mustafaozbag.org

89. Mesnevi Şerhi (610-619 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 27 Aralık 2020 · 29:01

Yoğa varlık tadını tattırdın, yoğa kendini âşık ettin. Verdiğin tadı, lütfettiğin nimeti geri alma. Sunduğun mezeni, şarabını, kadehini alma geriye. Geri alırsan senden kim arayabilir? Resim nasıl olur da ressamla savaşa girişir? Bize bakma, bizim yaptıklarımızı görme. Kendi lütfuna, kendi cömertliğine bak. Ne biz vardık ne dileğimiz vardı. Lütfun söylenmemiş sözlerimizi duyuyor, işitiyordu.
Resim, ressamın kaleminin önünde, ana karnındaki çocuk gibi acizdir. Ona, onun dileğine bağlanmıştır. Bütün yaratıklar Allah gücüne karşı iğne önündeki gergef gibi acizdir. Allah gücü, gergefe kimi şeytan resmi işler, kimi insan, kimi sevinç nakşeder, kimi gam. Gergefin eli yoktur ki elini oynasın da engel olsun. Dili yoktur ki zarar yahut fayda için bir soluk alsın, ses çıkarsın.
Sen beytin izahını gene Kur'an'dan oku. Allah, attığın zaman sen atmadın dedi. Dinin içerisinde, İslam, sufiliğin içerisinde belli dereceler, belli haller vardır. Biz bunlara ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasında söyleriz yine Kur'an noktasında, Kur'an'a dayanaraktan. İnsanlar, Allah'a yakinlikleriyle, yakinlik derecelerine göre, fiiliyata ve olaylara anlam katarlar. Bir kimse vardır, yakinlik ve akıl noktasında belli bir derecededir. Kalp noktasında belli bir derecededir.
Bir kimse vardır, yakinlik kalp noktasında farklı bir derecededir. Tabi, Hz. Mevlana bu beytten önce de vahdede vücudun farklı penceresinden bakaraktan yürüdü geldi. Hani daha önceki beytte diyor ya, yelimiz de senin vergindir, varlığımız da varlığımız tümler senin icadındandır.
Normalde başlangıç olarak aldı, önce fiiliyatları anlattı. Yaratanın Allah olduğunu, fiiliyatları da yaratanın Allah olduğunu, bu noktada fıtri olarak yaratılmış olan her şeyin Allah'a ait olduğunu, varlığın üzerinde, bundan önceki beytlerde varlığın üzerinde tecelli eden sıfatsal boyutun komplesinin Allah olduğunu söyledi. Ve diyor ki, yoğa varlık tadını tattırdın. Önceden varlığa geçmiş, varlığa sudur etmiş olan hiçbir şey yoktu. Yokluk vardı. Bu yokluğa varlık tadını tattırdın. Yokluktan varlık çıktı. Hiçbir şey yoktu. O vardı.
Ve bu yokluktan varlık tadı çıktı. Varlığa sudur etti. Şimdi, varlığa sudur edince, dikkat edin. Bir şeyi var etti. Yokluktan bir şeyi var etti. Ve yokluğa varlık tadını nakşetti. Yokluğu kendine aşık ettin. Yokluğu da, Allah kendine aşık etti. Yokluk bu manada tamamiyetle Allah'a aşık. Yönünü ona çevirmiş vaziyette. Ve verdiğin tadı, lütfettiğin nimeti geri alma. Bu yokluğu kendine aşık etmek bir tat. Hani, sufiler öyle bir hale ulaşırlar, öyle bir dereceye gelirler, yokluk haliyle hallenirler. Ve bu yokluk haliyle hallenen sufi, yokluğa aşık olur.
Ve o sufi, bu noktada Allah'a tamamiyetle yakınlık perdesindedir. Allah'a tamamiyetle yakınlık perdesinde olduğundan, kendisinden geçer. Kendisini de görmez. Kendisinden de bir şey görmez. Bak, kendisinden geçer. Kendisini de görmez. Kendisinden bir şeyi de görmez. Bu, yokluğa aşık olmaktır. Artık o sufi, kendi üzerinden zuhur eden bütün her şeyi ona bağlar. Ama onun üzerinde, onun üzerinde, ağ yardan bir şey çıkmaz. Ağ yardan bir şey çıkmazsa, onun sözü hakikat olur. Onun bu hali hakikat olur. Sufiler, bu sözleri ezberleyip, kendilerini bu haliyle hallendiklerini beyan ederlerse, aldatmış olurlar, kandırmış olurlar insanları.
Çünkü, bu ancak Hz. Muhammed Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ait bir haldir, devamlı olan. Çünkü, bunlar sufilerde, an olarak belli bir zaman biriminde, öyle söyleyelim. Belli bir halde, bunlar tecelli eder. Ama bir sufi, bu belli bir anda tecelli eden, bu olağanüstü, yakınlık halini, devamlı bende tecelli ediyor sanısına varır da, bunu böyle söylerse, kendisini yanıltmakla kalmaz, etrafındaki derviş kardeşlerini de yanıltır.
Ve niceleri, bakın, niceleri, buradan vartaya düşmüştür. Ben şimdi isim de zikretsem, bu noktada beni mazur görün, affedin. Ben mesela, melamiler bunu çok kullanırlar. Bu noktada, nice melamiler vardır ki, veya nice kendisini şeyh gören, nice kendisini mürşid gören, nice kendisini bu noktada hakikatin ortasında gören kimseler vardır ki, kendi yanılgıları yetmemiş gibi, etrafını da yanıltırlar.
Çünkü, bu hal, bir sufinin üzerinde, bir mürşid-i kamilin üzerinde, yedi yirmi dört devam edecek bir hal değildir. Bu yedi yirmi dört devam ettiğini, bir kimse iddia ederse, o yalancılardandır. Ya da, farkında değildir o. O, bu noktada kördür. Bu hal, ancak Muhammed-i Mustafa için, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için geçerlidir. Ve, Hazreti Peygamber için söylenmiş bir ayet-i kerimedir. Sen atmadın, o attı. Bu mesele nedir? Bir avuç topraktır. Bedir'de, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir avuç toprak alıp, düşmanın üzerine atar, müşriklerin üzerine. Müşriklerin üzerine atınca, müşriklerin üzerinde o, büyük bir kaos oluşturur.
Sanki bir avuç toprak gülle oldu, mermi oldu. Sanki bir avuç toprak büyük bir tabiat afatı gibi oldu. Bir toz duman kapladı ortalığı. Bir fırtına koptu. Müşrikler korktular ve çekilip gittiler. Cenab-ı Hakk'ı diyor ki, sen atmadın, ben attım. İşte bir sufinin üzerinde öyle bir hal yaşanır ki, sufi bu hal ile hallenir.
Ama ondan önce yokluğa aşık olması gerekir. Ondan önce yokluğa aşık olmak ne demektir? O kimse kendi üzerinden sudur eden bütün iyilikleri ve güzellikleri Allah'tan görür. Bunun birinci temel basamağı, iyilikleri Rabbinizden, kötülükleri nefsinizden bilin ayeti kerimesidir. Bunun yolun başında olanlar, iyilikleri Rablerinden, kötülüklerin de kendilerinden sudur eden yanlışlıkları, eksiklikleri de nefislerinden bilirler.
O kimse der ki, benim üzerimden bir iyilik sudur ettiyse, bu bana Rabbimin lütudur, ikramıdır. Bunu Cenab-ı Hak benim üzerimden tecelli ettirmiştir. Lütfüyle tecelli ettirmiştir. İkramı ile tecelli ettirmiştir. Kendince ben namaz kıldım demez. Uyanık olur. Cenab-ı Hak lütfetti namazı kıldık der. Cenab-ı Hak lütfetti, ibadetlerimizi yerine getirmeye gayret ediyoruz. Allah lütfetti. Burada o kimse kendi enesini, kibrini de aşağı alır. İşte sen bizim beş vakit namaz kıldığımızı biliyor musun? Haa, olur. Hoş geldin 23 Nisan. Bir kimsenin, bakın başlangıç olarak, kendince bütün iyilikleri, bütün güzellikleri, kendi üzerinden sudur eden hayır ve hasenatı Allah'tan bilmesidir. Bu yokluğa geçiştir.
Yokluğa geçişin basamağıdır. O kimse haramlardan uzak durmayı dahi Allah'ın bir lütfu, bir ikramı olarak görür. O bir haramla iştigal etmiyorsa Allah'ın lütfu, ikramıdır. O bir harama düşmüyorsa bu Cenab-ı Hak'ın ona ihsanıdır. İhsanıdır. O kendi gayretini görmez. Ben gayret ettim de böyle oldu. Ben istedim de böyle oldu deme noktasında değildir. Ama bunun için başlangıç olarak gayret eder mi? Evet. Bir veçesi, bir perdesi nedir? Gayret etmesidir. Ve diyor ki, verdiğin tadı, lütfettiğin nimeti geri alma. Sen bu yokluğa aşık olduk biz. Biz kendimizden geçmeye aşık olduk. Bu kendimizden geçmeye aşık olma duygusunu bizden geri alma.
Kadehini alma geriye. Sunduğun mezeyi, şarabını, kadehini alma geriye. Benim inancım şudur. Cenab-ı Hak vermiş olduğu nimetin hiçbirisini kullarının üzerinden almaz. Kullar o nimete sırtlarını dönerler. Güneş bizim için her sabah doğuyor mu? Güneşi geri alıyor mu?
Suyu, toprağı, yeşilliği geri alıyor mu? Düşünebiliyor musunuz? Bütün kesip yediğiniz hayvanların bir gecede öldüğünü hepsinin de geri alıyor mu bir nimeti? Hayır. Biz nimete nankörlük ediyoruz. Biz nimetin kıymetini bilmiyoruz. Biz nimetin kıymetini bilmiyoruz. Ve nimetin kıymetini bilmeyip geri dönünce, elimizden düşürünce, kendimizce o aldı diyoruz. Geri alırsan senden kim arayabilir? Tabi bu hal üst nokta bir hal. Geri alırsan bunu senden kim isteyebilir? Geri alırsan bunu senden kim isteyebilir?
Resim nasıl olur da ressamla savaşa girişir? Burada o kimse kendince, kendi cüz-i ihtiyarını görmüyor. Kendisini ressamın elindeki resim gibi görüyor. Resim nasıl ressamdan hesap sorabilir? Bu tamamiyetle teslimiyet. O asla bu hale gelen bir kimsenin Allah'la böyle bir diyaloğu olmaz. Bize bakma, bizim yaptıklarımızı görme. Kendi lütfuna, kendi cömertliğine bak. Yalvarışa geçti. Bize bakma, bizim yaptıklarımıza da bakma. Sen kendi lütfuna, kendi ikramına, kendi ihsanına bak.
Ne biz vardık ne de dileğimiz vardı. Lütfun söylenmemiş sözlerimizi duyuyor, işitiyordu. İnsanoğlu düşünmez miydi ki? Biz yaratmazdan önce yoktu. Ayet-i Kerime. Düşünmez mi? Daha önce yoktu. Yaratılmazdan önce yoktuk. Evvelimiz var mı? Yok. Başlangıçsız mıyız? Hayır. Bir başlangıcımız var mı? Evet. Ondan öncesi? Yok. Zahir olarak, doğmazdan önce varlığınızı zahir olarak ispatlayabilir misiniz? Hayır. Yoktunuz.
Yoktuk. Şurası çok güzel. Lütfun söylenmemiş sözlerimizi duyuyor, işitiyordu. Bizim başlangıcımız yoktu. Sen bizi var ettin. Arabiye göre bu henüz daha varlığa geçmemiş olan hal, Arabi der ya, hani o hadisi kudüsü söyler, amadaydı.
Ondan sonra ayağını sabite noktasını beyan eder. Ayağını sabitede varlığa sudur edecek olan bütün her şey, bütün her şey, ayağını sabitede batin olarak öyle tarif edelim, var idi. Diyor ki, orada dilsiz, dudaksız, sağlı sollu yanaşın. O ayağını sabitede dilsiz, dudaksız konuşurduk.
Bizim sözlerimizi de dinlerdin. Resim, ressamın, kaleminin önünde, ana karnındaki çocuk gibi acizdir. Ona, onun dileğine bağlanmıştır. Bir kimse resim yaptığında, ressamın, kaleminin önünde resim aciz değil midir? İnsan da acizdir. Cenab-ı Hak, onu yaratırken, kendisini yaratırken, insan diyebilir mi ki, şuramı şöyle yarat, buramı böyle yarat? Adem diyebildi mi ki, beni böyle yarat diye? Adem diyebildi mi, gözüm tepemde olsun? Adem diyebildi mi ki, ağzım göğsümde olsun? Ben buradan yemeği atayım içine? Diyemedi. Yaratılış, fıtratında bir kimse bir söz söyleyebildi mi? Anne karnında çocuk söz söyleyebiliyor mu? Ben mavi gözlü olacağım, ben yeşil gözlü olacağım, ben kırmızı gözlü olacağım, ben kahverengi gözlü olacağım, ben ela gözlü olacağım diyebiliyor mu?
Diyemiyor. İnsanlar da bütün varlık, yaratılışta fıtri olarak ressamın elindeki kalemin ucundaki resim gibidir. Ressam kimdir? Allah. Resmi çizen kimdir? Odur. İnsanların kadını, erkeği ayırt eden ve onların fıtri özellikleri veren, varlığa tamamiyetle fıtri özellikleri veren, odur. Ne biz vardık, ne dileğimiz vardı. Bütün yaratıklar Allah gücüne karşı iğne önündeki gergef gibi acizdir. Bütün varlık alemi, bütün var olanlar, bütün yaratılanlar Cenab-ı Hakk'ın elindedir. Gergefin, ne diyor, iğne önündeki gergef gibi acizdir. O nasıl iğneyi elinde tutan, kaneviçe işleyen, evlenecek olan kız oraya istediği motifi çiziyorsa, iğneyle o motifleri işliyorsa, Allah da bütün varlığı böyle işlemiştir.
Hiç kimsenin, bu noktada hiçbir şeyin katılımı ve katkısı söz konusu değildir. Cenab-ı Hak bütün varlığı, kaneviçe işler gibi işlemiştir. Bütün varlığın modelini, bütün varlığı kendisi yarattığı gibi, modellerini de kendisi yaratmıştır. Her şeyi en ince detaylarıyla, en ince detaylarıyla yaratan, var eden, onun hesabını, kitabını yapan Allah'tır.
Ve varlık tamamiyetle bu noktada Allah'ın önünde acizdir. Fıtratlarını değiştirmeye güçleri yoktur. Bu noktada, o yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler der ki, dağların yerinden oynayacağına inanın, fıtratın değişeceğine inanmayın. Bu huy değil yanınıza, ahlak değil. Bir kimsenin burnu, ensesinde gördünüz mü hiç? Fıtrat bu. Ya ben çok sinirliyim, yaratılışım böyle. Öyle değil. Sinirlenmek şeytandan. Ancak gavurlara sinirlenebilirsiniz.
O da savaş esnasında. Ancak Allah'ın yasak ettiği haram şeylere sinirlenebilirsiniz. Bir kimse sinirleniyorsa öfke şeytandan. Şeytan ona galip gelmiş. Ya onun huyu böyle işte, birden parlıyor, bir tokat vuruyor. Benim de huyum öyle olsa, ben de birden parlayıp kafasına bir balta mı vurmam lazım? Ben onun kafasına bir balta vurur, yararsam kafasını suçsuz mu olacağım? Ya işte Mustafa Özbağ dengesizdir. Böyle aniden bir adamın kafasına balta vurur. O yüzden suçu yok onun. Yaratılışı böyle midir diyeceğiz? Toplum içerisinde böyle değil mi? Ya işte o da öyle yaratılmış canım, çok sinirli. O da öyle yaratılmış canım, çok aceleci. Acelecilik şeytandan dedi hadis-i şerifte. Ayet-i kerime dedi, o insanoğlu acelecidir dedi.
Başka ayet-i kerime dedi, bu insanoğlu dedi. Hemen cezanın gelmesini ister. Allah ise teenni sahibidir dedi. Acele etmiyor. Cenab-ı Hak yaratılışta da diyor ki, Allah teenni sahibidir. İsteseydi, bir günde bir anda yaratırdı. Ama Allah diyor, varlığı altı günde yarattı. Tabi bu altı gün artık ışık yılı hızıyla mı? Neyle? Bu ayrı bir tartışma konusu. Ama ve lakin bu noktada, o zaman bunlar bizim kendi içerisimiz, içimizde kullandığımız bu argümanlar fıtrat değil. Allah gücü gergefe kimi şeytan resmi işler, kimi insan, kimi sevinç naks eder, kimi gam. Cenab-ı Hak şeytanı şeytan yaratmış, insanı da insan. O yarattı.
Meleği melek yarattı. Şeytanı şeytan yarattı. Ayet-i Kerime'de diyor ya, o diyor melek değil idi. Şeytandı. Yaratılış fıtratları Allah'a ait. Bakın, yaratılış fıtratları Allah'a ait. İnsan, insan olarak yaratmış. Hayvanı hayvan olarak yaratmış. Şeytanı şeytan yaratmış. Meleği melek yaratmış. Diğer varlıklar ne kadar varsa, onları yaratan kim? Allah. Allah, o yaratılış noktasında onların ne olacağını hükmeden kim? Allah. Meleğin ben melek olarak yaratılmak istemiyorum deme lüksü yok. İnsanın ben insan olarak yaratılmak istemiyorum deme lüksü yok.
Cinlilerin ben cinli olarak yaratılmak istemiyoruz deme lüksü yok. Cenab-ı Hak hangi varlığı ne için yaratı, nasıl yarattıysa öyle. Ve bunların bu noktada fıtratlarını değiştirip başka bir şekle bürünmesi de mümkün değil. İnsanın şeytan haline gelmesi mümkün değil. İnsan insandır. Şeytanın bütün vasıflarını üzerine alabilir ama şeytan olamaz. Bir insan bu manada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin bütün vasıfların üzerinde taşıyabilir mi? Evet. Ama Peygamber olamaz. O zaman bir kimsenin bu noktada kendi fıtratını değiştirmesi mümkün mü?
Değil. İnsanın insanlıktan çıkması mümkün mü? Değil. Ahlaken hayvandan da aşağı mahluk haline gelir mi? Evet. Ama ahlaken gelir. Sureten, sureten gelmez. Cenab-ı Hak onu sureten değiştirebilir mi? Evet. Hani bir kısım insanları maymuna çevirdi ya. Tabi bu ayeti kerimeler değişik manalarda tevil edilebilir.
Bu maymuna çevrilenler sureten mi, sireten mi çevrildi? Bunlar ayrıca konuşulması gereken şeyler. Gergefin eli yoktur ki elini oynatsın da engel olsun. Dili yoktur ki zarar yahut fayda için bir soluk alsın, ses çıkarsın. O gergef, o hani üzerine suretler işlenen, motifler işlenen düz zemin, varlık, Cenab-ı Hak kendi ruhundan ve nurundan yarattı. Ve Hazreti Mevlana Celalettin Rum Hazretleri'nin deyimiyle sen onu bir hayal üzerine yürür gör. Biz o gergefi, o hayal olarak nitelendirirsek, onun bu noktada bir itirazı olması mümkün değil ki. Onun üzerine hangi motif işlenirse o kabul edecek. O zaman bütünüyle biz varlığın üzerine tecelli edecek olan, yaratılacak olan varlık suretlerinin üzerine, o varlık suretlerinin yaratılacağı varlık zemininin bu noktada herhangi bir itirazının olması mümkün değil.
Nasıl gergef, gergef benim üzerime şu motifi işleme diyemiyorsa varlık zeminsel noktada da benim üzerime dünyayı koyma, benim üzerime insanı koyma, benim üzerime işte hayvanları dolaştırma deme lüksüne sahip değil. Sen beytin izahını gene Kur'an'dan oku. Allah attığın zaman sen atmadın dedi. Bunu direkt en, yani eski, bunu böyle hani fena filah, beka billah derler ya, o kimsenin direkt Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarında fani olması, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarında yok olması ve öyle bir noktaya gelindiğinde o zaman o kimse sen atmadın, ben attım sırrına nail olmuş oluyor.
620'den devam edeceğiz inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi