Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 20 Aralık 2020 · 28:42
Vezir'in bu düzen yüzünden ziyana uğraması. Vezir de padişah gibi bir şeycik bilmiyordu. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Önüne ön olmayan, kendisinden çekinmeye imkan bulunmayan Allah'la pençeleşmeye girişmişti. Öyle her şeye gücü yeten Allah'la pençeleşmeye girişmişti ki, âlem gibi yüzlercesini bir solukta yoktan var edebilir. Gözüne görüş gücü verdi mi, gözünde bu âlem gibi yüzlerce âlem peydahlanır. Sana göre bu dünya pek büyüktür, sonsuzdur ama bil ki Allah gücüne karşı bir zerre bile değildir. Aslında bu dünya sizin canlarınıza bir hapishanedir. Haydin, o yana gidin. Orasıdır ovanız sizin. Vezir de padişah gibi bir şeycik bilmiyordu. Vezir zaten bu dini ifsad etmek ve dindarları ifsad etmek için padişaha bu hile ve desiseleri anlatandı.
Vezir cehaletinden dolayı bilmiyordu, padişah da bilmiyordu. Padişah da o bilgisizliğinden dolayı vezirin normalde bütün hile ve desiselerini yapmasına göz yummuştu. Ve her ikisi de Allah'la savaşmaya girişmişti. Bir kimse hak olan dini kabul etmezse, gerçekte Allah'la savaşa tutuşmuştur. Bir kimse hak olan dinin herhangi bir emrini reddederse, inkar ederse, yine Allah'la hiçbir zaman galip gelemeyeceği bir savaşa tutuşmuştur.
İnsanlar dönem dönem kendilerini peygamberlerle savaştıklarını zannederler. Dönem dönem insanlar velilerle savaştıklarını, dervişlerle, müminlerle savaştıklarını zannederler. İnsanlar kendilerince Allah'ı zikreden bir kimse zikretinden dolayı hor hakir görür, onunla savaştığını zanneder. Oysa hak ve hakikat noktasındaki bütün tecelliyat Allah'ındır.
Bir peygamber kendi nefsinden peygamberim diye çıkmaz. Ona peygamberlik elbisesi giydiren Allah'tır. Ona peygamberlik hukukunu anlatan, ona ilahi kitabı ilham eden, onun nasıl davranıp nasıl hareket etmesini öğreten Cenab-ı Hak'tır. O heva ve hevesinden hiç konuşmadığı, ayet-i kerime mucibince Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden tecelli eden her ne var ise Cenab-ı Hakk'ın tecellisidir.
Öyle olunca peygamberi bir metoda karşı gelen gerçekte Allah'a karşı gelmiş olur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleriyle, hadisleriyle savaşan gerçekte Allah'la savaşıyordur. Veliler, Cenab-ı Hakk'ın yeryüzünde dininin yaşanmasına vesile olan manevi direklerdir. İman eden müminler Allah'ın hizbindendir.
Allah'ın taraftarıdır. Ve mümin sıfatı Cenab-ı Hakk'ın sıfatıdır. Bir kimse iman edip İslam'ı yaşarsa mümin sıfatıyla sıfatlanır. Mümin sıfatı Cenab-ı Hakk'ın kendi zat-ı uluhiyetinden kopup gelmiş bir sıfattır. Siz mümin bir kimseyle mücadele eder savaşırsanız, müminliğinden dolayı gerçekte Allah'la savaşıyorsunuzdur.
Siz sakın karşınızda şahıs olarak onu görmeyin. Bir veliyle mücadele eden kimse, gerçekte Allah'la mücadele ediyordur. Çünkü kim Allah'ın dostlarıyla savaşa tutuşursa, Allah diyor ki onun intikamını ben alırım. Benimle savaşa tutuşmuştur. Çünkü El-Veli ism-i şerîfi, Cenab-ı Hakk'ın ismi şerifidir. Bir Allah dostunun, Allah dostluğundan dolayı mücadele eden bir kimse, gerçek manada Allah'la mücadele ediyordur. Cahiller, körler, manevi körler, manevi sağırlar, manevi cahiller, Allah ve Resulünü kabul etmeyen, Allah ve Resulünün yolunu reddeden, Allah ve Resulünün çizgisini bozmaya çalışan, dini ve dindarları ifsad etmeye çalışanlar, gerçek manada Allah'la pençeleşirler ve savaşırlar.
Onlar zannederler ki, x kimseyle savaşıyor, zannederler ki x kimseyle mücadele ediyor. Hz. Muhammed-i Mustafa'yla dün de bugün de mücadele edenler, gerçekte Allah'la mücadele ederler. Ne zaman dün, dün Hz. Muhammed-i Mustafa'yı müşriklere karşı galip getiren Allah, bugün de Hz. Muhammed-i Mustafa'nın peşinden giden Muhammed'leri galip getirecektir. Çünkü savaşın bir tarafında Allah vardır, bir tarafında ise ne yazık ki Allah'ı tanımaktan uzak, Allah'a iman etmekten uzak, ne yazık ki küfür ehli vardır. Savaş ikisinin arasında geçer ve galip gelecek olan, mutlak galip olan Allah'tır. İşte vezir de, padişah da o günkü inananlara hile ve deslise kurarlarken, o günkü inananların inançlarından vazgeçirmek için onların arasında fitne çıkarırken, zannediyorlardı ki biz o inananlarla mücadele ediyoruz.
Zannediyorlardı ki işte biz oradaki Müslümanlarla mücadele ediyoruz. Kur'an'ı yasaklamakla, Kur'an'ı yasaklamakla zannediyorlardı ki Müslümanlarla mücadele ediyoruz. İmam hatipleri kapatmakla zannediyorlardı ki biz Müslümanlarla müminlerle mücadele ediyoruz. Camilerde dahi Kur'an kursunu iptal eden, kapatan bunlarla mücadele edenler zannediyorlardı ki kendilerince Müslümanlarla mücadele ediyorlar.
28 Şubat'ta zikir yapılan yerlere, hafızlık yapılan yerlere, camilerin derneklerine, camilerin derneklerine varıncaya kadar, hafızlık kurslarına varıncaya kadar, imam hatiplere varıncaya kadar din ve dinden yana olan bütün her şeyle mücadele edenler, savaşanlar zannediyorlardı ki Türkiye'deki Müslümanlarla mücadele ediyoruz. Onların mücadeleleri Allah'laydı. Şimdi de var ya, şimdi de çıkıyorlar işte hadisleri inkar etmeye çalışıyorlar. Öyle değil mi? Sünnet-i Resulullah'ı inkar etmeye çalışıyorlar. Öyle değil mi? Din ve dindarlarla mücadele etmeye çalışan ne yazık ki zavallılar hala da var mı? Var. Aslında gerçek manada Allah'la pençeleşiyorlar.
Onun intikamını alacak olan Allah, bir kimse kendince Müslüman olan bir kimseyle mücadele ettiğini zannediyor. Ey gafil insan, senin karşındaki de insan, gözünü açıp kapatmaktan aciz, sen onun arkasında duran, önünde duran Allah'ı gör. Ama Allah'ı görmekten uzak olanlar, kendilerince Müslümanlarla, velilerle, evliyalarla, peygamberle, Kur'an'la, sünnetle savaş halinde duruyorlar.
Oysa Cenab-ı Hak müminleri korumayı, müminleri hıfz etmeyi, müminlerin kefaletini ve kefaretini kendi üzerine almış. İman edenler ancak Allah'ın dostlarıdır. Müminler ancak Allah'ın dostlarıdır. O zaman bir kimse müminin, müminliğinden dolayı mücadele ediyorsa, bilsin ki Allah'la mücadele ediyor. Cenab-ı Hak kim benim velilerime savaş açarsa, ben de onlara savaş açarım.
Ben onlara savaş açarsam, yırtıcı hayvanın avundan intikamını aldığı gibi ben de ondan intikamımı alırım diyor. Bakın veliyi Cenab-ı Hak kendi emanına almış. Kim bir Allah dostuna, bir veliye savaş açarsa, Cenab-ı Hak alacak intikamını. Onun intikamı şedittir. Ayet-i kerime de der ki, Allah'ın intikamı şedittir. İnsanların intikamına benzemez. Zalim bir hükümdarın intikamına benzemez onunki. Zalim bir devletin intikamına benzemez onun intikamı. Onun intikamı, yeryüzündeki şedidlerin en şedididir. En şedididir. Aklın, hayalin almaz onun intikam alış şekline ve şedidline. Allah muhafaza eylesin. İşte öyle her şeye gücü yeten Allah'la pençeleşmeye girmişti ki, alem gibi yüzlercesinin bir solukta yoktan var edebilir.
Hazreti Mevlana teşbih sanatını gösteriyor. Diyor ki, Allah bu alemi düşünün, yaşadığınız alemi düşünün. Bunca yaşadığınız alemler gibi yüz binlerce, trilyonlarca, milyarlarca alemi, Allah her an, her nefeste yok edip, her nefeste var eden, öyle bir kudretli, öyle bir kuvvetli Allah. Sen kiminle pençeleşiyorsun, savaşıyorsun? Sen kiminle dövüşüyorsun? Sen kiminle mücadele ediyorsun? Tabi insanoğlu öylesine cahil, öylesine gafildir ki, kiminle pençeleşip, kiminle savaştığının farkında değildir. Gözüne görüş gücü verdi mi, gözünde bu alem gibi yüzlerce alem peydahlanır. Cenab-ı Hak senin gözüne bir görüş gücü verirse, yani kim farzları yerine getirir nafilelerle Allah'a yaklaşır, Allah'ı sever, Allah da onu sever, Allah onu sevince, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, konuşan dili olur.
O Allah'la görür. Hadisi Kutsi ya, işte Allah sana öyle bir görüş gücü verirse, aynı anda senin gözünde yüzbinlerce alem seyran olur. Sen bir anda yüzbinlerce perdede yüzbinlerce alemi seyran edersin. Bir anlık bakışta, bir anlık tecelliyatta, bir ömür boyu anlatsan, kitaplara sığmayacak ilm-i ledün sana feydah olur.
Şimşek gibi kalbine çakar, sen bir ömür boyu değil, ebediyen anlatsan bitiremezsin. Ebediyen anlatsan bitiremezsin. O senin gözünden tecelli ederse, sen bir anda sayısız millarlarca alemi seyran edip, millarlarca alemi bir anda aşina olursun. O öyle bir Allah'tır. Ama benim gibi sizlerin de bu gözü, bu gözlükten uzaksa, o zaman hepimiz de körüz demektir. Biz bir bakışta eğer, yüzbinlerce alemin bir nebzesini göremiyorsak, o zaman bizden, bizim gözümüzden, henüz daha o tecelli etmemiş, biz hakkıyla farzları yerine getirememişiz, nafilelerle ona yaklaşamamışız, onu sevememişiz, onu sevemediğimizden dolayı, o da bizi sevmemiş.
Bizi sevmeyince gören gözümüz olmamış bizim. Duyan kulağımız olmamış. Eğer duyan kulağımız olmuş olsaydı, yüzbinlerce alemde, yüzbinlerce yaşayan, hayat bulan, o varlığın, seslerini işitirdik. O her alemde, meleklerin zikrine aşina olur. Gözlerimiz görseydi, hem gözlerimiz de onların zikrullahını seyreder, hem de kulaklarımız da onun zikrullahlarını dinlerdik. Bakardık ki, her alemde ayrı varlıklar, her alemde ayrı zikirler, her alemde ayrı ibadetler, her alemde ayrı tecelliyatlar, her alemde farklı farklı sıfatların zuhuratları var. İşte o, eğer senin gözünden bir dem bakarsa, senin gözünün önünde yüzbinlerce alemi bir anda seyrettirir.
O öylesine gücü kuvveti yerinde Allah'tır. O öylesine güçlü kuvvetlidir. O, Hz. Ömer'ine hutübeden feryat ettirir. Ve, yasare cebel eder. Ve savaş estantanesini komple, o halifesinin gözünün önüne yayıverir. O, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın gözünün önüne yayar. Şimdi televizyonlarla, canlı kameralarla izlediğiniz savaşları, Hz. Muhammed-i Mustafa, Mescid-i Nebevesinde, sahabelere anlatıyordu.
Şimdi kılıcı filanca vurdu, şimdi sancağı filanca eline aldı, şimdi filanca yerden Müslümanlar filanca yere saldırıya geçti diye, Cenab-ı Peygamberinin gözünün önüne seri vermişti. Ve aynı Allah, yine Hz. Muhammed-i Mustafa'ya, Miraç'la alakalı, İsrail'le alakalı, Yahudiler ve Müşrikler, Mescid-i Aksa'yla alakalı soru sorduğunda, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, Allah, Mescid-i Aksa'yı benim gözümünün önünde serdi.
Onların sordukları her şeyi, Mescid-i Aksa'ya ben gözümünün önünde görüp, onlara cevap veriyordum dedi. Demek ki gören gözü oldu. Şimdi bunları sufileri inkar etmek isteyenler, bunları inkar etmeye çalışıyorlar. İnkar ettikleri şey, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, İsra ve Miraç'taki mucizeleri, Yusuf aleyhisselam Züleyha'ya bir an gönlü meyledip, ona doğru yöneldiğinde, Yakup aleyhisselam'ı delil olarak gözünün önünde gördü.
Yakup aleyhisselam dizlerine vuruyordu, Yusuf! Kendine gel! Ve Cenab-ı Hak ayeti kerimede, Kur'an'ında buyuruyordu, eğer Yusuf delilimizi görmeseydi, bir anda o da helak olacaktı. Allah, Kadir-i Mutlaktır, görendir, gösterendir. Cenab-ı Hak hadisi kutsusunda, vaat etmiş. Kim Allah'ı severse, Allah da onu sever. Allah onu sevince, gören gözü olur. Gören gözü olur. İşte gören gözün o olursa, binlerce, yüzbinlerce, sayısız alemleri, bir anda gözünün önünde serildiğini görürsün.
Ey sufi yolunda olanlar, bu yola girip, bu yolda hizmet etmeye çalışanlar, önünüzde bunlar. Farzlara sımsıkı sarılın. Haramlar işlemeyin. Haramlara dalmayın. Dilinizi muhafaza edin. Nafilelerle Allah'a yaklaşın. Namazların sünnetlerini es geçmeyin. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın ibadetlerindeki sünnetleri, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın ibadetlerindeki nafileleri es geçmeyin. Onlarla Allah'a yaklaşılır. Mümkün olduğunca, namazların sünnetlerini muhakkak kılmaya gayret edin.
Muhakkak kılabiliyorsanız, iki reket de olsa, evvabin namazına devam edin. Gece namazına devam etmeye çalışın. İki rekatlık da olsa, gece namazı kılın. Gücünüz yetiyorsa, pazartesi, perşembeleri, oruca devam edin. Gevşemeyin. Gevşemeyin. Zikirlerinize devam edin. Gevşemeyin. Sayısız Allah'ı zikredin. Tevhid çekin. Ya Allah deyin. Sayısız salatu selam getirin. Zikir kalbin cilasıdır. Kalp cilalanacak ki, o göz görsün. Dilinize dikkat edin.
Boş konuşmayın. Boş konuşmayın. Eğer gözünüzün önünde binlerce alem seyran etmiyorsa, bir anda, gidilecek çok yolumuz var daha. Yürünecek çok mesafemiz var daha. Çok mesafemiz var. İşte Allah, öyle gözüne görüş gücü verirse, gözünde bu alem gibi yüz binlerce alem, bir anda tecelli ediverir.
Senin iman ettiğin Allah, böylesine kudretli ve kuvvetli Allah. Sana göre bu dünya pek büyüktür, sonsuzdur ama bil ki Allah, gücüne karşı bir zerre bile değildir. Bu dünya sana çok büyük gelebilir. Bu alem sana çok büyük gelebilir. Samanyolu sana çok büyük gelebilir. Bil ki Allah'ın ilminde zerreden bir farkı yoktur. Allah'ın ilminde zerre bile değildir bu alem. Bu alem ve diğer alemler, bütün alemleri toplasan, Allah'ın ilminin önünde bir nokta kadar dahi kıymeti yoktur. Sana çok büyük gelir. Aslında bu dünya sizin canlarınıza bir hapishanedir.
Haydin, o yana gidin, orasıdır ovanız sizin. Hadis-i şerifte buyurdu ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, dünya müminin zindanıdır. Dünya müminin zindanıdır. Dünya müminin zindanıdır. O zaman bu dünya senin için hapishanedir. Bu dünya müminler için bir hapishanedir. O zaman bu hapishaneden kurtulmak gerek. Bu hapishaneden, mevcut kurtuluştan önce kurtulmak gerek. Bu nedir? Bu hapishaneden biz kurtulacağız. Ölüm bize gelince, bu hapishaneden biz kurtulacağız. Ama gelsen, özgürlüğünü, önceden eline al.
Ölmeden önce ölünüz, sırrına vakıf ol. Ölmeden önce ölünüz, haliyle hallen. Bu haliyle hallen ki, bu hapishaneden kurtul. Bu hapishaneden, yoksa mecburi istikamette, ölüm gelip çattığında, zaten kurtulacaksın. Bu hapishaneden başka bir hapishaneye düşeyim deme. Bu hapishaneden başka bir hapishaneye gideyim deme. Diğer hapishane ne? Kabir azabı. Ve mübarek Müslümanlar, bu dünyada çektiğiniz, dünya kabir azabı yetmedi, bir daha ahirette kabir azabı mı çekeceksiniz? Gelin bu dünyayla işinizi bitirin. Ölmeden önce ölün sırrına vakıf olun. Özgürlüğünüzü elinize alın. Özgürlüğünüzü elinize alın.
Özgürlüğünüzü elinize almanız için, sizin dünya ve ahiret meşgalesinden kurtulmanız gerekir. Ey oğul, bağı çöz! Ne zamana kadar altına ve gümüşe bağlı kalacaksın? Gümüş bu dünyadır. Altın ise cennet hayatıdır. Bağı çöz! Sırf Allah için yaşa! Bağı çöz! Bu hayat denilen, yaşadığın bu hayatta kendini Kur'an ve sünnete vakfet. Her halini Kur'an ve sünnete uygun yaşa. Ve Allah'ı gözünün gördüğü görmediği her şeyden fazla sev. Onu her şeyden yüce tut. Allah'ı öylesine sev ki, Allah'ın istemediği herhangi bir hal, senin üzerinde tecelli etmesin. Allah'ı öylesine sev ki, Allah seni kıskansın.
Sen harama meyletmeye kalktığında, Allah seni tepeçevre sarıversin. Seni başıboş bırakmasın. Seni salma deve gibi, seni orta yerde ellemesin. Azatlama eşek gibi seni orta yere sürmesin. Senin çilbirinden tutsun. Senin geminden tutsun. Seni sımsıkı bağlasın kendine. Öylesine sev ki, senin gözünde ondan başka birisini göstermesin. Öylesine sev. Sen harama meyleteceğim desen, o haramı gözünün önünden kaldırıversin senin. Ya Rabbi, Ali'nin döndüğü yere hakkı döndür. Bu sır ile sırlanasın. Döndüğün yere hak dönsün. Öylesine sev ki, o seni her şeyden kıskansın.
O seni kıskansın. Sen öylesine sev. Sen öylesine aşık ol. O seni korusun. Hani Cenab-ı Hak hadisi kutsi de der ya, benim öyle kullarım vardır ki, beni zikretmekten dolayı, benden bir şey isteyemezler. İstemeye zamanları yoktur. Ben onlara, benden istemedikleri halde ne ihtiyaçları varsa görürüm. Sen Allah'ı öyle zikret, sen öylesine kul ol, senin ihtiyaçlarını senin önüne getirir o.
Diğeri, koşar ihtiyaçlarını sağlamak için. Sen Allah'ı öylesine seversin, o senin ne ihtiyacın varsa, senin önüne getirir. Sen öylesine sev. Bunun yolu, farzları yerine getirmek. Bunun yolu haramlardan uzak durmak. Bunun yolu, nafilelerle ona yaklaşmak. Sen öylesine sev. Cenab-ı Hak önünde ardında dolaşsın, meleklerini sıralasın. Sen öylesine sev. Seni meleklerin korumasının altında getirsin, götürsün. Senin vekilin, senin sahibin olsun. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Cenab-ı Hak cümlesinin evlatlarına, çocuklarına yardım etsin. Cümlemizi muhafaza eylesin.
Cümlemizi korusun inşallah. El-Fatiha ma selavat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.