mustafaozbag.org

72. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:01:24

Sağ olun Şehriye, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'inize satıyormuş ki, kim otuz gün farz olan Ramazan orucunu tutar, Şevvalide de altı gün oruç tutar ise, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevap vermişler. Müfessirlerin büyük bir kısmı demişler ki, Allah bire on verir, en az verdiğinde.
Otuz gün Ramazan orucu üç yüz gün eder, altı günde sonradan altmış gün eder, üç yüz altmış gün eder ve böylece bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi Allah'ına sevap vermişler, buyurmuşlar. Bu işin görünen tarafı. Müminler bilhassa ehl-i tasavvuf, ibadetlerin kalbi olanlara önem verirler. Allah da size suretlerinize değil, siretinize, içinize bakar, kalbe bakar.
Önemli olan insanın kalbinin içindekinlerdir. Dış görünüş olarak bir kimse namaz kıldığında kuluyor, görünebilebilebilebiliyor. Yani o kimse zahir, mülküyü, sevdiği, kıyamı yapabilirsin. Ve bütün şeriat olarak, zahir olarak biz onun namaz kıldığına bükmederiz. O görüntüsüyle namaza başarıyoruz. Biz onun kalbini bilemediğimizden biz ona deriz ki bu adam namaz kıldı. Öyle değil mi? Öyle. Ama önemli olan o kimsenin içidir. O kimsenin kalbidir. Onun içinden ne kadar namaz kıldığına bakar Allah. Allah o kimsenin kalbine bakar. Bir kimse ağlıyor, dua ediyor olabilir. Biz ona dışarıdan baktığımızda Allah'a dua ediyor, yalvarıyor. Allah'a yakarış halinde deriz.
Ama Allah onun kalbine bakar. Onun kalbinde kim var ona bakar. Onun kalbindeki ağlayışın, yakarışın, onun feryadın, o feryadın, o yakarışın, o yalvarışın kalpteki tecellisini ve tesirine bakar. Gerçekten o kimse kalben mi Allah'a yalvarışı, yakarıyor yoksa kalbi değil mi yalvarışı, yakarışı ona bakar. Musa aleyhisselam bir gün yolda giderken bakar ki bir kalabalık bir topluluk, kadın erkek toplanmışlar, genç ihtiyar toprakların içerisinde, toprağın içerisinde beline beline ağlayıp yalvarış ve yakarış halinde deriz.
Musa da dayanamaz, onlara katılır, onlarla beraber ağlayıp yalvarmaya başlar. Ve Allah'a münacat eder. Ey merhametlerin en merhametlisi, sen merhametsiz misin ki bu insanların yalvarışına, yakarışına cevap vermiyorsun? Sen bunların ağlayışlarına, feryadlarına bir ses vermiyorsun diye Allah'a münacatta bulursun. Ve Cenab-ı Hak hemen ona cevap verir. Ya Musa sen benim merhametimi, şefkatimi bilmiyor musun? Sen benim aklımı, muafiretimi bilmiyor musun? Onlar ağlayıp sızlayıp kendilerini perişan ediyor görünürde ama onların kalplerinde Allah yok der. Önemli olan bir kimsenin kalbinde Allah olmasıdır. Ehli tasavvuf, ehli takva, Allah'a yönelen insanlar kalplerini Allah'ı yerleştirmeye, Allah'ın tecelliyatını yerleştirmeye çalışırlar.
Onlar gözlerini Allah'a dikerler. Onlar ibadet ederlerken, ibadetlerini Allah için yaparlar. Allah'a yaklaşmak için yaparlar. Ve gönüllerinde Allah olur. İşte oruç tutan ehli tasavvuf dervişler de gönüllerini Allah'a yerleştirme noktasında orucun kendilerine bir manevi kalkan, kendilerine bir manevi merdiven, kendilerinin manevi bir yol olarak gördüklerinden orucun nurunun kalplerinde devam etmesini isterler.
Çünkü oruç insanın kalbini inceltir, oruç insanın kalbini nurlandırır, oruç insanı kötülüklerden alıkoyar, oruç insanı heva ve hevestten muhafaza eder, oruç insanı şeytanla cedelleşmede kuvvet verir, oruç nefisle cedelleşmede insanı maneviyatını kuvvetlendirir ve kimse oruç tutarak da melekleşme harekatı yapmış olur kendi üzerinde. oruç tutarak da peygamber ahlakıyla ahlaklanmaya çalışır. Ehli tasavvuf bu noktada kalbini hep Allah noktasında, Allah'a yaklaşma noktasında inceltme yoluna gider. onun kalbi incelecek, onun kalbine ilahi hikmetler, onun kalbine ilahi sırlar gelecek, onun kalbi Allah'ın şefkat ve merhametiyle yoğrulacak, yumuşacak. onun kalbinde Allah tecelli edecek.
Bunun yollarından birisi, bunun zeminlerinden birisi oruç tutmaktır. O yüzden Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Ramazan'dan sonra altı gün orucunu muhakkak, muhakkak tutulması gerektiğini söylemiş. Ramazan'ın haricinde pazartesi, perşembe oruç tutulmasının gerektiğini söylemiş. Muhakkak ayda üç gün hiç olmasa oruç tutulması gerektiğini söylemiş. O yüzden derviş kardeşler oruç ibadetini yerine getirecekler. Haftada bir gün, haftada iki gün, ayda üç gün, en az en az ayda üç gün oruç tutacaklar. Oruçla irtibatlarını kesmeyecekler. Yani insanlar yerlerini içerlerken, insanlar heva ve heves içinde dolaşırlarken onlar oruçlu dolaşacaklar. Çünkü onlar kalbi temizliğe önem veriyorlar.
Çünkü onlar kalbin inkişafına önem veriyorlar. Çünkü onlar kalpte Allah'ın zikrinin yerleşmesi, Allah'ın sevgisinin yerleşmesini hedefliyorlar. O zaman Allah kendisinden başka sevgilerinin olduğu, kendisinden başka heva ve heveslerin olduğu bir kalbe yerleşmez. Oraya tecelli etmez. Sultan oraya tecelli edecekse o kalbin pak olması lazım. O kalpte başka heveslerin, başka sevgilerin, başka tutkuların, başka anlayışların ve düşüncelerin, başka hedeflerin, başka istikametlerin olmaması gerekir. O kimsenin niyeti Allah, hedefi Allah, istikameti Allah, o kimsenin baktığı Allah, tuttuğu Allah, yürüdüğü Allah olması gerekir. Yani o kimse, buradan şunu anlayın, tutarken Allah için tutmalı, yürürken Allah için yürümeli, bakarken Allah için bakmalı, niyet ederken Allah için niyet etmeli, düşünürken Allah için düşünmeli, konuşurken Allah için konuşmalı.
İstikamet verirlerken kendisine, o istikamet Allah için olmalı. Ve bir şeyde bakmalı, derviş odur, hikmet ehli odur, sır ehli odur, veli odur, evliya odur, mümin odur. Peygamberlerin dostları, velilerin dostları onlardır ki onlar bir tek, bir tek bir şey yapacaklarını da Allah'a hatıra getirirler. Eğer bir şey yaparken Allah hatırınıza geliyorsa, o zaman yaptığınız şey Allah için. Eğer bir şey yaparken Allah hatırınıza gelmiyorsa, başka bir maksatla, kasıtla, başka bir düşünceyle yapıyorsanız, onu Allah için yapmadınız. Düşündüğünüz şey için yaptınız. Neyse düşünceniz, onun için yaptınız. Neyse istikametiniz, onun için yaptınız. O yüzden bir şeye bakın, bir şey yapıyorsunuz, bir şey konuşuyorsunuz.
Bir şey yaparken, konuşurken, bir eylemde, bir fiilte bulunurken, düşünürken dahi kendinizi kontrol edin. Ondan Allah'ın razı olup olmayacağını düşünün, bu size yeter. Yandarmaya gerek yok. Kalbinize bir şey yandarma siz dikin. Gönlünüze bir şey yandarma siz dikin. Tasavvuf budur aslında. Hani şeyhi olan rabuta, Resulullah'a olan rabuta, tabiri caizse fena billahı, beka billahı, bütün her şeyini al toparla, bütün o disiplinin, bütün o eğitimin, bütün o hengamenin, bütün o hayyulanın, bütün o deptepenin bir tek amacı vardır.
Her şeyin Allah için olması. Başka bir şey değildir. Her şeyin Allah için olması. Yani gelişiniz Allah içinse, gidişiniz Allah içinse, düşünceniz Allah içinse, niyetiniz Allah içinse, o zaman meseleyi halletmişsiniz demektir. O yüzden orucu da Allah için devam ettireceksiniz. Orucu devam ettiren insanlar. Oruçla parışık olan insanlar, kalbi Allah merhametiyle, şefkatiyle yumuşak insanlarlar. Orucu sevmeyen insanlar, kalbi katılaşmış insanlardır. Allah'la muhabbeti kesilmiş, Allah'la alışverişi kesilmiş insanlar orucu sevmezler. Allah'la kendilerine düşmanlık peydah edenler, oruca düşman olurlar. Onlar Ramazan'ın gelmesini istemezler. Ramazan'ın gelmesini isteyenler mümin olur. Kalbi Allah Allah nidallarıyla çalkalanan insanlardır.
Onlar Ramazan'ın yeniden gelmesini, Ramazan'ın hiç bitmemesini, orucun hiç bitmemesini isterler. Neden? Çünkü Allah o oruçludan memnun olur. Allah oruçluyu sever. Allah oruçlunun kefili olur. Allah oruçlunun vekili olur. Allah oruçluyu kendisi dost muhafaza eder. Allah oruçluyla bizatihi kendisi ilgilenir. Bir başkasına bırakmaz. Yani meleklerine havale etmez. Meleklerine demez gidin şununla ilgilenin diye. Yani kendisi ilgilenir. Bizatihi. Bakın bizatihi. O yüzden kardeşler oruca devam edeceksiniz. Hatta her orucunuzun ilk tarih bayram olacak. Her gün kendi kendinize Ramazan orucuymuş. Öyle oruca devam edeceksiniz. Müsait olanlar. Ama normalde bu noktada müsait değillerse pazartesi, perşembe tutacaklar. Daha az olanlar ayın başında, ortasında, sonunda veya on dört, on beş, on altı sınıf tutacaklar.
Her ay oruçla kendinizi irtibatlandıracağınız en az üç gün. Bakın en az üç gün. Bizim kardeşlerimiz her ay oruçla kendilerine en az üç gün irtibatlandıracaklar. Yapabilenler pazartesi, perşembe tutacaklar. Yapabilenler daha çok tutsunlar. Kazalarını tutsunlar. İşte tutsunlar oruç. Tutsunlar. Oruç tutmaktan bir şey olmaz. Ama muhakkak oruç ibadetiyle kendini kendi aranızda bir bağ kurun. Kim ki oruçla irtibatı kesti, o kimse de Allah'la irtibatı kesmiştir. Allah'ın merkeziyle şefkatiyle, muhabbetiyle irtibatını kesmiştir. Allah bizi onlardan eylemesin inşallah. O yüzden muhakkak bu ay Şevval ayı Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin tavsiyesini tutup altışar gün oruç tutacağız.
Ama bir türde tutacağız. Ama tek tek tutacağız. Bu ayın içerisinde altı gündük orucu tamamlayacağız. Tutabilenler on gün tutsunlar, on iki gün tutsunlar, on beş gün tutsunlar. Muhakkak her ay, her ay en az üç gün oruçta olacak bizim derviş kardeşlerimiz. En az, en az. Madem ki biz bu tasavvuf yoluna girdik, madem ki biz bu yolda yürüyeceğiz, madem ki biz ince noktada durmaya çalışacağız, madem ki biz kalbimizi inceltmeye, kalbimizi nurlandırmaya adayız, madem ki biz kalbimize ilahi hikmetin inmesini istiyoruz, madem ki biz Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ahlakıyla ahlaklanmak istiyoruz,
madem ki o ahlak yolunda yürüyeceğiz, biz onun sünnetlerini yerine getirmemiz lazım. Kalbin nurlanması ancak böyle mümkün olur. Ve sünnetleri ardı ardına eklememiz lazım. Yani bir sünneti bir sefer işleyip bırakmak değil. Nurun devam etmesi lazım. Nur devam edecek. Yani nurun devamını tesp edeceğiz, isteyeceğiz onu. Onu kendi ihtiyarımızla elimizi uzatacağız. Deyeceğiz ki biz bu nura talibiz. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. O yüzden muhakkak bu ayımızı oruçlu geçiren kullardan olacağız inşallah. Evlerimizde ailelerimizi bu noktada teşvik ederiz. Biz muayyen günlerde oruç tutamadıkları için oruç tutmamış olabilirler ki tutmayacaklar. Ramazanın içerisine denk gelmiştir. Onları teşvik edelim. Bu ayda altı gün orucu tutsunlar.
Onlar ilk önce hem altı gün orucu tutacaklar hem de o muayyen ayda tutamadıkları oruçları kaza etmiş olacaklar. Bir taşla iki kaza etmiş olacaklar. Çoğaltabilirlerse çoğaltacaklar. Ve nafile oruç tutarlarken aile birlikteliğini önem gösterin. Onları da teşvik edin. Onlarla beraber ailelerinizle beraber pazartesi, perşembe veya ayın üç günü. Kendinize bir düstur tutun. Bir düstur belirleyin kendinize. Benim işim, durumum, halim, ahvalim budur. Ben ayda en az üç gün tutarım. En azı bu. En az üç gün tutacak. Benim halim, ahvalim, durumum daha rahat. Ben haftanın iki günü tutarım. Eyvallah haftanın iki günü tutacak. Haftanın üç günü tutarım. Haftanın üç günü tutacak. Ama muhakkak ona devam edecek.
Pazartesi'leri tutarım. Pazartesi'leri tutacak. Veya perşembeleri. Her perşembe tutacak oruç. Herkes bilecek onu. Bu perşembe bu adam oruçludur. İnsanların bilmesi için yapmayacak bunu yalnız. Kendine diştur edecek. Kendi kendine onu bir ölçü haline getirecek. Ve o ölçüye devam edecek. Allah bizi öyle ölçülenenlerden eylesin inşallah. Kıymetli kardeşlerim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hasretlerinin terk edilmiş sünnetlerini ihya etmemiz lazım. Bu terk edilmiş sünnetlerden birisi bu. Pazartesi perşembe ayın üç günü oruç tutmak. Şevvalde altı gün oruç tutmak. Terk edilmiş sünnet bunlar. Biz ehli tasavvuf olarak bu terk edilmiş sünnetleri icra edeceğiz inşallah. Hakkınızı helal edin.
Ömer bin Hattab Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Sen değil miydin bana? Senin için en hayırlı olan şey asla hiç kimseden bir şey istememendir diyendir. Resulullah bu yalnızca insanlardan istemekle ilgilidir. Ama Allah'ın istemeye gerek kalmadan sana verdiği, onun sana nasip ettiği rızık bunun dışındadır cevabını verdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri değişik sahabelere hiç kimseden hiçbir şey istememe adına biat almıştır. Bunlardan birisi Hz. Ebu Bekir efendimizdir, Hz. Ömer efendimizdir, Ebu Zer-i Kifari'dir, Ebu Derda'dır, İbni Mesud'dur. Bunlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ile özel bir yaklaşmışlardır.
Hatta Ebu Zer-i Kifari hazretlerden üç sefer tekrar eder. Ya Ebu Zer, sana bir şey söyleyeceğim iyi düşündün mü? Düşündüm ya Resulallah. Tekrar sorar, iyi düşündün mü? Düşündüm ya Resulallah. Tekrar sorar, iyi düşündün mü ya Ebu Zer, düşündüm ya Resulallah. Bana hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceğini söz ver, ben de sana cenneti söz vereyim der. Ebu Zer-i Kifari hazretlerine direk söz verdim ya Resulallah der. Bazı rivayetlerde ilavesi vardır bu sözün. Der ki işte Hz. Ebu Bekir'e der ki, bineğinin üzerinde kırbaçın düşse dahi. Ebu Zer-i Kifari'ye der ki, ayakkabının bağı düşse dahi. Bineğin üzerinde ayakkabının bağı düşse dahi. Yani önemsiz bir şeydir bu. Bineğin üzerinde kırbaç düşmüş yere, yani birisine alıver bunu demek.
Veyahut da işte ayakkabısının bağı düşmüş, birisine bunu alıver demek gibi. İnsanlardan hiçbir şey istememeye söz vermek. Hz. Ebu Bekir Efendimiz halifeli döneminde devesinin üzerinden kırbacı düşer elinden. Ve Hz. Ebu Bekir Efendimiz devesini hırlatır, aşağı indirir, iner, kırbacını alır. Derler ki ya Emre'l-i Emin'i neden bizden istemedin? Biz sana bunu söyler, biz sana bunu verirdik. Bize deseydin, emretseydin biz sana bunu verirdik. Peygamber Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in cevabı manidar bir şeydir. Biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine diad ettik. Söz verdik. Hiç kimseden hiçbir şey istememeye. Hiç kimseden hiçbir şey istememeye. Oysa başka bir hadis-i şerifte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir ihtiyacınız olduğunda siz güzel yüzüllerden isteyin izler.
Yani iki tane hadis-i şerif birbirine zıtmış gibi olur. Öyle değil mi? Ama burada birincisi ben bunu ayırmak istemem. Ama işin hakikatına ermemiş olan kimseler insanlardan bir şeyler isterler ve isteyecekleri zaman temiz yüzlülerden isteyecekler. Ama işin hakikatına eren insanlar insanlardan bir şey istemeyecekler. Şunu alıverir misin? Şunu yapıverir misin? Şunu getiriverir misin? Şunu buradan kaldırır mısın? Şunu buradan atar mısın? Tutar mısın? Kendi nefsi için insanları kullanmayacaklar. Kendileri için insanları bu noktada insanlardan bir şey istemeyecekler. Bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin terk edilmiş sünnetlerinden birisidir.
Kalbi incelen insan, kalbi Allah'la dolu olan insan zamanla insanlarla olan bu noktadaki ilişkisini keser. Artık gönlünde devamlı Allah'la alışveriş başlar. Allah'la alışveriş başlayan bir kimse insanlardan bir şey istemeye utanır olur. İnsanlardan bir şey istemeye icap eder, icap eder. İnsanlarla bu noktada belki de ilişkisi kesiliyormuş gibi olabilir. Aslında ilişkiyi kesmek değildir bu. O kimse istemeyi keser. O kimse istemeyi rafa kaldırır. Rafa kaldıracak ki, rafa kaldıracak ki direk Allah'la tevekkül haline gelsin. Direk Allah'la alışveriş haline gelsin. Direk Allah'tan her şeyi bilsin. Her şeyin yaratıcısının kuvvet ve kudretinin sahibinin Allah olduğunu bilsin.
Her şeyin Allah'ın elinde olduğunu bilsin. Ve o kimse insanların elinde bir şeyin olmadığını, insanların elindekinin dair Allah olduğunu, ve insanların elindekine güvenmemesi gerektiğini, ve Allah'a güvenilmesi gerektiğini anlasın. Bu kalbin bu noktadaki direk Allah'a bağlılığıyla alakalıdır. Eğer kalp Allah'a bağlandıysa, eğer kalp Allah'a gözünü diktiyse, o kimse bir başka şeye gözünü dikmez. O kimse bir başkasının elindekine de gözünü dikmez. O kimse bir başkasının gücüne, kuvvetine, kudretine de gözünü dikmez. Çünkü bütün, bütün güç, kudret, kuvvetin Allah'ın olduğunu, Allah'tan olduğunu bilir. Bugün Musa aleyhisselamlarına laf açıldı. Musa aleyhisselam yine bir dağın eteğinde yürürken, bakar ki kayanın üzerinde bir pir-i vani birisi ibadet ediyor, ağlıyor, feryat ediyor.
Sen ne zamandan beri bu haddesin der? O kimse de der ki, ya Musa ben 300 yıldır burada da kayanın başında Allah'a ibadet ederim, ağlarım, sızlarım, feryat ederimler. Musa'nın bu çok duabına gider, oturur onunla beraber, o da feryat etmeye başlar. O da onunla beraber namaz kılıp, o da onunla beraber ağlamaya başlar. O kimse öyle ağlıyordur ki, gözyaşları sakallarından cübbesine gömleğini ıslatmış, o taşın üzerine ıslatmış, sanki nehir gibi gözünden yaşatmış da. Musa dayanamaz ya Rabbi merhamet eyle der. O kimseden için. Cenab-ı Hak cevap ver. Ya Musa, onun öyle ağladığına bakma. Onun öyle feryat figan ettiğine bakma. Onun kalbinde ben yok. O hal kendisini sıcak tutan, kendisini üşümekten, kendisini soğuktan koruyan cübbesi olduğunu düşünmektedir.
Soğuktan ve sıcaktan koruyacak olanın Allah olduğunu, soğuktan ve sıcaktan koruyanın cübbesi olduğunu düşünmektedir. İşte kalbi o hale getirmek isteyen insanlar, Allah'tan başka hiç kimseden kendi nefisleri için bir şey istemeyecekler. Kendi rahatları için, kendi rehavetleri için, kendileri için, kendileri için insanlardan bir şey istemeyecekler. Yolumuz insanlardan kendi nefsimize bir şey istememen üzerine kuruludur. Bunu derviş kardeşler kendi içlerinde tesis edecekler. Kendiniz için bir şey istemeyeceksiniz siz kimseden. Yol için, yordam için, hizmet için söyleyecek bir laf yok. Ama kendi nefsimiz için böyle bir şey istemeyeceğiz. Bu derviş kardeş gelsin bizim dükkanımızı temizlesin.
Gelsin bizim buramızı boyasın. Gelsin burayı düzelsin. Gelsin bunu böyle yapsın. Evimize gelsin şunu şöyle yapsın. Onun ücretini vereceğiz. Birisi kendiliğinden bize yardıma gelmiş. O Allah'ın lütfudur. Kendiliğinden bizim ucumuzdan tutmuş. O Allah'ın lütfudur. O Allah'ın ikramıdır. Ama biz birisine gel bunu yapıver. Bunu yap dediysek onun ücretini vereceğiz. İnsanları geçim kaynağı haline getirmeyeceğiz. Dervişliğimizi geçim kaynağı haline getirmeyeceğiz. İçinde bulunduğumuz yolu geçim kaynağı haline getirmeyeceğiz. İçinde bulunduğumuz hiyerarşik makamı, mekanı, hiyerarşik rütbeyi geçim kaynağı haline getirmeyeceğiz. Bu konuda çok titiz davranacak Ehli Dervişan. Ehli tasavvuf bu konuda çok titiz davranacak.
Unutmayın. Yolun başında bir şey söyledim. Bir şey istersek elimizi koparın. Bir şey istersek dilimizi koparın. Verirlerse almazsak elimizi koparın dedim. Yani bu, bir şey istemeyeceğiz manasında. Verirlerse evimizi koparın. Bir şey istediğimizden değil. Hediyeleşmenin sünnet olduğundan dolayı. Hediyeleşmek sünnettir. Bir kimse bir şeyi hediye eder. Buna hiç kimsenin söyleyecek bir sözü olmaz. Bu sünnet-i Resulullah'tır. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Kim hediyeye karşı çıkar, kim hediyeyi reddederse ona muhtaç olur demiş. Biz sünnet-i Resulullah'ı reddetme noktasında değiliz. Allah muhafaza eyleseyim. Ama sünnet-i Resulullah bize istemeyi reddetmemizi istiyor.
Biz istemeyeceğiz. Çok nakar kalırsak, çok sıkıntıda kalırsak, çok sıkıntıda kalırsak, bu da kendimiz için değil. Çocuklarımız için olabilir, eşimiz için olabilir, evimiz için olabilir. Öyle insanların dağılıp sıkıntılı zamanları olabilir. O zaman bu hal bundan müstesna. Dayanamaz çünkü bir insan olabilir. O zaman normalde tarikata göre, takvaya göre değil, şeriata göre de davranır. temiz yüzlü bir kimseden bir şey yardım isteyebilir. Bir şey isteyebilir. Ama bunu hiyerarşisini kullanaraktan. Çavuşum, nakibim, mukabbayim, dervişim, semazenim, baş semazenim, son semazenim, baş dervişim, son dervişim, şeyhim. Bunları kullanaraktan değil. Allah muhafaza eylesin. Elli tasavvufun yıkıldığı alanlardan birisidir.
İnsanlar dinlerini, insanlar dindeki hiyerarşik durdukları noktayı, insanlar cemaatin içerisindeki ama kendilerinin ama hiyerarşik olarak belirlenen noktaları heva ve heveslerini kullanıp, kendi nefislerine bir şey istemeyecekler. Kendi nefsinize bir şey istemeyeceksiniz. Kendi nefsinize bir şey oluşması için, bir şey oluşması için beklemek yok. Eğer bir şey bekleyeceksiniz Allah'tan bekleyeceksiniz. Bir şey isteyecekseniz Allah'tan isteyeceksiniz. Bir şeye yalvaracaksanız Allah'a yalvaracaksınız. Bir şeye gözünüzü dikecekseniz Allah'a gözünüzü dikeceksiniz. Sizi bir şeyden koruyacak olan Allah'tır. Size bir şeyi verecek olan da Allah'tır. Sizin evvelinizi düzeltecek olan Allah'tır.
sizin geçmişinizi affetacak olan Allah, geleceğinizi rahmete bandıracak olan Allah'tır. Cenab-ı Hak isterse sizin geçmişinizi büyümüp hak eder. Birer beyaz sayfa altın sayfa haline getirir. İsterse geleceğini de altın sayfa haline getirir. O yaptıklarından sorumlu değildir. O yapacaklarından da sorumlu değildir. Allah isterse herhangi birinizi alır götürür, sultan köşküne oturtturur. Allah sultan köşkünde oturan bir kimseyi de aşağıların aşağısına indirir. Allah'ın her şeye gücü eder. Allah her şeye kadir. Allah isterse semavata doğru yolculuk çıkarttırır. İsterse semavatta yolculuk yapan bir kimseyi alır al aşağı paçavra gibi atar. Allah'tır yapan. O yüzden gözünüzü Allah'a dekin. Himmetinizi, gayretinizi, istikametinizi, yolunuzu yordamanızı, avucunuzu Allah'a açın.
Allah'la yönlendirin. İşiniz Allah olsun. İşiniz Allah olsun. Gönlünüzde Allah olsun. Namaz kılarken Allah olsun. Gönlünüzde Allah olsun. Zikrılar yaparken Allah, gönlünüzde Allah olsun. Biz zikrediyor sizin. Ehli tasavvuf dilin, vücudun ibadetine bakmaz.
Evli tasavvuf bunun gönle tecelli etmesine bakar. O yüzden yüzünüzü, gözünüzü, düşüncenizi, aklınızı, kalbinize çevirin. Orada ne var? Ona bakın. Senin gönlünde Allah sevdası varsa sende başka bir şey yok. Allah sevdası var. Ama senin gönlünde başka sevdalar indiyse inan ki senin gönlünde o sevdalar var. O yüzden hani semazen elini havaya kaldırır. Kasını da yaslar. Sol tarafına doğru bakar. Sol tarafına kalbine tecelli eder. Kalbine nazar eder. İhsan-ı haline der ki kalbimi ben devamlı tecelliyet altında, nazar altında tutuyorum. Kalbimi devamlı ve kalbime bakıyorum ki oraya ağzı sevgisi inmesin.
Oraya devamlı böyle zapturak altında, devamlı nazar altında, devamlı böyle onu tutuyorum ki Allah'ın sevgisinin haricinde bir sevgi gelmesin. Yavrun kuşları nasıl kartal, nasıl doğan muhafaza ederse öyle muhafaza ediyor. Kurt tavuk cildirleri nasıl muhafaza ederse öyle muhafaza ediyor. Tabiri caizse hani elini açar ya, evet elini açar aynı tavuk pençesi gibi, aslan pençesi gibi, kurt pençesi gibi.
O pençeyle şeytanı yırtlar. Bereket diler, şefkat diler. Allah'tan at. Ama ne zaman öbür şey gelecek, o güleyen ağzı sadece Allah'tan dilenen bir el olarak var. Öbür veçesi pençedir onun. Neyi? Kalbini muhafaza edecek. Çünkü kalp hazinedir. Kalp sırrın tecelli ettiği yerdir. Kalp ilahi rahmetin indiği yerdir. Kalp ilhamın indiği yerdir. Oraya asla ne şeytan, ne cinniler, ne kötü varlıklar, ne de başka sevgiler yerleşmeyecek. Oraya yaklaşmayacak. Şahan gibi vuracak atacak kalbinin üzerine gelen bir şeyi.
Ahsen dervişi, evet sırf gaflet içerisinde şefkat merhamet dileyen, dilenen noktasında değil sadece. Aynı zamanda derviş savaşçıdır çünkü. Savaşçı bir ruha sahiptir. Mücadeleci bir ruha sahiptir. Mücahit bir ruha sahiptir. Akıncı bir ruha sahiptir. Eğer onun kalbine bir şey gelecekse, o bir pençe var. Onu yırtar atar. Bu neyse Allah'tan başka neyse ama. Ama şeytandır musallat olan. Ama kafir cinnilerdir. Ama başka sevdalardır. Ama başka muhabbetlerdir. Ama başka yollardır. Ama başka idraktır. Başka mentezdir. Delikodudur, gıybettir, suizandır, mühtandır. Hangi bir şey kalbine daha yaklaşır. O pençe haline gelir. Onu vurur atar. Oradaki eli sadece böyle işte merhamet şefkat dileyen bir el olarak görmeyin.
Diş olduğunu ve dişinde gülerken güzellik verdiğini ama ısırırken acı verdiğini düşün. Bunu unutmayın. Her dudağın altına Allah bir diş yaratmış. O dişi de gizlemiş. Demiş ki her dudağın altında diş vardır. Unutmayın. Herkesin bir sert tarafı vardır. Herkesin dişi vardır çünkü. Bir an gelir ısırır. O merhametler merhametlisi Muhammed'in Mustafa kılıcını çektiği zaman düşman darmatağı dediği zaman düşman çiğ yavrusu gibi dağılıyordu.
Evet o merhamete vuruyordu. Merhamet eder. Orayı koruyacaktır. Orası sultanın yeridir. O da orası padişahlar padişahının yeridir. Orası sevgililerin sevgilisinin yerleştiği yerde. Oraya bir başkası bozlatamaz. Oraya bir başkası yerlemin alıştıramaz. Oraya bir başkası giremez. Onun içine başka bir muhabbet at. Onun içine başka bir sevdaya yerleşmeyeceği için semadan ele ol.
İşte kalbe onun yerleşmesi için muhakkak ki kalpte sadece Allah olacak. Ve muhakkak ki kalpte Allah'ın nimetlerinin üzerine başkalarının elindekilere o kimse hiçbir zaman göz diğmeyecek. Tasavvuf budur. Allah bizi muhafaza eylesin. Alhamdulillah. Asama bin Zeyd, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini şöyle dediğini haber vermiştir. Cennete bir göz attım. Bir de baktım ki çoğunluğunu fakir fukara oluşturuyor. Cehenneme bir göz attım. Baktım ki ek serisi kadınlar, zevci sefa sahipleri her bir yere hapt olunmuşlar. Kafirlerin ise cehennem artılmaları emrolunmuş. Oraya götürürlüyorlardı. Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin miracı vardır. Bedenen ne derseniz deyin miracı gerçekleştirmiştir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin manen miracları da vardır. Mirac bir deseler de bazı bu ceseden olan mirac birdir. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin manen yani kalben bir çok miracı olmuştur. Ben öyle inananlardanım. İşte bu mirac hadiselerinin birindedir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bakar ki cennete fakir fukaralar daha fazla girmiş. Bize fakir fukara denilince maldan eksik noksan olarak biliyoruz biz bunu. Bir kimse maldan eksik noksan. Fakir fukaradan kasıtımız maldan eksik noksan olarak görülmesi. Fakir fukaradan kasıt mal sevgisi olmayan insanlar. Dünya sevgisi olmayan insan. Aslında zahirden bakıldığında dünya sevgisi olmayan insan malın mülkün içerisinde olsa dahi bu anlamda fukaradır.
Malın mülkün içerisinde olmayıp da dünya sevgisi olan insan az bir malı olsa dahi zengindir. Çünkü hep dünyayı ister. Dünyayı arzular. Ve o dünya arzusu onun cehenneme doğru yol götürür. Onun makam mevki arzusu cehenneme doğru yol götürür. Onun zevki sefa arzusu. Onun rahatlık arzusu. Onun gönlünü hoş etme arzusu. O dünyada rahat yaşam arzusu o cehenneme meylettirir. Rahatlık arzusuyla üzerine sıçrayan pisliklere bakmaz. O rahatlık arzusuyla içine girdik pisliklere bakmaz. O rahatlık arzusuyla yaptığı yanlışlıkları fark etmez. Ve yaptığı yanlışlıkları fark etmeyince de o cehenneme doğru yol alır.
Allah muhafaza eylesin. Aman kardeşler. Dünyayı sevmemek demek, dünyayı terk etmek demek değil. Dünyayı sevmemek demek, dünyayı borç vermek, işini gücünü terk etmek demek değil. Biz o anlayışta değiliz. Sabahleyin herkes gidecek. Herkes gidecek. Dükkanını açacak. İşine gücüne bakacak. İşine gücüne bakacak. Bir kimsenin çolunun çocuğunun rızkı için çalışması ibadet hükmündedir. Bir kimse sabah namazını kılar, gözünü öğlen namazını dikerler. Arada iaşesi için çalışması, çabalaması ibadet hükmündedir. Çolunun çocuğunu muhtaç etmemek için, o kimsenin iaşesini temin etmek için çabalaması ibadet hükmündedir. Bizim dervişlik anlayışımız budur.
Bir kimse tembel tembel oturmayacak. Bu dervişlik değil. Bu dünyayı sevmemek değil. Bu dünyayı terk etmek demek değil. Bu tembellik demek. Bu haylazlık demek. Bizim böyle bir anlayışımız yok. Biz sabahleyin kalkacağız. Memur memurluğuna gidecek, işçi işçiliğine gidecek, işveren işverenliğine gidecek. Herkes işini yapacak. İşini takip edecek. Ve en ince, en güzel, en doğru şekilde yapmaya çalışacak. Bu dünyayı sevmek değil. Dünyayı sevmek hırslanıp, bir başkasının elindekine göz dikmek. Dünyayı sevmek demek, kendi üstünde maddi olarak kendi üstündekileri gözü dikip onlarla yarışmak. Benim de arabam olsun, benim de evim güzel olsun deyip hırslanıp, hırslanıp heva hevese dalmak.
Yanlış işlere dalmaktır. Dünyayı sevmek budur. Ve bunlar cehenneme doğru yol alırlar. Kadınlar zevki sefayı çok sevdikleri için cehenneme doğru yol alırlar. Yoksa kadınları aşağılamak için söylenmiş bir söz değildir bunlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maddetleri kadınları aşağılayan bir noktada değildir. Bu her kim zevki sefaya dalmak istiyorsa, her kim gösterişe dalmak istiyorsa, her kim dünyanın şatavatına ve şatafatına dalıyorsa, bu hadis-i şerif onlar için geçerlidir.
Yoksa dünyayı sevmeyin, dünyayı sevmeyin, dünyaya muhabbet etmeyin, dünyada kendisine lazım olacak kadar dünyayla iştigal edenler için değildir bu. Herkesin işi olacak, herkes işiyle meşgul olacak. Cenab-ı Hakk'a kimisine az vakit, kimisine çok verecek. Kimisine normalde kafası çalışıyor görünecek, parası pulu olacak, kimisinin kafası çalışmıyor gibi görünecek, parası pulu az olacak. Herkes patron olacak, herkes müdür olacak, herkes genel müdür olacak değil ya. Allah'tan rahatsız olacak insanlar Allah'ın verdiğine. Allah'ın verdiğine rahatsız olun. Allah'ın size gösterdiğine rahatsız olun. Allah'ın size gönderdiğine rahatsız olun. Allah'ın sizi getirdiği noktaya rahatsız olun. İyilik noktasında. Allah başınıza ne getiriyorsa o getirecek.
Allah size neyi murat ediyorsa onu verecek size. Bu demek değildir ki biz çalışmayacağız, uğraşmayacağız, koşturmayacağız. Bu demek değildir ki biz boş boş yapacağız, oturacağız. Böyle bir dervişlik anlayışımız yok. Allah bizi affetsin. Böyle bir şeyimiz yok. Cenab-ı Hak bütün kardeşlerimizi korusun. İşlerinize titiz davranın. İşinizle çalışın. Sabah saat sekiz buçuk ise iş başı sekiz buçukta orada. Tehşeklikte bulunmayın. İşinize sahip çıkın. İşinizi en iyi şekilde yapın. İşinizi en iyi şekilde yapın. Kardeşler birbirlerini tavsiye ederlerken utanmasınlar. Kardeşler birbirlerini tavsiye ederlerken tavsiye ettiklerine pişman olmasınlar. Ya derviş kardeşe bir iş yaptırdık, perişan olduk.
Derviş kardeşe bir iş yaptık, bastık. Derviş kardeşe bir iş yaptırdık ya şu hale getirdi. Derviş kardeşe bir iş yaptırdık, bu hale getirdi. Çaba gösterin. Sanatınıza sahip çıkın, işinize sahip çıkın. Bu dünyayı sevmek demek değil. Çünkü bu sebepler dairesinde eşyanın hakikatına uygun bir şekilde davranmaktır. Adam boyacı, düzgün boyacak. Adam kaportacı, düzgün kaportacılık yapacak. Adam motor tamircisi, düzgün motor tamircisi olacak. Adam ne kumaşçı, düzgün kumaşçı olacak. Adam ne işçi, düzgün işçi olacak. Adam demeyecek bu dervişi nereden işe aldım ben ya, beni perişan etti. Namaz iki saat tıkılıyor. Adam demeyecek ya bu dervişin nereden işe aldım ki ben.
Camiye gidiyor, gidiyor iki saat sonra geliyor. Adam demeyecek ya bunlar bir de derviş kalk, ne biçim memur ya. Bir gidiyor beş saat geldi. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak bizi korusun inşallah. Cenab-ı Hak indiklerinizi nail eylesin. Korktuklarınızdan bizi muhafaza eylesin inşallah. Hakkınızı helal edin. Bu hafta sorun referandum var. Malum. Bütün kardeşler referanduma katılacaklar. Ve bütün kardeşler referanduma hanımlarını, etrafta annelerini, babalarını, kimleri var ise referanduma götürecekler ve oy kullanacaklar. Ve oylarınızı evet kullanacaksınız. Kardeşler birbirlerine telefon açacaklar. Bütün mahalleler, etrafına herkes.
Herkes referanduma gidecek. Ve Cumhurbaşkanı'nın bir dahaki Cumhurbaşkanı'nı, ben hangisi olursa olsun neyse günlük siyaset işimiz değil, Cumhurbaşkanı'nın halkın seçmesi için oy kullanacaklar. Bu Türkiye'nin ama isteyerek, ama istemeyerek, ama bilerek, ama bilmeyerek, ama şartların zorlaması, anlığın gündemini zorlaması önüne gelmiş tarihi bir fırsat. Tarihi bir fırsat bu. Bakın tarihi bir fırsat. Bu yüzden muhakkak muhakkak bu konuda slogan haline getireceğiniz. Bütün arkadaşlar hepsi de referandum oylamasına katılacak. Eşilerini, çocuklarını, artı oy kullananları onları da götürecek. Tarafımız da belli bu nokta.
Bunu böyle bir memleket için, bunu gelecek için çok önemini kabul ediyorum ve bu noktada herkesin titiz davranmasını istiyorum. Bu konuda hiç kimsenin gevşek davranmasını istemiyorum. Eğer bir emir gibi telakki edilecekse bir emir. Bir tavsiye gibi telakki edilecekse bir tavsiye. Nasıl telakki ederseniz edin. Muhakkak bu konuda arkadaşlar disiplinli olacaklar. Bakın muhakkak bu konuda disiplinli olacaklar. Ve muhakkak oylarını kullanacaklar. Ben kullanacağım. Bunu da kullandıracaksınız. Annelerinizi, dayılarınızı, amcalarınızı, teyzelerinizi, neyiniz varsa. Herkes birbirine telefon açacak. Muhakkak oy kullanmaya gidilecek.
Ve evet kullandın. İnşallah. Hakkınızı helal edin. Bu kısır bir siyaset değil. Bu parti siyaseti değil. Bu memleket için hayırlı bir şey. Bu memleket için hayırlı bir şey. Şu memlekette artık ateist. Dönme. Ateist. Neydi belirsiz. Mason. Masonik kapalı cumhurbaşkanlığı dönemi bitsin. İnşallah. İnşallah. Gönül arzu eder ki bir adımda şu insanlar iyiye doğru yönersinler. Gönül arzu eder ki bu memleket bir adımda iyiye doğru ya güzele doğru gitsin. İnşallah. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. İnşallah. Bizden yana da helal olsun. İnşallah. Üç ihlak bir patiha. Tüm peygamberlerimizin ruhlarına.
Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi