mustafaozbag.org

71. Mesnevi Şerhi (490-503 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 20 Aralık 2020 · 21:24

İnsanın, içinin istediği şey ise geçip gider. Sonu yoktur. Çorak yere ekilmiş tohum gibidir. Bitmez, meyve vermez. Onun verdiği şey pişmanlıktır. Ondan elde edilen şey ancak ziyandır. O sonunda kolay değildir. Sonunda adı güç olur onun. Gücü kolaydan ayırt et. Bunun da yüzünü sonuna göre gör. Onun da yüzünü sonuna göre. Bir tomarda da bir usta ara. İşin sonunu görmeyi soy soyup sahibinde bulamazsın. Her çeşit dine uyanlar kendilerine göre işin sonunu gördüler. Gördüler ama sonunda suçlara tutsak olup gittiler. İşin sonunu görüş elle dokunmuş değildir. Böyle olsaydı dünyada aykırılık mı olurdu demişti. Öbür tomarda da usta da sensin. Çünkü ustayı da sen tanırsın. Adam ol. Adamlara maskara olma. Yürü başının çaresini gör. Sersemleşme demişti.
Öbür tomardaysa bunların hepsi de birdir demişti. Kimi ki görürse şaşı bir adamcağızdır o. Bir başkasındaysa yüz demişti. Nasıl bir olur? Bunu kim düşünebilir? Meğer ki insan deli olsun. Bir söz var ki öbürünün tam zıttı. Şekerle zehir nasıl bir olabilir? Zehirle şekerden geçmedikçe birlik gül bahçesinden nasıl koku alabilirsin? O İsa dininin düşmanı. On iki tomara bu çeşit yazılar yazmıştı işte. On iki tomar. Hristiyanlıkta on iki tane tarikat vardır. Kendi içlerinde. Musevilikte on iki tane tarikat vardır. Mesela Muhammedi tarikatlar da kendilerini böyle anlamsız bir şekilde on iki hak tarikat söylemi üzerine oturtturmaya kalkarlar.
Bu on iki tarikat bazılarında on dört derler, on iki derler filan. Bu ta Musa aleyhisselamın kavminden itibaren süre gelen bir kadim bir gelenek. Fakat acı olan şu İslam dünyası da bundan etkilenmiş. Ve ilk bu birinci, yüz, ikinci, yüz, üçüncü yüzden sonra sufi hayatı, züht hayatı tarikatlaşmış. Bu üçüncü, dördüncü yüzyıldan sonra denilebilir ki Osmanlı'da 1600'lere kadar bu tarikatlaşma sistemi çok büyük hatalar, kusurlar işlememiş.
İşlevini yerine getirmiş. Ama 1600'lerden sonra ne yazık ki 1700'lerde bu daha da ağırlaşmış, 1800'lerde artık ayyuka çıkmış, tarikatlaşmış olan sufi gelenek, ne yazık ki bu benim kendi fikrim, kendi düşüncem, işlevini yerine getiremez olmuş. Yerine getirememişler. Tabii bizim buradan şimdi bunu konuşmamız, o zaman için var olsaydık, yaşasaydık öyle değil. O esnada o boğuntunun içerisinde herkesin boğulması da belki de makul olacaktı. İşte o gerçekte Yahudi ama kendisini Hristiyan gibi gösteren vezir, her topluluğa farklı risaleler yazaraktan insanların temiz din duygusunu sömürmeye başlamıştı.
Hz. Mevlana bize bunu örnekliyor ki, biz de uyanalım. Dinin gerçeği olan Kur'an ve sünnetten uzaklaşmayalım. Din, Kur'an, sünnet, o Kur'an, sünnete sımsıkı yapışalım. Tabii bunları söylerken de bize de değişik işaretler veriyor. İnsanın içinin istediği şey ise geçip gider, sonu yoktur. Çorak yere ekilmiş tohum gibidir, bitmez, meyve vermez. İnsan kendi içinden hep bir şeyler geçirir ya, habire içinden geçirir insan. O içinden habire geçirip götürdüğü şeyler, o kimsene bir şey vermez. Ne zamana kadar? O kimse o içinden geçirdiklerini aktif hale getirirse, bu iyiliklerse, o iyiliklerin semeresini görür.
Eğer bu hayır hasenat ise, aktif hale getirirse, o zaman o hayır ve hasenattan muhakkak kendisi alacaktır. Gücü kolaydan ayırt et. Bunun da yüzünü sonuna göre gör. Onun da yüzünü sonuna göre gör. Bir şey kolaysa veya bir şey güç ise, sen ona göre onun sonuna bak. Kolaysa, o kolayın sonunda hüsrana uğrayabilirsin. Zorsa, o zorun sonunda sen, iyiliğe, güzelliğe mazhar olabilirsin. Bir tomarda da dedi ki, bir usta ara. İşin sonunu görmeyi, soy sop sahibinde bulamazsın. Sen kendine bir mürşid ara. Sen kendine bir usta ara.
Senin baban marangoz olabilir. Ama sen babandan marangozluk sanatını öğrenmediysen, babanın marangoz olması, senin marangoz olmanı göstermez. Ya işte bunun dedesi şeyhti. Dedesinin şeyh olması, torununun şeyh olacağını göstermez. Babası alimdi. Babasının alim olması, oğlunun da alim olacağını göstermez. Babası şeyhti. Oğlunun da şeyh olacağını göstermez. Uyanık ol. Kendine bir usta ara. Aa, bu İmam-ı Azam Hazretleri. Harika. Oğlu İmam-ı Azam gibi olacak diye bir kaide yok. İlim, babadan oğula geçmez. İlim, kendi üzerinde koşanın hakkıdır.
Velilik babadan oğula geçmez. Kim Allah yolunda cehdederse, Cenab-ı Hak ona nasip ederse eder. Ona diyor ki, sen işin soyuna, sopuna bakma. Ya, kendine bir usta ara. Hatta sen dahi o soydan, soptan gelebilirsin. Var ya şimdi dünya üzerinde, biz diyorlar ki, işte, ehlibeytiz. Ehlibeyt'e, ehlibeytin yoluna can kurban. Ehlibeytiz diyen kimse, sünnet-i Resulullah'a uymuyor. Filanca şeyhin evladı. Harika. Ama dergahta görünmüyor hiç. İşte onun dedesi filanca zaatmış. Harika. Onun dedesi mi kurtaracak?
O kimse kendisi, Kur'an ve sünnet dairesinde cehd edecek. Her çeşit dine uyanlar, kendilerine göre işin sonunu gördüler. Gördüler ama sonunda, suçlara tutsak olup gittiler. Herkes kendince cenneti hedefledi. İşin sonu ne? İşin sonu cennete girmeyi düşünüyor, bütün din salikleri. Bir iyi seviyeye gidip sorsanız, cennete gitmek istiyor. Haklı. Mu seviyeye sorsanız, cennete gitmek istiyor. Haklı. Muhammedilere sorsanız, cennete gitmek istiyor. Haklı. Herkes işin sonunda cennete gitmeyi isterken, son olarak, ama o yol içerisinde onlar, günah kebair'e giriyorlar. Günahlara dalıp batıyorlar. İşin sonunu görüş elle dokunmuş değildir. Böyle olsaydı, dünyada aykırılık mı olurdu demişti.
İşin sonunu görmek, insanın elle dokuduğu kilim gibi değil ki. Bir secdadeyi alırsın, secdadenin dokunmaya başladığıyla sonunu görürsün. İnsan ömrü, sonu belli değil ki. Ve nerede son bulacağı belli değil. Nerede son bulacağı belli değil ise, sen işin sonunu görmüyorsun. İşin sonuna dair elinde bir vesika yok. İşin sonuna dair elinde senin bir ölçü yok. O zaman sakın kendi kendine son nefesten emin olma. Öbür tomarda da usta da sensin. Çünkü ustayı da sen tanırsın. Öbürkünde de dedi ki, mürşid sensin asıl. Neden? Mürşidi tanıyan sensin. Hani vardır ya böyle, mürid adayları, karşısındaki şeyhi imtihan etmeye kalkar.
Hani böyle kendince talebeler vardır. Karşısındaki alimi imtihan edecektir. Böyle küstahlar çoktur. Adam şeyhin huzuruna giderken, ben kalbimden bir şey geçireyim bakayım, bilecek mi, bilmeyecek mi? Onun kalbinden geçeni bilirsen sen şeyhsin. Ama onun kalbinden geçeni sen bilmezsen hiçbir şey değilsin. O gelir kendince böyle bir de yüzünü o böyle asar. Onun pro tipi farklıdır. Hep böyle eksik yedik bakar ne yapıyorlar diye. Bir de kalbinden ha bire bir şey geçirir. Senin işin gücün yok, sen de onun kalbinden geçeni söyleyeceksin. Onun o sana şöyle der.
Ben gittim oraya. Benim kalbimden geçeni bilmedi. Bunu Şeyh Efendi'ye yapmış birisi. Bana anlatıyor. Mustafa kardeşim dedi, benim kalbimden geçene bir işaret vermedi dedi. Ben böyle ilk önce ne diyeyim diye böyle baktım. Ondan sonra dedim ya olmamıştır. Böyle durdu. Hani ben olmamıştır diye. Böyle durdu. Dedim bal arısının necasette işi ne dedim. Bal arısı çiçek arar dedim. Senin kalbinde dedim bal var ise, muhakkak arı konar oraya dedim.
Ama dedim senin kalbinde necaset varsa arı konar mı oraya dedim. Konmaz dedi. Ha bunun gibidir belki de dedim ben. Ağır geldi tabi o arkadaşa. Bu uzun müddet içinden çıkmamış bunun. Bu hadise ödemişti oluyor. Bir melami şeyhi geliyor Salihli'den ona sormuş. Demiş ki ya o mürşidi kamil olsaydı senin kalbinden geçeni bilirdi. Ondan lafı almış bana geldi. Nerede dedim bu zat? Filanca yerde. Mürşidi kamil değil o dedim ben. Neden dedi. Senin kalbinden geçeni söylememiş bak dedim. Haydi yürü gidiyoruz şimdi dedim. Aldım eline gittim. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Bu kardeşin kalbinden geçeni söyleyememişsiniz. Kendi dilinizle demişsiniz ki dedim ben.
Senin kalbinden geçeni bilemeyen kimse mürşidi kamil değildir. Söz sizin mi? Evet. Bu kardeşin kalbinden geçeni siz de bilememişsiniz. Mürşidi kamil değilsiniz. Kendi elinizle kendi kendinize astınız dedim. Öyle baktım. Siz kimsiniz dedi. Benim de kim olduğumu bilemedim. Bak hiç mürşidi kamil değilsin sen dedim. Nasıl yani dedi. Bak anlıma dedim. İsmimi oku. Git kardeşim böyle şeylerle işimiz yok bizim dedi. Böyle demişsiniz adama dedim. Söz dedim ispat ister. Dedim ispat edeceksin. Benim adımı söyleyeceksin şimdi dedim. Nasıl anlını dedim. Anlıma dayayacaksın.
Benim ismimi söyleyeceksin. İster kalbini kalbime dayayacaksın dedim. İster anlını anlıma dayayacaksın. Ne yapacaksan yapacaksın. Bu işin yolunu bilen sensin. Madem ki mürşidi kamilsin. Benim ismimi söyleyeceksin dedim. Madem ki mürşidi kamillik bu. Söylediği şey oldu. Özür dilerim. Mürkün'e demiş bu deliyi nereden buldun? Ben gittim tabi orada. Demiş nasıl. Deli demiş o ya. Görmüyor musun demiş. Nasıl konuşuyor adam demiş. Gözlerini fark etmedin mi demiş. Yok be bizim Mustafa demiş ya. Bizim Mustafa. Yok demiş ya. O demiş farklı. Gözleri farklıydı onun. Koşa koşa geldi. Bu. Selamun aleyküm aleyküm selam. Bakıyor öyle benim gözüme. Dedim benim gözümde bir şey yok.
Şimdi. Ne varsa senin gözünde var dedim. Melamiler böyle muhabbeti çok severler. Bunun gibi. Allah bizi affetsin. Öbür gün dedi diyor ki. Usta sensin. Neden? Ustayı tanıyan sensin. Ustayı tanıdıysan usta sensin. Vardır ya öyle. Hani. Birisi birisini böyle met eder. Met edilen bakar. Bunu ancak sen anladın. Ne büyük oneredir o. İki yalak birbirini. İki salak birbirini ağırlıyor. Sen muhteşemsin. O da diyor ki. Sen daha da muhteşemsin. O diyor ki. Sen muhteşemin kare köküsün. O da diyor ki. Sen muhteşemin küpüsün. İki yalak salak birbirini ağırlıyor bunlar. Bir de öbür kişi öyle. Yok canım estağfurullah.
Allah muhafaza eylesin. Usta ya o. Şeyhi o tanıyor ya. Mürşidi o tanıyor ya. Ondan başka mürşid tanıyan yok ya. Nefis, kibir. İnsanı bu noktaya götürür. Devam ediyor. Adam ol. Adamlara maskara olma. Yürü başının çaresini gör. Sersemleşme demişti. Sen bırak. Ortalıkta sen ne mürşid arıyorsun. Senin cebinden kaç tane mürşid çıkar. Sen ne usta arıyorsun. Cebinden kaç tane usta çıkar senin. Sen ne alim arayacaksın da gideceksin. Onun dizinin dibinde oturacaksın da ilim öğreneceksin. Senin cebinden ne kadar alim çıkar. Ya sen bir sefer adam oldun mu yeter bu mesele. Hiç önemli değil.
Sana hiçbir şey lazım değil. Öbür tomardaysa bunların hepsi de birdir demişti. Kim iki görürse şaşı bir adamcağızdır o. Bütün hepsi de bir. İki gören şaşı. Şeyhi bir gör. Şeyh, Hazreti Peygamber ve Allah. Sen onları bir gör. Veyahut da Hazreti Peygamber, Hazreti Allah. Sen onları bir gör. Şaşı olma. Şeyhinle Allah. Onları bir gör. Şaşı olma. Ya bu insanlar hepsini bir gör. İyisi de kötüsü de birdir onun. Ya iyiler biraz faziletli değiller mi? Yok canım ne alakası var. İyisi de kötüsü de birdir. Sen bir gör.
İki gören nedir? Şaşıdır. Öyle söylüyor. Kim iki görürse şaşı bir adamcağızdır o. Bir başkasındaysa yüz demişti. Nasıl bir olur? Bunu kim düşünebilir meğer ki insan deli olsun? Birisinde dedi ki herkesi bir gör. Öbür topluluğa da gitti. Dedik ya. Yüzü nasıl bir edeceksin? Kesreti, çokluğu nasıl teke indireceksin? Nasıl zıttıkları birlikte toplacaksın? Nasıl çokluğu birlikte toplacaksın? Kafan çalışmıyor. Yüz kişi sığ ardı ardına ekle. Onu bir gör. Boğulacak bir şey mi? Dedi. İfsat ediyor. Fesada boğuyor ortalığı. Bir söz var ki öbürünün tam zıttı şekerle zehir nasıl bir olabilir? Hani şekeri de zehiri de bir göreceksin ya. Zehiri yutuyorsun başlıyorsun titremeye.
Şekeri yutuyorsun tat alıyorsun. İkisini de bir gör diyor onu. Başka bir yerde. Öbür yerde de diyor ki ya zehirle şeker bir görülür mü? Aklın yok mu senin? Zehir öldürür, şeker diriltir diyor. Öyle dediğime bakmayın. Şeker de adamı öldürür. Yavaş yavaş öldürüyor. Zehirle şekerden geçmedikçe birlik gül bahçesinden nasıl koku alabilirsin? Ya bundan zehirle şekerden de geç. Bütün her şeyden geç. Her şeyden geçmedikçe ne olur? Birlik kokusunu alamazsın. Önceden her şeyde birlik kokusu vardı. Şimdi her şeyden geçerekten birlik kokusu alacaksın. Hep tenakus. Hep zıttına söylüyor. Her tomarda. O İsa dininin düşmanı 12 tomara bu çeşit yazılar yazmıştı işte. O İsa dininin düşmanı ne yaptı?
İşte böyle bütün tomarlara yazılar yazaraktan halkın dinini ifsad etti. Halkın dinini bozdu. Aynı şey bizde de var şimdi. Bunu Hazreti Mevlana o gün için buradan örneklemiş ama bizde de şimdi var. Biz doğruyu, gerçeği, hakikati görmekten uzakız. Niçin? Bizim ellerimizde de tomar tomar yazılar var. Biz direkt Kur'an ve sünnetin kaynağına inemiyoruz. Direkt Kur'an ve sünnete bakamıyoruz. Öyle olunca bizim elimizde de tomar tomar yazılar oldu. Ve dinin bu noktada Allah muhafaza eylesin özünden sapanlar oldu. Hakkınızı helal edin. El Fatiha ma selamat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi