mustafaozbag.org

74. Mesnevi Şerhi (509-515 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 20 Aralık 2020 · 14:50

Varlık âlemindeki yüzbinlerce deniz, yüzbinlerce balık, o bağışın, o cömertliğin tapısında secde eder. Nice bağış yağmuru yağdı da bu yüzden deniz incilerle saçan bir hale geldi. Nice kerem güneşi parladı da böyle bulutta cömertliği de öğrendi denizde. Toprağa, suya bilgi ışığı vurdu da yeryüzü tohumu kabul eder bir hâl aldı. Toprak emindir. Ona ne ekersen hainlik etmez, onu biçersin. Bu eminliği o emanet yüzünden bulmuştur toprak. Çünkü ona adalet güneşi vurmuştur, o güneş ışıtmıştır toprağı. İlkbahar Allah fermanını getirmedikçe toprak gizli şeyleri meydana çıkarmaz. Bir cömerttir, bir vericidir ki bu haberleri, bu eminliği, bu doğruluğu cansız bir varlık olan yeryüzüne vermiştir.
Cansız bir varlığı, lütfu, her şeyden haberdar etmiştir de kahrı, akılları kör etmiş gitmiştir. Can da bu coşkunluğu dayanamaz, gönül de, kime ne söyleyeyim dünyada bir tek kulak bile yok. Nerede bir kulak varsa onun yüzünden göz kesilmiştir. Nerede bir taş varsa onun yüzünden yeşil taşına dönmüştür. Nice bağış yağmuru yağdı da bu yüzden deniz inciler saçan bir hale geldi. Cenab-ı Hak bütün varlığa bahşetti, lütfetti, ikram etti, ihsan etti. Denize de lütfetti, ikram etti. Bu denize biz bir zahiri manadan bakarız. Zahiri manadan bakarsak denizde bin bir türlü insanlara yiyecek, bin bir türlü insanlara gıda vardır. Sayısız. Ama biz bu deniz sözüne, mana gözüyle bakarsak bu alem, bu alemi mana bin bir nimettir, bin bir bağıştır.
Bu mana aleminde, bu mana yolunda her hayrette, her makamda, her tecelliyette sayısız lütuflar ve ikramlar vardır. Sen o mana denizine dalmaya çalış. Sen o mana denizinde yürümeye çalış. Sen kendini o mana denizine atmaya çalış. Ve bak gör ki, bak gör ki, sen sayısız lütuflara, sayısız bağışlara, sayısız ikramlara mazhar olacaksın. Kim Allah'a bir adım gelirse, Allah ona on adım gelir. Kim Allah'a on adım gelirse, Allah ona yüz adım gelir. Kim Allah'a yüz adım gelirse, Allah ona koşarak gelir. O zaman sen şu Allah'a yakın olma yolunda bir yürü. Bir mana denizine doğru bir kulaç at. Sen geç bu gördüğün alemden. O gördüğün denizden de geç. Bu gördüğün varlıktan da geç.
Sen ey iman edenler, Allah'a koşunuz. Koşunuz, ayeti kerimesini kendine ölçe et. Allah'a doğru koş. Ve sen Allah'a doğru koştukça, koştukça, gel gör ki Allah senin önüne sonsuz, sayısız nimetler bahşedecek. 943 plakalı aracın kaldırılmasını rica ediyoruz. Hastamız varmış. Sonu 943'te biten plakalı aracın sahibi buradaysa, arabasını lütfen çeksin. Herhalde etraftaki evlerden birisinden bir hasta çıkacak galiba. Nice kerem güneşi parladı da böylece bulut da cömertliği öğrendi denizden. Ve Cenab-ı Hak bütün varlığına kerem etti. Kerem etmek, karşılıksız vermek.
Cud ehli olmak. İstemeden vermek. Kerem etmek. Aslında layık olmadığı halde bahşetmek. Varlık buna layık değil, Allah kerem etti. Bahşetti, lütfetti, ikram etti, ihsan etti. Ve Cenab-ı Hakk'ın keremiyle varlığın içerisindeki bütün her şey cömertliği öğrendi. Bulut, yağmur yağdırıyorsa Allah'ın keremiyle. Allah'tan öğrendi cömertliği. Ve Cenab-ı Hakk'ın o bahşini görünce, o da cud ehli olanlardan oldu. Güneş, kerem ehli olmayını Cenab-ı Hakk'tan öğrendi. İnsanlar, kerem ehli olmayı Allah'tan öğrendi. O yüzden ayet-i kerimede iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizden buyurdu.
Çünkü iyiliği bahşeden Allah, iyiliği öğreten Allah, iyiliği bu noktada insanların önünde, iyiliğini seren Allah. Ve sen iyilik yapıyorsan üzerinde, bil ki Cenab-ı Hakk'ın eli kolu oldun. Allah'ın iyiliği bahşettiği, iyiliği lütfettiği, elinde bir alet oldun. Ve Cenab-ı Hakk, iyilik Allah'tan senin üzerinde tecelli ettirirken sana da iyilik yaptı. Ya, senin üzerinden tecelli ettirerekten seni de cennetine aldı. Aslında iyilik kim yaparsa yapsın, iyilik Rabbindendir. O sadece bir işleyen makine hükmündedir. Ve Cenab-ı Hakk'a hamd et ki, o işleyen makine sen oldun. Cenab-ı Hakk'a hamd et ki, onun elindeki maşa hükmünde sen oldun. Cenab-ı Hakk'a hamd et ki, Cenab-ı Hak iyiliklerini senin üzerinden bahşetti.
Vakti ki Cenab-ı Hak iyilikleri Adem'in üzerinden bahşetmişti. İbrahim'in üzerinden bahşetmişti. İsmail'den, Yakup'tan, Yusuf'tan, İsa'dan, Musa'dan bahşetmişti. Vakti ki Allah, en büyük iyiliği Hazreti Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellemin üzerinden bahşetmişti. Ve şimdi sen bir iyiliğe sebep olduysan, bu Cenab-ı Hakk'ın kerem güneşinin sende doğmasındandır. Bunun için Allah'a hayriyetten hamd et. Ve iyiliklerin peşinden koş ki, Allah seni o iyiliklere vesile eylesin. Seni o iyiliklere alet eylesin. Kim bir iyiliğe sebep olursa, o iyiliği yapmış gibidir. Kim bir iyiliğe, bir hayra, bir hasenete, bir güzelliğe, bir tatlılığa, bir hayra vesile olduysa, onu yapmış gibidir.
O zaman sen her den, iyiliği, güzelliği, tatlılığı, hoşluğu ara. Hoşluğu ara. Kalbinde mutluluğu ara. Her den, iyiliği düşünenlerden ol. Her den, hayrı, hasenatı düşünenlerden ol. Ve bunu da Allah'a bağla. De ki, o kerem güneşini benim kalbime doğdurmasaydı, ben nereden kerem ehli olurdum, ben nereden lütuf ehli olurdum, ben nereden ikram edebilirdim, iyi insan olabilirdim de, onu da Allah'tan bil.
Toprağa, suya bilgi ışığı vurdu da, yeryüzü, tohumu kabul eder bir hal aldı. Unutma, her varlığın, her zerresinin kendince bir aklı var. Kendince bir emri var, fermanı var. Ve Cenab-ı Hak o toprağa ne yaptı? Bilgisini ikram etti. Bilgisini ihsan etti. O toprak başıboş değil. O toprak kendi kafasından yürümüyor. O toprağın, o taşın, o yağmur tanesinin, her zerrenin kendince bir nefsi ve aklı var. Ve Cenab-ı Hakk'ın lütfetmesiyle, ikram etmesiyle, ihsan etmesiyle, ona ilmi, ona ilmi bahşetmesiyle, toprağa ektiğinin karşılığını alıyorsun. Eğer Cenab-ı Hakk'ın bilgisiyle, ilahi bilgisiyle, onu bilgilendirmemiş olsaydı, o toprağa buğday ektiğinde buğday alamazdın.
O toprağa arpa ektiğinde arp alamazdın. Sen toprak gibi ol. Nasıl toprağa ne ekiliyorsa biçildiğini gördün ya, nasıl toprak hain olmadığını gördün ya, sen de hainlerden olma. Senin atan ceddike, ceddike, ceddike, ceddike Adem'e bütün isimleri öğretti. Aynı isimleri öğretmesi sende de var. Sana da Allah bütün isimleri öğretti. Gel sen nankörlerden olma. Sana ekileni bil. Sen bu aleme Allah'ın halifesi olarak gönderildin. Bu nankörlük niye? Sen Allah'ı tanımak, bilmek, O'na ibadet etmek için gönderildin. Bu sırt çevirme niye? Sen O'na hakiki halis kul olmak için gönderildin. Bu esveli safilinde yürüyüşün niye?
Hiç olmazsa toprak gibi ol. Sana ekilenin, sen yedi başak ver. Sana Cenab-ı Hak ilahi ilmini bahşetti. Bunun geri dönüşü Allah'ı tanımak ve bilmek olsun. Ve Cenab-ı Hak da dedi ki, ey nefis Rabbine mutmain olarak dön. Esveli safilinde tövbesiz, zikirsiz, namazsız, oruçsuz, Allah'ı tanımadan, bilmeden, isyan edercesine her nefes. Bu hal niye? O zaman gelsen toprak gibi ol. Hiç olmazsa ekileni ver. Üstüne katmasan dahi. Ama toprak senden fazla. Allah bir eker senindiriz diyor. Görmedin mi? Allah bire yedi yüz verir. Allah bire yedi yüz verir. Bire bin verir.
Toprağa bir ekersin. Yedi başaklı buyday gibi verir. Ve her başağında diyor yedi tane tane verir. Toprak böyle verir de. Sen neden vermezsin? Sen neden vermezsin? O zaman sen şeytan gibiyim. Ben bundan üstünüm mü diyenlerdensin? O zaman yolun şeytani oldu. Adem'in yolunu seçmedin. Adem'in yolunu seç. Cenab-ı Hak bütün isimleri sana öğretti. Bunun karşılığında Cenab-ı Hak sana ilmi de verdi. Sana bilgiyi de verdi. Ekmeği ensene götürmüyorsun. Ekmeği kulağına da götürmüyorsun. Doğar doğmaz gidip ağacı emmiyorsun. Kaşığı çatala emmiyorsun. Cenab-ı Hak öyle bir lütfetti ki bir anne verdi sana.
Ve ona öyle bir merhamet duygusu verdi ki emzirmezse rahatsız oldu. Senin ağlaman ne ağladı. Senin ağlaman ne ağladı. Senin her ağladığında senin etrafında pervane döndü. Sen nankörlerden olma. Annene üf bile deme. Baban senin etrafında pervane döndü. Ateşli oldun. Hastane hastane koşturdu. Etrafında sabaha kadar bekledi. Babana üf daideme. O senin çocuğunun etrafında pervane dönen eşindi. Erkekler eşlerinize zulmet miyin? Allah'ın size verdiği emanet. Kadınlar Allah size eş verdi.
Müşfik, hilim sahibi. Sizin ihtiyaçlarınızı gören. Onlara hayır demeyin. Onlarla iyi geçinin. İşte Cenab-ı Hak her şeyi senin emrine amada etti. Her şeyi sana göre yarattı. Sana göre dizayn etti. Ama sen nankörlerden oldun. Toprak kadar olamadın. Ve isyan ettin. O toprak ki karnına vurdular seslenmedi. Tohum ektiler seslenmedi. Kirlettiler yine seslenmedi. Tevazu ehli oldu. Toprak emindir. Ona ne ekersen hainlik etmez. Onu biçersin. Toprak emindir. Sen de topraktan yaratıldın. Sen neden emin değilsin? Toprak emindir. Ne ekersen onu biçiyorsun.
Sana neden ekilen biçilmiyor? Sen eminlerden değil misin? Oysa senin peygamberin Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Varlığın içerisinde en eminiydi. En emini. Meleklerden bile emindi. Cebrail'den bile emindi ki Cebrail'in gidemediği yere gitti. Sen neden emin değilsin? Sen de eminlerden ol. İnşallah. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha. Ama salavat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi