mustafaozbag.org

82. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 57:52

Müfesleler iyi bir şey, bulutumsuz bir şey olarak nitelendirmişler. Aslında bu yok iken Allah'ın nerede var olduğu bu meselenin içeriğinden uzak bir soru. Ama insan aklı normal şartlarda Allah'ı bir mekan tayin etmeye çalışır.
Biz kemale ermediği müftetçe bir tarafımızdan hep Allah'a mekan izafe etmeye çalışırız. Oysa mekansızdır. Allah'ın bir mekanı yoktur. Sık demek sınırdır. Bunu düşünemeyiz. Çünkü Cenab-ı Hak ayet-i keremede o idraklerin üstündedir der. Yani Allah idraklerin üstündedir.
Düşüncenin üstündedir. Aklın üstündedir. Zat olarak da, sıfat olarak da aklın üstündedir. Ben onu biz insanlar anlasınlar diye zat ve sıfat ayrımı yapmışız. Ama o zat ve sıfat olarak da insanların düşüncesinden, idrakinden yüksektedir. Bu manada Hz. Musa onu görmek istediğinde Cenab-ı Hak ona der ki buna dayanamazsın.
Hatta tecelliyatına da dayanamamıştır Musa aleyhisselam. Sen bu dağa bak dediğinde dağa bakar. Allah sıfatıyla oraya tecelli eder. Sıfatıyla dağa tecelli edince Musa aleyhisselam ve yanındakiler bayılırlar. Bu manada Allah, zat ve sıfat noktasında akli melekelerin üzerinde bişerlisin. Allah mümür kulunun kalbine tecelli eder. Kalbine tecelli ederken Cenab-ı Hak sıfat olarak tecelli eder. Sıfatlar olarak tecelli eder. Diyeceksiniz ki zatı sıfatından ayrımı değil. Ayrımı değil. Eğer birisi Allah benim gönlüme zat olarak tecelli ederse, teknik olarak kendi kendisini aldatmış olur. Ama Cenab-ı Hakk'ın sıfatını kendisi zannedebilir.
Allah'ın basit sıfatı bana tecelli etti demez hiç kimse. Allah tecelli ettiler. Hiç kimse Allah'ın kudret sıfatı tecelli etti demez. Allah tecelli eder der. Bu konuyu, bu mevzuyu anlatırken. O yüzden Allah sıfatlarıyla tecelli eder. Ama biz onun sıfatlarıyla tecelliyatını zatından ayrı olarak görmeyiz. Ama sakın böyle konuşurken zatıyla tecelli etmiş gibi algılanmasın. Çünkü Allah Celle Celaluhu herhangi bir şekilden, şemalden, herhangi bir anlayıştan uzaktır. Onun içine hafif edilmesi mümkün değildir. Herhangi bir yönden, herhangi bir mekandan uzaktır. Onun üzerine herhangi bir fikir yürütmekte haramdır. O yüzden Allah hiçbir şey yaratmazdan evvelde var idi. Var idi.
Ve bu varlığı şöyle algılayabiliriz. Düşünceden, idrakten uzak bir varlık. Ve bunu düşünmeye çalışmak, nasıl varlığı, nasıl bu noktada, nerede duruyordu demek, bizi şüpheye götür şeytanın vesvesesidir. Allah'ın hafaza eyleseyi. Çünkü burası bizim inanç olarak, iman olarak, akıl olarak atabileceğimiz bir şey değildir. Bunu idrak edebilir miyiz?
Allah'ın sıfatları noktasında, Cenab-ı Hak'ın müsaade ettiği kadar idrak ederiz. Müsaade ettiği kadar. Ama sıfatının tecelliyatını dahi anlatırken hata ederiz. Bu sadece bir insanın gönül keşfiyle elde edebileceği bir bilgisi. Gönül keşfiyle. Allah o keşfi erenlerden eylesin inşallah. Ölmeden önce ölmek midir tasavvufu demişlerden. Tasavvuf, evet ölmeden önce ölmektir bir bölgesiyle. Ama tasavvufu sadece bununla nitelendirirsek bu tam bir açıklama olmaz. Tasavvuf, her şeyden önce birinci derecede Allah'ın emirlerine sımsıkı yapışmaktır. Farkları yerine getirmektir yani.
Allah'ı sevmektir. İşte Allah'ı sevmekte kilitlenir tasavvuf. Ama bu demek değildir ki bir kimse farkları yerine getirmeyecek, nafilelerle Allah'a yaklaşmayacak, direkt Allah'ı sevecek. Farkları yerine getirecek, nafilelerle Allah'a yaklaşacak ve Allah'ı sevecek. Bir kimse nafilelerle Allah'a yaklaşırken ölmeden önce ölümü tadar, ölmeden önce ölüm tecelliyatına girecek olan bir mesel, muhakkak ki farzları yerine getirecek.
Farzları yerine getirmeyen bir kimsenin, nafilelerle Allah'a yaklaşmayan bir kimsenin, ölmeden önce ölünüz tecelliyatına mazhar olması mümkün değildir. Ve bu ölmeden önce ölünüzün bir nefsi noktası vardır, bir de seyri sürükle alakalı ruh noktası vardır. Nefsi noktası vardır, o kimse ölümü yaşar ve her nefis meratibinde bir ölüm yaşar.
Ve her nefis meratibinin içindeki derken, kendi nefis perdelerinin içinde de ayrı ayrı ölümler yaşar. Bu nefisle mücadelenin sonucudur. Nefisle mücadelenin tecelliyatıdır. Ama şunu unutmayın ki, bu tasavvukta yol almak için yeterli değildir. Öbür tarafta da kalbi olarak bir yol gidilmesi gerekir. Ve o da seyri sürüktür. Seyri sürük noktasında giderken, bunları bir kısımları ayırt etmemiş. Ayırt etmeden ikisinin içerisinde cem etmiş. Nefis meratiblerinin içerisinde, nefsi mutmainliğe gelenin seyri sürükünü de başlatmış. Ve birbirinin içine katmış. Yani birbirinin içine kataraktan yürütmüş. Dördüncü makama gelen bir kimse de aynı zamanda seyri sürükün ikinci makamı başlatmış.
Beşe geçtiğinde seyri sürükün ikincisini başlatmış. Altıya geçtiğinde seyri sürükün üçüncüsünü başlatmış. Yediye geçtiğinde de nefis meratib olarak seyri sürükün son hali olan dördüncü halini yaşatır gibi yapmış. Ve tasdip ederken de hepsini bir şeyin içerisinde tasdip etmiş. Ama meselenin iyi anlaşılması için, meselenin iyi öğrenilmesi için, nefisle mücadelenin veya nefis meratibleriyle kalbin meratiplerinin aynı olmadığını izah etmek noktasında ayırt ediyoruz.
Yoksa yolu birbirinden ayırt etmek, halleri birbirinden ayırt etmek noktasında değil. Şunu unutmayın, nefisle mücadelede nefsi mutmainliğe gelmeyen bir kimsenin seyri sürükünün de başlaması mümkün değil. Yani bir kimse emmaredeyken bir kısım sapık ehli tasavvuf gibi biz emmarede olan bir kimsenin seyri sürükünün de olabileceğine inanmayız ve olmaz da. Çünkü hiçbir doğruya gidiş yanlış da olmaz. Hidayet yolu yanlışlarla görülmez. Hidayet yolu haramlarla gidilmez. Hidayet yolu sapıklıklarla örülmez. O yol apaçık bir yoldur. O yol Kur'an ve sünnetin nurlu hükmüyle hükümlenir. O yol Allah'ın mahafetullah ilmiyle ilimlenir. Yanlış da doğru bulunmaz.
Doğrulmuş gibi görünse dahi geri döner o. Hiçbir yanlış insanı doğruya götürmez. Hiçbir haram insanı Allah'a vasıl etmez. Hiçbir günah-i kebail insanı Allah'la dost etmez. Günah-i kebail ile dost olunmaz. Kalbindeki çıfırtlıkla, kalbindeki günah-i kebail ile, kalbindeki kin ile, nefret ile, kalbindeki buğuz ile, kalbindeki yanlış inanışlarla, sapık inanışlarla muhalefetullah ilmine vasıl olamazsınız.
Tasavvufun içinde yürüyemezsiniz. Muhakkak ki hem akile olarak inanışınız, hem de ameli olarak davranışlarınız, hem de kalbi olarak Allah'a yakınlaşmanız, Kur'an ve sünnetin noktasında, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çizdiği Muhammed'i bir yolda olması gerekir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, beni Allah terbiye etti ve ne güzel terbiye etti diyorsa, biz Muhammed Mustafa'nın terbiye sistemine uyma, onun peşinden gitmek zorundayız.
Ve Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hiçbir haram ile, hiçbir şifanın olmayacağını beyan etmiştir. O zaman kalbimize şifa arıyorsak, o zaman içimize şifa arıyorsak, batınımıza şifa arıyorsak, muhakkak ki yol gidişimiz, Kur'an ve sünnet içerisinde ve helal dairede olmalıdır. Ve Muhammed Mustafa'yı terbiye eden Allah, onu neyle terbiye etti?
Neyle terbiye etti? Zikirle terbiye etti. Onu tövbeyle terbiye etti. Onu Kur'an'la terbiye etti. Kur'an'ın içindeki hükümlerle terbiye etti. Ve onu sünnetiyle süsledi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti, Allah'ın sünneti, Allah Muhammed Mustafa'yı kendi sünnetiyle süsledi, ziynetledi. Kur'an'la onun üzerinden bütün insanlığa hidayet yolu açtı.
Kur'an'la bütün insanlığa neyi nasıl hükmedilmesi gerektiğini öğretti. Kur'an'la bütün insanlığın doğru yolda nasıl yürümesi gerektiğini emretti. İşte tasavvuf bu dost doğru yoldur. Kur'an'ın hükümleri Muhammed Mustafa'nın sünnetiyle sünnetlenmiş, kenarları belli, kenarları belli bir yoldur. Kenarları belli yol dediğim ne? İnsanların nerelerde harama düşeceği, nerelerde sapıklığa düşeceği belirlenmiştir. O caddenin kenarı bellidir. Ve kenarı belli olan caddenin içerisinde yürümektir tasavvuf. Kenarı belli. O yüzden bir kimse ve o halisi için kenarı belli olan yolun hükümlerine rağm olması gerekir. Kıymetli kardeşler, son hali insanların içerisinde yaşayıp sadece ve sadece Allah'ı gözetmektir.
Sadece ve sadece hukuku gözetmektir. Sadece ve sadece hakkı gözetmektir. Sadece ve sadece Allah'ın bu noktadaki duruşunu gözetmektir. Yoksa ölmeden önce ölünüz, hadis-i şerifinin sırrına vakıf olmak için yaşarken kabre girmek değildir. Ölmeden önce ölünüz, hadis-i şerifinin sırrına ermek için gidip günlük taputun içinde bir saat yatmak değildir.
Ölünüz hadis-i şerifinin tecelliyatına mazhar olmak için evine beş metre bez alıp, aha ben kefenime sarındım, kefenim üzerimde ölüme hazırım demek değildir. Geçmiş tasavvuf kitaplarında okuyabilirsiniz, yaşamak istiyorsanız insanların içerisinde insanlara zarar verir, yaşayacaksınız. Ölü insanlara zarar verir, ölü etmiş girir.
Dünyanızdan güzel koku sevdirildiği, güzel koku, güzel koku, insanlar muhabbet, gidip güzel kokular, necis kokuları önler. Ve vücudunuzdan sizin kokmanızı sağlar.
Doğru mudur? Asıl koku sizin gözünüzden çıkar. Asıl koku sizin elinizden, ayağınızdan çıkar. Kalbini güzel kokutmak için kalbin güzel kokması gerekir. Kalbin güzel kokması için farzların üzerinde titizlikle durmak ister. Kalbin güzel kokması için nafilelerle Allah'a yaklamak ister. Kalbin güzel kokması için, zikirle kalbin pirpak olması ister. Ve o kalpte Allah'ın nurunun tecelliyatı ister. Eğer kalbinizde Allah'ın nuru tecelli ettiyse, o zaman sizde korku yok, kötü koku da yok. Allah'tan başka şeylerden korkanlar, kötü kokular çıkarırlar. Allah'ın başka şeyi sevenler çıkarırlar.
Allah'tan başka bir şeye gözünü dikenler, kötü kokular çıkarırlar. Allah'ın hükmüyle hükümlenmeyen kokular çıkar. Sen Muhammed Mustafa'nın o haliyle hallen. Kalbinde güzel kokular olsun. Güzel kokular olabilmen için kalbinin cennet bahçesinde olması gerekir. Cennet miskler miski gibi korkar. Cennet kadar güzel kokan bir şey yoktur. Çünkü Allah cenneti en güzel şekilde süslemiştir. Cennetin kokusu, kokusundan küçücük bir zerre, küçücük bir zerre dünyaya yayılsa, dünyanın içine düşse, dünyada necis koku diye bir şey bulamazsınız. Düşünün, kalbinizin cennet bahçesi olduğunu, kalp nasıl cennet bahçesi olur? Allah'ın zikriyle cennet bahçesi olur.
Ne dedi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem'in letleri? Siz dünyadayken cennet bahçelerini bulmayınız. Ya Resulallah, dünyada cennet bahçesi var mı? Evet var. Neresi ya Resulallah? Zikir halakalarındır. Siz zikir halakalarına giderseniz, cennet kokusuyla kokulanırsınız. Siz zikir halakalarına giderseniz, cennet nimetiyle nimetlenersiniz. Cennet nimetiyle nimetlenen bir kimsenin, ağzı başka bir şeye kokar mı? Cennet nimetiyle nimetlenin, ağzı kötü kokar mı? Burnu kötü kokar mı? Gözü kötü kokar mı? Cennet nimetiyle nimetlenen bir kalbin, huzurlarından kötü kokular çıkar mı? İşte ölmeden önce ölünüzün sırrı budur. Ölmeden önce ölünüzün sırrının bir veçesi böyledir.
Gel kardeş, ölmezden önce öl. Yani sen elinle bile bile etrafına zarar verme. Elinle bile bile, dilinle bile bile etrafına zarar verme. Ayağınla bile bile etrafına zarar verme. Gözünle bile bile etrafına zarar verme. Yani haramda bak. Yani şehvete bakma. Yani gözünü dikme mümin kardeşine. Kaşlarını çarpma. Zalince sert bakma. Müminin mümine sert bakması dahi haramdır. Gözünde şefkat olsun. Merhamet olsun. Senin gözünde şehvet olmasın. Senin gözünde zalimlik olmasın.
Ya merhamet olsun. Kalbinde merhamet var ise, gözünde merhamet olacak. Kalbinde şefkat var ise, gözünde şefkat olacak. Ve kalbinde eğer kesenin şehvet var ise, gözünde şefkat olacak. Gözünde duvarları yıkacaksın. Perdeleri yıkacaksın. Asıl hedef bu. Gözünle şefkatle bakma hiçbir tarafa. Ölmeden önce öl. Ölünün şehveti olur mu? Ölünün haramayız biliniz atması olur mu? Ölünün bir mali, kendi üzerinde bu benim dediği bir şey. Ölünün nesi var?
Kıymetli kardeş. Ölmeden önce ölünüz. Edebiyatı güzer. Biz onun sırrına vakıf olduk. O halı ulaştık demenin edebiyatı güzer. Demiş ya, hani muhaf sahibi, hani mülk sahibi. Hani bunun ilk sahibi. Edebiyat olarak çok tatlı. Ölmeden önce ölünüz. İnsanların içerisinde yaşayıp, arkadaşlarının, dostlarının içerisinde yaşayıp, onlara zarar vermiyoruz. Bu işin zeminidir, zemini. Şu anda insanların muhtaç olduğu şey. İnsanlığın muhtaç olduğu şey. Hangimiz yüreğimizi yanı başımızdakına rahat bir şekilde açabiliyoruz ki? Hangimiz kalbimizde yanı başımızdakına çok rahat bir şekilde açabiliyoruz ki?
Hangimiz hangi kardeşimin merhemine, yarasına merhem sürebiliyoruz ki? Hangimiz hangimize kalbimizi, yüreğimizi, gönlümüzü, evimizi, malımızı, müdürümüzü açabiliyoruz ki? Ölmeden önce ölünüz. Kırs'tan geri tutun kendinizi. Ölmeden önce ölünüz. İnsanların elindekinlere göz dikmeyin. Ölmeden önce ölünüz. Senin kendi maliyetinde tasavvufunda olan şeyleri dahi kendinden görme. Kendinden görme. Senin görme. Kendinin görme. O senin değil. Her neyin var ise bırakıp gideceksin bu dünyada. Her neyin var ise. O zaman gelin ölmeden önce ölünüz sırrına vakıf olmak için. Bakın bu anlattığım şey tasavvufi manada.
Seyir üşürlük noktasında. Bu benim diye sarıldığınız şey seyir üşürlükte yürüyecekseniz senin olmadığını göreceksin ve senin elinden uçup gittiğini de göreceksin. Ya gel şimdiden elinden uçup gitmeden benim olarak görme. Uyanık ol. Senin diye sarıldığın şey eğer senin sürük yolunda gideceksen tekrar söylüyorum. Senden alınca. Eğer o yolun derinliğine gitmek istiyorsan gel alınmadan onu kendinin görme. Uyanık ol. Ölmeden önce ölünüz sırrına konuşmak için kalbinizde Allah'ın zikrullahı yerleşsin. O sırra ulaştığınızın resmidir.
Kalbiniz Muhammed Mustafa'nın kalbinin içine girdiyse o sırra ulaşıyorsunuz. Zikrullah'ta hiçbir şey düşünme. Sohbette hiçbir şey düşünme. Semada hiçbir şey düşünme. İbadet halindeyken hiçbir şey düşünme. Bunun öğretisinin başlangıcı üstadın kalbinin içine girmektir. Orası emin yerdir. Öğretinin başlangıcıdır. Bunu kendi adımıza söylemekten hayal ederiz. Bunu üstadımız bize böyle talim ettirirdi. Bunu böyle söylemek daha uyumudur.
İkinci merhalesi Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kalbine rüzgü etmektir. Buraya esma gerekir aslında. Ama kardeşler bunu samimiyetimle söylüyorum. Allah beni şatahattan ve şatafattan korusun. Bu kapının aralanması sizin Allah'ın, Resul'un ve üstadınızın sevgiyle olacaktır. Bu kapının aralanması Allah'ın hukukuna saygı, Muhammed Mustafa'nın edebiyle edeblenme, onun sünnetiyle, sünnetten de üstadın çizgisinde gitmekle olacaktır.
Ama gelin, bunu sadece zikurluğa yaymayın. Günlük hayatınızda da yayın. O nurlu, o sırlı, o esrarlı kalbin içerisine girmeye çalışın. O sırlı, o sırlı yola, o sırlı kapıdan girmeye çalışın. Halinizin, ahvalinizin değiştiğini göreceksiniz.
Tasavvufun özü hükmündedir. O sufi, o yolcu, üstadın kalbine girmeye başladığında lazım olan ilim, lazım olan bilgi, lazım olan esrarlı hükmek ona verilecektir. Sen edeble zikrullahına devam et. Sakın zikrullahta halini değiştirme. Bu işin esrarı zikrullahtır. Bu işin sırrı zikrullahtır. Allah'ı zikretmektir. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem adetleri, Allah beni terbiye etti derken zikrullaha atıpta bulunur. Oradaki terbiyenin büyük bir kısmı Allah'ın zikirdir. Ve Muhammed Mustafa'nın kalbi bir an, Allah'ın zikrede uzak durmamıştır.
Onun kalbine bir şeytan tecelli etmemiştir. Tüm dünyada yaramış olan, sırlı, ümmetli bir kalptir. Allah tecelli etmiştir. Teviyatı daimdir. Allah'ın tehlükatı arıyorsan, kendine duşa götürmek istiyorsan kendini.
O Muhammed Mustafa'nın terbiyesiyle terbiyeler. Allah'ı her daim zikret ve insanların hiçbirisine zarar verme. Ve etrafına iyilikle muamelede bulamıştır. Ve etrafına iyilikle nasihat et. Ve etrafına güneş gibi ol. Aydınlanmaya çalış. Ve etrafındaki insanlara toprak gibi ol. Tefasılı ol. Böpürlenme. Yükseklenme. Havalarda uçma. Havalarda uçtuğunu söyleme. Kendinde bir şey zannetme. Kendini sakla. Kendini gizle. Kendinin namaz kıldığını dahi etrafa söyleme nüksün yok. Nafile ibadetlerini meydana çıkarma. Yaptığın hayır hasanatı söyleme.
Bir fakiri doyurduysan insanlara bunu duyurma. Bir kimsenin üzerine bir gönle kaldıysan insanlara bunu duyurma. İnsanların bir kuruş borcuna yardım ettiysen bunu etrafına duyurma. İnsanlara bir hayır hasanat ettiysen bunun dellanlığını yapma. Ölü gibi ol. Ve kendi benliğini unut. Senin üzerinden bir hayır olduysa onu Allah yaptı. Bunu senin üzerinden yaptı diye Allah'a şükran borçlusun. Allah'a yağlar ve göz yaşıdır. De ki Yarabbi benim üzerimden sen doyurdun bir acı. Benim üzerimden sen giydirdin bir yoksuluğu. Benim üzerimden sen okşadın onun başını. Benim üzerimden bir dula sen yardım ettin. Bir kimsesizin kimsesi sen oldun benim üzerimden.
Ve beni bu işte kullandığın için sana hamd-ı sena ederim de. Allah sevdiklerinin üzerinden bunu yapar. Oradan anla ki Allah seni seviyor. Allah sevdiklerine bu nimetleri verir. Oradan anla ki Allah seni seviyor. Deme Allah beni seviyor mu sevmiyor diye. Kendi haline Allah'ın seni sevdiğini gör. Ve git sessiz sessiz bir kenarda ağla. Ve git geceleri kalk. Allah'a hafif. Yarabbi beni bu halde sen tuttun de. Eğer zikrünler hayal değil seni sevdi. Allah sana ben seni cennet bahçesine koydu. Aman kendine burada dikkat et. Raflete düşme. De ki beni cennet bahçesine gönderdin.
Cennet bahçesini vesile ettin. Cennet bahçesinde nimetlendirdin. Cennet bahçesinde beni afiyetlendirdin. Cennet bahçesinde maddi manevi beni şifalandırdın. Ey Allah ölmeden önce ölünüz. Cennet bahçesinde yürümektir. Önemler cennetlik diyseler. Öldüklerinde kabirlerin cennet bahçesi olur. Önemli insan cennetlik ise o kimsenin hesabı kitabı görülür. Cennete konulur. Ve sen cennet bahçesindesin. Tasavvufun tam ortasındasın. Ve cennet bahçesindesin. Allah'ın farzının, kereminin tam ortasındasın. Ve cennet bahçesindesin. Allah'ın ikramının tam ortasındasın. Ve cennette sorumlu sual yok. Yiye yiyebildiğin kadar. Burada kabını doldurduğun kadar. Burada Allah'ı zikret, doya doya.
Başka bir şeylerle meşgul etme. Birinin sarığı, birinin takkesi, birinin batması, birinin çıkması seni yıkılendirmesin. Birinin günahı, birinin kusuru, birinin hatası, birinin yanlışı seni yıkılendirmesin. Ben cennet nimetlerinde burada kucağını doldurmaya çalış. Ve Allah cennet halkına tecelli eder. Allah cehennem halkına tecelli etmez. Allah cennet halkına kendini gösterir. Allah cehennem halkına bu noktada güzel sıfatlarıyla, güzel haliyle, bütün hallere sıfatları güzeldir. Tövbe estağfurullah. Ya Rabbim beni affeylesin inşallah. Yani cennet halkına gadabıyla tecelli etmez. Onun gadabı da güzeldir. O gadabıyla, o kahrıyla cehennem halkına tecelli eder.
Korkumuştur ve ne büyük korkudur. Ama cennet halkına öyle tecelli etmez. O zaman ölmeden önce ölümün sırrına vakıf olmak isteyenler, bu halle hallenmek isteyenler, dünyadakent, dünyadakent cennet bahçelerine yürüyecekler. Ne zikir halakaları. Kardeşler, zikir halakalarına uğramayan insanlar cehenneme uğrayacaklar. Eğer dünyadakent zikir halakasını uğramadıysa, eğer dünyadakent zikir halakası uğramadıysa, bütün sıkıntın, bütün içindeki velvelerin sebebi bu.
Bir gün gün kardeşimiz neden geçin cehennemde yansın cehir diyeyim. Neden cehenneme uğrasın. Gel kardeş, dünyadakent aklını başını topla. Gel, senin derinleşmeni de istemiyorum. Ben senin ne olacağını, ne olmuşunu istemiyorum. Ama bir zikrullah halakasından geç, bu hitaba ne eder diye, tehdit ederken, az zikredenlerden eylemesin.
Düğümüz yetmez. Allah ilham etsin, ikram etsin, ihsan etsin. Zikriyle dilimizi, gönlümüzü, ruhumuzu şenlendirsin inşallah. Zikriyle kalbimizi zenginleştirsin inşallah. Zikriyle bütün hallerimizi hallendirsin inşallah. Zikrullah, ilimize, gönlümüze, kalbimize, vücudumuza, sırrımıza, ruhumuza tecelli etsin inşallah. Ve kardeşler, olursanız olun, hangi tarikata giderseniz giderin, hangi şeyhe yolunuzu, hangi cemaate giderseniz gidin, hangi cemaattan cemaatlanırsanız cemaatlanın, şu kıymetli vakitlerinizi, saatlerinizi, dakikalarınızı Allah'ın zikriyle geçirin.
Abdullah'a demiş, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem, demiş senin çokça oruç tuttuğunu, geceler namaz kılıp ağladığını, diyorum zannetmem, nasıl peygamber? Senin gece haline de, gündüz haline de vakıf, bugün vakıf, bugün vakıf değil mi?
Ümmetinin gece namaz kılıp ağladığına vakıf olan ve sabahına ona söyleyen bir peygamber, sizin gözyaşlarınızdan uzak mı zannediyorsunuz? Gece kalkıp namaz kılsanız, ondan haberi olmayacak ve diyor ki, Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'a, gece namaz kılıp ağladığından haberiniz var, tuttuğundan haberim var. Sonunda da diyor, tutabilesin oruç. Ağır gelirse, zor gelirse, zayıf ümmetlerine, buradan zayıf ümmetlerine bir mesaj veriyor.
Diyor ki, ey, meclinize zor gelebilir, ağır gelin, senenin belli zamanlarında, belli gündemde, belli dakika vesairelerine alınması, Allah'a tutmak koyuyor. Ben günlük bir elimi çekiyorum. Bugün sabah bir elimi çektim, yarın sabah da çekeceğim inşallah.
Bir gün nuruna eklesin. Pazartesi günden zikrula halakasını, kendini tespit et, nakit otur. Bir gün senin için uygun, perşembe. Aman perşembe bir zikrula halakasına otur.
Bundan seni alıkoyamayın, buna dikkat, hiç alıkoymasın. Bir şakit namazını kıl, buna dikkat et, bundan seni hiçbir şey alıkoymasın. Perşembe, başında ortasında sonunda, başında on altı sezama. Sen hiç olmazsa ayda o üç gün, hiç olmazsa daha fazlasın.
Pazartesi perşembe dur. Ama muhakkak, o günlerde orucunuzun ve Allah'ın nurunu nuruna ekle. Ölmeden önce ölünüz. Nefsi olmaz. Nefsine uygun. Kendini mefaslılıklara daldırma. Kendini nefrete daldırma. Kendini içine daldırma. Sakın. Sana yeter. Allah seni vasil. Kendini bırak. Kendini beğenmeyi bırak. Kendi yüksekliğini bırak. Allah var.
Kendini savunmayı bile bırak. Allah versen. Yarabbi sahibim sensinler. Dünya geçecek bitecek. Kimsesizlerin kimsesi azla. Kimsesizlerin gibi görünenlerin sahibi Allah. Kimsesiz yokmuş gibi görünenlerin kimsesi Allah. Allah kendini ona sevdir. Sen kendini ona yasla. Sen kendini ona dayandır. Bir şey seksik olmaz. Ne dedi Yakub'a? Hey ya. Onun ruha imandı bu.
İşini de aşını da o halledecek. Ne dedi Peygamberin Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem?
Yarabbi işimi de aşımı da sana havalettim dedi. İşimi de nefsimi de. Sen kendini ona bırak. Bu ne demek? Bütün ilaheleyi bırak demek değil. Onun hükmüne bırak. Onun rızasına bırak. Onun sıfatına bırak. Onun kokusuna bırak. Onun ziyyüne bırak. Onun ahlakına bırak. Onun haliyle halledecek. Heştine uyma. Ölmeden önce ölürüz. Ölde bir şey olduğunu görme. De ki senin üzerinden bir şey recep ediyorsa Allah'ındır. Kendini görme. Sana da bir şey geliyorsa de ki Allah'tan gelme.
Görme Ahmet'ten, Mehmet'ten, Mustafa'dan, Adnan'dan, Hüseyin Çavuş'tan. Allah'tan geldi. Ne dedi? Yiyen Abdullah'a, yani Hz. Abdullah'ın oğluna, pardon, Hz. Ablas'ın oğlu Abdullah'a ne dedi? Ey yavrucuğum iyi dinle. Bütün insanlar sana kötülük yapmak isteseler, Allah müsaade etmedikçe sana kötülük yapamazlar. Ve bütün insanlar sana iyilik yapmak istese Allah her şeye küçüğe.
Hukukuyla hukuklan ki O da senin hukukunu korusun. Bir şey dileyeceğini de Allah'tan dile. Bir şey dileyeceğini de Allah'tan ister. Ve Hz. Ebu Bekir Efendimiz devesini çökertirdi. Düşen kırbacını almak için. Dediler, ya emir elbimini sana ağır verirdik. Muhammed-i Mustafa'ya özel hafif yaptık. Söz verdik. Dedik ki hiç kimseden hiçbir şey istememeye Allah'a söz verdik. Neden Allah? Derdine derman olacak olan Allah. Unutma. O dernağını yaratmadan derdi yaratmaz. O rahatlığı yaratmadan sıkıntıyı yaratmaz. O şifayı yaratmadan hastalığı yaratmaz.
Unutma. O günahı yaratmadan önce de tövbeyi yarattı. Gafletini yaratmazdın. Ölümümüzüz. Allah cümlemize o sırdan ailelerden aramadık. Önümüzdeki Mevlüt Kandili'nde saat 1'de yukarıdaki Karabaş veli tekkesinde bayanlara özel, sadece bayanlara özel Mevlüt Kandili programı vardır. Mevlüt Kandili'nde bayan kardeşleri duyurulur inşallah.
Tabi erkekler de bundan haberim olsunlar. Hanımları, eşleri, çocukları için inşallah. Bayan kardeşlerinin orada Kandili programı olacak. Hakkınızı helal edin. Bu soruları, eş geçtiğim soruları kıymetsiz gördüğümden dolayı değil, vahdimizin az olduğundan dolayı değilim. Bu için da fatiha şef. Allah cümlemize o sırdan ailelerden aramadık.
Allah cümlemize o sırdan ailelerden aramadık. Estağfurullah el-Azim, el-Kerif, el-Kerif, el-Hayyul-Ghayyum, ve-Türküle-Görü'l-Fülay'cım, şeytanın racîm, Bismillahirrahmanirrahim,
eftali zikrfâlememmehûm. Fatiha, Allah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi