Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:10:55
Zikrullah'ın sevgine dair, onun zindemine dair sevabinin sonu öğrenecekler de, geçişlerini geçecekler de, inşâAllah geçecekler de, muhabbet, geçişmişler de. Selamun Aleyküm. Yüce Allah, ruhu yaratırken, ben senin Rabbin değil miyim sorduğunda, unut da sen benim Rabbimsin dedi, neden insan öldüğünde tekrar melekler, Rabbin kim sorusunu soruyorlar.
Allah bütün ruhları yarattı, bütün ruhları yarattıktan sonra hepsine de soruyu sordu, ben sizin Rabbiniz değil miyim diye. Bütün ruhlarda cevap verdiler, evet sen bizim Rabbimizsin dedi. Orada bir sır var yalnız. Cenâb-ı Hak o soruları sorduktan sonra, cevabında bütün ruhlar, tabi-i lâis ile kabız halinde.
Yani başka bir cevap verme ihtimali ve insanı yok. Başka bir cevaba yönlenme durumu yok. Vurulların cevabı olarak kendi idraklerini bırakmadı Cenâb-ı Hak. O kendi idraklerini bırakmayınca, onlar yaratıcının tecelliyatıyla yaratıldıklarını bildiğinden, hepsi de istisnasız, şeksiz, şüphesiz, evet sen bizim Rabbimizsin dedi. Cenâb-ı Hak bunlara ardından secde emirleri geldi.
O secde emirleriyle, onlar birinci secdeye gittiler, işte ikinciye bir kısmı gitti, bir kısmı gitmedi, üçüncüye de bir kısmı gitti, bir kısmı gitmedi. İkinciye, ikinci secdeye gidenlerin bir kısmı üçüncü secdeye gitmedi, ikinci secdeye gitmeyenlerin bir kısmı üçüncü secdeye gitti, bir kısmı bir iki üç bütün secdeyi de tamamladı. Ve buna şahitliğe indirildik biz. Dünyaya, yeryüzüne indirilmiş, indirilme sebebimiz şahitlik. Biz kendi şehadetimize geldik. Eğer orada birinci, ikinci ve üçüncü secdeye gittiysek, mümin de olduk, mümin yaşayacağız, mümin olacağız. Eğer orada birinci secdeye gittik, ikinci secdeye gitmedik, üçüncü secdeye gittiysek, mümin de olduk, kafir yaşadık, mümin olacağız.
Eğer birinci seyzeye gittik, ikinci seyzeye gittik, müminde olduk mümin yaşadık. Üçüncü seyzeye gitmediyse kafir olarak öleceğiz. Ama biz oradaki o idrakten uzakız şu anda. Yani o idrake ulaştığımızda da bir anlamı yok o idrake ulaşmanın zaten. Yani ulaştıktan sonra, ulaştıktan sonra bir anlamı yok. O idrake ulaştığı zaman zaten mümin olarak öleceğini biliyorsunlar. O yüzden bir anlamı yok. Nasıl öleceğini bilip bilmemek. Kabre konulduğumuzda Rabbike, Nebike, Dinike diye sorunların anlamı biz o şehadeti yerine getirebildik mi? O gün orada Rabbi tanıdık, yaratıcı oydu, yaratıcı olduğu için başka bir alternatif yoktu. Kafamızda, beynimizde, düşüncemizde ilah olarak tanımlayabileceğimiz bir şey yoktu.
Ama yeryüzüne indirildik, yeryüzünde sapma olabilir. İlah olarak tanımladığımız veyahut da Allah olarak tanımlayacağımız bir şey olmasa dahi şirke düşeceğimiz, yanlışlığa, eksikliğe düşeceğimiz bir nokta olabilir. Şunu unutmayın, hiçbir kimse, hiçbir inanış, hiçbir inanış, hiçbir inanış, bir yaratıcı güç olduğunun, olmadığının üzerine kurulmaz.
Nemrut dahi, Babil'de ilahlık taslayanlar dahi, kendilerince gökyüzünde bir ilah olduğuna inanıyorlardı. Ve gökyüzüne ok atanlar vardı, ilahı, gökyüzündeki Allah'ı öldürmek için. En ilahlık, ilahlık iddiasında bulunan Firavun dahi, ölmezden önce Musa'nın Allah'ına iman ettim dedi. Bir rivayet var, iman ettim derken Cebrail aleyhisselam balçıkla ağzını kapatır.
Bir rivayet var, ağzından kapatırsa dahi, işte o böyle bir şey söyleyemese dahi kalben iman etti. Kalben iman ettiyse onun Allah'a iman ettiğine dair görüş bildirenler var. Bu tartışma bizi ilgilendirmiyor. İster iman etsin, ister etmemiş olur. Bu mesele değil. Önemli olan şu var yalnız. Yani diliyle söylemiş olsun veya söylememiş olsun. Orada bir yaratıcıya, bir ilaha iman var. Ve bütün insanların, bütün insanların gönüllerinde o yaratıcıya dair bir iz ve iman vardır. En kafir kimseye dair gitseniz, hiç Allah'a, kitaba inanmıyor dair olmuş olsa, o kimsenin gönlünün derinliklerinde bir iman vardır. Gönlünün derinliğinde bir iman vardır.
Mekkeli müşrikler dahi bir yaratıcı olduğuna inanıyorlardı. Ve o kutların kendilerini o yaratıcıya yaklaştıracaklarına inanıyorlardı. Veya İbrahim'in, İbrahim Aleyhisselam'ın zamanında da işte kutların veyahut da yıldızların veyahut da güneşin veyahut da ayın, işte ne bileyim gökteki herhangi bir yaratığın veya yeryüzündeki herhangi bir yaratığın kendilerini Allah'a yaklaştıracaklarına inanıyorlardı. Yani müşriktiler. Ve müşriklik devam ediyor yine. Yani hem Müslümanların içerisinde müşriklik devam ediyor, hem de bizim gayrimüslim olarak gördüklerimizin içerisinde müşriklik devam ediyor, hem de değişik felsefelere inanan, değişik felsefeden içinde bulunan insanların da müşrikleri devam ediyor. Bu müşriklik kavramı farklı bir şey.
Ve insanlar Allah'a inanıyorlar. Veya da kendi lisanlarıyla bir yaratıcıya inanıyorlar. Veya kendi dilleriyle bir tanrıya inanıyorlar. Ve bunun inanmadıkları hiç kimse yok. Budistler Budayı bir tanrı olarak görmüyorlar. Budayı kendilerine tanrıya yaklaştıracak bir kimse olarak görüyorlar. Erdüst bir ruh olarak görüyorlar. Veya Hindular ineklerle, ineklerin tanrı olduklarına inanmıyorlar. Ama ineklerin kutsal olduklarına inanıyorlar. Ve ineklerin kendilerini Allah'a yaklaştıracaklarına, Tanrı kendi dilleriyle Tanrı'ya yaklaştıracaklarına inanıyorlar. O zaman bizim övdüğümüzde verdiğimiz cevaplar, övdüğünde verdiğimiz cevaplar, yani bizim yeniden Allah'ın varlığını veya birliğini tasdik etmek noktası değil.
Biz o Allah'ın elesti sorusuna, Allah'ın elesti sorusuna bizim verdiğimiz cevaba, biz burada uygun bir hayat yaşadık mı, yaşamadık mı? Orada evet Rabbim Allah, veya Rabbiniz kim dediğinde, sensin, Allah'sın dediğimizde, o zaman gördüğümüz bir şeyi söyledik. Gördüğümüz bir şeyi, müşahede ettiğimiz bir şeyi söyledik. Dedik ki, evet bizi yaratan sensin, müşahede ediyoruz. Bizi yaratan sensin, görüyoruz. Bizi yaratan sensin, hücrelerimizle, idrakimizle, kalbimizle, ruhumuzla anlıyoruz. O günkü idrakla anladık. O günkü idrakla müşahede ettik.
Eğer ki biz o müşahedeyi, ilk yaratılış noktasındaki müşahedeyi yakaladıysak, Hazreti Ömer gibi, sorgu meleğin yakasından tutup, indiriveriz aşağıya. Deriz ki, sen kaç yıllık yoldan geldin, bilmem kaç binlik yoldan. Sen Allah'ı unutmadın da, ben bir adım yoldan geldim, ben unuttum deyip indiririz aşağıya. Eğer o müşahedeyi yakaladıysak, işte tasavvuf, o müşahedeyi yakalama sanatıdır. Tarikat o müşahedeyi yakalaman yeridir. İnsanlar Allah'ı çok sevmekle, dine sahip çıkıp dini sevmekle, dini sevmekle, bakın dinin emirlerini yerine getirmek farklı bir şeydir. Dini sevmek ve dinin emirlerini severek de, hoşlanarak da, lezzetle, tatla yapmak farklı bir şeydir.
Siz birisine emredersiniz, bunu yap dersiniz, birisi emir olduğu için yapar, birisi severek de yapar. Severek yapan daha güzel yapar. Severek de, yapan içine ruhunu koyar, içine kalbini koyar, içine lezzetini, tadını koyar, içine kokusunu, rengini koyar. Ve severek yapılan bir yemek nasıl çok lezzetli olursa, severek gelen bir arkadaşı ağırlamak nasıl çok tat bulursa, bir kimsenin sevdiğine yedirdiğinden, içildiğinden, gezdirdiğinden, giydirdiğinden, herhangi bir onunla sohbetinden nasıl büyük bir lezzet ve tat alacaksa,
dini severek yaşamak da, böyle insana tat verir. Ve o müşahadesini arttırır o kimsenin. Birisi vardır, namazı kılıyordur, Allah emrettiği için doğrudur. Ama birisi vardır, namazı kılıyordur Allah'ı sevdiği için. O Allah'ı sevdiği için Allah'ını zikrediyordur. Öbür günü beni zikredin beyanına, dayanaraktan Allah'ı zikrediyordur. İkisinin arasında fark vardır. Ve öldüğümüzde, biz vebat ettiğimizde, kabre konduğumuzda, vücut olarak kabre konduğumuzda, ve öbür tarafa doğru geçişte, yollar ayrılacak geçişin yolu çünkü. Orada iki geçiş var, üç geçiş yok kabirden. Kabir alevine iki geçiş var. Bir geçiş var, onlar sağcılar. Yani kitabı sağdan verilecek olanlar.
Yani onlar yaratılırken, Muhammed Mustafa'nın kokusundan, renginden, nurundan, peygamberlerin kokusundan, nurundan, renginden, velilerin kokusundan, nurundan, renginden yaratılanlar var ki, onların gidiş istikametleri farklı bir nokta. Onların yolları, onların menfezleri farklı bir nokta. Ve Fatiha-ı Şerife'deki, bizi salihlerle beraber eyle, sırrına vakıf olmuş olanların, gidecek olan, gidecekleri yok. Ve o yoldan geçerken, o menfeze yürürken, orada son imtihan var. Son sorgulama var. O dünyada imtihanını bitirmiş, dünyada geçeni geçmiş, son sorguyu yaşıyor. diyor ki, Rabbike, nebike, dinike, imanike, soruları verdi, o salihlerle beraber olmaya yol tutacak. Onun menfezi farklı, onun gideceği yön farklı, onun gideceği alan farklı.
Bu, kabir alemine geçişteki bu. Kabir alemine geçiş yapıyor. Artık, ruh, normal, bu sisteminden, normal, bu dizaynından uzaklaşıyor. Siz ruhun dünyadaki, bugünkü için yaşadığınız dizaynıyla, kabir alemindeki dizaynı aynı değildir. Yaşam standartları da aynı değildir. Orada kalan standartları da aynı değildir. O standart ayrımına gidiyor. Eğer, o sorguyu veremediyse, o zaman bizi delalette, sapkınlıkta, o doğurmuş şeytanın tarafında olanlardan eyleme. Yani, biz ebedi olarak, yolumuz orada ayrıyor, çatallaşıyor orada yol. Dünyada nasıl çatallıysa, iki yoldan gittiysek, orada da iki yol var. O zaman ruh, öbür tarafta yol yürümeye başlıyor.
Öbür tarafta gitmeye başlıyor. Ve cehennem ızdırabını yaşaya yaşaya gidiyor. Cehennem ızdırabını yaşaya yaşaya gidiyor. Öbür tarafta cennet sevdasını yaşaya yaşaya, vuslaz sevdasını yaşaya gidiyor. Öbür tarafta da cehennem sevdasıyla gidiyor. Cehenneme doğru koşturuyor ruh. İşte o son imtihandır, son sorgulamadır. Ama Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, onu öne alıyor. Diyor ki, ölmeden önce ölünüz. Ölmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Hadi şeref bunlar. O zaman ölmeden önce, o hesapları çekmemiz lazım. Ölmeden önce biz o hesabı, kitabı görmemiz lazım. O muhasebeyi yapmamız lazım. Ve o muhasebeyi biz eğer ki burada yaptıysak, o zaman oradaki o sorgulamadan, oradaki o hadiseden yürüyeceğiz, geçeceğiz.
O yüzden Cenab-ı Hak tekrar orada, kendi kendimize şehadet ettiriyor. Diyor ki, ben seni yarattığımda, sana şahitlik yaptık. Sen şehadet ettin. O gün dedin ki, sen benim Rabbimsin. Ben seni temiz olarak dünyaya indirdim. Günahsız, kusursuz, hatasız olarak indirdim. Ben seni yeryüzüne indirirken, günah sıfır olarak indirdim. Ve dedim ki, eğer nefesin olmazsa, seni cennete koyacağım yine. Ama sen yeryüzünde, pisliklere bulaştın, toza toprağa bulaştın, yanlışlıklara bulaştın. Kendi kendini, bataklığa ittin, yanlışlığa ittin. Kermelere takıldın. Ve o yanlış bir yol yürüdün. Ve sana o Habibim dedi ki, nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle diletilirsiniz.
Ve sen o Habibim'in sesini dinlemedin. Benim gönderdiğim ilahi nefesleri dinlemedin. Ben o peygamberlerle gönderdiğim kitapları dinlemedin. Peygamberleri dinlemedin. Peygamberlerden sonra uyarıcılar gönderdin. Sen onları da dinlemedin. Ve sen salihler cümresinde o olmadın. Al kendi şehadetini kendin gör. Meleği tekrar gönderdim. Ve sana sordum. Rabbike. Sen o günkü cevabını veremedin. İlk yarattığımda, evet sen benim Rabbimsin dedin. Ama dünyada toza dumanı bulandın. Dünyada kirliliğe bulandın. Dünyada pisliğe bulandın. Gittin çamurların içinde debelendin. Bataklıkların içerisinde debelendin.
İşte kendi şehadetini kendin gör. Kendi yaşadığını kendin gör. Kendi yaptığını kendin gör. Al cevabını veremedin. Evet sen benim Rabbimsin diyemedin. Rabbike sorusuna sustun. Düşündün benim Rabbim kimdi diye. Neden? Müşahede edemedin. Tanıyamadım. Oysa seni tanısın ve bilsin diye yaratmıştı. Oysa seni kendisini sevsin. Kendisini zikretsin diye yaratmıştı. Oysa seni benim sevmekliğim, sevilmekliğim hoşuma gitti. Sevilmekliğim, tanınmaklığım hoşuma gitti. Ben o yüzden kainatı yarattım. O yüzden ben o seni yarattım. Senin yaratış sebebim seni sevmenden dolayıdır. Senin yaratış sebebim senin beni sevmenden dolayıdır. Senin yaratış sebebim senin beni zikretmenden dolayıdır.
Senin yaratış sebebim seni zikretmenden dolayıdır. Ama sen beni zikretmedin. Ama sen beni sevmedin. Ama sen benim peşime düşmedin. Ama sen benim dediklerimi yerine getirmedin. Ama sen beni unuttun. Unuttuğunun cezasını çekeceksin. Aha şimdi gafletin cezasını çekeceksin. Sana rızkı veren bendim. Sana bedeni giydiren bendim. Sana hücreleri veren bendim. Seni yaratıkların en üst noktasında yaratan... Seni meleklerden daha üstün yarattığımı beyan ettim. Seni halife kıldım yeryüzüne. Seni halife kıldım bütün yaratıkların üzerine. Seni halife kıldım kainata. Ama sen bunlara nankörlük yaptın.
Beni tanımadın. Ama sen bunları reddettin. Ve ayet-i kerime tecelli etti. İnsanoğlu nankörsünüz. Eğer sen nankörlük etmemiş olsaydın beni zikrederdin. Nankörlük etmemiş olsaydın beni müşahade ederdin. Beni tanırdın, beni bilirdin. Ama sen beni tanımak, beni bilmek noktasında yürümedin. Ben arıya dahi ilham ederim derken sen ilham almak için kafanı kaldırmadın.
Ben böceğe ilham ederim derken sen böcek kadar kafanı kaldırmadın. Beni tanıma noktasında bir gayretin olmadı. Hadi ben şimdi soruyorum sana. Son. Bundan sonra bir daha sana sormayacağım. Bundan sonra sana bir daha bir şey söylemeyeceğim. Bundan sonra sana Rabbim kim demeyeceğim. Sana bir sefer sordum. O zaman benim, benim fazlımla, benim keremimle, benim ikramımla, benim lütfumla, seni sana bırakmadım. Rabbim kediye sordun da sensin dedim. Ama seni sana bırakmamıştım o zaman. Ne rencüt ederdin. Ama orada seni sana bırakmadım. Rümsin dedin. Ama sonra seni sana bıraktım. Seni sana bırakınca sen secdeye gitmedin. Seni sana bırakınca sen bana isyan ettin.
İnkar ettin. Rabbim bizi kendimize bırakmasın. Bizi nefsimize bırakmasın. Eğer bizi bize bırakırsa bataklığa düşeriz. Bizi bize bırakırsa toprakların içerisinde bulanır gideriz. Bize bize bırakırsa biz onu hatırlayamayız. Unuturuz. Bizi bize bırakırsa biz ona düşman oluruz bile. Ancak inham ettikleri, ancak ihsan ettikleri, ancak lütfettikleri, ikram ettikleri onu tanırlar bilirler.
Çünkü onu tanımak için yine ona ihtiyacımız var. Onu bilmek için yine ona ihtiyacımız var. Onun tanınmaklığına, onun bilinmeklığına, kan, kuvvet, kudret, ruh yetirebilmemiz için yine ona ihtiyacımız var. İkrahi genişletecek olan o, kalbimizi genişletecek ve derinleştirecek olan o. Bizi zikrettirecek olan o, zikri sevdirecek olan o. Kendisini sevmeyi, sevgisini verecek olan o. Ya Rabbi bizi bize bırakma. Bizi nefsimize bırakma. Bizi kendimize bırakma. Bizi yanlış yerlerde gitmemize engelle. Bizi kötü yerlere gitmemize engelle. Bizim kötü şeyleri dinlememize engelle. Bizi yanlış noktalara sürüklenmemize engelle. Bize lütfettir, bize ikram et.
Bizim aklımıza bırakma, bizim eşimizde bırakma. Musa dedi ki ya Rabbi, seni seyretmek isterim. Senin tenceliyatını görmek isterim. Seni senden dinlemek isterim. Dedi ki ya Musa dayanamazsın. Aha dedi şu daha bak. Daha tecelletti Cenab-ı Hak. Onun tecellisi akıldan. Onun tecelliyatı ruhtan, kalptan. Onun tecelliyatı anlatımdan uzak bir şeydir. Ancak müşahade edilir. Bu da ruhla alakalıdır. Bu kalple alakalıdır. Bu nefisle alakalı değildir. Bu akılla alakalı değildir. O yüzden bu noktaya gelmiş olan insanlar, Allah'ın sıfatlarının hiçbir şeye benzemeyeceğini söylemişler. Kardeşler, Allah'ın sıfatlarının tecelliyatı, sizin bildiğiniz gibi, bizim bildiğimiz gibi değildir.
Onun tecelliyatının akılla alakası yoktur. Onun tecelliyatının ruhla alakası vardır. Ancak ruh idrak eder. Ancak kalp idrak eder. Kalbin idrak etmesi demek, ruhun idrak etmesi demek. İkisiyle alakalı ayrıntılı bir şey. Siz kalp ve ruhu ayrı noktalarda zannedersiniz. O tecelliyatı müşahede eden odur. Allah'ın ilhamını müşahede eden, Allah'ın tecelliyatını müşahede eden odur. Ruh müşahede eder. Nefis müşahede etmez. Nefis o işe bakamaz. Kaldıramaz nefis onu. Ancak ruh, ruh onu idrak eder. Ve Musa dağa baktığında kürt tek bayıldı. Allah'ına demişti ki sen dayanamazsın. Ve o dayanamadı. Dur-i Sina'da kırk gün, kırk gün. Bu bir şekilde yattı. Bir rivayet edilir ki yanındaki kırk tane, kırk tane yanındaki imaneler de öyle yapmış.
Oysa Cenab-ı Hak ona daha önce Dur-i Sina'da bir ağaçtan seslenmişti. Tecelli etmişti. Ona dayanmıştı. Enteresan bir şey öyle değil mi? Ona peygamberliği vahyederken, onun neyi nasıl yaparken Dur-i Sina'da, ama bir ateşin içerisinde, ama bir ağacın arkasından defalarca ona tecelli etmişti. Ona seslenmişti. Onlara dayanmıştır Musa. Ama peygamberler de bir öğretinin içerisindedir. Peygamberlerin peygamberlikleri, peygamberlikleri değil, velilikleri kemaleh. Onlar peygamberdir. Yaratılmıştan itibaren. Ama velilikleri kemaleh. Onlu haşır. Onların da bir veçesi velidir. Her peygamber velidir.
Aynı zamanda her veli peygamber değildir. Yanlış anlaşılmasın. Ve velilik sıfatı olgunlaşmaya müsaittir. Kulların üzerinde. Allah'ın üzerinde değil. Üzerinde değil. Bu bir veçesi dava. Onun açtığını zannederiz. Aslında olgundur veliler. Doğuştan olgundurlar. Veliler seçilmiş kullardır çünkü. Seçilmiş kullar olduklarından doğuştan velidirler. Ama doğuştan veli olduklarının kendileri bilmezler. Peygamberler gibi korunmuş olsalardı İsmet sıfatına görünmüş olulardı. O zaman iş farklı oldu. Peygamber olurlardı. Peygamber olmadıklarından dolayı korunmamışlardı. İsmet sıfatına girmezler.
Hataklusun işleyerekten, günah işleyerekten olurlar. Ama perdenin gerisinde velidirler. Mevzuyu değiştirmeyecek. Son sorgu hayatın anatomisidir. Hayatın bitiş noktasıdır. Son sorgu aslında final imtihanı gibidir. O esnada o kimse ne yaptıysa sorgusunun cevabını da da verilir. Oturuşta iki kere okuyanın seviş secdesi gerekir mi? Evet. Farzı tehir etmiş. Değil mi Allah? Yani duruşta seviş secdesi yaparken salat ve dualarını kutmamız lazım.
Bunda normalde bir kısım Hanefiler demişler ki seviş secdesi yapacak olan sadece etterhiyatı okur. Sağa sola selam verip bir kısmı salavatlar da okur demiş. Etterhiyatı okuması yeterli. Bir arkadaşımız arabasıyla yaya çarptı yaya öldü. Bu insanın ne kadar diyet ödemesi gerekir? Bunun peşin mi ödemesi gerekir? Ayrıca kefalet olarak ne yapması gerekir? Bu noktada oturuşların kusuru araştırılır. Kusuruna bakmamız lazım. Eğer kusur ölen yayadaysa farklı. Eğer kusur komple dinicideyse farklı. Bir hadis-i şerifte mülkün ülfet eder. Ve ülfet eder ve ülfet olunur.
Ülfet etmeyen ve ülfet olunmayan kimsede hayır yoktur. Ülfet etmek kurmak. Yakınlık kurmak. Arkadaşlık kurmak. Ülfet etmek sevmek. Muhabbet beslemek. Evet. Mümin sever. Min sever. Derviş sever.
Eğer o sevgiyi içerisinde bulamıyorsa o sevmeyi göze alamıyorsa o sevmeyi beceremiyorsa ilahi sevgide nasil olmalı. Tasavvufta bir ibare vardır ya hep deriz biz bunu. Arkadaşlar işte meşhurdur ya önce fena fena bir şey olacak o kimse.
Yani dervişte fane olmak. Bu size hep şey gelir. Oyuncak gelir. Söylemiyorum artık ben bunu. Boş geliyor insanlar. Aslında o sevmenin antrenmanıdır. Allah'ı sevmenin antrenmanıdır o. Dervişi sevmek. Sana zarar verir. Sana sıkıntı verir. Sana dert verir. Sana gam verir. Sana keser. Kasavvet verir. Sana ağırlık verir. Sana yük yükler. seni kullanır. Seni hançerler. Seni batırır. Seni bandırır. Seni uçurur. Seni kaldırır. Seni yükseklere götürür.
Lezzet alır. Tat alır. Neşelenirsin. Mutlu olursun. Ya dervişi sevmekten iki zıt şeyi yaşar mısın? Evet yaşar. Yaşarsın. An gelir evini almak istemezsin. İstemez derviş. An gelir yalayıp yutası gelir. Ya ikisini de zıt şey. Evet. Sen en zarar gördüğün kimseyi dahi sevseksin. Senin derviş kardeşin. Sev kardeşim sen. Biz sevmeyiz. Bize yedirmeyelim. Bize içirmeyelim. Bize selam vermeyelim. Bize zarar veren. Bize yanlışlık yapalım. Bize selam sabah göndermeyelim. Bizim evimize bizi evinize evine almayalım. Ya filanca bırak şu adamı ya.
bir sürü yanlışlıkları var. Bırak kimseyi ya. Bir sürü eksiklikleri var. Biz bunları sevmeyiz. Doğru mu? Kaybeder. Sevme antrenmanını kaybetti. Size zarar veriyorsa siz onu severekten zararını önlemeye çalışın. Severekten ona zarar verdirmeyin. Siz onun zararını engellemeye çalışın. Zararını durdurmaya çalışın. ama kardeşinizi sevin. Arkadaşlarınızı sevin. Etrafınızdaki insanları sevin. Bir fayda bulduğu kimseyi sevmek istendir. Tabi sevgidir o.
Bütün insanların içerisinde vardır o. Bir kimse yemek yediği kabul sever. Bir kimse ise kendisiyle hoş geçinen bir kimseyi sever. Paranız var mı yok mu diye birisi cebine harçlık koymuş olsa seversiniz siz onu. Doğru değil mi? Böyle arkadaş yok da çok engel. Eğer bir kardeşinizi bir arkadaşınızı ihtiyaçlı olduğunu bildiğiniz için onun cebine 10 lira koyuyorsanız vallahi büyük bir iş yaptınız siz.
Yemin ediyorum büyük bir iş yaptınız. Çok büyük mesafe kat ettiniz. Birinin ihtiyacı var. Onun ihtiyacı olduğunu biliyorsunuz ve görüyorsunuz. Onun ihtiyacı olduğunu bildiğiniz gördünüz zaten cebinizden 5 lira veya cebinizden 1 lira 2 lira veremiyorsanız vermiyorsanız sevmekten deme açmayın. Kardeşiniz için gözyaşı dökmüyorsanız gece sevmekten deme açmayın. Gece yattığınızda ben hangi kardeşi özledim ya filancayı özledim ya bugün göremedim onu diyebileceğiniz bir kardeşiniz yoksa sevmekten deme açmayın. ünfetten bahsettiği şey bu olsa gerek. Muhabbetten deme açmayın.
Göremediğinizde özlemiyorsanız hasret çekmiyorsanız siz ona sevmekten deme açmayın. Sakın ha. Ünfet etmek dervişlerin üzerinde rahmet gibi olmak merhamet güneşi gibi olmak tuğba ağacı gibi olmak içlerinde. Biz tuğba ağacını cennette ararız. Sen dünyada tuğba ağacı olamıyorsan cennette tuğba ağacına mı varacağını zannediyorsun. Sen buradan meyvelerini insanlara sunamıyorsan sen öbür alemde tuğba ağacınla meyve içeri mi zannediyorsun? Gelin ünfet edin.
Kendinizi yenileyin her gün. Her sabah yenileyin kendinizi. Müminleri gördüğünüzde onlara selam verin. İnsanları gördüğünüzde tevessümle davranın. Onlar sizin kusurlarınızı sizin arkanızdan söylesinler. Siz onların kusurlarını söylemeyin. Siz tevessümle karşınızı siz onlara merhamet güneşi gibi olun. Lütuf güneşi, ikram güneşi gibi olun. Meşhur sözümdür ya birisinin bir tane aspirine ihtiyacı olduğunda seni aramıyorsa sen onun aklına gelmediysen vallahi Allah'ın sıfatları senin üzerinde tecelli etmemiş. insanlar şimdi benden borç para istemesinler diye kaçıyorlar. Selam vermekten uzak duruyor. Aman bana görünmesin. Neden benden borç para ister?
Aman bunun hastanete aman ben yakın durmayın. Aa bundan bir sıkıntı var. Bu zaten fukaray insan canım. Bundan çok samimi olmaya gelmez. Neden? Muhakkak benden bir şey ister. Ahmak sana sevgili gönderiyor. Bakalım diyor benim verdiğim maldan ne kadar seviyor beni? Ne kadar tasaduk etsek? Elimi titrecek, yüreğimi titrecek, kalbimi titrecek, ruhumu titrecek? Uzak durur ahmaklar. Dervişler ünfet ederler. Allah'ı sevenler ünfet ederler. Resulullah'ı sevenler ünfet ederler. Sevenler ünfet eder. İsterler ki herkes sevgiliyi sevsin. İsterler ki herkes sevdiğini sevsin. O zaman ünfet edin. Kardeşler lise.
Ardından üstad sevgisi gelir. Boş. Anlatmama gerek yok. On yedi yıl anlattım, on sekiz yılını anlattım. Şeyh nasıl sevilir diye. Üstad nasıl sevilir diye on sekiz yıl anlattım. On sekiz yıl. On sekiz yıl. Bana diyorlar sen bunları nasıl görüyorsun? İnanmazlar bir de. Bir kimse üstadını sever geliyor, rüyasında görür, gündüz rüyasında görür, halinde görür, heyecanlanır, ona göndersi döker, kendi kendine cumurdanır, içi ayrı olur, diş ayrı olur. Öbür gösteriş muhabbetten, sevdadan nazimini almamış. Hazreti Mevlana'yı eleştirmediler mi hep? Bu nasıl sevgi dediler ya?
O ayım şems, günüm şems, hayatım şems diye yanarken herkes dedi ki ya bu nasıl söylenir? Bu şirk ehli. Hazreti Mevlana'yı küfür ehli dediler ya. Ayım şems, günüm şems diyor. Dinim şems diyor. peygamberim şems, kitabım şems diyor. Nasıl söz dediler ya? Bu küfür ehli. Bu şirk ehli. Bu müşrik. Evet. Şimdi üstad sevgisi herkes der ki kendini sevdirmek ne acı bir şey öyle değil mi? 15-16 yıl anlat. Kimse anlamasın. Şimdi anlatsan şimdi de kendini anlatıyor diyecekler.
Şimdi de kendini anlatıyor diyecekler. Kendini öyle sevdirmek istiyor diyecekler. taslulukta yol gidecekse insan yürüyecekse yürüyecekse oradan nasiplenmek istiyorsa oradan muhabbetlenmek tatlanmak istiyorsa üstadını sevecek. Bağlı olması yetmez. Sevecek. Hizmet etmesi yetmez. Sevecek. Severse o sevgiyi bir tek bir şey söyleyeyim. O gördüğü her şeyden fazla sevmesi lazım ona. Yapılması kimse yüreği titrer. Evindeki hanımını sevemeyen çocuğunu sevemeyen bahçesindeki hayvanı sevemeyen ağacı yeşili gülü çiçeği sevemeyen dergahtaki derviş kardeşini sevemeyen üstadı mı sevecek?
Gördüğünü sevemeyen görmediğini mi sevecek? Görmediğini Peygamber Efendimiz görmediğini Allah gördüğünü sevemiyor görmediğini mi sevecek? Boş üstadım patinaj ederdi. Allah affetsin benim muhabbetimin karşısında bana derdi ki Mustafa efendi oğlum nasıl yapabiliyorsun bunu defalarca demiştir. Defalarca demiştir. Ve ne yaşarsa yaşasın Aramuk'ta ne oluyorsa olsun onu diye diye öldü gitti. Bu dergahta beni en fazla sever Mustafa efendidir. Benim de en fazla sevdiğim Mustafa efendidir. Bunu sinemedi kimse zaten. hala da beni en fazla seven odur. Hala da benim en çok sevdim odur. Silemedi.
Seveni kimse silemez. Seveni sileceğim olan hiçbir kimse yoktur. Çünkü sevenin vekili Allah'tır. Çünkü sevenin sahibi Allah'tır. Çünkü sevenin koruyucusu Allah'tır. Çünkü sevenin elinden tutacak olan Allah'tır. Çünkü sevenle beraber olan Allah'tır. Sevenin sevgisini yücelten Allah'tır. kim diyecek ki onu? Yeter ki sevgisi Allah için olsun. Yeter ki sevgisi ruhani olsun. Yeter ki sevgisi ilahi olsun. Eğer gerçekten ruhani noktadan bir derviş bir dervişi seviyorsa sevdiği derviş var ya hem vallaha da hem billaha da yatakta yatamaz. Yatakta yatamaz o da.
O seven derviş o sevilen aya kalkar. Gecenin sevenin önünde kim duracak?
Sabahmış gecenmiş sevgili gelsin önünüzde sevgilisine gider öyle değil mi?
Seven sevdiğine gider. Öyle değil mi? Seven sevdiğinin yolla rahmı olur. Öyle aşık olur ki maşukunu kapısına getirir. Öyle aşık maşukunu yerde tutturma.
İsimler düşünün bir deteciliyatı. Birek için kendinden geçmek ister. Sevmek için dünyadan geçmek ister. Sevmek için hırsttan kimden garazdan geçmek ister. Sevmek için hesaptan kitaptan geçmek ister.
Bütün sırrı içinde gizli. Sevmenin içinde gizli. Hayatın sırrı sevmenin içinde gizli. Dervişliğin sırrı üstadlığın sırrı aşıklığın sırrı müminliğin sırrı sevmenin içinde gizli. Sevmiyorsan mümin dahi olamazsın. Sevmiyorsan mümin dahi olamazsın. Şeytan gelir ayağına çelmeyi takar düşersin sevmiyorsan. Gaflet sevgisizliktir. Gafleti sormuş bir kardeşimiz. Gaflete düşenler sevmeyenlerdir. Sevmiyorsa gaflete düşer. Sevmiyorsa boşluya düşer. Sevmiyorsa yanlışlığa düşer. sevmiyorsa eksikliğe düşer.
Sevmiyorsa patinaj eder. Sevmiyorsa yoldan çıkar. Sevmiyorsa bataklığa düşer. Sevmiyorsa aklına düşer. Gizsizlik alır götürür nefsi emmareye bırakır. Hatta nefsi emmareden aşağı bırakır. Sevmiyorsa nefsi emmareden aşağı düşer. Sevmiyorsa nefsi emmareden aşağı düşer. Kardeşlerinizi sevin. Arkadaşlarınızı sevin. üstadınızı sevin. Annelerinizi babalarınızı sevin. Eşlerinizi çocuklarınızı sevin. Sevgililerinizi de sevin. Diyeceksiniz ya sana yakışıyor mu? Evet. Var sevgiliniz, gençler var. Ne yapacağım?
Örtüp saklayacak mıydım? O sevgililerinizi sevgililerinizi de sevin. Yanlışlığa düşmeyin. Ama eksikliğe düşmeyin. Gidip günaha düşmeyin. Gidip kusura düşmeyin. Diyorsa sevin. Kalbiniz yetiyorsa sevin. Sevin. Meşhur kıssa ya anlatırım. Herkesin de çok hoşuna gider. İşte gelmiş derdi. Şimdi birisi üstadına efendim ben Ayşe'yi seviyorum demiş. Gir oğlum çilihaneye demiş. Ne çekeceğim efendim? Ya Ayşe oğlum demiş. Aslında bu böyle çok basit bir kıssa. Ama o kadar içi dolu ki. O kadar içi dolu ki. O kadar muammalı ki.
O kadar bir manevi. O kadar derin. O kadar yüksek. O kadar geniş. İlahi bir kıssa. İlahi bir nefes. İlahi bir kıssa. İlahi bir nefes. İlahi aşkın bir tecelliyeti o. İlahi aşktan bir perde bir estantene o. uçma gider benim çok. Düşünürüm geceleri ben. Dedim ki o derviş gibi olsaydım. Otursaydım köşeye ya Ayşe ve sen de gelseydin. Eyvallah Allah ona seviyor mu dese o bizi bizden fazla
seviyor. Gece semaya iner diyor. Semaya nerde yalnız o öyle sevgili bir fakir bir fakir bir garip bir kuraba
bulsanız her gün sabah de buna kariyerine sarsılır. siz her gün bir yere bir şey götüremezsiniz yapamazsınız. Evet yapamazsınız. Ama o her sabah semaya pek tehli eder. O her gece yarısından sonra meleklerini gönderir. O her gece yarısından sonra peygamberlerini gönderir. Velilerini her gece yarısından sonra kutsal ruhlarını gönderir. Gece yarısından sonra gönderir. der ki dostlarım şimdi ayakta. Benim sevdiklerim şimdi ayakta. Sevgililerim şimdi. Onlara bakın ihtiyaçlarına bakın. Gözlerinin yaşını silin. Başlarına okusayın.
Onlar beni severler. Benim onlardan sevdiklerim. Sevdiklerim. Her gün yağmur yağ. Dindirmeler. Senin uykum gelir. Onun uykusu gelmez. O mutlu var. O usanmaz. Bilirsin ki yarısından tekrar sevgili ile buluşmamaz. Bilirsin ki yarısından sen uyusan dahi sevgili uyumayacaksın. Bilirsin ki yarın akşam sen hasta olsan o hasta olmayacaksın. Bilirsin ki yarın akşam yine o yine ay gibi yeniden doğacak. Yeniden sevayı kaplayacak. Her yeri kapladığı gibi. Bilirsin ki her gece peygamberler bir işte. Bilirsin ki her gece kutsal ruhlar bir işte.
Ve onlar gece yarısından sonra kendi halleriyle bir iş yapıyorlar. Sevenler arıyorlar. Ağlayanlar arıyorlar. Gariplerini kurak balları arıyorlar. Kim köprü altında kalıp yarabbi dedi. Kim aç kaldı kim susuz kaldı yarabbi dedi. Kim hasta kaldı yarabbi dedi. Kim açar kaldı yarabbi dedi. Kim oturdu Allah dedi. Evet. Nerede Allah diyen bir şeye birisi olsa hemen dizinin karşısında birisi geliriz. Odandan beraber Allah demeye başlar. Onun biraz daha eğer maneviyatı yüksekse dil velinin birisi gelir. Muhakkak velinin birisi gelir. Oturur derkeği devam et. Yalnız değilsin.
Salihlerle beraber. Hani dedik ya bizim salihlerle beraber. Onlar dizinin önüne otururlar. Onlar senin yanına otururlar. Bir bakarsın sarını görürsün. Bir bakarsın takkesini görürsün. Bir bakarsın cübbesini görürsün. Bir bakarsın elini görürsün. Bir bakarsın bir nefes bir nefes sanki cennetten çıkma. Bir bakarsın ki bir nefes bir nefes arsarladan elbeden. Bir bakarsın ki bir koku dünyada öyle bir koku yok. Bunlar deniliyor kendi kendine. Bilemezsin önce nereden geldiğini. Duyamazsın sesin nereden geldiğini. Göremezsin o görüntünün nereden geldiğini. Kalk kardeş kalk. Kalk geceleri boş geçirme kalk. sevgilisiyle beraber olur. Kalk sen gece hiç olmasa yarım saat kalk.
Sevgiliyi zikret. Sevgiliyi alın. Sevgiliyi bekler. Sevgili yolunu gözler. Kokusunu gözler. Kalk sevgilinin sesini gözler. Ümit et. Umut et. Bekler. Elleri vermiş ya sana. Aç ellerini. Gözü vermiş ya sana. Gözünü aç. Kulağını vermiş ya sana. Kulağını aç. Onu dinlemek için. Onu görmek için. Onu söylemek için. Sevin kardeşlerinizi, arkadaşlarınızı, etrafınızdaki biri. Sevin. Evet sevmekten zarar edeceksiniz. Evet. Maddi anlamda. Vücut anlamında zarar edeceksiniz. Yolacaksınız. Evet. Bitkileşseniz. Evet. Paranız gidecek, gidecek.
Rahatınız gidecek. Huzurunuz gidecek. Gidecek. Sevmek, fedakarlık. Sevmek, düşünmemek. Sevmek, hesap etmemek. Siz sevin. Aptal diyecekler, salak diyecekler, manyak diyecekler, deli diyecekler. Seviyorsunuz ya. Allah rahmet eylesin. Şeyh efendinin ailesi bana öyle derdi. Deli Mustafa derdi, deli Mustafa gitti. Deliyim ya ben. Bir şey dediğimde deli değil mi derlerdi. Hakir görülerdi. Doğru. Deli. Diyecekler, deli diyecekler. Şeyh efendi de derdi, Mustafa fendi deli denmeyince öyle olunmaz olunca. Birine deli diyecekler. Etrafınızda kızlar deli diyecekler. Anneniz, babanız, eşiniz, sevgiliniz deli diyecekler. Çocuklarınız deli diyecekler. Baba bizi düşünmüyorsun, delisin diyecekler.
Eşiniz diyecek ki delisin sen ya, sohbetli, zikirdi, arkadaşlarındı, kardeşlerindi. Ya git sen o kadar, işte o dervişlerle nikahlan diyecekler. Duyacaksınız bunları. Bu deli, deli, ne delisi? Allah delisi. Ne delisi? Resulullah delisi. Ne delisi? Melih delisi. Zikir delisi. Ne delisi? Sevda delisi. Durmayacaksan durma.
Sen sevdaya yürümeyeceksin. Sen sevdaya elini uzatamayacaksan durma. Sen sevdaya çekemeyeceksen yıkıl git. Ne işin var ki? Cenab-ı Hak cümlemizi sevdayla, sevgiyle, muhabbetle büyürsün. Bizden sevin arkadaşlar. zikrullahı sevin, namazı sevin, arkadaşlarınızı, dostlarınızı sevin, ailelerinizi sevin, sevin, çocuklarınızı sevin, sevin. Kuru kuru değil, yaş yap. Kuru kuru sevmektir o. Ha seviyorum ben seni. Tecelliyat ister. İçini doldurmak ister. Üstadınızı sevin, evet sevin. Herkes bir şey yazar. Şeyh Efendi için söylenen sözleri, bana anlatılan sözleri bir sıralasam roman olur. roman roman roman. Kendi ağabeyimden tutun.
Eski dervişlerden tutun. İntisap etmeyen dervişlerden tutun. Düşman olanlara varıncaya kadar. Sevmek hep imtihanlı. Hasıl belli eder sevmek. İmtihan kaf meydana çıkarır. İmtihan. Otobüste gidiyor, adamın birisi geldi, sakallı eski dervişlerdenmiş. Şeyh Efendi için bir şey söyleyecek oldu. Kaşkadan dedim, yürürürlerden ben. Yürürürlerden ben. Yürürürlerden ben. Efeksiz adam. Korktu gitti. Yani ben sussam Şeyh Efendi hakkında bir sürü laf söyleyecek. İçime iç dedi. Ben bu adama neden kafa atmadım? Yeni dervişim daha, bir yıllık dervişim. O zaman kafam meşhur benim.
Ben bir kafayla adam indiriyorum şemşeği gibi. Ben bu adama neden kafa atmadım? Ben bu adama neden kafa atmadım? Kendi kendimi ahdettim. Nemşehir'de ne asır bu dedim? Nemşehir'de buna dedim bir kafa koyacağım. İndireceğim aşağıya dedim. Kendi kendime kararlaştırdım. Yolda indi bu. Biz Nemşehir'de başka bir yerde indik. Kendi kendime dedim ki eyvah dedim ya. Ben nasıl bir kafa atmadım dedim ya. Gençlik o zaman. Heyecan. Neden? Benim sevdiğime laf söyledi. Benim sevdiğim eleştirmeye kalktı. Benim sevdiğimle mimikleriyle davranışlarıyla laf söyleyecek konuşacağı zaman ben susturdum ama sevdiğime laf söyleyecekti ya.
İndim aşağıya Nemşehir'de sabahleyin içim içime sığmıyor böyle. Hala da canım sık. Gittik şeye dergaha şey efendi anlatıyor yol kesicilere anlatıyor. Evra duruyor adamın üstadına giderken yol kesiciler çıkar. Derler ki gitme yapma etme şöyle yanlış adam böyle bozuk adam anlatıyor. İçimden dedim ki tamam yol keseceğim. Ben nasıl kafa atmadım dedim içimden tekrar dur Mustafa Efendi ne oldu oğlum yolda dedi efendim dedim böyle böyle beyaz sakalı birisi otobüsünün içinde dolaşıyordu otobüs kadınların kollarını oralarını buralarını elliyordu hem Almanca biliyordu dedim onlarla Almanca konuşuyordu benim yanıma oturdu o böyle dolaşırken onları yaparken kendi kendime ben de ona bakıyorum böyle içimden diyorum ki bir çuva sakalıyla sırtında cübbe var o hani paltolar var ya böyle yakasız cübbe gibi ondan bak
kafasında takke var dedim kafasında takkeyle sırtında cübbeyle kadınları elliyor diyorum ben şimdi biz de argo yanlış yoldan gelmeyiz ya adamın elleme niyetini veya elleme şeklinin şemalinden kardeşçe olmamını lan kardeşçisi var mı zaten yok da biz o zaman için öyle düşünüyorum biz şimdi böyle dini de tam bilmiyoruz ya bugün bunun dokunuşunda kardeşçesine yok yani normal bir şey yok elliyor kızıyorsun sakalından takkenle cübbeyle nasıl böyle bir şey yaparsın diye geldi oturdu benim yanıma imtihan ya ben hiç bakmamıştım
selam aleyküm dedi aleyküm selam dedim ben hayırlı yoldum dedi teşekkür ederim ben cevap vermiyorum ona canım sıkkın çıkıyor nereye gidiyorsun kardeşim dedi hemşehire gidiyor hayırdır dedi şeyhimi ziyarete gidiyor direkt yıl 1987 ya 86 ya 87 o zaman ben şeyhime gidiyorum demek için mangal gibi yürek lazım o zaman şeyh efendiyi bayındırda treze hiç kimse yan yana dolaşmıyor bizim oralarda çember sakallı yok kimseler hele şeyh efendiyi bir de bol pantolon yiyor üzerine haydariyle dolaşıyor yazın haydari var kışın o aynı
kumaştan onun paltosu vardır veyahut da cübbesi var o öyle dolaşıyor kafasında takke saçlar sıfır belli içinde hiç saç yok sakal çember bayındırda bayındırda normalde nüfus oranına göre Türkiye'de içki ve uyuşturucu tüketiminde birinci sıra dolanıyor şeyh efendiyiyle bayındırın sokaklarında kimse dolaşmıyor benden başka trede eski derviçler var trede bir sürü tarikat var orada da dolaşmıyorlar onunla dolaşmak için mangal gibi yürek kaldı arkası var mı Musa'ya geldiğimizde da aynı burda da çarşı esnafı ilk önceleri
şeyh efendiyi karşıda selam verirler karşıda görünmesinler şeyh efendiler ha görünürlerse irticacı olur tarikatçı olur her şey olur evet böyle deyin ki nevşer nevşer şeyhimi ziyarete gidiyor kim ki şeyhin dedi kubbasan oğul abdullah efendi haa ona bak böyle hani küçümsercesi haa ona bağlandım ne var dedim ben yani işte baba ona hani Mustafa efendi ona vermedi baba ona Mustafa efendi ona bir şey tık şura dedim ya direkt de fakat yanından böyle baktı şimdi yürü git yanından bir kafa koyacağım şimdi sana pırk gibi yan
bunu şeye ben de yanıttım ne oldu oğlum yolda deyince böyle böyle oldu efendim ben de böyle böyle yaptım içimde uhde dedim ona bir kafa atamadım diye dedim bence yerim yanıyor efendim dedim o benden bir kafayı hak ettiydi dedim o zamanlar meşhur benim kafam bir kafa koyum adam şeyin şey gibi dönüyorum orta yerde ben hesaplarım adamın tam böyle iki çatının arasına alnına vurun kafayı başka bir yerine değil kafam çok sert o zamanlar çok sinirlendiğimde duvarlara vuruyorum koçlar gibi ilk itikafa girdimde de bana zaten öyle dediler
sana dediler darbe buhranı verdik eee sen dediler istediğin yere kafana vurabilirsin bana şaka mı yapıyorlar acaba dedim neyse duasını okudum kafamı meslettim böyle orta yerde mescidin bir tahtadan direkt var duruyorlar onun sabah namazından önce gerildim gençlik ya ilk itikafa giriyordu darbe kurandı bilmiyoruz biz ne olduğunu kafamı meslettim koçlar gibi önceden alışkın ya gittim bir vurdum tahtaya sabaha yakın bütün cami sağlanıyor herhalde yıkılacak mescit şimdi bir dakikacık da ortalık ızır kalası kafam öyle sert
ben ona kafa vuramadım diye ciğerini aldı şey efendim ay kokunduğu yerden kalktı böyle gel evine alın Mustafa'm benim gel insan sevdi mi candan sevmedi dedi bir saralım insan sevdi mi yürekten sevdi oran aferin sana insan sevdi mi yürekten sevdi candan sevdi evet sevdiniz mi yürekten sevdi candan sevdi seviyorsanız seviyorsanız yürekten sevdi sevmiyorsun Allah yoluna çık etsin helal ulaş git helal ulaş git arkadaş ben yapamayacağım eyvallah ne kadar güzel yapamayacak seviyorsanız yürekten candan sevecek ciğerinden sevecek
hücrelerinden sevecek ruhundan sevecek öyle sevecek öyle seviyorsanız arkadaşlarınızı kardeşlerinizi etrafınızı seveyiz müstadınızı seveyiz Resulullah'ı seveyiz onunla alakalı bir şey dinlerken gözünüz dolsun ve eğer birisi sizinle konuşurken ve birisi sizi gördüğünde birisiyle böyle karşılaştığınızda böyle yüzü buruşuyorsa sevginin alamet olarak gözünden yaşatıyorsa gerçekten o sevgide belli bir tecelliyata yükselmiştir sevdiğin gözü yaşlı derler ya ben ağlayamıyorum efendim geç kardeşim ciğerin yanarsa öyle bir ağlarsın ki
yüreğin titrerse öyle bir ağlarsın ki gözyaşının üzerinden gözyaşından pınarlar oluşur pınarın üzerine meğirmenler kurarlar gözyaşının üzerinden evet ciğerin yanarsa öyle ağlarsın Allah bizi hafaza eylesin Cenab-ı Hak bizi onlardan eylesin baştan şunu söylemek istiyorum önce tekkede hizmet eden bütün semazen mutrıban ilahi zen bütün kardeşler ondan sonra da şebu aruz gecesine gelen bu noktada hizmet eden bu noktada çalışan çabalayan gayret gösteren hiç olmasa kendisini getiren bütün kardeşlere ciğerinden canımdan teşekkür ediyorum
Cenab-ı Hak ne muratları varsa hasıl eylesin umduklarına nail eylesin ortalarına hızlı muhafaza eylesin gelinmeyip de yüreği orada var olur ya bir mazeretten bir sıkıntıdan bir programdan dolayı gelemez ama yüreği oradadır ciğeri oradadır ruhu oradadır onlardan da Allah razı olsun teşekkür ediyorum bir viraj vardır her cemaatin her cemiyetin her şahsın her ailenin bir virajı vardır biz de bir viraj geçtik Cenab-ı Hak'a hamdolsun hem çok tatlı bir viraj geçtik güzel bir viraj geçtik başarıyla geçtik mutlulukla huzurla geçtik
Cenab-ı Hak'a hamdü sena olsun bütün kardeşlerden emeği geçen geçme gönlü bizde olan kalbi bizde olan bütün kardeşlerden Cenab-ı Hak razı olsun inşallah Cenab-ı Hak inşallah daha nice hizmetlerde daha nice bu tip gecelerde daha nice böyle çalışmalarda beraber eylesin bu noktada kalbim büyük bir sürür içerisinde büyük bir mutluluk içerisinde büyük bir tatlılık içerisinde gönlüm öyle büyük bir hoşluk içerisinde bu tabi geceye gelinceye kadar daha önceki gecelerde daha önceki programlarda aksaklıklar oldu eksiklikler oldu
noksanlıklar oldu bu gecede de oldu inanıyorum ama bugüne kadar gelenlerin en mükemmeliydi ve biz daha mükemmelini başaracak bir cemahtasız daha mükemmelini yapacak bir kadromuz içimiz dışımız içeriğimiz dolu bu noktada biz daha iyisini başarırız biz daha büyüğünü daha genişini başarırız hani derler ya sende bu sevda oldukça Himalayanlardaki karlar düşünsün derim ben benim sözümdür sende bu sevda oldukça Himalayanlardaki karlar düşünsün sen düşünme yani sen bu sevdanla Yıldızı dağı bırak Himalayanlardaki karları bile ne yürütirsin
sizde bu sevda olduktan sonra Himalayanlardaki karlar düşünsün yürüyün Allah yolunuzu açık etsin insallah koşun koşun Allah sizinle yeter ki koşun yeter ki yürüyün yeter ki hareket edin Allah sizinle hiçbir cemaat herkes kendisiyle bunu karşılaştırır öyle değil mi?
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.