mustafaozbag.org

80. Mesnevi Şerhi (550-552 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 21 Aralık 2020 · 17:18

O işkiller koparan, zanlar türeten şeyleri tam inanç eder. Kim, kin sebeplerinden sevgiler bitirir. İbrahim'i ateş içinde besler, yetiştirir. Korkuyu can eminliği yapar. Onun sebep yıkıcılığından sevdalara düşmüşüm. Onun hayallerine dalmışım da sofastayı kesilmişim. Bir şeyden şüphelenirsiniz. Eğer şüphelenme doğruyu bulmak içinse sizin o işkilinizden, o şüphenizden hakikate ulaşırsınız.
Hatta bu hakikatin de hakikati var der, zanna düşer, daha da hakikatine doğru yürürsünüz. Ve o şüphelendiğiniz, sizi işkillendiren, bu noktada zan olarak gördüğünüz şeyler, bir bakmışsınız ki sizi hakikate doğru götürmüş. Sizin kalbinize o olumlu şüpheyi veren Allah'tır. O olumlu şüphe, sizi doğruya doğru götürecektir. Şüphe vardır, insanı Allah muhafaza eylesin, olumsuzluğa götürür. Ama pozitif şüphe, o kimseyi olumluluğa doğru götürür. İbrahim'i ateş içinde besler, yetiştirir. Hani o kimse imanını yaşarken, imanına koşarken, o kimse iman ateşten bir kor, ahir zamanda, elinde tutanın eli yanacak, atan dinden imandan olacak der, hadis-i şerifte.
İşte iman eden kimseyi, Kur'an ve sünnet daresinde koşan kimseyi, Cenab-ı Hak o kor ateşlerin içerisinde besler, büyütür. Bütün şeytan, şeytanlaşmış olan insanlar, deccal, deccallaşmış olan insanlar, iman ehlini, ateş cenderesini alırlar. İman eden toplulukları, ateş cenderesini almak ister. Ve o topluluklar, o bireyler, o cemaatler, o ateş çemberinin içerisinde, o zorluklardan beslenerekten büyürler.
Müslümanı, mümini büyüten şey, o sıkıntılara göğüs germek, o mücadelenin içerisinde, o çileyi bir şekilde, çileden kaçmadan, o mücadeleye devam etmektir. Mümini büyüten, mümini pişiren şey, bela ve musibetlere ve sıkıntılara karşı metin durmaktır. O yüzden İbrahim'in yolunu seçenler, başlarına gelecek olan bela, sıkıntı, musibet, dert, gam, kasabet, her ne var ise, Bunlarla mücadele ederekten, bunlara göğüs gererekten büyürler.
O çünkü, belayla, musibetle, sıkıntılara sabrederekten beslenir, imanı kemale erer. Korkuyu, can eminliği yapar. O kimse, Allah'tan korkmaya başlar. O kimse, Allah'tan uzaklaşma korkusu yaşamaya başlar. Önce Allah'ın azabından korkar. Önce Allah'ın cehenneminden korkar. Bir müddet sonra, onun korkusu renk değiştirir. Artık, Allah'tan uzak düşme korkusu, o sevgilinin kaşının çatılma korkusu yaşamaya başlar. Ve o korku, onun can eminliği olur. O kimse, kendince öylesine korkar ki, kılı kırk yarar. Kılı kırk yarması, bir müddet sonra cehennem korkusu değildir. Dosttan uzaklaşma, dostla beraber sohbet edememe korkusudur.
Onun sebep yakıcılığından sevdalara düşmüşüm. O hale gelir ki o kimse. Cenab-ı Hak ortadan sebepleri kaldırır. Avam, sebepler dairesinde yürür. Sebebe bakar avam. Avam'ın imanı da, İslam'ı da, avam'ın hakikati de sebebe dayalıdır. Ama hasın imanı sebebe dayalı değildir. Orta yerde sebep olmasa da Allah'ın onu yapacağına inanır. Sebepsiz Cenab-ı Hakk'ın rızıklandıracağını, sebepsiz Cenab-ı Hakk'ın hidayet edeceğini, sebepsiz Cenab-ı Hakk'ın koruma altına alacağını, sebepsiz Cenab-ı Hakk'ın onu hıfz-ı muhafaza edeceğini, sebepsiz Cenab-ı Hakk'ın istediğini, istediği gibi yapacağını bilir.
O yüzden Hazreti Mevlana, onun sebep yakıcılığından sevdalara düşmüşüm der. Aslında, mana açısından bakılacak olursa, Kur'an, kendilerince sebebe dayanan akıllıların akıllarını ortadan kaldırır. Aslında din, sebebe dayanan insanların sebeplerini alır ellerinden. Ve sebeplerini yakar Cenab-ı Hakk. Ve o sebebi gören kimse, imanını kemale erdiremez. İşte onun hayallerine dalmışım da, sofastayı kesilmişim. Bu noktada, Allah'ın tabiri caizse, hayallerine dalmışım, sofastayı kesilmişim der. Bu hayale dalıp, sofastayı kesilmeyi, inşallah önümüzdeki hafta geniş bir şekilde size anlatayım.
Burayla alakalı sohbet edeceğimi söylemiştim. Onun sebep yakıcılığından sevdalara düşmüşüm. Onun sebep yakıcılığından sevdalara düşmüşüm. Onun hayallerine dalmıştım da, sofastayı kesilmişim. Onun sebep yakıcılığından, sebep yakıcılığından sevdalara düşmüşüm. Dalmışım. Sebep yakıcılığından, ortadaki bütün sebepleri yakmış. Aklımın dayanacağı bütün sebepleri yakıyor. Duygularımın dayanacağı bütün sebepleri yakıyor. Gördüğüm bütün her şeyi yakıyor. Bildiğim her şeyi yakıyor. Ve bir sofastayı haline getiriyor. Sofastayı şüphe. Yunan felsefesinde sofastayı şüphe.
Aslında Yunan felsefesinde bir kısmı şüphe olarak bakmış. Bir kimse aklı reddetme olarak bakmış. Bir kısmı ise gördüğü her şeyi bir hayal olarak görmüş. Her şey hayal. Ve her şey hayal ise. Ve aklımızda bu hayal. Aynı sofastayı düşüncesinde olanlar. Aklımızla biz bunu algılayamayacaksak, anlayamayacaksak. Ve aklımızın, aklımızca anlamaya ve algılamaya çalıştığımızda aklımızın dayandığı sebepleri yakıyorsa. Ve aklımızı padişahlaştıracak, ilahlaştıracak bütün sebepleri orta yerden kaldırıyorsa. İşte bu sufilerin tenzihidir. Her şeyi o gibi görürken o değildir demektir.
Aslında an ve an yaklaştığını hissedersin. An ve an göreceğini düşünürsün. Her semada onunla vuslatın sonuna ereceğini düşünürsün. Ve her çark edişte Allah dersin. Artık nefes bitecek. Artık sonsuzluğe doğru yürüyüş olacak. Artık bir daha geri dönüş olmayacak. Ve sen son adımını atıyorsundur. Senin son Allah deyişindir. Ve son tecelliyattır. Bitmiştir artık. Oradan geri dönmeden uçsuz bucaksız. Onun sıfatlarının içerisinde yok olup, hiçliğini görüp, ona doğru yaklaştıkça yaklaşmak, yaklaştıkça yaklaşmak, yaklaştıkça yaklaşmak. Gördüğün bütün sıfat ve efalin tecelliyatından kurtulup, zatullahın uluhiyetinde yol yürümek var iken, sebepler bir bir yanıp, bir bir düşerken, sen son merhale, son nefes derken, dersin ki varmış daha zaman.
Çark bitmiştir. Her şey toplanmıştır. Perdenin arkasındakiler, perdeyi dürüp atmıştır kenara. Sen yine de yeniden bir perdedesindir. Yineden bir hayrettesindir. Yineden göğsüne bir el durdurmuştur seni. Yine sen bir adım kaldı, bir nefes kaldı, bir yudum kaldı, bir lahza kaldı, bir an kaldı dediğinde, bir el seni başka bir perdeye götürmüştür. Bu artık uçsuz bucaksız bir tiktaktır. Ve sen her nefeste kavuşmayı arzularken, bir nefes daha beklersin. Bir nefes daha beklersin. Ha bu dalga alacaktır seni. Ha öbür dalga alacaktır seni. Ha bir daha vuruştur. Bu son vuruştur. Bu son Allah değişindir bu alemde. Bu son defa bekleyişindir. Bu son defa hasretindir.
Bu son defa duyuşundur. Gel sözü gelecektir sana. Dön sözü gelecektir. Ama bir bakarsın ki başka bir hayrete geçersin. Başka bir perdedesindir. O değildir. Ne güzeldir değil mi Sezen'in söylediği. Dün gece hiç tanımadığım bir kimseye, sırf sana benziyor diye merhaba demişsindir. Ona benzer çünkü her şey. Onun kokusu vardır her şeyde. Onun tecelliyatı vardır. Onun yüzü vardır. Onun cemali vardır. Yaklaştıkça yaklaşırsın odur. Koştukça koşarsın odur. Ama tam yakın olduğu zaman da o değildir. Ve dersin ki ne güzeldir o şarkıyı mırıldanırsın kendi içinden. Dün gece hiç tanımadığım bir kimseye, sırf ona benzedi diye merhaba demişsindir. Ve yine beklersin sen.
O yeniden gelecektir. Bir an yine vuracaktır. Yine bir perdede, yine bir perdede, yine bir perdede, yine bir dalgada. Bu dünya, bu alem bir dalga gibidir artık. Her şey deniz gibidir senin gözünün önünde. Ve her şey bir dalga vuruşundan başka bir şey değildir. Baktığın her şey bir deryanın içerisinde bir dalga vuruşudur. Kah kendini görürsün. O deryanın içerisinde, o zerrenin içerisinde, her şeyde. Vuran senden sanadır. Kah dersin ki bu ben değilim, bu odur. Vuran ondan ona olur. İşte ister kasette vehdette sen, ister vahdette kesrette, ister Hazret-i Pir gibi ben onun hayallerinin sofasayısı gibiyim de. İstersen onun hayallerinin içerisinde bir zerre gibi gör kendini.
Eğer onun hayalinde hayal isen sen, onun hayalinden tat al, lezzet al, hayalinin içinde kal. Aman hayalinden dışarı çıkma dersin. Oysa hayalinden dışarı çıksan da onun hayalidir. Ama velakin hayalden hayale geçilir. İşte bu tam bir sofasdayı olmaktır. Bu tam bir akılsızlıktır. Bu tam aklın çürümesidir. Bu tam bir aklın bu noktada çiğnenmesidir. Çünkü sebepler kalmamıştır senin için. İnanmak için dahi sebebin kalmamıştır senin. Herkes inancına sebep arar. Senin için inanmanın bir sebebi yoktur artık. Senin için inanmanın, iman etmenin bir sebebi kalmamıştır. İşte bu halde hallenmektir. Kesrette vahdet, vahdette kesret. Bir perdesidir. Bu noktada bir dalgasıdır.
Bunu bir tek perdeden anlatmak, bir tek dalgadan anlatmak, bir tek boyuttan anlatmak da mümkün değildir. Bu boyuttan boyuta geçmek, bu kesretten kesrete, bu vahdetten vahdete, bu perdeden perdeye, bu halden hale, hayretten hayrete geçmektir. Artık senin gözünün önünde, onun tecelliyatından başka bir şey yoktur. Geri kalan hepsi de rumuzdur. Rumuz. Hepsi de bir annedir. Senin arkadaşındır, senin dostundur. Adı Ahmet'tir, adı Mehmet'tir. Senin eşindir, senin çocuğundur. Rumuzdur her şey senin için artık. Sen o aleme yabancısındır artık. Oralı değilsindir sen. Sen orada durmak istemezsin. Dersin ki her şey rumuz. Her şey, her şey bir sembol. Bu alem bir semboldan ibaret.
Bu alem rumuzdan ibaret. Adı ne koyarsan koy adını. İster harflerle, ister sayısal rakamlarla koy. Sayısal rakamlar zor gelmiş insana. Hepimize bir sayısal rakam konsaydı, ilk yaratılana bir deseydik sayabilir miydik yaratılanları? Sayamazdık. Hepsini bir yaparız, adem ederiz. Hepsini bir yaparız, melek ederiz. Hepsini bir ederiz, şeytan ederiz. Hepsini bir ederiz, resul ederiz. Hepsini bir ederiz, veli ederiz. Hepsini bir ederiz, ağaç ederiz. Hepsini bir ederiz, meyve de ederiz. İsimdir, isimdir, semboldür, başka bir şey değildir. Bu alem bir sembolden ibarettir. Gördüğün her şey, semboldür. Gördüğün her şeyde, onun tecelliyatı vardır.
Onun tecelliyatı olan bir şey yok görme. Onun tecelliyatı olan bir şey de yok görme. İşte bir sofas dehi yaşamaktır bu. Bir sofas dehi. Bu dilimi mazur görün. Bu Hazreti Pir'in dili. Benim çok hoşuma gider bu. Bir sofas dehi gibi yaşamak. Hani Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin diline çevirelim. Derya dünya hayatı. Bir yolcunun ağacın altında gölgelenmesi kadardır. Gölgelenmesi gibidir. Bir yolcusun, ağacın altında gölgeleniyorsun. Yolcusun, ağacın altında gölge. Gölgedesin, gölge. Dünya hayatı ağaç gölgesi. Ağaç ne acaba? Ama dünya hayatı ağaç gölgesi. Gölgeyi düşünebiliyor musunuz? Güneş herhangi bir taraftan vurur, uzar, kısalır.
Gölgedir halbuki. Gölge uzasan olacak, gölge kısalsan olacak. Gölgeyi uzat, uzatabildiğin kadar. Gölgeden ibaret değil mi? Hazreti Allah da gölgeyi uzattı demez mi ayeti kerimede? Hazreti Pir de o ayeti almaz mı? Allah gölgeyi uzattıkça uzattı der. Düşünebiliyor musunuz? Hazreti Pir'e hayat ne kadar uzun gelmiş. Ve diyor ki Allah gölgeyi uzattıkça uzattı. Yani benim bu dünya sürgünümü uzattıkça uzattı. Biz baktığımızda 80 yıllık ömür ne kadar kısa bir ömür gibi geliyor. Uzun bir ömür gibi geliyor. Veya kimisine kısa geliyor. Hazreti Pir de diyor ki uzattıkça uzattı. Usanmış dünyadan. Usanmış sembollerin içerisinde durmaktan. Usanmış. Diyor ki uzattıkça uzattı. Haklarınızı helal edin.
Sürçü lisan ettiysek affola. El Fatiha. Amas alaikum. Amas alaikum.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi