Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 43:44
Allah'ın ve senden muhabbetler duyurdu ki, korkaklıktan Allah'a sığınırım, devam etti, cimrilikten Allah'a sığınırım, devam etti, cimrilikten Allah'a sığınırım, devam etti, dünyanın fitnesine dalmaktan Allah'a sığınırım, devam etti, kabrin fitnesinden, kabrin azabından Allah'a sığınırım. Kıymetli kardeşler, bunların hepsi de kalbi marazlardır. İnsanın kalbinde maraz var ise, o maraz bütün vücuda dağılır. Kalbinde maraz var ise, o maraz bütün hayatına tekelli eder.
Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kalplerin şifasını bize söylüyor. O hidayet rehberimiz, kalbin nelerden sakınması gerektiğini, hangi noktada durması gerektiğini bize söylüyor. Eğer bir kimsede korku var ise, o hakkı söyleyemez. O hakikati anlatamaz. O hakikati söyleyemediği, anlatamadığı gibi, hakikati de yaşayamaz.
Şeytan, onun kalbine tecelli eder, üfler. Şeytan onun kalbini karmakarışık eder. Bir pusun içine sokar. Onu bir karanlık dumanın içerisine sokar. O şaşı olur, göremez. O idraki şaşılaşır, anlayamaz. Onun aklı şaşırır, şaşırır, aklı şaşar, bilemez. O yüzden kalbe korku tecelli ederse, o kimse asla ve asla Allah muhafaza eylesin.
Hakka mustat olma noktasında duramaz. İnsanların değişik korkuları vardır. İflat etmekten korkarsın. Aç kalmaktan korkarsın. Eşinin seni terk etmesinden korkarsın. Zelil hale düşmekten korkarsın. Dünyada perişan olacağından korkarsın. Zalim sultanlardan korkarsın. Zalim devletlerden korkarsın. Zalim insanlardan korkarsın. İşini kaybedeceğinden korkarsın. Eşini kaybedeceğinden korkarsın. Çocuğunu kaybedeceğinden korkarsın. Yola çıkmazsın, kaza yapacağından korkarsın. Evinden dışarı çıkmazsın. Yolda giderken bir şeye, bir şey sana musallat olup ona duçar olacağından korkarsın. Korkunun bir sürü çeşidi vardır. Ve herkesin kalbine bir noktadan korku, şeytan korkuyu kullanarak da üfler.
Farzdır. Tek korku yeri vardır. İnsana eminlik verir. Korku vardır insan hayatında. İnsanı selamete geldirir. Selamete elde edirir. O korku Allah korkuyor. Biz Allah'tan korkarız. Allah'tan korktuğumuz için başka bir şeyden korkmayız. Başka bir şeyle bizi korkutamazlar. Başka bir şey bizden sadece üfler, tozumuzu alır üstümüzde.
Tecelli edemez. O korku hayatımıza yön vermez bizim. İnsanlar hayatlarını korkularının üzerine oturtururlar. Derviş, sufi hayatını Allah korkusunun üzerine oturturur. Der ki Allah'tan korkarım. Eğer Allah'tan başka bir şeyden koparsa, korkarsa, Allah'tan başka bir şeyle bu noktada korkutulursa ve o da korkarsa Allah muhafaza eylesin. Allah'ın yüzüne bakamaz, muslata eremez. O yüzden korku, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sığınırım dediği korku, Allah'ın haricinde olan şeylerden korkmaktır. O düşmana karşı cesurdu. Yanındaki sahabeler bir kısmı torbistan geri dönerken o atını mahmusladı, kafirin üzerine doğru yürüdü. Asla geri dönmedi, ayakları titremedi, yüreği hiç titremedi, elli hiç titremedi, hiç titremedi.
O inandığı hak davayı Allah'ın stratejisi üzerine insanlara haykırdı. Cimrilikten Allah'a sığınırım dedi. Cimri insan hakkını alamaz. Cimri insan Allah'a uslat olamaz. Cimri insan Allah'la dost olamaz. Cimri insan insanlarla da dost olamaz. Cimri insanın bu dünyada bir tek dostu vardır şeytan. Cimri insanın bu dünyada bir tek dostu vardır nefis. Cimri insanın ahire tek dostu olacak cehennem. Cimri insan hak yoluna düşemez. Asla hak yoluna hizmet edemez. Eğer ki siz içinizde var ise nasıl olup da işiniz yok. Varın kendinize bir yol arayın.
Varın kendinize bir yer arayın. Eğer bulabilirseniz. Cimrilik şeytanın kalbe koyduğu bir şeydir. Kalbe koyduğu ahlaktır. Sizi cimrilikle cimrilikle sınar. Şeytana müsaade eder. Ve şeytan sizin kalbinize üfler. Ve cimrilikle Allah yolundan saparsınız. Hakkımla bastınız. Oysa kendi kendini salgatırsınız. Dersiniz ki çoluğum çocuğum için lazım. Dersiniz ki geleceğiniz için lazım. Dersiniz ki hayatınızı idam ettirmek için lazım. Dersin ki şu için lazım, bu için lazım. Dersin ki bununla ilgilenirsem işimle ilgilenemem. Zikrullaha gidersem gece işimde etkilenir. Ben işimi kaybederim. Zikrullaha gidersem işte yol parası vereceğim.
Zikrullaha gidersem işimden olacağım. Zikrullaha gidersem şuyumdan olacağım. Cimrilik hep o kimsenin önünde durur. Cimriler asla felaha kavuşmaz. Cimriler asla kalbi bir sükruna eremez. Kalbi bir yol gidemez cimriler. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize işaret ediyor ümmetine. Ey ümmetim cimrilikten Allah'a sığının. Ve bir tevafü abidesi gibi duruyoruz bize. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah'tan başka bir şeyden korkar mı? Bize yol öğretiyor. Bize yöntem öğretiyor. Bize tevausunu gösteriyor. Diyor ki ben Allah'a dua ediyorum. Ya Rabbi beni hafaza eyler. Korkaklıktan sana sığınırım.
Dua, dua edin. Size dua kapı saçıyor. Size dua pencere saçıyor. Devam ediyor. Cimrilikten Allah'a sığınırım. Kendisi cimri, hayır. Ama kapı aralıyor. Pencere açıyor bize. Diyor ki sakın ağa ey ümmetim cimrilerden olmayın. Allah yolunda olun. Allah yolunda koşun. Cimri olmayın. Cimrinin her türlüsünden Allah'a sığının. Cimridir o kimse. Yanındaki bir kimseye esnaflık öğretmez. Yanındaki bir kimseye ustalık çıraklık öğretmez. Cimridir o kimse. Elektrikçi ustası kalp ve elektrikçi etmez. Cimri, demirci ustasının yanındakini demirci etmez. Cimri, tüccar, yanındaki kalfeyi tüccar etmez. Cimri, Allah muhafaza eylesin.
Alim, ilmini saklar. Cimri, üstad, ilmini saklar. Cimri, bu üstad. Allah muhafaza eylesin. Cimrilikten Allah'a sığınırım. Bunaklık, bunu kaybetmek. Bunaklık, tak yolunda çalışamamak. Allah yolunda o kimsenin çalışamaması.
Allah yolunda koşturamaması. Bunaklıkla beraber o hani insanlara ihtiyarlıkla başlar ya. Ama sadece ihtiyarlığa bağlı değildir. O böyle yaşlılığa bağlı değildir. Gençken de bunak olur insan. Bunak, hakkı göremez ve bilemez. Bunamıştır. Hakkı tanıyamaz. Bunamıştır. Doğruyu bilemez. Bunamıştır. Doğruyu kimse artık iyice şaşkınlığı gösteriyor. Dikkat edin. Sıralanıyor bakın. Bir kimse korkuyor. Korku ona cimrilik getiriyor. Korkuyor. Korkunun üzerine ne geliyor? Cimrilik geliyor. Cimriliğin üzerine ne geliyor? Bunaklık geliyor. Bunar artık o. Korkmayınca ne olur?
Hak yolunu göremez. Devam ediyor. Devam ediyor. Dünyanın fitnesinden. Bakın o kimse korktu. Önünüze bir hayali bir şahıs getirin. Kendinizi koyun. Koyun ortaya. Yukarıdaki kıymetli kardeşler. Yukarıda konuşmayın demekten vallahi de billahi de utanıyorum. Daha da acısı. Billahi de utanıyorum. Hiç kimsenin birbirine hakaret etmiyor.
Bir kimse sohbet esnasında birisi konuşurken, sohbetteyken, zikrullahtayken yanındaki kimseyle konuşuyorsa önce kendine hakaret ediyor. Sonra yanındakine hakaret ediyor. Ondan sonra dinleyenlere hakaret ediyor. Ondan sonra sohbet edenler hakaret ediyor. Etasat'ı dinleyenlere acımadığına hakaret ediyor. Ve mübarek insan kendine de hakaret etme.
Kendine de bir insafın yok. Sohbetin adabı. Burası nefis terbiyesinin olacağı yer. İçin gelmiyorum. Sizin gönlünüzü hoşlandırmak için oturmuyorum. İçin buradayız. Kimseyle gücüm yok. Kimseyle alıp veremediğim yok. Kimseden akşam, kimseden akşam ekmeği istemiyorum. İşimiz hak ve hak. İnsanları kırmaya çalışıyorum. Edebi o.
Evinde edepli davranırlarsa birbirlerine, çocuk edepli davranır. Edeb onun üzerine siner.
Edeb o çocuğun üzerine siner. Eğer anne ve baba birbirinin sözünü kesiyorsa, birbirine hakaret ediyorsa evde, o çocuk da aynı bir şekilde olur. Birisi konuşurken öbür küsü başka birisiyle konuşuyorsa, her cümert içindeyse evin için, o çocuk da her cümert içinde olacak evin. Ve Allah rızası için, tekrar tekrar söyletmeyin.
Utanıyorum. Çayı şakırtataraktan dahi karıştırmazdık. Çak çak çak … diye çayı karıştırmazdık. Dizimizin üzerinden inmezdik. Rahat oturur derdi, rahat oturmak bağdaş kurmaktır. Yayılmazdık. Edeb üzerinde oturur. Ham dervişler bağdaş kurarlar. Ham dervişler dizlerini dikerler. O ham dermişlerin dizleri alışıncaya kadar, üstad der ki rahat oturur. Ben sizin dizinize bakmam. Ben sizin ortaşınıza bakmam. Neden? Onlar daha taze. Alışacaklar.
Onlardan edeb beklenmez. Ona bir şey denmez. Taze dervişler. Ham derviş. Pişecek. Pişkinse iki dizinin üzerinde oturur. Pişkinse boynunu büker, tefekkür ederekten Allah'ı zikreder. Nimet bilir. Ben sohbete geldim, cennet bahçesi. Ben burada Allah'ı zikredeyim, sohbeti dinleyip, feyizlemeyip evime gideyim der. Sohbet biter, zikrullah biter. Otur, konuş, tanış, çay iç. Veya sohbetten önce otur, çay iç, tanış, konuş. Bunda söylenecek bir laf yok. Ama sohbet esnasında sus. Allah'ı zikret ve tefekkür et. Önce kendine hakaret etme. Seni seviyoruz.
Sen de aslında Allah'ın sevgili bir kulusun. Farkında değilsin. Neden? Seni zikrullah halakasına getirmiş. Seni zikrullah halakasının içine oturtturmuş. Sen farkında değilsin. Sana böyle söylememiz farkında olasın diye. Allah sana kıymet vermiş, değer vermiş. Allah seni sevmiş, zikrullah halakasına getirmiş seni. Bizim seslenişimiz bunun farkında ol. Cennet bahçesindesin. Cennet bahçesinde dolaşırken boş takıntı yapma. Oradan nimetler, oradan faydalar daha fazla. Doldun kucağını. Doldun sırtındaki heybeni buradan git. Harca bir hafta boyunca. Yine doldur git. Seni sevmiş, buraya getirmiş.
Allah bizi affetsin cümlemize. Hakkınızı helal edin. Helal edin. Size davranışlarım veya sözlerim sert gelebilir. Size anlattıklarım nefsinizin hoşuna gitmeyebilir. Size söylediklerim sizi yüzebilir. Nefislerinizi hoş edecek. Tavarnı sanatçısı değilim. Hakkınızı helal edin. Doğru doğru, yanlış yanlış. İşimiz Kur'an ve Sünnet. İşimiz hakikati anlamak ve anlatmak. Kimseyi gözünüzün önünde hayal edin. Korkmuş. Korku, kanı onun hakim olmuş. Şeytan onun kalbine korkuyu salmış.
Kalbine korkuyu salınca o kimse cimrileşmiş. O kimse cimrileşince bunamış. Hakkı, hakikati göremez hale gelmiş. Ve dünyanın fitnesine düşmüş. Diyor ki, dünyanın fitnesinden sana sığınırım. Dünya uzun tuğle emel yaptırır insana. Dünya insanı hak ve hakikatten çıkarır. Doğruyu söylemekten çıkarır. Dünya insanı kendisine cezmettirir. Kandırır, aldatır. Süsler kendini. Boyalı kadınlar gibi yapar kendini. Bakarsın dışarıdan çok süslü. Ama konuşurken daha ahlakını çıkarır meydana. Dünya sokak kadını gibidir. Dünya sokak adamı gibidir. Dünya insanı bu noktada cibrelendirir, aldatır.
İşte o kimse korkmuştu ya. Korktuktan sonra cimrileşmişti ya. Cimrileştikten sonra bunamıştı ya. Bunamak, hakkı, hakikati görmemek. Bunamak, Allah yolunda çalışmamak, koşmamak. Bunamak. Farsları, sünnetleri görmemek. Bunamak. Adamları kendisini makul görmek. Uygun görmek. Bunamak. Yaşlanınca isimleri karıştırmak değil. Bunamak yaşlanınca evini, barkını karıştırmak değil. Asıl bunamak. Normalde o da bunamak. Aslında köpü bir şey. Ama fiziki o. Onun birisi elinden tutar, evine götürür. Birisi elinden tutar, onu çarşıya götürür. Birisi elinden tutar, onu tuvalete götürür. Birisi elinden tutar, tuvalette onu taharetlendirir. Kiymetli kardeşler, eğer manevi bunama geçiriyorsa ne yapacağız?
O kimse hakkı, hakikati göremezse ne yapacağız? O kimse farzı, vadimi, sünneti bilemezse ne yapacağız? Ve bunu karıştırır, haramı helal zannederse, haram düşünceyi kendisine helal düşünce zannederse ve dünyanın metasına ulaşmak için, dünyanın metasını kaybetmemek için, haramlara kalarsın, helalları terk ederse ne yaparız? İşte bu kalbi bir meseledir. Üzerinde şeytan musallat olunca, şeytan tecelli edince seni bunatır, gözünü şaşırtır. Sen doğruyu göremez hale gelirsin. Sen iyiyi göremez hale gelirsin. Sen hikmeti göremez hale gelirsin. Sen zikrullahı duyamaz hale gelirsin. Sen sohbeti işitemez hale gelirsin.
Bu manevi bunamadır. Hakikati açık değildir. Kalbin peygamberi, peygamberin Muhammed Mustafa'nın hidayetine açık değildir. Kalbin üstadının sohbetine açık değildir. Kalbin kardeşinin sevgisine açık değildir. O kimse bunamıştır çünkü. O kimse o bunaklığının tecelliyatını yaşar. Ve o bunaklıkla dünyanın fitnesine tuçar olur. Artık dünya onun gözünü bürür. Artık dünyanın şehvetler onun önünde olur. Artık dünyevi hayaller onun önünde olur. Artık dünyevi tüle emeller onun önünde olur. Allah da ayeti kerimede der ki ya Muhammed bırak bunlar. Yesinler, yesinler, içsinler, eğlensinler. Boş tüle emeler, boş tüle emeler saplansınlar. Hesabın günü yakındır der.
Hesabın günü yakındır der. Emel sahip olur insan artık. Dünyanın fitnesine düşmüştür o kimse. O tüle emel. Olmayacak hayallere katılır. Dünyevi olarak umrevi değil. Bir kimsenin ürnevi hayal kurar. Bu sevaptır. Bu ibadettir. Der ki ya Rabbi hayal kurar. Bir ömreye gidebilsem. Bir Medine'ye münevvereye varabilsem. Bir Beydullah'ı tavaf edebilsem. Hayal kurar. Bu hayal ibadettir. Hayal kurar. Beş vakit namazını bir tamam kılabilsem. Sabah namazına bir güzel kalkabilsem. Hayal ve niye? Bu güzel ameldir. Bu güzel emeldir. Bu insanı hakikate yaklaştırır. Hayal eder.
Niyet eder. Der ki perşembe gün derse gideceğim. İşlerimi ona göre organize edeyim. Der ki şu gün sohbet var. Burada zikrullah var. İşim ona göre organize edeyim. Der ki aman şurada şöyle bir hizmet olacak. İşim ona göre organize edeyim. Ama o bunaklık insanı dünya fitnesine düşürür ki dünya fitnesine düştüğünde o kimse iyice Allah murlak olur. Artık o hak ve hakikaten uzaklaşır. Artık o farzdan sünnetten uzaklaşır. Artık o Kur'an'dan uzaklaşır. Artık o Allah ve Resul'ün yolundan çıkar. Dünya fitnesi onu çepeçevre sarmamamıştır. Onun için kafasında artık doğruydu, farzdı, sünnetti, hikmetti. Onun için kafasında haramdı, helaldi, faizdi. Eksikti, yanlıştı.
Tartısı, ölçüsü şöyleydi, böyleydi. Önemi değildi. O dünya fitnesine dalmıştır. O on iki saytana on bir seyahat. On bir koyar, on iki der. Bu on iki metre dizene, on iki metredir. Gönderecek olduğu kumaş on bir metreder, on iki metre gönderir. Onun dünya fitnesi sarmıştır o. O artık karşılaki kimseye borcu varmış, alacağı varmış, ödemesi varmış. Onun kafasına takmaz o. Dünya fitnesi onu sarmıştır. Sarmamamıştır. Ve dünya ile alakalı her şeyini onun üzerine kurar. Her şeyini. Yalan, yemin, zıbet, delikolu, iftira. Ya ben ekmek parası kazanacağım, yalan söylemem lazım. Ben çoluğumun çocuğuma bakacağım, o yüzden buradan beni götürmem lazım. Yok işte ben çocuklarım aç kalırsa bir tane çeki cebime koymam lazım.
Benim çocuklarım aç kalacak, şuradan kasadan bir parça almam lazım. Rezil mi olayım canım, buna ben ödemeyi vereyim. Dünya fitnesi. Onu sarıp sarmalamıştır. Artık onun için helalın, haramın, doğrunun, eksinin, yanlışın bir anlamı yok. Fitnesi çepeçevre sarmalamış. Ama başlangıcı neydi bunun? Korkuydu. Başlangıcı korkuydu bakın. Korku insanı nerelere götürdü? Yanlış korku. Yanlış korku bu. Bu korku insanı bataklığa götüren korku. Nice alimler bu korkudan helak olmuşlar. Nice sultanlar bu korkudan helak olmuşlar. Nice devletler bu korkular yüzünden yıkılıp gitmişler. Nice aileler o korku sardığı zaman yıkılıp gitmiş, dağılmış gitmiş. Nice işletmeler o korkudan yıkılmış gitmiş.
Başlangıcı çünkü oradaki hani virüs, virüsün başlangıcı korku. Allah muhafaza eylesin. O korku girerse seni dünya fitnesinde bırakıyor mu? Hayır. Devam ediyor bakın. Sen o dünyanın fitnesini düşünce, sen o dünyanın fitnesine dalınca, seni o dünya fitnesi sarıp sarmalayınca orada bırakmıyor. Sen Allah muhafaza eylesin, imanını da muhafaza edemeyip, iyi ameller de işleyemedinden dolayı, hak ve hakikati görmeden bu dünyadan göçtüğünden dolayı, bu dünyada kör olanlar, öbür dünyada da kör olurlar ayeti kerime.
Sen artık öbür dünyada da körsün. O yüzden kapre konur konmaz kabir azabın başladı. Ve bu yolun sonu kabir azabı. Ve bu yoldan, yolun sonunda insanın varacağı yer kabir azabı. Eğer korkaklıktan sığınmaz korkuya düşersen, muhakkak cimriliğe düşersin. Cimriliğe düşersen, muhakkak bunaklıya düşersin. Bunaklıya düşersen, muhakkak dünya fitnesi seni çepeçere sarmalar. Dünya fitnesine düştüğün an, bilmiş ol ki kabir hayatın karanlığı. Kıymetli kardeşler, kalbin farklarıyla hakikatlenmeyen, Muhammed Mustafa'nın hidayetiyle hidayetlenmeyen, sonuçta sonu Allah muhafaza eylesin, haraptır.
Allah bunlardan bizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak sultanlar sultanıdır. Kuvvet ve kudret elinde tutandır. Allah bütün her şeyin hakikatını çevirip çevirendir. Allah hakikatlerimizi kendi doğru yoluna çevirsin. Rıza noktasına çevirsin. Rıza, razı noktada duran, rızaya ulaşan kullarından eylesin. İnsanların yeryüzünde imtihan olduktan bu noktadır. Rıza noktası. Razı olmaktır en önemli şey. Ve eğer ki bir kimsede korku var ise, Allah'tan razı değildir. Cimri ise, Allah'tan razı değildir. Bunaklık var ise, Allah'tan razı değildir. Dünya fitnesine düştüyse, Allah'tan razı değildir. Önemli olan, Allah'tan razı olmaktır. Allah'ı razı etmek değildir.
Allah zaten razı olur bir şeyden. Ama biz onlar razı değiliz. Geçmiş peygamberler naft ederler. Zayıf hadis olarak geçer. Bir rivayettir. Ama doğrudur. Bir gün bakar, Allah'ın kullarından birine ne kadar mükemmel ibadet ediyor. Der ki, Ya Rabbi hayran oldun, ne güzel ibadet ediyor.
Filerce kulu. Der ki, Cenab-ı Hak, ey Cebrail, benim işime akıl sıralmaz. Bak der, okunun leh-i mahfuzdaki haline. Cebrail aleyhisselam'ı açar, leh-i mahfuzdan bir pencere. Cebrail aleyhisselam bakar ki, leh-i mahfuzda oku cehennemlik yazıyor. Der ki, Ya Rabbi çok uçurdun buna.
Müsaade edersen gideyim, ben okulda bunu söyleyeyim. Olur der. Cenab-ı Hak in der, okuluma söyle. Benim, onu cehennemlik olarak, leh-i mahfuzda yazdığıma. İner, Cebrail aleyhisselam, yarış selam. Bakar, okul, abdesti, güzel, namazı, orucu, hayatı, yaşatısı. Harika. Allah senin hakkında hükmetmiş. Ne hükmetmiş der. Senin cehennemlik olduğunu hükmetmiş. Sen cehennemliklerdensin. Kul hemen secdeye gider. Ya Rabbi sana hamd-ı seda olsun. Senin nimetlerinin alımda, senin nimetlerin altında ne kadar şükretsem azdır. Sana ne kadar ibadet etsem azdır.
Sen her şeyin hükmedicisin, hakim olan sensin. Ben ise senin kulunum ve senden razıyım. Ve muvaffak eyle ya Rabbi diye dua ederim. Allah aleyhisselam daha da şaşırır. Koşar, çıkar, Allah'ın katına. Der ki ya Rabbi iyice şaşırdım. Ne oldu? Ben o kuluna cehennemlik olduğunu söyledim. Hemen secdeye gitti, yalvarmaya, yakarmaya, ağlamaya başladı. Sana hamd-ı sena etti, tesbih etti, seni zikretti. Dedi ki o hakimler hakimi, her şeyin sahibi. O istediğini aziz eder, istediğini zelil eder, istediğini fakir eder, istediğini zengin eder, istediğini alim eder, istediğini cahil eder.
Der ki ya Cebrail, bak leh-i mahfuza yine. Bakar ki leh-i mahfuza, cehennemlik silinmiş, cennetlik yazılmış. Der ki ya Rabbi sana akıl sır ermez ama ben tekrar bunu senin kuluna söylemek isterim. Olur der, git şöyle. Tekrar iner yeryüzüne. Gider o kulun yanına. Selamun aleyküm aleyküm selam. Der ki ey Allah'ın kulun, bilir misin ki senin bu halinden dolayı Cenab-ı Hak leh-i mahfuza, cennetlik değil, cehennemlik değil, cennetlik olarak yazını değiştirdin. Hemen yine secdeye gider o kimse. Tesbih eder, tenzih eder, dua eder. Der ki o bizim Rabbimiz.
Biz ondan razıyız. O bizim hakkımızda ne hükmederse, onun hükmüne tabiyiz. Kıymetli kardeşler, Allah'tan razı olun. Kötü ameller, kötü ahlaka hemhal olun. Başınıza gelen sıkıntıları, başınıza gelen hastalıkları, başınıza gelen dertleri kendinize hediye olarak görürüz.
Allah'tan razı olun. Sıkıntı, herhangi bir problem, herhangi bir neşe, herhangi bir sevinç, herhangi bir üzüm, herhangi bir keder, herhangi bir olumlu ve olumsuz şey, sizi Allah'tan uzaklaştırmasın. Sizi Allah'tan razı olmaktan uzaklaştırmasın. Allah'ı her daim zikredin. Allah'ı her daim sevmeye çalışın. Allah'ın hukukunu önde tutun. Muhammed-i Mustafa'nın Kur'an ve sünneti önde tutun. Farzları, vacipleri önde tutun. Nefsinize uymasa dahi, nefsinize hoş gelmese dahi, Kur'an ve sünnet dairesinde durun.
Allah'ın hakikat noktasında durun. Nefsinizin hoşuna gitmese dahi, haramlardan uzun. Nefislerinizin size vermiş olduğu ve ses eden, size ilgâ etmeye çalıştığı Allah düşmanından uzak durun. Allah düşmanındadır, o büyüktür. Üçtük bir şeydir, gaflettir. Ama o büyüktür, onu büyük olarak görün. Ve kalbinizde Allah'ın zikri olsun. Kalbinizin süsü edeb olsun. Allah yürütmekse derdimiz ve kastımız, başka adaletimiz yok. Başka bir yerimiz ve yurdumuz yok. Biz imanla, hikmetle, Allah'tan razı olan kullarından olmaya gayret edeceğiz. Allah'tan razı olacağız.
Sakın burada cüz-i iradeyi yok saymayın. Allah'tan razıyız değil. Meynane değiştiği için, Allah bizi bu noktaya koydu demesin. Cüz-i irade noktasında Kur'an ve Sünnet dairesinde durmaya gayret edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Üç İhlas bir Fatiha iş yerinde.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.