Üstad Mustafa Özbağ

8. ULUSLARARASI ŞEB-İ ARUS TÖRENİ ŞEB-İ ARUS SOHBETİ - GELİBOLU MEVLEVİHANESİ - 15.12.2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 16 Aralık 2019 · 36:33

Hû! Eyvallah! İllâllah! Muhammedun Resûlullah! Destur ya Hazreti Allah! Hû! Selamun aleyküm! Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin.
Cenab-ı Hak, hayrı her daim isteyen, hayra koşan, her daim hayır işlemek için kendine vesileler arayan, hayırlı kullarından eylesin inşallah. Bizleri ve bütün ümmet-i Muhammed'i salihlerle beraber olan ve salihlerden eylesin inşallah. Biz pergel gibiyiz, bir ayağımız sımsıkı şeriata bağlı, diğer ayağımızla 72 milleti dolaşıyoruz diyen, Hazreti Mevlana'nın 746. Şeb-i Aruz etkinliklerine hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Hem dışarıdan gelen misafirlerimiz, hem Çanakkale'den gelen misafirlerimiz, ve yurdumuzun değişik güzide yerlerinden gelen güzide misafirlerimiz, hepinize ayrı ayrı teşekkür eder, hepinize ayrı ayrı sevgilerimi ve saygılarımı sunarım. Biz bu sene, her seneki gibi, Şeb-i Aruz programlarımızı bir çatı altında topluyoruz, bir konu işliyoruz. Bu senedeki konumuz, Hazreti Mevlana'da ortak yaşam olarak belirledik. Müslümanlar, bütün bölgelerinde, sıkıntıda, bütün bölgelerinde yaşadıkları alanlarda, kendi iç sorunlarıyla uğraşırken, ayrıca dışarıdan, büyük emperyal güçlerin, üzerlerindeki oynadığı oyunlarla da uğraşmak zorunda kalıyorlar. O emperyal güçler, Müslümanların yaşadıkları şehirleri, yaşadıkları alanları, ibadethaneleri, kendilerince, kendi yurtlarını, acımasız bir şekilde, bombalarının altında inim inim inletiyorlar.
Eğer kendilerinin iç karışıklıklarını, kendilerince sağlayamazlarsa, dışarıdan bombalarla onları bertaraf etmeye çalışıyorlar. Müslümanları kendi içlerinde, dillerinden, dini anlayışlarından, ırklarından, mezheplerinden, meşreplerinden, birbirlerine düşürerekten, birbirlerini yok etmekteler. Mesnevinin başında, bir Yahudi padişah ile, bir Yahudi vezirin hikayesi vardır.
O hikayede, Hazreti Mevlana Celaletin Rumi Hazretleri, sanki bugünleri görmüşçesine, Yahudi vezirin, değişik gruplara, değişik cemaatlere, değişik topluluklara, farklı farklı din anlatımı ile, onları birbirine düşürdüğünü görürüz, okuruz. İşte, İslam dünyası, kendi içerisinde, ne yazık ki, mezhepleri, meşrepleri öne çıkararakten, birbirlerini katletmekteler. Hatta öyle ki, aynı mezhepten, aynı meşrepten olmalarına rağmen, küçücük kendi farklılıklarını, düşmanlık vesilesi edip, birbirlerini katletmekteler. O yüzden, Müslümanlar, bu ortak yaşam, ortak hedef, ortak maneviyat, ortak dili, bir şekilde bulmaları gerekir. Kıymetli misafirler, bugün İslam coğrafyasına baktığımızda, bazı yerler, ne yazık ki, yerle yeksan olmuş vaziyette.
İşte, dün Bosna'da yapılan katliamlar, bugün Suriye'de, ondan önce Irak'ta, işte Afganistan'da, Bangladeş'te, Bangladeş hazır, katliama hazır bir vaziyette Bangladeş. Bu sıraya katılmış vaziyette. İşte Libya, katliama hazır bir şekilde. Ve Müslümanlar, bu noktada baktıklarında, her yerde kanlara katılmakta, kanları dökülmekte. İbadethaneleri yerle yeksan edilmekte. İnsanların namuslarına, şereflerine, haysiyetlerine dokunulmakta. Ama Müslümanlar, kendilerince mana birliğini oluştursalar, kendilerince o mana birliğinin etrafında toplansalar, bir nebze bunun duracağına inanıyorum. Hazreti Mevlana Celalettin Rum Hazretlerinin, kendi yaşadığı zamanda da çok farklı şeyler yoktur.
Müslümanlar, kendi içlerinde birbirleriyle sıkıntıda, sıkıntıyı çoğaltırken, bir taraftan Moğol istilası, bir taraftan Haçlı saldırıları, Müslümanların içlerini dışlarına getirmekte. Bugün de dünyamıza baktığımızda çok farklı değildir. Aslında ülkemizde de çok yakın zamana kadar, Güneydoğu'da her yerde hendekler kazılıp, her yerde hendeklerin içerisine değişik patlayıcılar doldurulup, ülkeyi insanımız ne yazık ki çok şehit vermiştir.
Ve ne yazık ki bugüne kadar o şehit kanlarının yerlerde durur idi son döneme kadar. Hamdolsun, terör belasından, ülkemizin içi bir nebze olsa huzura kavuştu. İşte, normalde Müslümanlar bu manada, bu kan revan içerisinde, bu sıkıntı içerisinde ne yapacağını bilememezdik, ne tarafa yöneleceğini bilememezdik, yaşamaması için bizim kendi öz değerlerimize, bizim topraklarımızdan yetişmiş, bizim topraklarımızda, bizim topraklarımızı aşkla, muhabbette, sevgiyle yoğurmuş, Hazreti Mevlana gibi, Yunus Emre gibi, Hacı Bektaş Veli gibi,
Hacı Bayram-ı Veli gibi, o büyük zatların, o insanların içerisinde derinlemesine nüfuz eden, o Pir Efendiler ne demişler, ne yapmışlar, biraz onlara bakaraktan kendimize yön biçme, en azından emperyal güçlerin bize yön biçmesine fırsat vermeden, biz kendi yönümüzü, kendi duracağımız noktayı, kendi hedefimizi belirleme noktasında olmamız gerekir. Aslında bu noktada dinimiz bizim bu fırsatı da önümüze açar. İnsanların meşreplerini, meşreplerini reddetmek değil, ama meşreplerini, meşreplerini önüne koyaraktan, katı ortodoksal bir şekilde kendi mezhebine, meşrebine sımsıkı sarılıp diğerlerini yok saymak ve diğerlerini yaşama şansı bırakmamak bu toprakların ürünü değildir.
Bu topraklar kardeşliğin üzerine, barışın üzerine, bu topraklar hoşgörünün üzerine, bu topraklar birbirine müsamahada bulunma, birbirine yardımcı olma, birbirinin koluna girme, birbirini desteklemenin üzerine kuruludur. Hep edebiyat yaparız ya, komşusu açken tok yatan bizden değildir hadis-i şerifini önümüze koyarız ama yaşamayız. Biz bütün dünya kardeş olmalı deriz, edebiyatını yaparız ama yaşamayız. Hani Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Veda Haccında buyurdu ya, Ey insanlar, hepiniz bir Adem'den olmasınız, hepiniz birden doğmasınız. Arap'ın aceme, acebin araba üstünlüğü yoktur. Birbirlerinize üstünlük taslamayın.
Üstünlük ancak takvadadır buyurmuştur. Takva nedir? Takva, her dönem takvanın manasını değiştirmek mümkündür. Siz kitaplardan bakarsanız, takva Allah'tan korkmaktır. Takva Allah'tan korkmaktır. Ama günlük yaşantıda o Allah'tan korkmanın, insanın üzerindeki tecelliyatı, yine hadis-i şerif üzerinden gidersek, hiç kimseye zarar vermemektir.
Hadis-i şerifte sizin en hayırlınız, etrafına en az zarar vereninizdir. Yine hadis-i şerifte sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Bugün bir insanın günah işlememesi dahi etrafına bir faydadır. Haram yememesi etrafına faydadır. Haram işlememesi, haramla iştigal etmemesi etrafına faydadır. Bir haramı kendi nefsinde engellemek etrafına faydadır. Bir kimse Allah'ın emrettiği herhangi bir şeyi yaşıyorsa, sadece kendi nefsi için yaşamış olmaz. Herkes için yaşamış olur. Çünkü iyilikler iyilikleri getirir.
Kötülükler kötülükleri getirir. Siz bir iyilik yaparsanız, Cenab-ı Hak sizin bir iyiliğinize merhametiyle, rahmetiyle, on iyilik, yüz iyilik, bin iyilik, sayısız iyilik yapar. İşte bu topraklar, bu hengamenin içerisinde birbirini ötekileştirmeden, birbirlerini itmeden, birbirlerine saygı, sevgi, barış içerisinde yaşamanın örneğini göstermeli.
Müslümanlar kendi içlerinde birbirlerini anlama, birbirlerini dinleme, birbirlerine tahammül etme, birbirini hoş görme, birbirinin koluna girmeyi en güzel şekilde yaşaması gerekir. Hani İslam dünyasında zaman zaman bu tartışmalar olmuş, sufiler bir tarafta olmuş, işte fıkıhçılar bir tarafta olmuş, kelamcılar bir tarafta olmuş. Bizim bunları kaldıracak gücümüz yok şu anda, İslam dünyası olarak. Biz hem ülkemizde birlik ve beraberliğimizi, hem mana birliğimizi, hem hedef birliğimizi, tesis etmemiz gerekir. Tesis etmemiz gerekir ki, biz ihraç edeceksek, ülkemizin dışına ihraç edeceğimiz en güzel ürünümüz, iyilik olmalı.
İhraç edeceğimiz en güzel, dini perspektifimiz, Kur'an ve sünnet olmalı. Bizim dışarıya ihraç edeceğimiz en güzel şey, barış, kardeşlik, mutluluk, huzur olmalı. Kargaşadan, kaostan, kandan uzak durmalıyız. Aldatmaktan, aldanmaktan uzak durmalıyız. Haram yemekten, haram işlemekten uzak durmalıyız. Belirli yerlerde, belirli şeylerin peşkeş çekilmesinden uzak durmalıyız. Halkın, vatandaşın dertleriyle dertlenmek, onların haliyle hallenmek noktasında durmalıyız. Etrafımızda, mahallemizde, komşularımızda, kim aç, kim açık, kim meydanda, kimin ekmeği var, kimin ekmeği yok, kimin suyu var, kimin suyu yok, kimin doğal gazı kesilmiş, kimin tömürü yok, bunlarla ilgilenmeliyiz.
Biz bu topraklarda paylaşımcı bir kültürle gelmişiz. Ama gün geçmiyor ki, bu topraklarda değişik yet dolaşmalar oluşmada, zenginler bir yerde, fakirler bir yerde, orta haller bir yerde, zenginlerin semtinden uğramak mümkün değil. Devasa villalarda, devasa hanlarda, hamamlarda yaşayanlar bir tarafta, işte şehirlerin kenarlarında yaşayanlar bir tarafta, bu bizim kültürümüz değil, bu biz değiliz.
Bu biz değiliz. Ne yazık ki emperyaller, o vahşi kapitalizmi bizim bağrımıza saplıyorlar. Bizim öz değerlerimiz çiğnenmekte, öz değerlerimiz ne yazık ki kaybolmakta. Ve bize batıdan ötekileştirilme, bize batıdan ayrıştırılma sunulmakta. Biz bunu kendi inancımızla, kendi kültürümüzle, kendi kardeşliğimizle yenmek zorundayız. Hazreti Mevlana Celaletin Ruma Hazretleri, siz, biz ayırmak için gelmedik, birleştirmek için geldik der. Biz birleştirici olmalıyız, ayırıcı değil. Biz mahalleleri ayırmamalıyız. Biz şehirleri ayırmamalıyız. Biz kendi kendimize, eğer Cenab-ı Hak bize bir zenginlik verdiyse, yine kendi mahallemizde yaşayarak, o zenginliğimizi kendi mahallemizde dağıtaraktan, kendi mahallemizde mutlu bir şekilde, mahallemizin insanıyla yaşamalıyız.
Düşünebiliyor musunuz? Devasa evlerin kurulduğu mahallelerde, kim gidip bir tane aspirin isteyebilir birisinden? Kıymetli kardeşler, bunu her daim size örnek olarak veriyorum. Benim yaşadığım kazada, ben İzmir'in Bayındır kazasında, doğdum ve orada büyüdüm. Bizim kapının anahtarı ve kilidi yoktu. Bizim mutfak malzemeleri, eskiler bir kısmı böyle dili, daha kibar olanlar kiler der, biz dam deriz. Bizim bütün yiyecek, içecek, ekmek dahil ne varsa damdadır, kahvesi, şekeri, salçası. Benim annemin adı Neriman. Neriman abla diyen girer içeri, der ki buradan salça alacaktım biraz.
Salçanın yerini bilir o. Gider oradan salçayı alır. Neriman abla der, girer, bir pişirimlik kahve alacaktım der. Cezvesiyle gelir, kahvenin yerini bilir. Oradan kahvesini alır giderdi. Biz, ben kendim bu kültürde yaşadım. Ama şimdi, Neriman abla deyip, hangimizin evine birisi girip, bir pişirimlik kahve alabilir? Hangimizin evine, gecenin saat 9'unda okun 10'unda, evine misafir geldiğinde, Neriman abla, bir tane ekmek alacaktım deyip, gidip damından, kilerinden ekmeği alıp gidebilir. Ben, çok özür dilerim ama, insanlar, ayaklarına ayakkabı alamazlardı. Yamalı pantolonlarla gezerdik, gezerdiler, ama insanlar, birbirlerini severler, saygı duyarlar, mutluydular.
Mutluyduk. Mahallemizde, hiç kimse aç kalmazdı. Mutluyduk. Zengini, fakiri, hepsi de, bir mahallede yaşardı. O yüzden biz, kardeşliğimizi unuttuk. Ve hiç kimse, dinini nasıl yaşadığından dolayı, yargılanmazdı. Şimdi, ne yazık ki, İslam dünyası, mezhep, meşrep, anlayış tartışmalarının içerisinde, kendilerini, hedefsel olarak, konuşlandıramıyorlar.
Çok üzgünüz. O yüzden, Hz. Mevlana, Celalet-i Rûma Hazretleri, din kavgasını dahi, red etmiş. Bakın, hele Davut da Süleyman, ve başka peygamberler, selam onlara birdir. Onların birini inkar edersen, hiçbir peygambere inancın doğru olmaz. Bu da birlik belirtisidir. Hani, bin evden birini yıktın mı, hepsi de yıkılır gider. Bir tek duvar bile ayakta kalmaz. Çünkü, onların aralarında, hiçbirini ayırt etmeyiniz. En son bu ayet-i kerimeyi derken, aslında, Kur'an-ı Kerim'de, Bakara'nın, 285. ayet-i kerimesinde belirtilen, hususu söyler. Ne der, Bakara 285 bize? Peygamberler, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti. Müminler de iman ettiler.
Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, iman ettiler. Allah'ın, peygamberlerinden, hiçbiri arasında, ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık, dönüş, sanadır dediler. Biz, peygamberlere, imanla alakalı, arasında, ayrım yapmama, emrine, ayrım yapmama, distürüne, sahip bir dinin sahibiyiz. O yüzden, biz, peygamberlerin arasında, bir ayrım yapmamamız gerekir. Hristiyanlar, Yahudiler, diğer din inanışına, sahibi olan kimseler, bizlere zulmetseler de, bizlerin kanını akıtsalar da, biz onlara zulmedemeyiz. Onların kanlarını akıtamayız. Biz onları katledemeyiz. Bazen, hep bunu söylüyorum, bir arkadaş öyle demişti.
Bizim de atom bombası yapmamız lazım dediğinde, nereye kullanacaksın? Sen Amerikan emperyalisti gibi, şehirleri atom bombalarıyla yok mu etmeyi düşünüyorsun demiştim. bir Müslüman, bir insan, sivil insanları nasıl katleder? Kıymetli kardeşler, İslam, terörü desteklemez. Hiçbir ayet yoktur, hiçbir hadis yoktur, hiçbir dört mezhep imamının, fetvası yoktur ki, üzerine bomba bağlayıp, camide patlatsın, üzerine bomba bağlayıp, yolda patlatsın, üzerinde bomba bağlayıp, sivil insanları öldürsün, katletsin.
Yoktur bakın. Ama bu emperyal güçler, kendilerince, cihatçı Müslümanlar üretip, Müslümanları birbirlerine kırdırmakta. Bu oyuna düşmeyelim. Bu emperyal güçler, insanları devletine, devletinin askerine, polisine, güvenlik güçlerine karşı, düşman üretmekte. Bununla alakalı, defalarca sohbetler etmeme rağmen, Müslümanlar ne yazık ki, kandırılmakta. Bakın, bizim hiçbir peygamberle, alıp veremediğimiz yoktur. Biz Adem'den, Muhammed'i Mustafa'ya kadar, sallallahu aleyhi ve selleme kadar, ne kadar peygamber geldiyse, hepsine de iman etmişiz. Hepsinin peygamberliğine de iman etmişiz.
Ve hepsinin peygamberlik noktasında getirdiklerine de iman etmişiz. Hz. Mevlana Celaletin Rum Hazretleri, böyle normalde diğer din inanışlarına karşı, kendince, hepsi de bir peygamberdir, hepsi de aynı ışığı taşırlar derken, kendisi dinsiz değildir. Kendi tabiriyle ben Kur'an'ın kölesiyim, Muhammed'i Mustafa'nın yolunun tozuyum, kim bunun dışında bir şey söylerse, o söyleyenden de, o sözden de uzağım diyerekten, kendisini bir yere sabitlemiştir.
O yüzden, o başında okuduğum, biz Pergel'in iki sivri ucu gibiyiz. Biz sivri ucumuz, şeriat-ı Ahmediye'ye bağlı, diğer ucuyla alemleri, seyran ederiz derken, orada kendisinin yerini de belli eder. Bu demek değildir ki, bizim Müslüman olmamız, diğer inanç sahiplerini öldüreceğiz, katleteceğiz, boğacağız, onları bu noktada dışlayacağız, içeceğiz manası çıkmasın. Biz Müslümanlar olarak, 1400 yıldan beri, kendi içimizde bütün inanç sahiplerine, saygı duymuşuz. Bu topraklarda, hangi dine mensup olursa olsun, dinini özgür bir şekilde yaşamış, ve yaşamalı da. Bu bizim zenginliğimiz olmalı. Devam eden, buradaki sohbetlere devam eden, kardeşlerimiz bilirler, biz buradaki büyük iftarlarımıza, Gökçeada, Metropolitana'yı da davet etmiştik.
Biz her Ramazan'da onu yine davet ediyoruz. Ve o iki Ramazan'da, burada bizim iftarımıza katılmıştı. Sonra ben de gittim, onun normalde kendi makamında ziyaret ettim. Onlar bizim bu topraklarımızın zenginliği. Biz asla ve asla onları ötekileştirme, asla ve asla onlara reddiye koyma noktasında değiliz. Biz 3-4 ay önce, burada misafirlerimiz, Bosna'da, Burçka'da, Banu Luka'da, değişik Bosna'nın 7 şehrinde, 7 ayrı program yaptık.
Oradaki Hristiyanlar, oradaki normalde diğer din inanışları, Hırvatlar, Sırplar, hatta ilk 3-4 programımız, direkt onların bölgelerindeydi. Ve ben onları da sahneye davet ederekten hep beraber herkesi selamladık. Ve Hz. Mevlana'nın nefesini, bu toprakların aşkını, muhabbetini, kardeşliğini, bu topraklarda neşvi, neva bulmuş, insan sevgisini o topraklara götürdük. Ve orada boşnak kardeşlerimizin ne kadar zor şartlarda dinlerini yaşadıklarını gördük. Ve ona rağmen orada hiçbir kine, nefrete gerek duymadan beraberce yaşamanın, beraber yaşamanın, beraber yaşamanın örneklerini gördüm. Ve çok etkilendim. Çok etkilendiğim için bizim burada normalde ki bu seneki temamız, Hz. Mevlana'da ortak yaşam olarak belirledim.
Biz ortak yaşama bilincini, ortak yaşama duygusunu bu topraklarda geliştirmemiz lazım. Başı açık olanın kapalı olana, kapalı olan başı açık olana, namaz kılanın namaz kılmayana, namaz kılmayanın namaz kılana, herhangi bir meşrepten, mezhepten olan bir kimsenin, herhangi bir meşrepten, mezhepten olan bir kimseye saygıyla baktığı, saygıyla baktığı, ötekileştirmediği, itmediği, kovmadığı, dirsek çevirmediği bir barış içerisinde yaşamalıyız.
Kıymetli dostlar, Hz. Mevlana'nın, Celaletin Rum Hazretleri'nin bir sözü çok hoşuma gider. Der ki mesnevide, iman edenler kardeştir. Devam eder. İman etmeyenler ise kardeş adayıdır. Üzüm üzüme baka baka kararır der. Kıymetli dostlar, eğer gerçekten bir kimse dinini tam olarak yaşamaya çalışırsa, o etrafındaki insanlara ışık saçar. Sufilik, sufiler, gerçek sufiler, kandil gibidirler. Gittikleri yeri ve girdikleri gönülü aydınlatırlar. Karartmazlar. Karartmazlar. O zaman bizler öyle Müslüman olmalıyız ki bize bakanlar İslam olmalı. Bize bakanlar Müslüman olmalı. Bize bakanlar Sufi olmalı. Şeyhimin meşhur bir sözü vardı.
Dışarıdan baktım yeşil türbe içine girdim estağfurullah tövbe derdi. Bir Sufi bir Müslüman öyle olmamalı. Dışarıdan yeşil türbe içine girdiğinde estağfurullah tövbe olmamalı. Bu neyle mümkün? Karşımızdaki kimsenin kim olursa olsun onun din emniyetine, karşımızdaki kimse kim olursa olsun onun akıl emniyetine, karşımızdaki kim olursa olsun onun can emniyetine, mal emniyetine, namus emniyetine saygı duymalıyız.
Biz hiç kimsenin aklını, dinini, malını, şerefini, namusunu, haysiyetine gözümüzü dikmemeliyiz. Dilimizi uzatmamalıyız. Karşımızda ve etrafımızdaki insanlar bizlerden emin olmalılar. Emin olmalılar ki bu kimse benim canıma, malıma, namusuma, şerefime, haysiyetime asla dokunmaz demeliler. Ve o eminliği artırmamız gerekir. Öylece biz ancak birbirimizi daha iyi anlama noktasında oluruz. Kıymetli dostlar o yüzden İslam dünyası başta ülkemiz olarak kendi iç barışını ve kardeşliğini, kendi iç huzurunu tesis etmeli. Ondan sonra bütün İslam dünyası bu iç huzur, bu barış, bu kardeşlik ortamını yaşamalı. Ve inanıyorum ki dünya bu kardeşliğe, bu iç barışa muhakkak ve muhakkak görecek ve kendilerini ona göre dizayn edeceklerdir.
O yüzden son İslam medeniyeti, Anadolu'da hamuru yavrulup üç kıtaya hüküm sürmüştü. Hüküm sürmek demek hütmetmek demek değil. Bir medeniyet kurulmuştu. Bu medeniyeti hem mimaride, hem şiirde, hem resimde, hem sanatta, hem musikide, hem kültürelde, hem inançta bütün her yere bu medeniyetini götürmüştü. Bakın Osmanlı'nın kurmuş olduğu son Anadolu'dan çıkan medeniyet ne yazık ki dağıldıktan sonra dünya yüz yıldan beri bir medeniyet boşluğu yaşamakta. Ben yeniden bir medeniyetin kurulacağına inanıyorum. Yeniden bu medeniyet kurulurken bizlerin, hepimizin ortak paydada, hepimizin doğru katkıları olmalı. Sakın bayan kardeşler şöyle düşünmesinler.
Ben evdeyim, tarana çorbası yapıyorum, ne işim var medeniyetle? Değil. Sen çocuğunu doğru medeniyet noktasında yetiştirmekle mükellefsin. Erkekler, ya biz para kazanmaktan medeniyet mi gördüğümüz var diye düşünme noktasında değil. Muhakkak ailelerini, çocuklarını doğru medeniyet noktasında yetiştirmekle sorumlular. Herkes kendi sorumluluğunu kendi dairesinde yerine getirmeli ki o medeniyet tesis olsun.
Yoksa dünya üzerinde kan, vahşet, dramlar, ölümler, hastalıklar, şehirlerin yıkılması, ülkelerin yağmalanması bitmeyecek. Bunun karşısında Müslümanlar olarak biz şehirleri yıkamayız, yağmalayamayız. Biz Müslümanlar olarak insanları katledemeyiz, öldüremeyiz, tecavüz edemeyiz. Biz ancak insanlık götürürüz, kardeşlik götürürüz, barış götürürüz, aşk götürürüz, muhabbet götürürüz.
Allah bizi onlardan eylesin. Ben sözlerime Hazreti Pir'in sözleriyle kapatmak istiyorum. Tabi birazdan da sema olacak. Semada biz kardeşlerimize Allah'ı zikirle semayı öğretiyoruz. Her çarkta Allah, Allah, Allah diyerekten sema ediyorlar. Bizim öğretimiz bu ama onlar bunu nereye kadar yerine getirebilir, getiremez. Onların gayretleri. Bizim kardeşlerimiz komple vakıf olarak yapmış olduğu hizmetlerden bir ücret talep etmez. Buradaki en küçük semazenden tutun, en büyüğüne kadar hepsi de ücrete tabi değil, ücretsizdir. Benim tabirimi hoş görün, kaç para, kaç para, kaç para diye sema etmezler. Biz Allah için buradayız.
Birazdan hepimiz evlerimize dağılacağız. Sizden bir teşekkür dahi beklemiyoruz. Siz geldiğiniz için biz teşekkür ediyoruz. Siz bize bu noktada ümit oldunuz, gayret oldunuz, şevk oldunuz, aşk oldunuz. Allah hepinizden de razı olsun deriz. Ve sema edenler Allah, Allah diyerek sema edecekler. Ben semanın ritüelsel olarak burada değişik ritüelleri vardır.
Ben oturduğu yerde de insanların sema edebileceğine inanırım. Siz kendi kendinizi manevi olarak semaya verirseniz, her şey bedensel değildir. Hani ayet-i kerime vardır ya, ne tarafa dönerseniz dönün Allah'ın veç'i oradadır diye. Siz hangi hal üzerinde olursanız olun Allah'ın veç'i oradadır. Aramak isterseniz, görmek isterseniz. O yüzden oturduğunuz yerde de Allah'ı zikredip hem semaya hem zikrullaha ortak olabilirsiniz. Müjdesini söyleyeceğim ve Hazreti Mevlana'nın sözüne geleceğim. Müjdeşli su. İnsanlar bir yerde toplanırlar. Birbirleriyle akraba değildirler. Birbirleriyle alışverişleri yoktur. Birbirlerini sevdikleri için, Allah için toplanmışlardır.
Orada Allah'ı zikrederler ve dağılırlar. Cenab-ı Hak diyor ki, onlar affolmuş olarak oradan kalksınlar. Bir müjde daha. Onları diyor, hiçbir gölgenin bulunmadığı Arşalan'ın gölgesinde gölgelendiririm. Orada gölgelenelim inşallah. Beri gel. Beri. Daha beri. Bu yol vurulucuk ne zamana kadar? Madem ki sen bensin, ben de sen. Nedir bu senlik, benlik? Biz hakkın nuruyuz. Hakkın aynasıyız. Şu halde kendi kendimizde ne diye çekişip duruyoruz? Bir aydınlık, bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor? Haydi, şu benlikten kurtul. Herkesle anlaş.
Herkesle hoş geçin. Sen kendinde kaldıkça bir habbesin, bir zerresin. Fakat herkeste birleştin, kaynaştın mı? Bir ummansın, bir madensin. Dünyada çeşitli diller, çeşitli lügatler var. Ama hepsinde de anlam bir. Allah cümlemizi o anlam birliğinde, o mana birliğinde buluştursun.
Geceniz hayır olsun. Cenab-ı Hak hayırla kalan kullarından eylesin inşallah. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi