mustafaozbag.org

70. Mesnevi Şerhi (480-489 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 20 Aralık 2020 · 51:04

Bu vezir bütün herkese farklı farklı din algısı, din anlatmaya devam ediyordu. Son kaldığımız konu burası. Aynı konudan devam ediyoruz. Birilerine demişti ki, bakıştan, görüşten, hayalden geçtin mi? Gece yarısında buluşma, kavuşma mumunu söndürmüş olursun.
Birinde ise söndür diyordu, korkma, söndür de karşılığında yüz binlercesini gör. Gücünü, kuvvetini, görüş mumunu söndürürsen can mumunun ışığı artar. Sabır yüzünden Leyla, Mecnun kesilir. Kim zahid diye kalkışır da dünyadan vazgeçmeyi kurarsa, dünya ona daha fazla kendini gösterir, daha ziyade yaklaşır. Birinde de Allah sana ne verdiyse onu meydana getirirken de sana tatlılaştırmıştır. Sana kolaylaştırmıştır, hoş bir hale getirmiştir. Onu al, onu kabullen, zahmete sokma kendini demişti. Birinde ise senin olanı bırak, vazgeç ondan. İçinin kabullendiği şey iyi değildir, kötüdür. Birbirine aykırı yollar kolay görünmüştür de herkes bir dini seçmiştir. O din o kişiye can kesilmiştir. Allah'ın bu kolaylaştırması yerinde bir yol olsaydı, her Yahudi, her mecusi Allah'ı anlardı, bilirdi demişti.
Öbüründe de kolaylaştırılan şey demişti. O şeydir ki, gönüle yaşayıştır, cana gıdadır. Bakıştan, görüşten, hayalden geçtin mi gece yarısında buluşma, kavuşma mumunu söndürmüş olursun. Hani normalde bir kimse kendince bir meseleye kendi bakış açısı vardır, kendi rengi vardır. Kendince kendi tefekkürü vardır. Kendi tefekkürü, herkesin kendi yolunda kendince gittiği bir yol vardır.
Bu Kur'an ve sünnet dairesinin içerisinde nasıl bir kimsenin kendince bir mezhebi, bir meşrebi var ise, bu noktada da sufiliğin içerisinde her sufinin kendince bir meşrebi vardır. Bu kendi rengidir. Kendince bir görüşü vardır. Bu o kimsenin kendi algısıdır, kendi anlayışıdır. Normalde bunlar o kimsenin kendi kimliğidir, kendi kişiliğidir. Bu kimlik, bu kişilik o kimsenin mührü gibidir. Bütün hayatı algılamasında, bütün sufiliği algılamasında, bütün yolu algılamasında, bütün her şeyde o kimsenin o kimliği, o kişiliği üzerinde taşır gider. Hayal, bir kimsenin kendince, kendi hayatının içerisinde kendisinin üzerine kurguladığı bir şeydir. Bir kimse kendince sufiliği yaşarken, dini yaşarken, kendine bir hayal kurgular.
Bu hayal o kimseyi o yolda koşturturur. O hayal o kimseyi o ticarette koşturturur. O hayal o kimseyi bir evde koşturturur. Bir mahallede koşturturur. O kimse neyi hayallediyse kendince ve hedeflediyse, oraya doğru koşar. Bu dinin içinde de aynıdır. Bu insanların meşrepleri de, mezhepleri de, bakış açıları da bunun içindedir. İşte öbürkünde de diyordu ki, birilerine böyle diyor, siz tefekkür edin. Bu noktada bilginize bakın, renginize baktın. Görüşünüze bakın, o görüşünüze sahip çıkın. Ve görüşünüzün peşinde düşün. Peşine düşün. Görüşünüzü asla terk etmeyin diyor. Öbürkünde de diyor ki, o görüşünü söndür. O görüşünü kaldır.
O görüş seni bir işe yaramaz. O hayaller senin kuru kuruntudan başka bir şey değildir. Sen bunlarla yol gidemezsin. Zıttıkların üzerine kurguluyor her şeyi. Ve diyor ki, sen bunlardan geçersen, sana Cenab-ı Hak yüz binlercesini feda eder. Öbürkünde de diyor ki, gücünü, kuvvetini, görüş mumunu söndürürsen, can mumunun ışığı artar. Sabır yüzünden neyla mecnun kesilir. Senin bir görüşün, düşüncen var ya, sen bu görüş ve düşünceni terk et. Kendi görüş ve düşüncesini terk ederekten, kendi rengini terk ederekten, sen içindeki can mumunu yakarsın. Bu ne demek? Zahiri bırak. Zahiri görüş ve düşünceyi bırak. Ya, içindeki can mumunu yakmaya çalış. Ve sabret, bekle.
O can mumu yanacak. Ve sabredersen, bu noktada doğru sabır gösterirsen, sen Leyla Mecnun kesilir. Ama bu noktada sen ne yapacaksın? Kendince, kendinden geçip, kendince, kendi doğrularından geçmen gerekiyor. Kim zahidliğe kalkışır da, dünyadan vazgeçmeyi kurarsa, dünya ona daha fazla kendini gösterir. Daha ziyade yaklaşır. Sen zahidlik yolunu seç. Yani, sen dünyayı terk et, çalışmayı terk et, gayreti terk et, mücadeleyi terk et. Ya, sen bunları terk ettiğin anda, dünya senin peşine koşacak. Böyle sufi anlayışında olanlar var, yok zannetmeyeyim. Oysa, zahidlik, dünyayı sevmemektir.
Dünyayı boş bırakmak değildir. Dünyayı terk etmek değildir. Zahidlik, dünyayı sevmemek. Dünyaya aşık olmamaktır. Yoksa dünyayı terk etmek, işi gücü terk etmek, ne bileyim işte malı mülkü terk etmek. İşte bir kimsenin çalışması var, o çalışmasını terk etmek. Memursa memurluğunu, amirse amirliğini terk etmek değildir. Zahidlik. Ama o Hristiyan görünümlü, o Musevi diyor ki, Yahudi diyor ki, sen dünyayı terk et. Hep öyle aldatmadılar mı bizi? İslam dünyasını böyle kandırmadılar mı? Dediler ki, siz dünyayı terk edin.
Veya bir kısım sufiler o yolu seçmediler mi kendilerince? Daha fazlaydı onlar önceden. Bir ara ben Bursa'ya yeni göçtüm de, 92'de, 93'te, bu Karadeniz tarafından bir şey efendi vardı. Sözde dervişleri seyahate çıkarıyordu. Sakallı, genç delikanlılar camilerin bahçelerinde, cami kapılarında, camilerin içerisinde kol geziyorlar.
Hacı Efendi bir saniye dek müsaade eder misiniz? Bakıyorsunuz siz. Ondan sonra bizi üstadımız seyahate çıkardı. Evet. İşte biz şu anda manevi olarak sülükteyiz. Evet. İşte bize biraz yardım edin. Ben kendim şahidim. Genç adam. Senin şeyhin nerede dedim ben? Samsun'da dedi. Ulu caminin içinde oluyor bu. Samsun'un içinde mi dedim ben? Samsun'da gibisinden söyledi. Seni seyahate o çıkardı değil mi dedim ben? Evet dedi. Ulu caminin içerisinde Samsun'a doğru döndürdüm ben şimdi bunu. Bu ne yapacağını bilmiyor tabii ben böyle döndürdüm. İste şimdi dedim. Kimden dedi?
Şeyhinden dedim. Nasıl yani dedi. Seni seyahate çıkaran kimse senin yiyeceğini içeceğini de düşünsün dedim. Seni seyahate gönderen kimse dedim. Seni dilenciliğe mi gönderdi? Seyahate mi gönderdi dedim. Şimdi ne diyeceksin biliyor musun dedim. Bana bakıyor şimdi. Şeyhim ben aç kaldım doyur. Ben parasız kaldım para. Neye ihtiyacın varsa ondan isteyeceksin dedim. Bunun doğrusu bu dedim çünkü dedim. Bizim dedim şeyhimizin şeyhinin şeyhini şeyhi dedim seyahate çıkarmış. Ona demiş ki dedim.
Evladım hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceksin. Hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceksin. Verilen sen hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceksin. Sufilik budur.
Beklemek değildir. Asıl zühd, hiç kimseden hiçbir şey istememek ve beklemezler. Bu da en hakikat noktasıdır. Şeyenillah demek sufi için geçerli değildir.
Bu noktada o kimse çok naçar kalırsa, çok sıkıntıya düşerse, olmazsa olmaza düşerse Hadis-i Kudüsü'de der ki siz temiz yüzlülerden isteyiniz. O zaman o kimse temiz yüzlüyü arar. Temiz yüzlüyü arar. Nerede bulduysa temiz yüzlü ondan isteyecek. Bulabilirse, bulabilirse Hadis-i Kudüsü bu. Temiz yüzlülerden isteyiniz. İstecekse ondan isteyecek. İşte o kimse diyor ki, yani o halife diyor ki padişahın halifesi, veziri. Diyor ki siz zühd ehli olun.
Dünyayı bırakın. Dünyayı bıraktığınızda dünya sizin peşinizden koşar. Hadis-i Şerif, kim dünyayı terk ederse, dünya onun peşine takılır. Bu dünyayı terk etmek demek sevgisini terk etmek. Kim dünya sevgisini terk ederse, dünya onun peşinden koşturur. Sizin bir şeye ihtiyaç duymazsanız, bir şeyi ihtiyaç görmezseniz, Allah size lazım olan şeyleri sizin peşinize takar.
Sen bir şeye ihtiyaç olmaktan çıkarırsan kendinde, bil ki buna sufiler ihtiyaçtan kesilmek derler. Sen ekmeğe ihtiyaç duyarsan, ekmeğin kölesi olursun. Sen elbiseyi ihtiyaç görürsen, elbisenin kölesi olursun. Sen arabayı ihtiyaç görürsen, arabanın kölesi olursun. Kadını ihtiyaç görürsen, kadının kölesi olursun. Ben onsuz yapamam dediğin şeyin kölesi olur.
Sufi ögürleştirir. O yüzden her şeyin hakikatini anlatanlar ve yaşayanlar, toplum içerisinde, toplum dışı görünür. Bunun sebebi şudur, bir kimse herkesin nefsi onu kabul etmez.
Çünkü insanlar nefislerinin kölesidir. Birinci derecede insan nefsinin kölesidir. Birinci derecede, ikinci derecede şeytanın kölesidir. Üçüncü derecede, bu noktada eğer varsa orada, din dışı organizasyonlar, onun kölesidir o kimse. Sufilik, insanı kölelikten kurtaran en önemli hikmet kaynağıdır.
O yüzden sufili, zahir alimler de kabul etmez. Zalim sultanlar da, devletler de sufili kabul etmez. Köle olanlar, köleleştirenler sufili kabul etmez. Nefsinin kölesi olan bir insan, sufili kabul etmez. O nefsinin kölesi çünkü. Nefsinin kölesi olduğundan dolayı nefis onu bırakmaz. Nefis onu bırakmış olsa, o kimse bir mürşide bağlanacak. Der ki, onun senden nerede insan? Kendisi insanın demiyor mu? Evet, onun senden ne farkı var? O biraz o kolayı içecek. Kolasız bir kebap yemek mümkün değil.
Nefsinin kölesi, Antep'e gittiğinde baklava yenmeden dönmeyecek. Nefsinin kölesi, o markadan giyinecek. Nefsinin kölesi, öyle davranılacak. Nefsinin kölesi, sufiyi istemez.
Sufiliği de istemez. O çünkü nefsinin kölesi. Aynı zamanda şeytanın köleleri vardır. Satmışlardır kendilerini şeytana. O şeytanın taraftarı olmuştur. Onun kölesi olmuştur. Şeytan onu elinin altına alır. Şeytan onu da gümbür gümbür gümbür der. Bu yalan, bunun aslı yok, bunun astarı yok.
Hadislerin hangisi sahi ki? İşte hangi ayet öyle olduğu nereden belli? Nereden onun delili var? Başlar şeytan okumaya. Başlar. Seni bırakmaz. Bırakmazlar. Çok zekidir ki, o sufiler ki akıllarını satmışlar, kiraya vermişler.
Kime? Şeyhlerine. O akıllı. O öyle bir şey yapmaz. O çok zeki. Yani o Kur'an ve sünnete böyle itaat etmek, öyle dinin hükümlerini komple kabul etmek, böyle bir şey olur mu ya? Ne alakası var? Şeytanın kölesi. Bir sürü var. Hani içkiden başını kaldıramıyor. Şeytanın kölesi. Uyuşturucudan başını kaldıramıyor. Şeytanın kölesi. Hevavesden başını kaldıramıyor. Şeytanın kölesi. Onun dizisi var. Diziyi izlemesi lazım. Şeytanın kölesi. Onun her cumartesi maçı var. Maça gitmesi lazım. Şeytanın kölesi. Kombine bileti var onun. Olur mu öyle şey? O kombine bileti mümkün değil. Her s**tlarda onu konuşacak. Sabahtan akşama kadar.
22 kişi oynuyor. 20 milyon konuşuyor. 22 kişi oynuyor. 20 milyon konuşuyor. Bundan para kazanıyorlar. Bundan nefislerini ilahlaştırıyorlar. Ya bir sanayi olmuş. Şeytanın kölesi. Bırakmıyor o şeytan onu. O gidecek orada küfredecek. Küfürbaz. Küfür haram. Küfür haram. Yok küfür edecek. Kime küfür ediyor? Orada oynayan oyuncunun anasına, avradına küfür ediyor. Yanındaki da küfür ediyor. Halbuki ona küfür ederken hadis-i şerife göre yanındakinin de annesine küfür etmiş oluyor. Kendi annesine de küfür etmiş oluyor.
Kim bir kimsenin annesine küfür ederse bütün annelere küfür etmiş gibidir. Hadis-i şerif. Birisi birisinin annesine küfür etti. Bütün annelere küfür etti. Hadis-i şerif. Adam çok kızıyor ya küfür edecek. Diyorsun benim anneme küfür etme. Hacı abi seninle ne alakası var? Oğlum birisinin annesine küfür etmiş. Küfür ettiğinde herkesin annesine küfür etmişsindir. Benim de anneme küfür edecek. Hadis-i şerif var küfür etme kimsenin annesine. Küfür ettiyse bu sefer atıyor benim. Özür dile diyorum. Sözünü geri al. Ne oldu? Benim anneme küfür ettin. Bakıyor ben sertim şimdi. Hacı abi ne alakası var ya diyor. Ne alakası var değil mi?
Kelimeyi tevhik getir. Özür dile. Tövbe et. Yoksa benim anneme küfür ettin. Şimdi ben sana gerekli olan dersi vereceğim. Çok öyle kelimeyi şehadet getirtip ben tövbe ettirdim. Sövme kimsenin annesine. Sövme. Adamın kıyabında anasına sövmek kolay. Veya yüzüne de sövmek yok. Böyle böyle insanlar terbiye olacaklar. Adam diyecek bir manyak daha bir hacı çıkar mı? Çıkar. Bu böyle bu sefer anlatmaz beni dangadak sıkar mı? Sıkar. Ulan kimsenin annesine küfür etmeyeyim diyecek. Gidiyor orada küfür ediyor mu? Şeytanın kölesi küfür ediyor orada. Şeytanın kölesi. Millet orada Allah'a da küfür ediyor. Peygamber'e de küfür ediyor. Dine de hakaret ediyor. Daha önce vardı ya şeriata hakaret ediyorlardı.
Şeyde maçlarda. Öyle değil miydi? Meşrul cumhuriyet mitingleri vardı ya. Kahrolsun şeriat diyorlardı maçlarda. Diyorlardı. Gazeteler yazıyordu. Şeytanın kölesi. Adam orada kahrolsun şeriat diyenlerin içerisinde durunca gitti dini. Onları destekledin gittin. Dinin gitti. Onlarla berabersin. Dinin gitti. Adama diyorsun ya bu adam dinsiz. Bunlar dinsiz. Ne işin var bunlarla? Bakıyor gözümün içine. Dinsiz diyorum ya. Dinsizi destekleyen de dinsiz. Münafığı destekleyen münafık. Kafiri destekleyen kafir. Hüküm açık.
Müşriyi müşrik sever. Hüküm açık. İman eden müşriyi sevemez. Seviyorsa müşrikten sayılır. Hüküm açık. Hüküm açık. Diyor ya ayeti kerimede. İman edenler siz Hristiyanları ve Yahudileri kendinize dost tutmayınız. İman eden müşriyi dost tutmaz. Tebliğ eder ona. Dost ayrı. Dost ne demek? Beraber yürümek. Beraber yol yürüyorsan. O senin dostun. Sen ona tebliğ ediyorsan. Tebliğ et bakalım ne olacak. Yanındaki kimse namazı tebliğ et. Kardeş namazına vakti. Hadi gel sen de namazını kıl. Kaç metre yürüyecek seninle? Çok samimisiniz. Harika namaz vakti nerede?
Tebliğ ettin. Ne tepki verecek sana? Önemli. Önemli. Zahidlikten buraya geldik. Hakkınızı helal edin. Birinde Allah sana ne verdiyse onu meydana getirirken de sana tatlılaştırmıştır. Cenab-ı Hak senin önüne ne koyduysa sana tatlılaştırmıştır onu. Eee al ye. Domuz eti haram. Kan haram. Yalanla yanlışla yapılan ticaretten kazanç haram. Allah'ın haram kıldıkları var. Sen haramı helallaştıramazsın. Bu direkt kaderindeymiş. İçmişsin tatlılaştırmış sana.
Zina yapmak kaderinmiş senin. Sana tatlı göstermiş onu. Kaderiye sınıfı. Hazreti Mevlana Celalettin Ruhu Hazretleri'nin mesnevisinde Hanefiye, Şafiye, Malikiye göre bir mezhep anlayışı yoktur. Bulamazsınız hiçbir eserinde. Ama Hazreti Mevlana Celalettin Ruhu Hazretleri tipik bir noktada hafıziliğe taş atar. Hariciliğe taş atar.
Hikaye-i Azam İmam Maturidi düşüncesinin sahibidir. Felsefe olarak. İştahat noktasında, akidevi iştahat noktasında bu noktadadır. Tipik bir maturidir kendisi. Maturidi olduğu için sevgide dahi akılsızlığı kabul etmez.
Enteresan tespitleri vardır. Hazreti Mevlana aklı reddetmez. Aklın kemalinin aşıklığı, daha olan aşıklıktan geçeceğini söyler. Tahsif eder. O yüzden Hazreti Mevlana Celalettin Ruhu Hazretleri'nde tipik bir Hanefilik veya Şafilik, Malikilik, Hanbelilik göremezsiniz. Ama Hazreti Mevlana'da tipik zamanın, zamanın akideyle alakalı hastalıklarına, zamanın akideyle alakalı sapkınlıklarına cevaplar bulursunuz.
Kendi zamanıyla alakalı. Siz o cevapları bu zamana da taşıyabilirsiniz tabi. Mesela örnek birinde Allah sana ne verdiyse onu meydana getirirken de sana tatlılaştırmıştır, sana kolaylaştırmıştır, hoş bir hale getirmiştir. Onu, al onu, kabullen, zahmete sokma kendini demişti. O kimseye diyor ki sana bir şey geldiyse o kolaylaştırılmış, sana sevdirilmiştir. Ya sen onu al, kendini zahmete sokma. Harammış, helalmış. Cenab-ı Hak bunu caiz görmüş, görmemiş. Din bunu kabul etmiş, etmemiş. Bakma sen ona. Sen kendince ondan kendini uzaklaştırma. Zahidlik de yapma. Zühd ehli de olma. Bu haram mı, helal mı deyip de üzerinde kendince bir şey. Kendince. Kendince. Üzerinde bir şey oluşturma.
Ya sen onu al, kabullenmiş, yanlışmış, uydurmaymış, kaydırmaymış, kandırmaymış, sahte çekleymiş, sahte senetleymiş, aldatmaylamış. Sen bak bana. Ya sana geldi ya o. Vendirdi Allah sana. Sen bak işine. Ne geldiyse. Bunu sakın Mesnevi'deki da... O kimse kendi öküzünü kesti. Yine meşhur hikaye. Mesnevi de geçer.
Davut Aleyhisselam zamanında. Bir genç vardır. Gece gündüz yalvarır Allah'a. Ya Rabbi bana der. Kolay rızık ver. Oturdu yara. Herkes de ona der ki ya sen kendinde misin? Aklın yerinde mi? Mesnevi, Hazreti Mevla'nın bu hikaye... Dua ediyordu o genç. Bir gün öyle dua esnasında güldür bahçeye diyor bir tane öküz girdi. Bahçeye bir tane öküz girince zaten o genç de gece gündüz bana kolay bir rızık ya Rabbi diyordu. Öküz gelince aha dedi bu bana Allah'tan gelen bir hediyedir. Bıçağı kaptığı gibi destur Bismillah. Öküzü kesti. Ama dergelerim arkasından feryat figan adamın birisi geldi benim öküzüm diye. Genç dedik ya bu nereden senin öküzün?
Bu benim öküzüm. Ya nereden senin öküzün? Cümle ahali bilir ki ben gece gündüz Allah'a yalvarırım dua ederim. Ya Rabbi bana oturduğum yerde bana kolay bir rızık ver. Bu dedi Allah'ın bana ikramı, ihsanı, benim duamın kabul olduğunun işareti. Öküz benimdi. Ben kestim bunu. Bu mesele büyür Davut'a giderler. O kimse anlatır benim öküzüm kaçtı. Bu adamın bahçesine girdi bu adam da kesti. Davut Aleyhisselam der ki öde öküzü buna. Dur der ey Davut genç. Senin adaletin bu mu? Ne ol beni dinle der. Genç anlatır. Ben gece gündüz yalvarırım yakarım Allah'a dua ederim. Ya Rabbi bana kolay rızık nasip et diye. Bugün de duama icabet oldu. Kolay rızık geldi.
Öküz der. Kendiliğinden bahçemden içeri girdi. Ben de kestim onu. Davut der ekti mi ki biçiyorsun? Ektin mi ki biçiyorsun der. O genç der ki ey Davut. Beni haksız yere suçluyorsun. Sen bu gece Rabbine danış. Meselenin hakikatini ondan öğren der. Müthiştir cevap. Davut Aleyhisselam durur bu söz karşısında. Peki der bana yarına kadar müsaade edin. Öbür küzün sahibiymiş gibi görünen kimse der ki ya. Hey koca Davut adaletin bu mu senin? Belli değil mi ki der. Bu öküzün sahibi benim. Bu adam da kendisi diyor zaten diyor. Oturduğu yerde bu öküz geldi ona.
Adamın ikisine der ki huzurdan çıkın. Ben yarın kararımı bildireceğim. O kimse çıkar tabi bütün şehre yayar bu meseleyi. Der ki Davut kafayı yedi, ihtiyarladı, yaşlandı. Bunun akli melekeleri çalışmıyor. Bu hakimliğe de, padişahlığa da, sultanlığa da, peygamberliğe de layık bir kimse değil. Tabi bütün kamuoyu oluşturur. Fitneciler kamuoyu oluşturur. Bir fitneci bir şehri değil. Bir ülkeyi karıştırır. Bir fitneci bir ülkeydi değil. İslam dünyasını karıştırır. Hazreti Mevlana mesnevisinde der ki, edepsiz sadece kendini ateşe atmaz. Aileyi, sülaleyi ateşe verir.
Bir edepsiz mahalleyi ateşe verir. Bir edepsiz bir şehri ateşe verir. Bir edepsiz bir ülkeyi ateşe verir. Bir edepsiz hukuk onun cezasını vermeli. Ateşi sönmeli. Bir şehir yanarken görürsünüz.
Bir bakmıyorsun yeri. Oldu mu? Oldu. Geziyi unutmayın. Kızıyorlar ben böyle deyince. Hocam sohbetlerinizi biz çok güzel dinliyorduk, seyrediyorduk. İşte tam... Ne zamana kadar...
Ne zaman hak oldu bu? Biz 28 Şubat'a mahalleleri mi ateşe verdik? Bankalarımı ateşe verdik, polislerimi öldürdük. Askerleri mi şehit ettik? Polis mi şehit ettik? Ders yapamadılar, zikir yapamadılar. Camide basıldık, camide, camide.
Mevlüt okunurken basıldık. Biz yakmadık hiçbir yeri. Yok İslam'da. İnsanlıkta yok. Hz. Muhammed Mustafa Mekke'de nereyi yaktı sallallahu aleyhi ve sellem? Medine-i Münevvere'de nereyi yaktı? Savaş açmaya geldiler. Savaşmaya geldiler.
Yola çıktılar, Uhud da onları karşıladı. Dinini savundu, ülkesini savundu, şehrini savundu. Ne galiba daha geldiler, Bedir. Habire geliyorlar. Kendi ülkesini, kendi vatanını, kendi şehrini savundu. Ben dinde yaşarım, müşrikler buraya geliyorsa ben de Kahire'ye giderim demedi. Dini öngörüyorlar. Bazı sufiler var, din adamlar var, zalimler var. Milliyetsizliği, vatansızlığı öne koyuyorlar şimdi. Dinine. Hadi yaşayın.
Hadi Almanya'da yaşayın. Yaşayın. Yaşayamıyorlar. Hadi Amerika'da yaşayın. Halkının yüzde seksen beşi doksanı Müslüman. Burada yaşayamıyorsun dost doğru. Orada mı yaşayacaksın? Burada inancını tam yaşayamıyorsun. Orada mı yaşayacaksın? Burada da düzeltemiyorsun. Orada mı düzeltacaksın? Mümkün değil. Bayağı kaldırdı. Bütün şehirde modurtulatı öldürerekten davrananlar bağlı kaldıramıyorlardı. Her türlü zulüm vardı.
Kendi kitapta ama gel gör ki sonradan bunlar unutuldu. Bunlar o Davut'un o davetine, o Davut'un peygamberliğine ve padişahlığına laf ve insanoğlu unutkandır, cahildir ve zalimdir de diyor.
Davut'un devleti yönettiği, Davut aynı zamanda kral peygamberlerden toplandılar. Davut'un devleti yönettiği o günkü hükümet konağında veya devlet başkanlığında veya sarayda ne derseniz. Davut dedi ki, o fitneci yaygaracıya sen bu davadan istersen vazgeç dedi. Bu ineği de buna bağışla bu işten çekil sen dedi. Öyle deyince o çıktı, halka bir fitne daha yaydı. Davut bana böyle adamın ellerini arkadan bağlayın bağladılar. Ey ahali dedi.
Bunlar böyle bir meseleyle benim huzuruma geldiler. Ben dedi, akşam namaza durdum. Cenab-ı Hak bu meselenin bana hakikatini gösterdi. Bu adamın hepinizi kapı kapı dolaştırıp bana karşı ayaklandıran, evet, bu dedi, bu çocuğun öküzü kesen delikanlının, babasının yanında dedi, köle mülküne yerde dedi, babasının çiftliğinin filanca yerde ağacın dibinde dedi.
Ve dedi ağacın dibinde gömerken de unuttu dedi, unuttu, katletti. Bıçağın üzerinde kendi adı yazılı dedi. Ey ahali, yürüyün şimdi oraya gidiyoruz dedi. Bütün ahali toplandılar. O adam başladı titremeye. Gittiler adama bir kazma, bir kürek verdiler. Davut Aleyhisselam dedi, kaz burayı. Kazdı, çıkardı. Çocuğun babasının cesedi çıktı. Yanında da bu adamın adının yazılan kaması. İşte dedi, bu çocuk, kendi dedi, ineğini kesti. Başkasının kını değil. Şimdi dedi, dar ağacını koydular. Dediler ki, şimdi kısas zamanı, Hazreti Davut. Dedi ki, babasını öldürdüğü bıçakla bu öldürülecek. Ve bıçağıyla yeniden gömülecek. Şimdi bu kıssayı sakın örnek göstermesin hiç kimse.
Herkes alın terini yiyecek. Herkes helal lokmanın peşinde koşacak. Helal lokma, kursağına girmeyen bir kimsenin Allah'a vuslat hayal etmesi, aç tavuğun kendini bu hiday ambarında görmesi gibidir. Helal lokma ancak bir kimseye Allah'a karşı yakınlik peydah getirir. O yüzden Hazreti Mevlana diyor ki, böyle sana kolay gelmiş. Bunu anlatıyor. Birilerine dedi ki diyor, o vezir ne dedi? Size gelen size kolaylaştırılmıştır, sevdirilmiştir de. Uğraşma, onu kabul et. Birindeyse, içinin kabullendiği şey değildir. Var ya şimdi, gezici imam neydi onun adı?
El açık. Ne diyor? İhtiyacınızdan fazlasını dağıtın. Yok. Hayati kerime var ya, işte ihtiyaç, sana soruyorlar ne dağıtalım? İhtiyacınızdan, ticaret mallarından. İşin fıkıhı boyutuna girmeyeyim. Ama el açık çıkıyor. Diyor ki, sana soruyorlar. Ya, neyi dağıtayım? İhtiyacınızdan fazlasını dağıtın. Hala, İslam hukukunda zekatı toplayan devlettir. Zekatı devlet toplar İslam hukukunda. Sen, zekat toplama memurları vardır devletin. Aynı vergi gibi gelir.
Senin zekatını hesaplar. Şu kadar vereceksin der. Sen de o kadar verirsin zekat memuruna. Önce, koy ihtiyacın bu kadar geri kalanına el koydum zekat olarak. Daha önce sabancıya gidecek.
Sizin ihtiyaçlarınızı ben hesapladım. Senin ne işin var orada? El aldım. İhtiyacın da ben belirledim senin. Herkes bağıracak şimdi komünist sistem bu diye.
Ben el açıya yazı gönderdim ha. Öyle şey değil. Dedim ki, bunu git koça ve sabancıya söyle. Önce onlara cevap gelmedi. Önce onlar bunu yapsın. Sonra bize söyle. Eğer Müslümansalar kabul edecekler. Müslüman değillerse zaten devlet İslam hukukuna kadar ev koyacak. Hayır başka bir, orada başka bir hukuk çıkacak o zaman. İşte o vezir de diyor ki, sen senin kendinden olandan vazgeç.
Vazgeç kendinden olanı. Hakkını arama. Hukukmuş. Geç sen. Senin ne var? Hiçbir şeyin yok. Bitti. Vazgeçtin hepsinden de. Ona da öyle söylüyor. Bir tarafta diyor ki, sana ne geldiyse al kabul et. O senindir. Öbür gün de diyor ki, senin bir şeyin yoktur. Hepsinden de vazgeç. Devam. Birbirine aykırı yollar kolay görünmüştür de. Herkes bir dini seçmiştir. O din o kişiye can kesilmiştir. Aykırıdır yollar. Aslında yollar aykırı değildir. Anlayışlar farklıdır. Ona aykırı görünür. Allah muhafaza eylesin. Allah'ın bunu kolaylaştırması yerinde bir yol olsaydı, her Yahudi, her meclisi Allah'ı anlardı, bilirdi demişti.
Yani Allah bu aykırı yolları hiç kimseye anlaştırmadı. Zorlaştırdı daha. Eğer kolaylaştırmamış olsaydı, herkes Allah'ı bilir, bilir, anlardı. Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve Allah, ben sizi dini kolay kıldım diyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri en hayırlınız, kolaylaştıranınızdır diyor. En hayırlınız, kolaylaştıranınızdır diyor. O diyor ki, eğer Allah'ın anlaması, bilinmesi kolay olsaydı, bütün din sahipleri bunları anlar, bilirlerdi. Eee bunların hiçbirisi de, bunu bilmiyor Allah çünkü normalde onlara kolaylaştırmadı diyor. Allah'ı zorluk çıkarıcı olarak gösteriyor. Öbüründe de kolaylaştırılan şey demişti, o şeydir ki gönüle yaşayıştır, cana gıdadır.
Ha senin kalbine bir kolaylık geldiyse sen ona bak, kafana göre takıl, kendince bir kolay din üret. O senin de canına gıdadır dedi. Allah bizi muhafaza eylesin. İşte her dönem böyle dini çarpıtan, gerçek dinden uzaklaştıran kimseler olmuştur. Allah muhafaza eylesin cümlemizi inşallah. Allah muhafaza eylesin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi