Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 49:34
Allah gencenize ayırsın inşâhâhü, Cenab-ı Hak gündüzcünüz üleyhüleyleylesin. Cenab-ı Hak gündüzcünüzü üleyhüleylesin. Cenab-ı Hak gündüzcünüzü üleyhüleylesin. Allah gencenize ayırsın inşâhü. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, varistleri olan âlimlerin ısıpları, neler ortamdı.
Âlimler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem anlatan mübarisleridir. Âlim, hakkı yaşayan ve tebliğ eden kişidir. Gerçek manada eğer bir cümle ile özetlenecekse o kimse hakkı yaşar ve tebliğ eder. Hak nedir? Kur'an ve sünnettir. O kimse Kur'an ve sünneti yaşar ve yaşadığını tebliğ eder. Tabi minceleri Kur'an-ı Kerim'in bütün inceliklerine veya ayetlere vakıf olmak, hadis ilmine sahip olmak, hadis ilmiyle uğraşmak veya tefsir ilmine sahip olmak, onunla uğraşmak veya fıkh ilminin bir mekhumunla uğraşmak.
Neyi? Bunlarla sınırlandırmışlar. Ve bir kimse fıkhı çok iyi biliyorsa biz ona âlim demişiz. O fıkhı yaşayıp yaşamadığına bakmamışız. Onu tebliğ edip etmediğine bakmamışız. Veya bir kimse işte ne kadar hadis hırsetti ise biz onun hırsettiği hadis ile değerlendirmişiz. O hadis şerifleri hayatına geçirip geçirmediğine bakmamışız. Ahlakını onunla dizayn edip etmediğine bakmamışız. Bu manada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gerçek varisleri, Kur'an ve sünneti seneyi yaşayan ve onu tebliğ edenlerdir. Bir kısmı tebliğ eder, yaşayamaz. Bir kısmı yaşar, tebliğ edemez. Ama onun yaşaması dahi bir tebliğdir. Yaşayan kimse bu manada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin varisidir.
Kim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapıştıysa o Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin getirmiş olduğu ipi sımsıkı tutulmuştur. Onun için dünyada da ahirette de rahatlık vardır, felahlık vardır. Onun için dünyada da ahirette de müjde vardır. O çünkü aynı zamanda velidir. O Kur'an ve sünneti seneye sımsıkı yapışan kimse hem onu yaşıyorsa, hem onu tebliğ ediyorsa, yaşatmaya çalışıyorsa, o Allah'ın Kur'an'ında buyurduğu velilerinden birisidir. Onlara dünyada da ahirette de korku yoktur, hüzün yoktur, vahcubiyet yoktur.
Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır. Ve o kimse dünyada da ahirette de müjdenin içerisinde yaşar, afiyetin içerisinde yaşar. Dışarıdan onun dert çektiğini, sıkıntı çektiğini, varlıkla, yoklukla, şununla, bununla imtihan olduğunu görürsünüz. Ama onun için bunların hepsi de afiyettir. Hepsi de rahmettir, berekettir. Allah'ın bu manada velileri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin de varisleridir. Cenab-ı Hak onlarla dünyada iyiliği hakim kılar, kötülükle mücadele eder. Allah çünkü Peygamberlerden sonra yeryüzüne velilerini bırakmıştır. Hatta Peygamberler vefat ettikten sonra arz ağlar, kendi kendisine hayırlanır, kederlenir.
Cenab-ı Hak arza hitap eder. Der ki Peygamberlerden sonra sana velilerimi bırakacaksın. O veliler yüzü sürmetine Cenab-ı Hak rahmet yağdırır. O veliler yüzü sürmetine hızıklandırır. O veliler yüzü sürmetine dünya arz, insanlara nimet verilmesine sebep olur, vesile olur. O veliler yüzü sürmetine yağmurlar yağar, karlar yağar, Cenab-ı Hak arzını eşi neva ettirir.
Bunu İmam-ı Hambel hazretleri hem de İmam-ı Cirmize hazretleri hadis kitaplarına nakletmişler. Ve İmam-ı Hambel hazretlerinin naklinde der ki Ebu Davut'ta da geçer bu. Onlar otuz tanesi İbrahim gönüllüdür der. O otuz tanesi İbrahim gönüllüdür. Cenab-ı Hak onları Halil İbrahim gönüllü ile gönüllendirmiştir. Bu hadis şeriflerde otuz tane geçmesi onların otuz tane olduğuna işaret değildir.
Başka bir hadis şerifte bunların kırk tane olduğunu söylenir. Hakim rivayet etmiştir. Bu kırk tane rivayetle otuz tane rivayet birbiriyle çelişmez. Çelişiyormuş gibi gelmesin size. Önceki rivayetin otuz tanesinin gönlünü, otuz tanesinin kalbini bize bildirir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adet eder. On tanesinin de Adem aleyhisselamın gönlünden olduğu söylenir. Bunlar devamlı yeryüzünde vardır. Devamlı yeryüzünde bunlar eksilmez. İşte gerçek Peygamber varisi, alimler bunlardır. O yüzden Cenab-ı Hak ayet-i kerimesinde siz bilemediklerinizi gidip zikir ehlinden sorunuz diye onlara işaret etmiştir. Onlar kıyasa çok düşmezler. Onlar o dediğe bu dediğe çok düşmezler. Onlar Kabe'yi gördükleri zaman başka bir kıyas aramazlar.
Hz. Mevlana'nın dediği gibi. Görünen köy kılavuz istemez. Bir şeyde ayet ve hadis var ise arkasından başka bir şey aramazlar. Hayatlarına dikkat ederler. Düşmemeye gayret ederler. İştikal etmemeye gayret ederler. İnsanları haramma yönlendirmezler. Sınırları haramdır. Çünkü bilirler ki sultanın bir hududu vardır, sınırı vardır. Allah'ın da sınırı ve hududu vazifelidir. İnsanlar işlemek için değil düşmemek için. Bir kimse harama düştüğü müddetçe ehline yol alınmaz. Haram işlemediği müddetçe aleyhine konuşulmaz. Allah'ın velileri, Allah'ın dostları, Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin varisleri o harama dikkat ederler.
İşte Peygamber, Tirmizi'nin naklettiği hadiste de onlar bu hale, yani aklanlar, veliler bu hale çok ibadetle değil başlıklarını söylerler. Onların bu manada en önemli özellikleri cömertlidir. En önemli özellikleri halktan başka bir şeyden korkmamaktır. En önemli özellikleri halktan başka bir şeyden utanmamaktır. Onlar hakkı anlamak, hakkı anlatmakta, hakkı yaşamakta ve yaşatmakta fütursuz bir hayat sergilerler. Fütursuz. Bu ne der? Şu ne der? Akşam ekmeğim ne olur? Sabah yemeğim ne olur? Ben bunu kızdırırsam ne olur? Güzelsem ne olur diye düşünür. Düşünür, onlar sadece hakkı düşünür.
Allah kızarsan ne yaparım derler. Allah kızarsan ne yaparım derler. Allah'ın mahşer yerinde utanmaktan çekinirler. Vasifeleri hakkı yaşamak ve yaşatmaktır. Çocukları şey, gördüğünüzde ona tabi olun. Gördüğünüzde ona tabi olun.
Tabi olun, birbirini seveyim. Birbirlerini sevenler, birbirleriyle sohbet edenler, toplandıklarında Allah'ı zikredenler. O mahşer yerinde peygamberlerin yurtta edeceği nurdan minberler üzerine oturacaklar. Harislerin halakaları, birbirlerinin halakaları. Birbirlerine yardım edenler, birbirlerinin koluna girenlerin halakalarıdır.
Toplanırlar. Alışverişlerine bakmazlar. Akrabalıklarına bakmazlar. Birbirlerinden menfaatlenmelerine bakmazlar. Menfaatlerine bakmaksızın birbirlerini Allah için sevenler, Allah için dost olurlar. Ve kıyamete kadar değişmez. Herkesin ahlakı iyiye doğru tebdil olur.
Hep güzele doğru tebdil olur. O kimsenin etrafında duran insanlar da onun iyi huylarıyla huylanırlar. Kıymetli kardeşler, insanların üzerindeki tabiatından gelen kötü huylarını, kötü ahlakını terk edip, yerlerine iyi ahlakı ve iyi huylarını koymaktır.
Biz eğer ki üzerimize koyamazsak, kendimizi kandırmış oluruz, hem etrafı kandırmış oluruz da bu da münafıklık olur. Bir kimsenin gönlünde kibir var iken, kibirleniyormuş gibi durması, bir kimsenin gönlünde hırs var iken hırsı yokmuş gibi göstermesi, bir kimsenin gönlünde evlat sevgisi var iken, evlat sevgisi, yani bu evlat sevgisi kötü manada değil. Yani Allah'tan fazla evladını seviyor. Allah'tan fazla eşini seviyor. Allah'tan fazla annesini babasını seviyor. Allah'tan fazla dünyanı seviyor. Allah'tan fazla adamını seviyor, arabasını seviyor, katını yatını seviyor. Allah'tan fazla bu dünya üzerinde sevdiği zahiri şeyler var. Bu tasavvuf değil, bu tarikat değil, bu iman değil, bu ihlas değil.
İşte bunlar münafıklık elâmesidir. Ehli zor kimsedir. Bu kalbi manazlarla mücadele eden insandır. İmam-ı terim sünneti Resulullah'tan geçer. Çünkü onu Rabbim terbiye etti.
Ve ne güzel terbiye etti, kendi lisanıyla. Der ki beni Rabbim terbiye etti. Ve ne güzel terbiye etti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin terbiyesiyle terbiyelenmektir. Varislerin hali. Onun haliyle hallenmektir. O varislerin hali. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Seven sevdiğinden kırılır mı? Sevilen sevdiğini kıram mı? Seven sevdiğinden kırılmaz. Bunlar sevmiyor. Eğer söz konusu olan sevme halidir. Habet hali ise kırılır. Ama sevgi, birisi birisini seviyorsa, sevilen ona ne yapıyorsa yapsın.
Az daha ona kırıcı gelmesin. Bu tip soruları bana sormayın hammiden. Bana sormayın sebebi mi dedim. Sebebi soruyu cevaplandırmaktan acil olduğumlar neydi? Bu da bizim toplumumuzun içerisinde bunu tutmuş olan şeyler, ağır gelen şeyler. Bir kimsenin bir kimseye Allah için sevmesi kadar zor bir şey yok. Muhakkak ki bu kardeş ya kırılmıştır ya kırmış ya da kırmıştır. Hani derler ya kırıldım sana. Hani seviyordun ya neden kırıldın? Sever, sever sevdiğini razı eder. Nasıl kırılabilir konular?
Sevenin hali olur. Seven sevdiğini razı eder. Sever sevdiğinin yaptığı her şeyi baş taceler. Önce kırılacak mı ona? Sıkıntı verince kırılacak mı? Allah ona bir dert verince kırılacak mı? Allah onun duasını tehir edince kırılacak mı? Allah onun isteğini tehir edince kırılacak mı? Gönlünden geçeni vermeyince, gönlünden geçeni kabul etmeyince ağırında kırılacak mı? Bizim Allah'tan isterken isteriz ki Allah fahtak versene. Dileğimizi yerine getirsin.
Dileğini yerine getirmezse küseriz biz. Resulullah'a küser miyiz küseriz. Şeyhimize küser miyiz küseriz. Seviyoruz dediğimiz eşimize küser, biz küseriz. Nefsimize göre eş, nefsimize göre anne baba, nefsimize göre çocuk, nefsimize göre bir tane şeyh, nefsimize göre bir peygamber, nefsimize göre bir Kur'an, nefsimize göre bir Allah lazım.
Nefsimize doymazsa, tur kaka hepsi datk ederek. Onu zahiren yapmıyoruz, içsel olarak yapıyoruz. Telefonu açtım, açtım da açmadı telefonumu. Kırıldım. Birisi öyle dedi, efendim aradım, aradım siz telefonu açmadınız. Biri size söyleyeyim, kırıldım size dedi. Hakkını helal et dedim. Allah'ın dervişleri de şeyhlerine kırılıyor dedi. Ne yapayım dedim ya. Seven sevdiğine kırılıyor. Biz isteriz ki işte, kim? Mehmet. Gürsü'de bütün herkesin telefonunun karşısında Mehmet hazır olsun. Açsın Gürsü'den bir kardeş Mehmet'e.
Mehmet hemen telefonu anında cevap veriyor. Vermezse yandı Keten Elvan. Biz isteriz ki Adlan Hoca, Hüseyin, bizim istediğimiz gibi olsun. Gideriz, ona birisini şikayet ederiz. Ya Adlan Hoca, bir anca bana böyle böyle yaptı ya. Adlan Hoca düşünür biraz, ya boş ya bu tip şeyleri konuşma. Bunlar onun gider, onun hakkını söylemezse Adlan Hoca'ya kırılır. Seven sevdiğine kırılıyor. Acı şeyler bunlar. Allah muhafaza eylesin. Bu tip sorunlar bizim aslında gerçeğimizi önümüze getirir. Diyeceksiniz ki sormayın dedim, neden? Bu gerçeğinizle de üzülüyorsunuz çünkü. Kendi kendinizde bir sefer patinaj çekiyorsunuz, geriye yatıyorsunuz kendinizi. Kendinizde şöyle düşünüyorsunuz.
Ben sevemiyorum, sevemeyeceğim der. Allah muhafaza eylesin. Sever, muhakkak ki sevdiğinin peşinden gider. Sevdiğini razı etmek ister. Sevdiğinin gönlü gibi gönlünü hoş etmek ister. Sevdiğinin gönlüyle gönlünü sever. Sevdiğinin sevdiğini sever. Sevdiğinin hoşuna giden şeyleri yapar. Seven. Demiş ya muhafaza, ya Musa dostlarımla dost oldun, düşmanlarımla düşman oldun mu? Seven sevdiğinin dostuyla dost olur. Düşmanıyla düşman olur. Sevdiğinin sevdiğini de hiç gitmez. Sevdiğinin sevdiğiyle de sevgili olur. Hatta sevdiğinin sevdiğinin sevdiğini de sever. Dikkat edin. Sevdiğinin sevdiğinin sevdiğini de sever. Sadece sevdiğini sevmekte kalmaz.
Sevdiğinin de sevdiklerini sever. Sevdiğinin de sevdiklerinin sevdiklerini sevmeye çalışır. Bu halaka büyük. Şunu düşünebiliyor musunuz? Dünya üzerindeki bütün Müslümanlar birisini sevecekler. Sevdiklerinin sevdiklerini de sevecekler. Hatta sevdiklerinin de sevdiklerini de sevecekler. Tasavvuf olur. Bir kimse Üstad'ı sevecek. Üstad'ı seviyorsa Üstad'ın sevdiği dervişlerini de sevecek. İhvan'ı da sevecek. Onun kardeşlerini de sevecek. O kardeşlerin sevdiklerini de sevecek. Doğru noktada durduğu müddetçe. Yani bu ne demek? O kimse Kur'an ve sünnet dairesinde durduğu müddetçe, Kur'an ve sünnet dairesinde kaldığı müddetçe biz onun sevdiğinin de sevdiğini seveceğiz.
Sevmeniz özü olur. Ve şuradaki insanlar, şuradaki topluluk, birbirlerinizi Allah için seviyorsanız, birbirlerinizin Allah için sevdiklerini de seveceksiniz. Onunla kemaler ve onunla hemhal olacaksınız ki, o mahşerde, o peygamberlerin üzerinde oturasınız.
Bu toplandığın birbirini Allah için sevmekle geçer. Eğer birbirini Allah için sevmiyorsan, o zaman burada eksiklik kaldı. Allah muhafaza. Fihmetli kardeşler. Tasavvuf, şimdi az önce birkaç arkadaşa kısa bir sohbet oldu. Oradan devam ettireyim. Tasavvuf, hal işi değildir. Yani dil, söz işi değildir. Hal işidir. Hal ise en önemli şey, kötü ahlakı terk edip, iyi ahlak da ahlaklanmaktır. Hal, haramları terk edip, helal dairesinde yaşamaktır. Hal, haramı düşünceyi terk edip, düşünmektir. Helal daire.
Kalbine haramla alakalı hiçbir şey koymayıp, kalbini helal daire tutmaktır. Kalbinize helal daire tutmaktır. Kalbiniz ifsad olacaktır. Kalbiniz bu noktada şeytanın vesvesesine gelecek, şeytanın kanmasına kanacaktır. Tasavvuf, bu şeytan kandırmacasından ve kanmasından kurtulmaktır. Allah için sevmek ve Allah için zikirdir. Airesinde kalın, Allah için sevin, Allah için zikredenlerden eylesin. Allah'ını sevin. Bazı hadislerde kıyamet günü Nebile Eyyub'u söyledik. Hakkınızı helal edin inşallah. Türkiye Darül İslam mıdır?
Dairelerinde kezden faizlerden mesumluyuz. Türkiye Darül Harp ise Darül Harp'de harpden faiz alıp vermek caiz midir? Bunu defalarca sohbetlerde anlattık. Defalarca konuştuk. Yaklaşık 15 yıldan beri bu meseleyi bangır, bangır, bangır, … bağırlar. Bağırlar halimiz hal oldu. Hakkınızı helal edin. Yani böyle bir şeyi çok tekrar etmekte çok böyle şey değil. Ne bileyim insan diyor ki ya bunu defalarca, defalarca, defalarca söyledik. Tekrar söyleyelim yine. Hiç kimse Türkiye Darül İslam diyemez. Darül İslam diyen insan anayasal suç işlemiş olur. Türkiye'deki hiçbir kimse Türkiye'nin Darül İslam olduğunu söyleyemez.
Darül İslam olduğunu söyleyen kimse anayasal suç işlemiş olur. Savcılar onu bir mahkemeye verirse kodesi boylar. Çünkü Türkiye layık demokratik hukuk devletidir. Türkiye'nin anayasası hukuku dini değildir. Layıktır.
Yani dinden hiçbir şey almaz. Sekülerdir. Seküler demek, dünyevi demek. Hani televizyonda çıkıp da seküler toplum, seküler hukuk, seküler anayasa diyorlar ya, onlar seküler diyerek de kavramın arkasında saklanıyorlar. Toplumun yüzde sekseni seküler anayasanın ne olduğunu bilmiyor. Seküler hukukun ne olduğunu bilmiyor. Seküler anayasa demek, hiçbir dini kavramın, hiçbir dinsel kavramın ve dinsel emrin içerisinde olmayan bir anayasa demek. Seküler kanun demek. Seküler kanun demek, hiçbir dinin, hiçbir hükmünün kanunlarda olmamak. Seküler dünya düzeni, seküler yaşantı demek, dünyanın üzerinde dini kavramların, dini hükümlerin yaşanmadığı bir dünya üzerinde.
Seküler yaşantı demek, insan hayatının üzerinde dinin herhangi bir emrinin ve hükmünün yaşamaması demek. Vizyonlarda, tartışma ortamlarında partiler, particiler, siyasetçiler, devlet adamları, hukuk adamları sayılan kimseler bunları söylerlerken, toplumun sekülerlikten neyi anladığını bilmediğini bilerekten, bunun arkasına sığınarak da konuşuyorlar. Seküler yaşantı demek, seküler bir hayat demek, din ve dinle alakalı hiçbir şeyi hayatına koymak demek. Yani zina harapsın sen, ona zina da diyemezsin. Seküler hayat toplumunda böyle bir şey yok, dünyanın üzerinde böyle bir şey yok. İni kavramlar, yeni emirler geçerli değil.
Kehmetli kardeşler. Seni bir donkuşot gibi gördümden değil. Bu noktada göstermek için değil. Ben on beş yıldan beri aynı şeyi söylüyorum. Hiç kimse Türkiye'yi, Darülistan diyemez. Birkaç mail çekiyorlar bana, sorular soruyorlar maillerle. Ben onlara işte birkaç tane bununla alakalı hem İmam-ı Azam'ın tetvalarını gönderiyorum.
Hem İmam-ı Muhammed'inkini gönderiyorum. Hem işte bu konuyla alakalı hadis-i şerifleri gönderiyorum. Hem işte İmam-ı Muhammed'in devlet hukukundan bazı pasajlar alıp gönderiyorum. Hala da uzak duruyorlar. Ya bir size Türkiye illaki Darülistan denetmek dedirtiyor mu? Bize böyle bir şey mi söylüyorlar? Bu sözün burada bir topluluğa değil. Türkiye Darülistan diye. Dıştirmekten atarlar dedi. Bu sözü içeride adam. Cumhuriyeti, devleti layık, demokratik, hukuk devletidir.
İyi bir kavram değildir. Değildir çünkü. Sünnetin orasını burası büküp de Bize ürmeyin dedi.
Ve cehennemin, cehennemde tadacaklarını söyledi. Kimselerden olur mu? Bittir demokrasi. Hayır kardeşim, İslam eşittir İslam'dır. Bittir Kur'an ve sünnetiklik. Yok işte insancılık.
Yok işte layıklık. Yok İslam'ın üzerine sekülerlilik. Yok İslam'ın üzerine işte dolmatik akılcılık. Yok akıla. İslam hevayı güçlendirmeyen, Kur'an ve sünnetine uyaraktan helalaştırmaya çalışır.
Helal bir şeyi de hevasına uyaraktan haramlaştırmaya çalışır. Hevadır. Orta yerde dururken kıyas ara. Kur'an ve sünnet hapıcık orta yerde dururken hüküm ara. Üst üste toplasanız, Türkiye İslam hukuku var.
Türkiye Darülistan'dır diyemez. Üst üste toplasanız, Türkiye İslam hukuku var. Türkiye Darülistan'dır diyemez.
Üst üste toplasanız, İçmiştir, şeytan işemiştir. Şeytan bir kimsenin kalbine pisledi mi? Tövbeye, çok iyi bir zikre, çok sağlam bir itikada ihtiyacı var.
Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden hiç kimse kendi kendine gemi güva olmasın. Hiç kimse kendi kendine kendince bir şeyler çıkarmasın. Kendince. Bugün bir kardeşle karşılaştık. İşte bilmem kim hoca efendiye sordum. Yani ben böyle bir... Yani benim fetvamı zannediyorlar. Yani benim fetvamı zannediyorlar. Hani ben diyorum ki İmam-ı Azam'a göre, İmam Muhammed'e göre bir yerde İslam hukuku yok sonrası Darül Hark'tır demiş İmam-ı Azam. İmam Muhammed demiş ki bir yerde İslam hukuku yok sonrası Darül Hark'tır demiş. İşte bu gün geldi biz bilmem hangi hoca efendiye sorduk dedi. İsmini zikretmek istemiyorum. Ya işte benim benden duyduğu fetvaya gitmiş oraya söylemiş. İmam Muhammed'in öyle fetvası var. İmam Muhammed'in öyle fetvası var. Hanefilerin öyle fetvası var.
Doğru. Ama demiş ya işte o bankada çalışanlar Müslüman. Ya o bankada çalışanların hepsi Müslüman olsa, devlet çalışan, devlet dairesinin bütün amirlerin çalışanların Müslüman olsa, hepsinde sakal olsa, hepsinde cübbeyle sar iş yerlerine gitseler gelseler, bütün kadınlar, çalışan bayanlar, devlet daire götünse, hatta çarşafla gitse, ve Müslüman adamız diyenler, bütün İslam'ın giysi çingelerinin hepsinin üzerine katsalar, hukuk, hukuku değil ise, bütün cami, İslam'ın hukuku yok ise,
orası dahil harbi. Bir kişi gelsin karşında desin ki, Türkiye dahil İslam'dır.
Bir kişi gelsin söylesin. Platformda, istediği dakika karşılaşmaya hazır. karşılaşmaya hazır. İman et. Sünnet.
İster koca koca alim, ister koca koca profil, şeyhi, hangi cemaatin hoysusu, olursa hepsi açıkmış.
Bir yüzükten kapanıyor. Ziyarete. Oradaki diyor, Yunanistan'daki, hatı karniye bağlılar.
Nefesi yok. Evinde işine bak, gücüne bak. Ya çayını iç, çorban iç, ne yapacaksın?
Televizyona iki ahkam kes, git paralı sohbetlere, cebine kaç para verecekler diye düşün. Cebine ne kadar harçlık koyacaklar diye düşün. Onu hesapla. Onu hesapla. Git orada sohbet edeceğim. İnsanlara tatlı geleceğim, yumuşak geleceğim. Herkesi böyle seveceğim, okuşacağım. Oh ne kadar güzel. İnsancılar çok canım. Hümanistler. Hümanistmiş onlar. Bir kimse ben hümanistim dediği anda kafir olmuştur. Kafir. Hümanist. Hümanist olduğumuzdan size, sizin sohbetlerinin bize sert geliyor. İşte siz darül, İslam, darül, harp.
Bunlar harp. Harp onun hoşuna gitmiyormuş. Senin hoşuna gitmese de, Müslümanların cihad etmeleri farz. Müslümanların toprak dinlerini, vatanlarını, namuslarını, ahlaklarını korumalarını. Bunun için mücadele edilecekse, sonuna kadar mücadele ederiz. Bunun için savaşlayacaksa, sonuna kadar savaşırız. Vatanımızı, dinimizi, imanımızı, insanımızı, atlaskımızı, örgü adetimizi kirletmeyiz. Asarsınız, asarsınız, on yıl önce söylemişsiniz, aşk uğruna. Yakacaksanız, yakarsınız. görüyor musunuz? Fikri olarak düşünün.
Bu nokta bu. Allah cümlemizi affede. Allah muhafaza eder. Biz koruyan. Cenab-ı Hak istikametimizi doğru eyle. Bunu tutar. Biz bu için de, mutfaat görüş ediyoruz. donanmak isterim.
Allah'ın ne yazıkca. İmâm ı Azâme Muhammed Bey, İmâm ın Şâfi, İmâm ın İmâm, Ümâm ı Bahme'ni Azâbî'l-Nasih ve Sositâre'l-Abi'l-Yâ Râbî'l-Yâ Râbîf.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.