mustafaozbag.org

90. Mesnevi Şerhi (620-629 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 27 Aralık 2020 · 50:00

Biz ok atarsak, o ok atışı bizden değildir. Biz yayız. Yaydan ok atan Allah'tır. Bu cebir değildir. Cebbarlığın manasıdır. Cebbarlığı anış da Allah'a yalvarmak içindir. Ağlayıp inlememiz gücümüz olmadığına delildir. Fakat utanmamız da, dileğimiz de iş gördüğümüze delil. Dileğimiz de iş görmeseydik, bu utanmanla ne oluyor? Bu açıklama, bu utanma, bu dertlenme de ne? Hocalar neden talebeyi terbiye için sıkıştırıyor? Fikir neden kuruntulardan kuruntulara dönüp duruyor? Sen tutar da onun cebirle iş gördüğünden haberi yoktur.
Allah ay yüzünü bulut altında gizliyor dersen, buna da güzel bir cevap var. Dinler tutarsan küfürden vazgeçersin. Dine uyarsın. Hastalık çağında insan özlem çeker. İnler durur. Hastalık çağı tümden uyanıklıktır. Hasta oldun mu suçtan tövbe etmeye, bağışlanma dilemeye koyulursun. Suçun çirkinliği görünür sana. Yine yolda geleyim der. Doğru yora gelmeyi kurarsın. Biz ok atarsak, o ok atışı bizden değildir. Biz yayız. Yaydan ok atan Allah'tır. Hani vakti ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Bedir'e gelmişlerdi. Bedir'de de Kur'an-ı Kerim'in beyanına göre Müslümanlara kafirler az gösteriliyordu. Kafirlere de müminler az gösteriliyordu.
Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de bu beyanda diyor ki biz onlara da onlara da birbirlerine az gösterdik. Savaşın en cafcaflı anında Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri eline bir avuç toprak aldı. O bir avuç toprağı düşmanın tarafına doğru attı. Tohum atar gibi savurttu böyle. Savurtunca düşmanın tarafında bir karışıklık oldu. Bir kaos oluştu orada. Düşman dağıldı tabiri caizse. Birdenbire kara bulutlar geldi. Fırtınalar koptu. Böyle arkadan daha da fırtınanın çoğalacağına dair ibareler oldu. Müşriklerin gönlüne sanki bir tabiat afatı olacakmış gibi bir korku oluştu onlarda. Ve müşrikler dağıldılar.
Ve oradan çekip gittiler. Bırakıp gittiler. Kur'an bu hadiseyi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin üzerinden alıyor. Ayet-i kerimede diyor ki sen atmadın ben attım. Dikkat edin. Burada Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin bir avuç toprak atmasını düşmanın üzerine Cenab-ı Hak kendi üzerine aldı.
Ve Peygamberinin fiiliyatını, Peygamberinin fiiliyatını tamamiyetle kendi uhdesine aldı. Kendi emanını aldı. Kendine ait, kendine has kıldı bunu. Burada tabiri caizse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerini haşa bu noktada her şeyini kendi üzerine alıp Hazreti Muhammed Mustafa'yı tabiri caizse hiçliğe koydu.
Tabi aynı şekilde de başka bir ayet-i kerimede de sen öldürmedin ben öldürdüm diyor. Yine ayet-i kerimede. Bu ayet-i kerimede Musa aleyhisselam için. Hani Musa aleyhisselam bir tokat vurdu Yahudinin birisine. Bir tokat vurunca öldü Yahudi. Yahudi ölünce Musa aleyhisselam orada cezaya uğratılmaktan çekindiği için hicret etti.
Tabiri caizse firar etti. Firar edince Yahya peygamberinin kızlarıyla onlar da hayvan otlatırlarken onlarla karşılaştı. Cenab-ı Hak o peygamberin de fiiliyatını kendi üzerine aldı. Peygamberler özel seçilmiş insanlardır. Cenab-ı Hak peygamberleri Kur'an-ı Kerim'inde der ki biz sizi kendimize seçtik.
Allah peygamberlerini kendine seçti. Peygamberler seçilmiş kimseler. Seçilmiş kimseler olduğu için o peygamberlerin yine Kur'an-ı Kerim'in beyanına göre heva ve hevesine uyma. Yine peygamberlerin bu noktada şeytana uyma. Peygamberlerin kendi aklına uyma. Kendi aklını ortaya sürme. Kendi aklının hükmüne doğru gitme hali yoktur. Peygamberler akla uymamışlardır. Peygamberler vahye uyarlar. Din vahiydir. Vahyin bir penceresi vardır. Cebrail aleyhisselamın ilahi kitabı veyahut da Cebrail aleyhisselamın bütün ilahi kitapları peygamberlerine indirmesidir. Vahyin ikinci yüzü vardır.
Penceresi vardır. Öyle diyelim. Bu vahyin ikinci penceresi peygamberlerin sünnetleridir. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sünnetleri de birer vahiydir. O yüzden hadisleri inkar edenler, sünnet-i Resulullah'ı inkar edenler, bize Kur'an yeter diyenler, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine vahyin ikinci penceresi olan, ikinci perdesi olan sünnet-i Resulullah ve hadisleri inkar ettiklerinden küfre düşüyorlar.
Her hadis inkarcısı, hadislerin tamamını inkar ediyorsa küfür ehlidir. Her sünnet-i Resulullah inkarcısı, sünnet-i Resulullah'ın tamamını inkar ediyorsa küfür ehlidir. Bunların nikahları otomatikman düşer. Bunlar evli olsalar dahi çocukları veled-i zina hükmünde olur. Bunların kestikleri yenmez. Bunların arkasında namaz kılınmaz. Bunların arkasında hacca gidilmez, ömreye gidilmez bunlarla beraber. Bunlara imam olarak tabi olunmaz. Bunlar erkekse kadının hızla ondan boşanması gerekir. Eğer hadis inkarcısı kadınsa, müşrik noktasına düştüğünden erkeğin de onu hızla boşaması gerekir. Çünkü Müslüman bir erkeğin, müşrik bir kadını nikahında tutması caiz değildir.
Ehli kitabı tutabilir. Hristiyanmış, onunla nikahlanabilir. Yahudiymiş, daha doğrusu özür dilerim, Museviymiş. Onunla nikahlanabilir. İbrahim'i nikahlanır onunla. Şu anda dünya üzerinde semavi din olarak nitelendirdiğimiz Muhammed'in haricinde İsevilik var, Musevilik var, İbrahim'ilik var. Bunun dışında ayakta duran semavi bir din yok. İbrahim'i de çok az. Genelde Museviler ve İseviler var. Bir Muhammed'i erkek, İsevi veya Musevi bir kadınla evlenebilir. Ona nikah kıyabilir. Ama müşrik bir kadınla nikahlanamaz. Ateist bir kadınla nikahlanamaz. Putferest bir kadınla nikahlanamaz. Konfüçizme inananla nikahlanamaz. Taocu bir kadınla nikahlayamaz.
Taocu. Nikahlayamaz. Veyahut da bu böyle tuhaf gelebilir size. Ben birkaç kişiyle konuştum. Kendilerini normalde Mustafa Kemal'i de kendisine bir peygamber, bir din büyüğü gönderilmiş ilahi bir adam olarak görenler var Türkiye'de. Böyle bir kadını da bir erkek nikahlayamaz. Size tuhaf gelebilir bu. Ben görüştüm yani açıkça Araplara gönderilen Muhammed'i Mustafa neyse, Türklere de gönderilen Mustafa Kemal aynıdır diyor. Bu tip zihniyette olan insanlar var Türkiye'de. Böyle bir kadını da nikahlayamaz. Bir Muhammed'i bir kimse. Şimdi böyle olunca, peygamberler korunmuş, muhafaza edilmiş insanlardır.
Özel seçilmişlerdir. Bu özel seçilmiş olan bu insanlar, heva ve heveslerine uymazlar. Küçük zelleler vardır, o da heva heves değildir. Mesela zellenin birisi nedir? Yunus Aleyhisselam'ın Allah'ın emrini beklemeksizin kendi kavminden ümidini kesip oradan kendini serfinaz etmesi. Allah'ın emrini beklemeden hicret etmeye kalkıyor. Usanç geliyor. Bunlara iman etmeyecekler diyor. Kendince öyle düşünüyor. Mesela bu küçük zelle, bunlar günah kebair değil, bunlar günah değil. Bunlar küçük günah da değil. Şimdi bazı imam hatiplerde, bazı ilahiyatlarda peygamberlerin küçük günahlar işleyebileceğine dair öğretiler veriliyor. Bu Kur'an'a aykırı, Kur'an bize Muhammed-i Mustafa için sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri için buyuruyor ki, o hiç heva ve hevesine dalmadı, kanmadı.
O ne işlediyse benim emrimi işledi, yerine getirdi. O yüzden bir kimse bir peygamberi günahkar görmesi, küçük günahı da vardı demesi küfürdür. Peygamberlerin üzerinde küçük günah görmek de küfürdür. Zelleyi anlamıyorlar. Zelle şu, yani bir yerden bir yere gidecek ilahi emir bekliyor, o ilahi emre beklemeksizin hareket ediyor. Zelle bu. Bakın zelle bu. Peygamberler su içecekse dahi emirle içerler. Su içecekse dahi emirle içerler.
