mustafaozbag.org

80. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 1:29:42

Selamün aleyküm вкусal. Allah geceniz hayırlısı olsun. Allah geceniz hayırlısı olsun. Cenab-ı Hakk'ın yüzünü de hayırlısı olsun. Amin. Ayınızı, yöndünüzü, yöndünüzü de hayırlısı olsun. Amin. Nasıl olsa beyukları attık dedim, beyuklardan eleştiriliyoruz yeteri kadar. Sarı takkiye de atalım dedim. Allah'ın iyiydi. Ya Allah'ım ya.
Biz Müslüman, Müslümanlar davrandığı gibi müşriye de davranı verir mi? Beni aydınlatır mısınız? Allah'ın iyiydi. Allah'ın iyiydi. Amin. El almasın. Müminler, müminlerin dostlarıdır. Mümin, müminin dostudır. Mümin, müşriyin dostudır. Mümin, kafirin de dostudayız. Münafığın da dostudayız.
Bir kimse müminle dostluk, müminle böyle iç içe olduğu gibi müşriklerle, münafıklarla, kafirlerle olması mümkün gelir. İnsanlar tabi, Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en Muhammed'in afrihu ve resuluhu dediğinde hem iç alemini, iç dünyasını hem de dış zahirini, dış dünyasını bu hüküm çerçevesinde oluşturması gerekir.
Bu hüküm çerçevesine oturtması gerekir. Bu konuda bir sürü ayet ve hadis vardır. Eğer bir kimse müşri, münafık, kafiri kendine dost edilirse, Allah'tan ki sizi onlardan ediverin. Kişi sevdiğiyle çünkü. Cenab-ı Hak Allah'ı sevin, resulunu sevin, müminleri sevin diye emretmiş. O zaman bir müslümanın buradaki yol güzel, rahı belli olur. Allah'ı sevecek, resulunu sevecek ve müminleri sevecek. Müminlerin müşriklerle olan ilişkileri olur. Müminlerin münafıklarla ilişkileri olur. Müminlerin kafirlerle ilişkileri olur.
Müminler kafir devletlerle ilişkiye girebilir. Müminler müşrik devletlerle ilişkiye girebilir. Müminler münafık devletlerle ilişkiye girebilir. Bu ilişkilerinin bu hukuku, bu hukuku tanzim edilmiş. Bir müslüman topluluğun kafir bir toplulukla olan ilişkisini, bir mümin devlet idaresinin kafir devlet ilişkisini, mümin bir kimsenin kafir devletle olan ilişkisini, mümin bir kimsenin müşrik veya münafık bir sistemle, devlet sistemiyle olan ilişkisini, bunları aslında böyle ayrı ayrı söylüyorum. Bu yapızları birilerinden duyarsınız. Yani kafir, müşrik bunların aralarında çok bir fark yoktur.
İşte münafık biraz onun arasında fark vardır. Münafık da özünde kafirdir. Ama biz onun bu noktada kalbi hissiyatını bilemediğimizden, dış görüntüsü onun müslüman, içi kafirdir. Onu ayırt eden şey odur. O gün gelir bizle beraber namaz kılabilir. Gün gelir kendisini müslüman statünde bize gösterebilir. Ama içinden iç, iç dizaynı, iç oluşumu tevhid noktasında değil ise o da müşriktir, münafıktır.
Ama o münafık özünde, içinde kafirdir gene. Bunların hepsini dizayn eden İslam hukuku var. Biz ehli tasavvufuz. O zaman bizim hukukumuz burada nasıl olmalı? Sonuçta devletlerin hukuku kendilerine ait, devletlerle alakalı. Ama birey olarak, bireylerle olan hukukumuz nasıl olacak? Karşımızdaki birey müşrikse bizim ona olan hukukumuz nasıl olacak? Bir müminin müşrik bir kimseyi sevmesi, müşrik bir kimseyle dost olması, müşrik bir kimseyle hemhal olması düşünülemez.
Mümin, müşrikle ilişkiye girer, tebliğ noktasında. Mümin müşrikle bu noktada işte arkadaşlık kurar, bir yakınlık kurar, tebliğ etmek için, ona doğruluğu söylemek için. Ama onunla dostluğunu derinleştirmek, onunla arkadaşlığını derinleştirme noktasında değil ve onu sevme noktasında da değil. Hayatı kuran ve sünnet noktasında, zahir noktasını kuran ve sünnete göre dizayn edin. Bu farkıdır. Siz hayatınızın dış yönünü kuran ve sünnete göre dizayn etmek zorundasınız.
Müslümanların en büyük problemlerinden birisi bu. Dış davranış biçiminin dışlarını kuran ve sünnete göre dizayn etmemeleri. Şunu diyebilirler. Ya biz inanıyoruz. Evet, biz sizin inancınıza kalkıp da inanmıyorsunuz deme noktasında değiliz. Ama inanan kimse, inandığı dinin gereklerine göre hareket eder. İnandığı dinin hukukuna tabir olur.
İnandığı dinin bu noktada hukukuna sırtını çevirmez. Bir şeyin hukuku o şeyin aklıdır. Aklı. Siz aklı reddedemezsiniz. Namazın farzları vardır. Reddedemezsiniz. Abdestin farzı vardır. Reddedemezsiniz. Bu işin aklıdır. Siz hangi tasavvuf merhalesinde olursanız olun, hangi manevi noktada olursanız olun, ister gökyüzünde uçar halde olun, ister denizlerin üzerinde koşar halde olun, ister denizlerin dibinde davar halde olun, siz namazın farzına itaat edeceksiniz.
Yani abdestin farzına itaat edeceksiniz. Orucun farzına itaat edeceksiniz. Dinin farzlarına itaat edeceksiniz. İtaat edeceksiniz. Abdestin farzı kaç? Dört. Ellerini kollarına beraber yıkamak, yüzünü yıkamak, başı mesletmek, ayakları yıkamak. Bu abdestin farzı. Bu işin hukuku. Bu işin şeriatı. Bu işin aklı, aklı. Bu işin bir tane nesi var? Adabı var.
Abdestin adapları var. Ne? Kıbleye doğru yönelmek, ağza üç sefer verip çalkalamak, burnuna üç sefer su vermek, kulaklarının içini ve dışını mest etmek, ellerinin parmaklarının arasını hilallemek, ayak parmaklarını hilallemek. Abdestin nesi? Adabı. Abdestin esrarı var. Esrarı var. Abdestin esrarı ne? Ya Rabbi, benimle işlediğim günahları affeyle. Ya Rabbi, dudaklarımla işlediğim günahları affeyle. Ya Rabbi, gözümle, kulaklarımla işlediğim günahları affeyle.
Ayaklarımla işlediğim günahları affeyle. Abdestin sırrı var. Sırrı. Ya Rabbi, eğer ki bir dilimden konuşacaksan, abdestsiz bir dille nasıl konuşursun, konuşmazsın? Ağzımı yıkadım ki, ağzımın vakti manevi tertemiz olsun. Kelimeler senin kelimen olsun. Cümleler senin cümlen olsun.
Dökülecekse bu ağızdan bir kelam, senin kelamın olsun. Ya Rabbi, gözümü sürdüm, yüzümü sürdüm. Veçim senin veçin olsun. Gözüm görecekse seni görsün. Ya Rabbi, ellerini, kollarını yıkadım. Hani sen dedin ya, tutan eli olurum. Ona ki tutan eli olurum.
Sen abdestsiz ele tecelli etmezsin. Sen abdestsiz elle bir iş yapmazsın. Necis bir elle bir iş işlemezsin. Ya Rabbi, benim elimi sen kendin kullan tecelli ettin. La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah dedin sen, bu işin farzı var. Ne bu işin farzı? Ya Rabbi, senden başka ilah yok, şehadet ettin.
Sen, senin peygamberin ve kulun Muhammedun Mustafa, ona da şehadet ettin. Adabı, emir ve yasaklarını yerine getirmek. Adabı, emir ve yasaklarını yerine getirmek. Allah ve Resul'ünün yasaklarını yerine getirmek. Bu adabı, bu adaba ehli tasavvuf uyacak. Ehli tasavvuf bu adaba uymazsa, iman kemale ermez. O yola gitmez, o yolda yürümez. Ve adabını geçecek. Esrarına dalacak. Esrarı ne? Ooo, Allah'ı sevin. Resul'unu sevin. Müminleri sevin. Sevin kardeş.
Bu ne? Esrarı. Sev. Bu işin sırrı var. Sırrı ne? Ey Habibim, sen abdun. Bu işin de sırrı. O zaman bir kimsenin müşrik bir kimseyle dostluğu, müşrik bir kimseyle arkadaşlığı, müşrik bir kimseye kendine veli edilmesi, müşrik bir kimseyle bu noktada hemhal edilmesi düşünülemez. Bir sahabe peygamberimizden, sallallahu aleyhi ve sellemden mucize göstermesini isteyebilir mi?
Bu onun imanına zarar verir mi? Buna bağlı olarak bir derviş müştahından keramet göstermesini isteyebilir mi? Bu o dervişin manevi yol almasına zarar verir mi? Veya manevi yol alabilir mi? İster, derviş kerametsiz olmaz. Yani derviş kerameti ister. Bir sahabe der, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden mucize ister. Bekler. Zayıf gönüllüler mucizelerle ve kerametlerle desteklenir. Ve bir derviş, bir üstadta keramet bekler. Ve o kerameti görür.
O kerameti tanır. O kerameti yaşar. O kerameti görmez, yaşamazsa, zayıf dervişlerin kalpleri mutmain olmaz. Ama bir üstad, hadi şöyle bir keramet göstereyim derse, hem kendisi cahildir, hem de onu bekleyen cahildir. Onu bekleyen bir kimse cahil olabilir, ama üstadın cehaleti olmaz. O yüzden üstad, şöyle bir sana keramet göstereyim demez. Diyemezler. Bu o üstadın cehaletinden kaynaklanır. Üstad olmadığını gösterir. Ve dervişler, zayıf gönüllüler, bu kerameti beklerler. Bu kerameti isterler, kendi gönüllerinde.
Bu kerameti yaşamak arzusunda olurlar. Ve Allah, onların gönüllerini bu noktada, mutmain noktaya getirecekse, Allah onun gönüllerini, safları sıkıştırmak gibi, sıklaştırmak gibi, sıkıştırıp ve sıklaştıracaksa, Cenab-ı Hak onlara bir keramet gösterir. Allah gösterir. Allah onların kalplerini mutmain hale getirir. Ama derviş, pastettiğim kimse derviş, talip değil.
Fakat talipler de isterler böyle bir şeyi. Muhakkak insanın gönlümünü arzu eder. İnsanın nefsi bunu ister. İnsanın içi bunu yaşamak ister. Ve karşıdan görmek de kalmaz. Kendisi de yaşamak ister. Kendi üzerinden tecelli edinmesini ister. Oturur, kalbimden bir soru geçirir. Benim bu imtihan etme noktasında olursa, bu küstahlıktır yalnız. Ben şimdi oturdum, benim kalbimden geçeni bir ismin derse, bu küstahlıktır. Bu cahilliktir. Manevi tokat yer o kimse. Allah muhafaza eylesin. Ama köylünde bir soru vardır. Bir müşkilatı vardır. Hal olması gereken bir hali vardır. Edeb etmiştir. Soramamıştır.
Fırsat kalmamıştır. Zaman kalmamıştır. Cenab-ı Hak onun o sorusuna bir cevap bahşeder. Ve dermişse, uyanıktır o. Uyanık olduğu için der ki, benim kalbimden geçen soruya cevap verdim. Benim sormama gerek kalmadı. Veya bir arkadaşla konuştuk, tartıştıydık. Veya bir şey hakkında, bir şeyler dedik, işin içinden çıkamadık. Sohbete gittim, sohbeti dinledim, çıktım bu işin içinden. Bunu der o kimse. Ve bunu arar kendince. Nefsinin, daha doğrusu beyninin gerisinde bunu bekler. Ama bu ihtiyari bir şeydir. Bu kasti bir şey değildir. Bizim profesör Orhan'ın de hazırlamış soruları. O gitmiş, dokuz eylül üniversitesinde, ilahiyatın tasavvuf kürsüsüne, orada birkaç tane de profesör arkadaşı varmış, onlarla konuşmuş, onlarla demişler ki, bunları, bunları, bunları, bunları sor, geldiğinde.
Koca da kağıt almış eline, yazmış soruları. İzmir'e gittiğimde başladı, bir tane soruyu sordu oradan, kağıttan. Biz bir başladık, sohbet, koca boyla çiziyor oradan. Teker teker, ben de ne çiziyor bunu, ne yapmalıyor diyor. Her verdiğim sorunun cevabını altına not almaya başlamış. Bana dedi ki, sohbet bitti, ya ben bir sürü soru hazırladım, hepsinin de cevabını olmuyor. nasıl oluyor dedi. Ya bunu böyle söylerken, sakın keramet açıkladığımı düşünmeyin, aklıma o da geldi. Allah muhafaza eylesin. Böyle bir şeye ihtiyacımız yok. Cenab-ı Hak hamd olsun. Bu noktada, keramet arayanlar, terk edip gidebilirler, aradığımız kerameti bulamadık diye. Böyle bir terkimiz yok, aklınızı helal edin. Bu meseleyi, ilmi noktadan konuşuyorum.
Öyle bireysel noktadan bakmıyorum. Kişisel noktadan bakmıyorum. Hakkınızı helal edin. Çünkü, bunun bir de manevi, sorumluluğu ve zorunluluğu var. Sen o kerameti bekler, o kerameti görür de, ondan sonra sırtını dönersen, yandı keten elba. Hem altı, hem üstü. Nasıl yandı? Allah intikam alır o zaman. Diyor ya, kim benim dostlarıma, düşman olursa, yırtıcı aslanın avından intikamını aldığı gibi, ben de ondan intikam alırım der. Sakın ha, hem kerameti görüp, hem onun veliliğini, gözünüzün önüne, gözünüze sokarcasına, gördünüz de, sırtınızı dönerseniz, Allah muhafaza eylesin.
o zaman da Allah, sizden veya o şahıstan, kimse bu, yırtıcı aslanın avından intikamını aldığı gibi, Allah da intikam alır. Allah muhafaza eylesin. Ve insanların kalpleri oynaktır. İnsanların kalplerine güven olmaz. Belli bir zamana kadar, belli bir noktaya kadar, o dervişlerin, o bireylerin, o taliplerin kalbi, yanar döner olur.
Ne zamana kadar? Mutmain oluncaya kadar. Mutmain oluncaya kadar, o yanar dönerliği yaşar. Ne zamanki mutmain ne makamına geldik? Ey nefis, Rabbine mutmain olarak dön. Kalpler ancak, zikrullah ile mutmain olur. Bu sırra erdi mi, o kaç hükum bulur artık. Onun fazla oynayacak, koplayacak, zıplayacak, gelecek, gidecek, fazla bir yeri kalmaz. Bu hale kadar, o keramet de ister, mucize de ister, ayın ikiyeye ayrılmasını da ister, bir ara öyle dedi. Resulullah sallallahu alaihi ve sellem adetleri, ayı eliyle ikiye böldü dedi. Sen de ayı ikiye bölebilir misin dedi bana. Böyle baktım, dedim, ayı ikiye bölen Medine-i Münevvere'de.
Sen cahil bir insansın dedi. Sana gel bize derviş ol diyen oldu mu? Dedim ben, olmadım dedi. Sana gel dergah diyen oldu mu? Olmadı dedi. Sana birisi gel derse, dedim ben, sen ona söyle, ayı ikiye bölersen geleceğim dedi. Ama insanoğlu bunu ister. İbrahim aleyhisselamın Cenab-ı Hakk'a, Ya Rabbi, seni yeniden dirilteceğine inanıyorum. Ama mutmain olmak istiyorsun demiş. Bunu nasıl yapacaksın? Hani ona demiş ya, git dört tane, tepeden birer tane kuş tut, kuşları tutmuş, kes kesmiş, kavur kavurmuş, yak yakmış, karıştır küllerini karıştırmış. Demiş git, dört tane tepeye birer oluşmuş, külü savur. Orada. Savurmuş rüzgara karşı külleri.
Demiş gel şimdi tekrar. Demiş ki, küntü biiznillah be. Küntü biiznillah. Demiş, hayır değil, kuşların dörtte gelmiş, çık çık çık … Önle. Demiş, İbrahim, işte biz böylece yeniden dirilteriz. Hadi İbrahim senin kalbin olsun. Hadi İbrahim senin aklın olsun. Sen aklınla mutmain olmaya çalış. De ki, mutmain olmak istiyorum. O sahipsizlerin sahibi, Allah, kalbine merhamet etsin seni. Ve kalbini mutmain hale getirsin. Senin dört tane kuşunu içinden uçursun.
içinden uçursun. Dağ bayır böyle dolaştırsın. Ondan sonra onu aşk ateşinde yaksın. Dumanını atsın, küünü savuttursun. Ve gönlüne huuuuh desin. Tecelli etsin. Ve bu dört tane kuş, kalbinde, yüreğinde yeniden neş-i neva bulsun. Dört kuşu da siz düşünün artık. Gizli şirk. Tevhidin içe tecelli etmeyişi. Viyat demiş. Gösteriş demiş. Ama asıl özür, tevhidin kalbe tecelli etmeyişi.
İmanın kalpte yerleşmeyişi. Kalbin oraya buraya oynaması, oraya buraya sıçraması. Bir dengede gitmemesi. Bir dengede gitmemesi. Bir merkezde bulunmaması. Bir çizginin üzerinde yürümemesi. Gizli şirk. O kadar alanı geniş ki. Bundan kurtulmanın yolu Allah'ı sevmek. Bundan kurtulmanın yolu Allah'ı çokça zikir. Bundan kurtulmanın yolu sımsıkı Kur'an ve sünnete bağlanmak. Sımsıkı. Ve insanları helak eden bir hastalık. Helak eden bir hastalık. Az önce anlattığımız o tevhidle alakalı içsel ve dışsel meselelerle anlattığımız şeyler.
Kişi, eşini veya evleneceği kişiyi çok sevmesinde sakınca var mı? Kendini çok severek, çok sevmemek için geri çekmeli mi? Ya öyle bir seven insan denk gelmedi ki ya. Nereye geri çekecek? İnsanlar doğru noktada, doğru bir şekilde eşlerini severlerse o sevgiden zarar görmezler.
Aslında bir kimse doğru noktada, doğru noktada doğru şeyi ne kadar severlerse sevsinler asla zarar görmezler. Ben beyin gerimdekini de söylemeden içim rahat etmeyecek. Bir kimse gerçekten ama, gerçekten kalbi olarak, ihlaslı ve samimi olarak her neyi severse sevsin, zarar görmez.
Severse sevsin. Bu size tuhaf gelebilir şimdi. Gönül arzu eder ki, doğru noktada, doğru şeyi sevir. Bu sizi selametliğe götürür. Bu sizi zararsız bir şekilde menzilinize yerleştirir. Eğer akli noktada zarar etmek istemiyorsanız, akli noktada, akli noktada davranmak istiyorsanız, doğru noktada doğru şeyleri seveceksiniz.
Ama bu benim beyin gerimdeki bir şey. Bir benimki İtopya, benimki bu işin felsefesi. Ama bunda zarar var. Ama bunda insanın karşısına ne geldiğine belli değil. Her neyi seversen sev, ve gerçekten ihlasla ve samimiyette seversen, o sevgin seni ilahi sevgiye, doğru sevgiye götürecektir.
Nereden seversen sevgiler, bu işin tehlikeli kısmı, bu işin kapalı zarfı, bu beynimin gerisinde bir felsefe, bir doğru, bunu paylaşmadan edemeyeceğim. Kendime ihanetmiş gibi olacak. Yanlış da olabilir bu, eksik de olabilir, kusur da olabilir. Bunun felsefi olarak doğru bulmayanlar olabilir. Ben bunu illaki doğruluğuna şey yapmıyorum, iddia etmiyorum. Ama bu benim beyin gerimdeki inanışım. Hani ehli tasavvurun meşhur bir ibaresi vardır. Ağaca bağlansan yol alırsın derler. Hani bir kimse, eğer gerçekten iyi bir dervişse, sağlam bir dervişse, hakiki bir dervişse, ihlaslıysa, çok affedersiniz, kabil olmayan, dandik bir şeyhe de bağlansa yol alır o kimse.
Ve Cenab-ı Hak onu doğruyla buluşturur, karşılaştırır. Allah hiçbir şeyi boş bırakmaz. Zerrece hayır işlerinin hayırı karşılıçsız kalmaz, zerrece şer işlerinin şerri cezasız kalmaz. O zaman sen Allah için ağacı sevsen dahi, ağaç sana doğru yolu gösterir. Ağaç göstermez. Ağaçtan bekleme doğru yolu. Ağaça tecelli eden birisi olur. Konuşur. Ağaç seni doğru noktaya. Sen yeter ki samimi bir şekilde ağacı sev. Bildiğiniz ağaç. Ağaç seni dinler.
Dertleşir. Seninle sarmaş dolaş olur. Sen yeter ki ağacı, ağaç gibi görmez. Sizin bugüne kadar veyahut da böyle tebliğ kafanızda hayalinizde canlandırdığınız hayatın, hayalinizde canlandırdığınız tasavvurun dışında bir şeymiş gibi görebilirsiniz. Bu işin tehlikeli tarafı. Bu tehlikeyi sevmeyenler bu tarafa iştah alacak. Şuram yanar, buram eksilir, buram kızarır, buram kopar diyen kimse bu tarafa yanaşmasın. O ne yapacak? O aklıyla davranacak. Doğru noktada doğru şeyi sevecek. Doğru noktada doğru yerde bulunacak. Yani kalkacak bir böyle kerameti bol haliyle, ahvaliyle, her şeyle nam salmış bir veli arayacak kendine.
Bulacak, doğru noktada doğru veli. Diyecek ki ya bu tam bir veli. Tamam. Aklı o. Doğru. Böyle akıl sahipleri hep bakarlar bir tek bir türlü tam bir veli bulamazlar. Ben sorunla karşılaştım çünkü. Birisi anlatıyordu şimdi. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'ni ziyarete gitmişler. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin ne kadar büyük bir veli, büyük bir zat olduğunu anlatıyor bana. Anlattı. Bir soru. Sohbet soruyor.
Başka bir daha. Anlattı, anlattı. Nasılymış o zat? Elinde tespit diyor. Hiç durmuyor. Habire diyor Allah'ı zikrediyor diyor. Biz gittik yanına selam verdik, oturduk diyor. Devam ediyor daha zikrullah diyor. Ne mübarek adam diyor. Ben şunu dinliyorum. Öyle zikir, öyle zikir. Elinde tespit diyor. Biz oturduk diyor. Saatlerce diyor yanında. Bize diyor hoş geldiniz bile demedi diyor. Habire zikrullah yapıyor diyor. Çok mübarekmiş dedim ben. Çok mübarek dedi. Ah dedi. Bir soru. Belki de yedi sekiz tane, dokuz on tane ziyaret ettiği, sohbet ettiği, çok mübarek gördüğü şeyleri sıraladı. Hiçbirisinden de ders almamış.
Tabii sıra geldi Şeyh Efendi. Biz tabii birkaç arkadaş onu da getirmişler sohbete. Bizim Şeyh Efendi ile ondan sonra tanıdı. Tabii bizim arkadaşlar illa ki bir iki tanesi bana dedi ki abi bir konuş, bir konuş sen. İşte önemli adam, kıymetli adam. Lan neyse önemli, nesi kıymetli. Ah bir görüş ya. Görüştük tabii biz. Adam böyle kendisini zengin, hali vakti yerinde göstermekten ve kendisine bu noktada temanlığa edinmekten hoşlanıyor. Böyle anlattı, Abdullah Efendi de çok iyi. Bir dakika dedim ben, ne oldu dedi. Bunlarla nasip ettim.
Dedim abi, onca sıraladın. Hiçbirinden nasip olmamış dedim. Dedim sen çorumlu Mustafa Efendi'yi görmüşsün. Senin nazarında Mustafa Efendi, aktap, pir. Öyle değil mi? Evet. Abdullah Efendi senin nazarında pir mi dedim ben. Değil dedi. Yani ben öyle olduğunu bildiğim için dedim ben. Nasip olmayacak sen aldan. Ve bazen denk geliyor. Böyle iki üç yılda bir. Hala da bir yer nasip olmamak. O tam bir veli. Onun kafasında tam bir veli var. O nasıl? O gelecek. O filanca efendi gelmiş. Duvar, ayrıl yavruçundan. Duvar tıkır, tıkır, tıkır, tıkır ve ayrılacak.
Ona diyecek ki kalk efendi, gir içeri duvardan içeri. O kalacak. Ya nasıl kalayım diyecek. Kalamıyorsan defol git buradan diyecek. Gene gidecek. Gene nazim olmayacak. Tasavvur, zararı, karı hesap edenler işi değil. Tasavvur, Allah'ı sevme, Resul'unu sevme, bir üstad'ı sevme.
Kısa akıllıların işi de değildir. Nasıl? Kısa akıllılar vardır. Onlar kendilerini uzun akıllı görürler. İyi akıl, kendisini iyi akıllı gören kısa akıllıdır. Onların işi değildir. Allah muhafaza eylesin. İşte kısa akıllı olmayanlar üstadlardan keramet beklerler. Kısa akıllıya pardon, kısa akıllılar üstadlardan keramet beklerler. Peygamberlerden mucize beklerler. Her taraftan bir şey beklerler. Ve görseler dahi, onlar ne yazık ki yine yol alamazlar. Böyle bir şeyi bekledikleri için, hiçbir şey aramayan, hiçbir şey beklemeyen kerametin ortasındadır. Ermağının içerisinde kurt misafir.
O bir şey beklemiyorsa, Allah der, hal görür. Ülke de der ki, ulan ya, bir ben göremiyorum, bir yalan söyleyeceğim. O mu hal görecek canım? Kendi göremiyor ya. Kendisi de her bir kulahta görsem Allah, görsem Allah der. Böyle projektörleri açan bir keramet göreyim diye. Allah da onu bahşetmez. Ömürki hiç böyle bir şey beklemez. Onun kalbinden bir şey geçer, cevabı alır. Aklından bir şey geçer, cevabını alır. O böyle bir şey olacaktır, orada kerameti görür. Mütab'da bir şey olacaktır, o işi öyle olur. Olur mu? Ve o da böyle hasbelkader gelir. Efendim şurada şu oldu.
Sen geldin bir hu dedin. O hastalığın şifa oldu der. Ömürki der ki, yok bir yalan söyleyeyim. Neden o bekledi, bekledi, ona gelmedi ya. Allah müdahfetsin. Güzelmiş bu. Hiçbir infan sahibi, kendisine bağlanan bir müridi, hakka vasıl eylemeden, yüzüstü bırakıp ölmez. Davud'un kebir. Ne bu yani, kitabın ismi herhalde bu veya bu, pardon, o şahsın ismi, o öyle demiş. Ne demektir? Allah razı olsun. Evet. Eğer bir kimse bir kimseye bağlanıyorsa ve bu bağlılığını o şahsı olarak görüyorsa, vay o şahsın haline, vay o bağlanının haline.
Vay ki vay. Bizim bağlılığımız Allah içindir. Bizim muhabbetimiz Allah içindir. Bizim sevgimiz Allah içindir. Bu noktadaki duruşumuz da Allah içindir. Ve biz yürüdüğümüz yol kadar alacağımızı biliriz. Yürüdüğümüz yol kadar. Atacağımız adım kadar alacağımızı biliriz. Biraz şatafat kokan sözler. Üstab ister ki etrafındaki bütün insanlar sadece kendi arkadaşları, ihvanları, kardeşleri değil. Ümmet-i Muhammed Hakk'a vasıl olsunlar.
Allah'a dost olsunlar. Ben isterim ki buradaki bütün kardeşler Allah'ın veli kulu olsun. İsterim ki hepsi de mürşid-i Kâbil olsun. İsterim ki hepsi de her zikrullahta, her zikrullahta. Allah'ı görürcesine zikrullah etsinler. Her zikrullahlarını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle yapsınlar.
Görsünler onu. Bunu kim istemez ki? İsterim ki bir üstad, bir veli etrafındaki bütün kardeşlerin kalplerinden zulümat perdeleri katsın. Veda tevhid başlarken La ilahe illallah derken bütün maneviyatla o zikrullahi yapsın.
Hani gelmiş ya sahabeden birisi Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e. Demiş ki ben kendimi münafık gibi hissediyorum. Ne oldu? Demiş Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurunda ayrıyım. Ondan ayrılınca ayrıyım demiş. Halim değişiyor. Demiş ki aynı şey bende de oluyor. Gel demiş bunu Muhammed Mustafa'nın peygamberimize. Sallallahu aleyhi ve selleme. Gitmişler Allah Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e sormuş. Özür dilerim. Hamzala'ydın değil mi? Hamzala bunu sormuş Hazreti Resulullah'a. Allah Resulü demiş ki haliniz burada olduğu gibi dışarıda da konuşsanız meleklerle konuşursunuz. Melekler size selam verin.
Melekler sizin başvücünüzde dururur. Burada peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adet eden haşa irfanı mı eksik noksan? Allah muhafaza eylesin. Bu sözler haddi aşan sözlerim. O zat söylemiştir söylememiştir öyle bir şey demiyorum. Allah muhafaza eylesin. Ama her derviş aynı halde olacak ve aynı hale alacak. Herkes için o kapı açık mıdır açık mıdır? Herkes o hale kavuşabilir mi? İnşallah o zaman kavuşabilir. Ama yürüyecek yürüyecek. O gidecek.
Dilini muhafaza edecek. Halini muhafaza edecek. Ahlakını, aşkını, muhabbetini muhafaza edecek. Erkek eşini dövüyor, eşine hakaret ediyor, etrafa zulmediyor, etrafa haksızlık yapıyor. Burası zikrullah kapısı, burası Allah kapısı. Gelecek burada herkes zikrullah yapacak. Cenab-ı Hak onun günahlarını affedecek. Ama buradan dışarı çıkacak. Yine birisine haksızlık yapacak. Yine birisine zulm edecek. Gelecek bir daha Allah'ı zikredecek. Allah bir daha affedecek. Ama dışarı çıktığında kendisini korusa, kendisini muhafaza etse, haksızlık yapmasa, yanlışlık yapmasa, eksiklik yapmasa, harama düşmese onun hali değişecek.
Onun ahvali değişecek. Doğru mu? E şimdi kendini muhafaza etmeyen bir kimseyi, üstad nereye kadar muhafaza edecek? Üstad Allah mı? Yalan söyleme, söylüyor.
Yemin etme, ediyor. Hidbet etme, ediyor. Harama gitme, gidiyor. Harama dokunma, dokunuyor. Haram konuşma, konuşuyor. Etrafına zarar verme, veriyor. Veriyor. Coşkun hakan sel gibi. Önünde bir şey durması mümkün değil. Muhafaza eylesin. Gönül arz eder ki, bütün kardeşler bu noktada Allah'a mustat olsunlar. Allah muhafaza eylesin. Günahlardan nasıl kurtulabiliriz? Nasıl kurtulacağını düşünmen dair, kurtulma noktasında bir adım. Kıymetli kardeşler, tövbenin hakikisi günahı terk etmektir. Tövbe yap bir demenize bile gerek yok o zaman.
Demek hem farz hem sünnet. Onun tecelliyatı onu yapmamak. Siz oturursunuz, sabahtan akşama kadar, ya Rabbi tövbeler tövbesi, ben bir daha yalan söylemeyeceğim dersiniz. Kendisi gelip bak yalan söylersiniz. Tövben tövbemi, şeriatan tövbe. Günahtan korunmanın farzı yapmamak. Adam seni tamamen kesmek. Zuvlarını günahla alakalı yazılımdan silmek. Günah sana hiç dokunmaz.
Senin üzerinden zuhur etmez bir şey. Allah güneğini korur ve muhafaza eder. Allah yaptıklarından sorunlu değil. Şimdi sırrınız. Ona kapı aralanık mı? Aralanık konuğunda günah işleme kapısı aralanık. Ama Allah onu korur ve muhafaza eder. Sırrınız. Allah muhafaza eylesin. Bu yolda en hızlı yol aldıracak amel nedir? Bir tek amele bağlamak çok uygun bir şey değil. Nasıl biz bir insanı insan diyebilmemiz için gözleriyle, kaşlarıyla, burnuyla, ağzıyla, elleriyle, ayaklarıyla, zuvlarıyla bir bütün olarak görüyorsak ve o bütüncünlüğün içerisinde insanı insan olarak görüyorsak, amel noktasında da biz bütüncünlük içinde olacağız.
Bir tek amelde sabit kalmak, bir tek amelde durmak, bir tek amele sımsıkı yapışıp diğerlerini yok görmek doğru değildir. Allah'ın zikir en büyük iştir. Ama namaz kılmayı, oruç tutmayı, hacca gitmeyi, zekat vermeyi, sadaka vermeyi, insanlara tebessüm etmeyi, insanlara yardım etmeyi, insanlara zarar vermemeyi, güzel ahlaklı olmayı, Allah'ı sevmeyi, Resul'ünü sevmeyi, üstadı sevmeyi nereye atacağız?
Bir kimse istenir ki o kimse kendisini kemale erdesin, kendisini uzunlaştırsın. Ama bu bütündür. Abdetsiz namaz olmadığı gibi, yeme içmeye devam ederken de oruç olmaz. Nasıl namazsız bir mümin kemale eremezse, orucu kasten terk eden bir kimse kemale eremezse, bu noktada gelmiş kardeşlerimiz tek bir amelde sabit kalarak tam da kemale ermiş olamazlar.
Gücümüzün yettiğince, farzları yerine getirip, gücümüzün yettiğince, sünnetlere, nafilelere sarılıp, Allah'ı sevmektir işimiz. Bunu şu amel yeter deyip de bir tek o amelde kalmak, ekmekten başka bir şey yememek gibi bir şey. Sağlıksız beslenmek.
Siz sabah, öğlen, akşam, sabah, öğlen, akşam, günlük bütün hayatınız boyunca sadece ekmek yemiş olsanız, her gün karnınız dayar mı dayar. Ama siz sağlıksız beslenirsiniz. Hasta olursunuz bir müddet sonra. Vücudunuz ayakta kalmaz, direnciniz kalmaz. Sizin vücut dengeniz bozulur. Niçin? Sağlıksız beslenmekten dolayı. Ve eğer siz bir tek amelde kalırsanız sağlıksız beslenirsiniz. Oturacağım Allah'ı zikretmek en büyük iştir. Sadece oturacağım Allah'ı zikreteceğim. Namazı kılmayacağım, orucu tutmayacağım. Abdest de almayacağım. Dini hayat düşünebiliyor musunuz?
Hayır. Ben düşünmüyorum öyle bir dini hayatta yok. Hadis-i Kudsi ve Ayet-i Kerimeler arası o kimse Allah, o kimse farzlara riayet edecek. Bu Allah'ın hoşuna gider. Farzlara riayet etmek. Farz durmak. İbadetleri yerine getirmek. Farz ibadetleri. Belki de söylüyorum ve söyleyeceğim de. Bizim tasavvuf anlayı temel, temel kaynaklarından birisidir bu Hadis-i Kudsi. Kul farzları yerine getirmekle Allah'ın hoşuna gidecek ameli işler. Nafilelerle Allah'a yaklaşıyor.
Allah'ı sever. Bizim çizgimiz ve yolumuz budur. Farzların bu işin farzıdır. Bu işin aklı. İkincisi nedir? Aha. Nafilelerle imanın tecelli ettiği yer. Dışarıda durmak yok. Bunun dışında düşünmek yok.
Bir şeyi algılamak yok. Bizim tasavvuf anlayışımızın temel noktası. Farzlara, farzlara yerine getirmekle namazlarınızı kazıklayacaksınız. Noktasında söylüyorum.
Ölmesinde bir beis yoktur. Dayısıdır, nereden biliyorsun?
Amcasıdır, nereden biliyorsun? Tanımadın. Birisisidir, akrabasıdır. Gidinceye kadar telefon açmışlar. Hacı abinin elinde arabasında bir hanım vardı. Söylediyse fitne çıkarıyor. Söylesene telefon açanı, dergata istemiyorum. Senin arabama bütün bayan demişler, biner. Hepsinde getirdim, götürdüm, derdi olur, sıkıntısı olur.
Hiç mi Allah'tan korkmadın? Senin hanımın biner. Yarın bugün senin kızım biner. Biner. Binmez diye düşünmez. Öyle bir noktaya gelir, binmeye sorunda kalır. Bindirim ben arabayı. Götürürüm, hizmet ederim ben. Yapmayacak. Haramlara uzak duracak. Kısız seni adam öldürme. Uzak dur. Yalan söyleme. Uzak dur. Kıybet etme. Uzak dur. İftira etme. Uzak dur. Günah kebail. Yapmaz bunları. Farzlara riayet edeceksiniz. Günah kebailerden alacaksınız. Kimsenin karısı.
Hukuku. Kimseye kötülük yapma. Kimseye zarar verme. Kimseye haksızlık yapma. Farzı ona geçemezsin. İnsanların içerisinde hiç kimseye zarar vermemek. Hiçbir şeye zarar vermemek. Hiçbir şeye. Bu işin farzı hiçbir şeye zarar vermemek. Hiçbir şeye zarar vermemek. Öneli çıkar güzelce. Dür katla oraya.
Hanımın katlamazsa sen katla. Yıllarını da atmayın. Bismillahirrahmanirrahim. Alın. Gerisi var. Katla.
Temizle. Dür götür. Gelecek birisine. Zarar ver. Kardeşler. İnsanların üzerinde bir İtopya olarak düşünün. Etraflarındaki hiçbir şeye zarar vermeyecekler.
Bu işin ne? Tabı. Esrarı ne? Esrarı. Sizin en hayırlısı etrafınıza en fazla faydası. Boşuna gidecek şeyleri yapma. Nafilelerle ona yaklaşma.
Sonra onu sevmek. Seviyorum seni. Gözümün göbeği gibi. Seviyorum seni. Direyi gibi. Seviyorum seni. Sırrımın sırrı. Allah'ı sevmek. İnsanların sırrı. Kainatın sırrı. Varoluşun sırrı. Yokoluşun sırrı. Ölmedenin sırrı. Ölmeden önce ölmeyi tatmayanların dirilemeyeceğinin sırrı. Allah'ı sevmek. Otur ben Allah'ı seviyorum.
Demek de. Olumuzda değilsin. Ya. Sen nefsinin yolundasın. Sen Allah'ı seviyorum diyorsan. Farzları yerine getireceksin. Farzları yerine getireceksin. Kardeşler. Kısa zamanda yol yürümek isteyenler. Gözünü arzu eder ki insan bir günde ersin. Bir günde olan meyveler. Ertesi gün çürürler. Hiçbir şey bir günde olmaz. Karpuz bir günde ermez.
Şehtali bir günde olmaz. Elma armut bir günde olmaz. Lahana ıslanak dahi bir günde olmaz. Sen nasıl bir günde olacaksın? Allah Adem'i 40 bin yılda yarattı. Adem'i yarattıktan sonra da 40 bin yıl yaktı. 40 bin yıl dondurdu. Sen nasıl bir günde ereceksin? Hiç olmazsa 40 günde er parayı. Hiç olmazsa 40 ayda er. 40 yılda erme. 40 yıl uzun bir zaman. O kadar nefesin olmayabilir. Gel parçlara riayet et. Partan dön, tövbe et. Gel nafilelerle Allah'a yaklaş. Gel Allah'ı sev.
Ya da tersinden dön. Allah'ı sev. Nafilelerle yaklaş, parçlara riayet et. Hoşuna gitti mi? Olmadı değil mi? Ters geldi. Var mı ters gelmeyeni? Olmadı. Gel parçlara riayet et. Dilini, gözünü, kulağını, elini, ayağını koru. Başkalarına zarar verme. Dilinle, elinle, kolunla, gözünle, kulağınla. Başkalarına zarar verme. Verme. O zaman imanın tadını gönlümde alacaksın. İmanın lezzetini içinde alacaksın. Allah bizi affetsin. Şeytanın sağdan yaklaşmışı nasıl olur? Şeytan Allah'ı ziklettirir mi? Ne yapacaksın? Şeytan sağdan da yaklaşır, soldan da yaklaşır, önden de yaklaşır, Allah arkadan da yaklaşır. Bunlar işin teferruatı.
Lazım mı? Lazım. Bunlar işin bilgisi lazım mı? Lazım. Bunlar insanı korkutmaz. Bunlardan korkma. Şeytandan korkma. Şeytandan korkma. Allah'ı zikrediyorsan, farzları riayet ediyorsan, nafilelerle Allah'a yaklaşıyorsan ve Allah'ı seviyorsan, senin şeytandan korkmana gerek yok. Allah'ı zikret Allah'a sığır. Ve şeytan insanı Allah'ı zikrettirmez. Zikir varsa şeytan yoktur, şeytan yoktur. Zikir varsa şeytan yoktur. Zikir kesilir, şeytan gelir. Şeytan hadi git şurada bir zikrediver ya demez. Yalnız şeytan şunu der.
Burada öylesine bir titre ki herkes senin nasıl hal sahip olduğunu görse. Kapını öyle bir salla ki herkes seni aşık zannetsin. Sen öyle bir endamlı bir bakış bak ki insanların kalbini yak. Görsün insanlar nasıl bakılırmış. Şeytan bunları sever. Şeytan insanın zikruluğa arkasında gönderir mi? Hayatta gönderir. Çırpınışı adam buradan içeri girer. Hala da çırpınır. Verk ulan bu adamı dümür deyince. Keşke on dakika sonu gelse değil. Zikirullah başladığında gelse. Mahalle sohbetlerinde de ölüyorum. Mahallede ders olacak ya.
Mahallede dersi kim yaptırıyor filanca yaptırıyor. Bakar saat ala. Zikrullah dokunda başlayıp dokusa beş kala girer. Neden? Aman onu sohbetle mi dinleyeceksin ya? Çünkü bir müddet sonra bunlar da yalnız o kimse. Şeytan galip geliyor. Neden? Sohbetten uzaklaştırdın. Oradaki sohbeti yaptırana karşı kalbine bir nifak koydun. Kim yaptıracak? Silence çavuş ya. Ya onun çavuşluğu glenza. Şeytan onu delirttirir. Ya has ver kadar işte. Efendim nereden ona bir ders yaptırmayı ikisi verdi? Bilmiyorum da. Şeytan ona onu şey yapar. Bu kendi kafasından burada zikruluğa yaptırıyor canım. Ya ben oraya gitmiyorum ya.
Ya ben ya perşembe günleri aşağıda. İşte ders var. Ben oraya gidiyorum ya. Mahalledeki ders beni kazır mı ya? Ben eski vermişim. Mahalledeki dersi yaptıracak olan kim yaptırıyor dersi orada? Ya filan ce yaptırıyor. Aman ya onun dersine gidilir mi ya? Bu şeytanın işi. Ya hep onun evinde mi olacak? Onun evine gidiyoruz orada adam bize böyle bakıyor. Hep o kadının evinde mi olacak? Ben o kadını da hiç sevmiyorum zaten. Ya o kadının evine gidiyoruz. Kadın böyle bakıyor işte. Çocuklara bakıyor. Yediklerimize, içtiklerimize bakıyor. Ben oraya gitmek istemiyorum. Ah! Sen o bir sefer halakayı zikrullahta Allah demenin faziletini bilseydin.
Ölüm döşeğinde de olsan dersin ki beni alın götürün zikrulla halakasında buyursem onu da öyle. Sen onun ahiretteki kıymetini bilmiş olsaydın, sen asla ve asla orada burada oyalanmaz zikrulla halakasına herkenden önce oturup dilini damağına dayar Allah'ı zikretmeye başlardın. Evet başlardın ve dilini damağına dayadın da Allah'ı zikretmeye başladın da eğer haberin olsaydı gözünü kapatırdın, bakardın ki seninle beraber kimler zikrediyor, görürler.
Görüp görmemen de önemli değil. Onun zikrullarının faziletini, kıymetini bilmiş olsaydı ve şuradaki insanlar Allah'ı Mehmet eylesin, şey efendi, Abdullah efendi de derdi. Oğlum şu valiler Allah'ı zikrullar yaptırmanın, orada yapmanın faziletini bilmiş olsalardı bizlere derdik çekilin şuradaki adam, in aşağı sen. Ya ben orada zikrullar yaptıracağım derler derler. Valiler zikrullar halakasının kıymetini bilseler. Bir yerde halakayı zikrullar kurulmasına vesile olmanın sevabını bilseniz siz, hepinizden. Bunun kıymetini bilseniz Allah'a sizi inandırırsınız. Hepinizde evinizde halakayı zikrullar kurdurup bütün insanlara bahşiş para veririz. Gelin eve zikrullar yapın diye.
Burada gönül arzu eder ki herkesin kalbi, gönlün açılsın. Bu niçin ki kullar yapmayın yani. Kimsenin böyle bir zikrulları verse, Mevla'a müsaade etse, izin verse, böyle bir aralasa, kalkmaz ama. En zikirden ayıracak, halak en zikirden uzaklaştıracak bir güç, kuvvetle ayırma.
Aksan buradan adamı, defol git lan, istemiyoruz seni burada desen, gelir kapının ağzında hüngür hüngür hüngür ağlar, içeri girer der, sükrullar yapacak bir şey yok. Bir yerine atsak, adamı gelir mi gelmez mi acaba, bazı arttıklarım gelmedi de, o kadar kıymetlidir, o kadar kıymetlidir ve onu mahrum etmek de o kimseyin böyle kolay bir şeyi de yoktur, hesabı.
Ben adamın dersini alırım, sen buraya zikrullar gelme demem hiç. Kime derim, adam burada edebisizlik, hayasızlık, terbiyesizlik yapar, buranın hukukuna çiğnerse ona derim, övete bir derim, derim, sen kendine bir şey harak, sen kendine bir derde harak, bizden kardeşlik hukukun yok, bunu derim, ama sen zikrullar alakasına bir daha gelmez seni burada görmek istemiyor mu, zor derim.
Onu kime derim, adam burada işte para satmaya kalkar, adam burada işte kadın pazarlamaya kalkar, adam burada milletten para toplamaya kalkar, adam burada kendi kendine işte kendince, Allah muhafaza eylesin, günah-i kevahilerden bir şey yapmaya kalkar, ona o zaman uzaklaştırır. Buradan da uzaklaştırır. Allah muhafaza eylesin, Allah muhafaza eylesin, farzlara riayet etmek, yani günah-i kevahilerden uzak durmak, bir kimse açıkça burada bir başkasına günah-i kevahili yönlendiriyorsa, günah-i kevahiline onun yol açıyorsa, onlardan uzaklaştırır.
Geri dönmüyorsa bu noktada, tövbe edip hastalık ulaştırır, meğer hiç kimsenin hakkı yok çünkü. Hani bir hastalık ulaşır, hastalık vebalı. Ne yapacak o? Vebalı kimse evinden dışarı çıkmayacak. Bunun gibi adamın hastalığı ulaştıracaksın buraya, onu burada muhafaza etmek için onu da burada Allah muhafaza eylesin, istemeyiz. Hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Cenab-ı Hak dinlediklerinizle amel etmeyi nail eylesin. Kardeşler, kendinizi muhafaza edin. Kendinizi koruyun. Günah-i kevahilerden uzak durun. Allah'ı çokça zikredin ve Allah'ı sevin. Kardeşlerinizi sevin. Birbirlerinize destek olun. Birbirlerinize yardım edin ki Allah size yardım etsin.
Birbirlerinize merhamet edin ki Allah da size merhamet etsin. Birbirlerinize şefkatle davranın ki Allah da size şefkatiyle muamele etsin. Birbirlerinize yardım edin. Allah yolunda yardımcı olun. Mahallelerdeki görevli kardeşlere, ilçelerdeki, illerdeki görevli kardeşlere yardım edin. Onlara destek olun. Onlar bu noktada bizim vazifemiz de vazifeliler. O yüzden onların vazife yapmalarına yardım edin.
Tekkede hizmet eden kardeşler, tekkedeki görevli abilerinize itiraz etmeyin. Onlara yardım edin. Onlarla istişare edin. Onların işlerini zorlaştırmayın. Burada Nurhan sorunlu olan kardeşlere yardımcı olun. Mahallelerdeki kardeşlere yardımcı olun. Birbirlerinize düşmeyin. Birbirlerinize yardım edin, kenetlenin. Birbirlerinizin arkasından konuşmayın. Birbirlerinizin arkasından eleştirmeyin. Birbirlerinizin arkasından kuyu kazmayın. Birbirlerinizin yüzüne gülerekten arkasından bir şeyler pişirmeyin.
Bu dervişlik hukukuna sığmaz. Birbirlerinizi şikayet etmeyin. Birbirlerinizi üstadınıza şikayet ederekten bir yol bulamazsınız. Birbirlerinizi şikayet etmeyin. Karı kocalar, birbirlerinizi dinleyin. Birbirlerinizi şefkatli devranın. Birbirlerinizi şefkatli devranın. İnsanlara zulmetmeyin. Etrafınıza zulmetmeyin. Çocuklarınızı...
Allah muhafaza eylesin. Kardeşler, gelip geçecek her şey. Hayat gelip geçecek, bağırlık gelip geçecek, yokluk gelip geçecek, borç gelip geçecek, güzellik gelip geçecek, sıkıntı gelip geçecek, yakışıklılık gelip geçecek, evleriniz gelip geçecek, atlarınız, arabalarınız gelip geçecek. Baki olan Allah, kahhar olan Allah, cebbar olan Allah, vahid olan Allah, veli olan Allah, alim olan Allah, bir kalıcı olan Allah.
Zikredin ona, teslim olun. Hepsi geçecek, gidecek, bitecek. Ben İzmir Bayındır'a gidiyordum, dedemin evi var orada, köşede. En son çatısı da gitti, çatısı da kalmadı. Duvarlar kaldı. Duvarlar kaldı. Bakıyorum böyle, diyorum ki Allah Allah, eve bak. Burada içinde yaşanırdı, insanlar güler oynardı, koşuştururdu, kurbanlar kesilirdi, dedemin misafirleri gelirdi, yemekler gelirdi.
Bayramda oturacak minder bulunmazdı. Oturacak minder. Yalnız taş duvarları kalmış. Annem diyor, yaptır, anne boş ver. Kime lazım, soy yaptırsın, diyorum. Çıkıyorum işin içinden. Sana lazım değil mi? Ne lazım değil anne, diyorum. Kim istiyorsa vereyim imzasını, alsın üstüne, diyorum.
Bana dedi ki, kafeyi mi kırdın sen? Anne lazım, dedim. Baktın, baktın, baktın, Allah'ım, izin ya. Gelip geçiyor her şeyden. Dedemin dört gözüyle baktığı ev. Geçip geçecek, biz de geçip geçeceğiz. Geçip geçeceğiz. Gelin Allah deyiz. Gelin arkanızda bir hoş seda bırakın.
Bu hoş seda ev değil, han değil, hamam değil. Bu hoş seda, baktın, Abdullah Efendi vefat etti gitti, öyle değil mi? Hala kez zekulah devam ediyor. Kalan dervişler var. Değil mi? Aramızda, kardeşlerimiz var burada. Kalmayanlar da var. Gidip evde oturanlar, gidip televizyonun başında kalanlar, tekrar geriye rucu edip kahvelerde, kumara, içkiye, ona buna başlayanlar var.
Seda, gelip geçecek. Mustafa Özbağ da gelecek, geçecek. Mustafa Özbağ, baki kalacak değil ya. Mustafa Özbağ da baki kalmayacak. Ahmet Mehmet de baki kalmayacak. Arkanızdan hoş bir seda bırakın. Mahallenizde, arkanızdan zikrullah yapacak bir halaka bırakın. Etrafınızda zikrullah halakaları oluşturun. Etrafınızda, mahallenizde, köyünüzde, kentinizde, çevrenizde iyilik halakaları oluşturun. Sizi bozsun, yetimler sizi bozsun, açlar sizi bozsun. Evinde yiyeceği olmayan sizi, haştası olan sizi, yolda kalın. Boş bir seda bırakın. Allah ahlakı bırakın.
Arkanızda az nefesi bırakın. Telefonınızda bir dost sesine ihtiyacı olun. Bir kardeşinizin bir nefes ihtiyacı olun. Açık olsun. İnsanların arasında iyi ahlakla ünsalın. Doğru ahlakla ünsalın. Allah kümremizi affetsin. Allah kümremizi affetin. Allah kümremizi affetin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi