Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:15:00
Bir daha sonra bulamazsınız. Yani, bir keresinde, burada toplanmışız, üstünün bu tarafta oturuyoruz, altı, yedi kişi. Siz, siz kişiye girdiniz, altı, yedi kişinin üstünü ben de varmıştı, böyle, curcuna darbeci, curcuna çektildi. Siz, böyle hiddetlendiniz, hani, ne oluyor gibisinden, üstünün de, hürri yapılmaz gibisinden. Ya dışarı çıktık, yani, ya dışarı çıkardık, ya da dışarı çıktık hep beraber yedi kişiye. Ondan sonrasında, ben dedim, ben içeri gireceğim, hani kendi adıma. Ben içeri girdim. Mesle'den, alt ilercesine. İşte, böyleyken böyle gibisinden, özür dilerim. Ondan sonra, çarmak curcuna çektik sizlere. Ağlaştık. Derviş, edebiyle dervişliğini dilerler.
Edeb, birinci derecede derviş kardeşleriyle başlar. Ve derviş kardeşleriyle iyi geçilir. Buranın adabına, erkanına uygun davranmak, şakalaşırken dahi, edebiyle, adabıyla şakalatmak, muhabbet ederken, edebiyle, adabıyla muhabbet etmek, birbirlerine, edeple davranmaktan geçer. Birbirlerinizi eğer edeple davranmazsanız, buraya girdiğinizde, veya buradan çıktığınızda, günlük hayatınıza, edeple riayet etmezseniz, bu sizin manevi olarak ilerlemenizi engeller. dervişlikler, dervişlik veya sufilik, sadece, belirli mekanlarda değil, sabahtan kalkıp, gece tekrar başınızı yastığa koyuncaya kadar, günlük hayatınıza, adab ve edebe ziyaret etmekler.
Halaklar. Hayanızı, terbiyenizi, edebinizi devamlı üzerinde bulundurur. Tasavvuf demek, ince edep demek. İnce edep. İnşallah, cümlemiz onlardan olur. Çünkü, hadisi kudside, farzları yerine getirmeyi, nafilelerle Allah'a yaklaşmayı emrediyorlar. Edeb, güzel ahlak, bir kısmı farz, bir kısmı da nafile ibadet etmiyorlar.
Allah cümlemize hidayet etmiyorlar. Efendim, kişinin rüyada oruçluyken, bilmeden orucunu bozması neyi işareti? Rüyayı anlatacağım. Rüyada oruçluydum. Rüyanda oruçluydun? Evet. Bilmeden orucunu bozdun. Rüyanda orucunu bozdun? Evet. Allah selametlik versin. Farzlarına riayet et. Var da orucun mu? Onu bilmiyorum, farz olup olmadığını. Allah muhafaza eylesin. Biraz tövbe etmişim. Efendim, ben bu akşam rüya gördüm. Rüyanda kabinenin, ağaçların söküldüğünü gördüm. Ben babamı da gördüm. Geçen yıl babam ifade ettim. Bunları cami yapımında kullanacağız diyorlar. Ondan sonra, göz yüzünden yüz gördüm. Yani, ona doğru koşuyorum.
D, G, M, M, M, M. diye koşuyorum ona doğru. Sonra o yüz değişiyor, diyorum ki, sen değilsin. Ondan sonra uyandım zaten. Sen değilsin, demezsen iyisin. O yüz değişiyor yani. Aynı ilk baştan gördüğümüz değil. Denmeyelim yüz, sonra değişik bir şekilde görüyorum. Allah cennet halkına tecelli eder. Cennet halkına tecelli edince, bir kısım cennet hakkı, bu bizim Rabbimiz değil der. Bir müddet sonra, Allah yeniden tecelli eder. bu sefere, o bizim Rabbimiz değil, diğerlerden hepsi de secde yapıyoruz.
Bunun Allah'ı bilmekle alakalı, muharifetle alakalı. Anlaşıldı mı? Allah muharifet ekleyin. Güzel. Teala illallah. Devam. Bu yanda, biri bana diyor, eşin, Allah diyor, söyle o zikir halakaların lafına diyor. Bu Allah'ı zikir edenler diyor. Diyen kim? Eşin. Eşin diyor. Evet. Allah diyor, onların hepsini affet. maşallah. Hadis-i Kudsi. Taktanın ses, yukarıya az geliyormuş. Ayak bu. Hadis-i Kudsi. Kim zikrullah alakasına, devam ederseniz, zikrullah alakasına, Allah affedet.
Allah'ın zikrullah'ta duran kimseye Allah affedet. Devam. Allah'ın zikrullah'tan ayrılmak. Her ne pahasın olursa olsun. Bu da nefsinizin hoşuna gitmeyen, canınızı sıkan, moralinizi bozan bir şey olur.
Olur. Tarihi boyunca olmuştur. Ben zikr, kendimden anlatıyorum. Ben o zaman bayımdırım, takipim. Halakayı zikrullah'ta, zikrullah yapıyoruz, yanımda kırmıyor bana, görsekler. Dönüyorum bakıyorum, işaret ediyor, biraz sessiz ol diye. Şeyh Efendi zikrullah'ın ortasında, tam benim önüme geldiğinde, ben şimdi susuyorum, uğruldu ya böyle dirsekler.
Ben susuyorum, Şeyh Efendi de tonuma vuruyor. Söyler. Şeyh Efendi yanımdayken başlıyor, cehri zikrullah yapmaya, Şeyh Efendi önümden gidiyor, iki üç adım yanımda, bir, iki üç adım yanımda, bir, bir, bir sektabım var. Çok bilenler, çok çıkar. Böyle birisi bir şey der, bir şey yapar. Yapar. Sen orada oturuyorsun, herkes orada oturuyordur. Kalk kuralarlar sana. Sen kalkar, başka yere otursun, oradan da kalk der. İmtihan. Kendi kendine de disin ki, Allah beni bugün bir mekanda sabit kılmıyor. O adamdan da bilmeyeceğim. Her şey gelir mi insanın başına? Gelirsin. Allah muhafaza yılsın. O yüzden zikrullah halakasından ayrılmıyor.
Corun, Hacı Mustafa Efendi Hazretleri diyormuş ki, evladım siz, zikrullah halakasının kıymetini bilseniz, sizi kapıdan kovsan, bacadan girerdiniz. Kapıdan kovsan, bacadan girerdiniz. O yüzden halakayı, zikrullahın kıymetini bilseler, beni bile kovarlar oradan. Yani normalde, günlük hayatında bir kimsenin affolmuş olarak kalkacağı ne ibadeti var ki? Namazınıza hile vurdu hurda karışır, günlük derslerinize hile vurda karışır, günlük hayatınıza hile vurda karışır, eviniz için yeter. Ama günlük hayatın içerisinde bir müjde verebilir misiniz? Afolmuş olarak kalkılacak. Allah'ın zikrullah. Devam inşallah.
Sen hafta üzerimize hafif, rahatsızlık geçirdiniz. Zikrullah'a gelmeye niyet ettim ettim. Cenab-ı Hak, bütün şey olmadı, nasip etmedi. Ben de hafta, haydarimi yiyip, kıbleye karşı durup, biraz tehdit, biraz daha sayıcılar, gönül eğlendirilecek kadar, hani gönlümüz burada gibisinden. Sonrasında yattım, efendim gece, Resulullah Efendimiz rüyamıza, rüyada geldi. Dedik ya hadi gel biz de seninle zikrullah yapılan alana gidelim. Oooo! Biz de seninle orayı görelim. Peki dedik, dünya üzerinden, yukarıda büyük bir alan, mahşer gibi bir kalabalık bir alan. Ama yerler komple ceset. Bak dedi neler bırakılmış. Kişi yani, zikrullah yapan kişilerin günahlarıymış. başları bağlı, cazı filmleri olur ya, cazı karısı gibi böyle, abu sumut cesetler yapıyor.
Bak diyor, Allah yapanlardan bir tanesi de diyor, diyor, günahları diyor burada, sere serpe. Başlarında da, görevli melekler, kafalarını kaldırıyorlar, bakıyorlar, atıyorlar, götürüyorlar. Sonrasında orayı, temizlemeye gelmişler. Nasıl? Önümüzde niyet ettikleriniz var. Niyetiniz talih olursa, Cenab-ı Hak niyet ettiklerinizi verir. Hani bir kimse, cami yaptırmayı niyet etse, ama gücü yetmese, Allah cami yaptırmış gibi ona sevap verir mi? Her cevap verir. Bir kimse de zikrullah alakasına gelmeyi niyet etse, ama gücü yetmezse, Cenab-ı Hak ona zikrullah alakasına gelmiş gibi sevap verir. Ama gücü yetmezse, yoksa tabellik edip, benim gönlüm orada evde yat, öyle bir şey yok.
Gerçekten gücü yetmeyecek. Gücü yetmezse, Allah'ım bu müjdesini verir, sevapını verir. Elhamdülillah. Zikrullah alakasında, insanların cesetleri dünyada kalır. Maneviyatları, ruhaniyetleri burada kalmaz. Onlar hepsinin o manevi gücüne, kuvvetine göre, o manevi haline göre, sermaye doğru yükselirler. Zannedersiniz ki, siz burada zikrullah yapıyoruz biz. Burada yurtan edersiniz. Ve gerçekten de vücut olarak, fizik olarak buradasınızdır. Ama o ruh olarak, maneviyat olarak burada olmaz insan. Allah güzel onlardan ailesin. Allah'ı zikrediyoruz, yani rüyamda. Allah'ı zikrederken, tabi zikir, burası bitiyor. Siz herkese bakıyorsunuz, Allah'ı zikredecek var mı diyorsunuz.
Ön tarafta biri, ön tarafta birkaç kişi, çıkıyor ve bana bakıyorsunuz. Bana diyorsunuz, siz ne diyorsunuz? Yani bir yerde diyorsunuz, ne diyorsunuz? İnşallah. Güzel. Zikrullarını sevdiğinizde işaret, maşallah. Böyle rüyamda beyaz, çok beyaz bir mermer, yani yarı taraf mermer. Ondan sonra, karşından, böyle, acı kalpleti giymiş, bir iki üç kişi geliyordu. O arada, zikrullar vakasını gördüm. Yani, o meydanda, ermeli olan meydanda. Daha sonra, çok, muhteşem bir ezan sesi. Biri söylüyor ama, kimin söylediğini göremiyordum. Yani, çok güzel bir ezan, oradan inmiyor ezan sesiyle. Aynı anda da, zikrullar vakası var. Daha sonra, yukarı doğru bir yere çıkıyorum. Orada, sizi görelim.
Siz de, beyaz bir mermer teklisiniz. Daha sonra, benim koluma giriyorsunuz. Gidiyoruz beraber. O anda, Peygamber Efendimiz'i görüyorum. Ama, suratını hiç görmedim. Ama, bir, surat, şey yapmak, bir ifade vermek istemiyorum. Bu ifadesi. Bu kadar. Hz. Aleyhi, Hz. Aleyhi, eminize, teşkil etmişler. Ben, bu koridordan içeri girince, ben biraz geri çekip, bir selam verdim. Daha sonra, muthafalaştık. O, yan adaya geçti. Biraz sohbet verdi orada. Bundan sonra, daha sonra, sofraya oturdum. Daha sonra, onunla muthafalaştınız, hoş geldiniz dediniz. Ondan sonra, tekrar muthafalaştık, o tuttuk. Siz de gittiniz. Ondan sonra tekrar, siz, teskik göndermişsiniz.
Hem bana, hem Necibel. Bunlar, seyyid olmasaydı, böyle olmazdı. Demişsiniz. Ondan sonra, kim Kur'an ve sünneti, sımsık yapışırsa, o seyyiddir. İnşallah. Allah'ın mübarek etsin. Allah'ın mübarek etsin. Okulda beraber, kampe etmiştik, yatağında yeterken, kendini, moda bulmuştuk. Kampe değil geldi. Ne yapıyorsun? Bu yanda, Peygamber Efendimiz'deydi, namaz kularken gördüm, 25 yaşlarında.
Yani, namazını diktirdikten sonra, Kur'an-ı Kerim okumaya başladı. O Kur'an-ı Kerim okurken, böyle, içimde bir anda, kaynama başladı. Peygamber Efendimiz'i görenler, hepsine salatu selam etsinler. Hiç olmasın, te bölüken, yüz tane okusunlar. O da, peygamberimizin, kabrinin, kabrinin başındayız. İşte, mescid-i medediyi gördüm ama, normalde benzemiyordum, mescid-i medediyi. Biraz böyle, dükkörtte. İşte, mezarının başında, doğdum, gözümü kapattım, görmek için uğraşıyordum, sana göremedim. Ondan sonra, yerlere bakarak, ağlamaya başladım, dediler Allah, buralara basmıştı. Allah Allah, Osman yok. Efendim, tepkeden içeriye yürüyorum, tavuğunu ilişkiden sonra, bir odada, ilişkiden sonra, ilişkiden sonra, 3'ün zaman, yaşlı bir erkek, elinde bir sarık, hem Allah'a semata vuruyor, hani, besmata vuruyor, hem de sema alıyor.
O sarık, tavanla halatla yürüyor. Hayran hayran alarken, birden beri o sarıkla, kendimi Allah Allah'a esmatiyle beraber sema ederdim. bir müddet sonra, durdum, tavana çıktım, tavuğunda kimse yok, bir odaya girdi, odanın duvar kısmına, sıraya girdi bir şekilde, merak olunca, kaldığımda, içeride yok, temati pekmanlara kim dedi, Abdullah babasıyla, tekrar, sıyıkla beraber tekrar, hem Allah'a çekip, benimle, tematiyle devam ettik, tekrar sıyıkla, araca çekildi, tavanla, ondan sonra birden beri durdum, tekrar esman çektim,
tematiyle, fakat, sıyık, tematiyle, tavanla, tekrar Allah'a çekildi, tematiyle başlayınca, tekrar sıyıklamayız, tekrar hava sıyıkla başlayınca, ondan sonra, tavana çıkınca, sıyık, Allah Allah, sayısı. Hacı Abdullah babasıyla, Hacı Abdullah babasıyla, kredip ısınan kredip kredip da sahip yanına görünüyor. İçinize beraber gidiyorsunuz, ııı, ben kalkıyorum, yer chegıyorum, ııı, yanımda bir, eknede, ııı, komşu var, acağımca, yerdeyim, o da yanımda oturuyor, çok kalkmıyor, ben böyle, yani, koşmayı sormakmamasıdır diyeyim,
şuraya oturmanızı galiba, istiyorum orada. Önümüzde nar var, görse bölünmüş ve kapaklarını hatırlıyor. Ayrıyeten bir daha böyle bir nar şey yapıyorum, tanelerinde diğerleri getiriyorum. Yani tabahta size getirmeye şey yapıyorum, bir türlü nasip olmuyor. Biraz da ben rüyadan unutuyorum, hakkında diye böyle. Bir kere yine buradayız, biz dikir ediyoruz. Sizin sırtınız yeri bulurduk yani, oturduğunuz yerden bulurduğunuz.
Burada değil de orada. Siz de yanınızda abilerimden iki tane var, atlarına yani, o zaman bir sırtları dönük. Bende bu ortalarda bir yer değil, bir anda polis baskınlar oluyor. Polis baskınlar oluyor ama siz yusurlulara devam ediyorsunuz abilerle beraber, kişilerle beraber. Ama cemaatimiz, tur vakit, biraz ustunluktan sonra ben tekrar, yani nekriğullah ediyorum, tekrar cemaat kurulayacağına başlıyor. Böyle polis bizi götürüyor mu? Kişiler oldu daha, aklıma gelmedi yani. Çalıştığım yerde hacı abiler, sevgili abiler, bize namaz vakitlerinde imamlık yapıyor bazen. Bu yandan da cami kütlesinin tepesinde ikimiz de ağlıyoruz, ellensiz şekilde. Karşıya bakıyoruz, birini bekliyoruz, gelmiyor diye ağlıyoruz.
Gerceği mi beklediniz? İnşallah. Eski etmiyor mu şimdi? Bir anda, cehennemin sopasından bakıyorum, cehennemi görüyorum ama cennete baktığımda, cennete baktığımda halamın oğlu, böyle ben bu tarafa baktım, şu anda kafasını o tarafa çeviriyor, göremiyor.
Cehennemin kafasından bakıyorsun? Cehennemi görüyorum içeriden, kapıdan baktığımda, cennete baktığımda halamın oğlu var. Ben baktığımda o da kafasını çeviriyor, görmene izin vermiyor. Senin onu görmene izin vermiyor. Evet. Bir an varken, kalplerini kırmayacaklar. Kalp kırmak kötü, ahlardır.
Allah muhafaza edersin. Sikiyatri ilaç kullanmak, yani şifa arayın. Cenab-ı Hak hiçbir ilaç yaratmadık ki ondan önce dermanını yaratmamışlar. O yüzden bir kimsenin erkeği, fiyatri hastalığına bir grip kılıyor, bir nezle gibi, soğuk ağırlığına kılıyor. Nasıl insanın bir rahatsız, rahatsız, midesi ağrıyorsa, başı da ağrıyorsa, psikolojisi de oturuyor. Ocak yaşayacak bunu. O yüzden bunların ilaçlarını kılmak için de bir değişiyor. Ey Muhammed senden önce de hiçbir insanı örüntüt kılmadık. Hiçbir insan ebedilik, kalıcılık yapmadık. Sen ölür müsün de onlar batılık alır.
Bu ayet-i kerime, Hızır Aleyhisselam'ın yaşamadığının tecelleri var ya şimdi. Hızır Aleyhisselam'ın normalde, ebediyen yaşayacağına dair bir şey yok ki. Allah'ın yarattığı bir sürü hayat standartı var. Dünyada yaşayan insanların bir hayat standartı var. Emeklerin ayrı bir hayat standartı var. Cennetin ayrı bir hayat standartı var. Cehennemin ayrı bir hayat standartı var. Şehitlerin ayrı bir hayat standartı var. Bunların hepsi dair standartı var. Hızır Aleyhisselam'ın ayrı bir hayat standartı var. Cinnilerin ayrı bir hayat standartı var. Bunların hepsi de sonuçta ölümü tatacak. Hızır Aleyhisselam da ölümü tatacak.
O yüzden Hızır Aleyhisselam'ın yaşamadığına dair deli değil. Sofrada iki şeye dikkat ettim. Biri yemek tabağına sıyırmak, bitirmek sünnet. Tamamen doyduğun zaman da yemek haram. Şimdi bu sünnetimi yapacağım, haramım işeceğim. Birinci derecede sünnet az yemektir. Ama bir tabakta eğer ki bir kimsenin şahsi tabağıysa az koyulacak. Kaşık kalmış, sıyrıntı kalmış, pirinç taneleri kalmış. Yemek azmış, artmış. Onu sünnetlemek sünnet. Ama öbür türlü ben sünnetleyeceğim deyip de kocaman bir tepsinin başına geçmekte bu sünnet değil. Böyle bir şey yok. Bir de sünnet olan insanların ayrı tabaklarda yemek yemesi değil. Evlerinizde sünneti iç değil. Yani bir tabaktan herkes yemek yesin.
Bir tabaktan herkes yemek yesin. Bir tabaktan herkes yemek yesin. Herkes de önünden yesin. Sünnet bunlar. Sağ elinle başlasın, önünden yesin. Ve besmele ile başlasın. Ve ondan kalan gereket olur. O illa ki sünnetlenecek, işte hepsi de yenecek diye bir kaydı yok. Az yemeği önde tutun. Az yemeği. Yoksa çok yemeği sünnet olarak algılamayın. Sünnetleyeceğiz derken olan biteni yemeyin. Allah muhafaza eylesin. Geçenki derslerinizde bazı derviş kardeşlerimizin ayaklarının kaydığını söylüyorsunuz. Ayarı kayan derviş ne yapar? Ayarı kaymaz. Siz ne yaparlar? Ne bu ya? Rus'u pis mi burası ya ayağı kayıyorlar? Ama sünnete bağlı olduğu müddetçe, cemaatten ayrılmadığı müddetçe ayağı kaymaz.
Muhakkak hata işleyecek, günah işleyecek, kusur işleyecek, yalnız yeter yapacak. Ama cemaatı terk etmeyecek. Dersini terk etmeyecek. İnşaallahu rahman, evini büyüyeceğiz, kalkacağız büyüyeceğiz. Ama öyle birbirlerinize bununla ayağı kaydı. Yok bunun gözü kaydı. Yok bunun altına sapık kağıdı girdi. Burada buz patayı yapıyoruz biz. O manada değil, Allah'a mahvede. Bunda faiz parası var, bunu nasıl ve nerelere kullanabiliyoruz? Alakalı tabi geçenlerde bir soru da sormuşlar. Ben böyle bir soruya herhalde haram parayla alakalı gidin işte fakir fukaran birisine verin ondan ayır beklemeyin demişim. Ki doğru olandı bu.
Bir arkadaşla internette soru sormuş. Böyle bir şey olur mu? Necis bir başkasına yedirilir mi diye. Tabi ona ayriyetten bir daha küçükse olsa bir cevabı birazcık daha uzun cevap verecektim aslında. Zamanım olmadığından sadece eser isimleri verdim. Dedim iki tane eser ismi verdim bunlara bakabilirsin dedim. Yani sonuçta tabi bir kimse üzerinde bulunan haram paradan kurtulacak. Bu leşse gömer, kansa gömer, içki ise döker. Ama paraysa İstanbul Aması bu noktada ittifak etmiş. İçteki dert örneğin bir kısmı demiş ki gitsin tuvalet yaptırsın. Bu demiş ki işte gitsin fukara bir kimseye versin. İşte ondan hayır hasenat beklemesin diyor.
E şimdi insanlar eskisi gibi tuvalet yaptırmanın ortasında değiller. Yaptıracak yer mi yok zaten? Ne yapacak? Gidecek işte kimsesiz, yetin, fakir fukara bir kimseye verecek. Ondan hayır beklemeyecek. Allah muhafaz eylesin inşallah. Ve tövbe, haramla iştikal ettiğinden dolayı. Bizi sallallahu aleyhi ve sellem adetlerin hayasından ve nezafetinden, tevazundan anlatır mısınız?
İnşallah. Derslere devam ederseniz da inşallah onları öğreneceğiz. Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adetlerin utanmayı hep önde tutardı, utanmayı. İnsanlar utanmayı attılar üzerinden. Hayya imandanmış, hadis şerif. İnsanlar hayayı üzerlerinden attılar. Edebi üzerlerinden attılar. Terbiyeyi üzerlerinden attılar. Üzerlerinden attılar. Birisine tevazu gösterdiğinde o kimse seni alçak, tasit. Çok affedersiniz. Kaysiyetsiz, şerefsiz bir insan görüyor. Tevazuyu anlamıyorlar çünkü. Veya siz hayalı, edepli davranmaya çalışıyorsunuz.
İnsanlar sizi bir şeyden korkuyorlar. Veyahut da ne demişler, fısırık bir insan olarak görüyorlar. Ağızlarına ne geliyorsa size söylüyorlar. Siz hayâ, edeb, terbiye dedikçe onlar hayâsızlıklarını, terbiyesizliklerini ishal ediyorlar. Ve bununla da övünüyorlar. Veyahut da gösteriyorsunuz, onlar size karşı kibirlerini arttırıyorlar. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini bilmiyorlar. Onun ahlakını bilmiyorlar. Onun sünnetlerini ve ahlaklarını bilmediklerinden fitursuz davranıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Hiç kimseye bu numarada tepeden bakmayın, kibirli olmayın. Hiç kimseyi, hiç kimseyi incitmemeye çalışın. Onlar sizi incitse dahi, onlar size hayâsız, edebsiz, terbiyesiz davransalar dahi siz öyle davranmayın.
Onlar bu noktada, bu başkası sizi bunlarla itham etse dahi siz cahillerle atışmayın. Cahil insandır. İnsanlara göre hakaret eden, edepsiz davranan, insanlara tepeden bakan, insanların yüzüne veya altısından eleştiren insanlar cahil insanlardır. Ve insanlar gün geçtikçe ahir zaman alameti. Hayâsızlıklarını, edepsizliklerini, terbiyesizliklerini, sünnet-i Resulullah'ın ahlakının dışında bir ahlaklarını fitursuz bir şekilde serviyorlar.
Derviş, ehli tasavvuf, mümin böyle davranmasının üstünde değil. Size terbiyesizce birisi davranırsa, siz ona terbiyesizce karşılık veremezsiniz. Verirseniz onunla aranızda aynı eşit düzeye düşmüş olursunuz. Yani köpek ısırır, sen de gider ısırırsan, sen de köpekleşesin. Yani kıymetçi sizin hakkınızdan kıymet eder, siz de onun hakkınızdan kıymet ederseniz aranızda bir fark kalmaz.
Siz tevazu gösterirsiniz, insanlar size tevazuumuzu anlamazlar. Ama siz de onlara tevazuuslu davranırsanız, tevazulu davranmanın bir anlamı kalmaz. Aynı eşit noktaya gelirsiniz. Kübredeme siz de kübrederseniz, ikiniz aynı noktada durursanız. Ahlaksızlığa karşı siz de ahlaksızlığa varırsanız, ikiniz aynı noktada olursanız. O yüzden siz güzel ahlakı seçeceksiniz, temiz ve ince ahlakı seçeceksiniz. Bugün ahir zamandır, ahir zaman dervişleri, ahir zaman suhulleri yolun en zorundadır. Neden? Çünkü Kur'an rafa kaldı, sünnet-i Resulullah unutulmuş ve sünnet-i Resulullah'ı uymayı gericilik olarak ad edilmiş, terk edilmiş her şey. Böyle bir zamanda sizin sünnete de resulullahı işlemeniz, terk edilmiş bir sünneti işlemek, yüz şehit sevabı, yüz şehit sevabı almanız demek.
Bu zamanda güzel ahlak olmak, bu zamanda güzel ahlakın numunelerini göstermek, onların üzerinde bulundurmak, ateşten dönmek gibi bir şey. Yani iman ateşten korulur ahir zamanda. Tutanın eli yana. Biz şimdi normalde imanı sadece Allah'a iman etmek olarak anlıyoruz. İman ettin, etmedin o noktada duruyoruz. İman imandan, edeb imandan, ahlak imandan, güzel ahlak imandan, ince ahlak imandan, iman ettiysen Muhammed-i Mustafa'nın sünnetine uyacak. Muhammed-i Mustafa'nın sünnetine uymak imandan.
Bugün için onu elinde tutmak, evet, ateşten kor tutmak gibi. Niçin? Sana ahlaksızlık yapacaklar, sen yapamayacaksın. Sana eksik davranacaklar, sen davranamayacaksın. Muhammed-i Mustafa, eksik davrananlara, Salud Ali ve Senem maddetleri, eksik davranmadı ki. Onlara eksik davranmadı ki o. Ölçü, ağır bir ölçü bugün için. Ağır bir ölçü, halinizi arz edemiyorsunuz. Kolay bir şey değil ki. Ve insanlar oluk oluk hayasızlığa doğru gidiyor. Oluk oluk edepsizliğe doğru gidiyor. Oluk oluk Kur'an ve sünnet dışına gidiyor. Bir kısmı oluk oluk Kur'an sünnete geliyor. Bir kısmı oluk oluk Kur'an ve sünnetten gidiyor. Bu noktada gerçekten ehli tasavvufu ve Müslümanların işi zor.
Ve ne yazık ki, ne yazık ki bu zor noktada ümmetin içerisindeki aileler, ümmetin içerisindeki fikir sahipleri, düşünce sahipleri, ümmet-i Muhammed'e güzel ahlak ortasında yol açmaları gerekirken, bir kısmı sünnet-i Resulullah'ı terk etmeyi, sünnet-i Resulullah'ı yok kabul etmeyi, bir kısmı da işte bir takım dünyevi menfaatler için sünnet-i Resulullah'tan gedik açmayı düşünüyorlar. Allah muhafaza eylesin inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin. Muhakkak Edeb-i Nüfret'i alacaksınız evlerinize. Muharri'nin tek o küçük bir kitabı var ya Edeb-i Nüfret. Hepinizin evinde bulunması lazım. Hepinizin evinde bulunması lazım. Nasıl için değil yalnız. Hepinizin evinde, hepinizde, hepinizde hiç olmazsa günde iki tane, üç tane oradan anı şerif okuyacaksınız ve amel edeceksiniz.
Evlerinizde o kadar dandik günlük kitaplar var ki. Önemli insanların üstadlarının kitapları var. Kur'an'dan daha kıymetli, sünnetten daha kıymetli görüyorlar. Evlerinde tefsirler var, evlerinde fıkıhlar var, işte evlerinde romanlar var, hikayeler var. Evlerindeki romanlar ve hikayeler sünnet-i Resulullah'tan üstün. Milyon parayla değerinde televizyonlar var. Evde bir Edeb-i Nüfret yok.
Evinde televizyon olmayan var mı? Yok. Bir tane, iki tane çıkarsa çıkar. Çıkar mı acaba? Utanır mı? Var mı? Evinde televizyon yok diye. İki, Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Edebleri, yemeği nasıl yerdik? Şimdi nasıl içerdik? Nasıl konuşuldu? Tevazası nasıldı? Hayası nasıldı? Terbiyesi nasıldı?
Hanımlarla nasıl davranıyordu? Çocuklarla olan ilişkileri nasıldı? Arkadaşlarıyla olan ilişkileri nasıldı? Allah bizi hedeflendirsin inşallah. Selam, o cümlemizi korusun inşallah. Vesselam Hazretleri Kur'an ehlinde altından bir dal bulunacak, ona yetişen oradan bir şey almasın buyuruyor. Buradaki altından almamak ne demektir? Bunu anlayamadık, açıklar mısınız?
Daha önce eski sildilerde var bunun açıklaması, inşallah yine müsahide olduğumuzu da açıklarız. Allah izin verirsin inşallah. 52. Dünya-i Kebale gelmişiz, maşallah. Bu sohbetler ama inşallah takip etmeye gayret edin, inşallah. Kaderi yalanlamak ve inkar etmek, kader. İman başlar.
İman başlar. Günlük hayatıdır, iyilik kesbetmesidir. İrademizle işleriz, kendi irademizle işlerimizi bildik.
Allah o yüzden öyle yazmıştır, reyf-ı mafusa. İnkar etmek, hatta kaderi yalanlamak, kaderi yalanlamak günah kefaedir. Kaderi inkar etmek için de küfürdür. İnsanlar tarih boyunca kader üzerinde hep konuşmuşlardır. İmam-ı Azam Hazretleri bu manada sözü çok güzeldir. Bir odadır kaderi irdelemek.
Kul üzerinde neden, niçin, nasıl kurtulamak bir şey değildir. Allah'ın yarattığı bir mahluk. Allah'ın yarattığı bir şey ise o zaman bizim kaderi anlamamız diye bir şey de çıkmaz. Fakat kaderi fazla sorgulamak, fazla ırklamak bu bizim işimiz değildir.
Tabi insanlar bu manada. Kötülüğü seçenler, cüz'i ilaç ederler. Kötülüğü seçenler, cehenneme doğru yol alırlar. Kötülüğü seçenler de cennete doğru yol alırlar. Kötülüğü seçerse, seçmiş olduğu yolu kendince Allah'ın takdiri böyleymiş. O yüzden kötülüğü işledim deme hakkına sahip değildir.
Allah hiç kimseyi kötü yazmaz. Bir adam gider, kendisi seçmiştir. Allah onun ardından sen ayyaş, senin kaderini böyle yazdın. Sen sonuçta cennete değil, cehenneme seni yazdın. Oraya gideceksin. Mutlak kaderim budur benim demesi, o yolu seçen o kimsenin kendisidir. Sizin bugün zikrullaha geldiğiniz gibi. Bugün zikrullaha gelmeniz muhakkak kader. Ama sizin Allah kafanıza silah dayayıp cevren sizi zikrullaha getirmedi. Siz kendi iradenizde gelmek istediniz.
Allah da bunu yarattı. Ve siz iyilik isterseniz iyiliği bulursunuz. Kötülük isterseniz kötülüğü bulursunuz. İnsanın kendi cüz iradesi ile alakalıdır. Ve insanlar kendi cüz iradelerinden kendileri sorumludurlar. Kalpleriniz Allah'ın iki parmağının arasında gibidir. Hadisin şerifi vardır ya, işte bu iki parmak bilekten çıkar.
İkisinde yaratan Allah'tır. Birisi hayırdır, birisi şerdir. Şerri yaratan da Allah'tır, hayrı yaratan da Allah'tır. Ama siz birisini tercih edersiniz. Ya hayra doğru yol gidersiniz, ya da şerre doğru yol gidersiniz. Kısmı var ki cüz iradenizle alakalı, kendinizle alakalı. Bu yol size ait. Sizin üzerinden zuhur ediyor. Yaratan Allah ama sizin üzerinizden zuhur ediyor. Bu konuşma benim üzerimden zuhur ediyor. Ben eğer ki doğru konuşup Cenab-ı Hak hayır yazacak, heydi konuşursam Cenab-ı Hak bana günah yazacak. Bu benim kendi cüz irademin neticesinde Allah'ın yarattığı bir fiil. Ama benim cüz irademin neticesinde yaratıyor.
Bunu ben istiyorum. Bu kez eski dilde istemek, ona sahip olduğu istemek bana ait. Bu dene bir başkasından sana gelen. Bir başkasından sana gelen. Kendi kainatın üzerindeki bir hesabı, bir kitabı, deprem. Yağmurun yağması, rüzgarın esmesi, kar yağması, ser felaketi olması.
Allah'ın kendi cüz iradeleri yok. Yağmuru yağdıran Allah, karı yağdıran Allah, doluyu yağdıran Allah cüz iradeleri yok. O zaman cüz irade noktasında. Ve burayı biz kendi cüz irade noktamızda Allah'ın üzerine atmıyoruz.
Yani ilişki içen bir kimse, şunu deme hakkına sahip değil. Allah benim kaderimi böyle yapmış. Günah-ı kebaili alan, günah-ı kebailiyle iştigat eden bir kimse, şunu deme hakkına sahip değil. Allah benim kaderimi böyle yazmış, ben o yüzden günah-ı kebail işliyorum. Hayır, o yolu sen kendin seçtin, kendin yürüdün. O yüzden o günah-ı kebaili kendin işlediğin için Allah sana cehenneme doğru yol aldı. Cehenneme doğru yol gitti. Bizim irademizin dışında, bizim irademizin dışında. İşte herşeyin kurduğu yer, herşeyin stop ettiği yer burası. Yerimizden dolayı burada raziyet makamı lazım. Asıl istediğim nokta burası.
Bir iflas, yokluk geliyor, kader. Kurduğunuz yerde mallarınız aşağıya iniyor, kader. Kurduğunuz yerde hangi bir bela veya musibetlere karşı karşı karşıyasınız. Olması gerektiği yer.
Gerekir. Kendisinden gönderdiği herşeyi, bu hastalık bana mı layıktı? İşte o isyandan cehenneme doğru yol aldı ise.
Başka müsaade eden ama neden bana geldi diye isyan etme. Ticarette sıkıntı yaşıyor.
Neden bana sıkıntı geldi diye isyan ediyor. Hayır, sıkıntıyı gönderin sana Allah. Ama sıkıntıdan dolayı isyan etme. Çocuklarınızdan imtihan olursa musibetler senin başına. Seni Allah'a yaklaştırmalı.
Yemek için verdi. Dedi ki, ey ateş selamet ol. Günlük ve günlük tersinde ilaç yutmaya çalış.
Bir ilaç bulup içmeye çalış. Şifa Allah'tan. Senin önünde işsizliğin varsa sen iş ara. Sen o işsizliğini bir şekilde izah etmeye çalış. Tembellik yapma. Tembellik kader değil. Borçlu yaşamak kader. Dediği yönlendirmeye gayret et.
Mücadele işlemek mücadeleden kaçmaktır, hasipliktir, tembelliktir. Dini algılamamak, kaderi algılamamaktır. Kendince kendini başka noktalara atma. Allah muhafaza eylesin. İnsanı günah-i kebah etten küfre kadar götürür. O yüzden biz başımıza muhakkak ki mücadele etmesini, güzel ve hayırlı bir mücadele ile o işin içinden çıkmaya gayret edeceğiz. Bunun mücadelesini vereceğiz. Bununla başlığı öğreneceğiz. Ama kaderi inkar etme, kaderi yalanlama veyahut da kaderi yeyciler gibi bizim bu kötülüklerimiz kaderimizmiş deyip kötülüklerimize devam etmeyi öldürmeyeceğiz.
Bu dervişlik ve sülfülük değil. Çok insanlar gördünüz. Tembelliklerini Allah'ın üzerine yırtmışlar. Etmişler. Bulma.
İşte kendine göre iş bulamamış. Bizim Cevdet var, tamirci. Benim kurtuluş ve çetem. İşim yok deyince Cevdet'e adam lazım diyorum. Git artık gelmeyin bu saatten sonra. Söniyorum.
Hiç tamirciye olsun olmasın. Ne iş yapıyorsa yapsın. Çalışmak değil mi? Geliyor. Ne iş yapıyor, hiçbir iş yapmıyor. Neden iş yok diyor. Var iş diyorum ben. Nereden Cevdet'in orada. Git orada çalış diyorum. Bakıyor gözümün ihtiyaçındayım. İhtiyacım yok. Ben biliyorum dükkanında duruyorum. İhtiyacım yok benim çalışmaya. Koymuşlar. Yani iş bulamıyoruz.
Yine Cevdet'ten örnek vereyim. Karşısına adam bir tane şey geldi. Sövüş satıyor adam. Bir tane yerler arabası götürdü, koydu oraya. Oraya gidip geliyorum ben baktım. Adam köyde bir yerler arabası koydu. Sövüş satıyor orada. Ertesi gün adam iki tane tabure kaydı. Ben bir daha gittiğimde bakıyorum. 2-3 tane tabure koymuş adam. Bir daha gittiğimde küçük bir masa koymuş oraya. Bir daha gittiğimde Allah sizi inandırsın oraya bir tane tabela asmış. Bezden. Aha dedim adam oraya lokanta yaptı. Cevdet'e dedim Cevdet vatandağına lokanta açtı, açtı efendim dedi. Ama bir cuma dedim ki seni takdir ediyorum, izliyorum seni dedim. Allah razı olsun acaba dedi bana.
Bir cuma tekrar uğradımda irtibat kurduk. Dedim ne yapıyorsun? Acaba ben devreyeceğim. Çalıştığım iş yerine dedim ki eğer işten çıkaracaksanız beni çıkarın verin demiş. Haklarımı beni çıkarın. Benim evim var demiş. Ben kendimi, işimi görürüm. Bir önce onu çıkarmışlar. Vermişler tasminatın derine. Adam gelmiş orada kelle köyü satıyor. Ve başka bir fabrika çağırmış işe gel diye. Gitmiş görüşmeye. Adım 650 milyon muhalif teklif etmiş. Gelmem demiş 650'ye. Neden? Orada daha fazla kazanıyor. Acaba ben burada dedik. Karnımız oyun çıkarıyor mu? Para kazanıyorum dedi. Seni tebrik ediyorum dedi. Seni alkışlıyorum. Allah yardımcın olsun senin dedi. İş yokmuş yalan.
Ne? İş yokmuş yalan. Yalan? Suizan beslemeyin. Allah size kötülük de yazmaz. Allah sizin işinizin bozulması için yazmaz. Allah siz iflas edin diye yazmaz. Sen işini takip etmezsen iflas edersin. Üç sefer iflas ettim ben. İşimi takip edememekten dolayı. İşimi takip et. İşimi takip et.
Sebebinin ne olur? Sen kendi hatanla. Hiç kişiye senin kafadan zorla mı gitti?
Eğer senin kafana zorla gittiyse zaten sen o günahı işlemiş gibi değilsin. Böyle bir kadına zorla tecavüz ederlerse kadın kız hükmündedir. Kız hükmündedir. Kadın hükmünde değildir. Neden? Zor etmişler ona. Fuhşiyata girmiş değildir. Ayaklarımla günahı kebale gidip kendi ayağına gidip Bu benim kaderimmiş demeye hakkın yok.
Sen kendi kızını pazara çıkardıysa Bu benim kaderimmiş demeye hakkın yok. Bu benim hatam.
Bu benim hatam. Bu kediyi ben bırakmışım burada. Kediyi bırakırsan gelir yırtıcı bir hayvan onu sokar. Onu parçalar. Sen kapında kediyi bırakırsan yılan içeri girer seni sokar. Sen kapında bir kediyi bırakırsan fare gelir seni yiyeceği yer. Sen kapında bir kediyi bırakırsan eşek arısı gelir seni sokar. Sen kapında bir kediyi bırakırsan tilki girer senin malını çalar. Sen kapında bir kediyi bırakırsan gelir bir tane çakal senin malını götürür. Sen kapında bir kediyi bırakırsan gelir senin küveçte git. Göz göre göre. O zaman hayatımızın olgusunun kader sınırını hiç isteriz.
Ne noktasında vazifelerimizi yerine getirelim. Yoksa dinin bir hükmü kalmazdı. Din var mı var. Bizim nasıl davranmamız gerektiğini anlatıyor. Bize haramları anlatıyor. Bize helallara anlatıyor. Bizim dünyayı nasıl yaşayın. Bu dünyadan çekin. Çamal işleyenler. Çamal işleyenler. Çamal işledik. Gidiyoruz biz. Bakışlarımızı analiz edip
yeniden derlenip toparlayacağız. Yeniden Zapturrahlt altına alacağız. Sünnete sımsıkı sarılacağız. Yeniden Muhammed-i Mustafa'nın sünnetine bağlılır. Onun edebini, onun namusunu, onun şerefini, onun haysiyetini kendimize rehber ve ölçü edeceğiz. Yolundan giden sahabelerin anlayışlarını, düşüncelerini kendimize inşallah rehber vereceğiz. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Haklarınızı helal edeyiz. Allah'ın sasrın elbâ. İnşallah. Peygamber Efendimiz Zeyff-i Meclama' èdekilerime getirmek bütün Peygamberinin şanın en sonâsı здоровlarına ay 뛰ialdini vasf izlediareyle, yarraban, elbâ.
İnşallah. Nothing can nuvarantly inşallah ishalâ. ?... En Allah'ın e Dai-Nasân, walrir Difâände! Allah! Allah! Haydi? Allah! Allah, Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.