mustafaozbag.org

77. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 1:21:23

Allah gecenize hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hakk'ın yüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, ayınızı, ömrünüzü, ayınızı hayırlı eylesin inşallah. Umluklarınızı da nâil eylesin. Kortluklarınızı da hırs-ı muhafaza eylesin. Allah'a tam anlamıyla itaatin hakkı nedir? Kalbi veya zahiri teslimiyet baştan geçmiştir. Allah'a itaat edin. Resulüne itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Aklıma gelen emir itaat var. İtaat muhakkak ki önce bir güne ikrar olsun. Bir kimse eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en Muhammeden abduhu ve resuluhu dediğinde iman etmiş olur. Her iman eden kimseye ardından düşen vazife iman ettiği şeye itaat etmektedir.
İnsanlar bir şey kabullenirler, kabul ederler. Onun büyüklüğüne, yüceliğine, müştekliğine bir kimse devletin devlet olduğuna kabul eder ve o devlete itaat eder, kabul ederse. İtaatin bir sürü kısımları vardır. İşte siyasi manada bir kimse eğer devlete siyasi manada itaat edilecek bir kurum olarak görürse devlete itaat eder. Veya bir kimse bir iş yerine gider, orada çalışıyordur. İş yerinde çalışırken iş yerinin kurallarına, iş yerinin kendi içerisindeki kurumlarına itaat eder. Onun itaati iş yeri saati kadardır. Sabah saat sekizde göreve başlar, akşam saat beşte bittiğinde iş yerine olan itaati biter. Devlete olan itaati veya siyasi itaati, o siyasi itaati alan ayakta durduğu müddetçe, o da itaatini bulmadığı müddetçe devam eder.
O da dünyada kalır. Siyasidir. Allah'a itaat, Resulüne itaat, sizden olan yani İslami, Kur'ani noktada duran emir sahipleri itaat ederse hem dünyalıktır hem ahiretliktir. Hem insanın zahirini kapsar, hem de insanın iç aletini kapsar. Allah'a olan itaat yani maddi manevidir. Şimdi dini maddi alemden geri çekip sadece manevi, içsel manada yani bir kimse kalbinden iman edecek. İşte ibadetlerini dışarıda hiç kimseye aksettirmeden yaparsa böyle bir imanın bir sıkıntısı yok. Böyle bir Allah inancının veya Allah'a ibadet edin bir sıkıntısı yok. Ama itaat denince, Allah'a itaat denince imanın şartları komple işin içine girer.
Yani normalde bir kimse Allah'a iman ettiğin deyince arkasından imanın geri kalanları da gelir. Yani nedir bu? İşte meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, hayra şerre, hesaba çekilmeye, middana. Yani bunların hepsini de itaatin içerisine koymamız gerekir. Eğer bir kimse iman ettiği şeylerin neticesi olarak hukukuna da itaat edecek. Yani o zaman Cenab-ı Hakk'ın buyurduğu gibi Allah'a itaat edin, Allah'a itaat bu manada. Mahud-i zahiri manada Kur'an-ı Kerim, manevi manada marifetullah, Resulüne itaat edin. Maddi manada ne? İşte peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleri, manevi manada ne? O kimseli normalde, manende, herhangi bir şey buyurduğunda onun sözünü tutmak.
Manevi itaat. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Siyasi manada bir devlet, bir emir. Manevi manada bir sultan, bir veli, bir arif. Adına ne dersek diyelim, biz bir mürşid-i kamiyiz. O zaman itaat dediğinde hem madde girer işin içerisine hem de mana girer. İtaat sadece yüzeysel değildir. Sadece dışsal değildir. İçsel manada da itaati hüküm sürmesi gerekir. Nasıl sıkıntı içsel manada itaattir. Yani bir kimsenin dışı itaat etmiştir, dışı dışarıdaki insanlara göredir, halka göredir. Bir kimse kıbleye yönelir, namaz, rüku, secde halinde ise biz deriz ki o namaz kılıyor. Allah'a itaat etmiş.
Ama o içsel manada namaz kılmıyorsa biz işin orasını bilmeyiz. O zaman biz dışsal olarak ona deriz ki bu adam namaz kılıyor. Şimdi insanların itaatleri bu manada hem zahirini ilgilendirir hem vatınını ilgilendirir. Ehli tasavvur, ehli tasavvur meselenin içiyle ilgilendirir. Bir kimse itaat edecekse içsel manada itaat edecek. Allah'a itaat her ne kadar insanın dışını kapışıyorsa da asıl lazım olan şey içidir. Bir kimse içsel manada Allah'a itaat ediyorsa bunun birinci derecedeki dışsal görüntüsü dışını farzlara uydurmasıdır. Dışını Kur'an'a uydurmasıdır. Bir kimse dış olarak Kur'an'a uyacak. Ama bu o kimseyi kurtarmaya yetmez.
Onun kurtuluşu burada değildir. Onun kurtuluşu içsel manadadır. O içsel manada itaatı gerçekleştirdiğinde ancak kurtuluşa herhalde. İçsel manada kurtuluşa ermenin, itaata varmanın yolu ise ehli tasavvurça Allah'ı sevmektir. Allah'ı sevmek yolundan Allah buyurmuş ki Allah'ı sevin. Resul'u sevin. Müminleri sevin. Bakın, itaat edin, başka bir ayet-i kerimede sevin. Eğer severse itaat-ı kalbi olacak. Bu ne demek? Allah'ın haram kıldığı şeyi kalben kabirlenecek. Diyecek ki evet, şefsiz, şüphesiz Allah bunu haram kılmış. Eğer itaati kalbi ise ona yüzünü gözünü hiç döndürmeyecek. Çünkü Allah onu haram kılmış. Yani insanlar, siz dışarıda bir haram işlemezler, eve gittiğinizde haram işliyorsanız veya dışarıda haramlardan kaçıyormuş gibi görünüyorsanız, yanlış kaldığınızda, kendinizle baş başa kaldığınızda o haramı özlüyorsanız
veya o haramla ilintiniz var ise içsel manada itaat etmediniz Allah'a. İçsel manada Allah'a itaat ve bu bir kimse dışsel manada namazı kılıyordu. Ama içinden eğer namazı, eğer içinden namazı sevmekten haz almıyorsa, eğer namaz kılmaktan bu manada lezzet almıyorsa, bunun bu manada namaz ödedildi gelmiyorsa, içsel noktada itaatü gerçekleşmemiştir.
Hakkak ki nefis bizi zorla belli bir noktaya kadar. Nefesullah'a erişmeyen bir kimse, ibadetten lezzet almaz. Nefesullah'a erişinceye kadar, hadi biz biraz daha aşağı indirelim, mutmainliğe erişinceye kadar, ibadetten ve taatten, Allah'a ihtiyetten lezzet almaz nefis. Nefse zor gelir. Zikrullah'a gelmek zor geliyorsa, namaz kılmak zor geliyorsa, oruç tutmak zor geliyorsa, dersi çekmek zor geliyorsa, kalbi itaatin eksikliğindendir. Kalbi itaat eksiktir. Bir kimse üstadının söylediğine uymak zor geliyorsa, üstadının verdiği bir dersi çekmek zor geliyorsa, ona bir konuda istişareti, onun tavsiyesine uymak zor geliyorsa, kalbi manada itaat etmemiş daha.
Bir itaati yok. Oysa insanı münafıklıktan kurtaran, insanı gizli şifte kurtaran, ve insanı bu manada Allah dost eden kalbi itaattır. Kalbi itaatta bir kimse razı olur. Allah'tan razı olur. İtaat eden razı makamındadır. Rıza makamındadır. Eğer senin için dışın itaat ettiyse, rıza makamına ulaşmışsındır. Sen insanların önünde bazen, sanki böyle sebepler dairesinde yaşıyormuş gibidir. Ve öyle görünmek zorundasındır. Sebepler terk edilmez asla. Terk edilmemesi gerekir. Ama iç malada, Allah'a teslim olmuşsundur. Allah'a teslim olan bir kimse, Allah'ın kazasına, Allah'ın bu noktada biçtiğine, kestiğine, Allah'ın önüne getirdiğine razı olur.
O neden, niçin diye sormaz. O neden bana diye sormaz. Neden bu geldi diye sormaz. Bu bana nasıl geldi diye sormaz. Bunun nedeni, niçini yoktur. O da teslimiyet vardır. O iradesini, Allah'ın iradesine teslim eder. İtaatın zirvesi budur. O kimsenin kendi iradesi yoktur. Kendi iradesi yoktur demek, iradesizlik değildir. Kendi aklı yoktur demek, akılsızlık değildir. Bir kısmı, bunu akılsızlık olarak algılamışlar. O hale, mahvediklerinden. Çok affedersiniz, sokakta kakasını yapan bir kimse, akli melekelerini kaybetmiştir. Eri tasavvuf, sokakta insanların içerisinde kaka yapmaz. Veya sokakta insanların içerisinde kaka yaparak, kendisini sarkıyormuş, gizliyormuş noktasında olmaz.
Allah'a itaat eden kalbi manada da itaat etmiştir. Ve o yağmurun yağmasından, sıcağın, somuğun değişmesinden, veya hastalığın gelmesinden, veya sağlığın gelmesinden, varlığın veya yokluğun gelmesinden, acının veya tatlının gelmesinden, artık o çok etkilenmez. Ondan razıdır. Ondan razıdır. Ve ondan razıysa, isterse o gökten, zembilyona rızık indirir. Ondan yer. İsterse yerden, topraktan rızık bitirir. Ondan yer. İsterse hiçbir sebepsiz, ona rızık indirir. Ondan yer. İsterse insanları onun emrine amader der. İnsanlar onun emrinde koşturur. İsterse emrine gider, onun emrinde koşturur. Eğer ki bir kimse Allah'a itaat ettiyse, vakti ve manevi manada, mahlukat ona itaat eder.
Demedi mi? Sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hadisi kutsi'de. Nasıl seversen Allah onu sevdi. Gökteki melekler, yerde mümin, onu sevir. İnsanlar sevdiklerine itaat ederler. Selman Fahri bir misafiri geldi, yolda gidiyordu. Yolda giderken, o misafirine yemek yedirmesi lazım. İşte ikram etmesi lazım. Giderken geyikler ormanda koşuşmaya başladılar. Paralel ormanda koşuşmaya başladılar. Kuşlar koşuşmaya başladılar. Paralel olarak. Misafirle sohbet edecek. Giderken yemek, yemesi söz konusu oldu. Geyiklere döndü, kafasını çevirdi. Dedi ki, İçinizden seviz bir geyik gelsin.
Misafirim var. Kafasını semaya kaldırdı. Gökteki kuşlara dedi, İçinizden yağlı, seviz olan bir kuş da gelsin. Misafirim var. Hemen ağrında bir geyik bir kuş ağrında geldi. Misafiri hayret etti. Dedi ki, böyle bir şey ilk defa karşılaşıyor. Dedi ki, döndü misafirine, dedi ki, neden hayret ediyorsun ki? Nasılsın dedi. Bizim itaatimiz, maddi manevurlarına da tam olur. Allah'ın adetlerinden söktü. Daha itaat var ise, mahlukat emrindedir.
Malum ya, dedi ki, ben mi elimdekini söyleyeyim, yoksa elimdekiler mi benimle olduğumu söylesin. Akıllı zanneder. O zekilden zanneder. Kendisini oradaki insanlardan üstün görür. Dedi ki, yakaladım şimdi bunu.
Dedi ki, belki de elimdekini tahmin edebilirdi. Elimdekiler onu nasıl söyleyecek? Senin kim olduğunu haykırsın. Daha illallah sana ithal eder. Mevcudatın tecelliyatıdır. Dile gelirken demişti. Her tanimeyi söyleyecekti. Hem anacağımız bir insanlardan olsaydı, bütün zerreler, işte eğer ki, o kulağına duyacaksın zaten.
Bütün mevcudat, bütün mevcudat, bütün kevhanlar emrinde olacak. O ancak, Allah'a, şu günahlarla mümkün olunca kaçmak, Allah'ın karb ibadetlerini yerine getirmek. Manevi itaat deyince, bunun sonu yok. Çünkü, bu Allah'ın zikirle başlıyor. Manevi itaat, en önemlisi zikirdir. Eğer sen, Allah'ı zikrediyorsan, manevi itaat noktasında çok uzun yol almışsındır. Zikrullah'a oturduysa, zikir noktasında duruyorsan, itaat noktasında duruyorsundur. Sen zikrettiği noktada itaat ediyorsundur.
Zikri bıraktığın anda, kasti olarak zikri bıraktığın için, kasti olarak itahten çıkarsın. Ehli tasavuk, zikirsiz geçen zamanı, zikirsiz geçen saati, zikirsiz geçen anı, Allah'a isyanla geçirmiş gibi düşünür. Düşünür. Allah'a gafletler, Allah'ı zikretmezler. Gaflete düşenler, Allah'ı zikretmezler.
Şeytanın vesvesesine kadar, Allah'ı zikretmezler. İman edenler, Allah'ı zikrederler. İman edenler, ve iman ettiysem, ve imanın kebale ermene uğraşmak istiyorsan, muhakkak Allah'ı zikredeceksin. Ve Allah'ın zikri, seni itaata götürecek. Seni itaatle hemhal edecek. Allah'ı zikreden bir kimse, Allah diye diye, günah kebale işleyebilir mi? Günah işleyebilir mi? Yüreğine, o padişahlar padişahı kalbine misafir olduysa, kalbine sarayını, otağını kurduysa, kalbinde Allah var. Sen nasıl günah kebale işlersin? Sen nasıl isyan edersin? Sen nasıl zulmedersin? Sen nasıl unutursun? Unutmak zulümdür. Kendisini gaflete attığı için.
Neden? Kendisini harama, yanlışa attığı için. Kardeşler, itaat, şeriat manasında bazları yerine getirmektir. Bu itaatin zahiri noktasıdır. Kaçınıp, Allah'ın sevildiği şeyleri, kalben sevmek, onları işlemektir.
Ve manevi nokta, insanın kendisini Allah'a bağlamasıdır. İnsanın kendisini, iksel olarak bunun sünneti, Resulullah'ın sünnetini yerine getirmek, içsel manada. Muhammed'in Mustafa'nın, onun ahlak yolunu takip etmektir. İçsel manada da, onun hidayeti, onu takip etmektir. Eşevi ve la ilahe illallah ve eşevi, Müslümanlara iman etmiştir. Bu noktada bizim şeklimiz, şüphemiz olmaz. Biz onun imanıyla da uğraşmayız. Onun sünnetlerine, onun çizdiği perspektife, onun çizdiği felsefeye uymak, içsel manada da onun hidayetine tabi olmaktır.
Onun edebiyle hedeflenmektir. Onun ahlakıyla ahlaklanmaktır. Onun haliyle, işte sizden olan emri sahiblerine itaat edin. Dışsel manada başındaki kurunu seçmiş olan bir devlete itaat. İçsel manada, Allah'ın ağırı stratejilerini kendine strateji bilmek, Allah'a itaat.
Bunu sadece dışsel manada almayın. Ehli tasavvufunu sadece dışsel manada almayın. Gelin, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine itaat edin. O zaman bunu sadece dışsel manada almayalım. Onun edebiyle hedeflenelim. Onun ahlakıyla ahlaklanalım. Gelin, biz bu manada kendimize bir Allah dostu, bir velisi bulalım. Ona ihmat edelim. Onun stratejisinde, onun öğretisinde yol olup, yol giderim. Yol olup, yol giderim. Önce yol olalım. Yol olma. Bir kimse yürürse, güldüğün yer yol olmaz. Sen yürümez, oturursan, yürüdüğün yer yol olmaz. Gidersin, dağın başına bir ev yaparsın, dağın başındaki eve gider, oturursun, hiç hareket etmezsin.
Dağın başındaki eve gidecek olanlar, nereden gideceklerini bilemezler. Yol olma. Yürürsen yol olursun. Her ehli tasavvuf, yoldur. Sen kimse, yoldur. Yaptığını bilmiyordur. Şundur sen.
Bir iz koymuşundur. Birisine, Allah için şunu yap diyorsan, yol olmuşundur. Birisisindir sen. Ve üzerinde sen yürüdüğün müddetçe, yolcusundur. Ve arkadan, senin ayak izine, birisi daha bastıysa, hep bir yol açtın, yolcular geliyor. Ehli tasavvufu müddetçelerle, müddetçede yolcular.
Şöyle düşünürüz biz. İstazımız, biz de arkasını, unutmayın. Bir iz bırakır. Bir iz bırakır. Her yüreği açmıştır. Eğer ki, İngiliz için doğru noktada şey derler.
Eliniz sorumlusunuz, elinizin altındakilerinden. Sorumlu. Çocuklarından sorumlu. Patron işçilerinden sorumlu. Ve herkes yok. Onu yerine getirirsin. Seninle beraber yürüyenler vardır. Ve senin izinde gidecek olanlar vardır. Senin stratejinde yürüyecek olanlar vardır. Ve o da, ve onunla, ve onu mededen, en son giren kardeş, veya ilk giren kardeş, yol yürümeye, devam ediyorsa, ve yürüdüğü makam, yürüdüğü yol, eğer ki Kur'an ve sünnet tarihisindeyse, doğru yoldadır.
Sırat-ı Mustakir nedir? O da yoldur. Dikkat edin. Kuşturıldı. Muhammed'i, ve üst edildi. İnsanların tarikat adına, sapıklıklara düştüğü, tasavvuf adına, sapıklıklara düştüğü bir zamanda, eğer ki siz, eğer ki sizde duruyorsanız, eğer ki sizde duruyorsanız, eğer sünnetin dışında olan her şeyi, itip, gerçek doğru yolun, Kur'an ve sünnette olduğunuz, gerçek kurtuluşun, Kur'an ve sünnet anlayışında, inanışında, ve yolunda olduğuna inanın, o yolda yürüyorsanız, hepiniz de yolsunuz.
Hepiniz de yolsunuz. Aslında başka bir cepheden baktığınızda, ne yaptığınızın da farkında değilsiniz. Profesör Orhan Bey'in dediği gibi, siz ne yaptığınızı bilmiyorsunuz, farkında değilsiniz dedi. Doğru söylüyorsun hocam, farkında olsak, nefsimiz uyarır, belki de değil. Bütün olmayanı başarıyorsunuz dedi. Biz kendimizi öyle görmüyoruz hocam, biz başaramadığımıza inanıyoruz dedi.
Aslında bir veçedemden, kendimce, tespit edildiğim kadar, yoluz. Ve bunu belki de böyle, şatahat gibi algılamayın. Bizden sonra gelenler, bu açılan kapıdan yürüyecekler. Ve burayı daha da zenginleştirecekler. Burası daha da oturacak, daha da yerleşecek. Bu anlayış hakim olacak. Anlayış hakim olacak. Bu anlayışta, tasavvufu, tasavvufu, ve dini yaşamayı, Muhammedi perspektiften bakmak. Eğer tasavvuf yaşanacaksa, Muhammedi perspektiften yaşanacak. Muhammedi. Eğer ki din yaşanacaksa, Muhammedi yaşanacak. Muhammedi.
Muhammedi yaşamak. Bunda, birilerine laf atmak, birilerine dini uzatmak değil amacın. Hakkını telal edin. Burada derdin, ne yaptığımızı, ne yapacağımızın bilinmesi. Bir ehli tarikatın veya ehli tasavvufun, varacak olduğun menzili belli olduğu gibi, o menzile varış stratejisi de belli olması gerekir. Eğer yolun stratejisi belli değilse, o yol yolsuzdur, sapıklığa gider. Sizin hedeflediğiniz şey doğru olabilir. Önünüze doğru bir hedef şunudur. Ama doğru, yanlış stratejisi, yanlış stratejiyle varamazsınız. Doğru hedefe, yanlış bir yola varamazsınız.
Veyahut da aklınızda bir hedef belirlersiniz. Dersiniz ki biz bu hedefe gideceğiz. Ama birey noktasında, ama cemaat noktasında, ama o birey veya cemaat noktasında, hedeflediğiniz yere giderken, o uzun yanlış olması mümkün değildir. Yanlış olursa, siz o hedefe gidemezsiniz. O yüzden fatihata dua ederiz. Ya Rabbi, birinciyi sırat-ı müstakimde eyle. Yani, doğru yolda eyle. Doğru yolda. Bakın burada bir hedef yok. Ehli tarikat olacağım diyenler. Resulünün hangi geçen diyenlere işaret var.
Sırat-ı müstakimde gitmek. Doğru yok. Siz sırat-ı müstakimde eyle. Salihlerin, velilerin bu. Ve Allah'a doğru yolda yaşayacaksın. Sırat-ı müstakimde. Yani, o peygamberlerin yolunda, o salihlerin yolunda, o hüzisi seçilen, o peygamber seçilen, sırat-ı müstakimde kokulanan salihlerin ortada. Senin, istikametin, merkezin, hedeflediğin şey doğru, yolun da doğru olacak.
Hedeflediğin şey doğru, yolun doğru değilse, sapkınlığa gidersin. Sonuca başamazsın. Merkeze varamazsın. Ne sen?
İşte, itaat noktasında, bir kimsenin itaat ederken, itaat ettiği yerle, itaate giden yolunda, aynı istikamette olması gerekir. Ve bir kimse, ben Allah'a itaat, Hincir, zimni Allah'a varamaz. Ben Allah'a iman ettim, Allah'a itaat ediyorum derken, Musevilikle, bugün kim anada, Yahudilikle, Allah'a, Yahudilerin de, veyahut da, bütün felsefelere baktığımızda, hepsi de hakikate varmak için uğraşınlar.
Doğunu, merkeze, yani, Allah'a mustat olmak, veya ilahi ilimle ilimlenmek, veya hakikatin son noktasına varmak için, hedefleri budur. Yolları doğru değildir. Ne kadar doğru olursa olsun, sen orayı bulamazsın. İkisinin birleşmesi gerekir. Hedefle yol, istikamette olması gerekir. Hedef doğru, ne? Allah'a mustat olmak. Marifetullah'a erişmek, hakikata erişmek, bu doğru, bunda bir problem yok kardeşlerim. Sen, bataklıkların içerisinde, yürüyü etten doğruya gidemezsin. Sen, günah-ı kebalin içerisinde, güzellikten doğruya gidemezsin. Sen, şirkin içinde doğruya gidemezsin. Senin doğruya ulaşman için, Kur'an ve Sünnet doğrusunda bulunman gerekir.
Senin doğruya ulaşman için, Muhammed'i bir strateji, ilgilenmenin, uygulaman gerekir. Muhammed'i bir stratejin yok ise, sen doğruya ulaşamazsın. Ama kendi kendine yolda zannedersin. Kendi kendine. Sen, gece yatan, kendini doğru yolda zannedersin. Kendinin yürüdüğünü de zannedersin. Bu zandan ibarettir. Allah muhafaza et. Gidiyorsan, olcusan, iz bırakırsın. İz bıraktığın yerde, kokunu bırakırsın. Bıraktığın yerde, muhakkak ki, senin kokunun peşine düşer. dolayanlar olacaktır. Doğruysan, doğru yoldaysan, senin o doğruya gidecek olanlar, senin kokunu arayıp bulacaklardır.
Eğer sahtekarsan, sahteysen, ve şeytan da cennet vaat eder, şeytan da ruhsat vaat eder, şeytan da affaat eder. Ama sen bu manada, doğru noktada duruyorsan, duruyorsan, onun vaadine değil, doğrunun vaadine bakarsın. Ve onun izi, izlenir. Onun kokusuyla kokulanırsın. Doğru, iki tane değildir. Bu manada. İki tane değildir, alternatifi yoktur. Bu manada, doğru yüzektir. Kur'an ve sünnet. Size iki şey bırakıyorum. Kim sınsıkı yapışırsa, umdunu bulur. Doğru yolu bulur. Satmaz. Nedir ya Resulullah? Kur'an ve sünnetin. Demek ki, doğru yol, Kur'an ve sünnet.
Ücüncüsü yok. İkincisi yok. Birisi çıkarsa ki, işte konfüksüzde doğru söylemiş, doğru söylemiştir. İşte Platon'u doğru söylemiş, doğru söylemiştir. Platon'u da doğru söylemiştir, doğru söylemiştir. Platon'un doğru söylediğini reddetmeyiz. O sözü doğrudur. Ama yolu doğru değil. Her sözü doğru, sözü eksik olsa da seni doğruya götürür.
Takip edecek olanlar olacak. Arkanıza sağlam bir yol ve iz bırakın. Peşinize doğru bir iz bırakın. Ailenizdir. Birinci derecede doğru iz bırakacağınız. O yüzden çocuklarınızla doğru yol bırakın. Doğru bir miras bırakın. Doğru bir iz bırakın. Sakın çocuklarınıza, kendi heva ve heveslerinizden doğan, dolmatik şeyleri söylemeyin. Sakın çocuklarınıza, başaramayıp, yapamadıklarınızı, doğruymuş gibi göstermeyin. Etrafınızdaki kardeşlerinize, başaramadığınız, yapamadığınız, nefsinize zor gelen, nefsinize zor gelen, karibinize zor gelen, eğip büküp de, onların kendi halinizi, kendi yanlış çizginizi, veya kendi yanlış düşüntemizi, doğruymuş gibi aktarmayın.
İhanet etmeyin. Dikkat edin, İhanet etmeyin. İnsanlar ihanet etmeyin. Kendi içlerindeki, bulundaki yola, benim yetmediğim bir şeye, buna benim gücüm yetmedi. Bunun doğrusu bu, ama bunu yapamadın. Dediği anda, eğer nefisle mücadelesini bitiremediyse, kıvı kırmaya başlar. Böyle de olabilir canım demeye başlar. Hayır. Öyle de olabilir dediğinde, sen altına kötü miras bırakıyorsun. Doğru miras bırak. Muhammed'i çizginin doğrusunu söyle. Arkandan gelecek olan birisi var. Ondan sonra gelecek olan birisi var. Kim? Kim? Hayırda bir kapı aralarsa, oradan bütün geçenler, tabii geçenlerin sevabından o da sevabıdır.
Kim şehre bir kapı aralarsa, oradan kaç kişi geçerse, onların şerrinden de nasibini alır. Doğru çizgi bırak. Doğru yol bırak geriye. Doğru anlayış bırak. Yapamadıysan, kardeş benim gücüm yetmedi, ben burada yapamadım de. Ama bunun doğrusu bu, ben yapamadım de. Sakın, kendi yanlış tırtateşini ve çizgini, insanlara doğruluymuş gibi aktarma. Ve ehli tasavvuf, ve ehli tarikat, ehli tarikat, bu iki yüz yıllık boyunca ne çektiyse, bunlar çekmiştir. Kendi heva ve heveslerini, kendi tolmatik fikir ve düşüncelerini, yaşandı, yaşandı tarzını. Muhammedi çizgiye uymayan hallerini, sanki kerametvari bir şeymiş gibi, arkasındakilere bırakmışlar, ve arkasından gelen insanların, sapkınlığa, sapıklığa düşmelerine sebep olmuşlar.
Ve şeyh diyenler, üstabım diyenler dahil, bu ince çizgiyi, bu ince stratejiyi, tespit edemeyip, ne yazık ki, arkasından gelen insanlara, yanlış çizgiler, yanlış stratejiler varmış. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak tüm memüz'i korusun. Üstad'a öyle demiştim ben. Üstad'ın halifesine bir mevzu oldu. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri ile gittiydik. Kendisine halife, yani şeyhinden sonra, kendisinin geçtiğini bekliyor. Beklemedim ben. Niçin dedi? Oğluna bırakacak dedim. Yaşlı bir adam. Ya nasıl dedi? Dedim, ölen şeyhin, oğluna nasıl bıraktıysa dedim, ve siz buna itiraz etmediyseniz, doğrusu bu değil demediyseniz, ve bu kaldıysa dedim, şimdi bu da oğluna bırakacak dedim.
Ve sen yine itiraz edemeyeceksin, ve sen yine kalacaksın orada dedim. Yapmaz öyle bir şey dedim. Görürsün dedim ben. Arada bir toplantı değil, ikinci toplantıda yarar ben. Ya usta'nın yanında mı gördün söyledi dedim. Dedi, estağfurullah. Dedim, çıktı mı dedim ben? Çıktı ya dedi, benim bulamadığım bir toplantıda demiş ki, benden sonra oğlum geçecek. Sen şimdi ayrılamazsın da derdahtan dedim, nevsim dolan. Neden dedi, ayrılırsan derler ki senin, sen bundan korkarsın dedim ben. Kendine şevklik bekliyordu, gelmedi, o yüzden ayrıldı. Birincisi şimdi dedi, korkum değil mi? Evet dedi. Bakın yine aynı korkuyla ilgileşiyorsa dedim. Eğer o gün sen doğruyu aktarsaydın, eğer deseydin ki, kardeşler, arkadaşlar, veyahut da üstadına deseydin ki, efendim, ben bu oğlanı rüyamda görmüyorum.
Ben bu kardeşi halimde görmüyorum. O yüzden bu benim şeyhim, olarak kabul etmek istemiyorum. Hakkınızı helal edin. Selamünaleyküm. Deseydin dedim, şimdi bu noktada olmayacaktı. Neden? Doğruyiz bırakacaktı. Doğru biriyiz. Şimdi dedim, kendi yanlışlığına yüz yüzesin. Kendi yanlışlığına, ya onun şeyhim yaptıdı. Bu yanlışlık senin de oldu dedim. Neden? Sen dedim, halifelerini kaybetmemek için kabul ettin yanlış dedin. Şimdi, yine halifelerini kaybetmemek için bu yanlışlığa devam edeceksin. Kıymetli kardeşler, maddi makam, maddi mevki, maddi menfa, maddi sayıdanlık, maddi hiyerarşi, sizin doğru noktada, doğru tespitlerinize ehyel olmasın.
Doğru Kur'an ve sünnet. Doğru Muhammed'i bir düşünce. İtaat da, Muhammed'i bir düşünce ve itaat olacak. Allah bize affetsin. Cenab-ı Hak bu konuda çok konuşulsa yeridir, ama ve lakin zamanla alakalı problemimiz var. Ya hayır söyle, ya sus. Evet, ya hayır söyle, ya sus. Biliyorsan, doğru bir şey söyle. Kur'an ve sünnet dairesinde bildiğin bir şey varsa, birisi sana bir şey soruyorsa ona, söyle. Veyahut da, bildiğin bir doğru var ise, kesin, sabit. Sen o kimseye tebliğ et onu, tatlı bir şekilde. Ya da, bilmediklerin hakkında konuşma. Demiş kardeşler, gözünüzle gördüğünüz, kulağınızla duyduğunuzdan dahi yanılabilirsiniz.
Neden? Şahitlikte iki tane erkek şarkınlı. Demek ki insanın görmesiyle, duymasına güven olmaz. Bir kişinin. İki kişi de aynı şeyi gördüğüne, aynı şeyi duyduğuna, şehadete derse doğrudur. İki kişi, gördüğüne ve duyduğuna, şehadet etmezse, onun doğruluğu üzerinde ne vardır? Kereddüt vardır. Madem ki bir kimsenin, duyduğu ve gördüğüne, şeriat hükmetmiyorsa, doğru demiyorsa, sakın al. Sen gözünle gördüğün, ve kulağınla duyduğun, bir meselenin hakkında dahi, konuşma. Sus. Ama bildiğin neydir? Kur'an ve sünnet noktasında, bildiğin bir ayet varsa aktar, bildiğin bir hadis varsa aktar. Bilmiyorsan sus.
Kendi kafandan bu haram olması lazımdır deme. Kendi kafandan bu cahildir, herhalde deme. Kendi kafandan hükmetme. Hükmetme. Sus. Ve sus ki, susmanla ibadet kazan. Ve sus ki, susman zikrullah olsun. Ve sus ki, insanları yanlış yöne yönlendirme. Ve sus ki, insanların yolunu sapıtma. Ve sus ki, insanların bu noktada, sattığını düşürme. Allah muhafaza eylesin. O yüzden derviş kardeşler, Kur'an ve sünnet noktasında, dini manada, doğru bildiklerini, kardeşlere aktarmakta, etrafına tebliğ etmekte, bir mahsur yok. Ama şanslarla alakalı, dinlediğimiz konularla alakalı. Bu siyaset olabilir, gözümüzün görmediği, kulağımızın duymadığı bir şey olabilir.
Bizim yanımızda, bizden uzak olan bir şey olabilir. Onların üzerine hükmetmeyin. Allah muhafaza eylesin. Namaz kılarken, aklım başka yerlere gidiyor. Namazı huşi ile kılabilmem için, ne yapmam gerekiyor? Allah'ı çok zikretmeniz gerekiyor. Allah'ı sevmeniz gerekiyor. Namazı sevmeniz gerekiyor. Namaz, hem bedeni, hem de kalbi bir zikirdir. Namaz o yüzden, Allah'ı zikretmenin, hemen hazret olarak ikincisinde gelir. Allah'ı zikretmek en büyük ibadettir. Bu manada, o zikrullah noktasında, bütün Kur'an ve sünnetin içerisindeki ibadetleri, zikrullah şemsiyesinin altında cem edebiliriz. Her şey, yapacağınız bütün ibadetler, zikrullahın şemsiyesinin altına girer.
Hepsi de zikrullah şemsiyesinin altındadır. Hepsi de, zikrullah şemsiyesinin altında olmayan, İslam dininde herhangi bir ibadet yoktur. Dininde, zikrullah şemsiyesinin altında olmayan, hiçbir ibadet yoktur. Tüm ibadetlerin hepsi de, Allah'ı zikir şemsiyesinin altındadır. Namaz Allah'ı zikirdir. Oruç Allah'ı zikirdir. Zekat Allah'ı zikirdir. Sadaka Allah'ı zikirdir. Cömertlik Allah'ı zikirdir. Tövbe Allah'a zikirdir. Dua Allah'a zikirdir. Merhamet etmek Allah'ı zikirdir. Yumuşak huylu olmak Allah'ı zikirdir. İyi ahlaklı olmak. Zikrullah en büyük ibadet. İçine alır. Sonuna kadar olan Kur'an-ı Kerim'in bütün hükümleri, hükümleri Allah'ı zikirdir.
Sallallahu anh ve Resul Hazretleri'nin yaptığı zikir, ediyorsanız, huşu içerisinde kılamazsınız.
Zikret tutamazsınız. Lezzet alamazsınız. Allah'ı korkmakla zikredersiniz. Allah size bilmediklerini öğretir. O da sizi zikreder. Siz namaz kılarsınız. Allah'ı zikredersiniz. Allah da sizi namazınızı mila çekerekten sizi zikreder. Ve sizi kötülüklerden alıkoy. Bakın namaz, ayeti kerimde öyle değil mi? Namazı insanlara alıkoy. Kötülükten alıkoy. Değil mi? Namazı insanlara alıkoy. Kötülükten alıkoy. Namaz Allah'ı zikirdir. Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Ve sen namazla Allah'ı zikredersin. Allah da seni zikreder. Ne yapar? Daha dünyadayken seni kötülüklerden alıkoy. oruçta oruçta Allah'ı zikredersin.
Oruçta Allah'ı zikredersin. Allah seni cehennemle arana kalkan yapar. O da seni zikreder. Dikkat edin. Sen zevkatle Allah'ı zikredersin. Allah senin namazını temizler ve bereketlendirir. Sen sadakayla Allah'ı zikredersin. Allah senin başından belalı musibetleri kovaraktan seni zikreder. Sen salatu selamla Allah'ı zikredersin. O senin günahlarını affetmekle zikreder. Allah'ı zikredersin. O der ki ben de seni zikrediyorum. Senin etkin bir kalana affetlik kaladı. Zikreder bu toplulukta. O da kendi zatında seni zikreder.
Hatta nefsinde de o da nefsinde zikreder. Sen dağlar ile taşlar ile zikredeyim Mevlam seni dersin. O da seni dağlar ile taşlar ile zikreder. Ve her dağın senin zikurlarını koyan aksi sedanı duyarsın. Aksi sedan gelir Allah'ı zikredersin. O da seni zikredersin. Sen onu zikredersin. O da seni zikreder. O zaman namaza durur. Namaza durur. De ki ben seni şimdi namazda zikredeceğim. Sen de dedin ki beni zikredin. Ben de sizi zikredeceğim. Elhamdülillahirrabbilalemin.
Zikrullah. Anlında zikrediyor. Senin etkinin her ayet-i kerime zikir. Namazda. O da seni zikrediyor. Sen selamu aleyküm ve rahmatullahi derken salonda peygamberler var. Melekler var. Mümin ciniler var. Müminler var. Diyor ki selamu aleyküm ve rahmatullahi derken Neden? Sen onu namazla zikrettin. O da seni zikrediyor. Sen onu oruçla zikrettin. O da seni zikrediyor. Sen onu cihazla zikrettin. O da seni zikrediyor. Sen Allah yolu koşuşturuyorsun. Bu şiirle kılmak istiyorsan Allah'ı çokça zikret. O da seni zikretsin. Allah'ı sev.
O da seni sevsin. Namazı sev. Namaz da seni sevsin. Namazı sev. Namaz da seni sevsin. Ve kendisi kılan için mağfiret dilensin. Ne der namaz? Ya Rabbi affeyle. Zikrullah ne der? Zikrullah sen buradan oturursun. Kendi kendine Allah. Her deyişi Allah'ın katına çıkan vurur. Allah'ın katında kapıya. Allah iddia de meleklerine sorar. Ey melake kim bu? Kapıya vuran kim? Bakarlar yarabbi sana malumdur. Sorun melakelerin ne istiyormuş. Sorar ne istiyorsun? O senin. Bakın sen değilsin.
Senin yaptığın zikrullah. Senin bütün kuvvetin yetmeyebilir. Senin hastalığın, derdin, tasan, çilen, günahların, kusurların, her şeyin var. Ama senin zikrinin yok. O çıkar der ki ya Rabbi. Beni zikredeni affet. Melekler der ki ya Rabbi sorduk sana malumdur ama istediği şu beni zikredeni affet. Allah der ki kulun beni anmak için.
Sen anmakı sev. O da seni sevecek. Kendine vacik kılmış. O zaman namazı sev. Namaz da seni sevsin. Oyuncu sev. Oyuncu da seni sevsin. Severse senden gitmek istemez. Severse sende yar tutar. Sen onu seviyorsun o seni seviyor. Birbirinizin altına kol katarsınız. Birbirinizin birbirinize yaptıktan hoş gelir, tatlı gelir. Sever. Sevdiğine ne yapsa sevilene hoş gelir. Sever sevdiğine sevdiğinin önüne ne koysa, ne koysa. Yeter ki sevdiğinden yoksun. Sevilene hoş gelir. Hoş gelir hoş. Seviyorsan, birbirini seversen namazla, ibadetle, oruçla. Birbirinin yaptığı birbirine bakma. O zaman namazı sev.
Namaz da seni sevecek. Ve senden gitmek istemeyecek. Eğer senin sevdiğin yüksekse, senin sevdiğin seni terk edip gitmez, merak etme. Sen sev. Kendince. Kendince sev. Ve merak etme. Senin sevdiğin eğer gerçekten sen, asil bir sevgiyle sevdiysen, eğer gerçekten özlünden sevdiysen, eğer senin sevgin gerçekten ciğerini yırtarcasına, kalbini patlatırcasına, damarlarını şişirircasına, aklını yok edercesineysen, merak etme.
Merak etme, sevdiğin seni cevapçı, merak etme. Sen yeter ki sev. Ne dedi Cenab-ı Hak? Kulun beni severse, benim onu sevmem vacip ol. Sen onu sev. Kendine vacibiyet koymuş. Vacibiyet. Sen namazı seversen, o seni sevecek. Sen namazı seversen, o seni sevecek. Sen zikrullahı seversen, zikrullah seni sevecek. Çekecek seni halaka. Oradaki terlemek hoşuna gidecek. Orada ağlamak hoşuna gidecek. Diyecek, çekecek seni. Ne yapıyorsun? Ha işte, ben bugün evdeydim. Bakacak binlerler sana. Koltuklar bakacak. Sen zikrullahı sevdiysen. Konuştuğun insanlar bakacak. Her zikrullahı sen sevdiysen. Durduğun mekan, durduğun makam bakacak. Dur bulamayacaksın.
Rahat bulamayacaksın. Bir yerlere git. Oradaki lezzet kalacak. Neye gideceksen git. Senin kanatlarının her teline dair mührünün olduğu kulağı. Nereye gideceksin? Dıştuğun yerde, gittiğin yerde biraz abiyan olacak, şatafat olacak. Gittiğin her yerde beni göreceksin. Konduğun her dağda göreceksin. Tuttuğun her elde beni göreceksin. Öptüğün her dudakta beni göreceksin. Baktığın her mekan, sevdiysen başka göreceğin bir şey yok. Sevdiysen başka göreceğin bir şey de yok. Sevdiysen göreceğin bir şey yok. Sevdiysen göreceğin başka bir şey yok. O zaman Allah'ı sevin.
Resulunu sevin. Seveceğinizi sevin. Eğer seviyorsanız, sevdiğiniz şey sizinle beraber. Sevdiğiniz şey sizden uzak değil. Kişi sevdiği iledir dedi. Namazı sev. Namaz seninle beraber. Bak, sen namaz da değil. Sevdiğin seninle. Seven bu kadar mutludur. Seven bu kadar. Seven bu kadar yüksektir. Seven sevdiği iledir.
Seven sevdiği iledir. Neyi seviyorsan onun nasındır. Sevdiğinin ne? Sevdiğinin kim olduğuna? Sevdiğin, sevdiğin işe hise. Resulsa, erkekse erkekle beraber. Kuşsa, kuşla berabersin. Köpeksin köpekle. Seviyor ya. Kadın köpek dolaştırıyor. Kucuğunda çocuk dolaştıracağını. Seviyor. Köpeği seviyor. Sevdiğiyle berabersin. Seviyorsan, namazlardan ayrılır. Namazdan ayrılırsın. Sevdiğin zikrullah ise, ne zikrullah senden ayrılır, ne de sen zikrullah'tan ayrılırsın. Sevdiğin cemaat ise, ne sen cemaat'tan ayrılırsın, ne cemaat senden ayrılır.
Sevdiğin Resulullah ise, sallallahu aleyhi ve sellem, ne Resulullah senden ayrılır, ne de sen Resulullah'tan ayrılırsın, sallallahu aleyhi ve sellem. Sevdiğin veli ise, sen velilerden ayrılmazsın. Velilerin yoluna ayrılmaz. Ama sevgi zahirde kaldıysa, böyle mana noktasına düşmediysa, ihselleşmediysa, seninki kırık bir sevda, karşıdan seversin sen ve dersin ki ayrı kaldın, uzak kaldın, natar oldun.
Yok bu beni sevmedi, yok beni bu görmedi, yok sen beni sevmiyorsun, yok sen bana bakmıyorsun, yok sen beni tutmuyorsun. Var gel. Bir şey anlatayım da, biraz seversin olsunlar.
Yusufa'da bir yerde böyle attım kendimi bir yere, akşam namazı kılmak için. Böyle kahvinin de mahçesi var. Halet-i Ruhiyen de iyi değil, garip bir çökmüş boynumu. Bir tane de kitap aldım, devamlı arabada kitap olur. Dedim burada beni de hiç kimse tanımayacak, şurada oturayım da dedim. Kitap oturuyorum, kafamı da oturuyorum. Hem dedim ihtar vaktini bekleyin. İşte ezan okunduğunda orada çay ocağı da var. Şurada dedim, bir de çay içeyelim. Böyle hafif hafifçe ben her kahvaltı çizeliği ödüyorum. Oturdum işte, çizsel günün altına. Biri geldi, buradaysa hakkı ne var? Ve seni inşallah, bilmiyorum o zaman. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Dedi ya ben senin sohbetlere gidiyordum.
Öyle bir vakti tanıyamadım seni dedim. Ben geliyorum dedi, ders vermemişim o zaman sana. Yok dedi. Ders verdiğini kolay kolay dedim, unutmak tanırım çünkü. Seni tanıyamadım. Yok ders almamıştım. Hayırlısı dedim ben. Önceyi kapattım, neden almadım, neyse öyle. Şimdi gelmiyorum dedim. Hayırlısı dedim ben. Neden gelmek mi soracağım? Hayır dedim ben. Neden dedim. Bir eksiğinizi, kusurunuzu görmüşsündü, gelmiyorsun. Evet dedi, hayır. Allah bizi affetsin dedim. Şimdi ben hemen içeriyorum. Ben de hemen böyle aldım, içeri geldim. Böyle alınca şimdi hemen vaktan kapanıyor. Eee dedim ben vaktan vaktan kapattığı için mi geldim dedim ben. Ya birincisi mi dedi.
İkincisi ne dedim ben. İkincisi kendinden çok bahsediyorum. Tatlısın dedim. Ben de melokinikselik var, seviyorum kendimi. Allah'a iman etmeyenler, Allah'a zikletmeyenler, gerçekte kendini sevmeyenler. Bir insan kendini seviyorsa Allah'ı da sever. Allah'ı da sever. Allah'a iman etmeyenler, Allah'a zikletmeyenler. Bir insan kendini seviyorsa Allah'ı da sever. Kendini sevmeyenler, Allah'ı da sever. Kendini sevmeyenler, Allah'ı da sever. Allah'ı da sever. Allah'a da sever. Bir insan kendini seviyorsa Allah'ı da sever. Kendini sevmeyen, Allah'ı da sever. Yani Allah'ı da sever sanırım. Yardım, bir insan kendini sevmeyenler.
Allah'ı da sever. Allah'ı da sever. Bir insan kendini seviyorsa Allah'ı da sevecek. Kendini sevmeyen Allah'ı sevmiyor mu? Yani her şey, Yaradan'ı severiz, neden? Yaradan'dan ötür. Kendini sevmiyor mu? Aksandakiler mi sevecek? Böyle kaldı bu. Benim bıyıklarım meşrurdur bütün meşruları. Ben böyle milahî bir adam değilim. Böyle benim bıyıklarını kısaltınca böyle milahî, sessiz, sakin, vur ensesini, al lokmasını. Böyle dedim böyle şey, daha böyle bir kimse değilim dedim. Ben öyle bir bıyıklarını bırakınca, dedim içimle dışımın aynı olmadığını inanıyorum. Benim için öyle değil çünkü dedim. Ben böyle hareketli hayatı, böyle dedim rahat olmayı.
Yani canım, bunun noktada Allah muhafaza eylesin. Yani sinirliysem sinirliyimdir, üzüntülüysem üzüntülüyümdür. Şöyle bir saklamayı pek beceremem dedim. O yüzden ben böyle mülayim, ısırık, o dedim ne o? Allah'a kadar kuvvetler, var ya ihlâhta var böyle şey bıyıklar ne o? Kalem bıyıklı diyorlar onlar. Böyle ince bıyıklı, böyle gayet şey adam kaldırmak için temiz oldu onlar. Gidiyorsun böyle, ne gider, selam, aleyküm, selam, aleyküm, selam, aleyküm, selam, aleyküm. Gerçekten öyle davranıyor. Seni bir Türkçe'ye kadar, imzayı attırınca kadar. Anam, anam, anam, anam. Müslüman'ın Yahudisi'yle korkun. Hatice sor diyorum ben, Türk aleyküm aleyküm aleyküm. Diyor ki, ümmetimin Yahudisi'nden korkun.
Ya Resulullah, ümmetin Yahudisi olur mu? Ne yap? Evet olur. Onlar iman etmiş gibi dururlar. Muhammed eder. Yahudilere benzer. Ne yapar? Çevirir. Ne çeviriyor? Faiz. Adına tonu dedinmişler, karp değil. Ütüyorlar minneti, perişan ediyorlar. Her neyse. Dedim ben onları muhalefetten bırakıyorum böyle dedim bıyık. Bir de var ya dedim böyle tak temiz yüzlüler, direnciliğe çıkmışlar. Direnciliğe çıkanların hepsi de temiz yüzlüdür. Hepsi de. Böyle onlar kocaman sakallı değildir. Mesela. Böyle ne o zarif sakallı, sakalsın, bıyıklıl, gayret arın. Böyle onlar zarif yüzlülerdir.
Gerçekten. Hazır şerifte diyor ki, Allah Resulü sallallahu vesellem ahledir. Onlar kursun pozisinden görülmüş kurtlar gibidir. Ümmetimin parasını yerlerdir. Ümmetimin ne yapıyorlarmış? Parasını yiyorlarmış. Dedim ki onlar da bu şekilde olduğundan dolayı dediler. Öyle dedim. Bıyık bırakmıyor. Bir. Sen dedim gençsin. Dini tam bilmiyorsanız. Darül Harp'te dedim. Darül Harp'te dedim. Darül Harp'te. Müminin bıyığı dedim. Bu serbestti. Biz düzak hizasını geçmeyecek demez Darül Harp'te. Neden? Sebebini de koymuşlar. Kafirlere karşı heybetli ve gadaplı görülmek için. Sen böyle kaysan bıyık, intedik, böyle temiz bir şey görürsen ama gadaplı ve heybetli görünmüyorsun.
Ama böyle sakalı bırakırsan, bıyığı da pala gibi böyle asarsan adam duruyor. Böyle baktım. Dedim Osmanlı'da var mı böyle dedim ki çizik böyle badem bıyık. Ne zaman dedim Fransızlarla dedim, Köln Türkler dedim geldiler. Her biri badem bıyıklı o dedim. İncek kayıdan bıyıklı oldular dedim. Huvarda bıyık. Sünnet de var. İnşallah o günler gelecek. O günleri göreceğiz. Kısaltacağız. Sakalımızı salacağız. Şimdi yavrulara gadaplı görünmez ama. Görünmez ama. Heybetli adam ne? Kocaman adam ne?
Gadaplı adamlar siner. Kimse korkmuyor ki, kimse çekinmiyor ki. Her birinde kaitan bıyık, incetik. Halbuki ayet-i kerimede diyor ki. Onlar gavrulara, kafirlere karşı. Şedik, gadaplı ömünlere karşı. Bizimkiler bizim paramızı ütmek için bize yumuşak. Paramızı ütmek için bize yumuşak.
Sövürüyorlar. Bankasına gidiyor. Bir nokta yedi. Taksit ödemezsen bir şey yapmıyor. Onunkine el koyuyor. Adına ne dersek diyelim. İster albaraka, ister kuvvet, ister adı neyse. Olmadı zaten. Ortaklık ya. Kiyansı diyorlar. Farklı paranız. Herkes dolarları basıyor. Gündür gündür gündür. Ben ortak değil. Abinize dua edin. Biraz daha para yapalım yani. Allah muhafaza eylesin. Tırnağınızı kırdınız. Sakallarınızı uzatınız.
Hazır şerif. Sünnet. Tırnağını kesmek için ne? Sünnet. Sünnet. Dağrıl harpte sünnet terk edilir. Neden? Düşmanın gırttağını sıkıvermek için. Gavurun gırttağını sıkıvermek için. Tırnak dahi silah hükmündedir. Tırnak silah hükmündedir. Bırak silah hükmündedir. Bırak silah hükmündedir. Gurkar korkar. Gavurların kalbi çünkü çürüktü. Münafıkların kalbi çürüktür. Allah onların gündürlerine korku verir. Denil bir bir haf sounded korkutu ona. Asarım seni 그다음에 kalır o. Kart estabarağı neden yaz Onların gönüllerine korku verin. Bir bir hamile korkutursun onu. Asarım lan seni bıyıma atarsın. Kalır o.
Kıyı tırık bıyığı olan neye atacak böyle? Allah bize affetsin. Siz ticaret hakkında bilgi verir misiniz? Sizin en cesaretleriniz ticaret edenlerdir. Rızkın onca dokusu ticarettir. Ya dışarıdan getirin, burada satın. Ya buradan alın, götürün, dışarıda satın. Ya dışarıdan getirin, burada satın. Ya buradan alın, götürün, dışarıda satın. Tüccar olmak istiyorsanız. Eğer ticaret yapacak olsaydım, ticaretimi arttıracak olsaydım. Ya dışarıdan alın, getirin, burada satardım.
Ya da buradaki yeri alın, götürün, dışarı satardım. Ve son 5 yıldan beri dışarı sattığım hiçbir aldan hiçbir sıkıntı yaşamadım. Yani son ticaretim 2000'den beri, 2001'den beri olan ticaretimde dışarı sattığım hiçbir işte sıkıntı yaşamadım. Ne tahsilatında, ne malın kabulünde, ne de herhangi bir ticari olarak hiçbir sıkıntı yaşamadım. Hiçbir sıkıntı. Dışarıdaki elin gavuru derler, gavuru deriz değil mi? Elin gavuru dışarıda kaldan namusdan bize geldi, yürüye koydu, cevap bize benim malımı sonradan gönderin dedi. Yani biz gönderdik, adam bir daha telefon açtı. Dedi aynı maldan bize bir daha gönderdi, tereddüt ettik, açık hesap gönderelim mi, göndermeyelim mi diye.
Sana da dedim ki gönderelim ya. Dedim ya göndereceğim de, biz dedim istişare de. İstanbul'da hacamet adamım, ya hacamet böyle bir sıkıntı var, böyle bir şey var dedim ya, böyle bir şey yapsak. Adam bize güvendi, biz de adamı güvenelim deyip gönderiyoruz dedim. Ben o da aynı dedi. O adam sana güvenmiştir, efendim sen bile kınamadın dedi. Kare bırakmış gitmiş dedi. Dedim, biz de gönderelim dedim. Tamam dedim, istişare sonuç verdi. Gönderdik, adam o parayı gönderdik. Adam o parayı bize gönderdik. Bizim hacametimizde adamları tahsil etti, adam gönderdi. Oradan kırıcılarla gönderdik parayı. Bakın, dışarı sattığımız hiçbir ticaretten zarar etmedik.
Bizi yaşamam. Ticaret yapacak olsaydı, ya dışarıdan alır getirir, içeri satardık. Ya da içeriden alır, götürür, dışarı satardık. Ve az da imalat etmezdik. Allah bize affetsin. Yani diyeceksiniz ki, ticaret, evet ticaret önemli. Almayı, satmayı öğrenin. Tüccarlık yapmayı öğrenin. Mal almayı, mal satmayı öğrenin. Tüccar adam cesaretten alır. Tüccar adam cesaretten alır. Ama doğru tüccar. Anlatmayın, kandırmayın. Kandırmayın. Ödeyebileceğiniz kadar, yapabileceğiniz kadar yapın. Yapabileceğiniz kadar. En tatlısı, etkisi o.
Havaya borçlanmayın. Geleceğe borçlanmayın. Üç lirası sermaye, iki liralık işler. Üç lirası iki liralık yapın. Ve gözünüzü ticarete dikin. Ya bir sanatınız olsun, sanat olsun. Birinci derecede ticaret erboğunu. İkinci derecede sanat, üçüncü derecede işte bir kimsenin okuyarak da veyahut da işte bir yerlere girerekten bir yerde çalışması. Ama en önemlisi ticaret. Allah bizi muhafaza eylesin. Resmeli-i şerif veya herhangi bir ayet, bir türk şeriflerle yazılır mı veya okunur mu? Yasalır mı okunurlar. Cevşeli kemur diye bir her şeyin takılması, taşınması faydalı mıdır?
Faydalı mıdır? İçinde Allah'ın zikirleriyle, dualarıyla olan her şey bir kimse üzerinde taşıtsa muhakkak faydalıdır. Erişim ve Allah'ın zikirleriyle. Buradan sahabılara veren rizatların kainelerin veya sayıbı yamkızlarımız, oradolu'nun, istadolu'lu ve sellemlerimiz, peşmiş, bütün peygamber, zikânglarımızın vuzali, nahidil, vizdâsı ve sardarıyla yaramıyoruz.
Amin. Zikâle yaramazlarına, Seyir deden cümleleriniz şattırınızı, özelimizdeni, sessizleme yamkızlarımız. Amin. Ruham. K educatorin, Ruham. Ruham. Asla Ruham. İmâm Azamele bacむ Âblânî 마 unrekim â Muhammed'e Hazret Т다면

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi