mustafaozbag.org

71. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:13:47

Ama âgıd olanlar, Rıfaiz et, âllât et. Onların iki tane eseri, bir onların âlâmi var, bir de Hak İslam, hak rolbiberseli var. O iki tane kitabı hepcelerek ettik. O iki tane kitabı boğuluştu inşaat. Kimsenin veliliğinin, perdenin önü vardır, bir de perdesinin gerisi vardır.
Perdenin önü, velilik herkese açık bir şeydir. Kim mücadele eder, nefsiyle mücadele eder, cihad eder, Kur'an ile sünneti yapışırsa ona velilik kapısı açıktır. Bu perdenin görünen tarafıdır. İnsanlar bununla vazifelidir. İnsanlar bundan sorumludur bak. Bir de arkada görünen kısmı vardır. Arkada görünen kısmı ise zevatın büyük bir kısmı demişlerdir ki, veliler seçilmiş insanlardır. Allah peygamberlerden sonra kendi peygamberlerinin zamanında ve sonrasında dini mümini İslam'a hizmet edecek, gayret gösterecek olan velileri de seçmişlerlerdir.
Bu da perdenin görünmeyen kısmıdır. İnsanlar veli oluncaya kadar, velilik makamına gelinceye kadar çok imtihanlardan geçirdiler. Çok sıkıntılardan geçirdiler. Onların sıkıntıları, imtihanları bitmez. Dedikudullah, gıybet, varlık, yokluk, makam, mevki, hanım, çoluk, çocuk, anne, baba, dünyanın üzerinde görebileceğiniz bir kimsenin, bir insanın etrafında olabilecek ne varsa hepsinden de imtihan ederiz.
Maddi mane, uzun, meşakkatli, sıkıntılı, çileli bir yolda. Bu yolda gider insanlar, bu yolda gider insanlar, büyük bir çoğunluğu yolda kalırlar. Büyük bir çoğunluğu kalırlar. Yolda kalmasının sebebi, gelen bu sıkıntılara, belalara, çilelere göğüs göremeye işlemeler. Bunlara sabredemeye işlemeler. İsyan ederler, bırakırlar, yoldan çıkarlar, şikayet ederler, bir şekilde bozulurlar Allah muhafaza eylesin. Öyle olunca da daha velilik noktasına gelmeden bozulmuş olurlar.
Yoksa velilik noktasına gelen bir kimse, bozulma kapısı kapalı değildir. Ama ve lakin kolay kolay bozulmaz. Dur, yalnız bir dik nokta olarak düşün. Veli günah işlemez. Veli masumdur. Veli temizdir. Veli pimi farktır. Hiç hata işlemez. Sözlü ve düstürür doğru değildir. Veliler de günah işler. Veliler de kusur işler.
Hatta veliler de günah-ı kebal işler. Yani mümşid-i kavimler de günah-ı kebal işlerler. Diyeceksiniz ki, bu tasavvuf tarihini yeniden yazmak gibi bir şey. Olabilir. Bizim yolumuz, Kur'an ve sünnetle ölçülenecek. İnsanların heva ve hevesiyle değil. Bir Hz. Ebubekir hata yapıyorsa, bir Hz. Ömer hata yapıyorsa, bir Hz. Osman, Hz. Ali hata yapıyorsa, ashab hataya açıksa, ashab günaha açıksa, o veliler de hataya, günaha, burusuna açıktırlar. Fakat onların hata yapması, günah işlemesi, kusur işlemesi, velilikten aşağı düşmesine sebep olmaz.
Burada ayrı bir hikmet kapısı açmak istiyorum. İnsanların nefsine paya vermek, kendi nefsine paya vermek için değil. Allah beni bundan uzak tutsun. Sadece bu meselede doğumu anlaşılsın diye söylüyorum. Velinin hatasında, hani duyarız da kızarız ya, onun günahında hikmet varmış deriz. Öyle değil mi? Biraz da alay-ıvari söyleriz. Öyle değil mi? Demez miyiz? Deriz. Evet, velilerin günahlarında hikmet vardır. Velilerin hatalarında, kusurlarında hikmet vardır. Bunu bir peçeden bakmayacağız şimdi. Bu konuyu iyi dinleyin, bu konuyu iyi izleyin. Burası tehlikeli bir noktadır. Yani bir kimse bu sefer, üstadının yüzlerinde suizana düşüp yoldan çıkabilir. Allah muhafaza ederiz. O yüzden iyi dinleyin.
Hikmet şudur, veli hata işleyerekten, kusur işleyerekten, bilinçli veya bilinçsiz. Masum olmak, masumiyet noktasında durmaktan uzak durur. Kendisini masum görmekten uzaklaşır. Eğer kendisini masum görürse, onun için küfürdür çünkü. Masum olan kimdir? Muhammed-i Mustafa'ydı sallallahu aleyhi ve sellem. Eğer bir veli kendi masumiyetliğini görüyorsa, kendi masumiyetliğini söylüyorsa ona tecid-i iman lazımdır, o veli değildir.
Çünkü Muhammed-i Mustafa, hiçbir günahı kusuru yok iken, tövbe ediyorsa, hiçbir günahı kusuru yok iken, tasarruuda, feryadına feryat ekliyorsa, arkasından giden velilerin, kendilerini masum, günahsız, kusursuz, muhafaza altına almış, korunmaya almış, günahtan, günah-ı kebalden uzak görmeleri, onların Muhammed-i Mustafa'nın sünnetlerini, düşüncesini, fikriyatını, akaidini, terk ettiğini gösterir. Bu beşeden bakınca, veli masum değildir.
Günah işler, hata işler, yanlışlık yapar, isabet ettiremediği zamanla bulun. Bu onun Allah'a olan, Allah'la ikisinin arasındaki münazebette kulluğunu unutmamasını sağlar. Yani o kimse kullu. Veli hata işler, veli kusur işler, veli günah işler, tövbe ederek, feryat iklan ederekten o hata, o kusur onun Allah'a daha fazla yaklaşmasını sağlar. Bu demek değildir ki bile güle gidip o kimse hata işecek, kusur işecek. Bu demek değildir, o kimse bile bile gidip de bir yanlışlığın içerisine girecek. Ama insanız, sürçeriz, nefsimize uyarız, hata yaparız. Ve bu hatadan arınaraktan yeniden yola revan oluruz, devam ederiz. Şimdi, ama velilerin bu hatalarından, bu kusurlarından, bu günahlarından dolayı Allah, onların veliliklerini almaz.
İnsanlar onları rüyalarını görmeye devam ederler. İnsanlar onları yeniden üstad olarak, şeyh olarak bilirler. O veli kendi hatasını kendisi bilir. Kendi kusurunu kendisi bilir. Kendi eksikliğini kendisi bilir. Ve boynunun devamını büker. Ya Rabbi dem. Eğer Ya Rabbi demezse, o da kibre, o da gösterişe, o da hevaya düşer. Allah muhafaza eylesin. Velilik, hiç kimsenin üzerinde ebediyen kalıcı bir taş değil. Onun da tacı üzerinden düşer. Ama bu neyle mümkün olur? Bu günah-i kebahete ısrar ile mümkün olur. Yani bir veli, bir veli işte bir kadınla nikahsız yaşıyor. Zina üzerinden.
Bir veli, dört tane hanımı var, nikahlanmış. Beşincisini de almış. İmamlar, bu konuda ayette imamların işlerinde varken, beş, altı, yedi yapmış. Saklı, gizli, biliniyor. Neyse. Bir veli o durmuş, dervişlerine faize para veriyor. Bir veli o durmuş, etrafındaki bir dervişin hanımı ile yaşıyor. Bir veli o durmuş, tabire yalan söylüyor dervişlerin arasında.
Bir veli o durmuş, haksız yere insanlara zulmediyor. Devamlı. Burada devamiyet aranır. Geri dönmemen, rucu etmemen aranır. Eğer geri dönmüyorsa, rucu etmiyorsa o halinden o kimsenin veliliği şüphe götürür. Ama bir şey dilinden kaçar, bir şey ağzından kaçar, bir şey elimden kaçar, gözünden kaçar olabilir. Bunu o kimseye ikaz edildiğinde, o kimseye söylendiğinde hayata devam ediyorsak, o zaman onda bir eksiklik, bir yanlışlık vardır.
Allah muhafaza eylesin. O zaman veliliği oturtacağımız bir yer olacak. Veliliği oturttuğumuz bir yer, Kur'an ve sünnet noktasıdır, tairesidir. Bir tasavvufta ekol vardır ki, onlar velilerin, mürsid-i kamillerin bir müddet sonra hatadan, kusurdan arındıklarını, onların hata ve kusur işlemediklerini, onların hata ve kusur işlemeden o hususiyetlerinin, hassasiyetlerinin kaldırıldığını iddia ederler ki, biz onlardan değiliz, Allah muhafaza eylesin.
Buraya bir açıklamakta fayda gördüm, Allah muhafaza eylesin. Ve bu noktada tarih boyunca veliliği ve görevi alınmış bir veli görülmemiş bugüne kadar. Bazı zaaflar, bazı veliler, kendi hata ve kusurlarını, o kendi küçük günahlarını veya kendi günahlarını, kendi kusurluluk hallerini görmüşler. Dervişlerini serbest bırakmışlar. Demişler ki, bunlar görülmüş. Demişler ki, evladım siz kendinize bir üstad arayın, bir şey arayın demişler. Bak, demişler ki evladım kendinize bir üstad arayın, bir şey arayın kendinize. Tarihte bunlar var mı, muhaf. Bu noktada benim durduğum nokta açık en baştan beri. Ben her daim diyorum ki, istihara yapın, istişare yapın.
Eğer ki sizi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri veya sahabeler veya geçmiş Peygamber efendiler veya Pir efendilerimiz sizi bir yere sevk ediyorlarsa bu konuda herkesin kapısı açık. Benim bu noktada o kardeşin, kardeşlerin üzerinde bir yaptığım asla ve asla böyle bir şey aklımın ucundan dahi geçmez. Dervişlik hayatım boyunca geçmedi. Dervişlik hayatım boyunca hep etrafımdaki kardeşlere dedim ki, arkadaşlar, kardeşler serbestsiniz. Siz manen kendinize daha sağlam bir kapı bulduğunuz anda gelin helallaşıp girin. Gelin helallaşıp girin. Benim o geçmiş üstadların yapmış olduğu şeyi ben dergaha yeni girdiğimden itibaren dilimde devamlı söylüyorum.
Şimdi de söylüyorum. Önceden üstadım için çağırırdım. Gelin üstadımdan ders alın. Gelin üstadıma bağlanın. Bunu üstadım için söylüyordum. Ve doğru yaptığına inanıyordum ve doğruydum. Üstada bağlı olmuş olsam, bugün de derim ki gelin üstadımın elinden tutun, ondan ders alın, ona derviş olun, ona mürid olun derim.
Bak derim, bunun hala da doğru olduğuna inanıyorum. Derseniz ki, kendin için bunu söyler misin? Daha ağzımdan duyanınız yok herhalde öyle değil mi? Gelin benden ders alın diye. Bu kendimi Allah affetsin, herhangi bir yeterlilikte görmemezlikten dolayı değil. Bu benim kendime seçtiğim yol. Ben hiçbir zaman yaptığım bir işi kendi dairende yeterli, kendi dairende doğru, dört dörtlük görmem. Kendimi de öyle görmem.
Durduğum noktayı bazı insanlar yetersizdir ki görüyorlar, bundan da gocunmuyor. Ve yüzüme de diğerler olursa, haklısınız, biz yetersiniz, yetişemedik diyoruz. Haklısınız, yetersiniz, yetişemedik diyoruz. Bu böyle demeye de devam edecek. Ama mesele nasıl anlaşılsa anlaşılacak bu noktada. Yani kendimi savunayım ortasında değil. İnsanlar beni ne görüyorsa ben oyum. Eğer bir şey söylenecekse benim üzerimde, ben kardeşlerin gördüğü üzerinde, yalancı görünene yalancıyım, dolandırıcı görünene dolandırıcıyım, üçkağıtçı görünene üçkağıtçıyım, beşkağıtçı görünene beşkağıtçıyım, üstad görene üstadım, ağabey görene ağabeyim, pir görene pirim, kutup görene kutubum.
Ya o da helalade bir adamım, ya o da helalade bir adamım. İnsanlar bu noktada haram olmadığı, yani haram dedim yani peygamber görmedikleri müddetçe, dinlediği bir resul görmedikleri müddetçe bir tek ben oyum diyemem, Allah'a abur etsin. Geri kalan ne görüyorlarsa görsünler. Bu noktada zerretce bocunmuyor. Yıllardan beri aynı şey benim başımda zaten. İnsanların beni üstad görmesi yeni değil, ben daha İzmir'de payımdır derken, rüyalarında hallerini üstad görenler vardı, bu bugünkü mesele değil. Ödemiş'te de vardı, işte Mursa'ya yeni geldiğinde de vardı, başka yerlerde de vardı, oldu. Ama bu yeni bir mesele değil. Veya kötü görmeleri de yeni değil. Ben tarikata girdiğinden beri, hep benim etrafımda, karşımda beni kötü gören insanlar var mı, bunlar alışkın?
Ben bayımdır'daydım, bayımdır'da böyle bir cephe vardı, daha ben yeni derviş oldum. Hiçbir tane derviş yoktu, benim cephem oluşmuştu anında. Demişlerdi ki müftünün kızı için bu namaza başladı. Ya ben namaza başladım, ben dergaha girmeden namaza başladım. Ben derviş olmadan namaza başladım. Ben namaza başladıktan sonra derviş oldum. Yani ben kötü alışkanlıklarımı bıraktım, namaz kılmaya başladım. O zaman bayımdır müftüsü vardı, bayımdır müftüsünün de Allah sahibine başlasın. Allah geçim, dirilik, dirilik, beraberlik versin. Cenab-ı Hak onları da, çünkü o müftünün çok faydasını gördüm ben. Allah ondan razı olsun. Öldüyse Allah rahmet eylesin. Sağsa Cenab-ı Hak iman nasibi eylesin.
İhsan etsin, afiyet etsin inşallah. Gerçekten bize, çünkü şey yaptı, kucak açtı bize. Bizim dergamımıza kucak açtı sonradan. Yani bu noktada herkes bizi eleştirirken, bilhassa benim üzerimden eleştirirken herkes her şeyi, Allah razı olsun, o bu noktada bizim tavrımıza, davranışımıza, hareketimize bir şekilde destek olduk. Bizim mescid tesisi tahsis etti. Mescid'in imamını görüştüm ben, imam da sonradan derviş kardeşimiz oldu. Ve gittim müftüden, ben mescidi istedim de, bana dedi ki, hayır hayır Mustafa Bey ne demek dedi. Böyle gençler namaza başlayacak, işte Allah'ını zikredecek, bir üstada bağlanacaklar dedi. Bizim cami ne dedi, bütün camiler sizin emrinizde dedi.
Bana dedi ki, bizzat bütün camiler senin emrinde Mustafa Bey dedi bana. Allah o yüzden gani gani rahatsız olsun diyor. Ödemiş'e gittim de, Ödemiş müftüsüne de söyledi. Bu kardeşi, bu arkadaş beni götürdü müftülüğe. Müftüyle beni tanıştırdı. Dedi ki, bu kardeşi ben Ödemiş'te oturuyordu kendisi. Bu kardeşi ben bayıldırdan tanıyorum dedi. İyidir, sağlam dur, üstadı da iyi bir kimsedir, görüşürüz dedi. Burada bunların çalışmalarına destek olma hocam dedi. O zaman için öyle bize bir Allah'ın izniyle yardım oldu, himmet oldu elhamdülillah. Velhasıl o zaman da benim namaza başlayışım insanlar müftülü kızına yoğurmuşlardı ve cephe oluşmuştu. Demişlerdi ki, sen onun için namaz kılıyorsun.
Bir inandırıcılım olmamıştı demek ki. Bazı insanlara inandırıcı gerememe, inandırıcı gelmeme gibi bir halim var benim. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemde de olmuş. Geçmiş peygamberlerde de olmuş. Velilerde de olmuş. Ve Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinde de olmuş. Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretlerine Üstad-ı Hacı Ali Haydar Efendi icazeti yazmış, dergaha da açıklamış, öyle bırakmış.
Mustafa Efendi'ye Hacı Ali Haydar Efendi'den üç tane derviş kalmış. Geri kalanını hepsi de terk etmiş. Benim imtihanım ondan biraz daha büyük. Böyle üç kişi kalmamış der. Biz de üç kişi kalmadık. Yani üç kişi de kalabilirdik. Ben bir şey açıklamam ona rağmen. Ben şuyum buyum demem ona rağmen. Ve demeyeceğim ona rağmen. Allah bizi affetse. O yüzden bu karşı duruşlar, karşı duruşlar olmazsa o meselede bir eksiklik ve yanlışlık vardır. Bir direk. Bu karşı duruşlar bizi kamçılacak. Kendi nefsim için söylüyorum. Karşı duruşlar bizi bu noktada daha da motive edecek.
Kendi nefsim için söylüyorum. Belki de Allah muhafaza etsin, ağırından saklasın. Daha ağır imtihanlar olabilir önümüzdeki günlerde. Daha ağır imtihanlar olabilir. Daha ağır şeyler yaşayabilir. Neler yaşamışlar. Hz. Mevlana'ya katından da düşüp kalkıyor demişler. Pirimiz Ahmet Err-Rubay Hazretlerine neler söylemişler. Neler yapmışlar. Şah-ı Geylan Hazretlerine neler yapmışlar. Şah-ı Nakşibenda Hazretlerine neler yapmışlar. Geçmiş üstadlara neler yapmışlar. Beldelerden kovmuşlar. Sürgün etmişler beldelerden. Ve evlerine mektup yazmışlar. Demişler ki hiçbir belge kabul edilmemesi. Ve o beldeye, insanlar onları kabul etmemişler beldelere. Onlar beldelerin dışarısında ne eziyetler, ne çileler çekmişler.
Ne sıkıntılar yaşamışlar. Ne oyunlar, ne tezgahlar düzenlemişler. Kadınları ayakmışlar, gitmişler. Kadınlar o üstadların kapılarına kapıları dövmüşler. Senin benden çocuğun var diye. Sen benden yattın kalktın, benden nikahsız yaşadın diye. Tabakatul Kübra'yı okuyunca, diyorum ya Rabbi bunlarla bizi imtihan eylemez. Yalnız düşünebiliyor musunuz, şuraya bir kadın girse, bu adam benimle yattı kalktı dese, tepinse, bunu söylerken, tarif ederken ben çekiniyorum.
Allah buradan imtihan eder insanı diye. Düşünebiliyor musunuz bu imtihanları? Bunları yaşamışlar. Annelerine iftara atılmışlar. Hanımlarına iftara atılmışlar. Çocuklarına iftara atmışlar. Kapılarına boynuz asmışlar. Bildiğiniz geyik boynuzu. Kapılarına. Kapılarına mektup asmışlar. Kapılarına işaret yazmışlar. Burası böyle bir evdir diye. Hani umuhane gibi sizler. Dergahlarına yazı atmışlar. Buraya gelenler şöyle diye. Katlanamayacak olan kimse, bunu çekemeyecek olan kimse, hiçe kendinizde oturacak.
Kendine ensinlikle söylüyor. Hiçe kendinizde oturacak. Ve bu söylediklerimin bir kısmını yaşadım ben. Bunları isim, telaffuz etmiyorum, konuşmuyorum. İnsanlar o kimselere karşı duruz etmesin. Onlara karşı çiğnenmesin diye. Bir de konuşmuyoruz. Lütfen telefonları kapatın. Lütfen. Kontya kapatın titreşime dağın. İnsanlar yani bu yolda gidecek olanlar yaşıyorlar. Yaşacaklar. O yüzden karşı duruşlar, iktirarlar, rigmetler, dedikodular. Önümüze yarın ne geleceği belli değil. Risaleler yazmışlar. Bugünkü dille matbuaya raklar basmışlar, dervişlere dağıtmışlar.
Mısır'da bir üstada. Büyük üstadlar da. Zannetiyorum Zinnin-i Mısır Hazretlerinden. Sizin üstadınız böyle böyle yapmıştır, şurada şöyle şöyle yapmıştır de yazmışlar. Bugünkü tabirle bildiri dağıtır gibi dervişlere dağıtmışlar. Zinnin-i Mısır Hazretlerinden. Bu yolun çilesi bu. Bu yolun hukuku kanunu bu. Muhammed Mustafa'nın namusuna iftira atıldığı gibi, iftira atıldıysa, arkasından giden veliler, eğer onu seviyorlarsa, onun yolundan gitmeyi düşünüyorlarsa, onunla hemhal olmayı düşünüyorlarsa, ve onunla bu noktada,
seyr-i sülûk noktasında, fena ve resul noktasında geleceklerse, aynı iftiraya güncel olacaklar, buna da hazır olacaklar. Hazır olacaklar. İş bu noktaya kadar gelir mi? Evet. Geldi mi? Evet. Gelir mi? Evet. Geldi mi? Evet. Yapmamıştır olur mu? Peki efendim. Sen hakkını helal etmedin. Helal ettin efendim. Onu camide karşılaştık. Geldi adam, Şeyh Efendi ile benim yanıma, elini uzadı.
Hacı abi nasıl? Çok iyi Allah razı olsun. Sen nasıl kardeşim? Efendim ben gördüm. Geçen gün karşılaştım yolda. Baktım karşıda, ey nefis dedim, sakın lan selam verme mezzik etme. Ona ki dedim, nefsin ona selam verme mezzik eder. Selamun aleyküm dedim. Aleyküm selam dedim, öyle bir titredi kendisi. Bunu yaşamayacaksan, o demirden leblebi yutmayacaksan, Allah'ı seviyorum deyip yola çıkmayacaksın.
O demir leblebi yutmayacaksan, Resulullah'ı seviyorum deyip yola çıkmayacaksın. Varlıktan, yokluktan, azlıktan, sevenden, sevmeyenden, okşayandan, küfredenden, bunlardan şikayet edeceksen, yola çıkmayacaksın. Eğer Allah'ı seviyorsan, eğer gözünü Allah'a diktiyse, başka şeylere gözünü çevirmeye hakkın yok. Devam etmiş. Bir de, bir kimse, Mülşid-i Kamil olduğunun istiharinde, sadık bir rüyada veya halde bilen, gören bir kişi daha sonra, bu durumunu inkar ederse, bu kişinin hali ve hükmünü olur, hakkınızı helal et. Bir gün, bu yeni şeyler değildir. Dervişler, istihara yaparlar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyalarında görürler, görürler, ve derler ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, der ki, şu zat, gidin, buna intisap edin.
Pre efendiler der, geçmiş peygamberler der, sahabeler der, Mülşid-i Kamil olarak nitelendirdiği, bir önceki üstadı der, rüyalarında halde bunları görürler, gelirler, bir gün rüyaları sahiptir. Bu noktada rüyalarının rüya ilmi noktasında, rüya ilmi noktasında, şüphesi olur mu? Olmaz. Ama aynı kimse, bir gün gelir, nefsine uyar, o rüyasını da unutur, veya o rüyasını başka bir yere bağlar, çeker gider. Doğru mu? Doğru. Bu kimseye ne olur? Allah. Allah onu muhafaza etsin, sevsin, sevindirsin. Bu noktada, şöyle olur deme noktasında değiliz.
Allah muhafaza etsin. Ama, kim Allah'ın velilerine savaş açarsa, onun haberi perişamtir. Ondan intikamını alır. Allah onu yerde bırakmaz. Neden? Veli'yi veli eden Allah'tır çünkü. Veli, Ahmet, Mehmet, Veli yapmazsın. Ahmet, Mehmet, sen velisin deyince veli olma. Ahmet, Mehmet, sen veli değilsin dediğinde de o veli değil demektir. Değil demek değildir. Veli yapma, veli verme Allah'a aittir. Kullara ait bir şey değil. Allah bizi affetsin. Amin. Tekkede bir sohbetinizde, bayraklarınız, muhaşer kalabında, flemanızı, Yavuz Koyuncu abiniz taşıyacak, o filanın altında toplanacaksınız demiştiniz.
Yunus abi şu anda yok, akıbesi ne olur? Yani, normalde bu tür meseleler konuşulurken, o hal üzerine konuşulur. Bir kimse o halini kaybettiğinde, o halde kaybolur. Bir kimsenin makamı, kalıcı değildir. Şurada genç bir kardeşimiz var. Bugün bana geldiği dünyasını anlattı, Allah onun nefsine de uydurmasın. Ahmet Rufa Hazretleri demiş ki, senin eğitimini bizatihi ben üzerime aldım. Ben de o kardeşim, bugün çavuştuklarım. Bu halini muhafaza eder, korursa bu hali onun devam edecek. Eğer, yolun adamına, erkanına riayet etmezse, yolun edebine riayet etmezse, yolun şartlarına, kurallarına, Kur'an ve sünnet dairesinin içerisinde kalarak devam ederse, onun adına çok sevindim bugün.
Bir ümit ışığı. Önüm sürurlandı bugün. İçim bir hoş oldu. Hatta kendisine dedim, bugün çok müjdeli bir haber benim için bu dedim. Gönlüm arzu eder ki, Allah yiyor içimi. Hepinizi pir efendilerimiz yetiştirsin. Hepinize rüyalarınızda gelsinler, derslerinizi versinler, hallerinizi değiştirsinler, rahatsalarınızı değiştirsinler.
Gönlüm arzu eder ki, hepinizin duaları kabul olsun, tövbeleri kabul olsun. Gönlüm arzu eder ki, hepiniz Allah dediğinizde, anemden aleme geçin. Gönlüm arzu eder ki, zikrullah alakasından, tevhidi vururken, la ilahe illallah derken, zikrettiğinizi karşınızda görün. Zikrettiğinizi içinizde hissedin. Gönlüm arzu eder ki, Muhammed-i Mustafa ile zikredin. Evet, gönül gönüle, dizle, dudak dudağa, gönül gönüle, yürek mülüğe, onunla adladın zikredin. Gönlüm arzu eder ki, Pir efendilerimizi, her zikrullah alakasında görün. Onlarla kol kula girin. Onlara bağrınızı yaslayın. Onlara kafanızı yaslayın.
Gönlüm arzu eder ki, onların hâliyle hallenin. Vakkında kiminiz bedevi olsun, kiminiz dusiki olsun, kiminiz şahseli olsun, kiminiz nakşibendi olsun, kiminiz hazreti Mevlan olsun, kiminiz Abdülkadir Geylan olsun, Ahmed el-Rufay olsun. Gönlüm arzu eder ki, kiminiz hazreti Ebu Bekir olsun, Allah derken, hazreti Ömer olsun, hazreti Osman olsun. Gönlüm arzu eder ki, mahşerin sancakları sizler olun. Gönlüm arzu eder ki, ümmetin sancakları sizler olun. Merak etmeyin ki, biz burada yine Dermişli'ye devam ederiz. Siz ayağın olun, siz buğday olun, siz başımıza tac olun, sultan olun. Gönlüm arzu eder ki, siz öyle bir üstad olun.
Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bana desin ki, şu adama sen tabi ol, aha sen yetiştirdin, bu seni geçti, buna tabi ol. Hem Allah'ı ile, hem İlahi ile, yemin illa ile, yemin illa ediyorum. Eğer gönlümde zerre düşüp olursa, hemen elinden tutarım beni evlatlığı kabul etlerim. Anında, hiç hiç hekim şüphem yok. Şeyh Efendi öldükten sonra, aylardır ben, yorganı, yatağı, solanı attım. Aylardır. Aylardır. Her gece bu tasarruyla, her gece bu ağlamakla, her yata geçirdim. Dedim ki, Ya Rabbi, bana bir yer göster. Bana bir yer göster. O noktada bir şeyim yok elhamdülillah. Arzu eder ki, öl olun.
O ne zaman? O hali yaşadığınızda geçerlidir bu. Ne zamana kadar? Kemale erinceye kadar. Kemale erinceye kadar. Bellilik noktasına gelinceye kadar, bütün haller, bütün makamlar geçicidir. Bütün haller, bütün makamlar geçicidir. Kah düşer, kah çıkar. Kah geriler, kah ilerler. Bu noktada, hiç kimsenin elinde, hiç kimsenin elinde, eminlik belgesi yok. Hiç kimsenin elinde, bu noktada bir güvence yok. Güvence Allah, çalışırsa, devam ederse, kendini muhafaza eder, korursa, yol herkes açık. Allah bizi affetsin inşallah. Münafığın özelliklerinden sormuş kardeşlerimiz. Münafıklık, amelde münafıklık vardır.
Adam kah namazı terk eder, kah orucu terk eder, kah ibadeti terk eder. Bu amelde münafıktır. İşte diyor ya hadis-i şerifte, konuştuğunda yalan söyler, emanete riyanet eder, verdiği sözü yerine getirmez. Bu amelde münafıklıktır. Allah cümlemizi bu halde muhafaza eylesin. İbadetlerde aksaklık, noksanlık yapar. Allah muhafaza eylesin. Bunlar amelde münafıklıktır. Bir de intikatta vardır ki, Allah hepimizi ondan korusun. Gönlümüzü ondan temizlesin. Kalbimize o kapıyı kapatsın. Ruhumuzu o tarafa meylettirmesin. Nefsimizi o tarafa meylettirmesin ki, intikadi noktadadır bu. Yani Kur'an'ın inip inmediğine şüphe eder. Resulullah'ın peygamberliğini şüphe eder.
Allah'ın Allah'ın da şüphe eder. Meleklerin varlığında şüphe eder. İnancından şüphe eder bazen geri döner. Şüphe eder demeyeyim, geri döner. O, itikatta münafıklıktır. Hani ayet-i kerimde diyor ya, Ey Habibim! Onlar senin yanına gelirler, inandık derler. Senin yanından ayrıldıktan sonra geçmiş atalarımızın reyini daha iyiydi derler. İşte o münafıklar, o münafıkların ta kendileridir. Münafıklar da cehennemliklerin ta kendileridir. Bu, itikatta münafıklar. Allah muhafaza eylesin. Allah'ın çok zikirden münafıklıktan kurtulur. Allah'ı çok zikreden münafıklıktan kurtulur. Hadis-i şerif, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Allah'ı çok zikreden münafıklıktan kurtulur buyurmuş.
Çünkü münafıklığın sebebi, bizim kalbimizin penceresinde, kapısında, kalbimizin üzerinde hemen hazır duran şeytandır. Başka adi şerifte, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurur ki, Şeytan sizin kalbinizin üzerinde durur. Ne zaman zikrullahı bıraktınız? Zikrullahı bıraktınız. Hemen size hakim olur, kalbinize gelir, oturur der. İşte bir kimse çok zikrederekten şeytanın kalbinden kovar. Şeytanın kalbinden kovunca şeytan ona vesvese veremez. Nefsine vesvese veremez. Ne zaman kalbinizde vesvese oldu? Ne zaman kalbinizde ümitsizlik oldu? Ne zaman kendinizde bir sıkıntı buldunuz? Ne zaman kendinizde bir sıkıntı buldunuz? Bir darlık, bir müşkilat, bir dert?
Ne zaman bir kasavet oldu içinizde? Ne zaman böyle eliniz kokunuz tutmadı? Ne zaman dağıldınız, naçar kaldınız? Aman zikrullahın hemen sapına iyi yapışır. Gönül arzu der ki, devamlı Allah'ı zikredin. Devamlı Allah'ı zikreden insandan şeytan kaçar. Devamlı Allah'ı zikreden insana şeytan musallat olamaz. Ve böylece o münafıklıktan belli olur. Böylece münafıklık çukuruna düşmez. O yüzden aman, bugünün müslümanları, bugünün dervişleri Allah'ı az zikrediyorlar. Gece zikriniz az, gündüz zikriniz az. Yolda giderken az zikrediyorsunuz. Dükkanınızda az zikrediyorsunuz. Tevhid, zikrullah, içiniz oturmalı. Kalbinize oturmalı. Damarlarınıza, vücudunuz oturmalı.
En küçücük bir şeyden Allah! Dördüncü vullah ile okmayın. Ani davranışlarınızda, ani refleklerinizde, Allah dilinize geldiyse, gömdünüze geldiyse, nefsinize uymayın ama iyi bir noktadasınız demek.
Dillerin sahibi, kalbin sahibi, köpürlerin sahibi, vücudun, mükevanatın sahibi o. Bunun sahibi olmadığı ne var ki? Allah kibirli gönüllere zikrullahını oturtturur mu? Zikrullahını yerleştirir mi? Günah düşünen, kusur düşünen, ben şuna şöyle günah isteyeyim, buna ben böyle yapayım, şuna şöyle döveyim, buna böyle döveyim, bunu böyle aldatayım, bunu böyle kandırayım, bunu böyle edeyim, bunu şöyle söyleyivereyim diyelim.
Gönlüne Allah, oturur mu? Günah hayal ederken, o hayalinize sevgilinin hayali düşer mi? İnsanlar sevgiliden uzak bir hayat yaşarken, sevgilinin kokusu duyabilir mi? Allah kibirli gönüllere zikrullahını oturtturur mu? Zikrullahını yerleştirir mi? Günah düşünen, kusur düşünen, ben şuna şöyle günah isteyeyim, buna ben böyle yapayım, şuna şöyle döveyim, buna böyle döveyim, bunu böyle aldatayım, bunu böyle kandırayım, bunu böyle edeyim, bunu şöyle söyleyivereyim diyelim. Gönlüne Allah, oturur mu? Günah hayal ederken, o hayalinize sevgilinin hayali düşer mi? İnsanlar sevgiliden uzak bir hayat yaşarken, sevgilinin kokusu duyabilir mi?
Sevgilinin renginden bayanabilir mi? Demez mi sen bana hem seviyorum diyorsun, hem benim kokumla kokulanmıyorsun, hem seviyorum diyorsun, hem benim hayalimi dahi izlemiyorsun, hem seviyorum diyorsun, hem benim peşime düşmüyorsun, hem seviyorum diyorsun, hem beni zikretmiyorsun demez mi? Burada zikrullah, her şeyden kurtuluştur.
Zikrullah, her şeye varıştır. Zikrullah bir yok oluştur. Zikrullah yok oluştur sonunda bir var olmuştur. Zikrullah, devri bitirmektir. O devri bitirmek için zikrullah geldi. Nereye çıkarsanız çıkan, hangi hale ulaşırsanız ulaşın, hangi makama varırsanız varın, hangi hal üzerinizde olursanız varın, zikrullahın olmadığı hiçbir yer, hiçbir şey yoktur. Bir derse ki, biz zikrullah'tan beri olduk artık. Vallahi yalan söylüyor. Bir daha o yalan söylüyor. O gölgelere aldanmış, o hevaya hevese aldanmış, farkında değil. O harta'ya düşmüş. Kim derse ki, biz namazdan kesildik, oruçtan kesildik, bizim gönlümüz onun olduğu, o yüzden onun ibadetleriyle, onun mahlukatıyla işimiz yok diyorsan, vallahi o hevaya hevese düşmüş, şeytana düşmüş.
Habibi ne diyor ki, ey Habibi, sana fettik ki açık etse dair, tövbeye, zikre, duaya. Allah'ı çok zikredin. Allah'ı çokça zikredin. Günahınızı yakacak olan, günahınızı silecek olan, günahtan temizleyecek olan, kalbinizi parlatacak olan, kalbinizi yumuşatacak olan, kalbinize ilhamı akıtacak olan, zikrana ibadetlerden birisi Allah'ı zikir.
O yüzden Muhammed-i Mustafa diyor ki, münafızlıktan kurtulmak isteyen Allah'ı çok zikretsin. Kusurlardan, hatalardan arıtmak mı istiyorsunuz? Mahşerde kusurlarından, hatalarından son diye çekinmemek mi istiyorsunuz? Vallahi de zikret, billahi de zikret. Kalk geceler boyu zikret. Kalk tenhalarda zikret. Kalk yolda giderken zikret. Arapada tek başına yıkan zikret. Gecenin yarısında kalk zikret. Seni duyacak birisi varsa o. Senin kafanı okşacak olan birisi varsa o. Sana sahip çıkacak birisi varsa o. Senin elinden tutacak olan o. Başka hiçbir kimse, hiçbir şey değil. Üstadım hibmeti de diyerek kadardır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem.
Ne yapsın Allah Resulü münafız bir ümmeti? Ne yapsın Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem? Her gün günaha kalıp da tövbe etmeyen bir ümmete ne yapsın ki? Ne yapsın Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem? Her gün günaha kalıp da tövbe etmeyen bir ümmete ne yapsın ki? Ne yapsın bir üstad? Gece ağlamaktan başka, gece feryat etmekten başka, dua etmekten başka elinden ne gelir ki? Elinden gelse her gece sizi ayağa diker. Derim ki kalkın kardeşler Allah'ı zikredin. Derim ki kalkın Allah'ı sevin, ona tövbe edin. Derim ki kalkın rabıte edin. Gelse bunu yaparım.
Derim ki ya Rabbi ne zaman zikullah olursun. Mezardakiyle konuşsun, sultanla konuşsun, üftadeyle konuşsun. Aleykümselam.
Mustafa Efendi ben neredeyim? İmde kaldığında kapısında oturuyordum ben onun. Ben onun yanında tesbihimi göstermedim daha.
Yanında tesbih çekmedim ben huzurunda. Bir sefer dedi bana, biz evladım, üstadımızın karşısında tesbih çekmeldik dedi. Bitti. Arabada götürürken dersimin tesbihini nereye saklayacağımı düşünürdüm. Herkes zannederdi ki otomatik araba isteğişim hevayı hevesle. Otomatik araba alırdım. Sırf yollarca dersimi çekmek için. Dur yok, durak yok çünkü. Kendi kendime derdim ki vites değiştirme derdi yok. Dersimi yolda çeke çeke giderim. Aniden sorar çünkü. Dersini çekmezsen aniden sorar. Mustafa Efendi dersini çektin mi evladım? Bir sefer dedim çekemedim efendim daha da. Dervişin ter beni pek makbul değil evladım dedi bana.
Dersini geçe çekmedim ben. Ben daha gece dersimi sabah çekmedim. Dergaha girdiğinden beri benim iki tane dersim vardır görünen. Sabahlı akşamlar. Artı iddiaveleri hariç. Gelir gider dersimi değiştirirdi. Bin tane gidi şundan çek. Gelir gider iki bin tane şundan çek. Allah'ı sevin. Resul'u sevin. Yolunuzu sevin. İyi bağlanın yolunuza. Bana değil. Bana değil yolunuza bağlanın. On sekiz bin alemin ne olduğunu anlatır mısınız? Alınacak olan var mı ki? Birinci kat göğü anlatayım mı? Birinci kat gökte yaşayan mahlukatlar anlatayım mı?
Anlar mısınız ki? İkinci kat gökte yaşayanlardan anlatayım mı? Anlar mısınız ki? Sevinin tarifi var mıdır? Seviyorum diyor kazmıyorum. Seviyorum diyor dövüyor. Neden başkalarının sevgilerine bakıyoruz ki? Neden biz seviyoruz ki? Neden başkalarının sevgilerini ölçüyoruz ki kendi sevgimizi ölçmek varken? Neden bir başkasının bizi ne kadar sevdiğine bakıyoruz ki? Biz kendi sevgimizi görmeden neden ben ne kadar seviyorum diye düşünmüyoruz ki bu başkasının sevgisini tartacağımıza. Kardeşler kendi sevginizi tartın başkasının kim değil. Varsın hiç kimse sizi sevmesin.
Varsın hiç kimse sizin yüzünüze bakmasın. Varsın hiç kimse size bir lokma ekmek dahi vermesin. Varsın hiç kimse sizi dinlemesin. Siz sevebiliyor musunuz ona bakın? Siz sizin yüzünüze bakmayanlara dair gece bakabiliyor musunuz ona bakın. Siz sizin elinizi reddedenlere dair gece mane tutabiliyor musunuz ona bakın. Siz size küfredenlere dair dua edebiliyor musunuz ona bakın siz. Siz hanımınız bir barca su vermese dair ondan şikayet edip etmiyor musunuz ona bakın siz. Allah'ı sevenin neyinden şikayet olur ki? Allah yüzünü döndürenin bir kimseden şikayeti kalır mı ki? Allah'ın sesini kalbinde büyüyan bir kimsenin başka bir sese ihtiyacı kalır mı ki? Allah'ın sevgisine ulaşmaya çalışan bir kimse bir başkasının sevgisine bakar mı ki?
Ne kadar sevin sevmediğini umursalayın. Siz başkalarını ne kadar seviyorsanız tam da önemli. Siz göresiniz geliyor mu ona bakın. Özledim yalnız beş saat oldum ben onu görmedim dediğiniz bir kardeşiniz var mı? Ona bakın. Ya üç gece göremedim ben bunu özledim ben seviyorum bunu dediğiniz bir kardeşiniz var mı? Ya ben on günden beri bu arada döndüğünüzde bir adamın sevgisini düşüyor mu ki?
Arkadaşınızın sevgisini düşüyor mu? Resim geldi deyip 10 kilometre 20 kilometre gidip görüp geri döndüğünüz birisi var mı ki? Hiç seviyorum deyip kapısında yattığınız birisi var mı ki? İsterse kız olsun isterse kadın olsun ne olursa olsun sevip de kapısında yattığınız birisi var mı? Allah aşkına. Ben çok açık söylüyorum. Vallahi sevdiğiniz var mı Allah aşkına. Yeter ki öyle. İsterse sevdiğiniz bayağı olsun. Sen ki ya birisinin çok. Seninle böyle bir geçen yer var. Yardığım herkesin yanında yer burası. Yıkıldığın yer burası.
Sen dedi ne kadar seviyorsun. Sen dedi sev diye. Sevdiysen sevdim. Toprağı sevdiysen. Hiçbir yere gidemezsin. Hiçbir yere gidemezsin. Sen dedi ne kadar seviyorsun. Sen dedi sev diye. Sevdiysen sevdim. Toprağı sevdiysen. Hiçbir yere gidemezsin. Kızımın sevgisiyle ne işimiz var. Hani soranlar ya kadınlara. Beni ne kadar seviyorsun.
Ya işte bir üstad sever dervişine. Beni ne kadar seviyorsun. O kadar dua almak da. Derinliğe kadar. İster sevim ister sevmez. Öpersen öperim yok. Ben öperim. Elini sevmiyorlar. Ben öperim. Elini sevmiyorlar. O kadar dua almak da. Derinliğe kadar. Derinliğe kadar. İster sevim ister sevmez. Öpersen öperim yok.
Ben öperim. Elini sevmiyorlar. Bir kimse. Hiç kimse. Herkes seni çok seviyor.
Gülüyorum içimden. Allah razı olsun. Kardeşler beni severler diyor. Bilmiyorum ki diyorlar. Ben de diyorum herhalde böyle bir. Büyü var herhalde. Bana büyülenip geliyorlar galiba diyorum. Sevdiğinizin size olan sevgisine bakmadan. Bunu sevmekle mükellefim.
Ben bunu seviyorum dedim. Sevdim. Sevginize bakın. Başkalarının sevgisiyle ayakta durmayın. Başkalarının sevmesiyle yol yürümeyin. Başkalarının sevmesiyle yol yürümeyin. O sevenlerini sevmediği gün gelir. O seviyorum diyenler. Dirsek çevirdiği an gelir. Seviyorum diyenlerin sizi terk ettiği an gelir. Siz sevin. Siz severseniz. Maksudunuzu ulaşırsınız. Televizyonda bazı hocalar vitamin içermeyen iğnelerin orucu bornaz diyorlar. Değerler. İlgilendirmiyor dedikleri. Şayet mümin Allah katındaki azabı bilmiş olsaydı cennetini hiçbir kimse ümit etmezdi. Şayet kafir Allah katındaki rahmetini bilmiş olsaydı.
Hiçbir kimse de cennete yüz kesmezdi. Sahih müslümden. Hem Recep'ten hem Ramazan'ın borcundan aynı anda niyet ediyorum. Doğru mu yapıyorum doğru değilseniz. Doğru yapmıyorsun. Sadece Ramazan orucu tutacaksın. Ramazan orucuyla beraber başka bir oruca niyet edilmez kardeşler. Recep'te kaza tutabilirsiniz. Şaban'da kaza tutabilirsiniz. Ramazan'da Allah'ın fark orucu tutulur. Başka bir şeye niyet edilmez. Efendim mahallelerde mahalle çavuşundan izinsiz misafirhanı açabilir miyiz? Açamazsınız. Mahalle çavuşu olan kardeşlerimiz mahallelerin sevk ve idarelerinden sorumludur. Onlardan habersiz, onlardan istişaresiz.
Aynı mahallede veya yan bir mahallede böyle bir şey yapmanız uygun değil. O yüzden kardeşlerle istişare edip, kardeşlerle bir noktada buluşup, birleşip bu problemi çözeceksiniz. Bizim yolumuzda, bizim dergahımızda insanların kendi başlarına böyle bir misafirane açma noktaları olmaz. Böyle bir şeye. Dergahın hiyerarşik açısından daha müsaade etmem bilmiş olun. Hiyerarşik açısından müsaade etmem bilmiş olun. Yani dergah başınızdaki çavuşlar, başınızdaki kardeşlerle problemi yaşayabilirsiniz. Probleminizi kendi aranızda halledemiyorsanız, çözemiyorsanız o kardeşi dalıp, mahalle sorumlusunu dalıp benim yanıma geleceksiniz.
Yalnız değil, ikiniz beraber geleceksiniz. Yalnız gelenleri dinlemem. İkisini bir dinlerim, hükmedeceksem ikisinin yanında hükmederim. İllaki belli bir düşün-i kamil olmak şart mıdır? O makamı veren Allah'tır. İsterse versin, o istemiyorsak kundurlarına devam etmektir. Duyun, sadık olmadığını yaklamak çıkar gözetmede ibadeti, zikri yerine getirilmiş değilim. Çok anlayamadım. Zaten de kafam karıştı. Beynim yerinden bir teşkil ettir. Yedinci ay 25'inde babam hakkın rahmetine doğuştu. Onun için dua edersin. Allah rahmet eylesin. Sen burada durduğun müddetçe en güzel dua o. İki hadis bakıyım inşallah. Hakkınız belalim. Ebu Salih, Allah Resulü'nün sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayakları şişinceye kadar namaz kıldığını, kendisine ey Allah'ın Resulü, aziz ve celil olan Allah senin gelmiş geçmiş bütün kusurlarını boğuştadığı halde niye kendini bu kadar yoruyorsun denildiğinde onun Rabbine şükrelen hüküm olmayı mı karşılığını verdiğini haber veriyor.
Peygamber-i Zişan efendilerimiz böyle yaptıysa bize düşeni siz düşünün. Enes-i Malik diyor ki, bir hizmetçi, bu baya bu hizmetçi, bununla alakalı birkaç tane çünkü başka hadisler de var. Bir hizmetçi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretler elini tutsa, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretler onunla beraber ihtiyacının gideri vermek için gelse, onun ihtiyacını yerine getirmeden geri dönmezdi.
Böyle bir kadının birisi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elini tutsuz bütün Medine'yi dolaştırmış. Elinde de bir tane de çuvalımsı bir şey, bir heybemsi bir şey. Demiş şunu al, benimle beraber yürü demiş, bir de elinden tutmuş olun. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ta evine kadar dolaştıra dolaştıra götürmüş. Ahlaka bakın, tevallıya bakın. O kadına dememiş, sen beni nereye götürüyorsun diye. O kadına dememiş, sen ne yapacaksın, neden çağırıyorsun, neden gidiyoruz diye. Yerine telefon açıyorum ben şimdi, hadi gidelim diyorum ben, nereye diyor. Nereye dediği anda arayacağım ben seni tekrar, hadi selamun aleyküm diyor, kapatıyorum.
Arkadaşlarınıza, dostlarınıza, sevdiklerinize, bir yere gidelim mi gidiyoruz dediklerinde nereye diye sormayın. O dost olmadığınızı göster. O arkadaş olmadığınızı göster. O sizin birbirinizi iyi sevmediğinizi göster. Birbirinize sizin güvenmediğinizi göster. Biriniz, birinize, hadi gidiyoruz dediğinde, nereye diye soruyorsa ben o kimseyle yol gitmemeye gayret ederim. Ben o kimseyle yola çıkmamaya gayret ederim. Hani diyorlar ya bana, yalnız gidiyorsun, yalnız geliyorum. İçimden öde geçiyorum. Diyor ki, ola ki şimdi diyor, birisi dese ki, nereye gideceğiz hacı ağabey, nereye gideceğiz efendim?
Ben ona şuraya dikeceğiz diyemem. Ya baştan diyeceğim ona, beyan edeceğim. Hadi yarın şuraya gidelim diyeceğim. O da işin var derse gene sakat. Doğru şeyler. Alçak gönüllü olun, tevazulu olun. Allah'ı sevin, Muhammed'ini sevin. Allah'ı zikredin, çok tövbe edin, çok dua edin, çok ağlayın, çok sevin. Çok aşık olun, inşallah. Hakkınızı helal edin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi