mustafaozbag.org

77. Mesnevi Şerhi (530-534 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 20 Aralık 2020 · 22:38

Bu dünyanın sınırı vardır, o dünya ise sınırsızdır. Şekil, kılık, o anlama engeldir. Firavun'un yüz binlerce mızrağını Musa'nın bir sopasıyla kırdı geçirdi. Yüz binlerce Kalinus'un hekimli, İsa'ya onun soluğuna karşı yok oldu gitti. Yüz binlerce şiir defteri vardı. Onun ümmisinin bir harfi karşısında ayıp oldu, ar kesildi. Böyle üstün Allah'a karşı aşağılık değilse ne diye ölmesin insan?
Bu dünyanın sınırı vardır, bu alemin sınırı vardır, varlığın sınırı vardır. Bir şey varlığa geçtiyse sınırlanmıştır, sınırı vardır. Varlığa geçen her şeyin sınırı vardır. Bu kainata baktığınızda kainatın hangi devresine, hangi evresine bakarsanız bakın, sınırlıdır. Cennetin sınırı vardır, cehennemin sınırı vardır, dünyanın sınırı vardır.
Arşalanın sınırı vardır, Lef-i Mahfuz'un sınırı vardır, kürsünün sınırı vardır. Varlığa geçmiş olan her şeyin sınırı vardır. Şeytanın sınırı vardır, Cebrail'in sınırı vardır, Mikail'in sınırı vardır, Azrail'in sınırı vardır. Birinci kat göğün sınırı var, ikinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, yedinci kat, sekizinci kat, sınırı vardır. Saman yolunun sınırı vardır, saman yolu gibi binlerce saman yolunun sınırları vardır. Sınırsız olan Allah'tır. Sınırsız olan Allah'tır. Sınırsız olan Allah'ın tecelli ettiği yerdir. O da nedir? Gönlünüzdür. Hiçbir yere sığmadığım mümin kulumun kalbine sığdım demesi, mümin kulunun kalbinin sınırsızlığına işarettir. Diğer her şeyin sınırı vardır.
Gelin hep beraber bir sınırı olmayan Allah'ı zikredelim. Bir sınırı olmayan Allah'a hamd edelim. Bir sınırı olmayan Allah'a şükredelim. O sınırsızlar sınırı olan Allah'a kulluk edelim. Firavun'un yüz binlerce mızrağını Musa'nın bir sopasıyla kırdı geçirdi. Musa'da keramet yok, sopasında keramet yok. Asıl keramet Allah. Çünkü asanın yaptığına Musa da şaştı. Cenab-ı Hakk Musa'ya at asanı denize deyince, Musa asasını denize atınca ne yapılacağını Musa da bilmiyordu. O öyle bir Allah.
Musa Firavun'un büyücülerinin karşısına çıktığında ne yapacağını bilmiyordu. Ne olacağını da bilmiyordu. Cenab-ı Hakk ona ilham etti o esnada, vahyetti. Dedi ki, ey Musa Allah'ın adını anla sanat. Musa aleyhisselam Allah dedi asayı attı. Asa kocaman bir ejderha olup, büyücülerin kırk tane büyücünün büyüsünü yalayıp yutuverdi. Yine asa oldu. Ve Musa o asayı almakta tereddüt etti. İrkildi. Hayrette kaldı. Hayret makamı o. Hayrette kaldı. Ve Firavun'un büyücülerinin başındaki baş hahan dedi ki, asanın yaptığına Musa da şaştı. Bu Musa'nın Rabbisinin işi dedi.
Musa'nın Rabbisinin işi. Sen yüzlerce mızrakla gelse Firavunlar, Cenab-ı Hak sana bir asa verirse, Firavunların bütün oyunlarını bozuverir. İşte o asa senin gönlündür. O asa senin kalbindeki zikrullahındır. O asa senin kalbinde zikrullah ile oluşan nurdur. Yüz binlerce Firavun oyun oynasa, sen o Allah'ın zikriyle oluşacak olan nurla, o Firavunların oyunlarını bozarsın. Şeytan yüz bin hileyle gelse önüne, sen o nurla yüz bin hileyle baş edersin. Nefsin senin her an önüne milyonlarca hileyle gelir.
Senin kalbindeki Allah zikri o hileyi def eder. Sen kalbine Allah'ın sevgisini, Muhammed-i Mustafa'nın sevgisini ve Allah'ı sevdirenlerin sevgisini koymaya çalış. Yüz binlerce Kalinus'un hekimliği, İsa'ya onun soluğuna karşı yok oldu gitti. Kalinus, hekimlerin başı sayılırdı. Yunan mitolojisinde. Müthiş bir hekimdi. Tıbbın kurucusu olarak sayılır Kalinus. Tıp ilmi onunla ilim olmuştur. Öyle derler. Yüz binlerce tıp ilmini alt alta, üst üste getirseniz, İsa Aleyhisselam'ın bir nefesi etmez. İsa'ya o nefesin kuvvetini veren Allah'tır.
Onu İsa'dan görme. Onu İsa'dan görürsen şirke düşersin. Onu İsa'dan bilirsen şirke düşersin. O nefese binlerce hikmet koyan, o nefese binlerce yüz binlerce can koyan, o nefesi binlerce yüz binlerce cesede üflediğinde onlara can verdirttiren Allah hazimüş an. Sakın perdede kalıp, gaflette kalıp şirke düşme. Onu İsa'dan görme. Hz. Muhammed'i Mustafa bir avuç toprak attı düşmanın üzerine. Gülle, mermi oldu düşmanın üzerine. Hallaç pamuğu gibi attı. Onu Muhammed'i Mustafa'dan görme. Onu Cenab-ı Hak ayeti kerimede dedi. Ey Habibim! Sen atmadın, ben attım. Onu atan Allah'tı. Sen onu Ahmet'ten görme.
Sen onu Mehmet'ten görme. Sen onu İsa'dan görme. Sen onu Musa'dan görme. Sen onu Davud'dan görme. Onu öyle yaptıran Allah'tır. La faili illallah. Allah'tan başka fail yoktur. Sen Allah'tan başka fail arama. O güç, o kuvvet, o kudret, o hakimiyet Allah'a aittir. Allah'tır o nefesi kuvvetleden. Allah'tır o nefesten şifa verdiren. Allah'tır o duadan tecelliyat ettiren. Allah'tır zikrullahı bu noktada o kimsenin üzerinde tesis ettiren. Sakın nefsine uyma.
Sakın Allah'ın emrini şeytan gibi görmemezlikten gelip, secdeye gitmeyenlerden olma. Orada secde Allah'ın emriydi. İster Adem'e secde ettirir. İster taşa, isterse ota secde ettirir. Sana ota secde et dediğinde deme ben ota secde etmem diye. Aklına oyma. Kendince bir din oluşturma. Kendi aklını firavunlaştırma. Kendi aklını ilahlaştırma. Bu Kur'an-ı Kerim'in hükmü benim aklıma göre değil deyip onu reddetme. Asıl firavun senin aklın. Sen o firavunda takılı kalmışsın. Firavun senin içinde. Firavun senin içinde.
Aklını rahmet Kur'an'a. Aklını rahmet Muhammed-i Mustafa'ya. Sallallahu aleyhi ve selleme. Hazreti Peygamber bunun böyle yapmaması lazımdı deme küstah. Sen kimsin Hazreti Peygamber'e böyle yapmaması lazımdı diyecek olan. Aklını ilahlaştırma. O kuşcağız beynini büyük görme. Bak sırra Yahudilere dedi ki cumartesi gün balık tutmayın.
Aklına oy cumartesi gün balık tutulmasında ne sakınca var de. Senden başka kafası çalışan yok mu? Git kendine yeni bir Allah bul bulabileceksen. Cenab-ı Hak ayeti kerimede öyle emretmiş. Bunda kalkıp da itiraza aklınca bir kapı aralama. Aklını ilahlaştıranlardan olmayın. Bak Cenab-ı Hak İsa'nın nefesinden ölüleri diriltti. Ölü dirilir mi deme. Evet. Allah örlüğü diriltir. Sen de ölüydün seni diriltti ya. Sen de ölüydün Allah'ı bilmezdin. Diriltti ya seni. Sen de ölüydün nefes verdi ya sana.
Bak nefeste yaşıyorsun. Allah seni anne karnında nefessiz yaşattı. Yaşamı nefeste görme. Seni anne karnında nefessiz büyüten var. Seni anne karnında ekmeksiz, susuz, sütsüz. Anne karnında nefessiz, patlıcansız, soğansız, etsiz, kemiksiz, ekmeksiz büyüttü. Görmez misin?
Aklın apışıp kalmaz mı bunda senin? Hiç düşünmez misin? Bak çocuğun oluşuna bir nüfteden. Bir nüfteden. Eee insan kendini düşün sana yeter. O yüzden dedi nefsini bilen Rabbini bildi. Bir bak kendine. Seni ekmeksiz, susuz, havasız, sütsüz, etsiz, otsuz, patlıcansız, bübersiz, yemeksiz büyüten Allah.
Anne karnındaki gibi teslim olsaydın yine büyütürdü seni. Bak İsa'ya gökten sofra indirdi. Yetmez mi? Hala da Hristiyan dünyası şükran günü olarak yemek yiyorlar. İsa'ya indirilmiş sofrayı bekliyorlar hala da. Ve diyorlar ki yine bir şükran günü İsa aleyhisselam semadan yeryüzüne inecek ve yine sofrayla beraber inecek. O sofrayı bekliyorlar. Demiyorlar ki bizim havarilerimiz edebe mugayir hareket etti. Allah onlara ertesi gün ayırmayın dedikleri halde ayırdılar. Ve Cenab-ı Hak onların o edebe mugayir hallerinden dolayı cennet sofrasını kesti. Biz tövbe edelim demiyorlar. Hazreti Mevlana mesnevisinde diyor ki Cenab-ı Hak Musa'ya diyor cennet helvası yedirirdi.
Ama o Yahudiler, o Yahudiler Allah'ın nimetine nankörlük ettiler. O nankörlüklerinden dolayı Cenab-ı Hak cennet sofrasını onlardan kaldırdı. Vakti ki İsa geldi ve İsa Allah'a yalvardı, yakardı, tövbe etti. Ya Rabbi! Cennet sofrası dedi. Allah yine gökten onlara neşhineva etti. Cennet sofrası indirdi. Ne zamanki havariyun Allah'ın bu sofrasına edepsizlik etti. Allah sofrayı onlardan kaldırdı dedi. Hazreti Mevlana mesnevisinde bunu böyle hikaye ediyor bize. Kur'an bu. Ayet-i Kerime ile sabit bunlar. Demek ki edebi aşarsan nimete nankörlük etmiş olursun. Onu İsa'dan görme, onu Musa'dan görme, onu Ahmet-i Muhammed-i Mustafa'dan görme.
Şirke düşersin. Allah'tır onu yaratan. Allah! Şeyhinden görme, filanca dervişten görme. Şeyhinin üzerindeki kerameti de Allah yaratır. Dervişin üzerindeki kerameti de Allah yaratır. Sakın onu Ahmet'ten, Mehmet'ten görme. Allah'a yalvar, onu zikret, onu sev. Ona aşık ol. Merak etme. Musa'ya nasıl bir asa verirse, seni de gönlüne bir asa koyar. İsa'yı nasıl gökyüzüne çektiyse, seni de gökyüzüne çeker. O yola çık. Hz. Muhammed-i Muhtar'a, sallallahu aleyhi ve selleme, nasıl miraç kapısını açtıysa, sana da açar. O mutlaktır.
O her şeyin sahibidir. Kim ona bir adım giderse, o ona on adım gelir. Kim ona on adım giderse, o ona yüz adım gelir. Yüz binlerce şiir defteri vardı. Onun ümmisinin bir harfi karşısında ayıp oldu. Ağır kesildi. Hz. Muhammed-i Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zuhur etmezden önce, Mekke öyle bir edebiyat şehriydi ki, öyle şiirler yazarlar, öyle belagat kuvvetliydi ki, herkes yazmış olduğu şiiri alır götürür, Mekke'nin duvarına asar, Mekkeli müşrikler o şiirleri okurlar, kendilerinden geçerler, o şiiri yazan kimselere bahşişler verirlerdi.
O şair altına ismini yazardı. Öyle nükteli sözler, öyle belagatlı sözler, öylesine belagatlı sözler söylerlerdi ki, sanki o sözün üzerine bir söz konmazdı. Ta ki Hz. Muhammed-i Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine peygamberlik tebliğ edildikten ve Kur'an'ın ilk ayetleri inmeye başladıktan sonra, ne zaman ki ilk ayetler gelmeye başladı, o şiir yazanlar, gece karanlığında Mekke'nin duvarında asıl olan şiirlerini utançlarından almaya başladılar.
Çünkü o belagatın üzerine bir belagat yoktu. O yüzden Cenab-ı Hak belagatına belagat katıp, şatahatına şatahat katıp, şatafatına şatafat katıp, Kur'an'ın da haykırdı. Ey insanlar, cinniler, varlık alemi! Hadi Kur'an'a eşdeğer bir harp getirin. Bin dört yüz yıldır getiren olmadı. Bundan sonra da getiren olmaz. O yüzden, Ümmü'nin ağzından konuşan oydu. O yüzden dedi, o heva ve hevesine hiç konuşmadı. Sizin arkadaşınız şaşırmadı, delirmedi de. Ya, o Allah'ın dediklerini söyledi. O şaşırmadı, o delirmedi. O heva hevesinden de konuşmadı. Ya, ondan konuşan Allah'tı.
Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Cebrail aleyhisselam gelip, vahyi indirirken, o da ezberleyeyim diye uğraşıyordu. Cenab-ı Hak dedi ki, Ey Habibim! Cebrail sana vahyederken, dudaklarını kıpırdatma. Ezberleyecek, ezberlemek için uğraşma. Senin kalbine onu ilham edecek olan, senin kalbine onu yazacak olan, sen sana onu unutturmayacak olan Allah'tır. Onu koruyacak olan Allah. Sen dedi, bu konuda kendi kendine hırs yapma, telaş etme. Ya, senin kalbine onu biz yazacağız. Senin kalbine onu tutturacağız, yerleştireceğiz. Sen onu unutuculardan olmayacaksın. Biz onu sana unutturmayacağız. O Kur'an'ı koruyacak olan da biziz. Biz. Allah.
Böyle üstün Allah'a karşı aşağılık değilse, ne diye ölmesin insan? Böyle bir Allah var iken, böyle harikulade haller yaratıp, insanın aklını, aklını apıştırıp bırakırken, aklını lalederken, akıl üstü, metafizik üstü, her türlü fiiliyatı yaratırken ve insanın aklında, aklıyla, çelik çomak gibi oynarken, bir kimse, Allah'ın önünde, nasıl ona kul olmaz?
Nasıl ölmeden önce ölünüz, hadisinin sırrına vakıf olmaz? Nasıl ona ulaşmak için, ölümü arzu etmez? Nasıl ona kavuşmak için, kulaç atmaz ona doğru? Nasıl ona vuslata ermek için, ona doğru koşmaz? Ancak aşağılık bir kimse, Allah'a ulaşmayı istemez. Ancak aşağılık bir kimse, Allah'a kavuşmayı istemez. Ancak aşağılık bir kimse, Allah'a doğru koşmaz. Çünkü, onun pozitifi haklı yoktur. Çünkü, o Kur'an'ın deyimiyle akılsızlardandır. Yoksa, Allah'ı böyle tanıma, bilme noktasında olan bir kimse, Allah'a kavuşmak için her gün çırpınır.
Kim Allah'a kavuşmayı dilerse, Allah da ona kavuşmayı diler. Kim Allah'a kavuşmayı dilemezse, Allah da ona kavuşmayı dilemez. Kim Allah'ı unutursa, Allah da onu unutur. Allah unutur mu? Ama, kinaye yapıyor. Allah da onu unutur. O zaman gelin, gafillerden olmayalım. Allah'a koşalım. Onu zikredelim. Onu sevelim. Ona aşık olalım. Onun emirlerini yerine getirmeye çalışalım. Bilelim ki, O her şeyi harikulade bir şekilde yapar. Her şeyi. Bilelim ki, her şey, O'nun emrindedir. O'l dediğinde her şey olur. O'l dediğinde, O'nun o'l demesine bakar her şey.
Allah bizi öyle inşallah kullarından eylesin. Hakkınızı helal edin. Selamun Aleyküm. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi