Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 13 Kasım 2025 · 28:27
Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrümüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan ve hakkı nasihat eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara zulmeden, nerede Müslümanların hakkına, hukukuna tecavüz eden, namusuna, şerefine, haysiyetine, tecavüz eden, topraklarına tecavüz eden her kim ve her ne sistem var ise Rabbim hepsinde helak eylesin.
Amin. Güçlerini yerle yeksan eylesin. Amin. Dağıtsın, birbirlerine düşürsün. Amin. Filistin'e ve bütün Müslümanlara zulmedenlere kahri perişan eylesin. Amin. İsrail'i dağıtsın. Amin. Destekçilerini dağıtsın. Amin. Güçlerini yerle yeksan eylesin. Amin. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Amin. Tüm Müslümanlara özgürlük nasip eylesin. Amin. Tüm Müslümanları Kur'an ve sünnet bayrağının altında toplamayı nasip eylesin. Amin.
Kafirleri yerle yeksan eylesin. Amin. Kafirleri dağıtsın. Amin. Müslümanları zulmedenlere Cenab-ı Hak hepsinde dağıtsın. Amin. Bu bütün dağıtmalarda yerle yeksan etmelerde de bizleri inşallah kullansın. Amin. Ecmayn. 46. Nasihat. Ala Suresi Ayet 14 ve 15. Eûzü billâhi mineşşeydânirracîm Bismillahirrahmanirrahîm قَدْ أَفْلَحَ مَنْ تَذَكًّٓا وَذَكَ رَسْمَ رَبِّي فَصَلّٓا صَدَقَ اللّٰهُ عَظ۪ينَ Alâ Suresi Ayet 14 ve 15.
Temizlenen, Rabbini zikredip O'na kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir. Şimdi bu Ayet-i Kerime'ye baktığınızda hemen hemen mealilerin hepsinde de şunu göreceksiniz. Rabbini zikredip O'na kulluk eden kimse bölümünü Rabbini zikreden ve namaz kılan ardından kurtuluşa ermiştir diye Bunun mealini büyük bir çoğunlukta öyle okucaksınız.
Öyle mealciler öyle yazmışlar. Böyle küçük bir çalışma var şu anda böyle hani zikir kökenli ayetlerin üzerinde. Bu zikir kökenli ayetlerden birisi bu da. Bu Alâ Suresi 19 ayet toplam ve Mekke'de inzal olunan ayetlerden birisi. Şimdi Mekke'de inzal olunca Mekke'de henüz daha Ümmet-i Muhammed'e namaz farz değil.
İnananlara farz değil. Ama burada Ayet-i Kerime'de Fesellâ. Bu Fesellâ'yı namaza çeviriyorlar kök olarak. Hani Rabbini anan zikreden ve namaz kılan olarak. Bunu normalde mealciler öyle yazmışlar. Tefsirciler bir kısmı da öyle yazmış. Baktığımızda önümüze çıkan tablo bu. Ama Ayet-i Kerime'de Fesellâ kelimesi normalde kulluk etmek aslında.
Yani Fesellâ'ya baktığımızda böyle onun hani ben çok bu işin erbabı değilim ama hani kelime kelime yürüdüğümüzde Fesellâ ayakta tutan demek asıl önemli. Ve Kur'an-ı Kerim'de salat kelimesinin geçtiği ilk ayetlerden birisi. Yani bundan sonra başka salat kelimeleri de var. Ama bu Mekke döneminde inzal olunca ilk salat kelimesiyle karşı karşıyayız. Ama salat kelimesiyle karşı karşıyayız ama Mekke'de henüz daha iman edenlere namaz farz kılınmadı. Öyle olunca normalde salat kelimesi baktığımız zaman buraya not almışım. Otururken dik durduğu için oyluk kemiğine deniyormuş. Yani oyluk kemiği. Dik tutan bir kemik insanda. Ve normalde Esselâ yine insan dik durduğu için omurgaya deniyor.
Dik durduran, dik tutan, destek veren, destek manasına geliyor. Ve Kur'an-ı Kerim'de yaklaşık 17-18 yerde böyle bir sallü veya Fesallî olarak geçiyor. 17-18 yerde geçiyor bu. Ama önemli olan şu, normalde burada Mekke döneminde inzal olduğu için direkt namaza bağlayamıyoruz. O zaman Fesallî'yı burada anlayacağımız, bizim için anlayacağımız dik durmak, heybetli durmak, mücadeleci durmak, cihat ehli gibi durmak ve bir şeyde kemikli durmak ve davanda samimi olmak ve dik durmak, yalpalanmamak, sallanmamak. O zaman ayet-i kerimeye bakış açığımız değişecek. Şimdi öyle olunca hani biz bunu normalde Fesallî'ye, dua niyetine bakabiliriz, namaz manasında bakabiliriz, zikir manasında bakabiliriz, davat manasında bakabiliriz.
Normalde işte Allah yolunda hizmet manasına bakabiliriz. Yani bunların hepsine bakmamız ve hepsinde bu manaya gelmesi mümkün. Ama ayet Mekke döneminde ve ayet-i kerime şunu diyor bize, temizlenen yani tövbe eden, yani kendisini bu noktada temizleyen kimse Rabbini zikredip, Rabbini zikredip ona kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir.
Yani temizlenen yani tövbe eden ve Allah'ı zikreden ve o yolda yani Allah yolunda dik duran, sağlam duran, Allah'a tabiri caizse yardımcı olan hani kim Allah'a yardım ederse Allah da ona yardım eder. Destek olan ve işte omurgasının üzerinde dik durmak. Yani burada omurga ne? İnsanın imanı, İslamı. Omurga ne? Allah yolunda mücadelesi. O zaman ayet-i kerimede mana çok farklı yere gitti. Yani orada normalde namaz kılan olarak dediğimizde bu meseleyi tam kavramadı. O zaman temizlenen yani tövbe eden kimse, yani günahlarından arınan kimse ve Allah'ı, Rabbini zikreden, Allah'ı zikreden kimse Allah yolunda dimdik durur. Eğer onda temizlenme yani tövbeyle onda zikir yok ise o zaman o kimse Allah yolunda dimdik durması mümkün değil.
Burada iki unsur var. İki unsur ne? Tövbe birincisi. Yani temizlenen, o zaman temizlenen yani tezkiye eden yani kendisini arıtan. Hani ayet-i kerimede Şems suresinde dedi yok ayet 15. Nefsini arındıran, temizlenen kurtuluşa ermiştir. O zaman bizim hani günlük virtlerimiz var, günlük virtlerimiz ne? Her gün yüz tane subhanallahî ve bihamdîhi subhanallahîlazîm ve bihamdîhi estağfurlahîlazîm. O kimse temizlendi. Kim bunu yüz sefer söylerse deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. Veya hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki, Ben günde yüz kez Allah'a tövbe ederim. Başka bir hadis-i şerifte yetmiş kez tövbe ederim. Başka bir hadis-i şerifte kim tövbe ettiyse hiç günah işlememiş gibidir.
O zaman o temizlenmek ne? Tövbe etmek ve tövbe kapısına sımsıkı yapışmak ve Allah'tan ümidi kesmemek. Allah'tan ümidi kesmemek. Yani bugünkü ümmetin en büyük problemlerinden birisi Allah'tan ümidi kesmesi. Ve bir kısım, bir kısım ümmetin içerisinde çıkan alim kişisindeki kimseler insanların ümitlerini kesiyor. Allah'ın kapısını kapatıyorlar sanki kapı kendilerinmiş gibi. Kim tövbe ederse Allah onun tövbesini kabul eder. Kim tövbe ederse hiç günah işlememiş gibidir. O zaman normalde ümmet-i Muhammed bu meseleye bakarken evet günah işledi, evet hata yaptı, evet yanlış yaptı, hatta hala da yapıyor. Hepimiz yapıyoruz biz. Var mı yapmıyoruz diyen? Sizin adınıza da böyle söyledim ama. Ben kendim gibi görüyorum ya herkesi o yüzden hepimiz günahkarız diyorum ben.
Varsa günahkar olmayan kimse elini kaldırsın. Yok bakıyorum görüyorum evet biz günahkar bir topluluğuz. Bizim hatamız kusurumuz var hepimiz haykırı insanlarız biz. Normal bir insan değiliz biz yürümü normal değil. Ya normal bir insan olsanız burada olmazsınız açık açık söylüyorum. Yani tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş deli deliyi dakikada buluyor. Hacı hacıyı Mekke'de buluyor. Biz burada buluşuyoruz. O yüzden hepimiz günahkarız, günahkarız evet. Ama Allah'tan ümidimizi kesmiyoruz. Tövbe edenlerdeniz, Allah'ı zikredenlerdeniz ve Cenab-ı Hak kim tövbe ile gelirse affedici bir Allah bulur diyor. O zaman normalde biz kendi kendimizi temize çıkarmadığımızdan dolayı biz günah kirlerinden arıncaz.
Bakın birinci adım bu. O yüzden sufiler tövbe etmeyi derslerinin başına koymuşlar. Önce tövbe ile başlıyorsun. Önce bir temizleniyorsun. Önce bir pim upak oluyorsun. Ondan sonra Allah'ı zikrediyorsun. Çünkü Allah yolunda cihada, Allah yolunda koşuşturmada, namazda, oruçta, Allah yolunda tebliğ etmede, Allah yolunda mücadele etmede senin sağlam durmanı sağlayacak olan iki tane çok önemli vazifen var.
İki tane çok önemli fiiliyat var. Birisi ne tövbe, ikincisi ne Allah'ı zikir. O yüzden bir kimse de Allah'ı zikir yoksa namazı gevşek, Allah'ı zikir yoksa orucu gevşek, Allah'ı zikir yoksa o kimse de İslami hayatı gevşek. Küçücük bir rüşvete bozulması mümkün, bir kadına bozulması mümkün, bir paraya bozulması mümkün, bir pula bozulması mümkün, bir makama bozulması mümkün ki görüyoruz şu anda. Yani mücahit olarak yola çıkanlar sonra müteahhit sonra it sonra müşrik olup çıkıyorlar. Münafık olup çıkıyorlar. Neden? Allah'ı zikir yok çünkü. Allah'ı zikretseler bir üstadları olmuş olsa, Allah'ı zikretseler bir de üstadları olmuş olsa ama üstad öyle koftiden üstad değil. İngilizlerin üstadı değil, CIA'nin üstadı değil, Mossad'ın üstadı değil.
Evet. Böyle karanlık dehlizlerin üstadı değil. Öyle üç kişi, beş kişi toplanmış sen de bizim şeyhimiz ol demişler. Koy tırıktan birisini koymuşlar oraya. Öyle üstad değil. Allah yolunda cihatta, Allah yolunda koşuşturmada, Allah yolunda mücadelede seyri sülükunu tamamlamış. Bir üstaddan ders almış, o üstaddan seyri sülükunu tamamlamış. Varsa öyle bir kimse, öyle bir kimseye intisap edecek. Öyle bir kimseye intisap ederse, intisabı da tam olursa evet o Allah yolunda sıra dağlar gibi mücadele edecek. Üç beş kuruş rüşvete bozmayacak kendini. Üç beş tane makama bozmayacak kendini. Aman beni şuraya atasınlar diye kendini bozmayacak, imanını bozmayacak, islamını bozmayacak, takvasını bozmayacak.
Bu nasıl mümkün? Allah'ı zikrederse Allah'a aşık olacak. Allah'ı zikrederse Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışacak. Allah'ı zikrederse ümidini kesmeyecek Allah'tan. Allah'ı zikrederse Allah'a bağlı olacak başka bir yere değil. Onun emir komuta merkezi Allah ve Resulü olacak. O kalkıp da dinde reformist olmayacak öyle bir şey olursa. O kalkıp da tağuta boyun eğmeyecek. O kalkıp da firavini bir iş hareket yapmayacak. Firavunlaşmayacak. O kimse Allah'ı zikrederse Allah yolunda dimdik duracak. Eğer Allah'ı zikretmezse o kimse Allah yolunda dimdik durmayacak. Çünkü ayet-i kerimede diyor ki temizlenenler yani tövbe edenler ve Allah'ı zikredenler. Fesalli yani onlar omurgaları sağlam dimdik dururlar.
Ama tövbesi yoksa zikrullahı yoksa onun omurgası bozuk. Onun uyluk kemiği kaçmış, dağılmış. Yani bir kimsenin omurgası bozuksa o dik duramaz. Zahir olarak düşündüğümüzde. Bunun maneviyatı var. Manevi olarak omurga nedir? Kur'an, sünnet imamların iştahdı. Sen iman ettiysen, Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlıysan sen tağuta boyun eğmezsin. Sen haksız kazanca boyun eğmezsin. Sen hırsızlık, arsızlık, ursuzluktan gelecek olan bir paraya metaya boyun eğmezsin. Makama boyun eğmezsin. Sen böyle işimi halledivereyim götürüvereyim deyip de sen vatandaşın hakkına hukukuna giremezsin. Ancak o zaman Fesalli olursun.
Yani dimdik duranlardan olursun. O zaman namazın namaz olur. O zaman orucun oruç olur. O zaman haccın hac olur. Ama Fesalli sen Kur'an ve sünnette dimdik durmuyorsan, inançta dimdik durmuyorsan, akaitte dimdik durmuyorsan ve oranı buranı oynatıyorsan, kalbini oynatıyorsan, kalbin fesadın içerisine girdiyse, kendince münafıkça ayet kelirmeleri eğip bükçe, kendince bir yer arıyorsan, evet senin zikrin dilde kalmış, tövben dilde kalmış, ne yazık ki sen dimdik omurgası sağlam olanlardan değil, münafığın ta kendisisin.
münafığın ta kendisisin. E şimdi ahir zaman, ahir zamanda münafıklık elametleri çok. Ne diyor münafıklarla alakalı? Onlar sizin yanınıza geldiklerinde biz sizdeniz derler. Başlarına bir tane beyaz takke geçirdiler, bir de Kur'an-ı Kerim okurlar, bir de namaz kılarlar. Ama öbür tarafa ağa babalarına giderler, paşa babalarına giderler. Kendi komuta merkezleri, masonik, siyonist neyse, sebateist neyse oraya gittiklerinde derler ki biz sizde beraberiz. Kur'an ve sünnet-i seneyi kendi üzerlerinde elbise olarak tutamazlar. Günün münafıklarıyla dünün münafıklarının arasında bir fark yoktur. Dünün münafıkları da mal korkusu vardı, can korkusu vardı. Kafirlerle aralarının bozulmasını istemiyorlardı.
Dünün münafıkları öyleydi. Adem zamanından itibaren münafıkların halet-i ruhiyesi değişmez. Karakterleri değişmez onların. Onlar çünkü münafıklar cemiyetindendir. Onlar münafıklar milletindendir. Onlar münafık bir topluluktur. O yüzden insanoğlu değişmiyor. Adem'den itibaren münafıklar bir topluluktur. Adem'den itibaren müminler bir topluluktur. Adem'den itibaren Allah'a aşık olanlar bir topluluktur. Adem'den itibaren kafirler bir topluluktur. Değişmezler bir şey. Hal ve hareketleri de değişmez. İnsan aynı insandır çünkü. Nasıl peygamberler Adem'den itibaren Kur'an ve sünneti yani İslam'ı tebliğ ettilerse Münafıklar da Adem'den itibaren münafıklıklarını tescil ettirirler.
Gösterirler kendilerini. Kafirler kafirliklerini yaparlar. Münafıklar münafıklıklarını yaparlar. Müminler müminliklerini yaparlar. Aşıklar aşıklığını yapar. O yüzden kafirler kafirleri sever ve onlara benzemeye çalışırlar. Münafıklar münafıkları severler. Birbirlerinin büzük deşi olurlar. Müminler müminleri sever. Aşıklar aşıkları sever. Dervişler dervişleri sever. Zikir ehli zikir ehlini sever. O yüzden birbirlerine değişmez bunlar. Bunlar böyledir tarih boyunca. Siz dünyayı sevenle Allah'ı seveni yan yana buluşturamazsınız. Buluşturduklarını söylerler. Ya dünyayı seven münafıktır ya da zikreden münafıktır. Zikreden kimse çünkü dünyayı sevene aşık olmaz.
Onunla arkadaş olmaz. Onunla yol gitmez mümkün değil. Sebep yolda çünkü bir sıkıntı çıkar. O dünyayı seven çünkü bir dünyalık elde etmek isteyecek. Dünyalık bakacak meseleye. Onunla dünyalık bakınca yolu bozacak o. Beraber yürüyemezsin. Yürünmez zaten mümkün değil. Aynı şey. O yüzden bizim için lazım olan ne? Tövbe edip Allah'ı zikreden. Tövbe edip Allah'ı zikredenler Allah yolunda sıra dağlar gibi dururlar. Eğer o kimse tövbe edip Allah'ı zikretmiyorsa o zaman o kimse fesalli yani omurgası sağlam bir kimse olmaz. Omurgası bozuk olur. Omurgası dağılır onun. Onun omurga falan kalmaz. Kalmayınca onun akidesi de bozulur. Akaidi bozulur.
Akaidi bozulunca o kimsenin ne yazık ki namazı namaz olmaz, orucu oruç olmaz. Akaidi bozuk çünkü. O kimse bakarsın ayetlerde eksiklik görür, hadislerde eksiklik görür. Bu hadisler bu zamanda yaşanmaz der. Kur'an'ın hukuku, hükmü bu zamanda olmaz der. Akaidi bozuk. Çünkü onun kalbi münafık oldu. Kalbine kurt girdi onun. O yüzden gider Celalettin Afgani'nin fetvasına yapışcam diye uğraşır. Şu kadar miktarda faiz caiz olur der. Şu kadar miktarda içki helal olur veya uygundur diyenle, şu kadar miktarda caiz normaldir diyenin arasında bir fark yoktur. Bir fark yoktur. Hiçbir fark yoktur. O yüzden normalde o akaid bozukluğunu yaşar. Bizi Kur'an ve sünnet yolunda dimdik tutacak olan iki önemli ibadet, o zaman bir Allah'a tövbe etmek.
Günahlarını, günahlarını Allah'ın önünde, Allah'ın önünde. Tabiri caizse ben bu günahkarım. Ben günahı işledim. Ben nefsimi temize çıkaranlardan değilim. Ya Rabbi beni affeyle. Allah'ı zikredenler. İkincisi. İkinci ayak ne? Allah'ı zikir. Rabbim bizi daim zikredenlerden eylesin. O zaman üçüncü ayak bizi bekleyen. Biz Allah yolunda omurgası sağlam duranlardan olacağız. Rabbim bizi onlardan eylesin. Amin. Önemli olan akaid noktasında. Akaid noktasında omurganın sağlam olması. Yani Kur'an ve sünnet-i seniye tabi olmak. İmamların iştahına tabi olmak. Sufilik yolunda ilk sufilerin yoluna tabi olmak. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi affeylesin. Amin.
Cümlemizi kendi emanına aldığı kullarından eylesin. Amin. Cümlemizi iki cihanda da aziz eylesin. Amin. Cümlemize afiyet nasip eylesin. Amin. Kur'an ve sünnet-i seniye yolunda mücadele etme azmi nasip eylesin. Amin. O uğurda o yolda yürüyenlerden koşanlardan eylesin. Amin. Amin. Fatiha-i şerife. Amin. Fatiha-i Şerife.
Fatiha-i Şerife. Haberdar eyle ya Rabbi. Peyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Hasıl olan sevabı geçmiş üstadlarımızdan.
Abdurrahim et tantavi, Abdurrahimen nişavi, el-haç, el-hafız, Ebu Bekir, Sıddık, Çorumi, Hacı Ali Aydar Efendi, el-hafız, Çorul Mustafa Anaç Efendi'nin, Nevşehir Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşi Dergahı'nın ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ, Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine, yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine, Turuk Aliye'den, akraba ve talukatlarımızdan geçenlerin ruhlarında hediye edildik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, ve zatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin ve selamun alel mürselin ve alihim velhamdülillahi rabbil alemin.
Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikir fa'lamennahû. La ilahe. Fatiha ma salavat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.