Üstad Mustafa Özbağ

8 Ocak 2011 - Karabaş-i Veli Tekkesi

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Temmuz 2012 · 1:15:01

İnşâAllah. Vâcip nedir? Konusunda ihtilâfa düştük. Arkadaş olursa da olur, olmazsa da olur diyor. Ben de fazla yakındır dedim. Hangisi doğrudur? Fazla yakın olandır. Vâcip. Aslında bir meçheseyle bakılırsa faze bilir. Ama mesela namazda Kur'ân-ı Kerim okumak namazın içinden farklı Fâti-i Şerîf okumak vacib olsun. Örneğin. Şimdi bir kimse bunun yerine getirmezse vacimi kastler, bilerekten terk ederse seyir seyirsi getirir.
Yapması gerekir. İlâve etmiş, kurban kesme vacib midir, farz mıdır diye. Hanefilerce kurban kesmek zekat verenlere vaciptir. Kısacası vacip, farza yakın olandır. Olursa da olur, olmazsa da olmaz diyemez. Müslüman. ben yıllarca Cuma'dan önce bin defa Ya Allah'u Ya Hû bin tane de salatu selam çekiyordum. Bana diyorlar, diyorlar ki dersten başka bir şey çekme diyorlar. Bu konuda beni aydınlatır mısınız? Ben yedi büyük günahı anlatır mısınız? Bir de zina yedi büyük günahın içinde. Normalde bir kimse herhangi bir virdi Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine tavsiye ediyor. Bir virdi kendi kendisine çekse ona bir şey gerekmez.
Yani ehli tasavuk biraz böyle bu konudan fazla eski ehli tarikat çok üzerinde ciddi bir şekilde böyle durmuş, başka bir ders çekilmesini istememişler. Başka bir bir çekilmesini istememişler. Bu o kimseler kendilerince, kendi kendine şeyhlik yaptığından dolayı böyle bir şeye düşmesinler diye yaptırılmışlar ama bir kimse Allah'ın doksan dokuz ismi şerifinin herhangi bir tanesini çekse, kendine bir dedinse ona bir şey gerekmez.
Allah'ı zikretmiş olur. Cenab-ı Hak kendisinden dolayı beni zikret edemiş. Müslümanlar, müminler her halikarda onu zikretmeye gayret edecekler. Böyle tarikat adına, tasavvuf adına şeyh adına böyle insanların zikrine mani olanlar veyahut da bu tasavvufun, tarikatın içindeki tehlike. dışındaki tehlike ne? Aman gitme, aman yapma, aman etme. Ondan bir farkı kaldı mı içindeki ile dışındakinin arasında? Kalmadı. dışındaki zaten tarikata gitme. Allah'ı zikretme, kafayı üşütürsün. Dışarıdaki, içindeki de diyor ki yapma. Ne fark kaldı arasında? Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin.
Allah'ı zikredin. Harika, her halde. Tasavvufen şu yanlıştır. Bir kimse, bir müridin, üstadı ona dedi ki bin tane la ilahe illallah de. Gidip de kendi kendine, ya üstad benim halimden haberi yok. Ben bin tane değil, iki bin tane çekerim derse o küstahlık olur.
Üstadın tavsiyesine uyarak da, o dairede kalarak da, bir kimse Allah'ı zikretmeye çoğaltır mı? El cevap çoğaltır. Bunun üzerinde fazla konuşmaya gerek yok. Kardeşler, arkadaşlar, ne adına olursa olsun, insanların zikrinden alıkoyan insanlar, şeytan insanlarıdır. Şeytan. Seni zikrinden alıkoyan her şey şeytandır. Seni zikrinden alıkoyan her şey gaflettir. Seni zikirden uzaklaştıran her şey, nefsinin ve şeytanın sana olan oyunudur. Senin zikrinden uzaklaştıran her şey, deccal ve deccalın askerlerinin oyunudur. Bu ne taraftan gelirse gelsin. Oturmuş, derviş, aşka gelmiş, o gün muhabbeti atmış, oturmuş, e de la ilahe illallah tevkid çekiyor.
Çekme. Neden? Üstadın sana dedi mi? Ya gecenin saat üçünde, üstadım bana demedi. Ama saat üçte, o gün hasbelkader kalktım, Allah'ı zikretacaktım. Bunda ne birisi var? Şunu derse, derviş kendiliğinden, üstadın da hiçbir şeyden haberi yok. Ben günde on bin tevfik de çekerim. İşte bu yanlış. Allah muhafaza eylesin. Böyle tarikat adına, tasavvuf adına, üstad adına, müritler kendi kardeşlerini incitmesinler. Etrafına olur olmaz şeyler söylemesinler. Allah'ı zikretmek farz. Kim yasaklayacak bunu?
Kim engelleyecek? Bunlara ben de karşıyım. İşte adam, adam öldürmüş, veya işte zorla tecavüz etmiş, hırsızlık yapmış, melanetli işlerle uğraşmış, cezaevine girmiş, kimse her vaktinde kalkar, altı bin bilmem kaç bin tane bilmem ne çekerse, biiznillah cezaevinden kurtulur. Adam o zaman gitsin, milleti katletsin, öldürsün, her seher vaktinde, kırk gün bilmem kaç bin tane, bilmem ne çeksin, cezaevinden kurtulsun. Böyle bir gün var mı? Kim? İşte sabahleyin erkenden kalkar, temiz bir gusül abdestliyle abdestini alır, ondan sonra kıbleye doğru yönelir, bilmem hangi esmayı bilmem ne kadar çekerse, onun yanına da işte kahrolmasını istediği, kimsenin annesinin ismiyle, kendi ismini söylerse, ondan sonra o kimse, biiznillah Allah onu kahreder.
Ne işin var kardeşim senin bundan? Bunun dinle, diyanetle ne alakası var? Bunun tasavvufla, tarikatla ne alakası var? Ehli tasavvuf asla böyle şeylerle uğraşmaz. Ehli tasavvuf Allah'ı sevdiği için zikreder. Zikretmeyi sevginin tecelliyatı olarak görür. Zikretmeyi yalvarışın tecelliyatı olarak görür. İbadet etmeyi yalvarmanın tecelliyatı olarak görür. Namazımız yalvarmaktır, duadır. Zikrimiz yalvarmaktır, duadır. Semamız yalvarmaktır, duadır. Orucumuz yalvarmaktır, duadır. Yalvarmaktır, yalvarıştır. Bir ilticadır. Allah'la sohbettir, konuşmaktır.
Ona vuslat sebebidir, vesiledir. Allah'a yaklaşma vesilesidir. Bizim büyüden kurtulmak için bir zikrimiz yok. Bizim muskadan kurtulmak için bir zikrimiz yok. Büyüyle, muskayla, üfürükle işimiz yok. Bunlarla Müslümanın işi olmaz. Bunlarla ehli tarikatın işi olmaz. Bunlarla ehli tasavvufun işi olmaz. Bir mürşidin bu tip işlerle işi yoktur. Bir velinin böyle şeylerle işi yoktur. Yoktur. Bu tip şeylerle iştigal eden insanlar Allah'ın dostları, Allah'ın velileri, Allah'ın evliyaları değildir. Bunlar yanlış şeyler. Bunlar Allah'ı sevmekten uzak şeyler. Allah'ı seven insanın bunlarla işi iştigali olmaz. Allah'ı seven sevdiğinin izinden gider, peşinden gider.
Sevdiğini tanımaya çalışır. Sevdiğini bilmeye çalışır. Çünkü tanıdıkça sevgisi derinleştir. Derinleştikçe sevgisi yükselir, büyür, genişler. Ehli tasavvufun işi Allah'ı sevmektir. Sevmek. Ehli tasavvufun işi Allah'ı bilmektir, tanımaktır. Bizim zikrimiz, bizim duamız, bizim namazımız, bizim semamız, bizim okuyuşumuz, bizim dinleyişimiz, onu tanımak, onu bilmek içindir.
Kıymetli kardeşler, eğer ki dini cezaevinden kurtulmak için, yok bilmem hangi kızla evlenmek için, yok işinin düzelmesi için, yok ifrazdan kurtulması için, yok işte evinin düzeni olması için filan, din bunlar değil. Din bunlar değil. Cenab-ı Hak diyor ki, ben sizi, beni bilesiniz, duyasınız diye yarattı. İnsanların yaradılış amacı, yaradılış maksadı Allah'ı tanımak ve bilmektir.
Allah'ı tanımak, kendini tanımaktan geçer. Allah'ı bilmek, kendini bilmekten geçer. Kendini bilmek, dünyayı bilmekten geçer. Kendini bilmek, ahireti bilmekten geçer. Ahireti bilmek, dünyayı bilmekten geçer. Dünyayı bilmiyorsan Allah'ı bilemezsin. Ahireti bilmiyorsan Allah'ı bilemezsin. Kendini bilmiyorsan Allah'ı bilemezsin. Allah iman edilir Allah'a. İman ettik, kime iman ettik? İman ettiğiniz Allah nasıldır? Yenilir mi, içilir mi? İnkar mı edilir? Bu iman ettiğiniz Allah ne iş yapar? Yap. Neyle ilgilenir? Ne yapar? İman ettiğiniz Allah. Hacı İbrahim valisi muhtarı mı? Bayındır'ın en büyük mahallesi, Hacı İbrahim valisi.
İman ettiğiniz Allah'a. İman ettiğiniz kaymakamımı, bayındır valisini. İman ettiğiniz Allah kim? Bunlarla iştigal edin. Bunlarla uğraşın. Almasın, çekebilirsin. Allah bu harekesin. Boşuma giderim. Bir Budist hikayesi vardır. Zirva adamı. Boşu kendi eserinde der ki, yolda giderken bir keşiş bir kıza denk geldi. Ki sepetin içindekiler ne, elindekiler ne? Elma dediler. Kime götürüyorsun? Sevgilime götürüyorum. Kaç tane ki dedi? İçinde. Hani çok. Keşiş'e döndü dedi ki, Keşiş efendi, insan sevgilisini bir hediye götürürken sayar mı?
Keşiş elindeki tesbih atı verdi der. Elindeki tesbih atı verdi. İnsan sevgilisini zikrederken sayar mı? İnsan sevgilisini anarken şu kadar andım der mi? Müstahlık değil mi? Unutma, hatırla. İnsan sevdiğini, beş vakit namaz hatırlamaktır.
Beş vakit namaz, İlginiz batı. Sevgili seni huzuruna davet ediyor. Beni hatırla diyor. Sen namaza gitmemekle ona küstahlık yapıyorsun. Namaza gitmemekle onun sevgisine hainlik yapıyorsun. Namaza gitmemekle onun sevgisine ihanet ediyorsun. Sen daha onu sevmeden o seni sevmiş. Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Ayet-i kerimesini, Hasret Ali Efendimiz'e sormuşlar. Bu ayet-i kerimeyi. Sevgi sen onu zikredemezdin. Ne kadar büyük tevazu, ne kadar büyük bir derinlik, ne kadar büyük bir alçak gönüllülük. Kendi zikrini dahi sevgilisinin kendisini zikretmesine bağlamış. Demek ki seven sevgini zikrederken saymaz.
Seven sevgini zikrederken gözüne görünmez. Çok güzel bir kadın varmış. Bu çok güzel kadın aksedermiş. Her gece bütün insanlar ona hayran, bütün insanlar ona aşık. Her gece onun raks ettiği yer dolar taşarmış. Her gece. O bir gece yine bütün endamıyla çıkmış. Bütün güzelliğiyle, bütün süsüyle, bütün harika işvesiyle başlamış öylesine raks etmeye ki bütün herkes yanıp tutuşuyor onun için.
Mumlar yakılmış, kandiller yakılmış. Eteğini savutturmadan, eteğini savuttururken mumun birisi onun eteğini yakmış. Güzel mi güzel, surata asılmış, bir canı sıkılmış, bir sinirlenmiş ki nasıl benim elbisemi yakarsınız, mumunları nasıl benim yanıma getirirsiniz. Oradan ona aşık olanlardan birisi demiş ki senin eteğin yanmış, ne olacak ki? gel gör benim yüreğim. Oradan başka bir aşık dayanamamış. Hey demiş, kendine gel. Ben sevdiğini dile düşürmektesin ki demiş. Sevdiğin için yaşadığın hali, sevdiğin için çektiğin acıyı, çektiğin hızdırabı, sevdiğin için yaptığın fedakarlığı, sevdiğin için işlediğin herhangi bir şeyi, neden dile getirirsin demiş.
Neden? O zaman kıymetli kardeşler bakın, aşıklığın iki hali çıktı. Bir aşık var ki, sevdiği için küçücük bir şey yapsa, gözünde burnunun ucunda büyür, dağlar gibi olur, onu dile getirir. O daha çocuk, o daha ham, o daha yetişmemiş, pişmemiş. Onun yaptığı gözünde büyüyor. O bin tane Allah çekmiş ya, çok büyük bir şey yapmış. O bin tane Allah'a ilallah yapmış ya, gözünde görüyor. Çok büyük bir şey yapmış. O sevdiği için bir şey yapmış ya, dinlendiriyor, çok bir şey yapmış. Hani hadisi şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adetleri der ya, bir kimse bir şey yaptığında bunu dile getirirse, onun sevabını bulamaz. Sen bir hayır hasenat ettiğinde, bunu dinlendirirsen, ondan sevap bekleme.
Sen birisinin cebine bir kuruş koyduysan, bunu insanlara söylüyorsan, ondan hayır bekleme. Sen dünyadayken onun karşılığını aldın. Dünyadayken o kimsenin sana eğilmesini, sana hürmet etmesini istedin. Dünyadayken kendinin cömert olduğunu, kendinin hayır sahibi olduğunu, kendinin insanlara yardım ettiğini dile getirdin. Dünyadayken karşılığını aldın. Sen dünyadayken iyi adam olarak belirlendin. Dünyadayken iyi kadın olarak belirlendin. Aa ne kadar iyi kadın. Yardım ediyor herkese. Aa ben çok iyiyimdir, herkese yardım ederim. Ben çok iyi adamımdır, herkese yardım ederim. Aldın dünyada sen nasibini. Bir şey bekleme. Seven, sevdiği için yaptığını, gözüne göstermecek.
Ne diyor Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adetleri? Sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mahmud. Bizim tasavvuftaki, tasavvuftaki ol. İster şeyh ol, ister mühürit ol, ister mürşid ol, ister yerde yürü, ister havada uç, istersen denizin üstünde yürü, istersen denizin içinde balıtlar gibi yüz, boynunu bir otur.
Ayşe Validemiz öyle derviş. Ya Ayşe, müsaade eder misin? Biraz Rabbime ibadet edeyim. Müsaade eder misin? İnceliğe bakın, inceliğe. Şu tatlılığa bakın. Hatırnazlığa bakın. Müsaade eder misin? Ademçe kıyamda durmuş, dakikalarca secdede durmuş.
Hazreti Ayşe Validemiz bir gün dayanamamış. Herhalde Resulullah önüne berbat etmiş. Ayağından hafif bir dokunmuş. Hani bir canlılık işareti var mı? Bakın, öldü zannetmiş. Ölmeden önce ölünüz. Hadis-i Şerif. Öldü zannetmiş. Dünyada, dünya ne? Uyanırlar. Öldüğünde uyanacaksın. O zaman ölmeden önce öl. O uyanıklığı şimdiden yaşa. O uyanıklığı şimdiden yaşamazsan, dağda hiç yaşayamayacaksın, hiç uyanamayacaksın. O uyanıklığı yaşa. Neyle? Neyle? Sevgilinin önünde, sevgilinin istediği gibi olacak. Kendinden geç. Kendini kendinden geçemezsen, onu bulamayacaksın.
Kendini gördüğün müddetçe, hep ikilikte kalacaksın. Kendinden geç. kendini bitir. Kendini bitirirsen, o zaman başka bir şey sende başlayacak. O yüzden, kardeşler, yaptığınız zikirleri gözünüz görmesin. Yaptığınız ibadetleri gözünüz görmesin. Sakın, sakın, sakın, yaptıklarınızı, nefis ve şeytan gözünüzde büyütmesin. Yok bin tane ben Allah çektim. Yok ben, ben işte yazıyorlar ya, soru olarak. ben geceleri kalkarım, teyitün namazı kılarım da, şunu şöyle yaparım da, bunu böyle yaparım da, eyvah eyvah. Eyvah eyvah. Yok ayrı. Bir tasavvuf yaptığını gözü görmeyecek. Allah bizi onlardan eylesin. Yedi büyük günahı anlatır mısınız demiş. Bir de zina yedi büyük günahın içinde mi?
Zina yedi büyük günahın içinde değil. Hz. Resulullah, sanallahu ve sellem hazretlerden naklen, Hz. Ömer Efendimizin oğlu Abdullah nakleder ki, zina yedi büyük günahın içinde değildir. Birincisi Allah'a şirk koşmaktır. Aklında kaldığı kadarına söyleyeceğim. Allah'a şirk koşmak en büyük günahdır. Allah'a şirk koşmak. İkincisi haksız yere adam öldürmektir. Bir kimseyi öldüren kimse, bütün insanları öldürmüş gibi günahı girer. Kıymetli kardeşler, öldüremezsiniz. Cenab-ı Hak öldürün diye bir ayet-i kerime göndermemiş. Öldüremezsiniz. Şimdi insanlar birbirlerini katlediyorlar, öldürüyorlar. Dinimiz bize öldürmeyi yasak etmiş. Ancak savaşta düşmanla karşı karşıya gelirse, bir insan öldürür.
Öldürmek zorunda kalır. Öldürür. Şimdi ahir zaman, ahir zamanda hadis-i şerif var. Sizin birisi diyor, elinde kılıçla, silahla gelse, sen diyor, Adem'in oğlu gibi ol. Öldürülen vardı ya, onun gibi ol. Sen elini kılınca silaha, elini uzatma. Elini kılınca silaha uzatma. Elini yumruk yapma. Tokat yapma. Olarak görmeyin. Bunu böyle pasiflik, pasifize olarak görmeyin. İnsanlar öyle görürler, korkak sannederler. Lan etsinler. Allah'tan korktuğumuzdan dolayı, elimizi yumruk yapmayız.
Allah'tan korktuğumuz için, elimizi silah atmayız. Allah'tan korktuğumuzdan, ceza. sevdiğimizden hiç yapmayız zaten. Korkmak ceza. Biz cezadan korkarız. Ama sevdiğimizden dolayı hiç yapmayız. Neden? O Allah'ın kulu. O Allah'ın yarattığı. Ne olursa olsun, ne demiş aşık, istersen öldür yılanı çıyanı.
Cemalullah istersen, sakın ha, kıyma bir canı. Sineği daha öldüramazsınız. Ne sinek? Ünlü sineği daha öldüramazsınız. Müslüman bir tek yerde kurban, keser olan. O ibadettir. İbadet olduğu için. Başka bir şeyden değil. Evet, yedi tane günah kefahirin üçüncüsü ve en önemlisi. Bugünün hastalığı çünkü. Namuslu bir insana, bu kadın erkek değişmez. Namusuna iftira atmak. Namuslu bir insanın namusuna iftira atmak. Namuslu bir kadın, namuslu bir erkek, iftira atıyor. Yanında bir kadın görüyor adamın, vay bu onun o şu susudur.
Kadının yanında bir adam görüyor, kadını bilmem ne ediyor, çıkıyor ortada. Kadının biraz eteği kısa, kadını bilmem ne etti, çıktı. İşte iş yerinden, oradan buradan arkadaşı, okul arkadaşı, dostu, ne bileyim, sınıf arkadaşı, bir şeysi. Oho, adamı bilmem ne etti, çıktı. Zina etmekten daha büyük günahı kebaedir, iftira atmak. Zina etmiş, öbürkü de zina edenin, konuşuyor. Bana deseler ki, hangisini tercih edersin, zinadan gelsin mi inanmadır. Zina edenin arkasından konuşan, o dünyayı karıştırır. Fitnenin başı, zina eden, tövbe eder, ama o gıybet eden, iftira eden, dedikot eden, Allah muhafaza eylesin, Cenab-ı Hak korusun inşallah.
O yüzden, anneye babaya az, diyorlar ki, ya Resulallah, Cebrail aleyhisselam geldi dedi, dedi ki, ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, kimin anne ve babası yanında, ihtiyarlarda cennetlik olmazsa, Allah'ıma lanet etsin.
Ben de amin dedim diyor. Neden? Anne babaya itiraz etti, bakmadı, ona isyan etti. İkincisi, Ramazan ayı ulaştır da, o affolmazsa, Allah'ına lanet etsin. Neden? Ramazan ayı geldi, orucu astı, hoş tutmadı. Allah'ına lanet etsin diyor. Allah Resulü de amin diyor. Üçüncüsü, senin adın anılır da, salatu selam kim getirmezse, Allah'ına lanet etsin diyor. Allah Resulü de amin diyor. Allah muhafaza eyleseydi. Şu ana kadar beş tane aklıma geldi, yalan olmasın diye beş tanesini söyledim. Allah bize affetsin. Araç kaskosu yaptırın, bunlardan böyle, bu tip şeylerden geçin. Kaskosu yaptırmayın mı, yaptırayım mı? Haram mı, helal mı? Yaptır kardeşim. Buna bir girersen, Darül Harp, Darülistan noktasından, geceyi berbat ederiz.
Hangi bankalara para yatırılabilir, hangi bankalarla işlem yapmak cahildir? Banka dediğin zaman, Türkiye Cumhuriyeti değil, dünya üzerinde, faizsiz çalışan, hiç bir banka yok. Ne yapacaksın? Benim dükkan faizsiz mi çalışıyor? Bir gün, belgeyi ödeme, faiz bindi. Bir gün telefon ödeme, faiz bindi. Bir gün elindeki suyu ödeme, faiz bindi. Bir gün elektron ödeme, faiz bindi. Darül Harp kardeş, şimdi Darül Harp ne diyecek? Muhakkak, tuzacak, tuzacak. Şimdi bunu söylemeden geçemeyeceğim yana. Yok, işte bu İslami bankaymış. İslami bir banka yok. Türkiye Cumhuriyeti devleti, İslami bir devlet değil. Buradaki hukukun hiçbir şey, İslami değil.
Diyanet işleri buna dahil. Kim derse, bu hukuk İslami, adam Türkiye Cumhuriyeti'nin, devletinin, layık, bilmem ne, düzenini bozmakta, hükümdür tek içeride. İslami'de namaz öncesi okunan Kur'an-ı Kerim'de küpleye mi dönmek gerekir, Kur'an'a mı dönmek gerekir? Ay ne kadar güzel ya. Bu şeye nezir. Namazda birisi dedi ki, namazda Allah'a ekber deyince dedi, eller kulakları değecek mi, değmeyecek mi, hangi hizaya gelecek? Bir düşündüm, hiç aklıma gelmemiş. Allah'ım dedim ya, bana baktım, ya dedim sen namazda bunu mu düşünüyorsun? Dedin ya namaz, sevgiliyle, usta, sevgiliyle, konuşma, sevgiliyle, niyazlaşma, duvarlaşma, sevgiliyle, baş başa vermem.
Ya bunu mu dedim, düşüncem ben, ellerimi nereye kadar kaldırdım? Kulağımın memesine değdi mi, değmedi mi, hizasına geldi mi, gelmedi mi? Kur'an-ı Kerim okunurken, Kur'an-ı Kerim'i dinlemek, Farhan-ı Kerim'i dinlemek farz. Okuyan'a mı dönelim? Okuyan'a dön. Neden? Neden o Allah'ın kelamı. Sen Allah'ın kelamına doğru yönel. Birisi şimdi içinden şunu da diyebilir. Ya geçen gün bana dedin ki, ne tarafa yönelirsen yönel, yöneldiğin yer onun tarafıdır. Onun kıblesidir. Doğru, gülsüzler için. Sese doğru yönelsinler.
Allah bizi affetsin inşallah. Eşens Hazretleri, aşkıyla aşk olmak istiyorum. Aşkı, aşıklığı öğretir misiniz?
Beni aşk hamurunda yoğurup, gönül fırında pişirir misiniz? Beni dervişiniz olarak kabul eder misiniz? Böyle yapacak birisi varsa, ben de derviş olmaya gideyim ya. Hazırım ben. Kardeşler, kimse elmayı armut edemez. Elma edemez. İnsanlara vermiştir. Tüm insanlara. Nasıl elmanın çekirdeğini, elma olma istidadını verdiyse, bütün insanlara da aşıklık istidadı vermiştir. O yüzden, hadisi kudsi de buyuruldu ki, bütün insanlar, İslam fıtratı üzerine doğarlar.
Anne ve babalarının dinleri üzerine yürürler. Bütün insanlar aşık doğarlar. Bütün insanlar, İslam fıtratı üzerine doğarlar. Senin anne ve baban, seni büyüten değildir zahiren. Seni büyüten anne ve baban değildir. Buradaki anne babadan kasıt. Sana kim terbiye veriyorsa, sen kimin terbiyesini uyduysan, o senin anne babandır.
Sen nefis ve şeytanı kendine anne ve baba seçtiysen, nefis ve şeytanın dini üzerine büyürsün. Sen kendine eğer ki, kendi iç aleminde, kendi iç aleminde, ruh, ruhunun melekut kısmını ve vicdanını kendine rehber seçtiysen, senin dinin o olur. Bunda insanlar kendileri seçerler. Seçme hakkı insanın kendisindedir. Allah sana aşıklığı gönlüne vermiş, aşıklığı senin içine koymuş, aşıklığın tohumunu senin içine ekmiş Cenab-ı Hak. Bir başkasının senin içine aşıklık tohumu ekmesi mümkün değildir. Allah aşıklık tohumunu bütün mükemmenatına saçmış. Elmanın içine vermiş, arının içine vermiş, kurdun içine vermiş, böceğin içine vermiş, yaprağın içine vermiş, suyun içine vermiş, en yırtıcı hayvanın içine de vermiş, böceğin içine de vermiş.
Etrafına bak, etrafın aşıklık kokuyor. Etrafını dinle, etrafından hep aşkın sesini dinleyeceksin. Seyrettin her şeyden, seyrettin her şeyden, aşkın tecelliyatını göreceksin. Baktığın her yerde, o aşkın tecelliyatını göreceksin. Yeter ki, Hz. Mevlana'nın, mesnelisinin başında dediği gibi, dinle. Eğer dinlersen, içinde de dışında da, aşıklığın cevherini göreceksin. Eğer dinlersen, baktığın her yerde, sevgilinin tecelliyatını göreceksin. Eğer dinlersen, baktığın her yerde, aşıklığın tecelliyatını göreceksin. Bu sende var, bu sende serpilmiş, bu senin içerisinde nüvelenmiş. sen çünkü aşıklığın ürünüsün.
Aşıklık. Cenab-ı Hak seni ana rahmine koyarken, dahi aşıklıkla koydu. Girerken senin sipermin dahi aşık. O sipermin girdiği yumurta dahi aşık. Bunda, ne bu sende? Dünya nefis, şeytan, büyürken yaşadığın olaylar, büyürken, emdiğin meme, emdiğin meme, bunu gizledi, ha emdin sen. İçtiğin süne bak, sütünü içtiysen, aşık olacaksın. Baktıktan kopmak yok.
Aşıklığın yönü değişti. Senin süt, emdiğin süt, nefistense, nefsin istediği aşık olacaksın. Senin içtiğin süt, nefisten değil de, bu sultaniden ise, nefis olacaksın. Yıllık tecellin edecek sende. İçki içen aşık değil, o da aşık. Zannetme ki, namaz kılmayan aşık değil, o da aşık. Ben onu da aşıklığın dışına atanlardan değilim. İnsanlar onları atıyorlar, ben atmıyorum. Başka bir tecelli atıyorum. Ecazına aşık. O başka bir tarafa doğru yönelmiş.
Onda da aşıklığın tecellisi var. Benim arkadaşım var, bayındır da, benden, yaşı, benden belki de 5-6 ay büyüktür. Diyorum sen de aşıksın, vallahi aşıkım birader, billaha aşıkım. Aşık, bunu diyorum ki, bir bu tarafa dönsem, var ya dünler, bir bu tarafa dönsem, seni yanı başıma oturtturacağım diyor. Kadın için yıllarca oturup ağlayamazsınız ki. Size zul gelir bu. Kadın için koca meydanlıkta diz çöküp, avazınız çıkıncaya kadar bağıramazsınız ki, seviyorum seni diye.
Zul gelir bu size. Siz derviştiniz ya, sakalınız var ya, başınızda sarığınız kavunuz var ya, sevdiğiniz için yerler atamazsınız kendinizi. Sevdiğiniz için bağıramazsınız seni seviyorum diye. Sevdiğiniz için en ağır arı meslekleri dinleyip, bir tarafa vuramazsınız kendinizi. Yunus öyle demez ama. Yunus der ki, ağır namus şişesini vurdun o taşa. Yani öylesine sever ki, Allah'ı seviyor musun? Evet. Hiç sayha attın mı Allah'a, seni seviyorum diye. Yunus'un direği sızlanırcasına ağladın mı? Yerdin mi yerlerde seni seviyorum diye. Hiç debelendin mi kafası kesilmiş, kuşlar gibi seni seviyorum diye.
Şırpındın mı Allah'a, ben seni seviyorum ya Rabbi diye. Hiç ağlayıp kendini duvardan duvara vurduğun an oldu mu? Hiç secdelere kapanıp, orada huyuyup kalıp sızdığın oldu mu? Hiyerarşisini, kimliğini kaybetti. Bakan hanım seviyor ya.
Mecazi de olsa aşık, yalan da olsa neyi seviyor? Onun peşine girin. Onun peşine girin. Dibine kadar girin, ortasına kadar girin. Yapmazdık her gün.
Bunu da sevmiyorsun sen. Bakıyor. Biz zehirleninceye kadar içeride gidiyoruz. Hastaneye kaldırılardı bizi. Biz öyle içmiyoruz ya. Neden? Oğlum zaten kötüyse neden içiyorum ki o zaman? Zehirleninceye kadar iç, bir şey miyiz ya? Kardeşler, yine tutun ki tuttuğunuzu.
Nasıl dişinizde ısırın? Diyeceksiniz ki, biz gitmek kara vahşı veri tekkesine, adam bize nasıl iç geçirip, nasıl sarhoş olmayı anlattı. Gençlerden birisi geldi, aşıkım abi dedi, gel bir sarılayım sana dedim sana. Çok mu aşıksın kıza? Al, çok aşıkım dedi. Ben alacağım oğlum onu sana dedi. Ben alacağım onu sana. Lafı döndürdüm, dolaştırdım. Kızı dedim başka adamla görsen ne yaparsın? Ulan insan sevdiğini öldürür müydü? Bu nasıl sevdi? Türk filmlerindeki gibi. Ya benimsin ya kara toprağım. Dan, dan, dan. Ne? Oğlan çok sevdi. Hayır. Aşık olmak isteyen, kendindeki o aşkın tohumunu, yüceltip büyütmek isteyen insan, aşıklığa doğru yol alır.
Sen merak etme, onu niyet et, onu iste. Ona karşı yürü. Allah senin önünü açacak. Hazreti Mevlana'yı, Şemsi Tebrizi ile buluşturan Allah, seni buluşturmaktan uzak mı? Şemsi Tebrizi'yi gönderen Allah sana göndermekten uzak mı? Yeter ki sen onu iste. Olur, yola. Sen seviyorsan samimi bir şekilde yürü. Sen aşıksan samimi bir şekilde yürü. Değil ki, üç gün aşık, dördüncü gün nefret ediyor. Nereden sevdim o zalim kadını? Bana zehretti hayatın, sevmem asla aldığını, bana zehretti hayatın tadını.
Hani nerede seviyordun ya? Neden nereden sevdin? Dedim ki cümle. Ki sevmişim desene. Sonuna kadar, sonuncaya kadar. Hani Hazreti Mevlana anlatır ya, birisi geldi der, kapıya vurdu, tak, tak, tak. İçeriden seslendi diyor. Kim o? Ben. İçeriden ses, ya afferdi diyor. Burada iki kişiye yer yok. Git, yan, yakıl, piş. Müteş sonu diyor, geldi yine. Yine kapıya vurdu, tak, tak, tak. Kim o? Ben. Git, ne ahmak adamsın. Burada iki kişiye yer yok. Eridi, pişti, tekrar geldi.
Kapıya vurdu, tak, tak, tak. Sen. Bulmak gibi algılamayın ha. Öyle enmesillik de yok. Sıfatları da sevdiğinin haliyle hallendi.
Varın siz sevdiğinizin haliyle hallenin inşallah. Sayın-i Nursi Hazretleri hakkında bizi aydınlatır mısınız? Gerçek bir alimdir. Bütün alimdir herkes. Bu noktada bir insanın gerçekliği, sahteliği diye bir şey olman mümkün değil. Herkes kendi bildiğinin alimidir. Allah'ın sıfatıdır. Gerçek manada tecelliyat Allah'a aydır. Gerçek manada bir alim Allah'tır. Sıfatının tecelliyatından nasiptar olanlardır. Bu manada herkesin kendince alimliği vardır buradakiler. Kendince bir kimse oradan bir çöpü alıp oraya koymayı biliyorsa o da o kadar alimdir. Arı da alimdir, mal yapıyor. Ona bakarsan kuş da alimdir.
İlim bilmektir, kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır demiş. O zaman o kimsenin alimliği kendisi kadardır, bildiği kadardır. Biz burada şahısların üzerinde olumsuz konuşmamayı kendimize distür ettik. Cemaatların ve şahısların. Ha Said-i Nursa Hazretleri'ni böyle peygamber gibi görenlerden değiliz. Hiç kimse peygamber değildir. Hiçbir veli, hiçbir evliya, hiçbir mürşid-i kamil peygamber değildir. Ya işte çok büyük bir alim. Evet zamanının büyük alimidir. Bütün tefsircilerimiz yok. Üstad, hiçbir üstad, hiçbir mürşid-i kamil peygamber gibi değildir.
Peygamber değildir. İnsanlar üstadlarını veya mürşid-i kamil olan zatları peygamber seviyesine çıkarıyorlar. Yanlış. İmamları, başlarındaki hocalarını, başkalarındaki işte kendilerince sevdikleri insanları peygamber seviyesine çıkarıyorlar. Yanlış. Kimisi işte hocalarını, üstadlarını, mehdi noktasına çıkarıyorlar. Yanlış. Allah yolunda koşan insan, bir doğruyu birisine tebliğ eder. Bir doğruyu birisine nasihat eden insan doğru yoldadır, doğrudur. O yüzden o insan, bir kimsenin hidayetine doluyordur, doğrudur. Bunlara söyleyecek bir sözümüz yoktur. Asla. Sadece burada bir ölçü noktasında söylüyorum. Hiç kimseyi peygamberleştirmeyin.
Hiç kimseyi. Hiç kimseyi mehdileştirmeyin. Hiç kimseyi çok yücelerde, yükseklerde uçurmayın. Hani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ya, sevdiğini ölçülü sev. Ölçülü sev. Nefret et, kızdığını ölçülü kız. E bu ara tabii Said'in Ursa hazretleriyle alakalı bir film var. O bir film çekmiş birisi. Onunla alakalı işte gündemde, televizyonlarda, radyolarda, her yerlerde işte muhakkak işte tanıtılıyor, gösteriliyor. Ne diyorlar ona, fragmanı mı diyorlar? Onlar döndürülüyor filan. Güzel şeyler, söyleyecek bir lafım yok. Bakın, bu tip şeylerin arkasında bir maddi menfaat yapmıyorsa, bunlara söyleyecek lafım yok. Ama Said-i Nursi üzerinden birileri film yapıp para kazanmayı ümit ediyorsa, birisi zikir halakalarının üzerinden film yapıp para kazanmayı ümit ediyorsa, birileri ilahi aşkın üzerinde, Hazret-i Mevlana'nın aşkının, Hazret-i Şems-i Tevrizi'nin aşkının,
Halat-ı Mansur'nun aşkının veya işte Beyaz Tibes Tavri'nin, Habib-i Acem'inin üzerinden bir şeyler yazın. Kazanmayı düşünüyorlarsa, bunlara üzülüyorum. Üzülüyorum, benim yapacak bir şeyim yok. Diyorum ki yapmayın. Bunları para karşılığında bu mübarek zatların çektiklerini insanlara anlatmayın. Bundan para kazanmayı ummayın. Kıymetli kardeşler, bir şey diniyse, bir şey dinselse, bir şey Allah'la bağlantılıysa, ondan para kazanmayı talep etmek. Ondan maddi ve manevi bir kendine çıkar sağlamak, din ve dindarlar adına üzücü bir şey. Bu, ne diyorsun diye insanlar gelip benim dükkanımda alışveriş etmesini düşünüyorsam, hesap ediyorsam, ben de iki yüzdürüm.
Tıp boyunca demedim. Ama insanlar ya bu dinden mi geçiniyorlar diye, demesinler diye bir sadece altını çizerim. Benim işim gücüm var, ben ticaret yapıyorum, hiç kimsenin parasına, fırına ihtiyacım yok. Kendi işimi kendim görüyorum. Benim işim din değil. Buradaki tekke'deki bütün arkadaşların işleri din değil. Nerede çalışıyorum daha değil mi? Korkada çalışıyorum, tekstil. Bıraktım şu an fazlalıkları ve kendi işimi. Kendi işimi yapıyorum, tekstil ile alakalı değil mi? Bitti. Adam konfeksiyoncu. İşi var adam. Bitti.
O ses cihazının başında duran adam bir inşaat şirketinde çalışıyor değil mi? Bitti. Orada hiç kimsenin işi burası değil. Burada herkes Allah'ı sevdiği için var. Of bitti bu kadar. Bizim işimiz var. Herkes kendi parasını kendisi kazanıyor. Kendi işimi kendisi görüyor. Dini kendisine bu tip basamak yapar, Allah muhafaza eylesin. Şimdi tabii Said Nursi Hazretleri ile alakalı bir film var. O filmin filmden dolayı herkes evet gündeme gelmesi belki de iyi bir şey veya iyi değil. Onu da bilemez. Allah bizi affetsin. Adi-i şerif var böyle bir hayvanın yoğuyla alakalı bir şey söylemişler. Adi-i şerif var.
Haramdan medet ummayınız diye. Haramdan şifa ummayınız diye. Allah bizi affetsin inşallah. Haklarınızı helal edin. Burada sorular kaldı. Bu soruların da zamanımız kalmadı. Kusurumuza bakmasınlar inşallah. Komşum senin sorunu göremedim burada ya. Bakıyorum bakıyorum. Yok burada senin sorun. Sormadın mı bir şey? Allah razı olsun inşallah. Komşum Allah razı olsun. Sohbet ederiz oradan gemi geçerken. Bir kişinin üstüne bir kişi daha gömüldüğü zaman o alttaki kişi rahatsız olur. Şuraya biraz tarihi bir not.
Böyle hafiften bir tarihi not düşeyim. Allah bizi affetsin. Osmanlı'da bulunan harem dinimize uygun mudur? Yoksa padişah nefislerini tatmin etmek için mi kurmuşlardır diye? Harem nedir biliyor musunuz? Bir kimsenin evidir. Osmanlı'da insanların evi haremidir. Topkapı'da, Topkapı Sarayı'nın içerisinde harem vardır. Padişah'ın kendi evidir orası. Hani sizin eviniz var ya şimdi iki otobüs salon, üç otobüs salon. Padişah'ın da evi orası. Padişah'ın evi gidip yaptığı, uzandığı, ayaklarını uzattığı, hanımıyla çocuklarıyla sohbet ettiği, dinlendiği, yani eğer bir devlet işi yoksa yemek yediği, uzandığı, namaz kıldığı yer. Şimdi bunu, yani bu geçen günçü bir film var ya onunla alakalı bunu sormuşlar.
Ben çok böyle reklamlarını falan haberlerini izlerken o arada gördüm. Sonra başka seyreden bir kadının birisi bir yerde biz böyle bir sıra beklerken bir şeyde bulundu. Böyle yani çok canı sıkılmış o kadının o filmin öyle çekilmesine. Ondan sonra ona böyle bir lafta bulundum. O lafı kullanmak istemiyorum. Bakın Osmanlı'da herkese, herkese yasak olan bir tek yer vardır.
Padişah'ın, hadisahın başka birisinin girmesi yasaktır. Erkeğin girmesi yasaktır. Padişah hanımı kendisine hizmetçi seçer. Hizmetçi seçerken de onun seçimine, onun seçimine içeride harem ağası denilen çok bilgili, çok sevili, alim bir kimse vardır.
Çalışacak olan, bahşiş, işte yerleri süpürecek olan, etrafı temizleyecek olanın seçmesine yardımcı olur. Haris, odur. Şimdi, insanlarda tarihi bilgi yok. İnsanlar Topkapı Sarayı'nı okunuyorlar. Topkapı Sarayı'ndaki hiyerarşik sistemi bilmiyorlar. Topkapı Sarayı'nda neyi, nasıl olduğunu da bilmiyorlar. Gidiyorlar. Avrupalı tarihçilerin, Osmanlı'ya olan düşmanlıklarını anlattıkları kitaplardan, Osmanlı'nın Topkapı Sarayı'ndaki haberle alakalı bilgileri vermeye çalışıyorlar. Hepsi de yalan. Filmi yapanlar, bir Akgündüz Hoca var, profesör. Hollanda'da şimdi.
Onun Topkapı'yla alakalı araştırmaları var. Onun eserlerine bakmış olsalardı. Topkapı Sarayı'nın müdürü bir profesör var şimdi, tarifçi. İlber Oltaylı. İlber Oltaylı'nın Osmanlı'yla alakalı tarihi notlarına ve bilgilerine baksalardı. Bakın, yani çok uzağa gitmiyor. İlber Oltaylı ki, hadi o neydi, ne Akgündüz'dü? Ahmet Akgündüz'dü. Hadi Ahmet Akgündüz, namazın da abdesinde bir kimse, onu şöyle diyebilirler. Ya bu adam kasıtlı olarak, belki de tarihi bilgileri sakladı diyebilirler. İlber Oltaylı değil. İlber Oltaylı tarihçi. O filmi yapanlar, o filmi yapmayı düşünenler, İlber Oltaylı'nın, İlber Oltaylı'nın Topkapı'yla alakalı notlarına, Topkapı'yla alakalı araştırmalarına baksalardı.
Kaldı ki, şimdi Osmanlı arşivleri açıldı. Osmanlı arşivlerinin büyük bir kısmı elden geçiyor. Ve bir heyet halinde, gitselerdi, o heyette çaldı, bizim Ahmet var burada, içeride ilahi söylüyor. Ahmet'in abisi var, o heyetin içerisinde Osmanlı arşivlerini tarıyorlar, Türkçeleştiriyorlar. Eğer Topkapı arşivlerini, eğer gidip onlardan bilgi almış olsalardı, Osmanlı'da kaldı ki Kanuni Sultan Süleyman'ın, kaldı ki Kanuni Sultan Süleyman'ın her zaman zamanın Şehlislam'ını, zamanın Şehlislam'ını diyor ki, ben öldüğümde beni bunlarla gömü.
Gömecekleriz ama bir bakıyorlar ki, ne yapılacaksa Şehlislam'dan fetva almış. Koca Şehlislam iki dizinin üzerine çöküyor. Hey koca sultan diyor, hey koca sultan, sen diyor bunlarla kendini kurtardın, şimdi ben ne yapacağım diyor. Kıymetli kardeşler, bizim insanlarımız kadar tarihine küfreden bir insan yok. Adaletle, Osmanlı'nın çekildiği yüz yıldan beri çekildiği her yerde kan akıyor. Osmanlı'nın çekildiği her yerde zulüm var şu anda. Osmanlı'nın her yerde, not olarak düşerim. 33 yıl peygam, devletten iki kat elbise giymiş.
Devletten iki kat elbise giymiş. İki kat elbise, üçüncü katı giymemişler. Yavuz Sultan Selim iki kat elbise giymiş. Üçüncü katı giymemişler. Not düşerler. Yavuz Sultan Selim'e dar geliyormuş elbise giymiş. Sesi arttık. Başbakan diyormuş ki, bir Haşmet'in elbisenizi değiştirsek, o hiç tınlamıyormuş. Bir Macaristan seferi gelmiş. Güven mektubu sunmak için, hani o padişah haklılığını, başbakan haklılığını gösterecek ya, Çıkınca demiş ki Macaristan seferine, Haşmet'imizin kıyafetini nasıl buldun ki? O kadar muhteşem ve ihtişamlı ki demiş. Gözümü kaldırıp elbisesine bakamadım ki demiş. Neşinleriz, oturalım. Osmanlı'yı küfredelim.
Vay, haremi varmış da, haremde bilmem kaç tane kadın yaşarmış da, işte canı istediğinden yatarmış da, bunların dinden, imanından, peygamberlerinden haberleri yok değil. Bunlar padişahlık yapmamışlar, uçkır peşinde koşmuşlar. Yapmayın. Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. Gerçekten üzülüyor insan. Üzülüyor. Gerek yok, gerek yok. Önememize de gerek getirmiştim şuradan. Hiç olmazsa, iki beyitçel dokuyu verelim. Aman Allah. Hay Allah. Her şey sevgilidir.
Her şey sevgilidir. Yoksa bir ölü sevgili, aşısa bir ölü, kimin aşka meyli yoksa, kanatsız bir kuşa döner. Sevgilimin ışığı önde, olmadıkça nasıl önü ardı akıl, sözün söylenmesini ister, kayna, gammaz olmaz da ne olur. Diyor musun neden gammaz deyin? Yüzünden tor, pas, silinmemiş, arınmamış da ondan. Son cümleyi açıverin, kapatayım muhabbeti. Neden gör, aynan biliyor musun, neden gammaz deyin.
Gambaz nedir? Gizli sırları söyleyen insan gammazdır. Buradaki aynadan kasıt senin gönlündür. Senin kalbindir. Senin gönlünde, senin kalbinde gizli sırlardan bir şey yok ise, senin kalbin, senin gönlün bir şeyin hakikatini sana anlatmıyorsa, senin gönlün sırlara vakıf değil ise, senin gönlün Musa'nın annesi gibi ilham almıyorsa, senin gönlün Davud'un gönlü gibi ilham almıyorsa, senin gönlün Muhammed Mustafa'nın gönlü gibi ilham almıyorsa, senin gönlün Hazreti Ömer'in gönlü gibi yasa recebele diye, ilhamı ve bilgiyi almıyorsa,
bunun sebebi sensin. Sen o gönlünü tozlandırdın. Sen o gönlünü kirlettin. Aklın içine attın. Misafirlere yer verin bakalım şu en öndekiler. Onlar bak, tam Güney Kore'den gelmişler. Hadi bakalım Güney Korelilere yer verin. Birisi Allah, onlar ön taraf alın. Size bir hikaye anlatayım şimdi. Misafir ya, onlar gittikleri memleketlerde diyecekler ki, biz gittik, herkes oturmuştur. Allah razı olsun, şu Müslümanlar neyiler ya? Bize yer verdiler diyecekler. Senin gönül aynan kirlenmiş nefsinden dolayı, hatalarından dolayı, günahlarından dolayı, kusurlarından dolayı.
O yüzden senin gönlüne ilham gelmemekte. O yüzden senin gönlüne hikmet doğmamakta. O yüzden senin gönlün bir şeyin özüne, hakikatine vakıf olmamakta. Senin gönlün. Bunu temizlersen, tövbeyle, zikirle, ibadetle, bilgiyle, bilgiyle o zaman senin gönlüne de ilham gelecek. O zaman da senin gönlüne akçak ilahi sırlar. O zaman sen eşyanın hakikatine vakıf olacaksın. O zaman sen dünyaya vakıf olacaksın. O zaman sen ahirete vakıf olacaksın. O zaman sen kendine vakıf olacaksın. Kendini bileceksin. Kendini bilen Rabbini bilecek. Var gel, şu gönlünü temizle. Var gel, şu gönlünün tozunu al. Var gel, gönlündeki kirleri at. Var gel, kin, kibir, kötü duygu varsa sıyırıl.
Gönlünde ne kadar hastalık ve yanlışlık varsa sıyırıl. Gönlünü bunlardan temizle. Bir başkası gelip, senin gönlünü fırçalayacak değil. Bir başkası gelip, senin gönlünü de, ben de temizleyecek değil. Sen orayı temizle. Kendi ellerinle. Ya Rabbi de. Hazreti Peygamber günde yetmiş kez tövbe derdi. Günahı olmamasına rağmen. Neden? Kendi kendine düşünürdü. Önüme bir şey düşer de, bundan dolayı o ilahi sırlar kesilir derdi. Tövbe derdi. Müslüman kardeş, Subhanallah ve Subhanallah el-Azim, Hamdi Estağfurullah, Zim de, günde en az, Allah'u ve Selam'a de derdi.
Sen de en az günde yüz sefer yap bunu. Sayısız yap. O günahları gönlünden unut. O kusurları gönlünden at. Bir daha aklına getirme. Bir daha aklına getirme. Gönlüne kin, haset, kıskançlık. Gönlüne nefret koyma. Gönlüne yanlış düşünceler koyma. Gönlüne dostluk meyvelerini dik. Gönlüne dostluk tohumları dik. Gönlüne barış tohumları dik. Gönlüne hüsnü niyet dik. Gönlüne insanlara yardım etmeyi koy. Gönlüne insanlara zarar vermemeyi koy. Gönlüne insanları sevmeyi, yaradılanları sevmeyi koy. Ve gönlüne an. Senin de gönlüne ilahi ilimler gelsin. Senin de gönlüne ilahi sezişler gelsin.
Senin de gönlüne ilahi hikmetler gelsin. Senin de gönlüne ilahi ilhamlar gelsin. Senin de gönlüne ağacın zikri, taşın zikri, toprağın zikri, rüzgarın zikri, yağmurun zikri, denizin zikri, etrafının zikri, etrafının muştosu ve müjdesi gönlüne gelsin. Kardeş, her yer sevgili, her yer sevgilinin dili, her yer onu konuşmada, her yer onu söylemede, onu dili kulağınla dinlediğin gibi, kulağınla da dinle.
Bağat'ın kulağını aç. Bağat'ın kulağını açmazsan, avam geldi, avam gitti. Bağat'ın kulağını aç. Bağat'ın gözünü aç. Madem ki sende zahiri, gözün var, kulağın var diyorsun, bana uykuda, rüyamda gördüğünün, neyle gördüğünü anlat. Uykuda, rüyamda neyle duyduğunu söyle bana. Uykuda, rüyamda neyle tuttuğunu söyle bana. Uykuda, rüyamda neyle gittiğini söyle bana. Uykuda, rüyamda neyle konuştuğunu söyle bana. Onu tanı. Uykuda konuşan Ahmet'i, Mehmet'i tanı. Kim o? Sana kulağı verdi, dinleyecek bir bağıtın kulağıydı.
Dinleyecek bir bağıtın göz edin. O sende var. O sende mevcut. Boşuna mı dedi, o benimle görür diye? Boşuna mı dedi, o benimle duyar diye? Boşuna mı dedi, o benimle konuşur, benimle tutar, benimle yürür? O boşuna konuşmaz. O zaman o gönlünü temizle. Temizle ki, onun dili yerleşsin. Temizle ki, onun gözü yerleşsin. Temizle ki, onun kulağı yerleşsin orada. Başlasın iş yapmaya. O tozdan kurtul. O kirden kurtul. O bataklıktan kurtul. O bataklıktan kurtul. O bataklıktan ne? Dünya bataklığı. Nefis bataklığı. Etan bataklığı. Kurtul ki, o yüzünden, gözünden, tozlar, kirler, dişler, silinsin, arınsın ki, gör.
Senin eğer, gözüne senin, gözüne, tebel kaçsa, ıslanıyor, gözünü yumuyorsun. Görebiliyor musun? Tamuk tıkasan duyabilir misin? Kulağında tıkılan olma. İttin varken tövbe, dar, secde, emanını alsın.
Hakkınızı helal edin. Allah rızası, el-Fatiha, hala selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi