sohbet oldu değil mi? Kağıda döktüydünüz herhalde değil mi?
Peyim mi döktüydünüz? Evet, ona bir de sunmuştuk. Peyim abi, bir de döküldü. Evet, Allah iyi etsin inşallah. Üç ihlas müfatı yaşayalım. Rabbimiz Allah'ın Fahrişi İlham'a diyor. Sayın bir müdafiyy ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme gelmiş gelmiş.
Bütün peygamberi zişan ebizlerimizin ruhları'na ailelığa ile ilgili ibadı ve eserler eyle ya Rabbi. Tezler eyle ya Rabbi. Peygamber Efendimizin hümetlerini şefat ederlerimizin derlerimizde eksik eylemeyelim. Amin. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.