Yemek yiyeceklerse ilahi ilham ile yemek yerler. Vahye tabidirler. Vahye tabidirler. Hiçbir hareket ve davranışları Allah'ın vahyinin dışında değildir. Hiçbir hareketleri. O yüzden onların hareketlerinde nakıslık gibi gören kimse kendisi nakıstır, eksiktir. Onlar dini yaşayan, hatta Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Kur'an'ın yaşayan, Kur'an'ı yaşayan kimsedir. Canlı yaşayan kimsedir. Kur'an'ın yeryüzünde yürüyen misalidir.
Kur'an'ın manasıdır. Kur'an'ın açıklamasıdır. Kur'an'ın tefsiridir Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. O yüzden Kur'an'ı Muhammed-i Mustafa'sız anlamaya çalışanlar, akılsızın, cahilin, cahilin ta kendileridir. Kur'an'ı Muhammed-i Mustafa'sız sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri olmadan yaşarız diyenler, ahman, ahman, ahman, takara köküdür. Cehalet onlar da dip yapmıştır. Hadi gelin, sen atmadın, ben attım ayeti kerimesini, Muhammed-i Mustafa'sız anlayın. Sen atmadın, ben attım. Hadi anlayın Muhammed-i Mustafa'sız. Birisi geldi size bir tokat vurdu.
Ne vurdun? Ben vurmadım, o vurdu dedi. Ne cevap vereceksiniz ona? Sen öldürmedin, ben öldürdüm dedi. Diyorlar ya ahmaklar, bize sadece Kur'an yeter, biz başka bir şeye bakmayız. Geldim, ben seni öldürdüm. Cevabım da hazır. Ben öldürmedim, o öldürdü. Ne cevap vereceksiniz? Geldi, malınızı aldı. Nereden aldın? Ben almadım, o aldı. Ya nasıl? Basbayağı. Ne manem verecek? Böyle yaparaktan, söz tatlı çünkü. Arkası acı.
Bir de söz ne? Siz Kur'an'ı yetersiz mi görüyoruz? Biz Kur'an'ı yeterli görüyoruz. Siz yetersiz görüyorsunuz. Sebep? Siz çünkü Kur'an'ın emri olan Muhammed'e uy kısmını almıyorsunuz. Allah ve Resulüne itaat edin. Resulüne nasıl itaat edeceksin? Attık hadisleri, sünnetleri de attık. Hadi bana Resulullah'a itaat etmeyi söyle. Nasıl itaat edeceğim ben peygambere? Evet. İşte sen atmadın. Ben attım ayeti kerimesini. Hazreti Mevlana Celalettir Muhammed'e tefsir ediyor. Buradan cebriyenin geçişinin olmadığını, akayet meselesine giriyor.
Bakın akayete giriyor. Cebriyecilere cevap veriyor. O yüzden her zaman derim, mesnevinin içerisinde dört binin üzerinde ayeti kerime vardır. Altı binin üzerinde hadis-i şerif vardır. O yüzdendir, mesneviyi okucak olan kimsenin iyi bir Kur'an bilgisi, iyi bir hadis bilgisi lazımdır diye. İyi bir Kur'an ve hadis bilgisi olmayan bir kimsenin mesnevi okuması güç, zorlaşır. Hikaye kitabı gibi gelir ona. Okursa ona burada, biz ok atarsa, o ok atışı bizden değildir. Biz yayız, yaydan ok atan Allah'tır. Adam bunu çıkar, der ki bizden ne geliyorsa ondan geldi. Oysa Cenab-ı Hak, peygamberin fiiliyatını kendi üzerine aldı.
Umumu ümmetin değil. Umuma demedi, siz ne atarsanız atın ben attım, ne yaparsanız yapın ben yaptım. peygamberinin fiiliyatını tamamiyetle üzerine aldı. Allah'ın öyle kulları vardır, o kullarının da fiiliyatlarını kendi üzerine alır mı? Alır. Peygamberlerin varislerinin, peygamberlerin halifelerinin fiiliyatlarını üzerine alır mı? Alır. Ama bir peygamber gibi değildir o. Bir kısım veliler, demeyeyim bir kısım şeyhler, kendilerini o hal üzerinde görürler. Ve kendilerini her daim o hal üzerinde gördüklerinden dolayı, her yaptıklarının, ilahi ilhamla yapılmış gibi gösterirler. Bunda tehlike vardır.
Sebep ne? Sen her yaptığını ilahi ilhamla yaptığını beyan eder. Böyle andırırsan, yarın öbür gün bir hata, bir kusur, bir yanlış işlediğinde, onu da dervişan, onu hikmet görerekten, onu doğru kabul etmeye çalışır ki, bu sefer herkesin küfrüne ve şirkine sebep olursun. Velilerin üzerinde bu hal tecelli eder, ama bu hal tecelli ettiğinde velilerin üzerinde, Kur'an ve sünnete aykırı bir şey zuhur etmez.
Bu onların ruhani tarafıdır. Manevi tarafıdır. Velilerin de bir zahiri tarafı var mıdır? Evet. Onlar da senin benim gibi yerler, içerler, senin benim gibi uyurlar. Ama onların bir de ruhani, manevi tarafları var mıdır? Evet. O manevi tarafları yüksek, santigrata çıkınca, o zaman onların üzerinde de bu hal zuhur eder mi? Evet, eder. Bu cebir değildir. Cebbarlığın manasıdır. Cenab-ı Hak cebbardır. Bu cebir değildir. Cenab-ı Hak bir avuç toprak ile cebbarlığını tecelli ettirmiştir. Bir avuç toprakla, toprakla düşmanın içerisini hallaç pamuğu gibi atmıştır. O çünkü cebbar olan Allah'tır. Burada Cenab-ı Hak cebir noktasında, hani cebriyeciler gibi düşünmüyor.
Cebriyeciler ne düşünüyorlardı? Kulun kendisinin cüz-i iradesi yok. Cenab-ı Hak onun üzerine ne emretti, sonu yaşayacak. Burada kulun otomatikman cüz-i iradesini kaldırmıştı. İşte Hz. Pir burada cebriyecilere cevap veriyor. O bir avuç toprak attı. Fiiliyat, toprak atmak. Kime ait? Hz. Muhammed-i Mustafa'ya ait. Sallallahu aleyhi ve selleme. O bir avuç fiiliyatı, o Hz. Muhammed-i Mustafa'ya ilahi, vahiy yoluyla bir avuç toprağı aldı attı. Ama o bir avuç toprağı, Cenab-ı Hakk'ın cebbar ismi şerifiyle, tanka, topa, tüfeğe dönüştürdü. Onu Bedi Zaman Said-i Nursi Hazretleri, Risale-i Nur'unda der ki, o Ahmet-i Muhtar bir avuç toprak attı.
Bir avuç toprağın içerisinde işte binlerce gülle, binlerce mermi, binlerce top oldu. Düşmanın arasına girdi. İşte düşmanı hallaç pamuğu gibi attı diye tefsir eder Risalesinde. Burada Cenab-ı Hak cebbarlığını gösterir. Bir avuç toprakla isterse Cenab-ı Hak dünyayı yerle yeksan eder. Bir avuç toprakla isterse Cenab-ı Hak düşmanı yerle yeksan eder. Bir avuç toprakla Cenab-ı Hak istediği güçlü olan ne kadar büyük güçleri olursa olsun bir gücü un ufak eder. Bir avuç toprakla Nemnud'u nasıl küçücük bir sinekle helak ettiyse, Firavun'u nasıl suyun içerisinde helak ettiyse, nasıl ebabil kuşlarıyla Mekke'yi fethetmeye gelen zalimleri helak ettiyse, Hz. Muhammed Mustafa'nın elinden çıkan bir avuç toprakla da Bedir'de müşrikleri helak etmiştir.
Burada helak eden Allah'tır. Burada orayı yerin altını üstünü getiren Allah'tır. Orada o tufanı yaratan Allah'tır. Orada o tufanı yaratanı kul olarak görmek müşrikliktir, şirktir. O yüzden Cenab-ı Hak bir avuç toprağın üzerinden Hz. Pir'in deyimiyle cebbarlığını anlatmakta. Ağlayıp inlememiz, gücümüz olmadığına delildir. Hani burada da kendisini çok güçlü, kuvvetli, kudretli görüp kendi aklını, kendi dimağını ileride görüp aklını ilahlaştıran, gücünü, kuvvetini ilahlaştıranlara diyor. Ağlayıp inlememiz, gücümüz olmadığına delildir. Fakat utanmamız da, dileğimiz de, iş gördüğümüze delildir.
Yani bir işten sen utanıyorsan nasıl cebbarlı, nasıl sen cebir olarak kullanıldı, cebriyeye düştü diyeceksin. Nasıl kaderiyeye girdim diyeceksin. utandığınız bir işi yapıyorsanız o işten utanıyorsanız kaderiyeci de değilsiniz, cebriyeci de değilsiniz. Cüz-i iradeniz de yaptınız. Cüz-i iradeniz de yaptığınızdan dolayı utanıyorsunuz. Sakın demeyin. Bunu bana Allah gönderdi. Sakın demeyin. Bunu bana Allah yaptırdı. Allah'ı suçlamayın. Cüz-i irademiz de yaptık. Nasıl İyyâken abidü ve İyyâken astayin diyorsak ancak sana ibadet eder. Ancak senden yardım dileriz diyorsak utandığımız işleri de biz kendimiz yapıyorsak sevineceğimiz, mutlu olacağımız işleri de kendimiz yapıyorsak o zaman bizim bir cüz-i irademiz var ve biz bu cüz-i irademizden sorumlu tutulacağız.
Ve nasıl Cenab-ı Hak sizin önünüzde sizin yaptıklarınız var diyorsa o zaman biz cüz-i irademizden hesabı kitaba çekileceğiz. Hazreti Mevlana diyor ki nasıl ağlayıp inlememiz gücümüzün olmadığına delildir. Kendini çok güçlü görme. Bir grip oluyorsun upuzun yatıyorsun. Bir baş ağrısı geliyor upuzun yatıyorsun. Kendini güçlü görme. Belinde bir ağrı çıkıyor upuzun yatıyorsun. Tuvalete gidemiyorsun. Ayağında bir ağrı çıkıyor yürüyemiyorsun. Ayak senin ama gitmiyor ayak. Sen kendi ayağını kendi elinle kaldırıyorsun. Ayak seni taşıyacağını sen ayağa taşıyorsun. O zaman kendini namütenayi güçlü hissetme. O güç benden deme.
Kuvvet ve kudretin sahibinin Allah olduğunu gör. Ağlayıp inlemen güç yetiremediğini gösteriyor. Karnının ağrısını dindiremiyorsun. Midenin ağrısını dindiremiyorsun. Başının ağrısını dindiremiyorsun. Şifayı verecek olan o. Aynı zamanda da ne diyor? Fakat utanmamız da dileğimiz de iş gördüğümüz edelim. Bir iş yapıyorsan ve o işten dolayı utanıyorsan sonucundan Kendi dileğinle yaptığına işaret. Onu cebriyeye düşüp de bunu Allah bana yaptırdı deme. Kaderiyeye düşüp de kaderimiz böylemiş deme. Dileğimizle iş görmeseydik bu utanma ne oluyor? Bu açıklanma, bu acıklanma, bu utanma, bu dertlenme de ne? Madem dileğimizle iş yapmıyorduk bu utanma ne?
Bu dertlenme de, bu sıkıntı ne? Kendi kendimize dertlenmiyor muyuz yaptığımız hatalardan dolayı? Kendi kendimize sıkılmıyor muyuz yaptıklarımızdan dolayı? O zaman bunlar bize bir cebriye değil. O zaman kaderiyecilik de değil bu. Bizim kendi cüz irademiz. O geldi beğenmedin, o geldi beğenmedin, o geldi beğenmedin, o geldi beğenmedin. Benim kaderim böyle diyor. Adama sordum kaç tane kızla konuştun evlenmek için? 17-18 tane. Hepsini dedim sen mi reddettin? Ben reddettim dedi. Dedim oğlum 17-18 tane kızdan bir tanesi evlenilecek kız değil miydi dedim. Böyle baktı. Bu kibirlilik değil mi dedim. Bu kibirlilik değil mi?
Bakıyor benim. Şimdi de diyorsun ki Allah bunu böyle istedi. Allah evlenmeye emretmiş. Muktedir olanlar evlenecekler. Sünnet-i Resulullah, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri evlenmeye emretmiş. Fıtratı insanın. Evleniniz, dininizin yarısını tamamlayınız. Hadis-i Şerif evlenmemiş. Dininin yarısı tamam değil. Kim olursa olsun. Her ne sıkıntı yaşıyorsak dininin yarısı olmayanlardan çekiyoruz. Kimse bakmıyor. Olgunlaşamaz, erginleşemez evlenemeyenler. Psikolojisi bozulur.
Ama biz ne o kutbu, ne o kainat imamı yapıyoruz başımıza. Hadis-i Şerif evlenin, dininizin yarısını tamamlayın. Bekar. Dininin yarısı eksik adam. Evlenecek de inşallah. Kurtuluyor. Şeyh efendi öyle derdi Allah rahmet eylesin. Karısız adam, akılsız adam Mustafa efendi derdi. Gerçekten bakıyorum, akılsız oluyorlar. O yüzden dervişlere diyorum, önce eş, sonra iş diyorum. Neden? Eş olunca iş zaten olur. Adam ona bakmak için koşturur. Bize yanlış öğretiyorlar.
Şimdi önce işini kuracak, evini alacak, arabasını alacak, katını yatını alacak. Ulan yaş oldu otuz beş. Ondan sonra evlenme daha iyi. Otuz beş tane sonra ne yapacaksın evlenip de zaten? Bize yanlış öğrettiler evi. Sonradan yanlış öğrettiler bize. E şimdi kızların, annenleri, babaları da soruyor. Damadın evi var mı? Ulan evi olsa ne yapma evlensin adam. Bakıyor, damadın evi var mı, arabası var mı, maaşı var mı? E ne kaldı zaten? Onu mezardan da kaldırsa evlenir o çocuk. Yani hiç evlenmemiş bir kızın mezar taşına gitse, selamün aleyküm aleyküm selam. Sen evlenmeden ölmüştün, sana talibim dese, kalkar mezardan gelir. Ev var, araba var.
Maaş da var. Bursa'nın macerlığının meşhur denklemi. İşte sadece evi var mı? Arabası var mı? Maaşı var mı? Öyle değil mi? Değil mi? Allah bizi affetsin. Evet. Ondan sonra da Allah suçtu. Evlen. Hemen evlen diyorum ben şimdi. Bakıyor benim yüzüme. Tuhaf geliyor ona. Erkekler de, bayanlar da. Böyle bakıyorlar. Öyle bakıyor. Derin, derin, derin. Zaten bekarlığın büyük bir çoğunluğunda böyle bir manasızlık var. Bakarken boş bakıyor aslında. Yani öyle boş baktığının da fark ettirmeyecek.
Böyle derin, derin, melül melül bakıyor. Boş. Biliyor mu boş olduğunu. Ondan sonra da bunu Allah'a yüklüyor. Bakın. Sonra da bunu Allah'a yüklüyor. Demiyor. Ben beğenmedim. Ben kariyer aradım. İşte şunu aradım, bunu aradım. Millet göz rengi bile arıyor. Kafayı kırmış millet. Hocalar neden talebeyi terbiye için sıkıştırıyor? Fikir neden kuruntulardan kuruntulara dönüp duruyor? E hocalar disipline ediyorlar ya bir şey öğretmek için. Bir şey öğret... Özür dilerim, hakkınızı helal edin. Bir ilim öğreneceksiniz ve o ilmin öğreticisine gittiğinizde o sizi disipline edecek. Gevşek bırakmayacak.
Bu ne, hangi ilim olursa olsun. E siz o ilmi öğrenmeye gittiğinizde sizi gevşek bırakmayacağına göre disipline edecek. Eğer kaderiyeci ve cebriyeci olmuş olsalardı, disipline etmeyeceklerdi sizi. Sen tutar da onun cebirle iş gördüğünden haberi yoktur. Sen tutar da onun cebirle iş gördüğünden haberi yoktur. Allah, Tanrı'nın ay yüzünü bulut altında gizliyor dersen, yani normalde eğer Cenab-ı Hak cebirle iş görüyor ama kendini saklıyor.
Bunu kendini örtüyor. Aslında cebirle iş görüyor dersen, buna da bir güzel cevap var. Dinler, tutarsan küfürden vazgeçersin, dine uyarsın. Buna da cevap şu, eğer iman eder, salih amel işlersen, küfürden vazgeçmiş olursun. Hani Cenab-ı Hak ayette kerimede, kim iman eder, salih ameller işlerse, diye devam eder. Veya vel asri de bütün insanlar hüsrandadır. Ama iman eden, salih amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna der ya, bakın vel asri innel insane lefi husri. Bütün insanlar hüsrandadır, ayırmadı hiç. Bütün insanlar hüsranda, hemen ardından ilacını söylüyor, hüsrandan kurtulmanın ilacını. İman eder, salih amel işler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna, beş tane.
İman edecek, salih amel işleyecek. İman etmesi yetmedi. Salih amel işleyecek. İkincisi, hakkı tebliğ edecek. Hakkı tebliğ edecek. Bir kimsenin hakkı tebliğ edebilmesi için, onun gönül dünyasında hakkın ilhamı dolaşması lazım. Onun gönül dünyası, hakkı nuruyla nurlanması lazım.
Hakkın nuruyla nurlanmayanlar, asla hakkı tavsiye edemezler. Onlar insanları hakka da çağıramazlar. Bakın, gönlünde hakkın nurunun ışıltısı olmayan bir kimse, insanları hakka davet edemez. Muhakkak o kendi heva ve hevesine davet eder insanları.
