mustafaozbag.org

730. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 15 Ekim 2026 · 1:05:56

Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan, anlatan, haykıran, batıl, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranan var ise, nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak bunları yapanların hepsinden intikamımızı alsın, hepsini yerli yeksan eylesin, güçlerini batırsın, birliklerini dağıtsın,
Rabbim İsrail'i yerli yeksan eylesin, destekçilerini yerli yeksan eylesin, Müslümanları zulmedenleri yerli yeksan eylesin, Çin'i dağıtsın, Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin, Filistin'e özgürlük nasip eylesin, Zulüm altında inim inim inleyen Müslümanlara özgürlük nasip eylesin, Cümlemize affı muhafret eylesin, Annelerimize, babalarımıza affı muhafret eylesin, Eş ve çocuklarımıza affı muhafret eylesin, Bizleri zikrullah halakalarında daim eylesin, Devamlı zikrullaha ulaşanlardan eylesin, Cümlemize katından lütfessin, İkram etsin,
İhsan eylesin, Cenab-ı Hak maddi manevi bütün rızıklarımızı hayırlı, helal, bol ve kolay eylesin, Memleketimizi her türlü afatlardan muhafaza eylesin, İslam dünyasını her türlü afatlardan muhafaza eylesin, Eş mayın. Bu akşam 56. Nasihat Furkan Suresi 27-28-29 A'udhu Billahi Minash Shaitanir Rajeem Bismillahir Rahmanir Rahim Fırkan ayet 27-28-29
O gün zalim kimse ellerini ısırarak şöyle der. Keşke Resul ile birlikte bir yol tutsaydım. Vah başıma gelenlere. Keşke filanı dost edinmeseydim. Yemin olsun ki bana zikir gelmişken o saptırdı beni zikirden. Zaten şeytan insanı yapayalnız ortada bırakır. Burada bir Kur'an bize bahsederken bir şahıstan bahsediyor.
O şahıs en önemli şey Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan sapması. O yoldan uzak kalması. Birinci pişmanlığı Hazreti Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan ayrılması. O yoldan ayrıldığının büyük bir pişmanlığını yaşıyor. İkinci mesele kendisine iyi bir dost seçmemesi. Ve kötü dostlarla arkadaş olup kötü insanlarla dost olunca o dostlar onu zikrullah'tan uzaklaştırıyor. Ve çünkü o normalce yanlış kimselerle dostluk kurunca o normalde hem peygamberin yolundan ayrılıyor hem de ardından geliyor. Yani zikrullah'tan Allah'ı zikirden ayrılıyor.
Ve normalde o zikrullahı o Cenab-ı Hakk'ın zikrini kaybetmenin pişmanlığını dile getiriyor. Burada ayeti kerimede. Tabi buna tefsirlerde üstün kör öyle bir baktığınızda bir sahabeden bahsediyor. Yani daha doğrusu bir müşrikten bahsediyor. Önce İslam oluyor sonra İslam'dan ayrılıyor. Ama ve lakin sonuçta Kur'an kendisinden sonra hatta kıyametten sonra böyle insanlara hep rehber. O yüzden evet o gün için bir müşriğin üzerinde bu ayeti kerime inzal olmuş olabilir. Ama günümüze de ışık tutuyor mu? El cevap ışık tutuyor. O yüzden buna bakarken üç farklı perdeden bakmamız gerekir belki de. Birincisi zikrullah'a bakarken vahiy penceresinden, vahiy perdesinden bakacağız ki. Yani Kur'an bir kimseye ulaşmış.
O kimse o hakikati görmüş. Yani İslam olmuş. O la ilahe illallah Muhammeden Resulullah demiş. Birincisi bu ona sonuçta kitabullah insanlara hakikate çağırır ve onlara insanlara hakikati öğretir, hakikati anlatır. O zaman zikre baktığımız burada ikincisi Allah'ı hatırlamak, Allah'ı devamlı zikretmek. O yüzden insanın Allah'a karşı hem zikretmesi hem sorumluluklarını bilmesi ve sorumluluklarını yerine getirmesi olarak göreceğiz.
O zaman üçüncüsü olarak amel olarak zikre baktığımızda o zikretmeyince o kendince kendi hayatına yön veremeyecek ve kendince kendi hakikatini de göremeyecek. Ve böylece o kimse hem Cenab-ı Hakk'ın indirmiş olduğu Kur'an'ın hakikatinden hem kendi hakikatinden hem de Allah mürfumunun hakikatinden uzak kalmış olacak. Ve normalde ilk ikisi yani ilk ikisi insanda yok olunca yani hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini terk edecek hem de terk ettikten sonra o iyi insanlarla dostluk kurmayıp kendince kötü dostluklar kurunca o zaman üçüncüsü tecelli edecek.
Üçüncüsü tecelli etmesini o normalde Allah'ın zikrini terk etmesi Allah'ın zikrini bırakması normalde ilk ikisi tecelli edince yani o kimse Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hidayet yolunu onun sünnet isyenisini terk etti. Terk edince kötü arkadaşlıklar edindi, kötü arkadaşlıklar edinince de o Allah'ın zikrinden uzaklaştı, o zikrullahı bıraktı, zikrullah alakalarını bıraktı. E ne yaptı? Ondan sonra o kimse ne yazık ki sapkınlıklara gitti. O kimse Allah muhafaza eylesin bu dünyadan kafir olarak göçüp gitmesine sebep oldu. Kevh Suresi ayet 28 bunu bize daha güzel açıklıyor. 28'de diyor ki ey Muhammed o Rabbinin rızasını dileyerek sabah akşam ona ibadet eden, dua eden, zikredenlerle birlikte kendini tut.
Peygamber ne söylüyor bunu? Sallallahu aleyhi ve selleme. Ey Muhammed Rabbinin rızasını dileyerek sabah akşam onu aslında burada normalde dua, ibadet, zikir olarak herkes böyle kendince meallerde öyle geçiyor. Ama ve lakin bu ayeti kerime indikten sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri mescide koşa koşa gidiyor. Koşa koşa gidince bakıyor ki orada Allah'ı zikredenler var. Oturuyor zikredenlerin halkasına yani bu ayeti kerimeden sonra zikrullah alakasına oturunca Allah'a hamd ediyor. Diyor ki hani keyf ayet 28'in tecelliatı olan kimseler var Allah'a hamd ederim diyor. O zikrullah edenlerle beraber olduğu için. Çünkü normalde sabret sakın dünya hayatının ziynetine kapılıp gözünü onlardan ayırma.
Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız arzularına uyan işi gücü haddi aşma kılan kimseye sakın uyma. Yani normalde kendisini heva ve hevese kaptırmış. Allah'ın zikrini unutmuş. Allah'ın zikrini unutunca da Allah ona kendisini unutturmuş. O kadar o gaflete dalmış, o kadar o hainliğe dalmış, o kadar zalimliğe dalmış, o kadar günahlara dalmış, o kadar kusurlara dalmış, o kadar yanlışlıklara dalmış. Artık Allah'ın zikri onun kalbine hiç gelmiyor. Allah'ı hiç hatırlamıyor. Ve Cenab-ı Hak diyor ki bu tip insanlardan ey Muhammed yüzünü çevir. Sen Allah'ı zikreden, Allah'a ibadet eden, Allah'a dua edenlerle beraber ol. Bir Müslümanın kimlerle beraber olması gerektiğini, bir sufinin, bir dervişin kimlerle beraber olması gerektiğine dair keyf ayet 28.
Eğer Allah'ı zikredenlerle beraber olmazla, kendisi gider yanlış insanlarla dostluk kurarsa, o zaman o ne yapıyor? O yanlış dostluklar onu zikrullah'tan uzaklaştırıyor. Allah'ı zikirden o geri dönüyor. Heva ve hevesine kurban oluyor. Aman bu akşam hava çok yağıştı ben çıkmayayım oluyor. Aman ne yapayım ya gideyim filanca yerde güzel bir kafe açılmış derse gideceğim ama orada kafede kahve içeyim diyor. Ne bileyim o işte İsrail'i destekleyen Starbucks mıydı neydi? Gidiyor orada kahve içiyor. Çok önemli orada kahve içmesi. O da önemli bir insan ya. O da zenginlerle veya çakma zenginlerle orada beraber olacak ya. Hiçbir zengin gidip de Starbucks'ta kahve içmez. Kendini bilen bir kimse gidip orada kahve içmez. Ama ne oldum delisi sonradan görme olanlar, kendilerine ayrı bir süs verenler giderler lüks sata, şata, şatafat içinde dolaşacağım diye uğraşırlar.
Orlara takılırlar. Oradaki heva, heves, oradaki şeytaniyet, deccaliyet onu zikrullah yapmaktan uzak tutar. Seni Allah'ın zikrinden uzak tutan her şey heva, hevestir, nefistir, şeytandır. Eğer sen zikrullah'tan uzak isen ve zikrullah yapmıyorsan, dersini çekmiyorsan, namazını kılmıyorsan sen heve ve hevese kurban gitmişsin. Sen gösterişe kurban gitmişsin. Adın ister derviş olsun, ister şeyh olsun, ister nakip, ister nugabbat, ister amir, ister memur. Sen ne olursan ol, Allah'ı zikretmiyorsan, Allah'ı zikirden uzak isen, namazını dosdoğru kılmıyorsan, orucunu tutmuyorsan, sen heva ve hevesine kurban gittin, yerin cehennem oldu. Allah muhafaza eylesin.
Ve etrafındaki arkadaşların, eğer ki müminlerden değil ise, etrafındaki arkadaşların, dostum dediğin kimselerin, namazdan, abdestten, oruçtan, zikirden, fikirden, şükürden, İslami gelişmelerden, İslami direnişten, İslami uyanıştan, eğer ki haberi yok ise, bomboş, çok affedersiniz, hayvandan daha aşağı bir mahluk gibi yaşıyorsa, sen de onu kendine dost tuttuysan, onunla beraber halk olacaksın. Başka bir şeyle değil. Sen o zaman dostluk kurduğun kimseye dikkat et, arkadaşlık kurduğun kimseye dikkat et. Seni zikrullahtan mı uzaklaştırıyor, seni namazdan mı uzaklaştırıyor, yoksa seni zikrullaha, namaza, abdeste, oruca, dini inanışının gereği, İslami bir uyanışla, dirilişe mi seni sevk ediyor? Nereye sevk ediyor seni?
Eğer seni heva, hevese, gevşekliğe, nefsaniyete sevk ediyorsa, o zaman senin o dostun, o senin arkadaşın ne yazık ki, şeytanın kucağına oturmuş, şeytanın emrini dinleyen bir arkadaş. Ve sen de onunla beraber şeytanın emrini dinleyen, şeytanın yoldaşı, şeytanın dostu oldun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden yanlış bir dost insanı zikrullahtan uzak tutar. Yanlış bir dost. Hatta o kendince dini çok iyi biliyordur, kendince İslami ilimlere vakıftır. Kalkar der ki bu yaptığınız şey sizin, sünnetullah da yok. Hani olmadığına dair bir hadis getir deyince durur. Olduğuna dair ben bir hadis getirince sen inanacağım mı deyince susar. Olduğuna dair hadisleri koyarsın önüne bu hadisler sahi değil der.
Bu kadar terbiyesizler, bu kadar cahiller, bu kadar ilim yoksulları ve bu kadar zikrullaha düşmanlar. Yani o kimse kendisini İslammış gibi gösteriyor, zikrullah düşmanlığı yapıyor. Ya Ermeni bozuntusu ya Yahudi bozması. Ya sebataycı ya da gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli kafir. Başka bir şey değil. Veya gizli müşrik. Zikrullaha düşman olan bir kimsenin mümin olması düşünülemez çünkü. E sen onunla arkadaşlık ediyorsun, onunla dostluk ediyorsun. İki yüz yetmiş tane zikirle alakalı ayet var. Yedi yüzün üzerinde olduğunu söylüyor bir profesör. Yok onlar daha iyi biliyorlar. Yani zikrullahla alakalı ama işte yapılış şekliyle alakalı.
Sana ne? Yuvarlanarak da Allah'ı zikrederim. Sana ne? Zikretmemekten daha iyidir. Ama yok o illaki çok biliyor ya. E ne oluyor bu sefer? Normalde sen Allah'ı zikredenlerle, müminlerle beraber olman gerekirken heva hevesine uymuş, şeytanı kendine delil etmiş, heva ve hevesini kendisine ilah etmiş kimselerle beraber oluyorsun ki yarın mahşerde pişman olmaman mümkün değil. O yüzden normalde o kimse bu bir de bunlar böyle birden olmaz, bir gecede olmaz. Bu yavaş yavaş yürür bir insanda. Bu böyle sinsice yürür, tatlı tatlı yürür. İnsanın yoldan uzaklaşması bir kimsenin bir günde olmaz. Bir günde zikrullahla alakasını terk etmez o kimse. Yavaş yavaş bir gün gelmezsin, aradan bir zaman geçer, iki gün gelmezsin, üçüncü hafta gelmezsin, dördüncü hafta gelmezsin, sonra başlarsın.
Ya yaptığımız doğru mu? Şeytan o vesveseyi verir. Bir de etrafında dini çok bilen insanlar da vardır. Onlar da derler böyle bir şey yok, siz ne yapma böyle bir şeyin peşinden gidiyorsunuz. Olmaz böyle bir şey. Peşinden gittiniz adam ne ki? Her şey bir bahane. Böyle kafanızı sallamak zorunda mısınız? Böyle sallanmak zorunda mısınız? Böyle halaka kurmak zorunda mısınız? Böyle toplanmak zorunda mısınız? Başlar şeytan ve nefis. Sen onu ilk etapta susturmadın. Yani birisi senin anına küfretse ağzını burnunu dağıtırsın. Ama birisi senin dininle alay etse sen susar ağzını yüzünü toplayamazsın. Kendi ağzını yüzünü. Ona bir şey de diyemezsin. Ona bir şey de söyleyemezsin.
Neden? O senin arkadaşın ya, o senin dostun ya. O seninle beraber oturuyorsun ya. Senin dinine küfretti. Senin dininle alay etti. Senin yaptığın ibadetle alay etti. Sen nasıl ona kalkıp da hiçbir şey demedin, dinledin? Dinledin. Şeytan sana vesvesi verdi, onu dinledin. Yani sen dedin, ona cevap vermek için dinliyorsun hesapta. Yok, hayır. Sen ona cevap vermeye kalkmayacaksın. Cevap da vermeyeceksin. Dinleyeceksin onu. Şeytan senin gönlüne bir zıpkın attı. Şeytan senin gönlünü bir ne yaptı? Bir okuna attı. Seni onu dinletecek. Sen ona anında cevap vermeyeceksin. Dinlediğin anda kaybettin. İmtihan size çarptığı andır. Sen o şeytanı susturmadın.
O şeytanın adamını sen susturmadın. O şeytanın temsilcisini sen susturmadın. O şeytanın temsilcisini bir sustursaydın, o duracaktı. O şeytanın temsilcisi. Sen ona yumuşak davrandın. Sen ona sert davranman gerekirdi. Müminler kafirlere karşı şediddir. Ama müminler şimdi kafirlere karşı yumuşak, Müslümanlara, Müminlere karşı sert. Bir müminin hatasını görünce dar tahtasını koyuyor, bütün elinde ne varsa ona atıyor. Ama bir kafire bir şey diyemiyor Müslümanlar şu anda. Bir gayrimüslime bir şey diyemiyor. Senin dininle savaşana Müslümanlar bir şey diyemiyor şimdi. Neden? Denizin üzerinde köpük gibiler. O köpüğün bir tane zerresi de biziz. Sebep? Bizim dinimizle alay eden, yolumuzla alay eden bir kimseyi susturmadığımızdan dolayı.
Biz bir de çok edep timsaliyiz ya, biz böyle çok ahlaklıyız ya. Sus lan konuşma. Diyemiyoruz biz. Sus lan terbiyesiz adam. Sen ne benim dinimle uğraşıyorsun? Diyemiyoruz biz bunu. Yani bunlar böyle yumuşak buluyorlar bizi. Biz de böyle Müslümanlar aman bize öğrettiler Müslüman, Mümin normalde kafirlere şediddir. Biz yumuşak olduk. Tutturdular bir terenlerini. İslam sevgi dinidir. İslam cihat dinidir. İslam cihat dinidir. Allah ve Resulü bize cihada emreder. Nereden buldunuz yumuşak Müslümanı? Bulduk. Çünkü paramızı düşündük, malımızı düşündük. Rahatımızı düşündük.
Lüksümüzü düşündük. Konforumuzu düşündük. Aman bu arkadaşı kırmayalım. Ben bununla alışveriş ediyoruz dedik. Aman ben bunu kırmayayım, üzmayayım. Şimdi akşamları çıkıyoruz. Starbucks'ta kahve içiyoruz dedik. Aman ben bunu üzmayayım, kırmayayım, incitmayayım. Neden? İşte biz bununla böyle mekan mekan geziyoruz dedik. Sustuk. O adam da ağzına geleni söyledi. Biz sonra ona benzedik. Biz sonra ona benzedik. Biz şu anda İslam dünyası yumuşak. Yani dolabını terk edemiyor, arabasını terk edemiyor, rahatını terk edemiyor, lüksünü terk edemiyor, konforunu terk edemiyor, terk edemiyor. Allah muhafaza eylesin. Oysa Cenab-ı Hakk'ın bize emretti zikir ehliyle beraber olmamızdı.
Cenab-ı Hakk'ın bize emretti cihat etmeyi düşünen kimselerle beraber olmamızdı. Bize emretti kendi yolunda dosdoğru gidenlerle beraber olmamızı bize emretmişti. Sabah akşam Allah'ın cemalini, Allah'ın cemalini isteyen, cemalini kavuşmak isteyenlerle beraber olmamızı istiyordu bizim. Ama biz onları yapamadık. Biz onları yapmadık da. Biz sabah akşam kendi heva ve hevesini ilahlaştıran kimselerle dost olduk, arkadaş olduk. Evimizde eşimize dahi biz söz geçiremedik, çocuklarımıza dahi söz geçiremedik. Onlar heva ve heveslerini ilah edindiler. Onlar heva ve heveslerini ilah edinince biz onlara dahi seslenemedik. Biz çocuğumuza otur lan şuraya oturdun yere namazını dost doğru kul diyemedik.
Aman çocuğumuzu inciteceğiz, aman çocuğumuzu kıracağız. Veya eşimize şunu diyemedik. Dost doğru namazını kıl, beş vakit namazını kıl diyemedik eşimize. Aman tabi aramız bozulur, aramız bozulursa gece bize sırtını döner. Sırtını dönerse biz ne yaparız sonra? Hatunsuz kalırız, çocuksuz kalırız. Biz onlara da bir şey diyemedik. Diyemeden, diyemeden, diyemeden, diyemeden İslam dünyası bu hale geldi. İslam dünyası bu hale geldi. Hepimiz bu hale geldik. Allah muhafaza eylesin. Ve ama biz normalde zikrullah halakalarını da terk ettik. Mahallede bir zikrullah var. Biz dedik ki ya kim yaptıracak filanca. Aman ya onun zikir halakasına mı gidelim ya?
Ben gitmiyorum ona. Kim yaptırıyor filanca? Ben ya onunla biraz aram iyi değil benim. Nerede ders var filanca? Ya sizin mahallede? Ya ben gitmiyorum mahalle derslerine. Ben ev derslerine de gitmiyorum. Ben gidersen perşembe günleri giderim. Başka bir gün gitmem. Bu hale geldik. Oysa zikrullah halakası mücevherdi. Zikrullah halakası bizim için çok kıymetliydi. Çünkü toplulukla Allah'ı zikredenlerin hadis-i şerif bir topluluk Allah'ı zikretmek üzere bir araya gelirse Melekler onların etrafını sarar Allah'ın rahmeti onları kaplar üzerlerine sekinet iner ve Allah-u Teala onları kendi katındakilere övgüyle anlatır. Müslüm, Temiz'i Ebu Davud. Biz bu hadisleri de unuttuk. Başka bir İmam Hanbel'in hadisinde bir insanla Müslümanlar toplansalar Allah'ı zikretseler oradan affolmuş değil.
Geçmiş günahları da hayra çevrilmiş olarak kalkınız der. Biz onları da terk ettik. Zikrullah halakalarını da terk ettik. Öyle olunca biz ne yazık ki Allah muhafaza eylesin yüz çevirenlerden olduk. Kimdi Zuhruf ayet 36'dan 38'e kadar Rahman'ın zikrinden yüz çevirene bir şeytan musallat ederiz. Artık o onun yakın arkadaşıdır. Onlar bunları yoldan alıkoyarlar. Oysa kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. Sonunda huzurumuza geldiğinde keşke benimle senin aranda doğu ile batı kadar uzaklık olsaydı der. Ne kötü arkadaş. Evet biz zikrullah'tan yüz çevirince bu hale geldik. Ve biz zikrullah'tan yüzümüzü çevirince hemen şeytanla biz dostluk kurduk.
Onun kalbine ne oldu? Şeytan oturdu. Şeytan ona vesveseyi verdi. Ve o kimse halak-i zikrullah'tan ve günlük virdini dersini çekmekten uzaklaştı. Bir kimse zikrullahı terk etti. Rahman'ın zikrinden yüz çevirdi. Allah o onun gönlüne şeytanı musallat kıldı. O zikrullah ederken Allah onun gönlünü muhafaza altına almıştı. Ama o zikrullahı terk edince Cenab-ı Hak onun kalbine bir şeytan musallat kıldı. Yani o bir şeytana müsaade etti. Şeytana karışmadı. Neden karışmadı? Sen zikrullahı terk ettin diye. Sen zikrullah'a devam etmiş olsaydın Allah senin gönlünü koruyacaktı. Muhafaza edecekti. Sen zikrullahı terk ettin. Senin gönlüne Cenab-ı Hak şeytanı musallat kıldı.
Şeytanı musallat kılınca şeytan senin arkadaşın, dostun oldu. Seni uzaklaştırdıkça uzaklaştırdı. Uzaklaştırdıkça uzaklaştırdı. En sonunda sen Allah'ı da peygamberi de inkar eden hale gelebilirsin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu iki ayet. Hem Kevh Suresi hem de bu Zuhru Suresi bu Furkan ayet 29'daki pişmanlığı daha geniş bir çerçevede anlamamız için yeterli.
O zaman bize ne lazım? Evet biz zikrullah'a düşman, zikrullah'a gelmeyen, zikrullah'tan uzak duran kimselerle namazı terk etmiş, orucu terk etmiş, dinin vecibelerini terk etmiş, farzları yerine getirmeyen haramların içerisinde dolaşan kimselerle dostluk kurmayacağız. Kurarsak biz onu ancak tebliğ etmek için kurabiliriz. Ancak ona nasihat etmek için. O bize diyecek ki şuraya gidelim, biz diyecek ki gel zikrullah'a gidelim. O diyecek ki bize buraya gidelim, biz ona diyeceğiz ki namaz vakti hadi namazımızı kılalım. O diyecek ki şunu yapalım olur namazları kılalım da yapalım. Namazları kılalım da yapalım. Eşimize, çoluğumuza, çocuğumuza, annemize, babamıza, etrafımıza, akrabalarımıza zikri nasihat edeceğiz, tavsiye edeceğiz.
Zikri nasihat edeceğiz, tavsiye edeceğiz. Yoksa onların zikirsizliğine, onların haramlarına göz yumduğumuz müddetçe biz de o haramı işlemiş gibi olacağız. Biz de o haramı işlemiş gibi olacağız. Çünkü onun haramına göz yumduk. Onun haramına seslenmedik. Onun farzları terk etmesine seslenmedik. Bakın canım kardeşlerim, ümmet-i Muhammed'in açmazlarından birisi şu. Anne baba namaz kılıyor, çocuk namazı terk etmiş, anne baba çocuğuna bir şey diyemiyor. Veyahut da adam namaz kılıyor, oruç tutuyor, Allah'ı zikrediyor, karısına bir şey diyemiyor. Birisi farzları, elimizin altındakilerden sorumluyuz. Birisi farzları terk ediyor, resmen günahı kebar işliyor.
Farzları terk ettikten sonra, zaten o kimse de farklı günahlar da tecelli eder. Biz onun günahına sessiz kalıyoruz. Onun günahına sessiz kalmak, aynı günahı işlemiş gibi oluyoruz. Bunun farklı bir izahatı yok. Senin elinin altındakilerden birisinin günahına göz yumman, aynı günahı senin işlemiş gibi olmandır. Hatta onun günahını sevmen. Öyle ya, onunla beraber halk olursun. Allah muhafaza eylesin. Rabbim korusun inşallah. O yüzden normalde, bir de şunu, şu gaflete de düşmeyelim. Yani biz bir yanlışlık yaptık, biz bir eksiklik yaptık. O eksikliğimizi, o yanlışlığımızı şeytanın üzerine yıkmayalım. Kendi irademizle yaptık, ne yaptıysak.
Kendi elimizin ürünü. Rabbim bizi zikredenlerden eylesin. Cenab-ı Hak iyi dostluklar kuranlardan eylesin. Hayırlı dostluklar kuran, bu noktada Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan dostlarla dost olmamızı eylesin. Cenab-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed'i zikredenlerden eylesin. Cümle ümmet-i Muhammed'i zikredip affolmuş olanlardan eylesin. Allah'ın cümlemizi affı mafiret eylesin inşallah. Sorulara da bir bakıverelim inşallah. Varta nedir? Sufi Varta'ya neden düşer? Sufi Varta'dan nasıl kurtulur? Varta boşluk demek. Bir kimsenin Kur'an ve sünnet tarihinde bir boşlukta bulunması. Varta veyahut da işte Bediüzzaman Said-i Nursi'nin tasavvuf, tarikat, hakikat namları altında diye 29. mektup 9. kısım 8. telvihte ehli tasavvufun, ehli tarikatın vartalarını anlatır.
Burada en önemli vartalardan birisi der ki bir derviş, bir sufi sünnet-i seneye bırakıp üstadının diyor bir virdini daha önemli görmesidir diyor. Veyahut da o kimse sünnet-i seneyi terk ediyor. Üstadının hani bir amelini işleyecek veyahut da onun tavsiye etti bir şeyi işleyecek noktasında. Varta o zaman Kur'an ve sünnetin dışındaki düşünce, hal, hareket, bütün hepsi de bunlar Varta'nın içerisinde. Bizim her halimiz Kur'an ve sünnetin imamlarının iştahının içinde olacak. Her sözümüz de öyle olacak. Eğer bunun dışına çıkarsak Varta'ya düşmüş oluyoruz. Nasıl kurtulunur? Tövbe ederiz, Kur'an ve sünnete sımsık yapışırız. Cenab-ı Hakk'ım affı muafiret eylesin. Başka birinin adına tövbe edilir mi? Tövbe insanın kendisiyle alakalıdır.
Başka birisinin günahlarının affolması için dua ederiz. Bu haktır. Ama biz onun adına tövbe edemeyiz. Böyle bir şey yok. Ben hiç okumadım bugüne kadar. Ancak birinin kurtuluşu için, affolması için dua etmek var. Allah bizi iyi eylesin. Ölen kişinin adına tövbe edilir mi? Ölen kişiye dua ederiz. Hani bir sahabenin babası vefat etmiş. Onun az bir orucu varmış. Tutabilir miyim ya Resulallah demiş. Tutmuş. Veyahut da kurban kesebilir miyim demiş. Kesmiş. Dua ederiz biz ölülerimizin arkasından. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve diğer peygamberlerin tövbe ölçüleri nelerdir? Tövbe tövbedir. Hepsi de tövbe etmişler. Rabbim bizleri de tövbe edenlerden eylesin.
Postun Hazreti Mevlana'nın ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin makamını temsil ettiği söyleniyor. Peki biz program yaparken Hazreti Mevlana ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem makamı olan posta oturarak mı programa katılıyor? Normalde post pir seviyesindeki zatların, pir efendilerin, pir efendileri temsil eder. O yüzden öyle Hazreti Peygamberi temsil eder ben diyemem. Allah bizi affetseyin. Zekullah'ta hak esmasında bir çavuşun zahiri hak, batini hak, evveli hak, ahirete hak demesi uygun mudur? Bunda bir sıkıntı yok. Desen olacak, demesen olacak. Bu tip şeylere takılmayın.
Erkekte cinsel olarak isteksizlik var ve bunu kabul etmiyor. Yaşadığı ilişki kadını tatmin etmiyor. Ama erkeğe göre yeteri, yeterli. Oysa ki erkekte sıkıntı var. Ben de kusurunu yüzüne vurmuyorum, utandırmıyorum. Ama o kendini yeterli gördüğü için tedavi niyeti de yok. Cinsellik kadının da hakkı değil mi? Kadının mutluluğu gözü hallediliyor. Haftada bir kere, on günde bir kere yeterli görünüyor. Şimdi bu böyle biraz geniş bir mesele. Normalde bazı erkekler veya kadınlar cinsel konularda soğuk, isteksiz olabiliyor. Öyle soğuk, isteksiz olunca onlar için normalde bir erkek için, normalde on günde bir normal görünürken, hele gençse bu insanlar, o zaman bir kadın için on günde bir yeterli olmayabilir.
Şimdi buna bir ölçü koymaya kalkarsak biz şimdi, Allah muhafaza eylesin, sıkıntılı bir durum olabilir ama bunun en uzak ölçüsü, Hazreti Ömer Efendimiz'e gelmiş ya, bir kadın demiş ki, benim erkekle problem var, daha fazla ilişki kurmak istiyorum ama demiş, daha fazla ilişki kuramıyorum. Demiş, nasıl oluyor? Üç ayda bir oluyor. Kadına demiş, bu sana yeter. Hanefiler bunu ölçü almışlar. Ama bu tabii orada o kadının yaşı, erkeğin yaşı, bunlar normalde hani göz önünde bulundurulduğunda farklı bir ölçü çıkabilir. Normalde bu tabii insanların kendi böyle cinsleri, soylarıyla da alakalı. Yani bazı kadın ve erkekler var, ben biraz burada bayındır tabirini kullanacağım, yoz. Yani yoz şu demek, yani o erkek fazla cinselliğe düşkün değil.
Bir hafta, on gün, bir ayda bir, iki ayda bir, hani bıraksan ona filler gibi on altı ayda bir ilişkiye girecek. Hani seslenmesen. Bunlar yoz. Yani yoz ne demek? Cinsel ilişkiye çok istekli değil. Normalde mesela işte otuz beş, kırk yaşa kadar bir kimse, bir erkek normalde işte haftada iki, üç, dört, beş cinsel ilişkiye girmesi gerekir. O şeyine bağlı. Hani o kimsenin o konudaki isteğine bağlı veya o konudaki kendi duruşuna bağlı. Normalde işte hadi kırk yaşından sonra haftada ikiye düşsün, hadi altmıştan sonra haftada bire düşsün, ikiye düşsün. O şeye bağlı. Ne o? O kimsenin cinsel aktivitesine bağlı. Aynı şey kadınlar için de geçerli. Bazı kadınlara dokunmasan dokunmayan bin yıl yaşasın diyecek, hiç dokunmayacak.
Yani dokunmasan hiç seslenmeyecek. Bu da doğru değil. Bu sadece erkekle rahatsız bir şey değil, kadınlar da aynı şekilde. Kadınların da bir kısmı yoz. Yani cinsel ilişkide isteksiz. Cinsel ilişkide isteksiz olunca o da sıkıntı. Ne yazık ki bu böyle evli çiftlerde bu büyük problem. O yüzden bunu konuşmadan hani böyle halletmeleri mümkün değil. Karşılıklı oturacaklar. Bu soru buraya geliyorsa aynı zamanda bir mesaj bu. Yani bu soru buraya geldiyse burada birilerine mesaj. Yani nasıl mesaj? Açık açık konuşmak gerekirse evli bir kimse bunu, bu sohbet dinleniyor. Ama ya internetten dinleniyor ya da burada dinleniyor, dinleniyor. Herkes buradan nasibini alsın. Yaşına baksın, yaşına göre.
Desin ki ben kaç yaşındayım? Otuz yaşındayım. Benim haftada üç dört gün cinsel ilişkiye girmem lazım. Ben kaç yaşındayım? Ben kırk yaşındayım. Benim haftada en az üç gün gene devam etmesi lazım. Ben kaç yaşındayım? Elli yaşındayım. Haftada en az iki gün devam etmesi lazım. Ben kaç yaşındayım? Yetmiş yaşındayım. Haftada bir devam etmesi lazım demesi lazım. Ölçü. O zaman kadınların da zaten hayır deme lüksü yok ya kendince. E bir gün başı arıyor, bir gün belli arıyor, bir gün yorgun, bir gün günü var, bir gün bilmem nesi var. Bitti hafta. E kadın bunu da göz önünde bulunduracak. O zaman normalde eşine bu konuda daha istekli olacak. Daha bu konuda gayretli olacak. Ama bu evliliklerde büyük sıkıntı.
Hem kadınlar için hem erkekler için bu büyük sıkıntı. Yani bunu biraz daha aktifleştirecek olan erkekler. Erkek bu konuda daha aktif olacak ve aktifleştirecek. Erkek bu daha aktif olmuyorsa ve aktifleştirmiyorsa sıkıntı var. Bu noktada kadının da erkeğin de boşanma hakkı var mı? Var. Kadın şunu diyebilir. Bana haftada 10 günde bir ilişkiye girmen bana yetmiyor. Bu konuda git tedavim olacaksın. Tedavi ol veyahut da kendini değiştir. Ne yapacaksan yap. 10 günde bir bana yetmiyor. Kadın bunu söylüyorsa gerçekten dürüst bir kadın, iyi bir kadın. Evliliğini düşünüyor. Evliliğini yıkmak istemiyor. Bunu açık bir şekilde eşine söyleyecek. Ha eşi tedavi mi olur? İşte ne yapar ne eder?
Kendince kendine baktırır. O zaman söyler. Der ki böyle böyle. Ben evlenmezden önce ben böyle isteksiz olduğumu bilmiyordum. Ama evlendim baktım isteksizim ben. Benden boşanabilirsin de der. Bu da açık kapı. Veyahut da aynı şekilde kadın bu konuda isteksiz. O zaman erkek de onu istekli hale getiriyor, getiremiyor. Beceriyor, beceremiyor. Bu sefer kadına diyebilir. Sen bu konuda isteksizsin. Bu konuda yeterli değilsin. Ma selama. Allah yoluna açık etsin. Normalde böyle bir yol alabilirler mi? Alabilirler. Ama en önemli şey şu. Taraflar otursunlar. Bu konuları konuşsunlar. Bu konuları beraber konuşaraktan anlatsınlar. Yani bunu normalde bir nezle gibi düşünün.
Her iki tarafta da böyle bir rahatsızlık olabilir. Hani nasıl bir grip oldun? Doktora gidiyorsun. Doktor da kendince tedavi diyorsun. Bu konuda da bir insanlar giderler. Bir tedavi olurlar kendilerince. Tedavi olduktan sonra da evliliklerini kurtarırlar inşallah. Benim eşim beni maddi manevi yalnız bırakıyor. Evliliğimiz boyunca hiç desteği hissettirmedi bana. Olması gereken maddi desteği anne babasına oluyor. Benim anne olma isteğimin bile bir önemi yok. Çabasız kalıyor. Cinsel noktada da eş olarak cinsellik yaşatmıyor. Bir erkeğin karısını cinsel olarak tatmin etmemesi kadını günaha sürüklemez mi? Hakkınızı helal edin demiş. Allah muhafaza eylesin. Siz günaha sürüklenmeyin yine.
Normalde evli olan erkekler, normalde eşlerinizin temel ihtiyaçlarını göreceksiniz. Temel ihtiyaçlarını gördükten sonra anne ve babanızın ihtiyaçlarını göreceksiniz. Ya da baştan evlenirken diyeceksiniz ki ben birinci derecede annemin babamın ihtiyaçlarını görürüm. Artanındanken senin ihtiyaçlarını görürüm. Makul dairede çünkü evlenen bir kimse eşinin ve evinin ihtiyaçlarını görmek zorunda. Yani eşinin ve evinin ihtiyaçlarını erkek görmek zorunda. Ama bazı gerçekten var, öyle erkekler var. Eşinin ve evinin ihtiyaçlarını görmüyorlar. İşte ne babasının borcu bitiyor, ne annesinin ihtiyacı bitiyor. Bitmiyor. Bu sefer normalde işte habire annesinin babasının borcu.
Babası gidiyor bir yerlere borç yapıyor. Habire babasının borcu var. Babası bir iş yapıyor, batıyor. Bir iş yapıyor, gene batıyor. Hep borcu var babasının. Bu sefer erkek evlat neyi var neyi yok götürüyor babasını yatırıyor. Olmuyor gidiyor borç alıyor iki taraftan. Olmuyor gidiyor kredi çekiyor. E evdeki kadın ne yapsın? Evdeki kadın duruyor öyle. Bu da doğru değil. Bakın bu da doğru değil. E ben babamın borcunu ödemek zorundayım. E evine de bakmak zorundasın. Evine de bakmak zorundasın. E yetmiyorsa sen önce evine bakacaksın. Bu evinin ihtiyacı ne kadar? 50 bin lira. Al ver 50 bin lirayı sen evine. Örnekliyorum bunu.
Ne kaldı geriye sana? 50 bin lira. Götür babana ver. Sen parasız dolaş o zaman. Yani anne babalara da şaşırıyorum ben. Yani sen bu çocuğun parasını yiyorsun. Bir çocuğun birisi çalışıyor diyelim ki. Para kazanıyor. Veya memur veya işçi. Öbür çocukların hiçbirisine gözünü dikmiyor. Ona gözünü dikiyor. Ver Allah ver. Ver Allah ver. Böyle çok problemli arkadaşlar aramızda. Bakın aramızda çok problemli insan var böyle. Normalde hele bunların eşleri de çalışıyorsa daha rahatlar bu arkadaşlar. Eşi çalışıyor nasıl olsa maaşı var. Elindekini götürüyor. Yok babasının borcu var. Yok anasına buzdolabı alınacak. Yok annesinin evine misafir gelecekmiş.
Koltuk takımı alınacak. Yok annesinin günü varmış. Bilmem ne olacakmış. Bilmem ne olacak. Haydi babası bir ümreye gidecekmiş. Hadi ümreye götürecek, gönderecek olan bu adam. Ya bu adamın parası belli. Bu adamın parası belli. Ne kadar diyelim ki aldığı maaş 100 lira. Seni nasıl ümreye göndersin? Evine nasıl bakacak? Bu sefer gelini tiftekliyorlar. Gelin dünyaya tapan oluyor. Sen nasıl dervişsin? Siz dünyaya mı tapıyorsunuz? Sizin üstadınız dünyaya mı taptırıyor size? Ne olmuş sen eve baksan? Ne olmuş sen adama para versen? Daha da ilerisi. Yani adam gece normalde kadının telefonundan alıp, kadının telefonundan kredi çekip, o krediyi kendi hesabına yatıran var. Daha da ilerisi.
O krediyi kumarda kaybeden var. Yani insanların düzeni kaçmış. Yani kadının telefonundan, normalde bankadan kredi çekip, o krediyi kendi hesabına yatırıp, o krediyi kendi hesabına yatırdıktan sonra onu kumarda kaybeden var. O krediyi kendi hesabına yatırıp, götürüp babasının eline veren var. Dinlediklerim bunlar hep benim. Dışarıdan, içeriden. Ama içeriden de var. Ben bunu duyunca diyorum ki ya, bu adamlar benim sohbetimi dinlemiyor mu acaba diyorum. Öyle ya. Dinlemiyor. Dinlese yapmaz bunu. Duyuyor, dinlemiyor. Duyuyor, dinlemiyor.
Veyahut da eşini babasına diyor ki, git baban bunu halletsin. Allah Allah. Neyi halledecek adam? Ben bir şey diyemem demiş, 11'de, 11.5'da kadını evden kovuyor adam. Derviş olsa dersini alır, gönderir. Hiçbir derviş kardeş eşini gece 11'de, 12'de evden kovmasın duyarsam, yemin ediyorum, vallaha da, billaha da, tillaha da, onun dersini alır, gönderirim.
Yeminle söylüyorum bunu. Bu adamlık değil. Hele bu zamanda. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, sıkıntılar var. Rabbim korusun inşallah. O yüzden, erkekler birinci derecede eşlerinin evlerinin makul dairede. Makul dairede. İhtiyaçlarını görecekler. Anneye, babaya bakmak, erkeğe farz. Eyvallah. Annenin, babanın devamına ihtiyacı varsa evlenme kardeşim. Sen evlendiğinde bir yükümlülüğün altına giriyorsun. Bir zorunluluğun altına giriyorsun. Evine bakmakla mükellefsin. Eş ve çocuklarına bakmakla mükellefsin. Mükellefsin. Sen iki mükellefiyetliği götürebileceksen evlen. İki mükellefiyetleri götüremeyeceksen evlenme.
Annene bakma, ona babana bakmaya devam et. Yani normalde, hani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e zedir cihada çıkacağı zaman birisi geldi, o da cihada gitmek istiyordu. Geride ne bıraktın dedi. İhtiyar anne ve babamı bıraktım. Sen git annene babana bak dedi. Sen git annene babana bak dedi. Eyvallah. Annenin babanın bakıma mı ihtiyacı var? Evlenme kardeşim. İkisini beraber götüremeyeceksen evlenme. Milletin başını yakma. Ha anne baba da bakıma ihtiyacı varsa çocuğun oğlunu evlendirmesin. Desin ki oğlum ben seni yetiştirdim, büyüttüm, eline mesleğini verdim, memur ettim, amir ettim neyse. Senin maaşın bana lazım. Hakkıdır babanın. Bak babanın hakkıdır bu.
Der ki her ay bana elli bin lira vereceksin. Üstünden evleniyorsan evlen. Bitti. Hanefi'ye göre hakkıdır. Bunu normalde yatsınmaz. Buna hayır denmez. Bakın buna hayır denmez. Bir Hanefi'ye göre erkek çocuğum buna hayır deme lüks yok. Emredersiniz baba. Buyur. Her ay elli lira. Tabi Mehmet neyden geçireceğiz işte bakacak bize. Tabi Allah Allah. Ne yapacağız daha çalışacağız mı Allah Allah. Normalde bu Hanefi'ye göre normalde bir erkek çocuk anne babaya bakmakla mükellef. Bakın anne babaya bakmakla mükellef.
Kadınlar da evlenirlerken ona göre evlensinler. Ha beklesinler annesi babası olmayan bir çocuk olursa onunla evlensinler. O rahat o zaman. Anne baba yok ya nasıl olsa. Kılçıksız adam. Eyvallah. Onunla evlensinler. Öbür türlü annesi babası varsa. Erkek çocuğun anne annesine babasına bakmak zorunda. Farz. Bakın farz bu. Bu normalde din bu. Yersen lokantası yemezsen ne işini istediğini yap. Sıkıntı değil. Din bu. Lütfus da diyecek ki mesela Ahmet Can bütün kazandın bana ait diyecek. Getir buraya. Getirecek Ahmet Can. Diyecek ki ne kadar yiyorsun aylık sen. İşte baba ben ayda normalde evinin geçimi senin 50 lira. Al diyecek.
Makul dairede 50 lirayı evini geçindir. Üstü benim diyecek. Hakkı. Cevdet Usta diyecek ki Yusuf senin normalde bütün kazancın bana ait. Evlendin mi evlendin tamam. Senin evliliğine 50 lira yeter al 50 lira. Geçin evine. Evlendirirken de öyle evlendirecek. Diyecek ki bu çocuğun 50 liraylık şeyi var. İstikakı var. 50 liraya. Abdülkadir bu diyebilir baban sana. Bir istikak koyabilir. Diyebilir ki normalde senin istikakın 50 lira. Üstü benim diyebilir. 50 lirayla geçinir misin? Yer misin? Yedirir misin? Ne yaparsan yapacaksın. Örnek. Bunu böyle latifeleştiriyor mama. Yani işin hakikati gerçeği bu. Herkes evlenirken soracak. Kadın da soracak.
Aylık ne kadar eve harcayabilirsin? O da diyecek ki babam 50 lira müsaade ediyor. 50 lira. Velhat da haline amin. Allah yoluna çekersin. Bu zaman da 50 lirayla geçinilmez. Diyecek. Evlenmeyecek kız da. Evlenmeyecek, evlenmeyecek. Sıkıntı yok bunda. Ama bunu bile bile yürüyecek insanlar. E şimdi evleniyor. Adamın, babasının hiç borcu bitmiyor. Böyle tırnak içerisinde bir kimse var. Hani dervişler üzerine alınmasın. Dışarıdan hanımı derviş. Hiç borcu bitmiyor adamın. Adam hep borçluyor. En sonunda dedim kes kızım verme dedim. Şimdi ben herkese bunu söylüyorum. Bayanlara, çalışan bayanlara, parası olanlara diyorum ki vermeyin kocalarınıza. Vermeyin diyorum. Tabii gelin vermeyince kıyamet koptu.
Kıyametler koptu, kıyametler koptu. O kız da bir dirençli çıktı. Üstadım vermeyin dedi, vermiyorum dedi. Bir de söylemiş, üstadım verme dedi demiş. Benim ne üstadlığım kaldı, ne bir şeyim kaldı. Benim telefonumu bulmuşlar. Yolda giderken telefon açtı. Mustafa Hoca ile mi görüşüyorum? Ben hoca değilim. Yanlış numara herhalde dedim. Çok hiddetli sordu. Yok yok dedi, yanlış değil. Sen dedi Mustafa değil misin? Benim adım Mustafa mı? Ben hoca değilim dedim. Neyse söyledi. Ondan sonra sen nasıl verdirmezsin dedi. E tabii ben de bir açtım ağzımı, yumdum gözümü. Ne adamlığını bıraktım, ne herifliğini bıraktım. Bir coştum ben şimdi. Ulan adam olan adam gelinin parasına mı göz diker.
Sen nasıl adamsın? Sen nasıl herifim diye dolaşıyorsun? Hiç mi utanmıyorsun herifliğinden? Gelinin parası için bir de bana telefon açıyorsun. Ben benzettim buna bu. Telefonu da kapatacak, kapatma lan dedim telefonu. Sen ne zannettin ben dedim. Kalkacaksın bir de arkamdan küfredeceksin. Benim arkamdan ana avrası öcek kadar şerefsizin tekisin. Sen yüzüme küfret lan dedim. Geleceğim şimdi senin bulunduğun yere dedim. Tık yok bunda. Küfretmedim diyemiyor. Dedim lan ya özür dileyeceğim benden ya da geleceğim şimdi oraya dedim. Sen nasıl hocasın dedi. Ben böyleyim dedim. Benim yüzüme küfret edecek olanı dedim. Deşerim ben dedim. Hadi küfret lan diyorum ben şimdi buna.
Bu küfredemiyor da. Kapat lan telefonu dedim. Terbiyesiz adam dedim. Gelinin parasına göz diken dedim. Edepsiz adam dedim. Adam mısın lan sen dedim. Kapat telefonu lan. Senin gibi adamla konuşmak bile. Yazık lan dedim. Bu tabi kapattı telefonu. Sonra gitmiş geline. O hoca değil demiş. O mafya demiş. Gelecekti demiş ya. Hani buraya gelecekti demiş. Gelinde demiş valla gelirdi demiş. Tamam demiş. O eski kurtçu demiş. Biliyorum ben onu demiş. Çünkü hani böyle gelinin hanımının parasına göz diken korkak olur. Evet. Bunu da kenara yazın. Zayıf ya. O böyle şeydir. Ne o böyle kendince kendi hani eksikliğini yanlışlığını bilir.
Korkak olur o. Arsız davranır. Arsız davranır. Ama korkak olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bu büyük problem. İnsanlar artık bunu böyle bunu bir normal görüyor bunu. Adam eşinin parasını harcamayı normal görüyor. Ya bir de küstahlık yapıyor üstüne. Ya ne aman borçlanıyorsun ya. Ya bu kimin aklına gelir hanımının telefonunu al gece ondan kredi çek gece. Ondan sonra o parayı da aktar kendine. Kimin aklına gelir? Bir de adam doğru yaptım diye karı koca gelmişler benim yanıma. Adam derviş değil. Kadın derviş. Geldiler. Benim önüme geldiler şimdi. Adam hala da hani ben onun kocasıyım.
Bana tabi olacak. Bana itaat edecek. Hani din böyle emrediyor. Bu noktada. Dedim sen namaha geldin dedim ya. Neden dedi. Dedim yani. Sen dedim geldin çarpılmaya gelmişsin sen dedim. Daha dakika bir gol bir işte bana tabi olması gel. Hırsızsın sen dedim. Nasıl dedi. Vallahi de hırsızsın billahi de hırsızsın sen dedim. Sen hırsızın tekisin dedim. Kadına döndüm sen bir hırsız da evlisin dedim. Adam kaldı şimdi. Şimdi biri onun kafasında dönüyor. Ben farkındayım ben şimdi. Zannediyor ki ben ondan korkacağım çekineceğim. Hırsızın ta kendisisin sen dedim. Bir insan dedim eşinin parasını yiyecekse dedim.
Ondan müsaade alması lazım. O diyecek ki dedim. Ben bunu alabilir miyim? Sen bırak parasını dedim. Borçlandırmışsın kızcağızı daha dedim. Bir de dedim gitmişsin dedim. Arsızsın hırsızsın. Bir de gitmişsin dedim. Bundan habersiz kredi çekmişsin sen dedim. Benim kızım olsaydı boşalttıydım siz dedim. Bitti araba da dayak atardım sana dedim. Nasıl dedi valla yatırırdım dedim. Meşe sopası da yanında benim kasan yanında. Aldım böyle yatırırdım dedim. Eşek sudan gelince kadar döverdim seni dedim. Böyle baktı. Ondan sonra ya dedi. Hadi bu işte hocam dedim. Kemküm etme hırsızsın sen dedim. Öde bu kızın parasını dedim. Tık yok bunda. Nasıl ödeyeceğim?
Nasıl ödeyeceksen ödeyeceksin. Git annenden babandan al öde dedim. Git annenden babandan al öde dedim bu parayı. Ne ama aldın sen bu parayı? Ne için aldın dedim. Tık yok. Kızım bu parayla hovardalık mı yaptı? Kumar mı oynadı? Sen nereden biliyorsun bunu dedim ne yaptığını. Bilmiyorum dedi. Sen bir de dedim kadın bana itaat etmek zorunda dedin. Geldin yanına dedim kabadayı gibi öyle mi dedim. Oğlum senin nesine itaat edecek bu dedim. Sen zavallı cibilyesiz bir işsin dedim. Kızım ben sana demedim mi dedim evlenme. Kaldı. Demedim mi ben sana dedim. Gittiğin yerde evlenme. Sen gideceksin tayin olacaksın.
Orada dedim evlenemeyen. Evde kalmış. Orada kendi şehrinde evlenememiş. Kimselerle evlenmek zorunda kalacaksın. Evlenme dedim sana dedim. Ne yazık ki böyle toplum. Ne yapmış? Bir tanesi de kızcağıza gidiyor ev kredisi çektiriyor. Kredi alıyor. Tapusu kendi üzerine. Borcu diyen kim? Kız. Bir tanesi ne yapıyor? Gene aynı. Memur kesimi bunlar. Gidiyor arabayı aldırıyor kıza. Ama arabanın ruhsatı adama ait. Arabanın ruhsatı adama ait. Neden diyor ruhsat adamı kocanın üzerine oldu? Evde diyor problem çıkardı diyor.
Evde problem çıkarmış. Kırmış, dökmüş ortalığı. Sen kadınsın nasıl ruhsat senin üzerine olurmuş? Eee sen kadınsın nasıl ödüyorsun dedin parayı? Adam kendisi ödesin arabanın parasını. Şey yok. Allah muhafaza eylesin. Rabbim cümlemizi korusun inşallah. İş cinsellikten çıktı. Bunlara geldi. Normalde Rabbim korusun. Bu konuda da gerçekten toplumda sıkıntı var. Toplumda sıkıntı var. Herkes otursun. Eşler birbirleriyle konuşsunlar. Makul noktada anlansınlar. Üç ihlas bir fatiha şerife. Amin.
Ya Rabbi, hasrı olan sevabı, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş Peygamber Efendimizin ruhlarına. Amin. Cihari yari güzin efendilerimiz, Ebu Bekir Sıddık, Ömerül Faruk, Osmanızin Nureyn, Ali El Murtaza radıyallahu anh Hazretlerinin ruhlarına. Amin. Aşere-i mübeşerenin, evladı Resulullah, zevci-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam Hüseyin, 72 şöhedanın, Şehid-i Kerbela'nın, bütün şöhedanın tüm ashab-ı Resulullah Hazretlerinin ruhlarına. Amin. İmamımız, İmam-ı Azam, Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam Malik, İmam-ı Hambel ve bütün mezhep imamlarımızın da ruhlarını hediye edildik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Ve zatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir fatiha-i şerife.
Amin. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Pirimiz, Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet-el Rifai, Seyyid Ahmet-el Bedevi, Seyyid İbrahim Dursaki, Şeyh Ebu Leseneşşazeli, Şahı Nakşibenni Muhammed-i Muhaddîn, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi, Şahı Hacı Bektaşi Veli, Şahı Hacı Bayramı Veli, Mehmet Muhyiddin Üftade, Veysel Karani Muhyiddin Arabi, Niyaz-ı Mısri, Ve bütün Pir ve Piran Efendimizinle ruhlarını hediyeledik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Ve zatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç İhlas-ı Fatiha-i Şerife. Amin.
Ya Rabbi, Hasıl olan sevabı, Geçmiş Üstatlarımızdan, Abdurrahim Ettantavi, Abdurrahim Ennişavi, El Haç, El Hafız, Ebu Bekir Sıddık-ı Çorumi, Hacı Alaydar Efendi, El Haç Çorulu Mustafa Anaç Efendi, Nemşeyli Hacı Abdullah Gürüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşi Dergahı'nın, Bütün geçmiş Mürşidi Kamillerin, Velilerin, Evliyaların, Dervişlerin, Müminlerin ruhlarına. Amin. Ya Rabbi, Bilhassa Üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ, Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine, Yaşayan bütün Mürşidi Kamillerin, Velilerin, Evliyaların, Bütün Derviş kardeşlerimizin, Ve Ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine, Turuk Aliye'den, Akraba ve Talukatlarımızdan, Geçenlerin ruhlarına da hediye edildik.
Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Ezzatlarını, himmetlerini, Şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Amin. Ve selamun alel mürselin. Ve alihim velhamdülillahi Rabbil alemin. Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah el azim, El kerim, Ellezi la ilahe illa hu. El hayyel kayyum ve etubi ileyh. Eûzü billahi mineşşeytanirradîm. Bismillahirrahmanirrahîm. Eftali zikir fa'lemennâhû.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi