Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 20 Kasım 2025 · 1:06:27
Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran ve nasihat eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara haksızlık, hukuksuzluk, nerede Müslümanlara yanlışlık, eksiklik yapılıyorsa, nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak yapanların hepsini de kahre perişan eylesin.
İsrail ve destekçilerini dağıtsın, batıyı dağıtsın, Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin, Çin'i dağıtsın, Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye düşman olanları dağıtsın, Rabbim bizleri de ümmet-i Muhammed'e hizmet edenlerden eylesin. 47. nasihatmış bu geceki Hac suresi ayet 35. Hac suresi ayet 35.
Onlar öyle kimseler ki Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer, başlarına gelene sabrederler, salat ederler ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar. Bu ayet-i kerimeyi almamızın sebebi başındaki Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer. Hani zikirle alakalı ayet-i kerimelerden ders yaptığımız için o yüzden bu ayet-i kerimeyi bu akşamki ders konusu olarak aldık.
Tabi bu ayet-i kerime bir müminin üzerinde olması gereken çok önemli dört unsurdan bahsediyor. Allah'ı zikredecek, sabredecek, selat edecek ve Allah'ın vermiş olduğu, ona vermiş olduğu rızıklardan tasattuk edecek. Dört ana direk, dört ana direk, öyle söyleyelim. Bir kimsenin dini hayatını üzerine idame edeceği dört ana direk. Şimdi tabi bu dört ana direkten hemen kısa bir bölüm açalım istedim. Birincisi ne? Allah'ı zikir. Yani o insanlar, o müminler, o inananlar, o sufiler Allah zikredildiği zaman onlarda normalde kalpleri titriyor. Kalbin titremesi ya korkudandır ya sevinçtendir.
O yüzden bir sufiler, sufilerin kalbi sevinçten titrer. Ama bazen Cenab-ı Hak o kimsenin kalbine öyle bir haşyet verir, öyle bir azamet verir. O zaman o haşyetten ve azametten de o kimsenin kalbi titrer. Ama genel olarak hani seven sevdiğini anınca, seven sevdiğini görünce, seven sevdiğiyle buluşunca o sevinçten o zaman onun kalbi ne olur?
Onun kalbi titrer. O yüzden Allah'ı zikir bu manada insanın ama azametten, haşyetten ama sevgiden veya vuslat sevincinden kalbi titretecek bir amel, zikir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de kim bir yere oturur da ve orada Allah'ı zikretmez ise Allah'tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar orada Allah'ı zikretmezse ona Allah'tan bir noksanlık vardır.
Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allah'ı zikretmezse Allah'tan ona bir noksanlık vardır. Yani insanın fiiliyatı ya oturuyordur ya yatıyordur ya yürüyordur. Bu üç fiiliyat vardır insanın üzerinde. Normalde o zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki o kimse normalde bir yere oturdu, oturduğu yerde zikretmedi. Yürüdü, yürüdüğü yerde zikretmedi. Yattı, yattığı yerde zikretmedi. Allah'tan ona bir noksanlık vardır. Yani onun yaptığı iş noksan oldu, eksik oldu. Onda bir eksiklik söz konusu oldu. Ayet-i kerimede de siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine yatarken Allah'ı çokça zikredin buyuruyor ya.
İşte bu ayet-i kerimenin hemen hemen tefsiri gibi bu hadis-i şerifte. Ya otururken de, kalkarken de, ayaktayken de, yan yan üzerine yatarken de, yürürken de, bir iş yaparken de ne yaparsan yap. Hangi fiiliyat üzerinde durursan dur, Allah'ı zikredeceksin. Eğer Allah'ı zikretmezsen, senin üzerinde Allah'tan bir noksanlık. Yani sen eksik bir şey yaptın, noksan bir şey yaptın. Sen doğru hareket etmedin. Burada senin o zaman bölümünde bir eksikliğin var. Bu hadis-i şerifi Ebu Davut ve Tirmizi nakletmiş. Tirmizi de geçen, bunu böyle destekleyen veyahut da bunu tekrar açan bir hadis-i şerif daha var. Bir cemaat bir yerde oturur ve fakat orada Allah'ı zikretmez ve nebirlerine salat okumazlarsa üzerlerine bir ceza vardır.
Allah dilerse onları azaplandırır, dilerse mağfiret eder. O zaman siz bir topluluk içerisinde bulundunuz, bir toplulukta oturdunuz. Oturduğunuzda ya orada Allah'ı zikredecekseniz, Habibine salatu selam getireceksiniz. Eğer Allah'ı zikretmez, Habibine salatu selam getirmezseniz, Cenab-ı Hak ya sizi azaplandırır, dilerse de azaplandırmaz. Ama burada normalde hadis-i şerifin metnine göre azaplandırır. Bu o yüzden normalde o zaman bir kimse Allah'ı zikretmedi, Allah'ı zikretmezse herhangi bir fiiliyatta Allah'ın azabına duçar kalabilir. Yani Allah onu azaplandırabilir, neden beni zikretmedin diye. Çünkü o kimse Allah'ı zikretmekle mesulsunuz.
Mümin kimse Allah'ı zikretmekle mesul, farz. Ve ayeti kerimede kim Allah'ı zikretmezse Allah da onu zikretmez. Kim Allah'ı unutursa Allah onu unutur. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Ayeti kerime bu. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. O zaman o kimse ama verdiği nimetlerden dolayı, bir kimse normalde menfaat karşılığı da olsa, Cenab-ı Hak'ın ona vermiş olduğu nimetlerden dolayı Allah'ı zikreder mi? Evet. Hiç olmazsa menfaat karşılığı da olsa, nimetlerden dolayı zikretse Allah onu ne yapacak? Onun normalde nimetini arttıracak. Ama ve lakin o kimse onca nimet vermiş. Önce nimet vermesine rağmen o kimse Allah'ı unutmuş zikretmiyor. Veyahut da kasti zikretmiyor. O zaman Cenab-ı Hak'ın onu azaplandırması mümkündür. Allah muhafaza eylesin.
Ve zikullah noktasında devamlı ayeti kerimelerde hep teşvik vardır. Hep teşvik vardır. Hep teşvik vardır. Hep Cenab-ı Hak birçok ayeti kerimede zikirden bahseder. Tabi normalde bazı zikir dairesi geniştir. Orucu da namazı da abdesti de hayır işlemeyi, hakkı tebliğ etmeyi, sabretmeyi bütün ibadetlerin hepsini de içine alır zikir. Ama bunların içerisinde en faziletli olan, en büyük olan oturup da bir kimsenin işte la ilahe illallah demesi, Allah demesi, Allah'ın 99 isimlerinden herhangi bir ismiyle Allah'ı çokça zikretmesi. Bunun en faziletli noktası bu. O yüzden o kimse eğer normalde böyle Allah'ı zikretmezse o zaman o kimsenin üzerinde bir noksanlık bir hata, onun üzerinde bir yanlışlık olmuş oluyor.
Ve bir kimse tırnak içerisinde Allah'ı zikretmezse o heva ve hevesine uyuyor. Heva ve hevesine uyuyunca onda hatalar zincirlemesi, yanlışlıklar zincirlemesi, Allah'ı zikretmezse günahlar zincirlemesi, Allah'ı zikretmezse yavaş yavaş yavaş Kur'an ve sünnetten uzaklaşması söz konusu oluyor. Şimdi insan belki de bunu ilk atapta fark etmiyor. Ama yıllar içerisinde baktığınız zaman o kimsenin üzerindeki nur kayboluyor. O kimsenin üzerindeki böyle Allah'ı zikretmenin insan üzerindeki tecelliyatı vardır. O tecelliyat nedir? O kimse mesela olduğundan genç görünür, olduğundan yakışıklı görünür, olduğundan güzel görünür, olduğundan iyi görünür. Cenab-ı Hak ona öyle bir manevi elbise giydirir, o manevi elbiseyle o çok farklı bir noktada durur.
Olduğundan fazla görünür ama sırf Allah'ı Allah olduğu için zikrederse, sırf zikrullah cemaatına Allah rızası için gelir, orada cemaatin içerisinde Allah için durursa, hiçbir menfaat gözetmeksizin, hiçbir art düşüncesi olmaksızın, hiçbir hesabı kitabı olmaksızın, o kimse Allah'ı zikrederse, o kimse o zikrullah cemaatında durursa ve o kimse bir mürşid-i kamile intisaplı ise o kimsenin çizgisi düzelir ve o çizgide yürür.
Maddi manevi Cenab-ı Hak onun üzerinde bir nur, maddi manevi onun üzerine bir elbise giydirir. O çünkü normalde öyle bir hale gelir ki, her mümin onu sever. Müminler onu sever, o da müminleri sever. Onun üzerine Cenab-ı Hak öyle bir elbise giydirir. Bu manevi bir elbisedir. Bu üzerine manevi bir normalde tecelliyattır. Hani kul Allah'ı sever, Allah da kulunu sever. Allah kulunu sevince Cebrail'e nida eder. Ey Cebrail! Nida et gök halkına. Ben filancayı sevdim, onlar da sevsin. Cebrail aleyhisselam gök halkına nida eder. Ey gök halkı! Allah filancayı sevdi, siz de sevin. Melekler, burada gök halkından meleklere geçti. Çünkü gök halkı deyince içinde cinni taifesi var, içinde melekler var.
İçinde normalde farklı varlıklar var. Bu cinni taifesinin haricinde, meleklerin haricinde farklı taifeler var. Mesela Yecüc Mecüc var, örnekliyorum bunu. Mesela başka varlıklar var, böyle isimlendirilmemiş, manen görülen, manen görülen, ama velakin zahiri olarak tecelli etmeyen, değişik gezegenlerde, değişik perdelerde yaşayan varlıklar var. Oradan melekler, Cebrail aleyhisselamın nidası bütün gök halkına, bütün hepsine. Melekler mümin kulların kalbine ilham eder. Biz onu çevirirken ilham eder diyoruz da, oradaki hadisi şerifin metninde vahyeder diyor. Mümin kulların kalbine vahyeder, Allah filancayı sevdi, siz de sevin der. Ve Allah'ı zikredeni sadece zikredenler sever.
Çünkü Allah'ı zikreden, fi sebilillah, Allah'ı Allah için zikrettiğinden, onu ancak zikredenler sever. Onu ancak müminler sever. Onu ancak pirefendiler, evliyalar, veliler, peygamberler sever. Onu ancak melekler sever. Onu ancak cinni taifesinin zikredenleri vardır. Cinni taifesinin zikredenleri sever. O yüzden o kimse Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Allah'ın onu zikretmesi demek, bunu bizim gücümüzün yetmez, aklımız yetmez, kalbimiz yetmez. Hani müfessirler demişler ki, Allah'ın onu affetmesidir. Allah'ın ona işte rahmet etmesidir, katından onu sevmesidir gibi birçok şeyler söylemişler. Biz Allah'ın bir kulu sevmesini, bir kulu zikretmesini ve hatta hani başka bir ayet-i kerimede peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisi salatu selam getirilmesiyle alakalı Allah ve melekler Resulullah'a salat ederler.
Siz de salat edin deyince, evet biz de salat edin. Biz ne yaparız? Biz ona salavat-ı şerife okuruz. Siz de salat edin deyince, aslında salat sadece ona salavat-ı şerife getirmek değildir. Hz. Peygamber'e salat etmek, onu salat etmek, onun hadisi şeriflerini, onun sünnet-i seneyesini canlı tutmak, onun sünnet-i seneyesini yaşama ve yaşatma mücadelesi vermek, aynı zamanda da Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed'in ve sahbihi vesellim demek. Bu salavat-ı şerife de var, eyvallah. Ama salat kelimesi çok geniş bir daire. E şimdi bu veçeden baktığımızda Allah ve melekler ona salat ederler. O zaman Allah'ın salat etmesini nereye koyacağız? Bizim salat etmemiz ne? İşte Hz. Muhammed-i Mustafa'yı sevmemiz, onun sünnet-i seneyesini ayakta tutmaya çalışmamız, onun hadis-i şeriflerini ayakta tutmaya çalışmamız, Kur'an'ı bizim onun hadisleriyle anlamaya çalışmamız, İslam'ı Kur'an sünnet tarihinde yaşamaya çalışmamız, bizim için salat bu.
Peki, onun normalde görünmeyen tarafı var. Görünmeyen tarafı ne? Allah, peygamberine nasıl salat eder? Allah'ın salatı nedir? Şimdi gideceksin, birisinin önüne bunu koyacaksın. Diyeceksin ki, evet, ey iman edenler, Allah ve melekleri peygamberine salat eder, eyvallah. Sizler de salat edin, eyvallah. Peki Allah'ın salat etmesi nedir? Allah, peygamberini nasıl salat eder? Öyle ya, açıklanmayan yerler bunlar. Allah'ın kulunu nasıl salat etmesi? Yani bizim salat etmemiz nedir? İşte hani geçen haftadan da vardı salat kelimesi, geçen haftadan da salat kelimesini açıklarken dedik ki, bu sadece namaz manasında değil. Bu mana geniş. Çünkü geçen haftaki ders Mekki bir ayetti.
Mekki bir ayette, Mekke'de daha namaz farz değil. O zaman orada salat etmek farklı bir veçeye giriyor. Şimdi normalde öyle olunca meseleyi toparlayayım ben. Şimdi bizim için söz konusu olan ne? Allah'ı zikir. O zaman biz Allah'ı zikrettiğimizde Allah da bizi zikredecek. Allah'ın bizi nasıl zikret... Allah'ın bizi zikretmesinin ne manaya geldiğini anlamamız mümkün değil. Ona bir mana versek geçici. Ben diyeceğim ki, hayır eksik oldu. Sen bir daha bir şey söyleyeceksin. Ben diyeceğim ki, eksik oldu. Hani diyeceksin ki, bana affetmesi eksik diyeceğim. Yani sen Allah'ın kulunu zikretmesini affetmek olarak koyarsan, bu sadece bir veçeye bağlamış olursun. Allah'ın bir fiiliyatı, bir veçeye bağlanmaz.
O zaman çok geniş bir daire. Rabbim bizi zikredenlerden eylesin. İkincisi sabır. İkinci ayağımız ne? İkinci ayağımız sabır. Sabır. Sabırın manası, nefsi emredilen şeylerde tutmak, hapsetmektir. Sabır, nefsi emredilen meselelerde tutmak, hapsetmek onu. Namaz emredilmiş, namazda nefsimizi hapsetmek. Oruç emredilmiş, oruçta nefsimizi hapsetmek. Zekat emredilmiş, zekatta normalde nefsimizi sabretmek, orada hapsetmek. Cihat emredilmiş, orada hapsetmek. İşte zekat emredilmiş, orada hapsetmek. Allah'ın zikir emredilmiş, orada hapsetmek. O zaman nefsi sabır dediğimizde, ibadetlerde sabır. Sabır dediğimizde haramlardan uzakta durmakta sabır. Sabır dediğimizde, Cenab-ı Hakk'ın sana vermiş olduğu dert, gam, kasvet varlık, yokluk bunlarla mücadele ederken sabır.
Bakın bunlarla mücadele etmeme değil. O zaman bu sabır, bize bütün hayatımız boyunca lazım olacak olan en önemli olgulardan birisi. Bakara 155, BH mahalli, sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz mal, can ve mahsul eksikliği ile imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele. O zaman korku, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri korkaklığın şerrinden Allah'a sığınırım dedi. O zaman korku üzerinde kendince telaşa düşme. Bu düşman korkusu, bu açlık korkusu, bu eşim beni terk eder korkusu. Eşsiz kalırım, işsiz kalırım, çocuklusu kalırım, evlatsız kalırım, şu olur bu olur, gelecek korkusu, geçmiş korkusu, yandan korku, soldan korku, ondan korku, bundan korku. Biz korkuyla yaşayan bir ümmetiz. Biz korkuyla büyüyen nesilleriz biz.
Korkuyla büyümüşüz. Ve öyle bizi korku bizi zaptu raptaltına almış ki, biz korkumuzdan hakkımızı da savunamayız. Korkarız biz. Ve bu korku bizim her yerimizi sarmıştır. Her şeyimizi sarmıştır. Biz ne hakkımızı savunabiliriz, ne hukukumuzu savunabiliriz. Biz hiçbir şeyi savunamayız. Biz dinimizi de savunamayız. Biz Kuran ve sünneti de savunamayız. Korkarız biz. Başımıza bir şey gelir diye korkarız. Biz ilkokulda korkuyu bize öğretirler. Daha evde annemiz babamız öğretir bize korkuyor. Sonra ilkokulda korkuyu öğretirler bize. Sonra ortaokulda öğretirler. Sonra lisede öğretirler. Sonra üniversitede öğretirler. Sonra askerde öğretirler. Ondan sonra sen esnaf olursun, esnaflıkta öğrenirsin.
Hiç unutmam ben. Adam vergi dairesinden emekli olur. Şak! Dükkanın, büronun kapısını açar. Veya dükkanı, dükkana gelir. Koltuğun altında bir sürü dergidir, evraklar. Baştan sadece maliyeyi duyurur o. Demez biz maliyeden emekli olan memurlarız. Bir dergi çıkarıyoruz. Tane tane konuşmaz. Ben maliyeden hop yapar. Sen zaten esas duruşta geçersin. Korku.
Biz karakoldan korkarız. Hatta şöyle övünürüz. Daha karakol yüzü görmedim ben. Pısırığın tekisin o zaman. Sen hakkını hiç savunmamışsın o zaman. Sen hakikati konuşmamışsın hiç o zaman. Sen Kur'an ve sünneti hiç konuşmamışsın. Sen Kur'an ve sünneti haykırmamışsın. Sen hakkını savunmayan pısırıklardan birisin. Sebep? Karakol yüzü görmemişsin ya sen. Sen hakkı konuşsaydın karakol yüzü görürdün. Sen Allah ve Resuluna haykırsaydın karakol yüzü görürdün sen. Sen Allah ve Resuluna da sen tam olarak aşık olup anlatmamışsın. Sen karakol yüzü görmemişsin sen. Korkarız biz çünkü. Biz aç kalmaktan korkarız. Evimizde yiyecekler vardır. Biz ertesi gün ne yiyeceğiz diye korkarız. Hatta bizim hanımlarımız oturur yarın ne pişireceğim der. Yarın ne pişireceğim der. Kafasında bir yemek oluştuysa o yemeğin bir malzemesi eksikse evde hiçbir şey yok der. Aç kaldık der.
Korkarız biz. Açlıktan da korkarız. Yokluktan da korkarız. Biz her şeyden korkarız. Çat diye bir ses çıksa yine korkarız biz. Korkuyla büyümüşüz çünkü. Korkuyla büyütülmüşüz. Her yerde korku hakimdir. Ya nasıl Mısır firavunlarından bütün Mısır halkı korkuyordu Kıptiler. Nasıl Nemrut'tan korkuyordu bütün tebaa. Korkuyordu.
Kimse karşı çıkmıyordu. Kim karşı çıktı? Musa karşı çıktı. Kim karşı çıktı? İbrahim karşı çıktı. E kim çıktı? O 33 yaşında ölen peygamber ismini söyleyeyim. Yahya aleyhisselam. Yahya korkmadı. Putperest bir padişah vardı. Putperest bir devlet başkanı vardı. O putperest devlet başkanı Yahudi'ydi aynı zamanda.
Yahudi putperest devlet başkanı her yerlere kendi putunu diktirdiydi. Ve kendi kız kardeşiyle cinsel ilişkiye girmişti. Etrafındaki tabiri caizse din adamlarını topladı. Dedi ki bunun fetvasını verin bana. Onlar dediler ki bu fetvayı veririz. Genç olan Yahya aleyhisselam dedi ki olmaz. O genç olmaz dedi. Olmaz deyince onu ateşe attı. Korkmadı ama ateşe atılmaktan.
Hatta Mesnevi'de bu hikaye vardır. Bu hikayede Mesnevi'de şöyle bunu mizan sen eder anlatır. O genç atılınca ateşe. Ateşin dışındakınları der ki gelin vallahi de ateş sizin bildiğiniz gibi değil. Bu sefer inananlar teker teker kendilerini ateşe atmaya başlayınca o putperest Yahudi şerefsiz namussuz o putperest Yahudi südü bozuk kanı bozuk o putperest Yahudi ne yüdü belirsiz o bu sefer de aman benim kölelerim gitmesin diye ateşe atılmasını da yasakladı.
Dedi ki durdunu şunları kimse ateşe atılmasın atlamasın. Sebep çünkü kölelerini kaybedecek. O yüzden putperest rejimler kölelerini kaybetmek istemez. Ateşe atılmasına da müsaade etmez. Ona köle lazımdır çünkü. O köleler bütün her şeyleriyle o putperest rejime çalışırlar çünkü. Bütün vergileriyle algılarıyla cezalarıyla her şeyle o putperest rejimi ayakta tutmaya çalışır bütün köleler. Köleler olmazsa putperest rejimler ayakta durmaz çünkü. Bütün dünya insanlığı bu yüzden köledir. İki bin tane şirkete veya aileye çalışır bütün dünya. Bütün dünya halklarının 320 trilyon dolar borçları vardır devletler dahil bu iki bin şirketedir.
Ve o korku hakimdir bütün dünyaya ve bütün dünya o korkuyla yaşar. Aç kalma korkusu, yoksulluk korkusu, elindeki iki kuruşu kaybetme korkusuyla bağış kaldıramaz. Zaten baş kaldırılarsa başlarını alanlar çıkar. Çünkü o dünya putperest sistemi her yerde askeriyesiyle, polisiyle, kanunuyla, siyasetçileriyle, her şeyle hakimiyet altında tutar her şeyi.
Koca Amerika, İsrail'e bütün parayı yatırır, kendi vatandaşları aç, sefil sokaklarda yaşıyordur. Evsizler, barsızlar, parasızlar, sağlık problemi yaşayanlar, uyuşturucunun pençesinde olanlar sokakta yaşar. Ama ABD milyon dolarları, milyar dolarları İsrail'e akıtır. Sizler askeri ücretle çalışırsınız veya üç kuruş emekli parasıyla geçinirsiniz, milyon dolarlarınız faize gider. Siz sesinizi çıkaramazsınız, korkarsınız. Evet, ben 64 yaşındayım, 14 yaşında siyasetle tanıştım, 50 yıldan beri faizler dursun diye bir miting olmadı hiç. Bir yürüyüş olmadı. Bu ülkede eşcinseller yürür, eşcinsellik hakkı için ama Müslümanlar yürüyemez, biz faiz ödemek istemiyoruz, faize hayır diye. Bu ülkede eşcinseller yürür, eşcinsellik hakları için dernek kurarlar, neredeyse parti kurarlar, koca koca siyasetçiler, koca koca parti başkan yardımcıları, genel başkan yardımcıları, onlar da insan, onları da madem böyle Allah yaratmış der, küfre girer ama Müslümanlar fuhuş dursun, Müslümanlar uyuşturucu dursun, Müslümanlar kumar dursun, Müslümanlar faiz dursun, Müslümanlar çıplaklık dursun, Müslümanlar adaletsizlik dursun, Müslümanlar hukuksuzluk dursun diye kıllarını kımıldatamazlar korkudan.
Şunu yaparlar, böyle haber gönderirler, onun sesi çok sık çıkıyor yakında keseceğiz diye. O putperest rejimler böyle yaparlar. İşte sabır, normalde o biraz korku diyor ya, biraz diyor ama biz o birazı çok altıyoruz biz. Çok çok yapıyoruz. Açlık, biraz mal kaybetme korkusu, canı kaybetme korkusu, can tatlı ve mahsul eksikliği korkusu. Bir yağmur yağmazsa, kendi kendimize tövbeler ediyoruz. Haydi, nereye gidiyoruz? Yağmur duasına çıkıyoruz. Demiyoruz ki bu yağmur neden yağmaz? Hadis-i Şerif'te var, zekatlarını vermezseniz, fuhuş ilerlerse, kumar uyuşturucu günah keballer ilerlerse, Cenab-ı Hak yağmuru keser, rızıksızlık verir, bereketsizlik olur.
Hatta başka bir Hadis-i Şerif'te diyor ki, yağmur yağsa dahi diyor, toprak ürün vermez. Biz ona bakmayız ki. Tabii biz hep beraber camilerde yağmur duası yaparız. Yani yağmur neden yağmaz, onun sebebini araştırır mıyız? Hayır. Garip uçaklar uçar ülkenin üzerinde. Garip dumanlar bırakır. Bütün sosyal medyaya yayılır. Bir devletten bir açıklama olmaz. Bu uçaklar neden dolaşıyor? Bu garip gazlar nedir? Bu gazlar yağmuru mu kesiyor? Bitkileri mi bizim öldürüyor? Bu gazlar ne yapıyor? Yangınları mı arttırıyor? Bu gazlar ne yapıyor? Bizi kanser mi yapıyor? Çocuklarımız yarın öbür gün neyle karşı karşıya gelecek? Gelecek nesiller neyle karşı karşıya gelecek? Bakın bir covid aşısı çıktı.
Şimdi Almanya covid üretenleri şey yapıyor. Ne o? Yargılıyor. Eee şimdi camilerden fetva veren imamlar, diyanet, sağlık bakanlığı. E bu işte ilgilenenler, bu meselede illaki herkesi mecbur aşı vuracaksın diyenler. Bunları kim yargılayacak ülkede şimdi? Öyle bir savcı var mı? Öyle bir hakim var mı? İyi. Almanya mahkeme açtı bu şirkete. İyi. Burada kim mahkeme açacak bu şirkete? Ondan sonra bu şirketin payandası olanlara? Hadi kalkın. Diyanet fetva verdi. Fetvayı veren mercileri mahkemeye verin hadi. Hadi o günkü sağlık bakanlığını mahkemeye verin. O günkü bu aşılara evet diyen altına imza atanlara mahkemeye verin hadi.
Hadi DSÖ'yü mahkemeye verin. Evet. Böyle bir örgütlenmemiz de yok ki bizim. Almanya mahkemeye verdi. Ne o prizen midir nedir şirketin adı? Evet. Allah bizi affetsin. Sabredenlerin mükafatları muhakkak hesapsızdır. Zümer 10. Sabredersen evet. Ama niye haksızlığa, hukuksuzlığa, arsızlığa, hırsızlığa, rüşhete değil. Bunlarla mücadele emredildi. Bunlarla mücadelede sabredeceksin. Bunlarla mücadele farz. O farzı yaşamak için sabredeceksin mücadele ederken.
Bizde şu var. Birisi zulmediyor. Biz zulme sessiz kalıyoruz. O sabır değil. Birisi hırsız, hırsızlık yapıyor. Biz onun hırsızlığına sabrediyoruz. Bu sabır değil. Bu küfür zalimle mücadele edilir. Hırsızla mücadele edilir. Sen hırsızla mücadele ederken öldürülürsen şehit olursun. Zalimle mücadele edilir. Sen zalimle mücadele ederken öldürülürsen şehit olursun. Bizi bunu unutturdular. Allah bizi affetsin. Affetsin. İçinizden mücahede edenler, sabır gösterenler belli oluncaya kadar elbette sizi imtihan ederiz. Bu musibetler, bu sıkıntılar, bu belalar, bu zalimlikler, bu haksızlıklar, bu hukuksuzluklar.
Bunlara karşı mücadele edenler belli olsun diye kim bunlarla mücadele ediyorsa bunlar normalde belli olması için bunlar var. E sen o mücadele noktasında mısın? Hangi noktadasın? Allah bizi sabredenlerden eylesin. O yüzden musibetlere karşı sabır. Bir hastalık vermiş isyan etme. İbadetlere karşı sabır. Farzları yerine getir. Nafilelerle Allah'a yaklaş. Ardından ne? O zaman günah işlememekte sabır. Senin günah önüne gelecek. Günah önüne gelecek. Sen o günaha karşı sabredeceksin. Sen neysin? Siyasetçisin değil mi? Birisi gelecek diyecek ki ya şu parayı al da benim şu işimi halledi ver. Rüşvet.
Sen rüşvet almayacaksın, sabredeceksin. Sen bir yerde memursun, bürokratsın neysen? Paketi hazırlamış getirmiş sana. Aman şu işimi hallediver diye. Sen o rüşveti almayacaksın, sabredeceksin. E sen böyle bir partinin bir yerindesin, bir makam sahibisin. Milletvekilisin, işte il başkanısın, ilçe başkanısın bir şeysin. Bir bayan gelmiş iş istiyor. Bayan gelmiş iş istiyor. Ne yapsın? O iş için de kırıtıyor sana. Tabiri caizse halk diliyle yavuşuyor sana. Sen onun normalde işini görmek için, önce onun işini bitirmeyeceksin. Diyeceksin ki, hani ben Allah'tan korkarım, yapmam. Hani vardı ya geçmiş ümmetlerden üç kişi böyle bir mağarada kaldılar, bir taş yuvarlandı, geldi mağaranın önüne.
Üçüncüsü neydi? Dedi ki, şöyle dua etti. Ya Rabbi, kıtlık olmuştu. Benim bir akrabamın kızı vardı. Benim gönlüm ondaydı. Ben onu çok elde etmek için uğraştım. O kıtlık zamanında geldi. Benden bir teneke buğday istedi. Ben de dedim ki, eğer sen bana evet dersen, benim nefsimi köreltirsen, ben sana bir teneke buğday veririm. O da kabul etti. Tam ben onun işini bitireceğim zaman, benden yüzünü çevirdi. Dedim ki ona, sen neden yüzünü benden çevirdin? O da dedi ki, Allah'tan korkarım, Allah'tan utanırım. O zaman dedi ben kalktım üstünden. Kalk, giyin dedim dedi. Kalk. Ben ona dedi bir teneke değil, iki teneke buğday verdim. Ya Rabbi, sen bundan memnun olduysan bu kaya bizim gözümüzün önünden, bizim önümüzden çekilsin dedim diyor.
Kaya gacır gacır gacır açıldı diyor. Bir tanesi neydi? Anne babaydı. Dedi ki, ben her gün anneme babama süt götürüldüm. Bir akşam götürdüm, ikisi duymuş kalmış. İkisi duyup kalınca, ben sabah oldu, güneş doğdu, elimde süt, ben onların uyanmasını bekledim. Onlar uyandılar, baktılar ki ben başlarında süt, elimde süt bekliyorum. Onlar çok memnun kaldılar. Ya Rabbi, sen bundan memnun olduysan, razı olduysan, bu önümüzden kaya çekilsin dedi. Kaya biraz daha gacır datı. Üçüncüsü kimdi? Dedi ki, ben yanıma bir tane çoban almıştım. Geldi dedi, bir gün benim yanımda çalıştı, gitti. Ben onun bir günlük yevmiyesiyle bir tane koyun aldım. O koyun doğurdu, doğurdu, çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar.
Yıllar sonra bu adam çıktı, geldi. Dedi ki, ben hacca gidiyorum. Benim senden bir günlük yevmiyem vardı. O bir günlük yevmiyemi almaya geldim. O kimsenin elinden tuttum. O vadiye götürdüm. Dedim ki, işte bu vadide olan bütün hayvanlar senindir. Senin bir günlük yevmiyenden bir tane koyun oldum. Onlar büyüdü de, çoğaldı da. İşte bu develer, bu atlar, bu koyunlar, bu keçiler, bu sığırlar. Hepsi de senin dedim, ona verdim. Yarabbi razı olduysan, bu müskülatımızı hal eyle dedi. Kaya komple açıldı. Tabii ben bunu tersinden söyledim şimdi. Birincisi o çoban, ikincisi anne babaya hürmet, hizmet eden. Şimdi annesine babasına küfrediyor millet. Ne hizmeti?
Annesini babasını dinlemiyor şimdi. Ne hizmeti? Annesini babasına neredeyse dövecek şimdi. Dövecek annesini babasını dövecek neredeyse insanlar. Hizmeti, hürmeti bıraktık. Dövecek dövenler de var. Dövenler de var. Annesini döven erkekler ve kadınlar var. Babasını döven erkek ve kadınlar var. Tokatlayan, onları böyle laf söyleyen, onları kerek gören. İktiren, kaktıran, ölmedin, gebermedin, senden kurtulamadık diyen. Asla ne dünyada ne de mahşerde iki yakaları bir araya gelmez. Annesine, babasına Kur'an ve sünnet dairesinde dosdoğru davranmayan bir çocuğun dünyada da ahirette de iki yakası bir araya gelmez.
Çünkü ayet-i kerimede öh bile demeyiniz diyor. Bu kadar. Allah bizi affetsin. Üçüncü ayak, salat etmek. Yani salat etmeyi biraz geniş dairede almaya çalışıyorum. Salat etmek, o yüzden normalde Cenab-ı Hakk'a kulluğunu göstermek. Her alanda. Tabii bunu sadece namaza bağlamışlar. Yani baktım ben yine bu meseleyle alakalı, salatla alakalı biraz hani tefsirciler ne demiş diye. Üç beş tane tefsire baktım. Bütün hepsi de namaza bağlamışlar salatı. Eyvallah. Namaz çok önemli. Namaz dinin direği. Namazı olmayanın dini olmaz. Hadis-i şerif. Namaz dinde yıkılan son kaledir. Hadis-i şerif. Bir kimsede namaz yoksa dinde yoktur.
Hadis-i şerif. Eyvallah. Namazı önemsememek değil. Ama İslam dünyasında şöyle bir sıkıntı var. İslam sadece namaz ve oruç, hatta haç hadi bir kısmı da bu üçgende kaldı. Bu çok acı bir şey. Evet namaz çok önemli, çok önemli. Ama İslam hukuksuz ayakta durmaz Müslümanlık. Müslümanların muhakkak hukuku olması lazım. Hukuksuz bir İslam dünyası var şu anda. Hukuku olmayan bir Müslüman cenah var. İslam hukuku yok. Ve İslam hukukuyla alakalı bir çalışma da yok. Bir gayret de yok. Çünkü devlet büyüklerimiz çıkıyor. 1400 yıl önceki siz hukukla, 1400 yıl önceki hükümlerle siz bu işi yapamazsınız diyor.
Yani reformist bir noktaya gidiyor. Ne yapalım? 1400 yıllık önceki hukuku mu değiştirelim? Ne yapalım? Faizi helal mi edelim? Fuhuş'u helal mi edelim? İçkiyi, kumarı helal mi edelim? Neyini değiştireceksiniz? İslam'ın hukukunun nesini değiştireceksiniz? Neresi hoşunuza gitmiyor? Neresi hoşunuza da gitmiyor da 1400 yıl önceki hukukla şimdi yapamazsınız diyorsunuz?
Macron çıkıyor, İslam hukukuyla uğraşıyor Fransa'da. Fransa'da neden İslam'ın hukukuyla uğraşıyor? Türkiye'de de siyasetçiler kalkıyor, İslam'ın hukukuyla uğraşıyor. Macron'la büzükleş misiniz? Macron'la aynı yerde misiniz? Macron'la aynı noktaya, aynı merkeze mi hizmet ediyorsunuz? Neden Macron'da dilini doladı İslam'ın hukukuna? Neden bütün kafirler İslam'ın hukukuna, diline doladı? Neden Müslümanlar uyanırsa, cihat şuuru olursa, cihat şuurundan mı korkuyorsunuz? Uyuttuğunuz Müslümanlar uyanır da faizden kurtulmayı düşünürlerse mi diye korkuyorsunuz? Uyuttuğunuz Müslümanlar yüzde yetmiş, yüzde seksen faiz ödüyor. Uyuttuğunuz Müslümanların kadınları, kızları genel evlerinde peşkeş çekiliyor, satılıyor.
Uyuttuğunuz Müslümanların çocukları uyuşturucuya dökülüyor. Uyuttuğunuz Müslümanların çocukları lükse, modaya, gösterişe dökülüyor. Acaba bu Müslümanlar uyanırsa diye mi korkuyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Bu korkunuz neden ki? Neden İslam'ın hukukundan korkuyorsunuz da 1400 yıl önceki hukuku değiştirmemiz lazım diyorsunuz? Bunun dilinizin altındaki ne bize dosdoğru söyleyin biz de anlayalım. Yeni yeni zaten proflar çıktı, yeni yeni akademisyenler çıktı. Enflasyon miktarı kadar faiz caizdir dedi. Bu yetmedi mi size? Hayrettin Karaman'ından tutun da bilmem ne akına kadar. İyi neden bu normalde enflasyon miktarı kadar faizi caiz gören diyanet çıktı, ilahiyatçılar çıktı, token'in faizi faiz değildir diyenler çıktı?
Daha fazla faizle bu insanları, bu memleketi sömürmek için mi 1400 yıl önceki faizle alakalı ayetleri değiştirmeye çalıştınız? Neyi değiştireceksiniz? Fuhuşla alakalı ayetleri mi değiştireceksiniz? Bütün memleketi genel evi aştınız, genel evi aştınız yetmiyor gibi zaten bu memleketin çocuklarını soydunuz, soğana çevirdiniz. Tesettür ayeti mi sizi rahatsız ediyor? Bütün sokaklarda meyhane var, bütün sokaklarda barhaneler var, bütün sokaklarda içki, servis. Bunu mu helal edeceksiniz, bunu mu değiştireceksiniz? Neyi değiştireceksiniz? Sanatçı dediniz çıplak insanlar, iş çamaşırlarıyla şarkı türkü söylüyor. Bunlara bir şey söyleyen yok.
Koskoca profesör öğrencilerini taciz ettiğini televizyonda canlı yayında söylüyor. Bir tane savcı gidip de o profesörü sen kendi ağzınla söyledin, bizim çocuklarımızı sen taciz ediyormuşsun okulda deyip dava açmıyor. Ne yapacaksınız? Kemalist, layık kesim çocukları taciz edince serbest, yoksa başkası taciz edince ayyuka çıkaracak, yeni bir hukuk mu çıkaracaksınız? Ne yapacaksınız? Neden hukuku değiştirmeye çalışıyorsunuz? Binlerce çocuğumuzu, binlerce gencimizi, binlerce sivil vatandaşımızı katleden, şehit eden PKK itinin başını değiştirmek için mi siz kanunu, hükmü, İslam hukukunu değiştiriyorsunuz? Onun hakkı ne? Öldürülmesi.
Binlerce çocuğumuzu katletmiş, binlerce askerimizi katletmiş, binlerce polisimizi katletmiş, binlerce köy yakmışlar, binlerce insanların hayvatını, hayvanını, haşatını yakmışlar. Onun normalde asılması gerekirken, öldürülmesi gerekirken, sen bin dört yüz yıl önceki hukuk çünkü, haksız yere bir kimse bir kimseye öldürülse, onun öldürülmesi gerekir diye şart koşmuş. Neyini değiştireceksin? Üç tane baklava dilimi yiyen çocuğa sekiz yıl ceza verirken, binlerce çocuğumuzu katleden kimseye şimdi kim daha önce ziyaret edecek diye yarışa girmişler. Neyini değiştireceksin şimdi sen? Hadi tutuklayacaksanız tutuklayın. Vatan millet sakar ya, uuu derken yiydik ya.
Şimdi ne oldu? Bin dört yüz yıl önceki hukukun nesini değiştireceksiniz? İt desem itlere hakaret olur. İt desem itlere hakaret olur. Hayvandan da ağaşa, mahluku, kahraman yapıyorsunuz önümüzde. Bunu mu değiştireceğiz şimdi biz? Çakalları aslan niyetine mi görelim? Çakala hakaret olur. İtleri aslan niyetine mi görelim? İtlere hakaret olur. Kedileri aslan niyetine mi görelim? Kedilere hakaret olur. Hayvandan da aşağı mahluk. Neyini değiştireceksiniz bin dört yüz yıl önceki hukukun? Bir söyleseniz de biz de baksak ya. Yok. Macron bir şey söylüyor. Bizimki nerede peşine takılıyor?
Rızık olarak kendilerine rızık verdiğimiz şeylerden Allah için harcarlar. Evet. Cenab-ı Hak bir o kimseye bahşeder. Ona bir rızık olarak bir şeyler verir. Sufi ahlakıdır. İhtiyacını alır. Geri kalanı zekat olarak verir. Bu şeriatın emridir. Bunu mu değiştireceksiniz şimdi? Bu zenginlerimize ağır mı geliyor? Zekat vermek istemiyorlar mı? O yüzden bunu da mı değiştirmek istiyorsunuz? Allah bizi affet seni. Rabbim cümlemizi affeylesin. Cümlemizi hıfz-ı muhafaza eylesin. Cümlemizi hakkı, hak batılı, batıl bilenlerden eylesin.
Cümlemizi hakkı, hak bilip hakkı yaşayan ve haykıranlardan eylesin. Cümlemizi heva ve hevesini ilah edinenlerden eylemesin. Cümlemizi heva ve hevesini ilah edinenleri lider görenlerden eylemesin. Cümlemizi heva ve hevesini ilah edinenleri başımıza şeyh, imam, alim, yok işte siyasi, lider, yok başkan, görenlerden eylemesin. Rabbim bizim gönüllerimize feraset versin. Feraset nuruyla nurlandırsın. Zikrullah nuruyla nurlandırsın. Habibi'nin muhabbetiyle muhabbetlendirsin. Maddi manevi Habibi'nin ayak izlerini takip edenlerden eylesin. Maddi manevi Habibi'nin nefesiyle nefeslenenlerden eylesin. Maddi manevi Habibi'nin muhabbetiyle muhabbetlenenlerden eylesin.
Bizleri gözümüzü açıp kapatıncaya kadar nefsimize bırakmasın. Gözümüzü açıp kapatıncaya kadar bizi gaflette bırakmasın. Gözümüzü açıp kapatıncaya kadar Cenab-ı Hak'ın cemalinden, Cenab-ı Hak kendi cemalinden bizleri ayırmasın. Üç ihlas bir fatiha-i şerife. Amin.
Hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş peygamber efendilerimizin ruhlarına. Cihar-i yarı güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Ali-el Murtazar, Diyallahu An hazretlerinin ruhlarına. Aşere-i mübeşşerenin evladı Resulullah, Zevce-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, 72 şühedanın, Şehidi Kerbelanın, bütün şühedanın tüm ashabı Resulullah hazretlerinin ruhlarına. Amin. İmamız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam Maliki, İmam-ı Hanbeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına hediyeledik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Ve zatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir fatiha-i şerife.
Amin. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, pirimiz, Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet El Rifai, Seyyid Ahmet El Bedevi, Seyyid İbrahim Dursuki, Şeyh Ebul Hasan Eşşazeli, Şahı Nakşibendi Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi, Şahı Hacı Bektaş-ı Veli, Şahı Hacı Bayram-ı Veli, Mehmet Muhyiddin Üftade, Veysel Karani Muhyiddin Arabi Niyaz-ı Mısri, ve bütün pir ve piran efendilerimizin ruhlarında hediyeledik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Ve zatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir fatiha-i şerife. Hasıl olan sevabı, geçmiş üstadlarımızdan, Abdurrahim et Tantavi, Abdurrahim en Nişavi, El Haç, El Hafız Edu Bekir Sıddı ki Çorumi, Hacı Alaydar Efendi, El Haç, Çorumi Mustafa Anaç Efendi, Nevşeyli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşi Dergahı'nın, ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin,
müminlerin ruhlarına. Amin. Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine. Amin. Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine. Amin. Yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin ve Ümmet-i Muhammed'in ruhaniyetlerine. Amin. Turuk Aliye'den akraba-ı talukatlarımızdan geçenliğinin ruhlarında hediye edildik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Feizatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik. Eyleme ya Rabbi. Amin. Amin. Ve selamun alel mürselin. Ve alihim velhamdülillahi rabbil alemin. Bismillahirrahmanirrahim. İnne Allahe yuhibbül tevvabin ve yuhibbul mütetahhirin.
Sadakallahu'l-azim. Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah el-azim, el-kerim, el-lezi la ilahe illa hu, le hayyul kayyum ve etubi ileyh. Estağfirullah el-azim, estağfirullah el-azim, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, … Estağfirullah aman ya Rabbi, min külli zenmin tövbe ya Rabbi.
Estağfirullah el-azim, estağfirullah el-azim, ya malik el-adim, estağfirullah, ya, estağfirullah, Tüddin Allah, kalbi anmasi valla
Estağlanmasi valla Estağlanmasi valla Bismillahirrahmanirrahim İnnehu min Süleyman ve innehu Bismillahirrahmanirrahim Sadakallahu lazim Bismillahirrahmanirrahim Sultan Sübhannan
Ya Settar Gaffar Ya Settar
Settar ismine inanıyoruz Günahlarımızı setfeyle ya Rabbi Amin Gaffar ismine inanıyoruz Günahlarımızı affeyle ya Rabbi Amin Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim İnne Allahe ve Melayiketehu Yusallune ale nebi Ya eyyühellezine amanu Sallu aleyhi ve sellimu teslima Sadakallahu lazim Allahümme salli aleyhi ve sellimu Allahümme salli...
Allahümme salli zikr Laaaaaa
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.