mustafaozbag.org

722. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 20 Ağustos 2026 · 52:01

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi Kur'an ve Sünneti Sene'ye sımsık yapışanlardan eylesin, Rabbim nerede Müslümanlara zulmeden var ise, nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına tecavüz eden var ise, hepsini kahra perişan eylesin, Cenâb-ı Hak ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin, muhafaza eylesin, günahlarımızı affı-mağfiret eylesin, ecmayın.
Derviş biri, Hazret-i Mevlânâ'nın şemse, efendim nefsim çok kabardı dediğini, şemsin de karısını boşayıp Mevlânâ Hazretlerine nikahlandığını söyledi. Bu nedir, bunu toplulukta nasıl söyleyebilir? Cahil insan, cahil, bir şeyi araştırmadan, bakmadan, görmeden, incelemeden, kulaktan dolma şeylerle söyleyen insan. Nasıl şimdi hem Hazret-i Mevlânâ'yla hem de Şems-i Tebrizi'yle helallaşacak?
Cahil. Şems-i Tebrizi, Konya'ya geldiğinde bekardı. Hatta normalde tekrar Tebrizi dönünceye kadar yine bekardı. Bir rivayet var, sonra Tebrizi'de evlendiği, çocuklarının olduğuna dair bir rivayet var. Ama kesin kes, normalde Hazret-i Pir'e gelinceye kadar bekardı. O yüzden Şems-i Tebrizi'de biraz kalendirilik var. O kalendiriyelik olduğu için kalendiriyeler genelde normalde böyle evdir, yurttur, handır, hamamdır, ticarettir bu tip şeylerden uzak insanlar. Kendilerini Allah yoluna feda etmişler, Allah yolunda koşturan kimseler. O yüzden o devrin kalendiriyelerinde böyle bir hani bir mekanda durma, bir noktada durma yok. Ve kendisi de bekar zaten şeye gelince kadar, Konya'ya gelinceye kadar.
Bu derviş biri demiş bunu, bu derviş değil devrilmiş. Bazı şeyleri insanlar konuşurlarken, normalde o tarihi bir meseleyse onu delilli konuşacak. Onunla alakalı bir ispat getirecek, bir kitap getirecek. Kim söylemiş bunu? Hangi kitapta geçiyor? Bunlar çünkü sıkıntılı meseleler. Bunu böyle bir büyük zatların üzerinde bunları konuşurken dikkatli olacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden derviş insan kesin bir bilgiye sahip değil ise bu tip şeyleri konuşmaz. Bir kesin bilgin var ise otur konuş. Ama o zaman da ölçü getir bize, kitap getir bize. De ki şu tarihçinin eserinde geçiyor. Öyle ya. Hazreti Mevlana ile Şemsi Tebrizi ile alakalı, onların hayatları ile alakalı tarihi kitaplar var.
İnsan açar, oradan bakar, teyit eder. Yazar. Hazreti Mevlana düşmanlarına, Şemsi Tebrizi düşmanlarının uydurduğu şeyler bunlar. Çünkü her devirde mürşidi kamiller herkes tarafından sevilmez. Her devirde düşmanları çok olur. Dedikoduları çok olur. Lafları çok olur. Bu devirden sonra da olur. Olur. Bunlar tamam ama bunun bir tarihi vesikası olması lazım. Saçma sapan konuşmuş. Çok özür dilerim. Ağır olacak tarifim ama Hani derler ya bir atasözü Öğürmesini bilmeyen köpek Süre'ye kurt getirirmiş. Bu böyle aslı astarı olmayan derviş sözler. Bu derviş dediğin aslı astarı olmayan şeyleri konuşmaz. Ölçülü konuşur.
Edepli konuşur. Çok mu lazım bunu konuşmak? Kur'an yetmedi mi konuşmak için? Sünnet-i Seneye yetmedi mi? Fıkıh yetmedi mi? Hadisler yetmedi mi? Buna mı kaldınız konuşmak için? Kim konuştuysa söylüyorum bunu. Bunu dinleyenler de diyecekler ki Kardeşim böyle boş konuşma. Bizim vaktimizi alma. Sen ne böyle fitne çıkarıyorsun? Bilir bilmez konuşuyorsun diyeceksin. Tutacaksın kulağından açacaksın dışarı. Evet. Bütün toplulukta konuşuyor. Topluluğu ifsad ediyor. Topluluğu bozuyor. İftira, gıybet, dedikodu durduğu yerde durmaz. Sen orada durdu zannedersin. Durmaz. Dedikoducular, iftiracılar sözü alırlar. Bir başkasına götürürler. Oradan bir başkasına gider.
Oradan bir başkasına gider. Derler ki Mustafa Efendi'nin dervişleri böyle söylüyor. Ne yapacaksınız? Allah muhafaza eylesin. Araba kullanmak istiyorum. Kocam bir türlü vermiyor. Ehliyetim var. Gayet de güzel kullanıyorum. Ama kocam bir türlü güvenmiyor. Cenab-ı Hak sana bir araba nasip eylesin. Erkekler eşlerine arabalarını vermek zorunda değiller. Erkekler eşlerine araba almak zorunda da değiller. Bu erkeklerin bu noktada yapacağı kesin kesin olması gereken bir iş değil. Vazifeleri değil. Ha alabilir mi? El cevap alabilir.
Hani bazen erkekler çocukları okula getirip götürmek zor geliyor. Bir yere getirip götürmek zor geliyor. Öyle olunca hali vakti yerindeyse eşine de bir araba alıyor. Kadınlar da garipler böyle adam bana araba aldı diye bir seviniyorlar. Bir seviniyorlar. Kafaları basmıyor. Ha arabayı aldı. Bütün yük sende. Çocuğu getir götür sende. Bir yere gideceksin kendin gideceksin. Bir şey yapacaksın kendin yapacaksın. Adamın sözü basit. Altında araba var git al. Altında araba var git çocuğu götür. E çocuk alınacak altında araba git al. E çocuk hasta oldu. Altında araba var götür hastaneye. Bizim kadınlar da hani adam bana araba aldı. Bir seviniyorlar bir seviniyorlar.
Ne güzel bir şey. Tabii ya araba aldı adam sana. İyi araba aldı. E çocuk hasta oldu. Kim götürüyor onu söyle bana. Çocuk hastanede yatıyor. Kim gidip geliyor onu söyle bana. E sen diyelim ki annene gideceksin. Çocuk var. Çocuğun eşyaları var. Çantası, arabası, bezi, bilmem nesi bir sürü şey. Taşınıyor şimdi anneler. E kim götürüyor seni şimdi? Kendin gidiyorsun. Tabii adamlar rahat. Ne olacak? Gerçekten erkeklerin kafası basmıyor. Al 300-500 liralık bir tane araba. Koy hatının altına. Tamam kendi işini kendisi görsün. Gitsin gelsin. Sen bak keyfine işine bak sen. Allah bizi affetsin. İki defa düştüm.
Birisi çocuktum. Birisi 18 yaşında. Beynimde sıkıntı var. Sigortam yok. Tedavi olamıyorum. Duanızı bekliyorum. İki haftadır gözümde görmüyorum. Rabbim şifalandırsın inşallah. Ya 18 yaşına kadar devlet tedavi bedava değil mi ya? Bu konuda bilgisi olan var mı? He? 18 yaşına kadar bedava değil mi? Allah yardımcın olsun. Rabbim şifalandırsın inşallah. Ben öyle biliyorum çünkü bedava diye. Ya da 18 yaşını doldurduysa hemen bir sigortalı iş bulsun kendine. Rabbim inşallah denk etersin. Rabbül evvel ayına giriyoruz. Bu ay içinde yapmamız gerekenler hakkında bilgi verir misiniz? Siz Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışın.
Farz ibadetlerinizi yerine getirin. Nafilelerle Allah'a yaklaşmaya çalışın. Allah'ı sevin. Allah'ı zikredin. Yani ibadetleriniz aya güne göre değişmesin. Değişecekse Ramazan ayı bir de normalde kurbana bayramına 10 gün kala. Allah'ın izniyle şey yapar. Bu tip şeylere çok itibar etmiyorum. Az ama devamlı olan. Onlar lazım.
Sorular. Geçen haftadan kalan mı? Bayanların soruları mı? Geçen haftadan kalan. Evet bir bayan hastalığıyla alakalı bir şey var. Soru vardı. Bu bayanların sohbetinde de vardı çünkü. O yüzden söyledim. Bu soruyu normalde bir bayan hastalığıyla alakalı, kasılmayla alakalıydı.
Bunu bayan sohbetinde bunu şey yaptım. Ne o? Cevaplandırdıydım. Burada bir daha okumama gerek yok herhalde. Mürcid-i Kamil'in müridinin rüyasında yap, sat, al bu böyle olacak gibi günlük hayatıyla ilgili sözleri gerçekte de söylemiş gibi midir? Yoksa tevhile ihtiyaç var mıdır? Bütün rüyaların tevhile ihtiyacı vardır. Bütün rüyalar. O yüzden millaçta böyle üstadı gördüyse, pire efendileri gördüyse, üstattan yukarı doğru birilerini gördüyse bu rüyalar muhakkak tevhile ihtiyaç vardır. Tevhilsiz söz konusu değil. Hani İbrahim Aleyhisselam da çocuğunu kurban ederken rüyasında gördü ya ve çocuğunu kurban etmeye kalktı. İbn-i Arabi bunu tefsir ederken diyor ki, İbrahim Aleyhisselam rüyayı tevhile etmedi diyor.
Rüyayı tevhile etmiş olsaydı diyor, çocuğunu kurban etmeye gitmezdi diyor. Ayrı bir bölüm, ayrı bir mesele. O yüzden rüyaların muhakkak tevhile ihtiyacı vardır. Ne olursa olsun. Bazen arkadaşlar böyle bütün rüyaları yazıyorlar, etkisinde kalıyor. Ona bir şey demiyorum, yazsınlar. Problem değil. Ama ve lakin mesela bir kimse üstad, üstadın üstadı, onun üstadı, pire efendiler, imamlar, sahabeler, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve diğer peygamberler. Bunları görüyorsa rüyasında, Kabe'yi görüyorsa muhakkak bu rüyaların tevhile ihtiyacı vardır. Bunları yazsın arkadaşlar. Siz merak etmeyin belki de günü gününe okuyamıyorum ama ben onları boş kaldıkça okuyorum, cevaplandırmaya çalışıyorum. O yüzden Allah beni affetsin. Bu ara biraz böyle sağlık problemleri var ama ve lakin ben onu boş kaldığımda tekrar okumaya gayret ediyorum.
Ben 20 seneye aşkın süredir evliyim. Evlilik sürem boyunca çalıştım ve aldığım son kuruşa kadar evimi harcadım. Kocam yıllardır ticaret yapmaya çalışıyor ama hep borcum var diyerek evi geçindirmekte zorlanıyor. Eşimin sürekli borç yakınmalarından dolayı ben tazminatımı ve ailemden gelen mirasımı da evin ihtiyaçlarına, eşimin borçlarına destek olmak için harcadım. Sizin bu konudaki sohbetlerinizi dinledikçe kocama para vermemeye çalıştım ama olmuyor. Bir şekilde beni mecbur bırakıyor, çok çıkmaz diyeyim bana ne önerirsiniz. Soru şehir dışındanmış, vermeyin. Bir erkek evini geçindirmekle sorumlu. Evini, çocuklarını, iaşelerini, giyimini, kuşamını, yemelerini, içmelerini karşılamakla sorumlu.
Bunu karşılayamayacak bir kimse ise evlenmesin. Evleniyor, bunu karşılayamayacaksa evlenecek olduğu kadına söylesin. Desin ki ben evimin ihtiyaçlarını karşılayamam. Bunu bilmiş ol. Eyvallah. Bile bile evlendi, evlenebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Zengin bir kadın, fakir kocasına zekat verebilir. Hanefilere göre. Evet, olabilir. O zaman kadın zekatını kocasına verir. Kocası o zekatla geçinir mi? Evet, geçinir. Kadın söyle, erkek söyledi çünkü. Ben evi geçindiremem dedi. Eyvallah. Ama öbür türlü, yani istismar ediliyor bu. Yani biz günden güne, günden güne Kur'an ve sünnetten uzaklaşıyoruz. Bu mevzuda da uzaklaşıyoruz.
Yani erkekler günden güne tembelleşiyorlar. Veyahut da mesela erkek evleniyor, evlendikten sonra, evleninceye kadar bir sıkıntı yok. Evleniyor, borcu bitmiyor, babasının borcu bitmiyor, annesinin borcu bitmiyor, abisinin borcu bitmiyor, kız kardeşinin borcu bitmiyor. Kadının çalıştığı parayı alıyor, onlara borç veriyor. Ya sen kadının parasından ne ama veriyorsun? Ne ama borçlandırıyorsun? Kadın bunları ödemek zorunda mı? Veya bir şekilde gidiyor, kadının takılarını alıyor. Kadına düğünde takıları takılmış, bir şekilde alıyor takıları kadının elinden. Ne o babasına lazım, anasına lazım, danasına lazım, abisine lazım, yok amcasına lazım, yok bilmem kime lazım, yok sıkıştı şuraya lazım, yok sıkıştı buraya lazım.
Ya sen ne ama alıyorsun kadının takılarını? Kadının mı bu? Kadının istediği gibi harcar yer. Sen ne ama alıyorsun onları ya? Ne ama istiyorsun? Veya daha evlenmişler, daha dakika bir gol bir evlendiğinin sabahı adam kadının takılarını alıyor, düğün borçlarını ödeyecek. Vaka bunlar hep benim dinlediğim vakalar. Ya hiç olmazsa üç gün bekle ya, beş gün bekle, bir ay bekle. Veyahut da söyle, insan gibi söyle. Hatta bir şey daha söyleyeceğim, ağır gelecek, adam gibi söyle. De ki ben evlenir evlenmez, ertesi gün sabah bütün takılarla düğün borçlarını ödeyeceğim de. Belki de kız diyecek ki ben düğün falan istemiyorum o zaman. Biz normal bir şey yapalım. İyi adam hava atıyor, düğün yapıyor, salonlar tutuyor, bilmem neler yapıyor.
İyi. Ertesi gün sabahleyen kadına ne kadar takı varsa hepsini alıyor. Veya on gün sonra veya yirmi gün sonra. Daha da ilerisi. Çocuğun babası arıyor. Adamın babası arıyor. Takıları ver. Ya bunlar benim öğrendiğim adamlıktan uzak şeyler. Yani ben dinden önce bir adamlık vardı bizde. Bu din, ben dindar değildim da. Ben Müslüman değildim da. Bir adamlık öğrendik biz. Adamlık. Bizim, benim öğrendiğim adamlıkta bu yok. Bazen anlatıyorum hani böyle insanlara örnek olsun diye. Annem, anneannemin bahçesinden iki tane küçük patlıcan koparmış. Küçücük. Onu normalde şey yapıyorlar. Yerli yemeği, bayındırın yerli yemeği.
Pirinçli patlıcan yapıyor. Annem de çok seviyor onu. Babam hayatta sebze yemez. Görmedim sebze yedeni. Babama et ver, börek ver, kuru baklagiller var. Tamam. Babam onu yiyor. Babam başka bir şey yemiyor babam. Sebze yemiyor adam. Anneme de yeme demiyor ama. Annem ottur, çöptür, sebzedir. Yiyor annem. Annem o pirinçli patlıcan yapmış. Böyle sofranın kenarında. Başka bir yemek var şimdi. Hatırlamıyorum ne olduğunu. Ahmet Özbağ hatırlıyordur. Belki de arkada o. Normalde şimdi annem bir lokma yedi. Hımm mis gibi. Anamın patlıcanı mis gibi kokuyor dedi. Babam böyle bir bakış fırlattı kaşının altından. Hani fırtına gelecek belli baktı işte. O bakış normal değil değil mi?
Annem ikinci lokmayı aldı gene söyledi. Mis gibi kokuyor anamın patlıcanı dedi. Ulan üçüncüyü de söyleyince babam tabağı aldı. P koydu duvara. Babam bu konuda çok böyle disk atıcıları gibi profesyonel. Attığı zaman böyle tabak keskinlemesine gitmiyor. Böyle vuruyor duvara. Öylesi dökülüyor. Vurdu duvara. Lıpır lıpır lıpır lıpır her şey aşağı indi. Tek kelime yok. Kalktı baba. Bu kadar. Kelam yok hiç. Kalktı yürüdü. Gidiyor. Anamın patlıcanı ne demek ya? Anasının patlıcanımış. Ne aman söylüyorsun? Ye işte. Sen kendi kendine yiyorsun. Adam gıcık. Adam böyle bir şeyi kaldırmıyor. Kaldırmıyor adam ya.
Sonra gitti. Anan anneme dedim ki temizle birazdan gelecek şimdi dedim. Sus ağzını köpek yesin senin dedi bana. E tabi kalktı temizledi. Duvarı tamamen badana yaptı. Kilimi değiştirdi. Babamın rutini çünkü o. Bir şeye sinirlenir yapar yapacağını. Gider bir saat sonra yarım saat sonra gider. Köfte ekmek, yağlı köfte ekmek, yanına tahin elması, yoğurt. Onun menüsü bu. Alır gelir. Gene sofra kurulacak hemen onu yiyeceksin sıcak sıcak. Geldi yedi. Biz onu öğrendik. Biz bunu öğrendik. Hani biz işte eşimizin parasına, puluna, malına, mülküne dokunmayız. İstemeyiz de. Gözümüzü bile dikmeyiz. Bizi ilgilendirmez.
Ne varsa onu yeriz biz. Biz kalkıp da eşimizin parasını, pulunu, altını, malını, mülkünü dokunmayız bile. Ellemeyiz. Bizim baba terbiyesi bu bizde. Bildiğimiz adamlık da bu. Yani yok anneannesi, annem çok iyi, güzel, ziyetin yapıyor. Ağzına koymaz adam. Eve katmaz bile. Bildiğin eve katmaz. Ben hatırlamıyorum. Anneannemden bir tane bir şey getirir gelsin bize. Hiç. Babam annemin parasına, puluna karışmaz. Her hafta babam anneme para verir. Her cuma. Cuma bizim oranın pazarı. Ne yaptın? Ne aldın? Nereye harcadın? Ne kadar harcadın? Sormaz hiç. Hiç sormaz.
Bizim öğrendiğimiz bu. Ben şimdi İslam oldum. Aa her şey adama bağlı. Adam bakıyor her şeye. Eve, barka, çoluğa, çocuğa, her şeye adam sorunlu. Adam sorunlu, büyük sorunluluk. Ben şeyhim evlen dediği için evlendim. Ben çünkü evlilik hukukuna baktım. Dedim ki Mustafa Özbağ senin buna gücün yetmez. O zaman için biz günlük çalışıyoruz, günlük yiyoruz. Bizim öyle kenarda paramız, pulumuz bir şeyimiz yok. Benim yok. Bana soruyorlar ben evlenmeyi düşünmüyorum diyorum. Evlenmeyi düşünmüyorum dememin sebebi ekonomi. Başka bir şey değil. Ekonomi başka hiçbir şey değil. Çünkü evlendiğinde eşine, eşinin annesine, babasına veya eşinin parasına muhtaç olmak var. Bu benim için uygun bir şey değil.
Olabilir mi? Olabilir. Hiç olmasa bunu fütursuzca yapma. Yani kadın çalışacak, adam yiyecek. Adamın hep borcu var. Borcu bitmiyor adamların. Alma kardeşim ya, yapma ya, yapma. Yemeği ver ya, içmeği ver ya. Evlenecek misin? Evet, de ki ben tahtanın üzerine evleneceğim de. Tahta bildiğin beşinci elemen. Tahtanın üstüne evleneceksen gel de. Bu kadar. Ben borca girmem kardeşim de. Ben borçla evlenemem de. Bitti. Veya de ki benim yirmi lira gelirim var. Yirmi lirayla geçineceksen gel de. Bitti. Bu kadar. Benim bildiğim bu. Benim bildiğim bu. Bana soruyorlar.
Ben böyle keskin konuşunca da bu sefer herkes patinaj çekiyor. Kardeş, benim bildiğim bu. İslam hukukuna göre evin bütün iaşesi erkeğe aittir. Bakımı, edimin, neyse durumun. Halin neyse. Ne kadara gücün yetiyorsa. De ki benim yirmi lira yaşıyor. Yirmi liram var, yirmi liralık yaşarım. Hatta yirmi liram varsa de ki on beş liralık yaşarım ben. On beş liralık bakarım. Ben sana marka elbiseler alamam. Ben seni marka restoranlara götüremem. Gidip de marka restoranlarda ben o parayı harman savurur gibi savuramam. Ben aptal değilim. Ben salak değilim. Gideceğim orada iki lokma et diyeceğim. Dünyanın parasını vereceğim. Ben gidemem de. Gitme de zaten. Veyahut da işte şuradan giyiniyormuş hanımefendi.
Ben alamam de. Bu ayıp değil. Bu ayıp değil. Veyahut da adamın babasının borcu varmış. Adamın babasının borcunu sen kadının parasıyla nereden ödüyorsun? Bitti. Eee babamın borcu var altınları ver. Ya babanın borcunu kadının altınları neden versin? Veyahut altınları sana neden versin ya? Bitti. Ne yapacak? E sen düşürürsün. Sen düşürmeyeceksin mi? Aptal bir kadınla mı evlendin sen? Salak mı senin hanımın? Madem salak ne yapma salak birisiyle evlendin? Allah bize affetsin. Her yönde Kur'an ve sünnetin hukuku çiğnendiği gibi evliliklerde de çiğneniyor. Her alanda.
Biz de İslam hukukundan, İslam'ın ahlakından, İslam'ın disturlarından uzaklaşıyoruz. Bize şunu öğrettiler. Hayat müşterek. Allah Allah. Nereden müşterek ya? Nasıl müşterek? Kadın çalışıyor, erkek de çalışıyor. İyi. Beraber mi giriyorsunuz mutfağa her akşam? Her akşam yemeği kim yapıyor evde? Hani hayat müşterekti? Hayat müşterek. Laf bu. İyi. Sabah kahvaltısını kim hazırlıyor? Beraber mi hazırlıyorsunuz? Bir gün erkek, bir gün kadın mı hazırlıyor sabah kahvaltısını? Hadi aşkım bugün sıra sende. E ben Rafa'dan yumurta istiyorum. Olur. Ertesi gün sıra sende. Sen ne istiyorsun? Sucuklu yumurta istiyorum. Ertesi gün sıra sende. Ne istiyorsun?
Dam üstünde saksağın istiyorum. Bu mu? Hani müşterekti? Ütüyü kim yapıyor? Kadın. Kahvaltıyı kim hazırlıyor? Kadın. Akşam yemeni kim hazırlıyor? Kadın. Hani hayat müşterekti? Çocuğa kim bakıyor? Kadın. Hani hayat müşterekti? Değil. Allah bizi affetsin. O yüzden biraz böyle bu konularda ben keskinmişim gibi gelebilir ama Kur'an sünnet ölçüsü bu.
Evin iyi aşesi bakımı, çocukların iyi aşesi bakımı erkeğe ait. Adam normalde olur, sıkıntılı zamanlar olur, darlık zamanlar olur. Hep herkes için geçerli. Ama bunun bir biteceği nokta olması lazım ya. 20 yıldır kadın bak borç ödüyor. Kimin borcunu ödüyor? Adamın borcunu ödüyor. 20 yıl bu. Adamın helallaşması lazım kadından. Kadına diyecek ki helallaşalım. 20 yıldır bugünkü asgari ücretten hesaplayacak şimdi. Diyecek ki bugün asgari ücret ne kadar asgari ücret? 28 bin lira. Ya bir hesaplayacaksın aylık 280-300 bin lira. 20 yıl olunca iki kere üç altı ne yapıyor? 6 milyar mı etti? 6 bin lira etti. 6 milyon ödeyecek adam kadına.
Evet. Hoş gelmedi değil mi kulağa? Bir kadın, bir kız çocuğu nikahlansa, nikahlı bir şekilde babasının evinde 3 gün, 5 gün, 10 gün kalsa, damat o 10 günün parasını ödeyecek kayınpederine. Diyecek ki benim nikahlı karım senin evinde 10 gün kaldı. 10 günlük yeme, yatma, elektrik, su, doğalgaz, 10 günlük kaç paraysa verecek damat kayınpedere. Vermezse hak geçti. Şimdi erkekler diyorlar ki nikahı kıyalım. Kıyacağım diyorum ben. Kaç ay duracaksın? 3 ay duracaksın. 3 aylık diyorum orada onu vereceksin.
Bakıyor bana. Okumadı ki. Bilmiyor ki. Bilmiyor. Helallaşacaksın. Tabi gitse kızın babasına dese ki 10 gün benim eşim sizin yanınızda kaldı. Ne kadar ücret tutuyor. Bana sorsa herhalde tekme tokat yeme diye kalır. Ayrı bir mesele. Ama İslam hukuku bu kadar ince düşünmüş. Bu kadar ince düşünmüş. Helallaşacak onunla. E şimdi kadının parası var. Adam yiyeceğim diye uğraşıyor. Hele birisinden öyle soğudum, öyle soğudum. Bana dedi ki o kadının parasını kıtır kıtır yiyeceğim dedi. Eşinin parasını söylüyor. Onun dedi parasını, malını, mülkünü kıtır kıtır yiyeceğim dedi. Dondum kaldım, soğudum, buz gibi soğudum adamdan.
Bak buz gibi soğudum. Dedim ki ya bu nasıl bir adamlık dedim ya. Bu nasıl bir adamlık dedim ya. Adam böyle kinle, nefretle böyle karısının malını, mülkünü, parasını kıtır kıtır yiyeceğim diyor ya. Bu nasıl bir nefret ya. Allah muhafaza eylesin. O yüzden çalışın. Ayetle sabit. Diyor ki çalışın. Allah ve melekler sizin çalıştığınızı görür diyor. Çalışın. Eşlerinizin parasına, puluna, malına, mülküne gözünüzü dikmeyin. Eşlerinizin düğündeki takılarına, düğünde onlara hediyelerine gözünüzü dikmeyin. Çalışın. Allah size verir. Bu konuda kesin ve kesinlikle hiç kimsenin malına, mülküne, parasına, puluna gözünüzü dikmeyin. Bu anne babanız dahi olsa dikmeyin gözünüzü.
Cenab-ı Hak size fazlasıyla verir. Fazlından, kereminden, ikramından versin bütün derviş kardeşlerimize. Bu konuda böyle şüpheye de düşmeyin. Cenab-ı Hak'ın lütfü geniş. Cenab-ı Hak'ın ikramı geniş. Cenab-ı Hak'ın fazlı geniş. O konuda Allah'a güvenin, Allah'a inanın, Allah'a yaslanın, Allah'a dayanın ve gayret edin, çalışın, merak etmeyin. Cenab-ı Hak sizin bu konuda elinizden, gözünüzden, kulağınızdan, yüreğinizden, ayağınızdan tutar. Allah sizin önünüzü açar. Yolumuzda mücahede edenlerin yollarını açarız. Ayet-i kerime, sen de ki ben eş ve çocuklarımı geçindirmek için var gücümle çalışacağım, gayret edeceğim, koşturacağım de. Allah senin önünü açar, merak etme sen.
Cenab-ı Hak yardım eder. Hamdolsun Rabbime. Ben 16 yaşında babasız kaldım. Biz o günden beri çalışıyoruz, gayret ediyoruz, koşuşturuyoruz. Ben hala da çalışıyorum. Utanmayın çalışmaktan. Ben hala da bir şey alacağım, satacağım diye çalışıyorum, gayret ediyorum. Ayıp değil bu. Allah ticareti helal kıldı. Oturup kenarda oturmaya helal kılmadı Allah. Çalışmayı helal kıldı. Gayret etmeye helal kıldı. Ticareti helal kıldı. Koşuşturmayı helal kıldı. Allah ona yardım eder. Üstadımın meşhur sözü var. Oğlum gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır derdi. Yani gezen tilki ne demek ki? Rızkının peşinde koşturuyor. Yatan aslandan hayırlıdır derdi. Çalışın, gayret edin, koşturun, mücadele edin.
Allah yolunda da koşturun. Durmayın durduğunuz yerde. Haftanın 3-4 günü ders yapın. Derse gidin. Evinizi derse açın. Zikrullah'a açın. Bir evde zikrullah alakası kurulmuyorsa o ev viranedir, yıkıntıdır. Evlerinizi zikrullah alakasına açın. Evlerinizde zikir olsun. Kadın erkek. Evleriniz süs evi olmasın. Evleriniz firavun evi olmasın. Deccal evi olmasın. Evleriniz zikirhane olsun. Kur'an okunan ev olsun. Kur'an öğretilen ev olsun. Zikir yapılan ev olsun. Namaz kılınan, oruç tutulan, iftar edilen evler olsun. Evleriniz normalde süslü. Oh harika, lüks evler var. İçinde Allah zikredilmiyor. Koltukların on numara, perdelerin on numara, halın, kültürün, ne bileyim, her şeyin koltuğun, halın, ne bileyim eşyaların on numara içinde zikrullah alakası yok.
Bütün herkese bu sözüm. Evleriniz firavun evi olmasın. Evlerinizi zikrullah'a açın. Evlerinizi ibadete açın. Ya da kendiniz gidin. En az bir derviş, gün aşırı bir derse gitmeli. Gün aşırı. Hayat gelip geçiyor, ömür gelip geçiyor. Her şey gelip geçiyor. Allah'ın zikriniz kalacak size kar. Allah yolunda hizmetiniz size kar kalacak. Öyle evde otur, yayıl, oh ne güzel. Yok dervişlik böyle bir şey. Böyle dervişlik yok. Derviş dedin zikrullah'a gider. Derviş dedin Allah yolunda koşturur. Derviş dedin gündüz işine bakar, gece dervişliğine bakar. Gündüz işinde koş.
Haftanın üç dört günü de zikrullaha koş, derse koş. Evini aç, barkını aç. Şimdi çocuklarınız hizmet etmeyi bilmiyor. Erkek çocuklarda, kız çocuklarda. Bir misafir geldiğinde evden, odadan dışarı çıkmıyor. Koskoca kız çocuğu. Odadan dışarı çıkmıyor. Neymiş de eve misafir gelmiş. Çık, millete hizmet et. Çay götür, kahve götür, yemek götür, bir şey yap. Erkek çocuklar evde oturuyorlar. Adamın misafiri geliyor, babanın. Çocuk evde oturuyor. Bakıyorum, babası hizmet ediyor. Evde biliyorum, erkek çocuk var. Bursa dışında iftara götürdüler. Hala, harika. Gittik iftara. Hani o normalde Ramazan günü. Derse gidiyorum o zaman için. Ramazanlar bu kadar çarpmıyor beni. Gittik iftara.
Adam boyuna yemek taşıyor sofraya. Çocuk odasında. Oğlu odasında. Oğlan da küçük değil. O zaman için 16-17 yaşında. Ya 16-17 yaşındaki oğlan bir tabak tutamaz mı? Bir hizmet edemez mi? Adam hizmet ediyor. Oğlan orada odasındaymış. Veya kız çocuğu odasında. Eve misafir gelmiş. Kız çocuğunun odasında ne işi var? O odayı bir çakmak çakacaksın, yakacaksın odayı. O da onun ilahı olmuş. Erkek çocuk. Eve erkek misafir gelmiş, odasında duruyor. Bir çakmak çakacaksın, yakacaksın odasını. Aha diyeceksin, kal bu odada. Neden? Ya sen kalk. Çocuklarınızı alıştırın bu noktada.
Hizmete alıştırın. Kız çocukları prenses, erkek çocukları da prens. Anneler, babalar da hizmetçi. Anne benim çayımı katsana. Ananın gözü kaç yaşında kız çocuğusun? Kalk kat kendin. E erkek çocuk. O da annesine, babasına hizmet ettiriyor kendisine. Değişmiyor bir şey. E düzen kaçıyor, sistem bozuluyor. Kur'an, sünnet sistemi bozuluyor. Farkında değil insanlar. Farkında değil. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Allah kendisini sever mi? Sevmez mi ya? Kendisinden nefret mi edecek? Haşa. Bir dervişin günlük dersini telefonda, internete bakarak çekmesi ne kadar doğrudur? Doğru mu ki? Allah Allah.
Nesi doğru? Oturacak böyle bir yakaza çekecek, bir uykusu gelecek, böyle bir kafa gidecek. O esnada bakarsın bir şey görür. Kimisi de o esnada bir şey göreceğim diye böyle gözler kapalı bekliyor. Öyle de değil. Allah için ders çekiyor. Ne işin var telefonla, internetle, onunla bunla? Otur dersini dosdoğru çek. Rabbim bizi onlardan eylesin. Eşim evdeki işlerin usulüne göre yapıyor. Evde ben bir şey istedim de bazen bunu yapmak zorunda değilim. Eğer çok istiyorsan kendini hizmetçi tut diyor. Bunun doğruluğu ne kadar? İyi sen de tut bir tane hizmetçi. Bana dese ki, benim eşim bunları yapmak zorunda değilim.
Bir tane hizmetçi tut dese, bir telefon 20 yaşında bir hizmetçi. Bana hizmet edecek. Sen öyle dedin. Ben de seni kıracak değilim. Sen kraliçesin. Eee tamam. Hizmetçi dedin. Hizmetçi geldi. Valla söylediğine söylemişine. 100 bin sefer pişman olmazsa gel yanıma. Siz eşlerinizi kırmayın, incitmeyin. Aa ne? Hizmetçi. Tabii ne demek? Olur. Var ya öyle mesela saatlik garsonluk yapan, böyle garsonluk, garson veren firmalar var. Öyle değil mi? Öyle düğünlere, müğünlere, hani toplantıları yapıyorlar. Öyle bir firmayla anlaşın. Alo, merhaba, merhaba. Filanca adresi. Üç saatliğine bir garson, bir kız istiyorum.
Bu kadar. Allah. Kadının hakkı. Sen bir şey dedin ki, işte bir çay içilecek ya. Hani çay demler misin? E benim ben bunu demlemek zorunda değilim. Kendine bir hizmetçi tutun. Derhal. Hiç sıkıntı değil. Haklı kadın. İyi öğren bu işleri. Kadın caz haklı ya Allah Allah. Bütün gün evi temizlemiş, yemek yapmış, onu yapmış, bunu yapmış. Yani sen ne istiyor? Adam işte gece yarısı saat on iki bir. Ya bir helva kavursana diyor. Örnek. E kadın da diyor ki on ikide bir de helva mı kavrulur? Ya bir hizmetçi tut kendine. Olur. Hiç sıkıntı değil. Tut bir hizmetçi. Eşini üzme. Eşini incitme. Bayanlar beni topa tutacak.
Ben ciddi bir kronik hastayım. Kontrol altında olduğumda bir sorun olmuyor. Fakat doğum soruları, epey sıkıntılı süreçler yaşıyorum. Atak geçiriyorum. Bir kızım, bir oğlum var. Eşim tekrar çocuk istiyor. Ben bu süreçleri tekrar yaşamaktan korkuyorum. Eşimi reddedebilme durumum var mı? Ya normalde böyle bir ataklar geçiriyorsan bunun tedavisini uygulayacaksın. Tedaviden sonra doğum yapabilirsin. Çünkü çocuk babanın hakkı. Üç erkek kardeşiz. Annem ve babam ortanca evlatlarını ailenin tüm olanaklarını kullandırıyor. Ve onu kayırıyorlar. Anne ve baba gerçekten ayrım yapmaya hakkı var mı? Var. Ayrım yapan iki evlat nasıl bir yol izlemelidir? Hiçbir şey yapamazlar. Kur'an sünnete göre.
Çünkü anne baba ayrım yapabilir mi? Yapabilir. Haksızlık yaparsa onun cezasını ahirette verecek, onun sorgusunu ahirette verecek olan o. Mesela işte abim arka tarafta o özellikliydi, ayrıntılıydı, ayrıcalıklıydı. Lütfus da oralarda mı duyuyor mu beni? Tabii ben bir gün İzmir'den şeyden geldim, pazardan geldim. Yorgun, argınım.
Ondan sonra, aa bir baktım abim, koskoca adam, anamın kucağında yatıyor. Anam da onun ağzına çorba içiriyor. Ben böyle baktım estantaneye. Benim ömrü hayatımda yaşayacağım bir şey değil. Tabii onun Ahmetçi'yi bir taneydi. Allah rahmet eylesin. Sever, severdi abimi. Enteresan bir şey. Beni istememiş doğurmak için. Zaten yukarılardan atlamış, taş taşımış, toprak taşımış düşüreyim diye. Bende de inatçılık var. Bende düşmemek için tutunmuşum sımsıka. Hele bir gün Bayındır'a illa ki beni götür Allah götür. Anne dersten geldim dedim. Gece saat iki. Dedim ya biraz yatayım. Hani uyuyayım. Sabah saat onda gidelim.
Bayındır'da dedim. Hani bir şey mi var? Yok dedi. Bugün beni götür dedi. Hiç unutmuyorum. Bir iki saat bari yatayım dedim. Sustu. Bir iki saat yattım kalktım. Neyse bindim arabaya. Götürüyorum. Tam böyle Karacabe'ye doğru yaklaştım. Böyle döndüm. Dedim ne istedin benden ya? Beni düşürmek için neden uğraştın bu kadar dedim. Nasıl dedi. Dedim duvardan atladın. Ondan sonra taş taşıdın dedim. Teneke taşıdın dedim. Bir sürü dedim ilaçlarla uğraştın beni düşürmek için dedim. Ya neden böyle bir şey yaptın? Neden istemedin beni dedim. Durdu bu işin de gözleri doldu. Sen nereden biliyorsun bunu dedi. Ya benim hayatımdan belli değil mi dedim ya. İstenmeyen çocuk oldun benim hayatımdan belli değil mi dedim ya.
Bir baksana benim hayatıma dedim. Durdu cahilmişim dedi. Ama sen bunu nereden biliyorsun dedi. Anne biliyorum sonuçta işte dedim. Ben de dedim inadına tutunmuşum düşmemişim dedim ya. Neden böyle istemedin beni dedim. Cevap bana dedi ki sonra. Babaannen dedi. Ne bu sen işte çok özür dilerim. Köpekler gibi her sene doğuracaksın mı? Dedi bana dedi. Gücüme gitti benim dedi. O yüzden istemedim ben dedi. Seni doğurmak. Sonradan toparladı ama. İyi ki seni doğurmuşum. Bak her şeyime sen koşuyorsun. Hepsi her sene. Bırak anne dedim. Buradan toplayamazsın sen bunu artık dedim. Şimdi bazen anne babaların bazen anne babaların bir çocuğa karşı gönlü kayıyor.
Onu korunması gereken, muhafaza edilmesi gereken, her şeyle ilgilenilmesi gereken bir çocukmuş gibi görüyorlar. Bu duygusal bir şey bu. Mesela bir gün ağlıyor annem. Ne ağlıyorsun dedim ben. Sorma dedi. Ahmet'in dedi yüz bin lira borcu varmış dedi. Durdum şimdi. Anne dedim boşver yüz bin lira için ağlanmaz dedim ya. Böyle baktı. Dedim bir milyon dolar borcum var anne benim dedim. Böyle baktı bana. Sen halledersin o halledemez dedi. Allah Allah. Yani ağlanması gereken benim ya. Yok. Abimin yüz bin lirası için ağlıyor. Ben tabi anneme hiç kızmadım. Allah için. Hiç onu ben bu konuda bir şey demedim. Yani onu seviyor.
Hastanede yatıyordum mesela. Her gün gidiyorum ben şimdi. Selamun aleyküm diyorum. Aleyküm selam. Ahmet sen misin diyor. Yok anne ne yazık ki Mustafa yine diyor. Ertesi gün gene gidiyor. Her gün gidiyorum hastaneye. Her gün. Her gün. Ahmet sen misin diyor bana. Allah'ım diyorum ya Rabbi. İmthana bak. Yok anne gene Mustafa diyorum. O zaman kızlar da başında kalıyor. Bir gün biri bir gün biri kalıyor başında. Kızlar diyor ki baba nasıl sabrediyorsun. Yavrucuğum benim annem o. Yapacak bir şey yok. Ne yapayım atayım mı satayım mı? Yapacak bir şey yok. Bakın hastanede kaldı. Her gün. Her gün aynı şey. Selamun aleyküm. Ben şimdi içeri gidiyorum. Ses tonumu da değiştiriyorum hani.
Değişsin ya. Ahmet sen misin diyor gene. Vay imtihana bak ya. Dinle arkadan sen. Seviyor kadın onu. Lan anlatıyor mu ya bazen? Benle sözleşme yaptı. Öleceğimi anladığın anda dedi. Beni Bayındır'a gönder. Anne Cenab-ı Hak bildirirse gönderirim dedim. Sözleştik öyle. Sonra bir şey tecelli etti. Anne gidiyorsun artık. Bayındır'a. Ne kadar kaldı dedi. Ben diyeyim ki on gün. Sen de bir hafta dedim. Ama en fazla on gün dedim. Bunlar zor şeyler tabii. Bitti mi dedi. Bitti anne dedim. Neyse bir ambulans tuttuk falan. İşte hazırlıyorlar. Götürecekler. Dedi ki ben bir vasiyet yazdım dedi. Biliyorum anne dedim.
Sana bir şey bırakmadım dedi. Onu da biliyorum anne dedim. O vasiyeti bozdurma iyi mi dedi. Bozdurmam anne dedim. Bozdurma iyi mi dedi. Bozdurmam anne dedim. Ne yaptıysan doğru yapmışsınlar. Sıkıntım yok dedim. Sana bir şey bırakmadım ama dedi. Biliyorum anne sıkıntı yok. Dersen vaziyeti yazarkenden haberim var. Sıkıntı yok dedim. Problem değil. Neyse. Evde dedi yağlar var. Yağları ahmede bırak dedi. Yağları ahmine bırak dedi. Tamam anne elleme mi iç dedim. Benim yağ var dedim. O zaman da Nuri kulakları çınlasın. O annem böyle daha rahatsız olmazdı. Rahatsız olduğu zaman işte. Ondan birkaç ay önce dedi ki benim yanımdaki eleman dedi. Kendi yemeklik yağını satıyor.
Bir ton dedi. Yağ alayım mı dedi. Al Nuri dedim ben de. Al senin orada dursun dedim. Bir ton yağ var. Bayındır da benim. Ben şimdi bir yere yemek yiyorsam orada ben yağımı da götürüyorum. Salçamı da götürüyorum o ara. Diyelim ki Allah'a kulakları çınlasın. Ahmet Hacer'in orada yemek yiyoruz. Ben yağı salçaya götürüyorum. Ahmet Hacer diyorum. Bu yemeği bu yağlan bu salçayı yaptır. Ben diyorum hazır salça yemiyorum. İşte başka yağ da yemiyorum. Gibi böyle eşe dosta falan hediye. Neyse bir ton yağ var. Anne benim yağım var. Benim bir ton Nuri'de durun yağım var. Benim yağ ihtiyacım yok. Abim As'ın hepsinden. Son nokta üçüncüsünde gene dedi.
Yağları Ahmet'e ver eld etme. Elleme iyi mi dedi. Anne sen vefat ettikten sonra dedim. Kapıdan içeri girersem dünyanın en büyük şusu busu o su busuyum dedim. Girmeyeceğim içeri. Abim As'ın yağları. Sıkıntı yapmak yani. Yemin ettim böyle hani büyük konuştum. Girmeyeceğim dedi. Aa iyi o zaman dedi. Ben de girmedim zaten. Şükür hamle olsun. Bazen anne babaların böyle duygusal bağ kurduğu çocukları olabilir. Diğerleri ne yapacaklar? Sabredecekler. İmtihanları bu. Şey yapmayacaklar böyle. Bu konuda karşı fikir, karşı bir tez yapmayacaklar. O yüzden onların bu noktada anne babaya kalkıp da bir şey de söylemeyecekler. Demeyecekler sen şunu kayırıyorsun, bunu kayırıyorsun.
Kendilerini diye diyecekler ki ya buna bir duygusal bağı var. Elleme. O da duygusal bağını orada eşelesin kendi kendine. Yeşersin. Olabilir. Olabilir. Olabilir ama sizlere tavsiye. Çocuklarınızı ne maddi planda ne de manevi planda ayrıştırmayın. Bu sizlere tavsiye. Adaletli olun. Evet. Mesela işte bir çocuk bir üniversite kazandı. Farklı bir üniversite kazandı. Onun hukukunu uygulayın. Birisi o üniversiteyi kazanamadı. Başka bir üniversite kazandı. Onun masrafı daha az olabilir. Öbürkünün daha çok olabilir. Bunlar birisinin mesleği farklı olabilir. Birisinin işi farklı olabilir. Bunları normalde dengeyi gözeterekten ne yapacaksınız? Çocuklarınızın arasında dengeli davranacaksınız.
Ama ve lakin duygusal olarak çocukların parayla pulda çok işleri olmayabilir. Duygusal olarak birine sarılıyorsan öbürküne de sarıl ya. duygusal olarak duygunuzu paylaştırın çocuklarınıza. O çocuklar o duygusal açlığı yaşamasınlar anne babadan. Anne babalar bu konuda dikkatli davransınlar. Yoksa o çocuklarda birer travma kalıyor. Sonra aradan elli yıl geçiyor geliyor burada anlatıyor. Şöyle oldu böyle oldu diyor. Allah bizi affetsin. Eftali zikrfale mennehu La ilahe illallah La ilahe illallah El Fatiha ma salavat Allahümme Salli ala
Seyyidina Muhammedin ve ala Amin Muhammed Amin Ayşvară Azim Aşvarı 97 9 19 10 9 10 21 23 22 22 23 24

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi