mustafaozbag.org

75. Mesnevi Şerhi (515-524 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 20 Aralık 2020 · 1:01:15

İlkbahar Allah fermanını getirmedikçe toprak gizli şeyleri meydana çıkarmaz. Bir cömerttir, bir vericidir ki bu haberleri, bu eminliği, bu doğruluğu cansız bir varlık olan yeryüzüne vermiştir. Cansız bir varlığı, lütfu her şeyden haberdar etmiştir de kahrı, akılları kör etmiş gitmiştir.
Can da bu coşkunluğa dayanamaz gönülde, kime ne söyleyeyim, dünyada bir tek kulak bile yok. Nerede bir kulak varsa onun yüzünden göz kesilmiştir, nerede bir taş varsa onun yüzünden yeşim taşına dönmüştür. Kimyayı meydana getiren odur, kimyada ne oluyor, mucizeler bağışlayan, o simyada nedir? Şu benim övüşüm, övüşü bırakmak sayılır.
Çünkü bu da varlık delilidir, varlıksa yanlış bir şeydir. Onun varlığına karşı yok olmak gerek, ona karşı varlık nedir? Kör, yaslara batmış. Bir hiç, kör olmasaydı onun yüzünden erir giderdi, güneşin hararetini tanır da yok olurdu. Yaslara batıp mor elbiselere bürünseydi şu alem, buz gibi donar mıydı hiç? Hz. Mevlana bizi dışımızdaki varlık alemine döndürüyor.
Mükaşefe etme, eşyayı tanıma, etrafındaki nesneleri ve objeleri tanımaya yönlendiriyor. Onların üzerindeki yaratışla alakalı tecelliyatları seyretmemizi, seyrillah yapmamızı istiyor. Diyor ki bak, ilkbahara Allah'ın fermanı gelmedikçe topraktan hiçbir şey çıkmıyor. Cenab-ı Hak varlığa, kainata öyle bir sistem oluşturmuş ve o varlık Cenab-ı Hakk'ın oluşturmuş olduğu sistemle bir düzen içerisinde gidiyor. Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri Haşir Risalesinde bunu söyler. Haşir Risalesinde bakın der, bahar gelince topraktan bütün her şey yeniden neş-i neva olur. Ölüdür her şey, kış geldiğinde ölmüştür.
Ama bahar gelince Cenab-ı Hak o ölü olan bütün her şey yeniden can verir, hayat verir. Yine kış gelir, tabiata baktığınızda kış bütün meyvelerin ve bitkilerin yapraklarını döker, otu çöpü hiçbir şey kalmaz. Hiçbir şey kalmayınca toprağın içerisinde gizlenir kalır. Ama her bahar geldiğinde Cenab-ı Hak bütün bahar değmiş, bütün topraklara yeniden bir hayat verir.
Bunu bu şekilde tanzim eden, yaratan Allah'tır. Cenab-ı Hak varlık noktasında, yaratma noktasında eşsizdir. O eşsiz varlık, o eşsiz mucizelerini, eşsiz kerametlerini, eşsiz tecelliyatlarını her daim gösterir. Bir cömerttir ki, bir vericidir ki, Allah öylesine cömerttir ki, öylesine vericidir ki, bir karşılık beklemeksizin ihya eder.
Bir isteyene vermek vardır, asıl cömertlik neye ihtiyaç varsa istenmeden vermektir. Bu tabiri caizse, cud ehli olmaktır. Cud ehli olmak, bir kimsenin ve bir şeyin neye ihtiyacı olduğunu tespit edip, onun ihtiyacı olan şeyi, o istemeden bahşetmektir.
Bu Allah'ın ahlakıdır, ahlakıdır. Cenab-ı Hak bahar geldiğinde, hiç istenmeden, bütün yeşilliği, otu, çöpü, bütün güzellikleri bahşeder, lütfeder, cud ehlidir. O doğmuş olan bir çocuğa, annenin memesinden süt lütfeder. O çocuk bir şey istememiştir. O çocuk bir şey isteme noktasında da değildir zaten. Ama Cenab-ı Hak, cud ehlidir. Annesinin memesinden, onu rızıklandırır. Cenab-ı Hak, anne karnında, onu rızıklandırdığı gibi. Onun rızıklandırması, eşsizdir. O verir, vericiliğinde hesap kitap etmez hiç. Saymaz da.
İnsanoğlu sayar, o saymaz. İnsanoğlu tartar, o tartmaz. O hesapsız kitapsız verir. Öylesine vericidir. Bu eminliği, bu doğruluğu cansız bir varlık olan yeryüzüne vermiştir. Hani bundan önce Beyt'te diyordu ki, toprak bu eminliği nereden aldı biliyor musun diyordu. Toprak bu eminliği aldığı yer Allah'tı. Allah toprağı emin kıldı. Toprağı emin kılaraktan, onun içerisine o toprak tohumu muhafaza etti, korudu ve tohundan ağaç meydana getirdi. O toprak eminliği nereden aldı? Allah'tan aldı. Allah onu emin kıldı. Cenab-ı Hak insanların içerisine de emin kılmıştır. Emin insanlar vardır.
Onlar eminliğe doğru emin olma yolunda koşarlar, Cenab-ı Hak onlara eminlik verir. Siz hain olma yolunda koşarsanız, hainliği bulursunuz. Emin olma yolunda koşarsanız, eminliği bulursunuz. Siz vefa yolunda koşarsanız, vefayı bulursunuz. Vefasızlığa koşan, vefasızlığı bulur. Sevgiye koşan kimse, muhakkak sevgiyle buluşacaktır. Sevgisizliğe koşan kimse, muhakkak sevgisizlikle buluşacaktır. Cenab-ı Hak toprağa eminliği vermiş. Toprak tevazunun misalidir. Kim tevazu ehli olursa, o emin insan olur. İnsanlara sempatik gelir. İnsanlara tatlı gelir. İnsanların geçinmesi, onunla kolay gelir.
Tevazu ehli insan, Allah ahlakıyla ahlaklanmıştır. Tevazu ehli olan insan, Hz. Muhammed Mustafa'nın ahlakıyla ahlaklanmıştır. O zaman, toprak tepeden bakmaz. Sen de tepeden bakma. O yüzden Hz. Mevlana, toprak gibi ol der. Tevazu da, toprak gibi ol. Cömertlikte güneş gibi ol. Güneş gibi ol. Elinden geldiğince cömert ol. İlmini saklama. Duanı eksirgeme. Gözyaşını esirgeme. Elinden gelen bir şey varsa, sağ elinin verdiğini, sol elin görmesin. Saklıdan, gizliden, habersiz, insanlara cömertlik yap. Şatafata düşme. Şataata düşme. Gösterişe düşme. Ben yapıyorum deme. Ortalığa dökme yaptığın şeyleri.
Gösterişten uzak ol. İslam toplumunda, İslam ahlakı, gösterişten uzak durmaktır. Hayır yaptığın yeri, incitmemektir. Birisine bir kuruş veriyorsan, incitmezsin. İncitmeden verirsin. Birisine bir yardım edeceksen, incitmeden yardım edersin. Göstermeden yardım edersin. Hediyeyi götüreceksen, göstere göstere hediye götürülmez. Saklıdan, gizliden verirsin. Bak ben sana hediye veriyorum. Bakın ben ona hediye veriyorum. Bu İslam adabında, erkanında yoktur. Saklıdandır, gizlidendir. Allah muhafaza eylesin. İşte o Cenab-ı Hak toprağa vermiş.
Sende toprak ahlaklı ol. Sana bir ekellerse sen yediver. Sen yediver. Sen yediveren üzümü gibi ol. Bitmesin sen de. Neden yediveren üzümü demişler? O böyle birkaç salkımı olur. Kesersiniz siz onu. Arkadan böyle muha, tohur gelir. Çiçek açar, koruk olur. Olanı kesersin. Olanı kesersin. Arkadan gelir o. Olanı kesersin. Arkadan gelir. Yediveren üzümü derler ona. Ta son baharın sonuna kadar, ondan üzüm bitmez. Her yerde üzüm biter, onda üzüm bitmez. Ona yediveren üzümü derler bizim o tarafta, İzmir tarafında. Bilmiyorum buralarda var mı?
Var mı buralarda öyle bir üzüm? Yok. Bizim onlarda böyle enteresandır o. Yediveren üzümü derler ona. Hiç üzerinde üzüm eksik olmaz onun. İlk üzüm veren de odur. Yediveren derler ona. O böyle ilk erer onun. Önceden ermezden önce onun koruk derler. Biz koruk deriz olmayanı. Olmayanı koparırlar, ondan ekşi yaparlar. Ondan sonra işte böyle kendince, bizim oraya has bir koruk suyu derler biz de. Üzüm suyu da demezler. Koruk suyu yaparlar. Çok lezzetli olur. Yazın böyle serinletir insanı. Hem C vitamini vardır. Hem böyle vitaminlidir. Öyle bir koruk suyu yaparlar bayındırda. Herkes içer böyle sever bir de. Bizim bayındırın koruk suyu biraz daha farklı olur. Başka yerlere benzemez. Övünmek gibi olmasın. Daha lezzetlidir.
Başka yerlerde de içiyorum ben. Öyle güzel değil. Bizimkiler nasıl tutturmuşlarsa, güzel tutturmuşlar. Daha da benim herhalde belki de alışkanlığımdan. Yediveren üzümüdür o. Üzümü bitmez. Derviş yediveren üzümü gibi olacak. Mü'min yediveren üzümü gibi olacak. İyilikte, güzellikle, doğrulukta, hoşgörüde, tatlılıkta, yediveren üzümü gibi devamlı verecek. Ona birisi bir iyilik yaparsa, o yedi iyilik yapacak. Yediveren üzümü gibi. Cansız bir varlığı, lütfu, her şeyden haberdar etmiştir de, kahrı, akılları kör etmiş gitmiştir. Cenab-ı Hakk o, bu alem cansızdı. Cenab-ı Hak bu aleme can bahşetti. Her şey cansızdı.
Cansız olan bütün varlığa can bahşetti. Hayat bahşetti. Hayatın sahibi Allah. Toprağa bakıyorsunuz cansız. Buğda ekiyorsunuz. Bire yedi veriyor. Bire yedi yüz veriyor. Toprağa bakıyorsunuz cansız. Bir tohum ekiyorsunuz. Koca çınar oluyor. Koca meyve ağacı oluyor. Cenab-ı Hak lütfedince, lütfedince, bire yedi yüz verir. Ama onun kahrı dokunursa, gören görmez olur. Kör olur. Anlayamaz. İdrak edemez. Onun kahrını celbe etmemeye gayret etmek lazım. Bir kimse bir hata işler, bir kusur işler, bir yanlışlık yapar.
Cenab-ı Hakk'ın kahrı dokunur ona. Allah masumu kahretmez. Dosdoğru gideni kahretmez. O kahrı kul kendisi ister. Kahre doğru yol alır. Allah'ın kahrına sebep olacak haramlar işler. Haramdan da geri dönmez. Bir de yapmış olduğu haramı haklı göstermeye çalışır. Ya haram, konuştuğun haram. Konuştuğun Kur'an ve sünnetin dışında. Söylediğin sünnetin dışında. Veyahut da kızdığın şey, nefret ettiğin şey, Allah'ın sevdiği şey. Sen Allah'ın ve Resulünün sevdiği bir fiiliyatı, bir hali, bir hareketi, bir doğruya kızarsan, Cenab-ı Hakk'ın kahır esması senin üzerinde tecelli eder.
Sen neden böyle oldu deme. Sebep sensin. Sen haramı helal gördün bir yerde. Bir yerde birisi bir helal işliyordu, ibadet ediyordu. Kur'an ve sünnet ona müsaade etmişti. Sen onu kerih gördün. Onu kerih görmekle aslında kibirlilik yaptın. Kime karşı? Allah'a karşı. Farkında değilsin. Birisi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetini işliyor. Onun sünneti dairesinde sen ona tepeden bakıyorsun, kerih görüyorsun. Farkında değilsin. Veya bile bile yapıyorsun. Tövbe et. Sufiler günde yüz kez neden tövbe ederler? Hazreti Muhammed-i Mustafa günde yüz kez tövbe etmiş sallallahu aleyhi ve sellem.
Sen de ki bu kibirlilik ne? Sen de ki bu körlük ne? Sen de ki bu aymazlık ne? Sen kendini ne zannettin? Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın günde yüz kez tövbe ettiği bir dünyada sen tövbe etmeden nasıl yaşarsın? Sufilere dil uzatırlar.
Onlar vücu. Allah'ı zikredene Allah zikreder. En büyük iştir Allah'ı zikretmek. Sen neyi kerih gördün şimdi? Senin kerih gördüğün şey ayeti kerimede en büyük iştir diye atfedilen bir ibadet, bir fiilyat. Allah'ı zikretmek en büyük iştir. Arkasından ayeti kerime diyor ki namaz insanları kötülükten alıkor. Öyle kendi kendine alimlik taslayın. Namaz da Allah'ı zikirdir deme. Arkasındaki ayeti kerime namazla başka türlü bahsediyor. Namazdan selat olarak bahsediyor. Sen kalkacaksın, Allah'ı zikredenleri kerih göreceksin. Körün körü olursun.
Bizde böyle bir algı var. Allah işini bozmasın. Allah işini bozmaz kardeşim seni. Sen kendi kendinin işini bozarsın. Bizde batıl, babil tanrı inanışı yok ki. Babil tanrı inanışında o. Allah onların tanrıları tuzak kurarlar kullarına. Allah kimseye tuzak kurmaz. Allah tuzak kuranların tuzağını boşa çıkarır. Allah kimsenin işini bozmaz. Sen işinin bozulmasına sebep olacak yanlışlıklar yaparsın. Allah kimsenin evliliğini bozmaz. Sen eşine, evine, çoluğuna, çocuğuna dikkat etmemişsindir. Allah kimseyi alıp da cehenneme atmaz.
Sen cehennemlik amel işlemekte ısrar edip devam etmişsindir. Sen yapmışsındır onu. Sen öyle yaptığın için, harama devam ettiğin için, haramı helal gördüğün için, helalı da haram gördüğün için, Cenab-ı Hak senin gözünü mühürlen. Sen gözünle her türlü yanlışlığı yaparsın, senin gözün manen mühürlenir. Gözün afatları, sen kadınların üzerine şehvetle bakma.
Sana ne eteğinin boyundan, sana ne pantolonunun darlığından, sen kendi ailene, çoluğuna, çocuğuna bak. Sana ne milletin evinden, ne gözetliyorsun? Sana farz mı oldu karşı komşuya kim girip çıkıyor bakmak? Her karşı komşunun zili çaldığında dikiz deliğinden bakmak, kim geldi, kim gitti diye. Gözün afatları, sen gözün afatlarına devam edersen, gözün manen kör olur senin.
Ve gözün manen mühürlenir senin. Sen Allah'ın nimetlerini görmekten uzak olursan, Cenab-ı Hak senin gözünü manen mühürler. Sensin sebep. Sen gözünle bakarsın, ben ne kadar güzelmişim. Allah beni güzel yaratmış, güzel yapmış demezsin. O güzelliğini de yabancı erkeklere sunarsın. Allah senin gözünü ne yapar? Manen mühürler senin. O göz Kur'an okucak. O göz ilim öğrenecek. O göz eşine bakacak, çocuğuna bakacak. O göz helala bakacak. O göz helalla haşır neşir olacak. Göz helalla haşır neşir oldukça, herkesin baktığı gibi bakmazsın, sen farklı görürsün. Sana eşyanın hakikatini gösterir. Sen haram dinlersen, sen harama kulak kabartırsan, dedikoduya, gıybete, bühtana, suizana, iftiraya kulak kabartırsan, senin kulağın manen mühürlenir.
Senin kimse kulağına öyle Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini duyacağım diye düşünme. Sen ola zikrullah da, o gıybetleri dinlerken, iftiraları dinlerken, suizanı dinlerken, zikrullah da, Abdülkadir Geylan hazretleri gelip sana bir şey söyleyecek de, sen duyacağım diye düşünme. Yok, öyle yok. Kulağın mühürlenir senin. Farkına varmazsın. Çok affedersiniz. Senin duyduğunu eşekler de duyuyor. Senin duyduğunu tavuklar da duyuyor. Gıt gıt gıt … diyorum geliyor. Senin duyduğunu köpekler de duyuyor. Hoş diyorum gidiyor. Haa, sen farklı şeyler duyman lazım. Sen insansın.
Seni, alemlere halife olarak yarattı. Eee, hadi bana kabir aleminden bir ses getir. Hadi bana ruhlar aleminden bir ses getir. Hadi alemi ervahtan bir ses getir bana. Hadi alemi berzahtan bir ses getir bana. Hadi cennetten bir ses getir bana. Sen, herkesin duyduğunu duymak için yaratılmadın ki. Herkesin gördüğünü görmek için de yaratılmadın. Bak, peygamberler Cebrail Aleyhisselam'ı gördü. Bak, sahabeler melekleri gördüler. Bak, Hazreti Ömer Radiyallahu anh Hazretleri, mescide gelmeyen gencin öldüğünü duydu. Koşa koşa gitti kabrin başına. Ey felan! Allah'ın vaadini gördün mü? Hitap geldi.
Vallahi Allah'ın iki, iki, iki, lütfunu ikramına mazhar oldum. Koca Ömer, senin kulağın, bunu duymalı. Senin gözün, bunu görmeli. Bunu görmüyorsan, otur tövbe et. Kendi kendine, ben dervişim, cakası satma. Kendi kendine, ben oldum davası gütme. Kendi kendine, ben bittiğim davası gütme. Kendi kendine, ben hocayım, dervişim, şeyhim, üstadım, zakirim, nakibim. Sakın ha! Ayaklarına kurşun bağla. havalanmanın, senin indirsin aşağı. Küstahlık yok. Sakın, kulağın mühürlenmesin.
Gözün mühürlenmesin. Dikkat et. Bunlar mühürlenince, sonraki mühürlenen yer neresi? Kalp. En tehlikeli nokta. O yüzden, sufilerin, hal dervişleri, kendilerini çabuk toplarlar. O zikrullah da oturur, önce işte, tevhitte diyelim ki, başlangıçta, o üstadını gördü, ondan sonra, Abdülkadir Geylan Hazretleri'ni gördü, zikrullah devam ediyor.
O işte, melekler geldiler, iyi, ala, o pir efendiler geldi. Bunlar hayal değil. Bunları konuşmaktan da, korktular hep. Herkes dedi ki, bunlar uçuyorlar ya. Böyle bir şey mi var? Bunlar kafeyi kırmışlar. Bunlar deli. Ondan sonra herkes işitçi oldu. Ondan sonra herkes Vahhabi Selefi oldu. Şimdi bunlar nereden çıktı? Nereden çıktı? Siz ürettiniz. Bunlar nereden çıktı? Siz ürettiniz. Siz, hadisi şerifleri inkar ettiniz. Bunlar nereden çıktı? Siz ürettiniz. Siz mezhepleri inkar ettiniz. Bunlar nereden çıktı? Siz ürettiniz. Dergahları kapatan sizsiniz. Tekkeleri kapatan sizsiniz. İslam dünyasında. Komple.
Kim kapattı? Avrupalılar kapattırdı. İngiliz'i, Amerikası, Rus'u, Fransız'ı, Alman'ı. Hepsi de kapattırtılar. Siz getirdiniz layıklığı içimize. İnsanlar gittiler. Nereden ne ilim aldıkları belli değil. Bu hale geldiler. Siz manayı katlettiniz. Siz götürdünüz bizi her gün karakola 28 Şubat'ta. Siz götürdünüz. Biz bangır bangır bağırdık kardeş. Biz bu vatanın evladıyız. Biz devlet düşmanı değiliz.
Biz bu millet düşmanı değiliz. Biz bu vatanı, bu milleti, bu insanları seven insanlarız. Yanlış yapıyorsunuz. Biz anlattık. Dinlemedik kimse bizi. Şimdi Ankara'nın göbende bomba patlıyor. Kaç kişi, yüz kişi. Yazık değil mi o canlara? Bu eğitimi nereden aldı? Kim verdi bu eğitimi ona? İnsanları mana vermediler ki. Vermediler. Vermedik. Kör ettik. Kalpleri mühürlendi insanların. İnsanlar şimdi bakıyor. O, yüz kişi ölmüş. Bizden değil, ölsünler. Nereden geldi bu ya?
Bu hale nereden geldik biz? Sufi eğitimden uzak kaldık çünkü. Bir can kıymetlidir insanlık için. Siz en kafir, zalim, şedid bir kimseyi dahi haksız ve hukuksuzluk yapamazsınız. Ne hale geldik? Sağır olduk. Kalbimiz mühürlendi. Sufiler sakın ha kıymet bir canı derken biz Sufilerin ağzını tıkadık. Sevelim, muhabbet edelim, gelin insan olalım, kardeşiz, kardeşiz. Hepimiz insanız derken Sufilerin bu felsefesini siz katlettiniz. El birlik.
Eee, işte çıkan sonuç bu. Sevgisiz bir toplum. Saygısız bir toplum. Eğitimsiz bir toplum. Kültürsüz bir toplum. Sevgisiz bir dindarlık. Sevgisiz bir dindarlık. Saygısız bir dindarlık. Seviyesiz bir dindarlık. Bununla karşı karşıyayız. Ölçüsüz bir dindarlık. Bununla karşı karşıyayız. Kör. Kulak sağır. Nefis terbiyesi yok. Nefis terbiyesi yok. Geçenlerde bir böyle McDonald's mı McDonald's gibi yazan bir yerin önünden geçiyorum. Böyle baktım.
Husisi baktım. Çarşaflısından, sakallısından, şalvarlısına kadar her milletin elinde McDonald's şey ne diyorlar ona? Servis. Yanında kocaman kola. Müslümana bak dedi. Müslümana bak. Ne olacak? Hilton'da kalan şeyhin müritleri böyle oluyor. Elhamdülillah ömrü yaptık.
Maşallah. Allah mübarek etsin. Efendi Hazretleriyle beraberdik. Maşallah. Mübarek olsun. Neredeydiniz? Nerede kaldı şeyh efendi? Hilton'daydık elhamdülillah. Maşallah. Ben şimdi. Maşallah diyorum böyle. Ben bir de hayretteyim. Diyorum oradan namaza durmuşsunuzdur. Elhamdülillah diyor. Oradan yani Hilton'un ondan sonra orada bir pencereli, camlı bir bölümü var. Mescit bölümü. Oradan namaza durmuşlar. Dedim Beytullah'a tepeden bakmanın da tadı bir başkadır canım dedim. O zaman anladı benim kinaya yaptığımı. Tabii. Bu hale geldik. Bu hale geldik. Müslümanlığımız, dindarlığımız şatafata döndü. Şatafata döndü.
İftarlarımız şatafata döndü. Şatata döndü. Zekat dağıtıyor. Kamyonu getiriyor, atıyor. Yok İslam'da. Yok. İnceliğimizi, naifliğimizi kaybettik. Kaybettik. Din, namaz noktasında kaldı. En son namazı da attık. Neden? İki tane soysuz çıktı televizyona. Dedik ya namaz bu demek değildir. Ya namaz işte birisine böyle bir iyilik yapmak da namazdır. Evet. Kimse ses çıkarmadı buna. Kimse bir şey demedi. Ondan sonra birisi de çıktı. Adı profesör. Ayakkabıdan da kurban olur dedi. Kimsenin sesi çıkmadı.
Evet. Ondan sonra birisi de çıktı. İki, üç yıldan beri diyor. Zekat nedir? Fazlalığını dağıtmaktır. Komple. Ölçüsü yok. Kimse bir şey demiyor. Hatta İslam'a laf söyleyecek olanlar, İslam'a hakaret etme edecek olanlar böyle kinayesine diyor ki bak zekat fazlalığını dağıt bakmış. Dağıtın. Sen Müslüman değil misin diyorum ben şimdi. Bakıyor Müslümanım dağıt başla diyorum. Sen onu doğru görüyorsan dağıt. Dağıtmıyor. Kimse de ona bir şey demiyor. Adam geçen gün CNN'de PKK terör örgütü değildir diyor. Kimse bir şey demiyor.
Demiyor. Telefonları kilitlenmiyor CNN'in. Kimse mektup yazmıyor. Kardeş, bu son iki, üç ayda yüz elli kusur tane şehit var. Ne bu? Onun da yolunu buluyorlar. Katil devlet. Biz de bakıyoruz. Aha! Devlet katilmiş bizim. Bitti mesela. Eee? Kimse bir şey demiyor. Körüz. Sığırız. Komple. Gerçeği görmek istemiyoruz.
Hiçbir şeyin. Dinin de gerçeğini görmek istemiyoruz. Dinin de gerçeğini görmek istemiyoruz. Günde yüz sefer tövbe etmek istemiyoruz. Beş vakit namaz kılmak istemiyoruz. Allah'ı zikretmek istemiyoruz. Ramazanda otuz gün oruç tutmak istemiyoruz. Yazın göbende Ramazan mı olur canım? Yok yirmi saat tutuluyor. Yok yirmi iki saat tutuluyor. Yok on sekiz saat tutuluyor. Yok fazla oruç tutuluyor. Orucun içerisinde giriyorlar. Yok kadınlar ay halinde o zamanında da oruç tutabilir. Yok kadınlar ay hali olduğunda namaz da kalabilir. Kur'an-ı Kerim'de okuyabilir. Hallaçma mu gibi atıyorlar her şeyimize. Körleşiyoruz. Her noktadan. Her noktadan. Aynileşiyoruz.
Her noktadan. Kendimizi diriltemiyoruz. Kalbimizi diriltemiyoruz. Gözümüzü, kulağımızı, elimizi, dilimizi diriltemiyoruz. Zikrullah'tan uzakız. Namaz yalan yapacak. Kendimizi bu noktada dizayn edemiyoruz. O yüzden Cenab-ı Hakk'ın, Cenab-ı Hak ne yapıyor? Cenab-ı Hakk'ın kahrına doğru koşuyoruz. Ve akılımız kör oluyor.
Çünkü gördüğüne hükmetecek olan akıl. Duyduğuna hükmetecek olan akıl. Dokunduğuna hükmetecek olan akıl. Bütün duyulara hükmetecek olan akıl. Ama akıllar bilgisiz. Eğitimsiz. Akıllar bilgisiz ve eğitimsiz. Aklı Kur'an ve sünnetle dizayn edemiyoruz. Akla feraset koyamıyoruz. Neden? Kur'an ve sünnet yok çünkü. Kur'an sünnet olsa ferasetimizden korkacak her şey. Müminin ferasetinden korkunuz, sakınınız. Çünkü o baktığında Allah'ın nuruyla bakar.
O kimsenin Allah'ın nuruyla bakabilmesi için kalbinde zikrullahın yerleşmesi lazım. O kimsenin akıl olarak hükmetmesi için ne diyor? Bilemediğiniz, bilemediklerinizi, içinden çıkamadıklarınızı kalbinize danışınız. Kalbinizdeki imama danışınız. Kalbimizdeki imam oluşması lazım. Bu ne? Allah'ın zikrullahından oluşacak olan nur. Eskiler bunun kalbi veledi demişler. Kalbin çocuğu. O nur senin kalbinde oluşacak. Onun merak etme dili var. Merak etme onun gözü var. Merak etme onun kulağı var. Merak etme onun eli var.
Merak etme onun ayağı var. Bir tane daha örneğin Mustafa Özbağ var. İçeride bir tane daha kalpte. İçeride bir tane daha sen varsın. O içerideki seni, içerideki seni oluşturacak olan şey, farzları yerine getirmek, nafilelerle Allah'a yaklaşmak, Allah'ı sevmek, haramlardan uzak tutmak kendini, devamlı Allah'ın zikriyle aşır neşir olmak, bu zikrullaha düşman olanlara bakmayın.
Bu zikrullaha düşman olanlar, sufilere düşman olanlar, şeytanın elinde oyuncak olanlar, şeytanlaşmış olanlar, ey ümmet-i Muhammed, sufilere laf söyleyen, sufilerle dalga geçen, gerçek sufiler söylediklerim. Allah'ı zikrine, Allah'ın zikrine, Allah'ın zikriyle iştigal edenlere karşı çıkanlar, bunlarla dalga geçenler, uzak tutmaya çalışanlar, vallahi de, billahi de, tillahi de kalplerine şeytanın oturup, Allah'ın gözlerini, kulaklarını, kalplerini mühürledikleri şeytanlaşmış kimseler.
Bunlardan uzak durun. Bunlar insanların kalplerini şeytanlaştırıyorlar. Şeytanlaşıyor kalbi o kimsenin. Kalbi şeytanlaşınca aklı da şeytanlaşıyor. O Kur'an ve sünnetin hukukuyla kendini dizayn edeceksin. Kalbinde Allah'ın zikri olacak. Kalbinde Allah'ın zikri olunca merak etme, içeride Cenab-ı Hakk'ın nuru inkişaf edecek.
Merak etme onun gözü var, merak etme onun kulağı var, merak etme onun dili var, merak etme. Onun ilmi de var. Onun ilmi de var. Allah'ın izniyle, Allah'ın ilhamıyla seni hakikate götürür. Herkes ağaç görür, sen ağacın içindeki zikri görürsün, zikredeni görürsün. Herkes taş görür, taşın içindeki mahlukatın zikrini dinlersin. Herkes boş gök görür, gökteki melakutun zikrullahıyla beraber olursun, zikrullah edersin. Ama o kalpte zikrullah yerleşecek. Yoksa akıl kör oldu. Bitti, gitti akıl.
Herkes gibi oldun. Körler sağırlar, birbirlerini ağırlar. Bir farklılığın yok senin. Aklın kör oldu. Neden? Sebebi, sen Allah'ın kahrına doğru koştun. Sen Allah'ın kahır sıfatının içine doğru koştun. Bir perde var, orası kahır perdesi. Bir perde var, orası da nur perdesi. Sen Allah'ın nur perdesine koşacağına, kahır perdesine koştun. Sen nura koşacağına, nara koştun. Sen nara koştun. Ve o yüzden senin aklın tutuldu. Aklın tutulmasından, gözün tutulmasından, kulağın tutulmasından, kalbin tutulmasından kurtulmak istiyor musun? Allah'ın zikrine koş.
Allah'ı zikret. Farzları yerine getir. Dinleme kimseyi. Annen seni kurtaramaz. Baban seni kurtaramaz. Şeyhin seni kurtaramaz. Namazını kıl. Kimseyi dinleme. Adam, kocan seni kurtaramaz. Karın seni kurtaramaz. Namazını kıl. Bak ne buyurdu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.
Sizin ekmeğinizi namaz kılanlar yesin. Bir kimse namazı kılmıyor. Şafi'ye göre küfür ehli. Bir kimse namazı kasten terk ederse, imam Şafi'ye göre nikahı düşer. Neden? Kasten namazı terk etmek küfürdür. Küfre düşen kimsenin otomatikman nikahı da düşer. Küfre düşen kimsenin Hanefi'de de nikahı düşer. Maliki'de de düşer. Hanbeli'de de düşer. Şafi'de de düşer. Dikkat edin. Evlenecek olanlar, evli olanlar. Küfre düşmüş bir erkekle evlisin. Allah'ın laneti evin içinde dolaşıyor. Farkında mısın?
Allah'ın kahri evin içerisinde dolaşıyor. Küfre düşmüş bir kadınla evlisin. Allah'ın laneti evin içinde dolaşıyor. Küfür ehli. Allah küfre düşenlere lanet eder. Dikkat edin. Neden kahır bize bulaştı demeyin. Kimsenin çünkü aklı körleşecek. Dünyanın en büyük hastalığı akıl körlüğüdür. Bir insan için en büyük hastalık akıl körlüğüdür. Akıl körlü. Allah'a sığınalım. Bu Cenab-ı Hakk'ın kahrına koşmaktan kaynaklanır. Allah muhafaza eylesin.
Kahır dokunursa akıl kör olur. Helak olur insan. Allah muhafaza eylesin. Can da bu coşkunluğa dayanamaz. Gönül de kime ne söyleyeyim? Dünyada bir tek kulak bile yok. Bu Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının tecelliyatı var ya. Bu Cenab-ı Hakk'ın her şeyi yerli yerinde yapması, her şeyi yaratması, o varlık aleminin coşkunluğu, o varlığın coşkunluğu, bunu temaşa etmeye kalktığında, bu temaşaya buna ne can dayanır ne gönül dayanır.
Allah'ın sıfatlarının tecelliyatının mükaşefesini yapma. Bu sıfatlarının tecelliyatını izleme, seyretme, içinde yaşama. Bu o insanı halden hale, coşkunluktan coşkunluğa, hayretten hayrete taşır. Böyle olunca buna ne gönül dayanır ne can dayanır. Tanrımar olur ortalık. Kime ne söyleyeyim? Dünyada bir tek kulak bile yok. Bu tecelliyatı, bu Cenab-ı Hakk'ın zatının coşkunluğunu, bu sıfatlarının tecelliyatını anlayacak, dinleyecek, o hal ile hallenecek. Hazreti Mevlana'nın yalnızlığına bakın. Bir tek kulak dahi yok ki.
Ona anlatsın. O da anlasın. Bir tek kimse yok ki. Kalbi neşvine vağ bulmuş. Kalbi Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının tecelligahı olmuş. Bir tek kimse yok ki. Onun aşkıyla aşklanmış. Aşkın kendisi olmuş. Hani Hazreti Mevlana ilk 18'de diyor ya. Ne diyor? Bir kimse isterim. Ben diyor her yerde ağladım. Her yerde sızlandım. Öyle bir kimse isterim ki diyor. Benim bu derdim ne dertlensin. Beni anlasın.
Aynı şeyi söylüyor. Bir tek kulak yok ki. Bunu dinlesin. Bu yalnızlığın en dibi. Asıl yalnızlık bu. Asıl yalnızlık bu. Bir kulak bulamamak. Bir kulak. Tabi Hazreti Mevlana Mesnevi'yi yazdırdığı zaman yazdığı demeyelim. Şemsettin'i Tebriz'i gider.
Dünürüdür. Kuyumcu Selahaddin vefat eder. Hem en samimi arkadaşıdır. Hem de Şems-i Tebriz'in halifelerinden birisidir. O da vefat edince Hazreti Mevlana bir yalnızlık girdabına girer. Nerede bir kulak varsa onun yüzünden göz kesilmiştir. Nerede bir taş varsa onun yüzünden yeşim taşına dönmüştür. Kulak göz olur mu? Evet. Taş yeşim taşı oluyorsa kulak da göz olur. Göz kulak olur mu? Evet. Sen sadece gözünle gördüğünü zannedersin. Elin de görür. Sen sadece kulağınla duyulacak zannedersin.
Elle de duyulur. Kulaksız da duyulur. Elsiz de duyulur. Gözsüz kulaksız da görülür. Gözsüz kulaksız da görülür. Yeter ki sen o içindeki gören gözü meydana çıkar. İçindeki duyan kulağı ne yap? Meydana çıkar. nerede kulak varsa göz olur. o kulağı göz haline getirir. Hani dedi ya farzlarla Allah'a yaklaşır. Farzları yerine getirir. Nafilelerle yaklaşır. Allah'ı sever. Allah devam etti. Ben de onu severim. Ondan sonra devam etti.
Ben onu sevdim mi? gören gözü gören gözü duyan kulağı tutan eli yürüyen ayağı olurum. Benimle görür. Gözüyle görür demiyor bak. Benimle görür. Benimle duyar. Kulağıyla duyar demiyor bak. Kulağın duyacağı kilometre belli. Ses de belli. Gözün göreceği kilometre de belli. Ses de belli. Göz de zaten gördüğünde yanılır. Kulak duyduğunda yanılır mı? El cevap yanılır. Kulak bir müddet sonu duymaz hale gelir. Benim sesimi şimdi normal olarak benim sesimi heykeldeki kimse duyar mı? Hayır. Ama benim sesimi bazı yerlerde televizyonsuz, internetsiz duyar mı?
Bazıları evet duyar. Duyar. Haa. Nereden duydu? Duyan kulak oldu. Gören göz oldu. Gören göz olursa görür. Duyan kulak olursa duyar. Tutan eli olurum. Demek ki elsiz de tutuluyormuş. Yürüyen ayağı olurum. Demek ki ayaksız da yürüyormuş. Allah bizi onlardan eylesin. Kimyayı meydana getiren odur. Kimya da ne oluyor? mucizeler bağışlayan o simyada nedir?
Yeryüzündeki bütün ilimlerin sahibi o. Varlık ona ait. Sen yoktan var eden bir kimyacı gördün mü? Yoktan var eden bir fizikçi gördün mü? Yoktan var eden bir astrofizikçi gördün mü? Yoktan var eden bir doktor gördün mü? Bir ilim adamı gördün mü? yoktan var eden bir bilgin getirdiniz mi bana? Sen normalde sodayla limonu karıştırdın limonunu soda yaptın. Limonu da yaratan o sodayı da yaratan o. Sen yoktan bir şey bana getir. Yoktan bir şey yap.
Bütün kimyacılar toplansınlar yoktan bir şey oluştursunlar. Onlar onunla onu karıştırıyor onunla onu karıştırıyor bir şey oluşturuyorlar buldu diyor ne buldu ondan onu karıştırdı küçümsemiyorum ondan onu karıştırmak da önemli ama ilahlık taslamasın bize ilahlık taslıyor herkes bütün kimyayı meydana getiren yaratan o mucizeler bağışlayan da o simyada ne oluyor simya ilmi var ya simya ilmi ne bakırı altın ediyor aman muhteşem bir şey değil mi?
simya ilmi var bakırı altın ediyor taşı yakıt ediyor pırlant ediyor simya ilmi böyle bir ilim olduğu söyleniyor demek ki var önceden belki de ta harut maruta kadar dayanan bir şeydir çünkü harut marutta bu tip ilimler vardı bu tip ilimler olduğu için kendi kendilerine konuşuyorlardı bu insanları hayret ediyoruz nasıl azgınlık yapıyorlar diye Cenab-ı Hak da onları indirdi yeryüzüne harut marut enteresan ilimler gösteriyordu insanlara enteresan şeyler öğretiyordu Allah alem simya ilminin bu noktada çıkış noktası da harut
marut olabilir tabi sonra zühreye takıldılar ya zühre de işveli nazlı güzel mi güzel bir kadın işvesiyle nazıyla güzelliğiyle mest ediyor herkese ondan sonra onlara ne yaptı bir insanı öldürtürdü katil oldular Hz. Mevlana meslemesinde bunu geçirir o der bir tövbeyle yıldız oldu rivayet edilir ki zühre yapmış olduğu işten çok pişmanlık duyar öylesine tövbe eder öylesine tövbe eder Cenab-ı Hak onun üzerinden bir yıldız yaratır ondan zühre yıldızı oradan gelir edebiyatlara konu veya Sirius
yıldızı diyorlar ya kimisi gibi simya da nedir onun ilminin onun mucizesinin yanında simyanın da bir anlamı yok şu benim övüşüm övüşü bırakmak sayılır ben Allah'ı övüyorum ya diyor benim bu övüşüm övüşü bırakmak sayılır hani Davut aleyhisselam diyor ya seni nasıl methedeyim ya Rabbi ya Davut bunu anladıysam methetmiş olarak kabul ettim hani Musa aleyhisselam diyor ya sana nasıl hamd edeyim ya Rabbi ona da aynı şekilde diyor ya bunu anladıysan hamd ettin sayıldım seni hani Hz. Muhammed'i Mustafa'da peygamberliğin son halakası
hakkıyla sana ibadet edemedim ya Mahmud bakın bunda övmek yani bunda hamd etmek değil hakkıyla sana ibadet edemedim bütün hepsinin üstü bu kubbenin orta noktası gibi her şeyi için alıyor hakkıyla sana ibadet edemedim ya Mahmud muhteşem bir şey Hz. Mevlana'da diyor ki senin bu övüşüm senin önünde en basit bir şeydir övmeyi bırakmak gibidir çünkü bu da varlık delilidir varlıksa yanlış bir şeydir ben seni övmekle kendimde bir varlık gördüğüme işaret bu da bir varlık delilidir ben kendi varlığından da
geçmem gerek kendi varlığımı da hiç görmem gerek kendi varlığından da çıkmam gerek fena hali kendi varlığından geçip Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarında var olmak artık senden zuhur eden her şey onun sıfatları hükmünde olmak gören gözü duyan kulağı tutan eli yürüyen ayı bütün sıfatlar ona teslim artık sen elini kendi aklına kaldırmıyorsun akıl ona teslim kalp ona teslim sen diye bir şey kalmadı fena eğer sen diye bir şey var ise fena
da değilsin sen diye bir şey kalmayacak onun varlığına karşı yok olmak gerek Allah'ın varlığının karşısında sen varlık iddiasında bulunma küstahlık yapma Allah'ın önünde kendini fasulye gibi nimetten sayma o zaman asla sakın varlık iddiasında bulunma Allah muhafaza eylesin kör yaslara batmış bir hiç o kalbi çalışmayan o kalbi katılaşmış imandan islamdan zikrullah'tan uzak olan o kör yaslara batmış gitmiş perişan kör olmasaydı
onun yüzünden erir giderdi güneşin hararetini tanır da yok olurdu eğer gözlerinde perde olmamış olsaydı sen Allah'ın sıfatlarının tecelliyatını görür kendinde yokluğu yaşardın sen asla bir varlık iddiasında bulunmazdın ama sen körlüğünden dolayı Allah'ın sıfatlarının tecelliyatından uzaksın o yüzden kendinde varlık görüyorsun yaslara batıp mor elbiselere bürünmeseydi şu alem buz gibi donar mıydı hiç bu alem bile körlüğünden dolayı ne oldu buz gibi dondu gitti bu alem sadece dünya değil bu alemde neydi hayalin üzerinde
yürür gör bu alem neydi alemi hayalin üzerinde yürür gör Allah cümlemizi öyle eylesin inşallah Allah'ın

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi