Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 23 Aralık 2020 · 29:46
Vezir kendiliğinden bir başka düzen kurdu. Öğüdü bıraktı, halvete girdi. Halvete giriyor. Vezir herkese öğüt veriyordu ya, her topluluğa ayrı ayrı öğütler veriyordu. Önce risaleler yazdı. Yazmış olduğu risalelerin hepsi de farklı farklıydı. Her topluluğa farklı risale yazdı. Ardından her topluluğa farklı öğütler verdi. Bir tarafa dedi ki, yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. Öbür tarafta dedi ki, yemeyin, içmeyin. Bir tarafta dedi ki, başka türlü, başka bir tarafta başka türlü dedi.
Şimdi de öğüdü bıraktı, halvete girdi. Halvet bir sufi eğitiminde, dervişin, sufinin bir yere kapanıp, orada kendince bol bol ibadet edip, Allah'a yakınlaşma gayreti. Bu peygamberlerin de sünneti. Musa aleyhisselam malum 30 yıl Tur-i Sina'da halvete girdi. 10 yıl daha, 10 gün daha, 30 gün, 10 gün daha ilave edildi.
40 gün Tur-i Sina'da halvet etti. Tabi onunla beraber yanında inananlar da vardı. 40 günün neticesinde Cenab-ı Hakk'ı görmeyi arzuladı. Halvet çünkü yakınlaşma, yakınlaşmanın neticesinde yakınlaşma, yakınlaşma, yakınlaşma, yakınlaşma dedi ki, seni görebilir miyim? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de peygamberliğinden, peygamberliğinin ona tebliğinden önce ve tebliğden sonra da Hira Dağı'nda halvetleri vardı.
8 günlük, 9 günlük, 10 günlük, en uzun 14 günlüktü halveti. Peygamberlik ilan edildi, 5-6 ay geçtikten sonra bir daha halvet yapmadı hiç. Ta Medine'ye, Münevvere'ye hicret edinceye kadar, oruç farz olunca, Ramazan'ın son 10 gününde itikaf etmeye başladı. Halvet bu manada, sufilerin Allah'a yakınlık meydana getirmek için, yakin olmak için, kendilerini bir hücreye kapatıp, devamlı orada ibadetle, zikirle, haşır neşir olmaları.
İşte vezir, kendisini böyle bir halvete kattı. Ona bağlananları özlem ateşine attı. Halvet tam 40 gün, 50 gün sürdü. O normalde ona bağlı olanlar da ona hasret ateşine tutuştular. O kendisini 40 gün, 50 gün halvete attı. Tabi halvetin en uzun günü bu manada, Musa aleyhisselam 40 gün kaldığı için ayette tespit edildiğinden 40 gündür. Ama sünnet-i Resulullah'a uyanlar için halvet 10 gündür. En fazlası 20 gündür, onda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öleceği sene, 20 günlük itikaf etmişler. Bir rivayet daha var. Hani bir sene itikafı terk etmek zorunda kaldı ya, eş, mübarek eşleri de çadır kurdular. Bir birisi kurdu, ardından öbürkü de kurdu, ardından öbürkü de kurdu.
Öyle olunca baktı ki eşleri de çadır kurmuş, itikafı kendisi terk etti, onlara da terk ettirdi. Böylece kadınların mescitlerde, camilerde itikaf etmesi yasaklandı. Kendisi terk edince bir rivayette bir dahaki sene 20 gün girdi. Terk etti senenin 7 gün falan terk etti. 7 gününü o sene Muharrem ayının ilk 10 gününü son 7 gününde yaptı. Bunu sufiler gerekirse buna devam edebilirler. Ramazan'da itikafa giremeyenler, Muharrem'in son 10 gününde, Muharrem'in ilk 10 gününde veya ilk 10'un 7 gününde, sünnettir 7 gününde girebilirler. Onun son 7'sinde, aşure akşamı çıkarlar.
Halvet budur. Ama ve lakin asıl halvet, haramdan, melayaniden uzak olmaktır. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, hicret bitmiştir. Hani hicret kapanmıştır. Ama hicret, haramlardan uzak durma. Haramdan helala hicrettir der ya, bunun gibi halvet, bu manada aslında öz olarak. Melayaniden uzak olmak, heva ve hevesin isteklerinden uzak olmak, şeytanın bize vesveseyle yaptırmak istediklerinden uzak olmak, her türlü haramdan uzak olmak. Asıl halvet bu. Halk ona özden besleyerek deli divane oldu. Onun halinden, onun sözlerinden ayrıldılar.
Onun tadından mahrum kaldılar da, çıldırdılar. İnsanda böyle mecazi bir sevgi olursa, mecazi bir aşk olursa, şeytan ona karşı olan meyli arttırır. Şeytan ona karşı olan meyli arttırınca, insanlar o muhabbeti, o sevgiyi, hakikatten zannederler. Hani Tarkan için ölüyor ya millet, onu hakikatten zannediyor. Veya bir şarkı içici için, bir futbolcu için ölüyor ya, onu normalde hakikatten görüyorlar. Deli oluyorlar ya, onu görmek için. Hani havaalanlarına gidiyor millet, karşılamaya. Ve o sevgilerini de onlar, hakikatten görüyorlar. İşte şeytan ve nefis, Kur'an ve sünnetin dışındaki bir muhabbeti, körükler.
İnsanlara bir bakarsınız, o sevilmeyecek bir şey için, deli divane olmuşlar. Bir futbolcu için deli divane olmuş. Bir şarkıcı için deli divane olmuş. İşte, X bir tiyatrocu için deli divane olmuş. X bir Kur'an ve sünnetin dışındaki bir kimse için, deli divane olmuş. Bunu şeytan bu vesveseyi verdirir. Hani, önceden bir veli varmış ya, o veliyi çok sevmiş oradaki insanlar. Vefat edince günlerce üzülmüşler. Şeytan gelmiş onlara demiş ki, siz bu kadar çok seviyordunuz. Gerçekten çok sevilecek bir kimseydi. Eee? Demişler, demiş ki şeytan onlara, gelin, bunun bir küçük bir üstünü, heykelciliğini yapın.
Ve bunu, odalarınıza koyun. Önce, odalara. Herkes evinin bir köşesine, o velinin, o saygın kimsenin, bir heykelciliğini yapmış. İlk putun, heykelciliğin çıkış noktası. Ardından şeytan işi arttırmış. Demiş, bu evde olması yetmez. Ya? Demiş ki, şehrin ortasına, gelip gidilen yerlerin ortasına koyun ki, herkes ona tazim etsin. Herkes onu hatırlasın. Herkes ona saygı duysun. Böylece şeytan, amacına ulaşmış. Her yere, o zatın, geçmiş ümmetlerden oluyor bu. O zatın, kimse, heykellerini dikmişler. İş o kadar artmış ki, yatak odalarına bile koymuşlar, o zatın heykellerini. Sokaklar, caddeler, şehrin giriş çıkışlarında, o zatın heykelleri, evlerinin köşesinde, o zatın heykelleri.
İşte, o zatın, aydınlatması, size devam etsin. Ya? Bu aydınlanmaya işaret olarak, yanlarına mumlar yakın, çeralar yakın, yanlarına çeralar yakmışlar. İşte bu iş, o kadar artmış ki, şeytan, bu noktada, hani ben senin mümin kullarını, saptırıcı olacağım diyor ya. Allah'ın kullarına diyor ki, ben senin kullarına saptırıcı olacağım. Cenab-ı Hak da diyor ki, benim gerçek mümin kullarımı, sen saptıramazsın. Ama işte, şeytani bir sevgi, şeytani bir muhabbet, insanı bu noktada, deli divane eder. Oysa, mecazi olmayan, hakikate olan muhabbet, insanı deli divane etmez. Sahabe, Allah ve Resulünü severken, akılsız bir şekilde sevmiyorlardı.
Muhabbetlerini ve sevgilerini, Kur'an ve sünnete bağlıyorlardı. Ve muhabbetleri, ve sevgileri, ve aşıklıkları, Kur'an ve sünnet dairesindeydi. Kur'an ve sünnetin dışında değildi. Eğer bir sevgi, bir muhabbet, Kur'an ve sünnetin dışına çıkarsa, o sevgi, o muhabbet, hakikatte, şeytanidir. İşte o şeytani muhabbette insanlar, kendilerince deli divane olurlar. Üstlerini, başlarını yırtarlar. Kendilerini tırmalarlar. Saçlarını, başlarını yolarlar. Bu nefsine uyan bir kısım, sufilerde de tecelli eder. O kimse zikrullah yaparken, değişik hal ve hareketlere girer. Zıplar, titrer. Ona sorduğunuzda, o Allah'ı çok seviyordur ama. Kimisi Allah'ı çok sevdiğinden dolayı, Kur'an ve sünnetin dışında, hal ve hareketlerin içerisine girerler.
Hani bir kimse titremeye başlamış ya, Hazreti Ömer radiyallahu anh Hazretleri sormuş, bu neden böyle tuhaf davranışlarda bulunuyor? Demişler ki ya Emir el-Müminin, bu Iraklı mü Müslümandır, o bölgeden yani. Onun bunun yanında Allah anıldığında, bu böyle cezbe geçiriyor. Kaldırın bunu buradan der, Hazreti Ömer Efendimiz. Onun üzerinde şeytanın tecelliyatını görüyorum der. Böylece şeytani bir şey olur. İnsanların gözlerini büyülemek için, insanları kandırmak için, vay Allah dediğinde titreyenler, Allah dediğinde, hımm, sesler çıkaranlar. Aranızda bulunabilir bunlar. Sohbet esnasında, hımm, bir şey oldu.
Herkes ona karşı dikkatini çeker. Vay, hal geçirdi. Cezbe geçirdi. Mühim adam. Allah muhafaza eylesin. Bunların hepsi de şeytanidir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri sohbet ederken, sahabe oturur, siyim siyim ağlardı. Onlarda titreme yoktu. Onlarda böyle, hımm diye ses çıkarmak, sayha atmak yoktu. Bir şeyhefendinin sohbetine gitmiştik. Oturuyoruz, sohbet, yemek yeniyor. Yemek yerken işte, şeyhefendi bir telam söylüyor. Oradan bağırıyor birisi. Hımm, Allah'ım yarab ediyorum kendi kendime.
Olmadı işte bir şey daha söylüyor. Öbürkü bir sayha atıyor oradan. Üstadım. Bir tane yeşil kavuklu, yeşil böyle uzun kavuğu var, yeşil sarık, yeşil gömlek, aynı takım, yeşil cübbe, yeşil şavvar, her şey yemyeşil. O böyle bir sayha atıyor, yıkılıyor ortalık. Baktım, baktım, baktım. Dedim ki, şeytan kol geziyor burada. Eğer sevgi, Kur'an ve sünnete dayanmıyorsa, orada şeytan kol geziyordur. Bunlar, sufilerin içerisinde vartalardır. Varta, kendini bir yerde göstermek, kendinin bir şey olduğunu ima etmek, değişik sesler çıkarmak, zikrullahın adabı belli, zikrullah yaptıran kimse esmayı vermiş.
Nasıl, hu hu hu, esma bu. Birisi aradan, mısır patlatır gibi, hu hu, nefsine uydu. Şeytan ona vesvese verdi. Esmanın veriliş, tarzına, tavrına, esmanın çekilme şekline, şemaline, uymayıp, kendince bir stil oluşturduysa, şeytan ona vesvese verdi.
Nefsine uydu. Nefsine uydu. Herkes bir tamam, zikrullah yapıyor. Allah, birisi patlıyor oradan mantar gibi. Nefsine uydu. Şeytan ona, vesvese verdi. Dervişliğin adabının, erkanının dışında bir şey yapan, nefsine uydu. O cezbe değil. O şeytanın, onun üzerindeki tecelliyatı. İşte, bir veliye duyulan, sohb, muhabbet, Kur'an ve sünnet dairesinde olmalı. Bir evliyaya, bir derviş kardeşi olan muhabbet, Kur'an ve sünnet dairesinde olmalı. Kur'an ve sünnet dairesinin dışına, çıkılmamaya gayret etmeli.
Özen göstermeli. Yalvarıyorlar, yakarıyorlar, ağlıyorlardı. Oysa, halvet'te, riyazatta, iki büklüm olmuştu. Dışarıdakiler, yalvarıp yakalıyorlar onu. Hasretlerinden. O da, riyazatta, içeride iki büklüm oluyor. Riyazatın, öyle hali vardır ki, içeride, yeme içme yeri değildir. İtikaf yeri. Eğer bir kimse, sufi disturlar dairesinde itikafa girecekse, yağlı, etli, hayvansal gıdalardan uzak durur. İtikafta doyuncaya kadar yenmez. İtikafta ölünceye kadar yenmez. İtikafta ölmeyecek kadar yenir.
İtikafta uyunmaz. Uyunmaz derken, bütünüyle değil. Uykuda geçirerekten bir itikaf olmaz. Bizim itikafımız da, dergahımızın adabıdır. Adam bir gün içerisinde, günlük virdini çeker, ardından yetmiş bin tevhid bitirir. Normal şartlarda, yetmiş bin tevhid, 16-17 saatte biter. Birinci gün 16-17 saatte biter. İkinci gün 18 saate çıkar, 19 saate çıkar. Neden? Yorar insanı içerisi. Üçüncü gün, yetmiş bin tevhid, 20 saate çıkar. 20 saate çıkar.
Eğer bir derviş disiplinliyse, uykusunda disiplin etti, boş boş oturmadı, zikrullahına bir tamam disiplin etti, bak birinci gün 16-17 saatte, ikinci günü 18 saatte, üçüncü günü de 20 saatte anca bitirir dersini. Ama, bir sufiyle karşılaşmıştım. İşte bilmem kaç bin tane, üçte Allah esir, dedim nasıl çekiyorsun bunu?
Nasıl yani? Dedim bas be. Yani her gün bunu dedim, çekmen mümkün değil. Dedim itikafa, hani girmemiş bir kimse olmuş olsam, belki diyeceğim ki, çek çek. İnsanın ikinci günü, dili ağırlaşır. Dilini hareket ettirmekte zorlanırsın. Üçüncü gün, dilin var mı yok mu diye, bakarsın, bir kontrol edersin. Üçüncü gün, dilini kontrol edersin, var mı yok mu diye. Ama bu arkadaş bana dedi ki, ya biz dedi, tesbih alıyorlarmış imamiyetinden. Allah, yarısı gitti. Allah, bir yarısı daha gitti. Yüz tane çekilmiş oluyormuş. Dedim, kim kim kandırıyor ya? Böyle bir şey mi olur? Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Subhanallah, Elhamdülillah, Allah akber derdi, tesbih bitirirdi.
Saydı. Otuz üç tane. Otuz iki değil, otuz dört de değil. Otuz üç tane. Tek tek. Dedim, tek tek çekilir. Oturacaksın, la la heylallah, aynı zamanda da kalbini çalıştırmak istiyorsan, kalbe oturmasını istiyorsan nakşibendilerin adabını da yapacaksın. Ne yapacaksın?
Bir nefes alacaksın. Dil oynamayacak. Nefes aldığında başlayacaksın kalben. La la illallah la la illallah la la illallah la la illallah 21 sefer kalp la la illallah diyecek. Tek nefeste. Kalbi çalıştırma metodu. Nefes al, 21 sefer tevhid çek. Nefes al, 21 sefer tevhid çek. Nefes al, 21 sefer tevhid çek. Nefes al, 21 sefer tevhid çek. Aslında bu aynı zamanda da insanı uyanık tutar içeride. Uyku basar çünkü insanı. Uyku bastığı anda hemen git burnuna su çek. İtikafı olanlar, gece vir çekenler. Çok az da içinizde. Çok az.
Dervişler, gece zikriniz çok az. Televizyon'a var, Twitter'a var, Facebook'a var, zikrullaha yok. Çok az. Oturacağınız bir dervişin gece zikri olur. Gece zikirsiz derviş olmaz. 10 dakika, 20 dakika da olsa gece zikrullah yapacağınız. Herkes yatacak, el ayak kesilecek. Otur, 10 dakika yap ya. 5 bin tevhid yapma, 3 bin tevhid yap, 2 bin tevhid yap. Kalbi çalıştır dediğimi yap. Şimdi bile deneyin. Kim 21 seferle ala illallah diyecek. Oturduğunuz yerde. Ve böylece o kimse içeride dünya kelamı konuşmaz. Dünya kelamı konuşmaz.
3 gün beşer yüz çekerken, 3 günün içerisinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görürse, sesini işitirse, geliyor derlerse, onunla alakalı bir işaret olursa, 4. gün 10 bin salavat-ı şerife çekecek. 5. gün 100 bin laf-se-i celal ya Allah!
Tesbih alacak ya Allah, ya Allah. Eğer üstadı ona icazet verdiyse, evladım sana gelir birisi virt verirse, o virt'i çek derse, bir daha artı virt'ler gelir. O ne? Abdülkadir Geylan Hazretleri gelir, bin tane bundan çek. Arada. Bunlar ekstra. Ne dedi? İşte, hayl-ü kayyum Allah çek dedi, bin tane. Başlar, hayl-ü kayyum Allah, hayl-ü kayyum Allah. Birisi geldi mi, arkası sökülür. Tak, başka bir pire efendi daha gelir. Der ki, ben de sana bin tane örneğin, işte, ya hay verdim, bin tane, ya hay, arkası kesilmez zaten onun artık.
Yandı çıra gibi oğlanın başı. Gelen giden ona bir şey yapıştırır gider artık. Benden şunu çek, o der ki, benden bunu çek. Uçan, kaçan, ne kadar varsa toplanır. Tüm pire efendiler de gelebilir. Bir gün biri gelir, bir gün biri gelir, bir gün biri gelir. Bir bakmışsın, bir estantene, savaştasın. Bir bakmışsın, farklı bir estantene, farklı bir yerdesin. Kalır elin böyle senin. Taşlar önünde, bir bakarsın ki, kaç, beş binde kalmışım. Ne kadar kaldığın belli değil. Saat tutmuyorsun, vakit tutmuyorsun. Ne olduğunu bilmiyorsun. Ders yetiştireceğim, başlıyorsun gene. La la illallah, la la illallah, la la illallah. Gitti gene.
Haydi, başka yerdesin. Allah hepinize nasip etsin. Amin. Ama boş durmakla olmaz. Koşcanız, akcanız, Allah için kendinizi disiplin edeceksiniz. Gecenizi boş geçirmeyeceksiniz. Televizyonla geçirmeyeceksiniz. Telefonla, tabletle, bilmem, onunla bununla geçirmeyeceksiniz. Geceyi zikrullahla geçireceksiniz. Öyle eşlerinize hakaret ederekten olmaz. Etrafınıza bağırıp çağırarak olmaz. Olmaz. Kendinizi disiplin edeceksiniz. Halk, sensiz ışığımız yok, sopasını tutup yeden biri olmayınca, körün halini hiç olur.
Hakikate rağm olmayanlar, işin zahirine bağlı olanlar, üstadlarını görmeyince, sıkıntı yaşarlar. Ama hakikate rağm olanlar, gözlerini yumduğunda üstadlarını görenler, böyle olmazlar. Kalben görüşenler, konuşanlar, böyle olmazlar.
Lütfet de Allah için olsun. Bundan fazla senden ayrı bırakma bizi. Bir kimse, bir üstadı gerçekten, severse, muhabbet beslerse, ondan ayrılayacağını dayanmaz. Biz çocuklara benzeriz, dadı sensin bize. Gölgeni sal başımıza dedi. Bir üstad, dervişlerin dadısı gibidir. onları Kur'an ve sünnet daresinde sek ve idare etme, onları haramlardan uzaklaştırma, onları Kur'an ve sünnet çizgisinde yürütmekle mütelleftir. Derviş, üstadından maddi manevi uzak kalırsa, yolunu şaşırır.
Derviş, üstadından maddi manevi ayrı düşerse, kurt kapar onu. Allah muhafaza eylesin. Oysa canım dedi, dostlardan uzak değil. Fakat, halvetten çıkmama izin yok. O dedi ki, ben dostlardan uzak değilim. Ben sizlerden uzak değilim. Ama, bana halvetten çıkmak yasaklandı dedi. Kendince. Çünkü, bir velinin, halvetinin ne kadar süreceği, velinin kendi ihtiyarında değildir. El Fatiha'ma, Salamata.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.