Üstad Mustafa Özbağ

7 Şubat 2015 Karabaş-i Veli Tekkesi

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Şubat 2015 · 1:48:46

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Allah herkese hayır versin inşallah. Harikaymış ya. Özgürlük nedir? Ölçüsü var mıdır? Kur'an ve Sünnet dairesinde özgürlük nasıl tefekkür edilmelidir? İrade sahibi olmak özgürlük müdür?
Tarih boyunca insanlar kendilerince bu kavramların içerisini doldurmaya çalışmışlar. Bu kavramların kendi üzerinde tecelli etmesi için tarih boyunca insanoğlu kendi dairesinde kendince hep özgürlük peşinde koşmuş. Özgürlüğe bir dışsal cepheden bakmak lazım. Sufi bakışı. Bir de içsel cepheden bakmak lazım. İçsel cephe bunlar sufiler için olmazsa olmazdır en önemlisidir. Nefisle alakalıdır.
Buraya sonra geleyim ben. Dışsal olarak özgürlük, siyasi, ekonomik, askeri, dini olarak biz bunları sınıflandırabiliriz. Birey özgürlüğü, bir toplum özgürlüğü, komple bütün dünya insanının özgürlüğü olarak sınıflandırabiliriz. Buradaki özgürlükten kasıt normalde dünyanın kölelikten kurtulmasıysa içini farklı doldurmamız lazım.
Özgürlükten kasıt ülkemizi ilgilendiriyorsa içini farklı doldurmamız lazım. Özgürlükten kasıt birey özgürlüğü ise bunun içini farklı doldurmamız lazım. Ama şunu unutmayın. Bireyler özgür değil ise ülkeler özgürlüklerine kavuşamazlar. Ülkeler özgürlüklerine kavuşamazlarsa dünya insanlığı özgürlüğüne kavuşamaz. Bu mesele böyle bütün dünya insanlığının derdi şu anda.
Dünya insanlığı özgür değil. Dünya açısından bakacak olursak. Dünya üzerindeki insanlığın komplesi, Hristiyanı Yahudisi, Budisti putperesti, Müslümanı gayrimüslimi özgür değil. Büyükten başladık. Ülkeye gelelim. Ülkemiz özgür değil. Siyasi olarak değil, askeri olarak değil, ekonomik olarak değil, dini olarak değil, değil. Tam manasıyla, tam anlamıyla değil. Bireylere gelince bireyler de özgür değil. Ne bireyler ekonomik olarak özgür, ne bireyler siyasi olarak özgür, ne de bireyler dini olarak özgür. Biz devletin müsaade ettiği kadar iman eden, etrafın müsaade ettiği kadar imanın ettiği dini yaşamaya çalışan, nefsin müsaade ettiği kadar bunları harekete geçiren bireyleriz.
Bu noktada nefisle mücadelemiz tamamlanmadığı için nefsimizin kölesiyiz. Nefsimizin kölesi olunca topyükün, ülke olarak ülkenin nefsinin kölesiyiz. Ülkenin şeytanının kölesiyiz. Böyle olunca topyükün, dünya insanlığı olarak şeytanın ve nefsin kölesiyiz. Şeytana yenik düşmüş vaziyette, dünya insanlığı. Müslümanlar en az yenilmesi gerekenler olması gerekirken, en fazla yenilenleriz. O yüzden bu meseleye, özgürlüğe baktığımızda hiçbir zaman biz özgür değiliz. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah demek özgürlüktür. La ilahe illallah deyince bir kimse, kendisine ilahlık taslayan, ilahlık yapan her şeyi reddetmiştir.
Reddetmiştir, yok hükmündedir. Hadi önceden biz müşriklere kızarız ya, Beytullah'ın içerisinde 5 tane, 6 tane, 7 tane tanrıları vardı. Bizim 70 tane şimdi, bizim 700 tane şimdi. 6-7 tane olsa yık bitir. Biz de şimdi sayısını bilmiyoruz Tanrımızın.
Biz iman ettik mi? Evet. Açın Kur'an ve Sünnet'i. Kur'an ve Sünnet'in bizden istediklerine bakın, hükümlerine bakın, kendi hayatımıza bakın. Birey olarak yapabilirliklerimizin ne kadarını yapabiliyoruz? Bakın. Birey olarak yapabilirliklerimizi yapabiliyor muyuz? Hayır. Cuma namazınız özgür mü? Hayır. Cuma'ya özgürce gidebiliyor musunuz? Hayır. Topyekun. Çok basit bakın. 5 vakit namazı camide kılabiliyor muyuz? Ben kendime söylüyorum bunlara. Hayır. 5 vakit namazı benim camide kılmam gerekiyor mu? Evet.
Beni 5 vakit camiye bırakmayan ne? Nefsim. Özgür müyüm? Nefsimin pençesindeyim. Hayır. Cenab-ı Hakk'ın haram kıldıklarını işliyor muyum? Evet. Allah'ın haram kıldıklarını bana işleten nefsim mi? Evet. Ben bu nefsimi durdurabiliyor muyum? Hayır. Nefsimin kölesi miyim? Evet. Nefis köleliğinden kurtulamayan bir kimse hiçbir kölelikten kurtulamaz. Hiçbir kölelikten kurtulamaz. O asla hür değildir. O asla özgür değildir. Nefis köleliğinden kurtulanlar ancak özgürlüklerinin ne olduğunu ve özgürlüğün tadını alabilirler.
Bizde özgürlük denilince akla gelen şu. Mevcut hiyerarşiye karşı çıkmak. Taksim'de gezicilik yapmak özgürlük oluyor. Bizim için özgürlük o. Bizim normalde gençliğimizde dar bulicin giymek, solculuk yapmak özgürlüktü. Bir bulicin giydiği zaman bir kimse sırtına da bir tane parke koyarsa, biraz saçlarını dağıtırsa, biraz da solculuk yaparsa özgür de o.
Her şeye muhalefet edersen kendince özgürsün. Ama asla kendine muhalefet etmezsin. Devlete başkaldırmak özgürlüktü. Mevcut hükümete başkaldırmak özgürlüktü. Bizim zamanımızda kahrolsun faşizm demek özgürlüktü. Faşistler ülkeyi zapt etmişler, faşistlere karşı mücadele edelim demek özgürlüktü. O faşistleri bir türlü bulamadılar.
Hala da aynı sözler var, sloganlar var. Benim gençliğim dedim 16-17 yaşında, ben 15 yaşında siyasetle 14 yaşında tanıştım. 53 yaşındayım ben. Ne yapıyor? 39 mu yapıyor? Bile bile 35 yıldan beri bir türlü şu faşistleri bulamadı bu ülke. Ama kahrolsun faşizm demek özgürlüktü.
Eyvallah. Hala daha aynı. Şu faşistleri bulsak da özgürleşsek. Asıl faşisti görmekten uzak çünkü. Asıl faşizm ne? Kapitalizm. Asıl faşizm ne? Dünyanın kanını emen deccaliyet. Asıl faşizm ne? La ilahe illallah'ın karşısındakiler. Onun adını ne dersen desen. Kimse buraya dokunmaya cesaret edemez. Kimse bunlara dokunamaz. Kimse. Kimse. Hiçbir kimse.
Yersiniz, içersiniz, tatil yaparsınız, harcarsınız, kredileri alırsınız, giyersiniz, marka takılırsınız, marka yersiniz, marka içersiniz, markaya binersiniz. Her şeyiniz marka olur. Hiçbir sıkıntı yok. Özgürsünüzdür. Özgürlüğün tadını çıkarırsınız. Özgürlüğü bu olarak bilirsiniz. Size özgürlük bu olarak öğretilir. Ama markaya tutulmamanın özgürlük olduğunu size öğretmezler. Tatil yapmayabilirim. Tatil anlayışım yok. Tatil olmaması lazım. Özgürlüğüne sahip değilsinizdir. Ben bilmem hangi çıkkını yemek zorunda değilim.
Yemeyeceğim. Bu kapitalist sistemin markalarını reddediyorum. Hiçbirisinden yemeyeceğim. Hiçbirisini içmeyeceğim. Hiçbirisinden tüketmeyeceğim. Diyemezsiniz. Bizde özgürlük tüketim çılgınlığı. Tüketebildiğin yere kadar tüket. Duyguyu, sevgiyi, aşkı, muhabbeti, dostluğu, arkadaşlığı tüket. Ye bitir at kenara. Özgürsün. Özgürlüğün tadı bu. Vefa, dostluk, arkadaşlık. Birbirine çalım atmama, satmama. Sır sırta verme, dayanma. Birbirine güvenme. Birbirine inanma. Birbirine zarar vermeme. Birbirinin koluna girme. Birbirinin ayağına çelme atmama. Harama düşmeme.
Haramla alakalı olduğunda birbirinin koluna girme. Kurtarmak için. Bunlar bizden uzak şeyler. Uzak şeyler. Hadi özgür yap bütün insanlar. Kredi kartından cırt cırt geçmek özgürlük değil. Kredi kartına mahkumsun. Ver kredi kartını bankaya. Ver bankaya kredi kartını.
Özgürlük o. Paran kadar ye. Özgürlük bu. Hatta yeme. Özgürlük bu. Ama biz özgürlüğü öyle görmeyiz. Hiç kimse bu takıntılarını normalde fark etmeden kölelik olduğunu bilmez. Aslında o noktadan bakarsak köleyiz. Kur'an sünnet bu noktada köleliğe savaş açmış tek dindir. Biz şimdi normalde İsmail Aleyhisselam'dan kim günde yüz sefer La ilahe illallahü vehtuhu la şerikele lehül mülkü ve lehül hamdu ve hu ala kulli şeyin kadir der ise İsmail Aleyhisselam'ın kavminden on tane köle azat etmiş gibi sevaba girer. Hadisi şerifini biz oturup zikretmek olarak algılıyoruz.
La ilahe illallahü vehtuhu la şerikele O Allah'tır ki ondan başka ilah yoktur. Şeriki de yoktur. Ortağı yoktur. Haydi hayatındaki bütün şerikleri çıkar. Hayatındaki bütün şerikleri çıkardığında Seninle beraber etrafında on kişi daha şerik çıkaracak. Yani Allah'a ortak koştuğu on kişi dahi Allah'a ortaklıktan kurtulacak ve hür olacak. Özgür olacak. Haydi şerikele. Şeriklerden kurtulalım. Allah'tan başka hukuk koyucu yoktur. Dakika bir gol bir.
Allah'ın adaletinden başka adalet yoktur. Dakika bir gol bir. Haydi şerikleri çıkar. Evinde Allah'ın hukuku olsun. İş yerinde Allah'ın hukuku olsun. Eşine davranırken Allah'ın hukuku dairesinde davranın. Çocuğuna davranırken Allah'ın hukuku dairesinde davranın. İş yine davranırken Allah'ın hukuku dairesinde davranın. Bitti.
Çok basit. Ama biz onu bir tek veçeden alıyoruz. Oturacağız günlük yü sefer. İyi mi? Güzel mi? Evet. Yapılması lazım mı? Evet. Ama manayı anladık mı? Hayır. La ilahe illallahü vehtuhu la şerikele. Allah'tan başka ilah yoktur. Tapılacak yoktur. Allah'tan başka. Ve onun şeriki de yoktur. Ortağı yoktur. Lehül mülkü. Mülk onundur. Mülk onundur. Mülk onun. Mülk kiminmiş? Lafta.
Ve lehül hamdu. Hamd ona aitmiş. Hamde layık olan oymuş. Hamd ona ait. Ona hamd ediyoruz. Kahve içeceğiz. Ya Rabbi sana hamdü sena ederiz. Aklımıza geldi mi? Giyiyoruz kıyafeti. Ya Rabbi sana hamd ederiz. Dedik mi? Aklımıza geldi mi? Akşam yemeğini yedi mi herkes? Yedi. Aklımıza geldi mi? Herkes buraya toplandı. Sohbet ediyoruz. Harika. Aklımıza geldi mi? Ya Rabbi sana hamd ederiz. Gayri İslami bir noktada olabilirdik.
Ve hüve alâ küllü şeyin kadir. Küllü şeyi kudretinde, kuvvetinde, her şeye gücü yeten, her şeyi elinde tutan odur. Ne büyük özgürlük. Ne büyük özgürlük. Ve biz bunu birisine tattırdıysak, bunu birisine söylediysek ve birisini daha özgürleştirdiysek, bunu okuduğumuzda bu muhteşem bir şey. Kur'an ve sünnet dairesinde özgürlük nasıl tefekkür edilmelidir? İrade sahibi olmak özgürlük müdür? Muhakkak bir kimsenin irade sahibi olması özgürlüktür. Kenarından yırtılan meslerimizi dikip kullanmaya devam edebilir miyiz?
Evet. Ben sizden, talebelerinizden ve bütün Müslümanlardan dua istiyorum. Amin. Dileğimin kabul olması için. İnşallah. Allah hayırlı dileklerinizi versin. Allah herkesin yardımcısı olsun. Allah herkese şifa versin.
Kardeşler, tıpla alakalı şeyler doktorlara müracaat edeceksiniz. Doktorlarla alakalı soracaksınız inşallah. Gönül arz, burada kardeş demiş ki, kızım namazını bazen kılıyor, bazen kılmıyor. Dua edeceksiniz. Çocuklarınıza namazı öğreteceksiniz. Namazı sevdireceksiniz. İkindi namazına 20 dakika kala öğlen namazımı kıldım. Fakat avret yerimden sıvı geldi. Temizlendim ve tekrar kıldım. Fakat tekrar sıvı geldi. Üçüncü kez temizlenemedim. Çünkü ikindi namaz okundu. Bu durumda özür sahibim oluyorum. Evet, mide tedavisi görüyorum. Abdest aldığımda, ayaklarımı yıkadığımda, yerlenince tekrar mı abdest almam gerekiyor? Eğer normalde midede rahatsızlık varsa, yerlenmenizi durduramıyorsanız, sizin isniyatifinizin dışında çıkıyorsa, abdest alıp namazı kılacaksınız.
Namazınız bittiği anda, yerlendiyseniz abdestiniz de bitti. Naharet güzeli görebilmektir. Sevmenin sırrına erebilmektir. Cihan, alem, herkes bilsin ki en büyük ibadet sevebilmektir. Yunus Emre, sevmenin sırrı nedir? En büyük ibadet sevebilmek midir? Yunus'a sormak lazım. Taharetten başlayıp, abdeste ve namaza kadar hep vesvese içindeyim. Acaba abdest alırken ellerimi yıkadım mı diye şüphe geliyor. Namazımı bozuyorum ve ellerimi yıkamaya gidiyorum. Namazla tekrar tekbir getiriyorum. Bu sefer de tam Allah-u Ekber diyemedim. Galiba deyip yine namazımı bozuyorum. Kalpten niyet etmedim sanıp. Yine namazımı bozuyorum. Ne yapmam gerek? Böyle giderse hep namazını bozarsın sen.
Vesvese bir kimseyi sardı mı? Vesvese sardı mı bir kimseyi? Hep geri döndürür. O yüzden bir kimse abdest aldı mı? Aldı. Abdest abdesttir. Tamam bitti. Asla bir daha düşünmeyecek. Elimi yıkadın mı? Elini yıkamadın herhalde. Yıkamışımdır. Kolunu yıkamadın herhalde. Yıkamışımdır. Başımı mesletmedim herhalde. Etmişimdir. Bitti. Vesvese ile mücadele. Namazı iki mi kıldım, üç mü kıldım? İki kılmışsındır. Namazda Allah'a ekber dedin mi demedin mi demişsindir. Namazın içindeki farz kıbleye yönelmek, ayakta durmak, rüküye gitmek, secdeye getirmek, oturmak. Geri kalan namazın hiçbirisi de farzı değil.
Neymiş namazın farzı? Ayakta durmak, rüküye gitmek, secdeye getirmek, oturmak. Fatiha okumak namazın vacibi. Bir kimse la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Rüküda ayakta durdu mu durdu. Secdeye gitti, la ilahe illallah, rüküye gitti, la ilahe illallah, la ilahe illallah, tamam. Oradan secdeye gitti, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, bitti. Oturdu, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, esselamün aleyküm ve rahmetullah, namaz bitti. Şunu okudun mu, okumadın mı? Okuda, okuma, namazın namaz. Ya niyetlendin mi? Ya niyetlenmesen ne işin var kıbleye yönelmişsin, namaza durmuşsun? Niyetin, niyetin. Uğraşma.
Ya bir kimse normalde namaz kılmak niyetli olmamış olsa kıbleye yönelip elini bağlayıp dua etmeye kalkar mı? Yok. Uğraşmayın. Bunlar ahir zaman hastalığı. Şeytan ve nefis ortaklık kuruyorlar, şirket kuruyorlar. Abdestin olmadığı, gusulde 4 saat gusletmek için banyoda duran biliyorum. 6 saat, 7 saat banyoda duran biliyorum.
Sabah, akşam, gece saat 11'de banyoya girip sabah namazında banyodan telefon açanı biliyorum. Hastalık bu noktaya götürüyor insana. O yüzden çok basit bakın. Namaz kaçıncı rekat, iki mi kıldım, iki mi, üç mü kıldım? İki kılmışsındır. Ya dördüncü rekatta mıydım, üçüncü rekatta mıydım? Üçüncü de zindir, bir tane daha kıl. Ya beş kıldım herhalde. Ne güzel bonus olmuş, Allah kabul edecek. Ne yapacak Cenab-ı Hak diyecek ki, vay sen dördü beş yaptın ha. Kabul etmiyor musun diyecek? Bırak. O sizin içinize bakar, siyretinize, suretinize değil. Sen ihlasla namaz kılacaksın de. Dört mü kıldın, beş mi kıldın bilmiyorum. Tamam, ver selam, çık işin içinden.
Bir gün namaz kılıyorum ben, bir yanımdaki benim rekatları takip etmiş. Bana dedi, beş kıldın dedi, öğlenin son sünnetinde. Baktım, dedim beraber kılmıyor muydık namazı? Evet dedim, seni sayıcı katip mi gönderdi? Yürü kalk şuradan dedim, git nerede namaz kılıyorsan kıl. Abi özür dilerim, yürü git lan dedim. Bugün namazımı sayan, yarın lokma mı sayar benim? Yürü git dedim, ötede kıl sen. Kafan karışmasın benden dedim. Adam rekat sayıyor demek. Beraber namaz kılıyorsun. Bırak, kıl namazını, sana ne başkasının namazından. Hanım var ya, İbrahim Ethem Hazretlerinden nakledilir ya, birinin namazı önünden geçmiş.
Ondan sonra demiş ki, sen namazda benim önümden geçtin. Nerede geçtim demiş. Namazda da geçtin demiş. Sen beni mi gördün namazda demiş. Sen kimin huzurundaydın? Kimin huzurundaydın sen demiş. Allah'ın. Demek ki sen demiş, Allah'ı görmedin. Beni gördün namazda. Sahabe, batan oku çıkartıyordu namazda. Sahabe, kılıç yarasını yaktırıyordu namazda. Bir de dönüp diyordu ki, ben size namazdayken yaramı yakın demedim mi? Neden yakmadınız? Diyorlardı ki, biz namazda senin yaranı yaktık. Ha iyi o zaman diyordu.
Namazda yarası yakılıyor. Yarası yakılıyor namazda. Duymuyor. Hazreti Ali Efendimiz'e ok saplanıyor. Ok. Çıkaramıyorlar. Durun diyor. Dur. Sakin ol. Ne oldu? Ben bir namaza durayım namazda çıkarın siz diyor. Öyle Ali olunuyor. Allahu Ekber namaza duruyor. Bunun ayağından oku çıkarıyorlar. Esselamünaleyküm ve Rahmetullah. Esselamünaleyküm ve Rahmetullah. Ben size oku çıkarın demedim mi? Çıkardık ya emir el müminin. Böyle namaz kılıyorlar. Namazları bu. Bakın namazları bu.
Biz namazda alıyoruz, satıyoruz, ödüyoruz. Bir daha alıyoruz, bir daha satıyoruz, bir daha ödüyoruz. Çoluk çocuk büyüyor, torunlar oluyor. Evlendiriyoruz. Torunun torununu evlendiriyoruz. Gazık dikeceğiz ya dünyaya. Ondan sonra ne kadar huşiyle. Esselamünaleyküm ve Rahmetullah. Allah Allah. Ne namaz ne namaz. Hele bir de imam uzatıyor mu uzatıyor. Esselamünaleyküm ve Rahmetullah. Allah'ım yarabbi diyorum bu nereden namaz oldu şimdi? Direkt Esselamünaleyküm ve Rahmetullah. Esselamünaleyküm ve Rahmetullah. Namazda selam vermek. Allahu Ekber. İmam otururken belli edecek.
Allahu Ekber. Namaz gitti. Ayağa kalkıyor. Arkadaki cemaate belli edecek. Cemaat dikkat et. Ayağa kalkıyorum. Allahu Ekber. Tamam. Cemaat Rıku'ya gidiyorum. Allahu Ekber. Allahu Ekber. Rıku'dan kalktı. Gitti. Bize de böyle imam lazım ya. Biz de kendimizde değiliz ya. Biz de boyuna evleniyoruz, boşanıyoruz. Bir daha evleniyoruz, bir daha boşanıyoruz. Ondan çocuklar oluyor. Alıyoruz, satıyoruz, ev yapıyoruz. Yazlık yapıyoruz, kışlık yapıyoruz. Onun biz Allahu Ekber demesiyle namazda olduğumuzu anlayacağız.
O esnada o. Allahu Ekber dedi. Ha tamam ayağa kalkıyoruz. Tamam imam efendi kalktık. Bir kimse namazdaki tekbirlerini komut eder gibi söylerse namazı fasit olduğu gibi cemaatin de namazı fasit olur. İmamın namazı fasit olunca ve imamın namazının fasitliği zahir olunca, herkes görüp bilince, mesela imam yellendi açıktan, abdesti bozuldu, abdesti bozulduğunu bile bile arkadakiler onun namazına devam ettiğini görüp, onlar da namaza devam ederse hepsinin namazı fasit oldu.
Bunların eğitimi yok. Böyle olunca namazlar kopuyor tabii. Kopuyor. İmamlara da söylüyoruz. Diyorum, böyle yapan var. Bir haber gönderdim birisine. Dedim şu adama söyleyin, selamları bu kadar uzatmasın. Küstahlar bir de. O kendi işine baksın demiş. İyi dedim ben kendi işime bakacağım, bir daha uzattığı zaman ensesine tokadı vuracağım dedim. Demiş nasıl ya ben namazdakken beni mi tokatlayacak demiş. Tabii geldi. Evet dedim. Neden? Bütün namaz fasit oluyor çünkü bizim de fasit oluyor dedim. Kılıyor millet. Allah bizi affetsin. Bankaların ev satın alıp iki milyar üstüne koyarak taksitle satması caiz midir?
Eee cancağızım benim. Günümüzde Müslümanlar banka kurtarmak için seferber oluyorlar. Onlar günahta eşit midir? Ah kardeş, ah kardeş. Bankalardan ev alıp satmak caiz. Darül harp olduğundan. Bunu da böyle söylüyorum yine karakolluk olacağım ha. Darül harp olan bir, yani İslam hukuku yok ise bir ülkede, Müslümanlarla kafirlerin arasında faiz olmaz. Bizim Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık demokratik hukuk sistemidir, devletidir. Öyle diyorlar. İsmi böyle yani.
O yüzden layık demokratik olduğundan dolayı, layık ülke demek, herhangi bir hukukunun herhangi bir dine dayalı olmaması demek. Bizde dine dayalı bir devlet yok. Bizim hukukumuz da dine dayalı değil. Bizim hukukumuz bir dine dayalı olmadığından. Biz öyle söylüyorlar. Aslına bakarsanız hukuku biz ilk başlangıçta gitmişiz. İçhizse'den ceza hukuku, İtalya'dan bilmem ne hukuku, Almanya'dan, Fransa'dan bilmem ne hukuku almış. Hukuku öyle oturtmuşuz. Biz İslam hukukunu kaldırınca ortadan yerine bir şey koymak lazım. Avrupalılaşacağız diye biz Avrupa'nın hukukunu almış, getirmiş, uygulamaya başlamışız. Avrupa'nın hukuku ne? Kendince kendi inanışlarının hukuku.
Onlarda da tam bir Hristiyan hukuku yok. Avrupa'nın hukuku, deccal hukuku, bizimki de deccal hukuku. Avrupa'nın hukuku Hristiyanlara, Hristiyanlığa ait bir hukuk değil. Burada da bazı siyasetçiler diyorlar ki veya bazı muhafazakar, bazı hoca efendiler diyorlar ki işte Avrupa'nın Hristiyan hukukunu getirdiler diyorlar. Hayır, Avrupa'da da Hristiyan hukuku yok. Zaten İseviliğin hukuku yok. Bu tarihi bir mesele. Neden? Çünkü İsa Aleyhisselam'ın bir rivayette peygamberliği bir yıl, bir rivayette de üç yıldır. Hukuku yoktur.
İsa Aleyhisselam anca kendi peygamberliğini, anca kendi peygamberliğini ilan edeceğim. Anca insanları şirkten kurtarıp tek olan Allah'a yöneteceğim de uğraşır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Mekke devrinde on yıl uğraştığı gibi. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Mekke devrinde ibadetle alakalı hiçbir şey yoktur. Hukukla alakalı hiçbir şey yoktur. Mekki ayetlerinin hiçbirisinde ne ibadet vardır ne de hukuk vardır. Yoktur. Neden? Orada insanları şerikten kurtarmak için Allah'ın varlığını, birliğini ve kendi peygamberliğini ilan eder. Yaradılışla alakalı, Allah'ın gücü, kudreti, kuvvetiyle alakalı, zatı ve subuti sıfatlarıyla alakalı, normalde efaliyle alakalı meseleler vardır.
Ya İsa aleyhisselamın peygamberlik zamanı bir yuva en fazla yani biz yukarıdan tutalım 3 yıl. 3 yılda normalde bir İsevi hukukunun olması mümkün değil. O zaman var olan hukuk ne? Pavlos'un hukuku. Zaten İsevilikte hırsızlık yapının cezası bu, adam öldürenin cezası bu diye yoktur zaten. Neden? Bunların hepsinde, bunların hepsinde eski ahitten alırlar.
Nereden? Musevilikten. İsa aleyhisselam kimdir? Beni İsrail peygamberidir gerçekten. İsevilerin içinden, Musevilerin içinden çıkmıştır Beni İsrail peygamberidir. Ve bütün etrafındaki havariyun eski ahidi çok iyi bilir. Pavlos havariyundan da değildir. İşin daha enteresanı Pavlos havari de değildir. Ya havarinin yanındakının yanındakındandır. Yani ashabtan değildir. Ya tabiinde değil. Ya tebae tabiindendir. Böyle anlayın. Ama şimdi bütün İslam, bütün Hristiyan alemi Pavlosvari bir dine sahiptir. Hristiyan da değillerdir gerçekte.
Bakın gerçekte Hristiyan da değillerdir. O zaman bizim Avrupa'dan aldığımız hukuk nedir? Deccal hukukudur. Yani Pavlos hukuku. Hep değişir onlar. Önceden idam cezası vardı. Avrupa'da kaldırdılar idam cezasını. Bakın nasıl değişti. Eee? 50 yıl önce idam edilenler ne oldu şimdi? Şimdi Türkiye'de kaldırdı idamı. İyi. 12 yaşındaki çocuğun, ülkücü çocuğun yaşını büyütüp astınız ya. 12 Eylül'de. Kim verecek hesabını? Şimdi idam yok. Eee idamlı suçlar var. Adam gitti, kadının kızı aldı, anasını da aldı. Herkesini tecavüz etti.
Herkesini de öldürdü. Parça parça etti. 8 yıl sonra çıktı. 8 yıl bile yatmadı. Ne oldu öldürdükleri? Adamlar 28 Şubat'ta bankaları soydular. Hepsi de iş adamı. Dolaşıyorlar etrafta şimdi. Antep'te bir çocuk iki tane baklava çaldı, 7 yıl yedi.
Millet bankalardan çuvallarla götürdüler 28 Şubat'ta. Kameralar var ortalıkta. Bankaya adam kendi bankasını soyuyor. 80 milyar doları gitti bu memleketin 28 Şubat'ta. Hepsi de elinde çanta dolaşıyorlar şimdi. İçeri giren çıkan yok. Bir şey yok. Ceza meza yok. Adam iki tane baklava çaldı diye 7 yıl yedi. Millet devleti hortumladı.
Alayından götürdü. Ceza yok. Onlar buluyorlar işi. Mahkeme, mahkeme, mahkeme, mahkeme. Yok Yargıtay, yok Danıştay, yok Sayıştay. Yok oraya gitti, yok buraya gitti. Aa bir bakın adam dolaşıyor meydanda. Öbür gariban bir şey yapmış. Bir eksiklik, noksanlık yapmış herhangi bir şeyden. Bir dayıyorlar cezayı. Bir dayanıyor adam. Aa cezaevinde adam. Lan ne oldu ne yapmış adam? Eşte üfürükten bir şey olmuş. Deccal hukuku. Deccal hukuku. Adam uyuşturucu satarken yakalanıyor. Giriyor içeri. 3-5 yıl nasıl nasıl yapıyor.
Çıkıyor dışarı. Bir daha yakalanıyor. Bir daha giriyor içeri. Bir daha çıkıyor dışarı. Adam uyuşturucu işi yapıyor. Adam giriyor, çıkıyor. Hiç önemli değil adamı. Hiç hiç. Bir tanesini az. Lan bütün milleti zehirliyor. E biz Avrupa'ya uyuyacağız. İdam cezasını kaldıracağız. Kaldırdık. Deccal. Şimdi öyle olunca. Bizde şimdi bir de şu var. Biz Müslümanız. Tamam. Bankayla olan ilişkimizde durum ne olur? Adı banka çünkü. Kardeş, vergi dairesi senden faiz alıyor. Telefon işletmesi senden faiz alıyor. Sular idaresi senden faiz alıyor. Elektrik işletmesi senden faiz alıyor.
Sigorta, bağ kur senden faiz alıyor. Lan faiz almayan senden hiçbir kimse yok. Devletin ve özel şirketlerin bütün kurum ve kuruluşları senden faiz alıyor. Ütüyor seni. Haydi özgür olun. Ödemiyoruz deyin hadi faizleri. Bütün cümle alem senden faiz alıyor. Bankaya gelince bankada nedir hocam? Bana onu soruyorlar. Ben diyorum ki ya şu insanlara bak. Elektrik faturasını bir gün geciktiriyorsun, faizi ödüyorsun. Suyu bir gün geciktiriyorsun, faiz ödüyorsun. Telefonu bir gün geciktiriyorsun, faiz ödüyorsun. Kredi kartı geciktiriyorsun, faizi ödüyorsun. Hatta kredi kartı diyor ki işte bin lirada kaç para yatırınca öteliyor?
Aslı ne kadar oluyor bin liranın? Dörtte biri mi? Dörtte biri. Yani bin lira borcun var kredi kartından. İki yüz elli liraya yatırınca yedi yüz elli liraya öteleniyor. Ona faiz ödüyorsun ama değil mi? Evet. Adamın cebinde kredi kartı var. Her ay faiz ödüyor. Onu sormuyor. O nefsine tatlı. Ya bu kredi kartı benim cebimde ne? Ha iyi. Benim ne kadar maaşım? Bir lira. Ne kadarlık harcamışım ben? İki buçuk lira. Hem bu ne? Bizim bir arkadaş benim adıma bir kredi kartı çıkarttı. Bizim bize tatlı geliyor işlerinde. İşte telefon ödenecek. Sait al götür çek cırt çekiyor. Şu ödenecek cırt çekiyor.
Aay sonu ilk önce iki milyar. Bir daha kay üç milyar. Bir daha kay dört milyar. Bir daha kay beş milyar. Aa kendi kendime dedim yok lan. Bundan uğraşacağız biz. Ben kırdım attım. Bir daha kay yok para. Benim böyle üç aylık bir kredi kartı şeyim var. Ne o? Senaryom var. Böyle bir üç aylık. Şimdi o arkadaşı aramışlar genel müdürlükten. Yani kredi kartı hani çekilmiyor. Kırdı demiş istemiyor. İşte şöyle yapalım böyle yapalım yok demiş. Beni aramayın kendisini arıyorsun. Ama beni arıyor birisi. Efendim. Biz garanti bankası işte bilmem ne yerden arıyoruz. İstanbul'dan arıyorlar.
İşte kredi kartı. Aman kardeşim kapat telefonu dedim ya. Ben psikolojisi bozuk bir insanım dedim. Ağzımdan şimdi ne çıkacak belli değil dedim. Dengem yok benim dedim. Babaannem beyin felcinden öldü dedim. Bizim beynimiz normal değil dedim. Sen kızcağız için konuşacağım duruşuyor. Sen bence kapat telefonu dedim. Efendim özür dileriz dedi kapattı. Ertesi gün bir daha aradı. Birinci gün aylası ertesi gün sunah. İsimleri farklı. Kardeşim dün ben söyledim. Benim psikolojisi normal bir kimse değilim. Aramayın dedim. İşte beyefendi. İşte beş liralık değil on liralık gönderelim. Dedim ya sen benim ocağımın su mu dökeceksin? Ben dedim en son da dedim bana telefon açtılar dedim.
Birisi dedim ben. Ben şu köprü ne köprüsüydü? Setbaşı. Adam dedim setbaşı köprüsündeyim. Kendimi asacağım dedi dedim ben. Ben de aynı noktaya geçeceğim sonra dedim. O zaman dedi ki dört buçuk liraya indirelim kredi kartınızı. Beş yüz lira aşağı. İstemiyorum kardeşim. Ertesi gün arıyorlar. Üç liralık gönderelim. İstemiyorum. Ertesi gün arıyorlar. İki liralık gönderelim. İstemiyorum. Öyle kurtulduk. Kurtulmak mümkün değil. E şimdi az önce özgürlük diyor ya. Bak kardeş kredi kartın ne kadar? Borcun. İki lira. Maaşın ne kadar? Bir lira. Özgür değilsin. E bankalar kredi alıyor. Alma.
Yapma. Git hadi bankayı üt. Nasıl basma ya. Bankaları ütmek caiz. Ben nasıl olsa yırttım ben. Bugün artık ne olacaksa olsun. Bankaları kandırmak caiz. Aral hatta caiz. Türkiye'nin en fazla kar eden işletmeleri bankalar. Sanayisi değil. Elektronik yatırımları değil. Bilgisayarla alakalı bilgi yatırımları değil. Ağır sanayi değil.
Hafif sanayi değil. Orta sanayi değil. Esnaflar değil. Ziraatçılar değil. Hayvancılar değil. Balıkçılar değil. Küçük ticaret erbabı değil. Küçük sanatkar erbabı değil. Memurları değil. İşçileri değil. Kim Türkiye'nin en önemli kar eden dalını? Bankacılık. Birinci derecede. Neden? Biz hiçbir şey ödemeyiz. Bankaya öderiz. Allah'tan korkar gibi bankalardan korkarız. Ve hepsi de bize namustan bahseder. Dürüstlükten bahseder. Ve hepsi de bizim çok affedersiniz. Çok affedersiniz.
Donumuza kadar ipotek alırlar. Evdeki hanımımızdan dahi imza alırlar. Bir şey alacakları zaman. Ve Türkiye'nin birinci kar eden işletmeciliği bankadır. Hadi caiz ütün bankaları. Hadi caiz göz göre göre faizcilik yapan işletmeleri ütmek caiz daril artta. Gidin ütün hadi. Ütemezsiniz. Gider arkadaşınıza efelenirsiniz. Evde hanımınıza efelenirsiniz. Gidersiniz çoluğunuza, çocuğunuza efelenirsiniz. Gidersiniz mazlum bir insana efelenirsiniz. Faizcilere efelenemezsiniz. Gider masum insanın ayağına sıkarsınız. Gidersiniz onun ağzını burnunu döversiniz.
Faizcinin karşısına gelince esas duruşa geçersiniz. Hiç gördünüz mü? Bir tane iki tane faizci vurulsa herkes pusar. Faizci adamın evini sattırıyor. Evini satılan adam gitse bir mermi çaksa ona. Hayat bambaşka olur rengi. Ben şimdi suça teşvikten gideceğim bugün. Evet. Kimse yapmaz. Ama gider orada garibanın birisine sıkar. Agayım diye, mafiyayım diye gezer sonra. Bir de bu faizcilerin etrafında vardır mafya bozuntuları. Tabi siyah takım elbise, siyah kravat, siyah gömlek. Her şey siyah. Bir de gözlük siyah. Sen zaten görünce esas duruşa geçiyorsun.
Bir tane patlatacaksın ona. Gözlüğü bir tarafa, kendi bir tarafa. Yapamaz kimse. Yapamaz. Buradan soruyor. Bankadan ev alıp satmak caiz mi? Veya günümüzde Müslümanlar banka kurtarmak için seferber oluyorlar. Ne yapsınlar? Onlar da onu dini bir vazife görüyorlar. Onlar da onu dini vazife olarak görüyorlar.
Ha Kur'an'da, sünnette, imamların iştahatında yok. O sınmaz. O güne kadar sormamış. Yaptıklarını var mı yok mu diye. Bundan sonra mı soracak? Alışverişimizde peşin fiyatına 200 TL'lik molu taksitli 200 TL'ye bize satıyorlar. Aradaki 50 TL fark faiz mi oluyor? Peşin alırsan bu kahve fincanı 5 lira. Vadeli alırsan 750 lira. 7,5 lira. Alışveriş bitmedi daha. Alışveriş bitmedi daha. Gönder ya ama öyle derim ama öyle derim. Olmadı. Satın alan kimse muhayyar. İstersen 200 TL vadeli gönderir isterse göndermez. Alışveriş olmadı.
Ben bu kahve fincanını 5 lira peşin fiyata sana sattım. O da aldım. Alışveriş bitti. Ben bu kahve fincanını sana 7,5 lira 5 ay vadeli sattım. O da aldım. Alışveriş bitti. Ya 7,5 liraya ben bunu 5 ay vadeli aldım ama ödeyemeyeceğim ya. Ben bunu bir 5 ay daha vadeye isteyeyim. İşte ne ödeyeceğim sana o zaman? 10 lira ödeyeceksin. Aradaki 250 lira faiz oldu. Faiz oldu. Ya benim sana 5 lira borcum var ama ödeyemiyorum ya. Ben bunu 1-2 ay sonra ben sana ödesem. 1-2 ay sonra 7 liradan alırım. Arası faiz oldu. Ya ben bir koltuk takımı aldım.
Peşin para kaç para? Peşin para 1,5 lira. Vadeli kaç para? 2,5 lira. Alışveriş olmadı daha. Ya ben bunu 2,5 liraya aldım ya. 10 ay taksitle ben bunu 2,5 liraya aldım. 2,5 liraya aldım, sattım bitti. Arası faiz değil. Örneklendirdim. Hocam vav harfi ile elif harfinin özelliği nedir? Vav harfi yüzük alacağım. Onunla tuvalete girebilir miyim? Biz daha çok özgürlük için koşturacağız. Evet. Ulu Cami'ye gideceksiniz. Ulu Cami'nin önündeki vava ne zaman kadınlar böyle vav harfe böyle elleriyle sıvazlayıp elini yüzüne sürüp onun önünde dua etmekten vazgeçtiler. O zaman özgürlüğü öğrenecekler.
Veya Ulu Cami'nin içerideki kurnaları var ya, her kurnadan 3 sefer su içeceksin, her iç işinde niyetleneceksin, yarabbi bana hayırlı bir nasip diyeceksin. Öyle bütün kurnaları dolaşacağım. O zaman evleneceğim. Bundan ne zaman bundan kurtulduk, o zaman özgür olacağız biz. Evet. Görmüyor musunuz mu hiç Ulu Cami'de? Bir de bekliyorlar değil mi? Vav harfi boşalsın diye. Yapacak bir şey yok. Dergimizde yayınlanmak üzere kahve ile ilgili bir yazı yazabilmek için engin kahve bilginizden faydalanmak mümkün mü? Şeyh Şazeli'nin kahveyi bulduğu doğru mu?
Bulduysa nasıl bulmuştur? Derviş ve kahve ilişkisi nedir? Veysel Karane'nin kahve ile ilgisi var mıdır? Kahvenin piri kimdir? Kahveye sormak lazım. Mübarek insanlar biz kahve miyiz? Ya da gidin Şeyh Şazeli'ye sorun. Allah bizi affetsin inşallah. Evet o kafir veziri herkese bir şeyler söylüyordu. O herkese bir şeyler söyleyen, o kafir veziri dinleyenler, tat alış duygusuna sahip olanlar, tat alma duygusuna sahip olanlar, onun sözlerinde öyle bir tat buldular ki acımsıydı. Yani o böyle dini yürekten kabul eden, kalbi din için atan, kalbi temiz, içi temiz, duyguları temiz, dine halisane bakan, dine iyi niyetli bakan, ihlaslı ve samimiyetli bakanlar, o vezirin söylediklerinden acımtırak, acımtırak tatlar alıyordu.
O anlatırken onların kalbine bu noktada tatlılık inmiyordu. Onların ruhaniyetlerine, onların maneviyatlarına tatlılık inmiyordu. Onlar diyorlardı ki bunda bir noksanlık var, bir eksiklik var, karışık sözler söylüyor, şekerli gül suyu şerbetine zehir katıyordu. Bu Pavlosvari din adamları, bu Pavlosvari dindarlar, bu dini kendisine geçim kapısı yapanlar, bunu böyle dini geçim kapısı yapanlar deyince rahatsız oluyorlar. Kimisi mail atıyor bana, kimisi Twitter'dan yazıyor, kimisi Husisi bana mesaj atıyor. İşte siz ne iş yapıyorsunuz? Hani dinden siz geçinmiyoruz mu gibi. Kardeşler, ben mahkeme kararıyla Bağkur emeklisi oldum. Yargıtay kararıyla, bozulmazsa. Bozulma ihtimali var mı?
Yokmuş tamam. Diyebilirim yani böyle değil mi şimdi? Tamam. Yargıtay kararıyla ben Bağkur emeklisiyim. Bağkur emeklisi demek, esnaflık yapmış demek demek. O yüzden şükür hamdolsun, ticaret yaptık yıllardır, arkadaşlar bilirler, eş dost etrafımız bilir, ticaretten emekliyiz. Birisi sormuş, Hz. Mevlana ne iş yapardı diye, Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri, o günkü üniversite mesabesindeki medresede hocalık yapardı.
Medresede hocalık yapardı. Geçimi medresedeki hocalıktandı. Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerinin 8 ilim dalından diploması var. Buna fizik, kimya, matematik dahil. Yani normalde sadece hadisçi değil, sadece fıkıh alimi değil. Hz. Mevlana günün en iyi fıkıhçıları kadar fıkıhçıydı, fakirtti. Günün tefsircileri kadar tefsirciydi, günün hadisçileri kadar hadisçiydi. Mesnevi'de altı binin üzerinde hadis var. Mesnevi'de dört binin üzerinde ayet-i kerime var. Mesnevi'de akaid var.
Mesnevi'de kelam var. Mesnevi'de cebriyecilere, haricilere, mesnevi'de kaderiyecilere cevaplar var. Öyle Hz. Mevlana'yı öyle küçümsemesin kimse. Hıfzından, bir kitaba bakmadan cebriyecilere cevap var mesnevi'de. Bir kitaba bakmadan haricilere, kaderiyecilere cevap var mesnevi'de. O günün akaid hastalıklarına, akaid hastalıklarına cevap var mesnevi'de. Aynı zamanda Hz. Mevlana Celalet-i Rum Hazretleri'nin mesleği, bugünkü üniversite dekanlığı. Bir üniversite düşünün, onun dekanı. Zaten oradan şeyhliğe dönüş yapıyor. Yani Şemsettin-i Tebrizi ile tanışınca bırakıyor onu.
Onu bıraktığı için talebeler ayaklanıyor. Onu bıraktığı için saray diyor ki ya ne oluyor? Bizim Mevlana'mıza ne oluyor saraydakınlar? Bir üniversite düşünün, ilim duyarı. O üniversitelerin geçimi o gün için saraydan, devlet destekli. Gazaliye Husisi üniversite kurulması gibi, medrese kurulması gibi. Bunun gibi. Osmanlı'da da var bu. Osmanlı'da devlet üniversite kuruyor. Ve çağırıyor devlet o günkü alimleri. Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri bütün İslam dünyasını çağırıyor. Ne kadar alim varsa topluyor. Hepsine maaş veriyor İstanbul'da. O Macar toplucusunu çağırıyor. Maaş veriyor ona devletten. Sen gel diyor. Bize bu topları dökmemizi bize anlat.
Bize öğret. Maaş veriyor. Bu caiz mi? Evet. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Yahudi doktora maaş vermesi gibi. Onların geçimi dinden değil. İşte bu vezir, Hz. Mevlana bunu Pavlos olarak belirtmemiş. İyi ki ismini koymamış. Neden? Bu o gün için Musevilerin içerisinden, İsevilerin içerisine girip döndürmüşler İsevileri. Bu akayetlerini bozmuşlar. Bugün içinde İslam dünyasının içerisinde bizdenmiş gibi, Müslümanmış gibi ve Müslümanca konuşan, bizim dilimizden konuşan Pavlosvari din adamları var. Bunları hadis-i şeritler bize beyan ediyor.
Diyor ki, Onlar sizin dilinizden konuşurlar. Onlar sizin gibi ibadet ederler. Ama ve lakin onlar asla sizden, bizden değildir. Muharinin Bab-ül fitenini açın okuyun. Buhari'nin Bab-ül fitenini muhakkak okuyun. Onlar Kur'an-ı Kerim'i okurlar. Kur'an-ı Kerim onların boğazlarından aşağı geçmez. Onlar namaz kılarlar ama namazları onların yüzlerine paçavra gibi atılır. Onlar ümmetimin parasını yerler. Onlar ümmetimin parasını yüterler. Onlar kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibidir. Ümmetimin başına üşüşürler. Bunlar öyle insanlar çıkacak ki, Öyle insanlar çıkacak ki, Sizin dilinizden konuşacaklar.
Ve onların tabileri çok olacak. Onlara tabi olanlar çok olacak. Ve onları cehenneme götürecek. Cehenneme. Şimdi insanlar bir yerde bir kimse çıkıyor. Tabisi çok. Hüra koşuyor. O tabisi çok olanlar o tabilerinin çokluğuyla övünüyorlar. Tabisi çok olanlar gücü ellerine geçirdiklerini zannedip ümmet-i Muhammed'e zulmediyorlar.
O tabisi çok olan hoca efendiler. Tabisi çok olan şeyh efendiler. Tabisi çok olan mürşitler. Tabisi çok olan alimler. Tabisi çok olanlar. Aman dikkat edin. Hadis-i şeriflerde bize ikaz var. Açın hadis külliyatlarını Bab-ül Fiten. Yani fitneler bahsini açın. Bu zamanda okunacak olan en önemli hadis bölümlerinden birisi Bab-ül Fiten. Fiten bölümleri. Yani fitne bölümleri. Fitneler. Bütün hadisçiler. Bütün hadis alimleri. Buhari, Müslim, Tirmize, İbni Mace, İmam-ı Ambel, İmam-ı Davud. Hepsinin de hadis kitaplarında fitneler bahsi vardır. Açın okuyun. Hazreti Mevlana'mız bize, bize buradan örnek vererekten diyor ki Ey Ümmet-i Muhammed uyanık olun.
Bir sohbette bir şekilde söyleyip bir sohbette bir şekilde söyleyen Kendi aralarına geldiği zaman parayı, pulu cebellez eden Bunlara karşı diyor uyanık olun. Ne yapıyormuş bu adam? Şekerli suya, şekerli gül suyuna zehir katıyormuş. Anlatırken din anlatıyor size. Harika. Ağzından bal akıyor. Bir daha ağlıyor, bir daha ağlıyor, bir daha ağlatıyor. Muhteşem. Aylık yüz milyar lira ama bunun bedeli. Bir anlatıyor ki, geceli yedi milyar lira. Ve bunların tabileri çok olacak.
Tabisi çok. Ne büyük muhteşem şeyh. O kadar çok tabisi var ki. Ne büyük hoca, alim. Ne kadar tabisi var. Bir emirle herkes bir tarafa savrulup gidiyor. Sözünün dış yüzünden çevik ol anlamı anlaşılıyordu. Ama ardından da cana gevşek ol diyordu. Bir taraftan diyordu ki, çevik ol, dikkatli ol. Aman dinini yaşarken kılı kırk yar. Ama ardından da ince ince diyordu ki, Allah affeder ya boş ver. Önemli değil. Olmadığı zamanlar da olacak. Sen ya ben işte diyor ya, hocam ben namazımı kılamıyorum, kılmıyorum. O da diyor ki, Allah affeder her şeyi. Sen kılma. Ona demiyor, namaz farz.
Namaz dinde yıkılan son kaledir. Bir kimsenin namazı yıkıldıysa dini yıkılır. Müslümanların namazları yıkıldığı için dinleri yıkıldı. Müslümanlar namaza ehemmiyet vermediği için evlerinde bereket yok, kazançlarında bereket yok, vücutlarında bereket yok, akıllarında bereket yok, dimalarında bereket yok, fikirlerinde bereket yok, maneviyatları yok, hayatları yok. Rezil bir şekilde yaşıyorlar. Neden? Çünkü Müslümanlar namaza sımsıkı sarılmadılar. Sarılmadılar. Müslümanların bereketi yok, yok. Neden? Harama karşı dimdik durmadılar. Bu haram. Haramı nasıl işleriz? Harama nasıl göz yumarız? Harama nasıl böyle davranırız? Deyip kestirip atamadı Müslümanlar. Ondan sonra adamı alaya gider gibi karşımıza çıktı.
Horoz da kessen kurban olur dedi. Biz de güldük, he he yaptık. Biz sen ne diyorsun kardeşim bizim dinimizde alay mı ediyorsun diyemedik. Neden? Suyun üstündeki köpük gibi olduk biz. Adam bizim dinimizde alay etti. Biz de tebessüm ettik. Herkes A9 izliyor. Neden? Ay ne kadar model Müslümanlar. Bir de bana soruyorlar. Ne düşünüyorsunuz? Genelde soranlar erkekler. Zannediyorlar ki o hatunlar onların olacak. Genelde soranlar o tip kıyafetleri tercih eden bayanlar. Hadisleri inkar ediyorlar.
Bir şey diyebiliyor musunuz? Yok. Tatlı geliyor bize. Niçin? Gevşetiyoruz çünkü. Ya aman derviş kaybolmasın ya Allah desinler. İyi güzel diyelim de kardeş gözümüzün içine baka baka yapıyor ya. Haa ne yapacağız? Allah bizi affetsin. Gümüşün dışı aktır, berraktır ama onun yüzünden elde kararır elbisede. Bakın altından sonra kıymetli olan madendir. Takıda gümüş öyle değil mi? Hazreti Mevlana diyor ki gümüşün yüzü aktır. Ama diyor eli de karartır elbiseyi de. Altını ara.
Altını ara. Altın. Siyah işte ne yapalım işte ya şimdi ne yapalım ya hocamız bu ya. Allah Allah. Ya dedim sen onun mürşidi kamil olmadığına inandığın halde burada duruyorsun. Halifeliğinden duruyor orada. O halife ya. Halifelik onu tutmuş orada. Bakıyor. Ölecek şeyh olacak. Çünkü şeyh paranın üzerine oturmuş. Gelen giden cebinden bir k***. Evi yaptırmış, dergâğı yaptırmış. Oğum her şey harika. Oğlanların işleri harika. Her şey oturmuş yerleşmiş.
Halife gözünü ona dikmiş. Ölecek o da şeyh olacak. Aynı şeyh o da sahip olacak. Orada oturuyor. Ondan dolayı. Altını aramıyor. Altını aramak her müminin hakkı. Her dervişin hakkı. İstihara yap kardeşim. İstihara yap. Yalvar, yakar. Ahla Allah'a. De ki ya Rabbi. Beni kendim için, kendim için. Beni mürşidi kamilime ulaştır. Rüyanda gördün, halinde gördün. Senin altının o. Tutsum sıkı. Ya işte şeyh efendi öldü ama işte ya ne yapayım işte biz de bu abiye tabi olduk biz. Böyle yok. Altını ara.
Ara. Ateşin kıvılcımlarıyla al al bir yüzü vardır ama yaptığı kötü işe bak. Sonundaki karalığı seyret. Onların yüzleri al al olur ama sonunda kararır. Mahşerin hesabı öyle değil. Kabrin hesabı öyle değil. Burada görüntüyle aldatabilirsin. Başına benim gibi bir sikke, bir cübbe geçirip insanları kandırabilirsin. Mahşer. İşin sonu. Onu düşündün mü? Hazreti Mevlana diyor ki onu düşün. Verecek hesabı düşün. Kabirdeki sorgunu, sualini düşün. Hepimiz için. Mahşerini düşün. Şimşek göze bir ışık olarak görünür ama gözü kamaştırma, görüşü çalma huyu vardır onda. Şimşek birden çakar.
Gözün kamaşır ama o devamlı aydınlık değildir. Sen hiç batmayacak güneşi bul. Sen her daim aydınlatacak olanı bul. Senin gece karanlığında her daim yol gösterecek olanı bul. Sen anlık şimşek çakar gibi aydınlatıcılara kanma. Bir anda gözün kamaşır senin, seni kendinden geçirir ama o bir anlık. Sen ebedi zevke, ebedi aşka, ebedi sevgiye, ebedi aydınlığa dalacak olanı göster. Onu gör sen. Anlayışı, tat alma duygusu olmayanların boyunlarına bir halka oluyordu vezirin sözleri. İşte görüntüye bakanlar, parlak sözlere bakanlar, dinin hakikatini aramayanlar, nefislerinin hakikatine koşanlar, nefislerinin peşinde koşanların o sözler boyunlarına bir halkaydı.
Güzel sözleri takıyorlar ya. Hallâc-ı Mansûr enel hak demiş. O neden demesin? Hallâc-ı Mansûr'dan aşağı mı ki? O da enel hak der. Harika bir söz. Şatahat muhteşem. Beyazlı Bestami demiş ya, var mı benden daha aşağını yüce? Beyazlı Bestami demiş, o neden demesin? O da diyecek, Arabi demiş ya, ne tarafa bakarsan bak bütün varlık hattır. Bütün varlık Allah'tır. Vay, Arabi demiş ya, sen ondan aşağı mısın? Sen de söyle, yap şatahatını. O parlak sözleri duyan cahil insanlar, dini bilmezler. Vay ya, Arabi'den de üstün. Vay be, Beyazıt gibi konuştu ha. Vay be. Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm. Yunus gibi konuştu.
Yunus ete kemiğe bürünmüş, Yunus diye göründüm. Ya. Yani Yunus ne o zaman? Allah. Eee? E ben de Yunusum. Yani ben de ete kemiğe büründüm. Ya ben de işte ne isim söyleyin. Savaş diye göründüm. Nerede savaş be? Evde mi? Vay. Vay savaşım vay. Vay ki vay. Bak sen şimdi dilime de dolandın mı şimdi? Eyvah ki eyvah. Sen telefonu açtın bir de yani. Evde miyim dedi sana? Vay vay vay … Evden de dinliyorsa şimdi savaş diye göründüm dediyse eyvah ki eyvah. Burada görünmedi savaş bak. Eyvah eyvah eyvah …
Bak elim ayağım kesildi şimdi. Gidiverdi bak şimdi. Vay ki savaş vay. İşim var savaş işim var. Bu parlak sözleri söyleyince dervişler etrafındaki cahil insanlar bunları aldılar süs gibi boyunlarına taktılar. Bilemediler ki o sözlerin sahibi başkasıydı. Bilemediler ki o sözü söyleyenin sözünü söylemekte o hal yaşanmaz ki. Bilemediler. Vezir padişahtan altı ay ayrı kalmıştı. Altı ay İsa'ya uyanlara sığınak kesilmişti. Vezir o Yahudi padişahtan ayrıldı. Altı ay boyunca ne yaptı? O İsevilerin içerisinde dolaştı. Onların sığınağı gibi oldu. Herkes onun din bilgini zannetti.
Peşine düştü. Halk tümden gönlünü ona tapçırdı. Dinini de herkes onun buyruğuyla ölüme atılıyordu. Allah Allah. Hz. Mevlana 800 yıl öncesinden söylüyor. Ne yapmış o günün insanları? Dinini de ona teslim etmişler. Sevgilerini de ona teslim etmişler. Tapçırdı diyor. Yani taptı. O kimseye taptılar. Kur'an ve sünnete bakmadılar. Hocalarına taptılar. Kur'an ve sünnete bakmadılar. Şeyhlerine taptılar. Kur'an ve sünnete bakmadılar. Birisi Mehdi'yim dedi ona taptı. Kur'an ve sünnete bakmadı. Birisi Nebi'yim dedi ona taptı. Kur'an ve sünnete bakmadı. Birisi dedi ki en büyük tefsirci benim ona taptı.
Kur'an ve sünnete bakmadılar. Birisi dedi ki ben günün imamı azamıyım. Ona taptı. İnsanlar dinlerini bıraktılar. Adamı diyorsun ki kardeş bak Kur'an sünnet böyle. Zekat bunlara verilir. Zekat kimlere verilir? Zekat yolcuya verilir. Zekat fakire verilir. Zekat kimsesize, yoksula, savaşanlara, mücadele edenlere. Zekatın verileceği yer bunlar. Sen ne demek istedin şimdi? Bana öyle soruyor. Ya Kur'an sünnet bu. Kardeş, milletten zekat toplayıp ayakkabı alamazsın sen. Zekat parasıyla sen işletme açamazsın. Zekat parasıyla Kur'an kursu açamazsın sen. Sen milletten zekat toplayıp kitap bastırıp satamazsın.
Sen milletten zekat toplayıp dergi bastırıp satamazsın. Milletten zekat toplayıp televizyon açamazsın. Milletten zekat toplayıp bilmem hangi gazeteyi satın alamazsın. Dinin hükmü bu. Zekat miskinlere, fakirlere, borçlulara. Git ona ver. Zekat almaya muhtedir misin sen? Değilsin. Sen bu konuyla alakalı vazifelendirildin mi? Hayır. Neden topluyorsun sen zekat? Nereye topluyorsun sen? Kime topluyorsun zekatı sen? Mahallende fakir mi var senin? Bütün cemaatler, tarikatlar, kurumlar, kuruluşlar düşmüşler yollara. Kardeş, sen zekat memuru musun? Devlet seni zekat memuru olarak mı tayin etti?
Hayır. Zaten İslam devleti yok ki seni zekat memuru tayin etsin. Ben böyle söyleyince gocunuyor adam. Bundan gocunuyor. Din? Hayır. Kur'an ve sünnet atıyorlar. Sen ne dedin şimdi bizim şeyhimize mi lafı mı söyledin? Kardeş senin şeyhini tanımam bilmem. Bana ne senin şeyhinden ya? Bana ne? Yok. Üçecekler parayı. Haydi. Ne? Televizyon kuruyoruz. Niçin? Kur'an sünnet için. Toplayın çekleri. Televizyon Fox'a satıldı. Nerede para? Ha nerede para?
Bana birisi gelsin hesabını versin. Nerede para? TV5'i Müslümanların parasıyla kurdular. Bakın açık konuşuyorum. TV5 satıldı. Kime satıldı? Parası kimden? TV7 Müslümanların parasıyla kuruldu. Ha nerede? Kimde TV7? Kimde kardeş? Kimde? STV. Müslümanların parasıyla kuruldu. Yarın öbür gün satılırsa kime gidecek parası? Kime? Kendi içimizden söylüyorum. Önce çuvaldızı kendime batırıyorum. Bazı arkadaşlar diyorlardı ki bir dergah yapalım.
Kime yapacağız dedim dergahı? Efendim sana yapacağız. Ben ölünce kimin olacak? Kaldı. Kaldı. Biz şeyhimizin sağlığında cami yaptık. Cami yapış sebebimiz şuydu. O camide biz zikrullah yapacaktık. Cami zikrullah yeri olacaktı. Yanı başında da şeyh efendinin evi eski zamanlardaki gibi cami, ev böyle cami dergah gibi kurulacaktı. 28 Subat sıkıntılar. Cami nereye gitti? Diyanete. Diyanette cami. Ha helalaş olsun. Bu noktada sıkıntımız yok. Camiydi sonuçta. Ya tekke olsaydı?
Kalacak mıydı? Kalacaktı. Burası vakıflara ait. 450 yıllık. Mustafa Özban değil, bu cemaatında değil. Hizmetçiyiz biz burada. Tekke yaptık. Öldü. Adam. Şeyh Efendi öldü. Herhangi bir şey. Yeni bir şeyhe, yeni bir dergah yapacaksınız. Doğru mu? Doğru. Habire yap boynağı. İyi. Okullar açılıyor. Harika. Dershaneler açılıyor. Harika. Ölünce ne olacak? Kimin? Neyle açılıyor? Neyle açılıyor?
Zekatla mı? Caiz değil. Fıtrayla mı? Caiz değil. Din. Din bu. Kur'an sünnet. Kur'an sünneti bırak. Hocamız böyle dedi. Şeyhimiz böyle dedi. Kur'an sünneti bırak. Ya bizim zat zamanın piri. Olur mu ya? Ya Kur'an sünnet böyle. Yok ya o zamanın mehdisi. Ya Kur'an sünnet böyle. Yok o nebi zaten ya. Peygamber ya o. Ya bir Allah'ın kulu demez mi yanındaki bir kimse? Efendim hadis var. Benden sonra nebi de resul de gelmeyecek. Son peygamber. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Efendim bir yanlışlama var herhalde. Bir yanılsama var herhalde. Bir şey var. Kimse demez.
Biz burada koltuğa oturuyoruz diyor. Koltuğa oturuyorsun diyor. Bunu diyen kim? Kendisini nebi kabul eden adamın müridi. Güldüm. Haklısın dedim ya. Seninle dedim bir şey konuşmaya gerek yok. Neden? Sen o nebi dediğin adamın peşinden git. Tencerete yuvarlamış. Kapağını bulmuş dedim. Herkes layık olduğuna gidecek dedim. Kur'an sünneti bırakıp. Dinin olmazsa olmazlarını bırakıp. Hocasını. Şeyhini. Siyasi liderini. Siyasi liderini. Din yerine koyan ahmaklar. Dün de vardı. Bugün de var. Yarın da olacak. Evet.
Hiçbir veli. Hiçbir zaman nebi olamaz. Hiçbir hoca. Hiçbir alim. Hiçbir zaman nebi olamaz. Olamaz. Bir veli ne kadar muhteşem veli olursa olsun. Muhammed Mustafa'nın tozu dahi olamaz. Tozu tozu olamaz tozu. Bırakın Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellemin tozu olma. Onun atının burnunun üzerindeki terinin üzerindeki toz dahi olmaz.
Toz dahi olmaz. Şimdiki şeyhler Allah. Şimdiki hocalar haşa Allah. Şimdiki alimler haşa Allah. Kardeş Kur'an sünnet burada dururken nereye gidiyorsun? Kur'an ve sünnetin hükümlerini göz göre göre çiğneyen bir adamın peşinden nereye gidiyorsun? Kimse bakmıyor. Dün olmuş. Bugün de var. Böyle giderse yarın da olacak. Olacak. Dün olmuş. Bugün de varsa. Artık yarın olmaz diye düşünmüyorum. Yarın da olacak. Şeyh efendi işte birisi gelmiş demiş ki efendim 300 bin dolarım var ne yapmamı istersiniz? E ver oğlum bize demiş. Vermiş 300 bin doları.
Gelmiş adam bana. Diyor ki bir dua etsen de paramı kurtarsam. Ulan dedim ben dualen kurtarabilecek olsam dedim. Benim 300 milyar dışarıda alacağım var dedim. Onları kurtaracağım ben dedim. Böyle baktı. Dedim öyle olsa. Ben kendiminkini kurtaracağım önce dedim. Benim nefesim o kadar kuvvetli değil dedim. Böyle bakıyor. Ama dedim Ankara'da birisi varmış. Üfledim uçuruyormuş dedim. Kim dedi? Namık dedim ben. Böyle baktı. Toparlayamadı şimdi. Kim bu Namık Efendi dedi. Var ya bir türkücü dedim ben. O söylüyor dedim. Ankara'da bir hoca var. Üfledim uçurur diye dedim. Dedim senin kafan yerinde değil mi ya? Git ki iste kendinden dedim. 300 bin dolar vermiş.
Aynı şey bakın enteresan. Gitmiş gözünün önünde. Biz bunu söyleyen de bunu kendisi söylüyor. İşte atıyorum. Hacı Mehmet'in bir fabrikası var sıkıntıda. Hacı Mehmet'in fabrikasına 300 bin doları vermiş. Aylık sen demiş bana 5 bin dolar vereceksin. Bu faiz dedim. Senin paramdan faiz çalıştırıyor adam. Aylık 5 bin dolar ondan alıyor. Faiz. Ulan dedim bir şeyh. Dervişinden bırak dışarıdan. Dışarısını bıraktık. Dervişinden faiz alır mı? Hadi o fabrikanın sahibi kafir olsa ütmek için ona verdi. Aldı ipotekini fabrikanın. Bu caiz darül artta. Bakın fıkıh sizlere bunları öğretmezler hiç. Asla.
Git bir tane Yahudi fabrikatör var sıkışmış fabrikasını ipotek et yapamazsın ki ona sen. Aylık 3 bin dolar 5 bin dolar koparabildiğin kadar ondan kopar. Caiz. Böyle değil. Adam kendi dervişine vermiş. Her ay dedim faiz ya. Kim mümin bir kimseden faiz yaparsa alırsa verirse bak alırsa verirse annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günahı kebair'e girer.
Bu hadis-i şerifi söyletmiyorlar şimdi. Bu hadis-i şerifi hadis kaynaklarından çıkaracaklar neredeyse. Tüyleri diken diken oluyor bu hadis-i şerifi okuyunca. Televizyonda bir okuyorum son program oluyor. Geliyor mesela televizyonda diyorum ki sizin en önemli noktanız şu. Ne diyorlar? Birisi diyorum faizle bana alakalı bir soru sorarsa ben de derim ki mümin müminden faiz alır verirse annesiyle Kabe duvarının dibinde nikahlanmış, zina etmiş gibi olur hadis-i şerifini söylerim diyorum ben.
Biz bunu yönetmenlerle bir konuşalım diyorlar. Korkuyorum bu hadis-i şerifi yeni çıkacak hadis kitaplarından çıkaracaklar. Ağır geliyor. Bunu bir cemaatin böyle bölge sorumlusunun yanında söyledim. Ya hocam çok ağır hadis değil mi dedi. Yani bunun dedi sahihliğiyle alakalı dedi elimizde kesin deliller var mı dedi. Baktım var hocam dedim. Ben şimdi. Bu böyle baktı. Sen şimdi bana dedim katlanmışı söyleyeceksin değil mi dedim ben. Ya işte işte bu böyle durdu. Dedim öyle kandırıyorlar sizi hocam dedim. Hani ayeti kerimede kat kat faiz haram kılınmış. Kat kat. Yani yüzde on iki alırsan caiz gibi. Onu bir daha katlarsan caiz değil.
Böyle kandırıyorlar insanları. Dini bırakmışlar. Ütecekler ya Müslümanları. Demiyor. Git kafir bir kimseye faizden para sat. Darül Art'te caizdir. Üt onu. Onu diyemiyor. Neden? Kafirin parası kutsal. Müminin parası kutsal değil. Git bankayı üt diyemiyor. Neden? Onun parası kutsal. Ya. Müslümanın parası kutsal değil. Birisi zamanında gitmiş Karacabey'in dağlarından kırsal kesimlerinden oradan yüz bölüm bir yer almış. Ne yapacaksın dedim onu. Bankaya ipotek yapacağım dedi. Alkışlıyorum seni dedim. Böyle baktı. Ya hocam ya dedi bırak dedim yap. Yap dedim.
Vallahi içim geniş dedi ya dedi. Dedim o göğsünü gere gere dedim. Allah Allah nidalarıyla git dedim. Yap. Gitmiş bunu müftüye sormuş. O zamanın Osman Gazi müftüsüne. Demiş bu hoca kimse canınla oynuyor demiş. Neden demiş. Bunu eğer böyle demiş herkese açık söylerse demiş. Devlet onu bırakmaz demiş. Din Kur'an sünnet.
Kur'an sünnet. Ama insanlar onu bırakıp Onu bırakıp Kendilerine ilahe seçiyorlar. Yeni ilahlar. Adamın şeyhi ilah olmuş. Hocası ilah olmuş. Siyasi parti başkanı ilah olmuş. Annesi ilah olmuş. Babası ilah olmuş. Kocası ilah olmuş. Karısı ilah olmuş. Çocuğu ilah olmuş. Arkadaşı ilah olmuş. İşi ilah olmuş. Güzelliği ilah olmuş. Yakışıklılığı ilah olmuş. İlah. Güzelliğini savuttura savuttura gidiyor. İlah olmuş. Yakışıklılığını göstere göstere gidiyor. İlah olmuş. Babası diyor ki Benim dediğim gibi olacak. Kur'an sünnet öylemiş.
Önemli değil. İlah olmuş. Kocası diyor ki Benim dediğim doğru. Bunu yapacaksın. İlah olmuş. Karısı diyor ki Ne işin var orada dergahta Senin zikretmekmiş. Evinde otur zikret. Adam da olur tabii ya. Ne demezsin. İlah olmuş kadın. Çocuk göz göre göre haram istiyor. Annesi babası üzülecek diye seslenmiyor. Çocuk ilah olmuş. Adam içki içiyor. Çocuk içki içiyor. Anne baba seslenmiyor. Kırılacak üzülecek. Kız çocuğu günde 18 sefer Sevgili değiştiriyor. Anne baba karışmıyor. İlah olmuş çocuk. Kimse bir şey demiyor. Ondan sonra özgürlükten bahsediyoruz burada biz. İlaheler var. La ilahe. İlahe. Çoğul. İlahe.
Tanrıcık. Çoğul. Tanrıcık. İlahecik. İlahe. Edilgen. Etken değil. İlahe. Dolu. İllallah. Tekil. Etken. İllallah. Dolduruyor. Yıkıyor ortalığı. Niye? İlaheleri. İlahe dolu hayatımız. Dün olmuş. Bugün var. Yarın da olacak. Ama bizim hoşumuza gitmiyor ki. Kim bizi Kur'an ve Sünnet'e davet ederse. O bizim nefis tadımızı bozuyor çünkü. Namazını kıl diyor.
Orucunu tut. Yalan söyleme. Yemin etme. Gıybet etme. Annene babana itaat et. Kocana itaat et. Çocuklarına Kur'an ve Sünnet öğret. Ahlaklı ol. Temiz ol. Doğru ol. Dürüst ol. Gözünü kaydırma. Kaşını kaydırma. Dilini kaydırma. Oranın buranı kaydırma. Dost doğru ol. Bu bize tat vermiyor. Bize böyle gevşek cımbıldaklık lazım. Cımbıldak. Dini de cımbıldaklık olarak alacak. Sufilik cımbıldaklık olmuş. Din cımbıldaklık olmuş. Cımbıldak bir hayat. Gevşek. Yaz gelince bikinileri giyeceğiz. Gideceğiz. Güneşlenmek bizim de hakkımız. Hocam caiz mi? Allah verdiği güzelliği kullarının üzerinde görmek ister. Tabi yavrum. Soyun soyunabildiğin kadar.
Harika. Ya haram kardeş. Yapma. Haram. Yok. Biz arada sırada içiyoruz. E çok sarhoş olduğunuzda namaza yaklaşmayın işte. Böyle normal sarhoşsanız namazda kılabilirsiniz. Bu ne ya? Bu ne kardeş? Tabilerini çoğaltacaklar ya. Tabilerini çoğaltacaklar. Kur'an sünneti bırakıp kendilerine ilaheler seçecekler. O hayal yüzünden sersemleşir bedeni pislenir. Ah o ham görünen hem görünüp hem görünmeyen hayalden ah. Hazreti Mevlana can evinden vuruyor. Görünen ve görünmeyen. Bir görünen bir görünmeyen hayal.
Hayal ikidir. Bu iş buydu bugün. Buraya gireyim mi girmeyeyim mi bilmiyorum. Hayal ikidir. Bir hayali hakikat vardır. Hayali hakikatte kulun asla ve asla dahli yoktur. O hayali hakikat alem-i ruhtan önce ta ayağını sabiteden kopar gelir. Yani sıfatlar deryasından varlığın merkezinden aslından kopar gelir ki o hayali hakikattir.
O hayali hakikat o amadan kopar gelir. Hani Allah neredeydi? Amadaydı. Amadaydı. Hayali hakikat vardır. Amadan kopar gelir. Nereye amadan o birinci taayyüne, taayyünden ruhlar alemine, ruhlar aleminden misal alemine, misal aleminden şehadet alemine gelir ki bu hayali hakikattir. Bu hakkın ta kendisidir. Ve böyle bir hayali hakikatin önünde diş çökülür. Böyle bir hayali hakikate tabi olunur. Böyle bir hayali hakikat varlığın özünden geldiğinden, Allah'ın özünden geldiğinden, hikmetin ta kendisi, marifetullahın ta kendisidir ki hayalin en zirvesidir bu. Marifetullah, Allah'ın bilinmesi bu hayali hakikat ile mümkündür. Bu hayali hakikatte kulun hiç dahli yoktur.
İradesi yoktur. Kul bunda tecelligattır. Kul aynadır bunda. Kula gelir çarpar. Kulda görünür. Hangi kulda? Bu ancak mürşidi kamillerde, ancak bu velilerde, ancak bu nebilerde tecelli eder. Hayali hakikat, mürşidi kamillerin durağıdır. Ekmeğidir, suyudur, nefesidir, hakikatidir. Onlar her daim süt bekleyen çocuklar gibi hayali hakikatten tecelli beklerler. Onlar her daim yüzlerini hayali hakikate gelecek yere çevirirler. Onların kalpleri hayali hakikate açık olması için her daim zikrullah ile, her daim nur ile nurlanması gerekir. Ve o kalp ki Allah'ın zikriyle zikirlendiyse ve Allah'ın zikri oradan çıkmadıysa hayali hakikatin tecelli yeridir.
Bu hale ulaşmayanların kendilerini oldum demeleri haram ki haramdır. Bu gelip geçici bir nefes değildir. Bu kah görünen, kah görünmeyen değildir. Bir de kah görünen, kah görünmeyen vardır ki bu aldatıcı sabah aydınlığı gibidir. Neydi aldatıcı sabah? Fecir. Yalancı fecir.
Bu yalancı fecir gibidir. Bunu fıkıhta yalancı fecir derler ya, yalancı fecir nedir? Güneş doyuyormuş gibi olur ama doğmaz. İşte hayalin bir kısmı vardır ki bizim duyu organlarımızda olan hayaldir. Biz bir sureti görürüz onu hayal ederiz. Bir kadını görürüz onu hayal ederiz. Bir şeyhi görürüz onu hayal ederiz. Rüyamızda görürüz hayal ederiz. Ekmeği görürüz ekmeği hayal ederiz. Altını görürüz altını hayal ederiz. Çocuğu görürüz çocuğu hayal ederiz. Bazen biraz büyük sınıfta sufiler zaman zaman zaman zaman böyle yakamozlar gibi haller görürler. Bunlar gelip geçicidir hep. Kah görünür kah görünmez.
Buna Mustafa Özbağ diğinde mecazi hayal denir. Geçicidir bu. Aldatıcıdır. Kandırır insana. Ümit ettirir. Hüsrana uğrattır. Üzer. Sıkıntıya boğa. Sevince boğa götürür sizi. Bu hayal de güzel midir? Evet. Ama bunu hakikat zannedersen aldanırsın, batarsın. Aldanırsın, batarsın. Bu böyle tah hilal görüp kah dolunay görmek gibidir. Bu böyle kendini serapta görmek gibidir çölün ortasında. Bu böyle denize bakarken denizden sanki birisi çıkıverecekmiş gibi görmendir. Bu hayali mecazidir. Dervişler, sufiler, evliyalar buradan aldanırlar. Hayali hakikate ulaşıncaya kadar yürü.
Durma. Hayali hakikate ulaştım dediğinde dahi yürü. Aslın da aslı, hakikatin de hakikati vardır. Yürü. Sen o hakikat pınarının doğduğu yere kadar yürü. Doğduğu yer burası deseler dahi yürü. De ki yolun var. İşte Hazreti Mevlana, enteresan. O hayal yüzünden sersemleşir, bedeni pislenir. İşte insanlar, din yaşıyorum zannederler. Nura giderken nara giderler. Güzel şeyler yaşıyorum derler. Hani bir kadını hayal eden cünüp olur, bedeni pisleşir ya. Bir erkeği hayal eden cünüp olur, bedeni pisleşir ya.
Bunun gibidir. Maneviyatta da o kimsenin bedeni pisleşir. Maneviyatta. Bu ne? O kimse kendisini hakikati buldum zanneder. Geçici hevese kanar. Bir rüyaya aldanır, bir hale aldanır, kanar ve batar. Allah muhafaza eylesin inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun. 420'den devam edeceğiz, aklınızda bulunsun. El-Fatiha. Hemen selamat. Amin. Biz bu mesnevi okumalarına bir yere dayanarak yapmıyoruz. Bunu da kameralarda böyle söyleyelim. Fark ettiyseniz bu normalde Gölpınarlı'nın mesnevisi şerhinden okumuyoruz.
Biz sadece buradan çevirisinden okuyoruz. Şerhi sadece bu fakiri bağlar. Eksikliğimiz, hatamız, kusurumuz, yanlışlığımız varsa kendimize ait. O yüzden biz burada herhangi bir zatın şerhini okumuyoruz. Gölpınarlı'nın da şerhini okumuyoruz. Gölpınarlı bunu nasıl şerh etmiş bilmiyorum. Gölpınarlı'yı açar, bunu böyle siz okursanız farklı bir şeydir veya aynıdır onu da bilmiyorum. Ben okumadığımdan dolayı bu noktada mesnevi şerhi okumuyorum ben kendimce. Cenab-ı Hak ne verdiyse, dilimiz nasıl döndüyse onu şerh ediyoruz. Buradan da bunu beyan edelim. O yüzden ya bu zat öyle mi demiş, kimin şerhi diye kimse bakmasın. Allah bizi affetsin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi