Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 57:23
Allah'a gecenizi ailesin inşallah, Cenâb-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Ama Sayyid-i Nursal dedir, ben Mevlânâ Hazretlerinin zamanında yaşasaydım Mesnevî yazardım. O da benim zamanımda yaşamış olsaydı Risale-i Nurları yazardı demiştir.
Ayrıca Risale-i Nurları, ben yazmadım, onlar bana yazdırdı, duyurulmuşdur bu sözlerindeki hikmetler nelerdir, biz de aydınlatır mısınız? Muhakkak ki büyük insanların hikmetli sözleri olur. Muhakkak ki o sözler kendi zamanlarında ve ondan sonraki zamanlarında da kıymetli ve değerlidir. Bu noktada o hikmetli sözler ümmetin kendi içerisinde başlığı acıdır.
Bunu yanlış anlamayın. Bu manada biz kendimizi daha fazla Kur'an ve Sünnet üzerinde yoğunlaştırmaya çalıştığımızdan dolayı bu sözlerin üzerinde daha fazla durma ihtiyacı hissetmiyor. Yani yarın Barzat Hazretleri'nin bir sözünü bir kardeşimiz buraya getirir. Ertesi gün Hasan-ı Basri'nin sözünü getirir. Daha ertesi gün Risale-i Nur'dan ve ne zamanı soyadırsa bir sözünü daha getirir. Bunlar güzel ve hikmetli sözler. Bunlara karşı çıkılacak, söylenilecek bir söz yok ama Kur'an ve Sünnet bir gün sonra kendisini yeniden yeniler. Bu yenilenmesi muhakkak ki kendisine iman edenin üzerinde olur.
Kendisini yenilemesi, kendisini anlamaya çalışan, idrakini genişletmeye ve denileştirmeye çalışan insanın üzerinde tecelleri. Biz şimdi bunun üzerine kendimizi yoğunlaştırırsak, bugün için sünneti nasıl algılamamız gerekir? Hadis-i şerifleri nasıl algılamamız gerekir? Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini, hukukla alakalı değil bu, Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini, bugün için nasıl anlamamız gerektiğini daha iyi kavramış oluruz. Bu dündür, bugün, bugündür mantığı değil. Bu Kur'an ve Sünnet'in kendi içerisindeki bir mucizesi. Kur'an ve Sünnet'in kendi içerisindeki bir hikmeti.
Kur'an ve Sünnet'in kendi içerisindeki bir kerameti. Kendi içerisindeki bir değili. Bunun üzerinde yoğunlaşırsak, bu bizi daha ileri götürecektir. Dini anlama, dini daha fazla idrak etme, dini daha ince bir yaşama noktasına götürecektir. Kıymetli kardeşler, muhakkak ki her devrin âlimi, her devrin üstadı, her devrin güneşi, ayı, yıldızları vazifelerini yaparlar, yerine getirirler.
Ve bunlar bir kültürü oluşturur. Kültür, bunlar bir inancın, bir ağacın meyvelerini oluşturur. Bunları reddetmemiz, bunları imkar etmemiz, bunları geride görmemiz mümkün değildir. Muhakkak ki biz bunları alırız, bunları okuruz ve kendimize bir ölçü çıkarırız. Bediüzzaman Said-i Nursa Hazretleri'nin bu tip bir kerameti muhakkak ki ümmet-i Muhammed'e muhaliktir.
Ama Bediüzzaman Said-i Nursa Hazretleri'nin kerametini dillendirmek, anlatmak, onu nazara vermek, onu yükseltmek, onu yüceltmek muhakkak ki kıymetlidir. Ama önemli olan ümmetin o keramete erişmesidir. Biz bir kerameti anlatmaktan ise o keramete erişmeyi, yani mesele keramete erişmek değil, o hale erişmeyi hedeflememiz gerekir. Demezler mi bize, Hazreti Mevlana geldi sana bir söz söyledi mi diye? Demezler mi bize, Hazreti Pir-i Abdülkadir-i Geylani Hazretleri gelip size bir kelam etti mi diye? Demezler mi bize, Seyyid-i Nursa Hazretleri geldi sana bir kelam söyledi mi diye? Muhakkak ki bunlar İslamiyet dediğimiz 1400 yıllık bir kültürün içerisinde önemli şahsiyetler.
Ama onlar bu hale gelirlerken, kendilerine rehber olarak Kur'an ve Sünnet'i seçtiler. Kendilerine ölçü olarak Kur'an ve Sünnet'i seçtiler. Kendilerine kitap olarak, kendilerine hikmet olarak Kur'an ve Sünnet'i seçtiler. O zaman biz kendi dairenize, kendimize rehber, kendimize kitap, kendimize hakikat, kendimize marifetullah olarak, ilim olarak Kur'an ve Sünnet'i seçtin. Hakkınızı helal edin. Bu manada bol bol Kur'an-ı Kerim okuyun, bol bol tefsir okuyun, bol bol hadis okuyun, bol bol fıkıh okuyun. Fıkıh. Yani ne yazık ki biz abdesti bozan da bolmayan da kalıyoruz fıkıhda. Namazı bozan da bolmayan da kalıyoruz. Daha derinlemesine daha ince okuma alışkanlığımız yok.
Daha derinlemesine hadis okuma alışkanlığımız yok. Hadisleri okuma alışkanlığımız yok. Ayet-i kerimeleri okuma alışkanlığımız yok. Allah bizi affetsin inşallah. Yine bir sözde Said Nursi Hazretleri, ümmetin selameti için dünyamı feda ettim, helal olsun. Gerekirse ümmetin selameti için ahiretimi de feda ederim diyorum. Ahiretini feda etmek ne demektir? E şimdi ahiretini feda etmenin ne demek olduğunu ona sormak lazım. Bu sözün zahirine bakarsak o zaman o kimse kafir olarak ölmeyi niye eledir? Allah bizi affetsin. Güzel sözler, tatlı sözler. Üstaf dediği zaman Sayın Nursi Hazretleri'nin ehli tasavvuf için tespit ettiği bir varta var.
Mektubatın 29. mektup 8. kısım 9. terbihte harikatı tasavvufu anlatattıktan sonra harikat ve tasavvuf erbabının düştüğü vartalardan 8 tanesini anlatır. Bir tanesi çok önemlidir. Çok önemlidir. Der ki bir kısım ehli tasavvuf ve ehli tarikat üstadlarının sözlerini sünnetten üstün tutarak da vartaya düşer. Oysa Kur'an ve sünnet üstün tutulması gereken, baş tacı edilmesi gerekendir derdi. Ne alem.
Şimdi üstad ehli tasavvufu buna ehli tasavvuf için bu vartayı söylerken, aslında bu varta aynı zamanda Risale-i Nur okuyan, Bedir zaman Sayın Nursi Hazretleri'nin eserlerini okuyan kardeşler için de geçerli. Bu varta bütün ümmet için geçerli. Bu varta gerçekten üzerinde durulması gereken bir vartadır. Ve ümmet-i Muhammed'in içerisinde kanayan bir yaradır. Ümmet-i Muhammed'in içerisinde ne yazık ki ümmetin parçalanmasına, ümmetin lime lime edilmesine vesile olmuş bir vartadır. Bu varta ne yazık ki kıymetli kardeşler, üst katta kilitler, sohbet edeceksiniz. Lütfen sohbetinizi dışarıda yapın. Bir başkasının sohbet dinlemesine engel olmayın.
Birisinin sohbet dinlemesine engel olmak günah kebahedir. Bunu söylemekten utanıyorum. Lütfen sohbet esnasında, zikrullah esnasında konuşmayınız. Yanınızdaki size laf atmış olsa dahi konuşmayınız. İnsanlar can kulağıyla sohbet dinlerlerken birisinin budu budusunu dinlemek zorunda değil. O budu budu yapıyorsa hem sohbet hakaret ediyor, hem sohbet dinleyene hakaret ediyor, en başta da kendine hakaret ediyor. Vartalarından birisidir.
Üstadının sözünü, başındaki aliminin sözünü, başındaki imamının sözünü, işte başındaki görevlisi sorumlusunun sözünü, başındaki devlet başkanının, devlet reisinin, komutanının sözünü, mahalle muhtarının, mahalle imamının, evin kocasının, evin dedesinin, evin nenesinin, evin babasının sözünü, Kur'an ve sünnetten üstün tutmasıdır. Bu en büyük vartalardan birisidir. Hatta bu vartadan daha ileridir. Üstad Bediüzzaman Sayın Nırsa Hazretleri bunu varta olarak görürken bir incelik, bir nezaket olarak bunu belirtmiş. Çünkü o gün için insanlar üstadlarına, şeyhlerine, imanlarına laf söylenirse kırılırlar, üzülürler diye düşünmüş. İnce bir perdeden söylemiş bunu.
Ben o ince perdeye hakaret, o ince perdeye es geçmek noktasında değilim. Bu vartadan daha ileri. Bu Allah muhafaza eylesin küfür noktasında. Hiçbir üstadın sözü Kur'an ve sünnetin üstünde değildir. Hiçbir alimin sözü Kur'an ve sünnetin üstünde değildir. Hiçbir başbakanın, cumhurbaşkanının, parti başkanının, mahalle muhtarının, valinin, komutanın, alimin, kocanın, babanın, dedenin, ninenin, eşinin, çocuğunun, iş patronunun, mal aldığının, mal sattığının sözü Kur'an ve sünnetin üstünde değildir.
Ve Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri itaat mağruftadır. İtaat Kur'an ve sünnettedir. İtaat iyiliktedir. İtaat doğruluktadır derken bunu bahseder. İtaat ederken içinde olmasına bakarız. Dinlerken sünnetin içinde olmasına bakarız.
Hukukudur. Bu bizim müştadımız da olsa, bu bizim şeyhimiz de olsa, bizim alibimiz de olsa, bu bizim çok sevdiğimiz parti liderimiz de olsa, biz komutanımız, kaymakamımız, neyimiz olursa olsun, hangi amir, hangi alim, hangi hakim olursa olsun, sözü Kur'an ve sünnetin içinde olduğu müddetçe muteberdir. Kimsenin sözü sünnetten üstün değildir.
O kimse imani noktada tehlikeye giren küver noktasına inanır. O yüzden üstadın o tayin ve tesmin ettiği kardeşler için de geçerlidir. Süleymancı kardeşler için de geçerlidir. Kadiriler, Rufayiler, Vedeviler, Dursikiler, Mevleviler için de geçerlidir. Mustafa Irma için de geçerlidir. Buradaki cemaat için de geçerlidir. Uymak olduğumuz, uymak zorunda kaldığımız, uymamız gereken şey, Kur'an ve sünnettir. Bundan sorumluyuz. Sınırımız ve onunla çevrili ve şayet birisi sizden. Kur'an ve sünnetin dışında bir şey isterse, yaparsanız, yaparsanız, bile bile kasıtlı zulmetmiş olursunuz. Önce kendinize ve bağlayan birisi varsa karşınızdakiler.
Ve onu söyleyen kimsenin de söylediğini yerine getirirseniz, söyleyene de zulmetmiş olursunuz. Ve kendinize de zulmetmiş olursunuz. Neden? O söyleyene tebliğ edeceksiniz, irşad edeceksiniz. Diyeceksiniz ki, kardeş, arkadaş, üstadım, alimim, hakimim, baba, dede, nine, koca, evlat, kardeş. Beni Kur'an ve sünnetin dışına itme.
Benden Kur'an ve sünnetin dışında bir şey isteme. Bu bütün ümmet-i Muhammed için büyük vartadır. İnsanlar filanca zat, alimimiz böyle dedi ya ondan iyi mi biliyorsunuz? Ya kardeşim böyle demiş olabilir. Bak burada ayet var, hadis var. Ne isim davranıyor? O da yanlış davranıyor. Bunu üstadımız söyledi biliyor musun kardeş? Bunu söylemiş olabiliyoruz. İştahat edememiş dersin. Görememiş dersin. İnsanız. Yani Kur'an ve sünnet var bu noktada. Hani Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri on kişiyi seviye olarak göndermiş ya. Meşhurdur. Komutanla arkadaşlar arasında problem çıkmış. Komutan demiş ki emrediyorum ağaç uzun toplayın toplamış.
Yakın yapmışlar. Emrediyorum atın kendinizi içeriye. Baviler demişler ki hayır asla. Niçin? Bu demişler haram. Dönmüşler Medine'ye. Medine'de peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bu meseleyi nakletmişler. Demişler ki ya Resulullah böyle böyle oldu. Allah Resulü'nün verdiği cevap çok önemli. Eğer o ateşe girseydiniz ebediyen ateşten çıkmaz bunu. Siz size Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söyler, bir şey telkin ederse muhafaza ilesi. Törbe etmeden giderseniz ateş etmezsiniz. Bu vartadır. Bütün herkes için geçerlidir. Ve ne yazık ki, ne yazık ki dinin içerisindeki okul noktasında olan cemaatler, tarikatlar, ehli tasavvuf, erbarı, değişik noktalarda hizmet eden kardeşler için çok önemli bir meseledir.
İstenilen ve yapılan Kur'an ve sünneti olacak. Arkadaş vardı geçmiş zamanlarda burada değil. Ben de havayındırdaydım bu zaman. Böyle bir adama takın. Gelip konuşuyor bize. Şöyle oluyor, böyle yapıyor, şu oluyor, bu oluyor diyor. Ben de diyorum ki arkadaşa. Bak bunlar normal bir tarikat işi değil. Bu adamın cinni tayfesiyle bağlantısı olabilir. Bu normal şeyler değil. Bak Kur'an ve sünnet noktası bu değil. Böyle olmaması gerekir. Anlatıyorum ben şimdi onu. Böyle olmaması gerekir. Bu doğru değil diyorum ben.
O beni maneviyatsızlıkla suçluyor. Ben onu akla davet ediyorum. Yani Kur'an ve sünnete davet ediyorum. Diyor ki bak buraya uyması lazım bir şey. Bir şeyhin daha açık bir şekilde konuşayım. Bir üstadın bir dervişine bana 3 milyar getir. Bana 5 milyar getir. Benim şuraya borcum var. Buraya senete imza. Buraya bana çekkesi ver. Ben buraya bana bu kadar getir. Senin maneviyatını bol edeceğim. Yok senin maneviyatını afişan. Bunlar Kur'an ve sünnetin içerisinde uygun olan şeyler değil. Bir üstadın yapmaması gereken şeyler. Üstadın dikkat etmesi gereken şeyler. Üstad dervişlerinin elindeki meyveye, nemaya bakmaz.
Dervişlerinin elindekine gözünü dikerse gözü çıksın kendi payıma o üstadın. Böyle bir şey olmaz. Asla ve asla bir üstad dervişin katına, yatına, arabasına, parasına, puluna, çekine, malına, mülküne gözünü dikmez. Gözünü dikerse onun dünyaya karşı daha meyli var demektir. Onun dünyayla alakası hala daha dünya sevgisi var demektir. O kimse Allah'ın takdirine razı olması gerekir. Allah'ın tecelliyatına razı olması gerekir. Bu noktada onun cüz'li iradesi yoktur manasında değil. O cüz'li iradesini külli iradeye bağlar. Onu sev ve idare etmesi gerekir. Onun kendi daresinde, kendi nefsinde cüz'li iradesiyle hareket etmesi beklenmemesi gerekir. Beklenmez.
Adam hamile çek yazıyor, senet yazıyor. O gün için büyük paralardı. Yüz milyar. Yani bir daire yirmi beş otuz liraydı, yirmi beş liraydı, yirmi liraydı, on beş liraydı, on sekiz liraydı. Unutmuyorum. Yani dört beş daire parası gitti adamın. İblas etti, perişan oldu. Çoluğu çocuğu dağıldı. Ve bir gün karşılaştık yine. Ne yazık ki bana dedi ki, Mustafa kardeş dedi, sen haklıymışsın. Dedim geç kal. Dedim geç kal. Bu dedim, yanlış olduğunu görme dedim. Ve sana dedim ki dedim, hiçbir söz Kur'an ve sünnetin üstünde değildir.
Hiçbir hal, hiçbir hakikat, hiçbir marifet Kur'an ve sünnetin üstünde değildir. Kıymetli kardeşler, burası çok büyük bir vart adır. Bunu böyle tefarratı anlatmaya ihtiyacı duydum. Bir gün gelir, siz de benim sözlerimi ve davranışlarımı öyle nitelendirmeyin diye. Bu bana da zulüm olur. Birinci derecede bana da zulüm olur. Kendime de böyle bir zulüm yapılması gerçekten acı bir şey olur. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden sözlerin en hakikati Kur'an'dır. Sözlerin en güzeli sünnettir. Muhammed Mustafa'nın ağzından çıkan sözlerdir. Sözlerin en güzeli ashabı, o cihari yari güzin efendilerdir. O aşere-i mübeşerenin sözleridir.
Sözlerin en güzeli İmam-ı Azam'ın, İmam-ı Şafir'in, İmam-ı Malik'in, İmam-ı Hanbel'inin sözleridir. Allah bizi onlardan ayırmasın. İnsanlar uykudadırlar. Öldüğü zaman uyanırlar. İnsanlar uykudadırlar. Öldükleri zaman gerilirler, uyanırlar. Eğer normalde uyanamayıp dirilmedilerse, eğer ölmeden önce ölme halini yaşamadıysa, evet o kimse ölüdür ve uykudadır.
Ölmeden önce ölme halini yaşayacak. Ölmeden önce ölme halini de, herhalde birkaç hafta önce biraz anlatmıştım, öyle değil mi? İnşallah orayı iyi dinleyin. Ölmeden önce ölme halini yaşamaya çalışın. İnşallah. Bir mürşide tabi olmak, onun sohbetinde, zikir meclisinde bulunmak bir ayrıcalık mı? Bu ayrıcalık herkese nasip olur mu? Bu konuda yıllardan beri yadırgandık, hep ötelendik. Evet, yargılanmaya ve ötelenmeye razı olun. Yargılanma ve ötelenme noktasından kendinizi çıkaracaksınız. Bir zikir meclisinde bulunmak özelliktir. Özelliktir.
Ve o özelliği herkes kaldıramadığından, yapamadığından, o özel dairede duranlar, ötelenirler ve yargılanırlar. Ve bir zikir meclisinde bir kimsenin ömür boyu devam etmesi, son nefesine kadar o meclisten ayrılmaması, direkt Allah'ın kendi zatullahından ayırdığı bir lütuftur. Direkt, direkt, sebepsiz, nedensiz, niçinsiz, Allah'ın zatullahından bir nefestir o.
Zikrullah halakası, seçilmişlerin halakasıdır. Zikrullah halakası, özel halk edilmişlerin halakasıdır. Zikrullah halakası, hala da herkesin gelip geçeceği bir halaka değildir. Zaten geldi geçti mi, bilin ki o öz olarak, damar olarak, öz olarak, damar olarak layık değilmiş.
Diyeceksiniz ki ya ağır, evet ağır. Söz ağır diyeceksiniz, evet ağır. Vallahi de, billahi de, kendi üzerinde dahil, kendince derim ki Mustafa Özba, kendini sağlam tut. Kendi üzerinde, kendince dahi, kendime tavsiye ve kalpimde bulunurum. Mustafa Özba, kendini sağlam tut. Cenab-ı Hak'a hamdü sena ediyorum. Yirmi yıldan beri, yirminin üzerinde, yirmi üç yıldan beri zikrullah halakasının içerisindeyim. Yirmi üç yıldan beri, bir günden bir güne kendime eminlik bayesi vermemişimdir. Hala da, derim ki Mustafa Özba, kendini sağlam tut. Olar ki bir gün zikrullah halakasına gitmez, oradan elini ayağını kesersen, derim ki vallahi Allah senin üzerindeki rutubu ve ikramı kaldırdığın gündür.
Eğer ki bir mürşitsiz bir gün geçtiyse, irtibatında Allah'ın irtibatta, o alır çünkü. O senin gayretinin neticesi değildir.
O Allah'ın ilahi sofrasından indirdiği, havarilerine indirdiği sofra gibidir. Havarilerine indirdiği, İsa'nın havarilerine indirdiği sofradır. Ve İsa'nın havarilerine indirdiği sofrada, Cenab-ı Hak der ki, bu İsa Aleyhisselam der ki, vallahi siz nankörlerden olursunuz. Siz haddi aşanlardansınız. Evet, bir kimse eğer ki o sofraya ihanet ederse, haddi aşanlardan olur. Haddi aşanlardan bir yıl boyunca, bir iftihada imkisab edip de, sonradan imkisabını keser, imkisabını terk eder, veya üstadı vefat ettikten sonra, bir üstada bağlanma noktasında eksiklik ve noksanlık gösterenler, bunu kendilerinde görmeyip, bunu kendi başka şeylere bağlarlar, ama Allah'ın onların üzerindeki lütfu, kestiğini görmezler.
Görüyorum buna. 5 yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık, 20 yıllık dervişler gördüm, onlar nazarında hep üstadlar beğenilmezdi. Allah rahmet edilsin, Şeyh Efendi'yi beğenmez derdi. Mübarek derdi, ne yapalım Mustafa Efendi, beğenmiyor oğlum bizi kimse derdi. Sen benim neyini beğendiysen derdi bana, beğenmeyenler hala daha beğeneceklerimi kapı bulamadılar. İmce tespitim, dedim ki, sakın ha, bir Allah'ın dostuna karşı eksiklik ve noksanlık yapmayın.
Sakın gönlünü incitmeyin, onun kalbini kırmayın, onunla nizalaşmayın. Neden? Hidayeti baktıramazsınız, o yüzden. Böyle bir şey var, tecelliyat var. Evet, zikrullah halakası, husisi bir halakadır. Nurdan halaka. O nurdan halakanın başında, Allah'ın velileri, enbiyaları, kutupları vardır. O nurdan halakanın başında, peygamberler, nebiler vardır. O nurdan halakanın başında Allah vardır. Husisi manada. Husisi manada. Allah kendisini zikredenlerle beraberdir. Allah kendisini zikredeni zikreder. Allah kendisini seveni sever. Allah velilerinin etrafında duranlarını sever. Allah velilerle beraber olanlarla beraber olur.
Onları sever. Zayıf hadis olarak nitelendirilmiş. Zayıf hadis olarak nitelendirilmiş. Sohbetleri dinleyenler, sonradan mail çekeceklerse çeksinler. Bu noktada korkum ve sıkıntım yok. Zayıf hadis olarak nitelendirilmiş. Ben onu zayıf hadis olarak nitelendirmiyorum. Ben onu zayıf hadis olarak nitelendirmiyorum. Ben sahih hadis olarak nitelendiriyorum. Eğer Allah'ın dostlarıyla, velileriyle oturuyorsan, Allah'la oturuyorsun. Bir Allah sohbetindesin. Bir ki onun nefesiyle nefeslenmektesin. Eğer madem ki dedi ki, tuttuğunuz el, onun eli değildi, benim elimdi.
Ayet-i Kereme'de, Kur'anlar sallallahu ve sellem hazretlerine olan bi'atı, onun elini, kendi eli hükmüne koydu, o ele el verenler de, Allah'ın elini tutmuş gibidir. Allah'ın elini tuttuysan, tutmuşundur.
Üstad Bediüzzaman Sayın Nursi Hazretleri de, tasavvuf tarikat bahsinde bahseder zaten. O ağabey. Ama samimi ehli tarikat, üstadından, üstadına duydu muhabbet cihetiyle, üstadından asla ümidini kesmez. Üstadının üstadından, üstadının üstadından, üstadının üstadından, çünkü, silsile devam eder. ve asla bu silsile-i meşayıhttan, ümidini kesmezler. Ümidini kesmezse, keba ile fasık olur, asla zındıkaya düşmezler. Ehli zikir, bir ehli tasavvuf, çünkü o nurdan halakanın içindedir. Her kim var ise, ondan ümidini kesmez.
Onun üstadından, onun üstadından, silsile-i meşayıht devam eder. Sallallahu aleyhi ve selleme kadar. Sazınlıkaya düşmez. O asla ümitsizliğe düşmez. O asla ve asla, bataklığın içerisinde durmaz. Ama kim? Adin. O kimse, belki de hataları, yanlışlıkları, eksiklikleri vardır, ama o ders var, bugün sikullah var der, gider, dizini kırar, zikullah alakasına oturur. Allah'ı zikreder. Der ki, bugün üstadın sohbeti var, dizini kırar, sohbete oturur. Oradadır.
Der ki, evde, ben bugün dersim var, dizini kırar, oturur, Allah'ı zikreder. Herkes yatarken, o oturur, yüz tane, subhanallah ve bihamdihi, subhanallah il azim, ve bihamdihi, estağfurullah il azim çeker. Herkes uyurken, herkes yatarken, herkes gafletteyken, o üstadına bir söz vermiştir. O üstadın elinden tutmuştur. O üstadı ile ahitleşmiştir. Üstadı ile olan ahdini, Allah'a olan ahit gibi görür. Ve dizini kırar, tövbesini çeker. ve Allah, anında cevabını verir. Deniz köpükleri kadar günahı olsa, onu affeder. O oturur, dizini kırar. Yüz tane, la ilahe şerikele, lehül mülkü ve lehü, hemen cevabını verir.
Der ki, İsmail aleyhisselamın, ümmetinden yüz tane, köle azat etmiş gibi, sana sevap verdin der. Bir önce, onun günahını silmişti. günahsız, tertemiz bırakmıştı. Bir adım önce, günahları sıfırlanmıştı. Bir adım önce, deniz köpüğün kadar günahın olsa, silmiş, sildi. Hadis-i Şerif var, sildi. Allah'la ortakçılığın mı var? Allah'la keyif çatlığın mı var? Allah'ın keyfine kim ne edecek? Kim bunu yüz sefer çekerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa, onun günahını affedin. Sen, kısa aklınla, kısa kinle bu sözü yorumlamaya çalış. Tövbe edenlerin, tövbesini kabul eder.
Tövbe edenleri affeder. Hatta, tövbe edenlerin, tövbesini affetmek, üç günahlarını, üç günahlarını iyili. Oturmuşsun, birisini kırmışsın. Yarabbi demişsin. Ben günah işledim. Ben hata işledim. Ben kusur işledim. Ben yanlışlıklar yaptım. Bataklıkların içerisinde yüzdüm. bugün her türlü sıkıntıyı yaşadım, her türlü melaneti yaşadım. Ama akşam oldu, herkese karanlık basarken, sana güneş doğdu. Oturdum ya Rabbi derim. Seni affetti. O Allah ki, seni kendine dost edecek. Ve devam etti. Yüz tane, la ilahe illallahü, vaktuhu la şerikele, lehul mülkü ve lehul hamdu ve hu alak, dostluğa adım attın.
Dedi ki, gel, benim dostum ol, yürüdün ona karşı. Ve devam ettin. Allahümme salli ala seyyidine Muhammed. Ya Rabbi ben ümmetindenim. Benim için Muhammed'in o yollarımı şaşırır. Ben Muhammed'in Mustafa'nın ümmetindeyim. Benim sırdaşım. Allah cevap verir, der ki, ey Muhammed, aha ümmetinden birisi, gel.
Ancak onunla mümkün olur. Yol ancak onunla gidilir. Ve devam edersin ondan sonra. Artık o tevhidin deryasına da var. İhlas suresini okur. Kul hüvallahu, aha, Allah'u sebe, lan yerin. O devam eder. Ve devam eder. Babasına alır. O çünkü rahmete varmıştır. Eşini alır yanına, çocuklarını alır. Çünkü tevhid deryasındadır.
Muhammed'in Mustafa, kim günde iki üç sefer İhlas suresini okursa, anne ve babasının da günahlarına, mahveder Allah dedi. Bu özel bir şeydir. Bu özeldir. Ehli tasavvuf, özel bir nur haşasıdır. Allah'ın velisinin temsilcileridir. Allah'ın velileri, velileri, Allah'ın yeryüzündeki dolaşan direkleridir. Ne dedi Allah hadisi kudside? Kim onlara savaş açarsa, bana savaş açmış gibidir. Madem ki ona savaş açarsan, ona savaş açmış gibisin, onunla dost olursan, Allah'la dost olmuş gibisindir.
Onunla oturursan, Allah'la oturmuş gibisindir. Onunla son etrafında durursan, Allah'ın etrafında durmuş. Madem ki ona düşmanlık, Allah'a düşmanlıktır, ona dostluk da Allah'a dostluktur. Ona yoldaşlık da Allah'a yoldaşlıktır. Bu özel bir şeydir. Nasıl ki Hz. Ebu Bekir olamıyorsa hiçbir kimse, nasıl ki Ömer olamıyorsa, Ali olamıyorsa, nasıl Zübeyir olamıyorsa, nasıl Abbas olamıyorsa, Abdullah olamıyorsa, herkes bir velinin yanında da olamaz.
Gerçekten olamaz. Niceleri üstadının yanından geldi geçti. O nefese kadar götüremediler. Mezara konuyuncaya kadar götüremediler. Yıkıldılar. İmtihanlara yıkıldılar. Yıkıldılar. Kendi kafalarından atlettiler, yorulmadılar. Yıkıldılar kendilerince. Akılları çok iyiydi. Hatta onu diyorlardı. Üstaklını bilmiyor. Dedim demeyin, yapmayın, etmeyin. Dinlemediler. Şimdi de diyorlar ki, biz Abdullah Baba'nın arkasındayız. Sağlığında, arkasında durmayanlar, şimdi öldüğünde duracaklar. Neden?
Öyle bir şey istemez ki senden. Allah bizi affetsin. Özeldir. Özeldir, özeldir. Ben o yüzden dedim, şuradan kapıdan içeri girdi mi girdi, sigurla alakasına oturuyor mu oturuyor mu? Kel gözle bakma. Yanlış gözle bakma ona. Onunla didişme. Ha evet, çocuk da olsa didişme onunla. Neden? Onda Allah'ın kokusu var kardeş. O buraya gelmiş, Allah demiş. Ona dikkatli davran. Bir kimse hasbelkeden bir üstada bağlanmış. Kırmış dizini, kırmış nefsini bir yere gitmiş bağlanmış. Kime bağlandıysa bağlandı. Kur'an ve sünnet dairesinde kaldığı müddetçe kelam söyleme, uzak dur.
Bu manada. Anlatırlardı bize yeni derviç olduğumuzda. Kahvede otururken böyle kendinde olmayan, insanların deli dedikleri birisi varmış. Orada kahvenin murmuru da böyle işte, dangolu uzun teki çıkar ya her yerde. Nargilenin tömbekisi var ya, köz. O orada soğanı başında dururken almış közü, adamın kafasında böyle külah var, külahın içine dökmüş. Ümütle sonra vay yanıyorsun, manıyorsun demişler adama. İşte kadının adam için böyle herkes deli diye bakıyor, öyle durmuş. Yanıyorum diye elini dahi uzatmamış. Kahvedekiler bunun yanıyorum demişler, gülüşmüşler, şakalaşmışlar.
Gece olmuş, gözün kafasına döken adam gece rüyasında alır mısın, verir misin? Demişler atın şuna en son cehenneme. Neden? O kimsenin kafasını yaktığı için, kendini yaktığı için. Eyvah adam sapa bulmuş, koşa koşa gelmiş kahve ya. O hani aklı dengesi eksikmiş gibi, görün adamı orada gene. Demiş ki ya hakkını izah et. Biz demiş, dün bir edepsizlik ettik, sabaha kadar böyle böyle oldun. Demiş, özür dileriz. Çıkarmış, deli dedikler adamın tapçesini, böyle kafasını koymuş. Kafada yanık yok. Demiş ki, senin sahibi var, sahibine gideceksin demiş. Kim demişler, kim demiş, benim istatım var, filanca yaptın demiş.
Ondan gideceksin, helallaşacaksın demiş. Benden iş bitti. Koşuluş, kolay değil, cehennem. Rüyanızda görseniz, ekmekten, sudan kesiversiniz. Koşa koşa gitmiş adam. Üstadına, selamun aleyküm, aleyküm selam. Demiş, efendi hakkınızı helal edin. Demiş, deni dervişiniz var ya, demiş, binan ziyerde. Her evladım demiş. Efendim demiş, biz sakalaşırdık, o mutlaka sana biraz, tönbeki közü dektik de demiş. İşte böyle böyle hal oldu, rüya gördü, şu oldu, bana helal edin. Mübarek kafasından takkeyi çıkarmış, göstermiş. Yanık üstadının kafası. Demiş, evli adam, demiş, kelin sahibi var. Demiş, bunu görüyorsun ama, demiş, dün gece, Muhammed Mustafa'nın kafası da yanık. Demiş, dün gece, huzurullah'ta, baktık ki demiş, onun da kafası yanık.
İş bizden çıktı, evlat demiş. Kelin sahibi var, demiş. Ona gideceksin, yaslanacaksın, dayanacaksın. Ona yaslanacaksın, dayanacaksın, demiş, ona gideceksin. Sürmetli kardeşler, kelin sahibi vardır. Hiçbir kimseyi sahipsiz görmeyin. Hiçbir kimseyi. Birisi oturup, Allah diyorsa, sahibi vardır. Birisi gitmiş, bir üstada bağlanmışsa, hasbel kader, sahibi vardır. Sen onun üstadını, ürşit görmezsin, neyi görmezsin, ne bileyim, üstadını eksik görürsün, noksan görürsün, hata edersin. Hata edersin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, aman ha, hangi zilkullah halakasına giderseniz gidin.
O halaka, nurdan halakadır. Ne dedi Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, siz dünyadayken cennet bahçelerine umurayınız. Ya Resulallah, dünyada cennet bahçesi var mı? Niyan, var. Zikrullah halakalarıdır. Siz dünyadayken cennet nimetiyle nimetleriniz. Ya Resulallah, dünyada cennet nimeti var mı? Zikrullah meclislerinde bulunmanız, zikrullah meclislerinde Allah'ı zikretmeniz, cennet nimetidir.
Nasıl İsa'nın havarilerine cennetten sofraya indirdiyse Allah'a, onlar cennetin nimetine baktılar. Onlar erdeki metaya baktılar. Ulaşacakları metaya görmek istediler. Onlar Allah'ı özlemediler. Onlar Allah'a, Onlar Allah'ın istedikleri cennet nimetiydi. Ve Cenab-ı Hak onlara dedi ki, alın, sizi ahirette bu dünyada istediniz.
Şeyh ve şüphe ettiniz. Dereddüt ettiniz. Ama bundan sonra yandı, sallanırsa, cennet nimetidir. Sen cennetin içerisinde Allah'ı arzula, cennet halkına tecelli eder. Kendini gösterir. O zaman sen, halakayı zikrullahı, cennet gibi gör. Ve, burada Allah'ın, tecelliyatını seyretmeye çalış. Gözünü elmaya dikme. Gözünü elmaya dikersen, cennetten kovulursun. Adel gibi. Sakın gözünü elmaya dikme.
Gözünü elmaya dikersen, kovulursun. Havva gibi. Ya, Allah de. gözünü Allah'a dik. Emirlerine sımsıkı yapış, onun Kur'an ve sünnetinden dışarı çıkma. Ve, gözünü Allah'a dik. Allah bizi onlardan eylesin. 3 ihlas, fatihah şerifah.
Bütün Peygamber, işaretlerimizin ruhlarına, aileye eydin. İklaatı ve sedaleyleyi Ya Rabbi. Hikmetlerinin, şefaatlerinin üzerinden, eksik eyleme Ya Rabbi.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.