Muhakkak o, insanları kendisine vesvese veren şeytanın yoluna davet eder. Çünkü onların gönüllerinde hakkın nuru tecelli etmemiştir. Kalbinde hakkın nuru tecelli etmeyen kimseler çocuk mesabesindedir. Dördüncüsü ne? Sabrı tavsiye etmek. Sabır imanın yarısıdır çünkü. Sabretmek imanın yarısıdır. Hadis-i şerifte öyle buyuruldu. Ve Allah sabredenlerle beraberdir. Ayet-i kerimede der ki Cenab-ı Hak, Allah sabredenlerle beraberdir. O zaman sen sabrettin müddetçe Allah seninle beraberdir.
Namazda sabredersin, oruçta sabredersin, zikirde sabredersin. İmanda sabırla durursun. İyi amelde, salih amellerde sabırla durursun. Çünkü salih amellerin hepsi de sabır ister. Haramlardan uzak durmak sabır ister. Helal dairede yaşamak sabır ister. Sabırsız bir mümin düşünülemez. Haramdan uzak durmak, o kimsenin sabır abidesi kesilmesi demektir. Çünkü her taraftan oluk oluk oluk haram akmakta. Her yerden. Bu ahir zaman öyle bir zaman ki. Haramlar serbest, helallar yasak. Haramlar kolay, helallar zor bu zamanda.
Hele bir iki kişi de helal işlemeye kalkıyor. Bir de hoca görünümlü kimselere takılmıyorlar mı? Daha da zorlanıyor işleri. Ya bırak adam bir namaz kılacak ya. Elini öyle mi koydun, böyle mi koydun? Ya bırak adam bir oruç tutacak ya. Yok vaktinden fazla tuttun, yok vaktinden önce tuttun. Ya bırak adam bir hacca gidecek. Yok hacca gitmesen de olur iki tane yetimi giydirsen. Ya bırak adam zekat verecek. Yok ayakkabıdan da verilir, yok şundan da verilir. Yok işte haydi topla, götür Amerika'ya. Ya adam bir kurban kesecek, kurban geliyor şimdi. Şimdi çıkar birileri ayakkabıdan da kurban olur. Balıktan da kurban olur, horozdan da kurban olur.
Haydi yatırım paraları bilmem nerelere, oradan da kurban olur. Siz vahşisiniz, vahşet üretiyorsunuz. Eee? Ya işte hayvan katliamı yapıyorsunuz. Lan yıl 365 gün hayvan yiyor bu millet. Millet yememiş olsa, etin kilosu 50 liraya çıkar mı? Yıl 364 gün et yiyor millet. Harıl harıl hayvanlar kesiliyor. Toklu bulmak mümkün değil. Kurbanlık alacaksın, kurbanlık bulman mümkün değil. Geçen bizim Said diyor. Hayvan almış dedim, aldın mı aldım dedi. Allah kabul etsin. İyi Allah kabul etsin. Dedim nasıl, hayvan bol mu pazarda? Valla efendim dedi, 80 tane satılık dedi, büyükbaş vardı dedi. Hayvan aldığım yerde dedi.
İçinden 3 tanesi kapak açmış dedi. 80 tane hayvanın içerisinden 3 tanesi kapak atmış, büyükbaş. Dedim hacı, onların hepsini de alacaklar şimdi. Alacak millet dedi. Ben dedi, başladım dedi. Eee, beğendim hayvanın. Ağzını açıyorum, bakıyorum, atmamış. Ağzını bakıyorum, atmamış. Adam dedi ki bana dedi, Hacı abi çok bulandırma sen buraya. Gel burada 3 tane hayvan var, sen o 3'cüne bak demiş. Sen buraya bulandırma demiş fazla. Yetmiş oldu 3 tane dedi. 3 tane dedi. Ondan sonra birini aldım dedi. Baktın mı dedim, baktım dedi. Lan değiştirmesin bir daha dedim. Yok dedi, o kadar yapmaz herhalde dedi. İyi Allah kabul etsin dedim. Bir kurban kesecek ya bir kimse.
Bakın, helalı işlemek, ibadet işlemek ne kadar zor. Bir kurban kesecek ya. O millet orangutan gibi yemezse, kurbanlık olmaz mı fazla? Olur. Bütün yıl yiyor millet. Kurban gelince, siz vahşet yapıyorsunuz diyor. Bayram namazı kılacak, bayram namazında diyor ki, gürültü yapıyorsunuz sabahleyin erkenden. Şimdi sabır üzerinde durmak, iyi ameller, iyi ibadetler yapmak zor. Bir de ne yapacak? Bunları tavsiye edecek etrafa. O zaman kurtuluşa eriyor. O da diyor ki, buna bir güzel cevap var. Dinler. Tutarsan küfürden vazgeçersin, dine uyarsın.
Eğer dinlersen, eğer tabi olursan, bak küfürden vazgeçtin. Dinlemezsen, isyan edersen, kendi heva ve hevesine uyarsan, kendi aklını ilahlaştırırsan, Kur'an ve sünnete tabi olmazsan, bay bay edersin. Yol sana ait. Cenab-ı Hak başka bir ayet-i kerimede diyor ki, biz size doğru yolu apaçık beyan ettik. Dileyen diyor, bakın dikkat edin buraya. Dileyen bu apaçık yoldan yürüsün. Doğru yolun haricinde bir de eğri yol yarattık demiyor. Size eğri yol gösterdik de demiyor. Allah'ın gösterdiği neymiş? Dost doğru yol. Sırat-ı mustakim.
Sen buna uymazsan, senin yolun doğru yol değil. Bu yol ne? Kur'an ve sünnet. Bu dost doğru yol, Kur'an ve sünnet. Allah bizi ona uyanlardan eylesin. Hastalık çağında insan özlem çeker, inler durur. Hastalık çağı, tümden uyanıklıktır. Hastalık iki yönlüdür. Bir hastalık vardır, zahiridir. Bir tarafında ağrı var. Ağrı orada dinmediği müddetçe uykusuzsun. Ağlar inlersin. Seni ağlatır, inletir. Bu hastalığın zahiridir. Bir hastalık vardır, manevidir, kalbidir. O hastalığa da tutuldu mu o kimse, o da ağlar, inler durur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyasında görüyordu. Artık göremiyor. Ağlar, inler o kendi. Önceden üstadını görüyordu rüyasında. Şimdi göremiyor. Ağlayıp inlemeye başlar o. Önceden zikir halakası kuruluyordu. La ilahe illallah. Dediği anda perde değişiyordu. Orada değil. Başka bir perdede halak-ı zikrullah'a oturmuş. Edebinden gözünü kaşını kaldıramıyor.
Kalbine geliyor ki halak-ı zikrullah'ı yöneten Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Ama bir daha kahvıda derse geldi. Birinci tevhid okundu. Tık yok. İkinci okundu. Tık yok. Üçüncü okundu. Tık yok. Kalbine düştü ateş. Eyvah! Eyvah! Ben o nurlu halakada değilim bu gece. Eyvah! Ben bugün yerimi kaybetmişim. Eyvah! Ben bugün nazardan düşmüşüm. Eyvah! Ben ne yaptım ki bu hale geldim? Tevhid başlayınca artık.
Ver Allah yan Allah. Dön Allah yan Allah. Ya Rabbi ben nerede yaptım? Ne zamana kadar? O aynı hali yaşayıncaya kadar. Veya ona benzer bir hali yaşayıncaya kadar. Bunlar da nedir? Manevi hastalıktır. Bir kimse kalbinde manevi hastalık oldu mu o da ağlayıp inlemeye başlar. Eğer hastalıktan haberdar ise hasta oldun mu suçtan tövbe etmeye, bağışlanma dilemeye koyulursun. Hani hastalıktan şikayet edenlere Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri tövbeyi önerirdi. Bu önerisinin öğretisi Muhammed Mustafa'ya aitti.
Hasta olanlara Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bol bol tövbe etmelerini söylerdi. Rızık darlığı yaşayanlar, iş darlığı yaşayanlar böyle işinde, aşında, eşinde problem yaşayanlara Hazreti Muhammed Mustafa tövbe etmeyi önerirdi onlara. İşte bir kimse maddi manevi hastalığa düçar olunca bol bol tövbe etmek Cenab-ı Hak'tan bağışlanma dilemeye başlar. Suçun çirkinliği görünür sana. Yine gene yola geleyim der. Doğru yola gelmeyi kurarsın. O yapmış olduğun suçların çirkinliği senin gözünün önüne gelinir. Ben filancanın kalbini kırdım.
Ben fişmancayı böyle yaptım. Ben fişmancayı böyle ettim. Ben fişmancayı şöyle yaptım. Burada yanlış yaptım. Burada hata yaptım. Burada çamurlara daldım. Burada toza toprağa büründüm. Ya Rabbi! Beni affet der. Allah da ayeti kerimede kim Allah'a tövbe ederse Allah onun günahlarını bağışlar der. Cenab-ı Hak da onu bağışlar. Cenab-ı Hak cümlemizi bağışlananlardan eylesin. İnşallah. El-Fatiha.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi