Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 59:00
Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin, Cenâb-ı Hakk'ın bizi hayır etsin, hayırınızı, yıldınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, inşâAllah. İnsanlar sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Dünya hayatı insanları aldatır. Muhakkak ki dünya cezbedecek insanlara. Bu ayet-i kerimeye muhalefet etme noktasında değil, insanoğlun, unutun. Biz deriz ki dünya hayatı sizi aldatmasın, dünya hayatı bir yere kadar insanı aldatır.
Bu aldanma lazım mı? Lazım. Yani diyeceksiniz ki bu aldanmalar nasıl lazım, basmaya lazım. İnsan dünya hayatının lezzetine bakmadıkça, kanmadıkça ahiretin lezzetini hayal edemez. Ama o lezzeti bakar, o lezzeti tatar, o lezzete, o lezzetin peşine düşmezse, o zaman o lezzet onu ahiret lezzetine götürür.
Ya bir kimse bir kadını sevmedikçe sevmenin ne olduğunu bilemez. Bir erkeği sevmedikçe sevmenin ne olduğunu bilemez. Bir çiçeği sevmedikçe sevmenin ne olduğunu bilemez. Bir insan balı yalamadıkça, baldan bir parmak almayınca balın tadını bilemez ki. Balın tadını alan, baldan bir parmak yalayan bir kimse, ahiretteki bal nehrini, bal dernasını düşünüp, oradaki balın ne kadar büyük, lezzetli olduğunu hayal eder.
Ve burada bir kısım kendisini tasavvuf ehli görenler, dünya hayatı sizi aldatmasın değil, dünyadaki mevcut Kur'an ve sünnet tayresinde Allah'ın verdiği nimetlere sırt dönmüşler. Allah'ın verdiği nimetlere kerih görmüşler. Bu bizim yolumuz değildir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kuzu etini severdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri taze kurmayı severdi. Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bal şerbetini severdi. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tatlı yemeği severdi. Süt içmeyi severdi. Süt içmeyi severdi.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, dünyadan, dünyanızdan bana üç şey sevdirirdi. Birisi iyi kadın, birisi gözümün nuru namaz, birisi de hoş koku, güzel koku. E şimdi, evet, dünya hayatı bizi aldatmasın. Ama bu sevdirilen, mübah görülen şeyleri sırt dönmek yok. Yani birisi sahabeden birisi demiş ya, ben hiç uyumayacağım. Öbürkü demiş ki, ben hiç yemek yemeyeceğim. Öbürkü de demiş ki, ben evlenmeyeceğim. Cebrail aleyhisselam bu üçüyle alakalı bilgiyi Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine getirmiş. Allah Resulü demiş ki, sizlere ne oluyor ki? Allah'tan en fazla korkanınız benim.
Yemek yerim, uyurum, evlenim, cima ederim. O zaman dünya hayatına kapılıp da, ahireti terk edenlerden olma. Dünya hayatını kalıcı olanlardan zannetme. Dünya sadece bu hayatı, dünya hayatı olarak görme. Ahirete iman et ve dünya hayatında kalıcı olmadığını gör. Bu dünya hayatında Allah'ın verdiği nimetleri kullanmamak, Allah'ın verdiği nimetleri sırt çevirmek olarak bunu algılamayın.
Veyahut da dünyayı tanzim etmek, dünyayı, dünyevi hayatı tanzim etmekten uzak durmak olarak algılamayın. Dünya hayatı sizi aldatmasın deyip de işini bırakma. Dünya hayatı seni aldatmasın deyip de eşini bırakma. Dünya hayatı seni aldatmasın diye çocuğunu bırakma. Dünya hayatı seni aldatmasın diye dükkanını açmamazlık etme. Dünya hayatı seni aldatmasın diye ticareti terk edenlerden olma. Dünya hayatı seni aldatmasın deyip de dünyada, dünyayı olarak mevcut olan işimizi, görevimizi terk edenlerden olmayacağız. Dünya hayatı seni aldatmasın. Terk etmişler dünyayla alakalı her şeyi. Hatta kerih görmüşler, işi olanları. Eski kitaplardan okuyorum, bazıları normalde bir dükkanı olan, bir işi olan, çifte çubuğu olan, çoluğuyla çocuğuyla geçinenleri kerih görmüşler.
Bu kerih görmek sünnete aykırı. Hz. Resulullah evlendi. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin çoluğun çocuğu vardı. Hz. Ebu Bekir Efendimiz evlendi. Hz. Ömer Efendimiz evlendi. Hz. Osman, Hz. Ali evlendi. Aşeri mübeşşerinin hepsi de evlendi. Birbirinde işleri vardı. Hiçbirisi de dilenmezdi.
Çalışırlardı, gayret gösterirlerdi. Çoluklarına, çocuklarına bakarlardı. Bir kısmının en önemli işi cihattır. Cihat malı malların en faziletlisidir. En faziletlisidir. Ardından en faziletli, en helal mal ticaret malıdır. Ondan sonra ziraattan, ondan sonra işte kiradan gelen paralar fazilet olarak sıralanır.
Dünya hayatı sizi aldatmasın noktasında durup, dünyayı terk etmek yok. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Evet. Namazlarınızı dosdoğunu kılın. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Hırslanmayın. Bir başkasının elindekine gözünüzü dikmeyin. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Bir başkasını kandırmayın. Bir başkasını aldatmayın. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Gücünüzün üstünde işlere kalkışmayın. Yapamayacağınız şeylerle hafifleşmeyin. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Dünyanın süsüne, füsüne, gösterişine, şatavatına, şatavatına düşmeyin. Böyle düşerekten kendinizi ve çoluğunuzu, çocuğunuzu helak etmeyin. Çoluğunuzu, çocuğunuzu ateşe atmayın.
Kendinizi ateşe atmayın. Gücünüz kadar yaşayın. Gücünüz kadar yiyin. Gücünüz kadar için. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Beş yüz milyonluk mantoyu giymek için uğraşma. Kocanın maaşı sekiz yüz milyon. Adamın maaşı bundan üç dört yıl önce. Üç yüz elli milyon. Kadın gitmiş beş yüz milyonluk mantı almış. Elli milyon, elli milyon taksitle. Mantosu var. Manton çırklıyor. Oranın sahibi değil. Mantı o kadının mantosu değil. O mantıyı giymeyen çevresi müsait değil.
Evet değil. Mahallesi müsait değil değil. Emanet duru üstünde. Yapma. Kendini lezil etme. Halin kadar yaşa. Dünyanın süsü püsü seni aldatmasın. Her sene eşya değiştireceksin diye uğraşma. Dünyanın süsü püsü seni aldatmasın. Lüks arabalara bineceksin diye uğraşma. O ile borçlanıp da gidip de yüz milyonluk, iki yüz milyonluk karabeyi bineceksin diye uğraşma. Dünyanın süsü püsü seni aldatmasın. Gidip adamın evde yiyeceği, içeceği belli. Gidiyor evine koltuk takım alıyor. Gidiyor evine perdelerini değiştiriyor. Gidiyor evine lüks bir hayat sürmeye çalışıyor. Dünya hayatı seni aldatmasın. Sen orta yolu seç kendine. Dünya hayatı seni aldatmasın. İbadetlerini terk etme. İbadetler kalbi tasfiye eden, kalbi arındıran şeylerdir.
Biz namazı kalbimizi arındırır diye kılarız. Orucu kalbimizin arınmasına vesile diye kılarız. Zikrullah kalbimizin arınmasına vesiledir. Kalbi arındıran şeylerdir ibadetler. İbadetler olmadıkça kalbin arınmasını bekleyenler tam hayal görüyorlar. İbadetini toz doğru yap. Dünya hayatı seni aldatmasın. Namazdan geri kalma. Oruçtan geri kalma. Zikrullah'tan, sohbetten geri kalma. Allah demekten geri kalma. Dünya hayatı seni aldatmasın. Kandırmasın seni. Dünya hayatı seni kaldırmasın. Kandırmasın. Aldatma kimseyi. Bir metre bez için gerek yok.
Gerek yok. Allah bizi affetsin. O yüzden kıymetli kardeşler. Dünya hayatına kalmama noktasında ne dünyayı komple terk etmek var. Ne de dünyaya aşık olup ahireti unutmak var. Dünya hayatını aldatmasın. Dakikası sadece dünyevi meselelerle alakalı değil. Dikkat edin. İnsanların kalplerinde gizli bir şirktir bu. Müslümanların bugün için içlerinde gizli şirk. Bu gizli şirke işaret var. Gizli şirke şu. Ahiretle alakalı. Biz ahirete iman ederiz. Ahiret hayatının varlığına iman ederiz. Biz hesaba, kitaba çekileceğimize iman ederiz. Dünya hayatı aldatıp da ahireti yokmuş gibi görmeyiz.
Biz biliriz ki yeniden diriltileceğiz. Biz inanırız ki bizi yeniden Allah ihya eder. Yeniden diriltir. Ve o dirilttiği kulunu hesaba çeker. Havitsin, sen velisin. Sen evliyasın. Sen havada uçtun. Sen karada yüzdün. Denizlerde koştun. Diriltir ve hesaba çeker seni. Diriltir yeniden seni. İhya eder ve hesaba çeker seni. Biz ahirete iman ederiz. Ve dünya hayatını o yüzden anlayız. Sakın babam peygamberdi diye güvenme.
Hesap gününde ben dervişim diye güvenme. Sakın hesap gününde ben şeyhtim, ben üstadtım, ben veliydim. Güvenme. Oranın hesabı çetindir. Oranın hesabı çetindir. Sakın. O yüzden dünya hayatı seni aldatmasın. Dost doğru ol. Dünya hayatı seni aldatmasın. Haramdan uzak dur. Dünya hayatı seni aldatmasın. Sakın ha. Gafletten uzak dur. Haram bir şeye dokunma. Haram bir şeye bakma. Haram bir şeyle temas kurma. Dünya hayatı seni aldatmasın. Helal mı?
Herkese helal. Hiç kimseyi ilgilendirmez. Bu çayı helal mı? Bu çayı ilgilendirmez. İçerim. İçmem. Benim için. Helal. Dur. Haram mı bu? Uzak dur. Dünya hayatı seni aldatmasın. Çay helal. Karışma kardeşim benim içim. İçim yanına da karışma. Helal mı yok? Allah bizi affetsin. Dünya hayatı Allah cümlemizde muhafaza eylesin. İnşallah aldatmasın. Bunun için dünya hayatının bizi aldatmaması için ilaç.
Yani dünya hayatı bizi aldatmasın. Doğru. Bu yanlış. Doğru. Bu kötü. Doğru. İlacı ne? İlacı. Bize ilacı lazım. Bize ilacı lazım. Dünya hayatının aldatmaması için ahireti sevmemiz gerekir. Ahireti sevmemiz için Allah'ı sevmemiz gerekir. Ona iman etmemiz gerekir. Onun iman dizdurlarını yerine getirmemiz gerekir. Ve Allah'ı çok zikretmemiz gerekir. Allah'ı zikredin kardeşler. Ve farz ibadetlerden kesinlikle uzak durmayın. Bunu belki de her derste size söyleyeceğim. Her derste. Aklıma geldikçe, sohbet yerine geldikçe, sohbet yerine oturdukça diyeceğim ki kardeşler farzlara hitaat edin.
Farzlara tabi olun. Farzları yerine getirin. Derviş, derviş olmaz. Farzları yerine getirecek gücünün nispetinde. Bunun birincisi ne? Ameller. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi farz ibadetler. Bunlardan uzak durmak yok. Bunlardan kaçınmak yok. Bunlardan gevşeklik yok. Ibadetler olacak. Benim kalbime bak, kalbim temiz. Namaz kılmıyor. Öyle kalp temizi yok. Biz devamlı huzurdayız. Öyle bir namaz yok. Biz camiye girmiyoruz. Neden?
İşte camide filancayı katlettiler diye. O yüzden. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok. İkinci imam gelinceye kadar namazlarımız kılındı bizim. Onun ikinci imamda kayıp namaz da yok. Böyle bir tasavvuf yok. Böyle bir inanış yok. O yüzden üzerine basa basa söylüyorum ki ibadetlerinizi yapacaksınız. Bunun başında da namaz. Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Hem Allah'ı seviyorum diyecek hem de namazı yok. Hem ben ehli tasavvufum, ehli dervişim, ehli dervişanım diyecek.
Sizin kıldığınız gibi namaz kılmıyoruz biz dedi bana. Dedim ki biz Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tarif ettiği gibi kılıyoruz dedi. Ha işte dedi biz ondan kılmıyoruz dedi. Ha doğru o zaman siz müslüman değilsiniz demek ki dedim. Nasıl yani dedi. Ya İzmir'de de Budist'in biri dedi ki bizim de namazımız var. Bizim de namazımız var deme dedim ben Budist adam. Namaz müslümanların işi. Namaz Allah'a, Resul'una iman edenlerin ibadeti. Bizim de namazımız var dediğin zaman dedim.
Yani sen kimsin? Budist'sin. Budist'in namazı yok kardeş. Siz kübleye yönelip, Fatiha okuyup, tekbir getirip dedim. Fatiha okuyup, rükulu, secdeli namaz mı kılıyorsunuz? Hayır dedim. Nasıl bizim de namazımız var dersin ki dedim ben. Aldatma insanları. Namaz ismiyle aldatma. Namaz ismiyle aldatıyor. Gidersiniz bazı tasavvufçuyum, ehli tasavvufum, dindarız. Veyahut da biz sufiyiz. Veyahut da biz batiliyiz derler. Ne diyorlarsa desinler isimlerini. Namazı emretmiyorsa sapıttır. Namazı kılmıyorsa ve kalpten namazı terk ediyorsa sapıttır. Hadis-i şerif namazı olmayanın dini yoktur.
En son kale namazdır. Yıkıldı, din yıkıldı ya. Kimin dini? O kimsenin dini. O şahsın dini yıkıldı. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Dünyadaki insanların kendi dolmatik fikirleri sizi aldatmasın. Dünyaya kapılmış, şana şöhrete düşmüş olanların fikir ve düşünceleri sizi aldatmasın. Kıymetli kardeşler, beş vakit namazınızı kılın.
İşte ikindiği kılamıyorum. Öğlenle cemet kardeşim. Öğlen, ikindiği. Cemet karşı çalışıyorum. Cemet namazı. Sen şiasın diyorlar bana.
İşkembe-i kübradan mı cemetti? Hadis var hakkında. Kullanılabilir mi? Her cevap kullanılabilir. Namazı kıl. Namazı kılmıyor. Ne ister paşa ol, ister vali. Ne olursa ne olur. Müsaade etmiyorlar. Kıldırmıyor. Senin zamanın öğlen saatinde, tatilinde bak. Abdestini al cemet kardeşim. Kıl namazını. Namazını. Cemet namazını. Allah bizi affetsin. O yüzden namazlarınızı beş vakit kılacaksınız. Çocuklarınızla namazı sevdirip namazı kıldıracaksınız.
Eşlerinizle namazı sevdirip namazı kıldıracaksınız. Etrafınızdaki insanlara namazı sevdireceksiniz. Dini sevdireceksiniz. Diyaneti sevdireceksiniz. Diyanetten kastım dinin bütünü. Diyanetten kastım müftülük değil yani. Onu sevmek zorunda değiliz. Diyanetten kastım İslamiyet komple. İslamiyet. İslam ne? Kur'an ve Sünnet. İslamiyet ne? Bir bütün bin dört yüz yıllık kültür. İslamiyet denildi mi? Bin dört yüz yıllık kültür vardır. Bin dört yüz yıllık. O bin dört yüz yıllık kültürün içerisinde Kur'an ve Sünnet'e tabi olmuş. Delalete düşmemiş.
Sapıklığa düşmemiş olan bütün ulemayı kabul ederiz. Fikir adamlarının bir bütündür. İslam ve Sünnet'tir. Allah bizi affetsin inşallah. Hep böyle bunlara cevap veriyorum. Cevap verdiğim sorular.
İnşallah vakit kalırsa bakacağım onlara. Çünkü zaman Allah'tandır. Daha doğrusu zaman Allah'tır. Hadisi Kutsi. Evet zaman Allah'tır. Yaşadığınız an. Yaşadığınız an. Yaşadığınız nokta. Yaşadığınız bilim. Allah'tır. Bütün kainatın nuruyla kaplamıştır ve kapsamıştır. Yaradılışın başlangıcı olan künden, kıyametin son noktasına kadar olan, bu bizim anlayacağımız noktada zaman dilimi, Allah'ın nuru bu zaman dilimini ihata etmiştir.
Bu zaman dilimi komplesi ve bu zaman değişik boyutlarda olmasına rağmen hepsi de bu manada Allah'tır. Zat noktasında değil, sıfat noktasında. Bu biraz da tasavvuftaki vahdeli vücut doktrinine yakın bir şeydir. Yani sizin o zaman gözünüzün gördüğü görmediği, kulağınızın sesi, kulağınızın algıladığı, algılamadığı, elinizin ve ayağınızın yetip yetmediği her şey sıfat noktasında Allah'ındır ve Allah'tır. Böyle olunca bir kimsenin yaşadığı zamanla alakalı bir şeye söylemesi küfür ol. Allah zamana yemin eder.
Allah'ın yemin ettiği zamana sen küfür edemezsin. Çünkü zaman eşittir Allah'tır. Bu biraz daha aslında işin içerisine felsefi olarak, tasavvufi olarak girmeyi gerektirir. Bunu bir bütünlüğün içerisinde algılamak gerekir. O bütünlüğün içerisinde algılandığında bütün her şey Allah'ın nuru olarak görüldüğünde o zaman sizin etrafınızda söyleyeceğiniz, küfür edeceğiniz, hakaret edeceğiniz, eksik ve noksan göreceğiniz hiçbir şey kalmaz.
Bu hiçbir şey kalmadığı zaman anlaşılacak olan bir şey zaten. Biraz daha Allah'ı çok zikredip de derinlemesine tefekkür edenler daha iyi anlayacaktır. Etrafınıza baktığınızda her şey rengarenk görürsünüz. Bunun içine girerseniz her şeyin farklı bir şekilde olduğunu görürsünüz. Ve o zaman o farklı şekilde gördüğünüz şeylerin normal çıplak gözüyle gördüğünüzün aynı olmadığını da görürsünüz. O zaman işin rengi ve şekli değişecektir sizin üzerinizden. O zaman sizin içinizdeki tecelliyatı da değişecektir.
Bunu algılamak için biraz daha fazla zikretmeniz lazım. Tefekkürünüzü derinleştirmeniz lazım. Bazı arkadaşlar rüya görüyorlar ya rüya gördükleri zaman ben onlara diyorum ki zikrullah yaparken bu rüyanı tefekkür et. Bu rüyanı düşün. Ya burada halakayı zikrullah da bazen işte böyle bir tefekkür etme için, rabıta etme için bir şeyler söylüyoruz. Onu zikrullah yaparken onu tefekkür et. Mesela herkes son gördüğü rüyayı tefekkür ederekten, düşünerekten, onu rabıta ederekten Allah'ı zikretsin. Örneğin o hali siz yaşadınız yine. O hali sizin. Onu bir başkası görmedi, bir başkası yaşamadı. Siz yaşadınız.
Rüyada yaşadığınız hayat da bir hayat standartı. Rüyada yaşadığınız hayat, rüyada yaşadığınız anlar gerçek değilmiş gibi gelmesin size. Yani rüyasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görüp onunla konuşan mı gerçek hayatta? Yoksa burada taşı toprağı seyreden adam mı gerçek hayatta? Gerçeği görüyor. Hangisi hayatta acaba? Uyanıkız. Hangimiz gerçeği görüyoruz acaba? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifte insanlar uykudadır. Öldüklerinde uyanırlar da. O zaman rüya ölüm ise, ölümün başka tecelliyatı ise eğer gerçekten salih rüyalar görenler o zaman uyandılar.
Salih rüya gören kimse o zaman uyandıysa acaba hangisi gerçek hayata, gerçek pencereden bakıyor ki? O zaman insanların rüyaları gerçek hayata var. Veya sizin halleriniz, gördüğünüz hal gerçek hayatınız. O zaman şu anda bir rüya görmeyen, bu noktada bir rüya noktasında durmayan veyahut da hal noktasında durmayan bir kimse hala da uykuda.
Uyanması lazım, uyanması için ölmesi lazım. Ölmesi için ölmeden önce ölünüz. Hadis-i şerifini yaşaması lazım. Bunu yaşayabilmesi için bildiğinizde öyle mevti düşünmek, ölümü düşünmek değil. Sen sabahtan akşama kadar ölümü düşünmüş olsan o hali yakalayamazsın. Yakalayabilmen için kendinden geç.
İnsanların içine dön, insanların içinde yaşa. İnsanların eksiklerini ve noksanlıklarını gör. Senden yardım isteyenleri gör, onlara elini gözünü ayağını uzak. Kendinden geç, makamından geç, mevkinden geç, zenginliğinden geç, fakirliğinden geç. Üzerinde bulunan her şeyden geç ve Allah'ın rüzgarına takıl. Seni bir yere götürecek o. O zaman ölmeden önce önünüzü yaşayacaksınız. En güzel tarafı. Bu en hakiki ve en üst noktası. İnsanların içinde yaşayıp, insanların hallerini, insanların durumlarını görüp gözetmek. Ve insanların içerisinde Allah'ın sıfatıyla sıfatlanmak. Kendi sıfatlarını Allah'ın sıfatına benzemek.
O zaman ölmeden önce ölümü görecek insanlar. Yaşayacaklar. Ve ölmeden önce ölümü gördükleri için rüyadan uyanacaklar. Ölümden uyanacaklar. Gerçek hayatı görecekler. Ve Muhammed Mustafa ile tanışacaklar. Ve sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle tanışıp yol yürüyecekler. Ve uyanacaklar. Hazreti Ebu Mekir ile Ömer ile Osman Nali ile beraber olacaklar. Ve uyanacaklar. Bedir ashabıyla, Uhud ashabıyla beraber olacaklar. Ve uyanacaklar. Abdülkadir Geylan, Ahmed el Rufay, Ahmed el Bedevi, Hazreti Mevlana, Şemsi Tebrizi, Üftadi Hazretleri, İsmail Hakkı Murseri, Emur Sultan Hazretleri ile beraber olacaklar. Ve uyanacaklar. O zaman Cenab-ı Hakk'ın o, ya Rabbi bizleri o salih kimselerle beraber eyle.
Onların yanında eyle. Onlarla hemhal eyle. Onlarla bir eyle. Bu kelimesinin tecelli ettiğini görecekler. Tecelli edecek, dünyada tecelli edecek. Dünyada tecelli edecek. Yürüdüğünde Hazreti Pir senin önünde yürüyecek. Yürüdüğünde Üstadın senin önünde yürüyecek. Yürüdüğünde Hacı Abdullah Efendi senin önünde yürüyecek. Yürüdüğünde Hacı Bekir Baba, Hacı Mustafa Efendi önünde yürüyecek. Yürüdüğünde Hazreti Ahmet el Rufay, Hazreti Mevlana, Şemsi Tecelli, Gözünü aç, gözünü aç. Gözün bu alemde dururken onu yaşaman mümkün değil. O zaman zamana sövmemeyi öğreneceksin.
O zaman derinliği öğreneceksin. O zaman insanların yaşadığı hayatı öğreneceksin. Ve bir anda kendi kendine dağlara çıkıp dağlarda yaşamayı özeceksin. Kendi kendine ovalara inip onlarda insanlardan uzak bir hayat yaşamayı özeneceksin. Ve oralara gitmeyi doğru göreceksin. İşte orada Üstad lazım. Orada Muhammed Üstad'ın nefesi lazım. Peki dön. Tebliğ et. Dön. İnsanların içerisinde Allah'ın bu noktada eli ayağı al. Yanaşın. İki dizinizin üstüne destur ya Allah, Bismillah. Allah geliştirsin inşallah sizleri tanıltmadan. Bizler yirmi metre kare, on beş metre kare, otuz metre kare böyle evlerinin içerisinde zikrullah yaparaktan, ders yaparaktan geldik.
Hüseyin'e yeni geldiğimizde dikkatlarında böyle bir mahzen gibi bir yer vardı. Bir apartmanın bodrum katı. Otuz santim dışarıdan penceresi vardı. Hütübetti içi. Orayı kiralıp tuttuyduk da, Hüseyin Aga'lar orayı tutmuşlardı. Hüseyin Aga'lar, nar halıcı ya böyle, Adnan nar halıcı, Hüseyin nar halıcı. Eski yedikleri yeni yedikleri yapıyorlar. Bak, orası eski halılarla bir döşendi. Tuvaleti vardı oranın, iki büklüm olaraktan giriyorduk tuvalete. Yerde en yüz sene kadar. Şimdi böyle yanaşın, doldurun dedim de, gözümün önüne orası geldi. Büklümdü tuvalete girmek için. Yani o tuvalete girmek için büyük eziyet çekiyorduk. Ama yoktu.
İlk zikrullah'a böyle bir misafirane gibi, dergah gibi yaptığımız yer orasıydı. Bir gün Adnan Hoca, babasını, amcasını, karnı tulumla yapmış getirmiş oraya. Geldiler, dinlediler orası, yukulah yaptılar. Kulakları çınlasın. Babası dedi ki, bir tane daire var dedi, ben oraya size verdim dedi. Alın dedi, dergah yapın, tekke yapın dedi. Hiçbir şey istemiyorum, kardeşlerimin adına da söyledim. Geldik daireye baktık, sıfır daire o zaman. Kocaman salonu var. Bize saray gibi geldi. Hala da saray geliyor. Orası bize saray gibiydi, dik kaldırımdaki eski yerimizdi. Tabi dik kaldırımda ders oluyordu. Bir de burada hemen üst tarafta, Reyhan Mahallesi'ndeydi o ders yeri.
Uzun müddet orada ders yaptık. Salon yine vardı değil mi? 50 metrekare oldu. Var değil mi? Yaklaşık 50 metrekare bir yer. Dolardı orası kapılara kadar. Şimdi Cenab-ı Hakk'a hamdü sena olsun. Bütün kardeşlerden Allah razı olsun. Emeği geçen, çalışan, koşturan. Hiçbir şey tek başına olmaz. Hiçbir şey tek başına yürümez. Orta yerde belki de önde görünen birisi vardır da. Ama muhakkak arkasında, onun arkasında muhakkak ki bir yarenler vurgu vardır. Muhakkak. Allah razı olsun. Hepinizden lazım. Şimdi böyle yanaşın, yaklaşın, arkalar da dolsun deyince bir nostalji işte. Aklıma geldi. Gariplik mi de değil.
Veyahut da eski günleri yad etmek mi de değil. Ne derseniz deyin. Hünnet çıkarken üzerinden su çıkarırdı. Ardından o orayı da es geçmeyeyim artık anlatayım. Dik kaldığımda o yerde ders yaparken, o yerin sahibi de başka bir yerden, Nakşibendi'den halifeydi. Adam da orada şeyhlik bekliyordu kendisi. Onun şeyhi de kalktı, oğlunu şeyh diye ilan etti. Neyse o böyle bizim cemaatin üzerinde hesap kitap etmiş kendimize. Sonradan Allah razı olsun, Hüseyin Angalar orada bir miras belirler var. Değil mi size düştü sonra orası? Hüseyin Angalar kendilerine düşen bir evi oradan bize misafet tahsis ettiler. Yıktık oraya tekrar salonunu, malonunu.
Orada devam etti gitti. Allah razı olsun inşallah. Bugünlere Cenab-ı Hak yetindir hamdolsun. Hiçbir şey mücadelesiz, sıkıntısız, dertsiz. Hiçbir şey kendiliğinden olmaz, oluşmaz. Allah ona gayretini, kuvvetini verir. Ama insana da düşen bir pay vardır. Allah bizi affetsin. Hz. Resulullah buyurdu ki, şefaat'ın ümmetinden büyük günahı olanlaradır.
Ah ah olmasaydı Muhammed'in Mustafa, ne olurdu insanların halleri. Evet, onun şefaat'ı büyük günahı işleyenler. Onun şefaati, günahı kebari çok olup da, mizana çıkarıldığında günahları fazla ağır gelenler olacak inşallah. Bu noktada buna inanmak, inandırmamak isteyenler var. Bunu reddetme noktasında olanlar var. Biz inanıyoruz ki, Muhammed'in Mustafa'nın şefaati haktır. Biz inanıyoruz ki, Muhammed'in Mustafa'nın şefaati, ümmetin büyük günahkarlarına, büyük günah işleyenlerine haktır. Ve ümit ediyoruz, muhakkak ki bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek, büyük günah kebari'lere dalmışızdır, işlemişizdir.
Çünkü bir günahı küçük görmek de günah kebari'dir. Siz bir günahı küçük günah olarak görürsünüz, o küçük gördüğünüz şey büyüyebilir. Küçük gördüğünüzden dolayı. Ola ki böyle görmüşüzdür. Ola ki gönlümüz kaymıştır, dilimiz kaymıştır, gözümüz kaymıştır. Elimiz, ayağımız kaymıştır. Rabbim onun şefaatini bizlerine aile eylesin inşallah. Ve Muhammed'in Mustafa'nın şefaatini ümit etmek haktır. O ümit ile yaşamak haktır. O ümit ile tövbe etmek haktır. O ümit ile Muhammed'in Mustafa'yı beklemek haktır. O ümit ile Muhammed'in Mustafa'yı bu noktada nefesini hissetmek, sıcaklığını hissetmek, hayalini hissetmek, o ümit ile onun elini hissetmek haktır. Hissederiz, bekleriz, ümit ederiz.
Bataklığın içinden bize vesile olup tutsun elimizden. Bekleriz, hissederiz, ümit ederiz. Yanlışlıkların içerisinde gömüldüğümüzde nasıl Yakup, Yusuf'un önüne dikilip de elini ağzına, parmağını ağzına götürüp, hayret noktasında durup da onu günah-ı keba eden, onu eksiklikten ve noksanlıktan biri olmasına sebep olduysa, ümit ederiz, bekleriz ve Muhammed Mustafa'nın öyle bir yanlışa, öyle bir karanlığa, öyle bir çıkmaza gireceğimiz zaman önümüzde delilimiz olsun, önümüzde hücretimiz olsun, önümüzde şefaatçimiz olsun, önümüzde elimizde ayağımızı tutsun,
önümüzde elimizden tutsun, götürsün götüreceği yere, önümüzde dursun, gözümüzün önünde dursun, ona bakalım, ona seyredelim, hayretten halsın götürsün. diye ümit ederiz, bekleriz ve hattır, ölmedi. O hattır, Cenab-ı Hak ona kendi standaftarında bir hayat tanzim etti. Ve hattır, ümmetlerinin arasına girer, ümmetlerinin arasında dolaşır, dertlerine derman olmaya, hastalıklarına çare bulmaya, bermurad olanlarının muradlarının hasıl olması için, duacımızdır, gayretkarımızdır, ümit bağrımızdır, elimizden tutanımızdır, gözümüzden bakanımızdır.
Onsuz bir hayat, onsuz bir nefes, onsuz bir yol, olumsuz bir fikir, onsuz bir dünya, onsuz bir düşünce boştur. Sapıklıktır. Allah cümlemizi, bizi onsuz bırakmasın, onu da bizsiz bırakmasın. Ola ki bizim gücümüz yetmez, ola ki bizim aklımız yetmez, kalbimiz yetmez, ola ki biz gaflete düşeriz, biz onu bırakabiliriz, biz hata yapalım, biz yanılırız, ayağımız tökezler, biz yanılırız, bilgisizliğimiz var, cehaletimiz var, biz yanılırız, ola ki vefasızlığımız var, ola ki hainliğimiz var, ola ki o hainliğimizden elini bırakabiliriz onun,
ola ki vefasızlığımız var, vefasızlığımızdan dolayı onun elini bırakabiliriz, ola ki unutkanlığımız var, unuturuz da onun izine basmayabiliriz, ola ki haylarlığımız var, tembelliğimiz var, biz izine düşemeyebiliriz, ola ki nefessizliğimiz var, nefes yetiremeyiz deyip de arkasından düşeriz, ya Rabbi bizleri Muhammed'i Mustafa'sız bırakma, Muhammed'i Mustafa'yı bizsiz bırakma, ben hep öyle dua ederim, ya Rabbi onu bizsiz bırakma derim, biz yanılırız çünkü, biz yeniliriz, biz ne yazık ki bu karanlık dünyanın, vefasız dünyanın,
vefasız insanların içerisinde, hain insanların içerisinde, Allah bilmez, Peygamber tanımaz, insanlık bilmez, dostluk bilmez, vefa bilmez, hayır, haklık bilmez insanların içerisinde, bize de bulaşabilir, biz de çamura da kullanabiliriz, biz de unutabiliriz, biz de vefasızlık çukuruna düşebiliriz, biz de hainlik çukuruna düşebiliriz, biz de birisini sırt sırtdan vurmak gibi, böyle bir haince şeyin içerisine girebiliriz, O bizi bırakmasın, bizim elimizden tutsun, bizi şeytanın nefesine, şeytanın ağzına bırakmasın, bizim delilimiz olsun,
ücretimiz olsun, bizim gözümüzün önünden ayrılmasın, biz bir hata, bir kusur, bir eksiklik işleyeceğimizde, Rabbim, onun üzerinden bizi, inşallah o Rahman, tebliğ etsin, onun üzerinden bize, terbiye etsin, onun üzerinden bize, inşallah o Rahman, hidayet eylesin, onun üzerinden bizleri uyarsın, kardeşler, yalvaralım çok, çok yalvaralım, o Muhammed Mustafa'yı çok severim, onun sünnetlerine sımsıkı yapışalım, hep böyle yanımızdaymış gibi hayal edelim, hep önümüzdeymiş gibi hayal edelim, o hayal ile yaşayalım, o yüzden edebimizi muhafaza edelim,
diyelim ki, ola ki bir sohbette Muhammed Mustafa'ya hazırdır diyelim, ola ki bizim yanı başımızdadır, ruhaniyeti buradadır, ola ki bizim kapımızdadır, ola ki içeri girerken bizi seyrediyordur, ola ki içimizdedir, başımızdaki sarığımızı sarıyordur, ola ki içimizdedir, gönlümüzde okşuyordur, ola ki içimizdedir, birimizin yanı başındadır, birimizin önündedir, o dertlidir, o sıkıntılıdır, belki de onun yanı başında, ona dua ediyordur, belki de onun yanı başında, onun başını okşuyordur, onun gönlünü okşuyordur, onun elini okşuyordur,
ümmetim garip kaldın her zamanda, ümmetim yat kaldın her zamanda, ümmetim sen garipsin bu zamanda, deyin belki de onu okuyordur, belki de onun yanı başındadır, onun yanında hu, o da hu, Esma'yı alıyordur, elimizde olmasaydı ne olurdu, bilmiyorum ki, o karanlığın içerisinde, o temdebenin içerisinde, o yalnızlığın içerisinde, hayal ederiz, gökten bir el uzandığını hayal ederiz, o nurlu elin, Muhammed-i Mustafa'nın el olduğunu hayal ederiz, o Muhammed-i Mustafa'nın elinin üzerinde, Allah hayal ederiz, hayal ederiz, önümüzde bir ayak izi,
o ayak izi nurdan mı nurlu, o ayak izi, o ayak izine kurban oluruz, deriz ki, bu ayak izi muhakkak ki, Muhammed-i Mustafa'nın ayak izidir, şunun ortasına, ne güneşin doğduğu belli, ne güneşin battığı belli, bir iz yok, bir yol yok, bir yordam yok, bir nefes yok, önümüzde bir hayal, Muhammed-i Mustafa, gönlümüzü bulduracak olan o, yolumuzu bulduracak olan o, menzile vardıracak olan, sebep olacak olan o, delilimiz, hüccetimiz, delilimiz, hüccetimiz, şefaatkarımız, Havz-ı Kevser'in başında, Havz-ı Kevser'in sahibi, yolun sahibi,
yordamın sahibi, ahlakın sahibi, insanlığın sahibi, Raffi'm, bizi onsuz, onu da misiz bırakmasın inşallah, o yüzden şefaatine inananlardanız, ve hatta, ve hatta şefaatini geniş tutanlardanız, evet, onun şefaati, ümmetinin günahkarlarındadır, büyük, küçük, hepsinin de günahkarlarındadır, o, zaten ümmeti için, deli divane olmuş, bir peygamberdir, ümmeti için kendisini helak etme noktasında götürecek kadar, ümmetini seven bir peygamberdir, o yüzden onun şefaate haktır, şefaatine inanırız, muhabbeti haktır, muhabbetine inanırız,
aşkı haktır, aşkına inanırız, varlığı haktır, varlığına inanırız, şu anda dahi varlığının hak olduğuna inanırız, Allah bizi o inanç noktasında yürütsün ve devam ettersin inşallah, sorularını okuyamadım kardeşler, haklarını helal etsinler, Allah cümlemizi affetsin, cümlemizi muhafaza etsin, cümlemizi korusun, kıymetli kardeşler, Muhammed-i Mustafa'nın hidayetiyle hidayetlenmek, ahir zamanın en zor işlerinden birisi, Muhammed-i Mustafa'ya tabi olmak, onun sünnetlerine ihya etmek, onun sünnetlerini kabul etmek, onun sünnetlerini baş tac etmek,
onun sünnetlerini gözünüze sürme gibi çekmek, sürmelemek, onun sünnetlerini gönlünüzle baş tac etmek, ve inanmak, ve iman etmek, muhakkak ki en önemli, ahir zamanın en önemli, en önemli meselelerinden birisi, Mustafa'ya düşman olanlar, onu eksik görenler, onu noksan görenler, onun sünnetlerini terk edenler, asla ve asla ne bu dünyada, ne öbür dünyada, helaha kavuşmayacaklar, ne bu dünyada, ne öbür dünyada, asla ve asla kurtuluşa eremeyecekler, cümlemizi Cenab-ı Hak, Muhammed-i Mustafa'nın izinde, peşinde ve kokusunda eylesin,
ne öbür dünyada, lütçü on alanlar, Allah'a emanet olun.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.