mustafaozbag.org

7. Hoşgörü ve hizmet 4 kapı 40 Makam

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Haziran 2022 · 50:28

Euzübillâhü müneşşeytânurrejim, Bismillâhinirrahmanirrahîm, Eftâli zikr fâlemennehu, Lâhyâh ilâhî, Eel-Nursûlîn, Vel-Hâmdülillâhirâbbil âlemîn. Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin.
Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed'e hakkı hak, batılı, batılı bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, gayret eden, batılı, batılı bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Ejmeyin. Cimriliğin başlangıcı neresidir? Tutumluluk ile cimrilik arasındaki fark nedir? Tutumluluk savurgan olmamaktır. Cimrilik de normalde bir kimsenin işte yapması gereken, harcaması gereken yeri harcamamasıdır. Bununla alakalı tabii herkesin ekonomik konumunun durumunun, evinin durumunun, ne bileyim işte kendi kültürünün payı vardır. Ama israftan uzak olarak, israftan uzak olarak belli bir hayat standartına sahipse bir kimse biz ona cimri diyemeyiz.
Hani işte yarım hurmayla da olsa siz cehennem ateşinizi söndürünüz. O kimsenin bir hurması var, yarısını ikram ediyor. Veyahut da işte kendince etrafına faydalı olmaya çalışıyor. Biz onlara cimri diyemeyiz. Cimriliğin başlangıcı dediğimizde bunun bir işte şurada başlar, burada biter böyle bir şey değil. Abdest değil ki başlangıcı niyet edip ellerini yıkayıp ağzına su götürmek diye bunu söyleyelim. Bu mümkün değil. Çünkü o kimse hani cimriye baktığında da kendisini cimri görmüyor. Burası önemli. Şunu bilmemiz yeterli. Harcaması gerektiği yerde imkanı var da harcamıyorsa o kimse cimridir. Cömertlikse, cömertlik yapacaksa da önce insan kendi ailesine cömertlik yapacak. Eş ve çocuklarına, savurganlık yapmanın.
Allah bizi affetsin inşallah. Ben kurban bayramında büyük baş kesiyorum. Büyük baş iki yaşını doldurmasına mı bakılır yoksa kapak atmış olmasına mı bakılır? Genelde yani kapak atmamışsa yaşına bakarlar. Kapağını attıysa o normalde kurban olur. Ama insanlar burada hile hurda yapıyorlar. Bizim Said buralarda mı? Gelmedi mi Said? Şehir dışında. Canan'ın yanına gitti. Ama Erzufan'ın bacan'ın yanına gitti. Eyvallah.
Onu da bana Said öğretmişti. Yani kapak atmamış olan hayvanların eziyet edip, hani böyle o kapak atacak olan yerlerini, derilerini, oradaki etini, hayvanın kestiğini falan söyledi. Yani normalde hile hurda bu işte çok oluyor. Bir bilen tarafından hayvanı alacak herkes. Bu şeye benzer. Hani normalde işte koyun bir yaşını dolduracak ya da annesinin boyuna gelirse kesilir derler ya kurban olur.
Annesinin boyuna gelirse bunun gibi. Bir evlat anne babaya itaat mi etmeli yoksa ihsan mı etmeli? İtaat edecekse ne derecede etmeli? İhsan edecekse ne derecede ihsan etmeli? Antakya. İbrahim Allah yar sorusu. Şimdi bu bütün itaat de ihsan da Kur'an sünnet dairesindedir.
İtaat nedir? Anne babaya itaat. Kur'an sünnet dairesinde yapılması gereken bir şeye anne baba söylerse ona itaat edilir. Ben bunu biraz ayırt ederim. Yani babaya itaat edilir. Anneye de ihsan edilir. Anneye bakılır. Çünkü anne eğer ticaretten, ziraattan, sanattan bir haberse ve anne de kalkıp da oğlunun ticaretine, sanatına, ziraatına karışıyorsa bilmediği bir işe karıştı.
Veyahut da baba bu konuda oğlunun ticaretinden haberi yoksa veyahut da yapmış olduğu sanattan haberi yoksa veyahut da ne bileyim ziraattan haberi yoksa, ekonomiden haberi yoksa ve oğlu da baba da bana itaat edeceksin deyip de çocuğu normalde körü körüne başka bir yere götürüyorsa bunlar sıkıntılı şeyler. O yüzden burada hani anne babalar çocuklarına bir şey söylerlerken dikkatli söyleyecekler. Nasıl dikkatli söyleyecek? Yani çocuk bana itaat etmek zorunda, bunu böyle yapacak dediğinde çocuğuna zulmediyor. Bilmiyor ticareti çünkü. Veyahut da geleceği okumuyor. Bakın geleceği okumuyor. Geleceği okumayınca çocuğuna bir şey söylüyor. Çocuğun hayatını helak ediyor. Bu sefer aynı baba bundan da sorumlu.
Böyle olunca bizde bu anne babaya itaat bazı ailelerde klasik yapıyor dönmüş. Yani baba oğluna zulmediyor. Baba kızına zulmediyor. Bana itaat edeceksin diyor. Veyahut da aynı şeyi anne yapıyor. Yani bana itaat edeceksin diyor. Çocuğuna zulmediyor. Allah muhafaza eylesin. Ve itaat Kur'an ve sünnet dairesinde dediğimizde sadece Kur'an ve sünnete ibadet açısından bakmayın. Kur'an ve sünnet dünyayı da ahireti de içine alan bir olgu. Bizim İslam dinimiz dünyaya da karışır, ahirette de karışır. Öyle olunca biz Kur'an ve sünnet dairesinde dediğimizde sadece sanki ibadet bazında meseleyi alıyormuşuz gibi zannediyor. O zaman örnekliyorum. Şimdi faizden uzak durun demiş. Oğlan faizcilik yapıyor.
İşte baba dedik ona faizcilik yapıyorsun uzak dur. Kur'an sünnet dairesinde itaat edecek. Neden? Çünkü faiz haram. Ama öbür türlü baba diyor ki faiz almadan ticaret olmaz. Faiz almak zorundasın. İşte o babaya itaat edilmiyor bu sefer. Sebep? Çünkü o seni harama yönlendirdi. Eğer anne baba çocuğunu harama yönlendiriyorsa ona itaat yok. Veyahut da bir kimsenin şeyhi, üstadı, piri adına ne derseniz deyin. Eğer harama yönlendiriyorsa itaat yok. Veyahut devlet büyükleri normalde kendi vatandaşlarını harama yönlendiriyorsa itaat yok. Kur'an sünnetin dışında hiçbir şeye itaat yok. Kimden gelirse gelsin, kim olursa olsun. O yüzden anne babaya da itaat Kur'an ve sünnet tarihinde olacak.
Anne babaya da. E böyle olunca da bu sefer insanlar tabii anne baba dini ne kadar biliyor, ne kadar bilmiyor. Anne baba dini bilip bilmediği de belli değil. Böyle olunca iş biraz farklı yöne gidebiliyor. Allah muhafaza eylesin. O itaatı böyle körü körüne yapmak hoş bir nokta değil. Bu dört kapı kırk makama devam ediyoruz. Bu akşamki de konumuz hoşgörü. Tabii en baştan da bütün arkadaşlardan helallik diliyorum. Hem internet başındakilerden, geciktiğimizden dolayı Allah razı olsun. Misafirimiz vardı o yüzden geciktik. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Bu makamlardan sekizincisi hoşgörüydü.
Biz geçen hafta ilmi konuşmuştuk. Son olarak aslında konuşmayacaktık da ama giriş yapınca dedik hadi girdik nasıl olsa dedik. bitirelim öyle tam da bitmese de bitti. Bu hafta da hoşgörülü. Yani marifet kapısında duran bir kimsenin bir makamı da neymiş? Hoşgörülü olmak. Şimdi hoşgörü dediğimizde bugünkü insanların baktığı açı değil bu. Yani bugünkü insanlar haramları da hoşgörüyorlar veya sapkınlıkları da hoşgörülmesini istiyorlar. onun tercihi hoşgörülüm diyorlar. Bu değil. Hoşgörü böyle bir şeyi anlayışla karşılamak, beklemek, sabretmek, onu analiz etmek, orta yolu takip etmek insanlarla olan ilişkide ve dengeli davranmak insanlara karşı ve bir şeyde kabullenemeyeceğimiz, hoşumuza gitmeyen, rahatsız edici bir şey var ama ilk etapta ona karşı sabırlı davranıp hoşgörülü olmak.
Burada söz konusu olan şimdi din. Din olunca biz dinde hoşgörüye baktığımızda o zaman bir kimsenin bütün hayatını din çepeçevre çevrelerse hoşgörü olarak o kimse birinci derecede eşine hoşgörülü davranma, çocuklarına hoşgörülü davranma, annesine, babasına, kardeşlerine karşı hoşgörülü davranma, daireyi büyütüyoruz, arkadaşlarına karşı hoşgörülü davranma, arkadaşlarına karşı.
Din söz konusu olunca o zaman dini ibadetlerde, dini meselelerde hoşgörülü davranma. Biraz daha ilerleyebiliriz biz. Örneğin kafirlere karşı hoşgörülü davranma. Çevremizde, mahallemizde, etrafımızda kafirler var. Onlara karşı hoşgörülü davranma. Bu devletler arasındaki ilişki değil bu. Bir Müslümanın, bir müminin davranışı, bireysel davranışı. O zaman bir Müslüman kendince etrafındaki olaylara, hadiselere, arkadaşlarına, eş ve çocuklarına, akrabalarına karşı hoşgörülü davranması. Ama bunu dinle çerçelemeyecek olursak, bu hoşgörü Kur'an ve sünnet dairesini ve Kur'an ve sünnet hükümlerini aşmaması gerekir. Bugün dünya üzerinde hoşgörü adı altında bunu aştırıyorlar insanlara.
Mesela örneğin işte LGBT artıları hoşgörülü bakmamız lazım. Cinsel sapkınlıklara hoşgörülü bakmamız lazım. Hoşgörülü yaklaşmamız lazım. Çıplaklığa, pornoya hoşgörülü yaklaşmamız lazım. Yani bir yerde bir pornografi var, bir yerde çıplaklık var, biz ona hoşgörüyle bakacağız. Yani çıplaklığın nesini hoşgöreyim? Yani Allah lanetlemiş, haram etmiş. Yani sen o çıplaklığı hoşgörüde bulunmamı istiyorsun. Sapkınlıkların hepsi de lanetlenmiş. Sen diyorsun ki bana bu sapkınlıkları hoşgörüyle yaklaşmamız lazım. Tırnak içerisinde. O zaman bir zalime hoşgörüyle mi yaklaşacağız? Bir sapkına hoşgörüyle mi yaklaşacağız? Bir katile hoşgörüyle mi yaklaşacağız? Suç işleyen insana hoşgörüyle mi yaklaşacağız?
Burada yerli yerine oturmuyor bir şey. Herkes bir hoşgörü manyağı olmuş. Böyle pıtırcık her şeyi hoşgörülecek. Din böyle değil. Bakın din böyle değil. Dinin hoşgördüğü yerler var. Eyvallah. Bizim bu konuda bir derdimiz yok, bir sıkıntımız yok. Ama dinin suç saydığı şeyler de var. Yani dinin suç saydığı bir şeyi nasıl hoşgörülebiliriz? Mümkün değil. Dinle belli. Kur'an sünnet. O zaman Kur'an sünnet tarihisinde hoşgörümüz de Kur'an sünnet tarihisinde olmalı. İşte veliler her şeyi hoşgörürler. Yazmış birisi ondan sonra veliler her şeyi hoşgörür, görmez. Tırnak içerisinde bir veli Allah'ın lanet dediği bir şeyi hoşgörmez.
Tırnak içerisinde bir veli Allah'ın sevmediği bir şeyi hoşgörmez. Böyle bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Ama din bize çerçeveyi çizmiş. Din bize bir çerçeve çizmiş. Ama bizim önümüzde hemen şunu getiriyorlar. Dinde zorlama yoktur. Eyvallah kabul ettik. Ama o ayeti kerimenin sebebin üzülünü kimse araştırmıyor. Ayeti kerimenin sebebin üzülü şu. Müslüman bir sahabe var. İki tane oğlu var. O iki oğlu Hristiyan. Baba, ben bunlar Müslüman olsunlar diye diretebilir miyim, dayatabilir miyim, baskı uygulayabilir miyim diye Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine gelip sorduğunda o zaman dinde zorlama yoktur.
Bakara ayeti inzal oluyor. Bunu sen bize örnek getirirsen biz onun sebebin üzülüne bakarız. Sebebin üzülü bu. Eğer evladın Hristiyansa dinde zorlama yapma. Yok eşin Hristiyansa dinde zorlama yapma. Eyvallah. Biz zaten birisini de illaki gel İslam ol diye zorlama yapma noktasında değiliz. Çünkü İslam zorla kabul edilecek bir din değil.
Ha bu manada başka bir Ad-ı Şerif'te var. Birisi geliyor, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri bir kimse diyor ki İslam'ı seç, Müslüman ol. O da diyor ki benim buna nefsim kaldırmıyor. Benim nefsim bunu kabul etmiyor. Bunu da zorlanıyorum deyince sen diyor zorlansan da iman et. Dini kabul et. Bakın bu zorlama değil. Bu o kimsenin hidayetine sebep olmak için Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri dini ona tebliğ ediyor. Şimdi öyle bir şey olunca bu dinde zorlama yoktur. Ayet-i kerimesi yerli yerine oturuyor. Neden yerli yerine oturuyor? Çünkü başka ayeti kerimelerde Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine farklı emirler veriyor.
Fetih Suresi ayet 16. Güçlü kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağrılacaksınız. Onlar Müslüman olana kadar savaşacaksınız. Bakın dinde zorlamanın geldiği yere bak. Yine ey peygamber kafirler ve münafıklar ile cihad et ve onlara karşı çetin ol. Tövbe ayet 73. Ey iman edenler kafirlerden size yakın olanlarla savaşın ve onlar sizde sertlik görsünler.
Ve bilin ki Allah muhakkak muttakilerle beraberdir. Tövbe ayet 123. Şimdi o zaman bir bireysellik çıktı. Bir kimse Hristiyan, Hristiyansa sen onu zorlama yapıp da onu İslam etmeye çalışma. Burada bir topluluk var, Hristiyan bir topluluk var. Bu devletin işi. Devlet ona hoşgörüyle bakmayacak. Devlet onunla, İslam devleti söz konusu. İslam devleti onunla mücadele edecek. Onunla savaşacak. Ya o cizye ödecek. Ya da İslam devleti onunla savaşacak. O yüzden hoşgörüyü bir birey olarak, Bireyin hoşgörüsü farklı, Devletin hoşgörüsü farklı.
Bunları ayırt etmek gerekir. Bir sapkınlık var, o sapkınlığı hoşgörüyle karşılayamayız. Devlet, sapkınlıkları önlemekle mükellef. Devletin sapkınlıkları hoşgörüyle görmesi mümkün değil. Çünkü geçmiş, İslam'da siyaset veyahut da işte siyasi meseleleri konuşurken, İslami devlet modeli sistemi nasıl olmalı dediğimizde, O ana ölçüler vardı ya, Tebaasının ne yapacaktı?
Dinini koruyacaktı. Aklını koruyacaktı. Namusunu koruyacaktı. Malını koruyacaktı. Malını ve canını koruyacaktı tebaasının. O zaman devlet, Benim dinime, Benim aklıma, Benim malıma, Benim namusuma, Tasallutta bulunan var ise, Ona karşı, Hoşgörü davranması mümkün değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini taifte taşladılar. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Onlar bilmiyorlar, Seni de beni de bilmiyorlar dedi. Onlara hoşgörüyle yaklaştı. Dini tebliğ etmede, Eğer normalde bir zulme uğruyorsa insan, Bir sıkıntıya uğruyorsa, O topluluğa karşı, O kimse kendince, Birey olarak hoşgörüyle yaklaşabilir.
Ama burada devletin vazifesiyle, Bireylerin hoşgörme dairesi, Farklı bir noktadadır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, Öyle, Hani, Devletler arası ilişkilerde, Bu hoşgörü, Farklı tecelli eder, Birey üzerinde, Farklı tecelli eder. Evet, Ayet-i kerimeler var, Ayrıyeten, Hani, Allah bizi affetsin, Sen öğüt ver, Çünkü ancak, Sen öğüt vericisin, Onlar üzerinde zorlayıcı, Bekçi ve gözetleyici değilsin.
Bu ayet-i kerime, Aynı zamanda sufiler için, Benim için önemli, Yani, Bir peygamber, Sadece öğüt vericisi ise, Aynı şekilde de, Bir üstad da, Bir mürşid de, Sadece öğüt vericidir. Zorlayacak, İnsanları zorla, Bir şey yaptırma noktasında, Değildir. Hiç kimse değildir. Hiçbir kimse değildir. Din nasihattir, Din nasihattir, Din nasihattir. Bir üstad da, Ancak ne yapar? Nasihat eder. Öğüt verir. Ve, Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerine, Cenab-ı Peygamber, Böyle öğüt veriyorsa, Ve sen sadece, Öğüt vericisin. Bu konuda zorlayamazsın. Bu konuda, Sen insanların başında, Gözetleyici de değilsin, Diyorsa, Herkes buradan, Dersini almalı.
Ve etrafına, Sadece öğüt vermekle, Mükellef. Öğüt vermekle mükellef. Zorlamakla mükellef, Değil. Biz etrafımızı, Bu manada, Zorlayamayız. Din adına zorlayamayız. Biz kardeşlerimizi, Çocuklarımızı, Eşimizi, Normalde etrafımızdaki, İnsanları, Din adına, Zorlama hakkına, Sahip, Değiliz. Devlet, Kafirlere karşı, Küfür ehline karşı, Savaş açabilir mi? Evet. Ama sen, Kendi bireysel dairende, Hiç kimseyi zorlayamazsın. Hiç kimseye, Dini meseleleri de, Dayatamazsın. Ne yazık ki, Müslümanlardaki hata bu. Müslüman, Diğer başka bir Müslümana, Dini meseleleri, Dayatma hakkına, Hakkını görüyor kendinde.
Bu doğru değil. Bir mümin, Sadece nasihat eder. Zorlayamaz. Siz bir kadının başını zorla örteceğiz diye uğraşamazsınız. Siz birisine zorla sakal bıraktıracağız diye zorlayamazsınız. Siz birisine herhangi bir dini ibadeti zorlayamazsınız. Zorla dini bir ibadet olmaz. Din bu manada, İnsanların bir başkasının bir başkasına baskısıyla, Zorlamasıyla yaşanacak bir olgu değildir.
İslam dini, Bir insanın muhabbetiyle, Sevgisiyle, İnancıyla yaşanacak bir dindir. Aynı şekilde, Sufiliğe de öyle bakarım. Sufilik, Zorla olacak bir şey değildir. Bir kimse severse, Muhabbet beslerse, Sever, Muhabbet beslerse, Sufiliği yaşayabilir. Sufilin içerisinde bulunabilir. Eğer sevmiyorsa o kimse, O Sufiliğin içerisinde yaşayamaz. Veyahut da, O topluluğu sevmiyorsa, O toplulukta kendinde bir yer görmüyorsa, O zaman o da orada yaşayamaz, Dostoru Sufiliği. Bunda ölçü, Üstad'tır. Üstad'ta bir kimsenin yeri var ise, Mesele bitmiştir. Bu üstad, Mürid, Mürşid ilişkisinde. Diğer insanlarla zorunluluğu yoktur. Eyvallah.
Ama, Diğer insanları da, Rahatsız etmeye de hak yoktur. O zaman, Mürid, Mürşid ilişkisinde, Bir zorlama söz konusu yok ise, Mesele bitmiştir. Ve birileri, Birilerine zorla müritlik, Zorla müritliğin içerisindeki bir şeyi, Yaptıramaz, Ve yaptırmamalı. Ben o yüzden, Hep yıllardan beri derim, Arkadaşlar, Bu topluluk, Gönüllülük, Esasına dayalı. Yapmak zorunda değilsin. Ama ben bunu buradan, Kenarından tutacağım dediğinde, Kendin talip olduysan, O zaman bunu disiplin edeceksin, Kendinde, Ve kenarından tutacaksın. Bu vazifeyi, Kendine aldıysan, Bunun kenarından tutacaksın. Tutmayacaksan, Adabına, Erkanına, Uygun bir şekilde, Ben bunun kenarından tutamıyorum, Özür dilerim.
Ben bu vazifeyi yapamayacağım diyeceksin, Bırakacaksın. Bu senin hakkın. Bunda zorlama yok zaten. Bakın burada o kimse, Kendi kendisini disiplin edecek. Onu bir başkası disiplin etmeyecek. Ben bir başkasının, Disiplinini kaldırmak zorunda değilim. Bir başkasının bana emretmesi, Emrini yerine getirmek zorunda değilim. Bana emretmesin zaten. Kimse kimseye emretmesin. Bakın kimse kimseye emretmesin. Nasıl ki sen öğüt ver, Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onlar üzerinde zorlayıcı, Bekçi ve gözetleyici değilsin. Bitti. Kimse benim başımda gözetleyici olmasın. Kimse benim başımda bekçilik yapmasın.
Kimse bana da bir şeyi zorlamasın. Bunu Cenab-ı Hak, Peygamberine söylüyor, Sallallahu Aleyhi Vesselam'e. O yüzden, Ben sufiliği, Gönüllülük olarak görürüm. Kimse kimseye emretmesin. Ben bazen Cafer'den örnek veririm ya, Cafer bağırıyor şeyde, Salonda. Dedim, Neden bağırıyorsun? Dedi, Yapmamışlar. Yapmak zorunda Allah'ım dedim. Burada kimse dedim, Hiçbir şey zorunda değil. Yürü dedim, Biz yapalım ne yapılacaksa. Bitti. Ama burası önemli bakın. Birisi bir şeyi yapmaya aday olmuş. Demiş ki, İçeride çay dağıtıyor.
Kimse ona çay dağıt, Çay demle demedi. Değil mi mühendis? Var mı sana zorla burada görev atıyor? Mühendis adam. Belki de kimse bilmiyordur mühendis olduğunu. Biliyor mu herkes mühendis olduğunu? Bilmiyorlar. Çay demliyor orada, Çay dağıtıyor. Zorunluluk yok. Zorunluluk yok. Ama o görevi almış ya, O saatinde gelecek, Orada çayını demleyecek, Dağıtacak. Ben zoruna değilim arkadaş. İster dağıtırım, İster dağıtmam. Öyle bir şey yok. Sen o vazifeyi üzerine almışsın. O vazifeyi üzerine almışsın. Böyle bir şey yok. Onu yapacaksın. Yapmayacaksan, Söyleyeceksin.
Ben bundan sonra bu vazifeyi yapmak istemiyorum. Eyvallah. Başka birisi istiyorsa o yapar. Ama, Öbür türlü zorlama yok. Bu ayeti kerime, Böyle, Çok hoşuma gider benim. Bu kendimce, Derim ki, İslam dininin, Ne kadar muhteşem bir hoşgörüsü var. Ve ne kadar hürriyetçi. Peygamberine diyorsa, Zorlamayacaksın. Zorlamayacaksın. Sen bekçi de değilsin onların başında. Gözetleyici de değilsin. Bitti mesele. O zaman gönüllülük var. O zaman zorlamak yok. O zaman bekçilik yok. O zaman bir kimseyi bıktırmak yok. Zaten hadis-i şerif var ya, Sevdiriniz, Nefret ettirmeyiniz.
Bakın, Hoşgörü'ye bakın. Sevdiriniz, Nefret ettirmeyiniz. Severse, Dini yaşayacak çünkü. Sevmezse, Dini yaşamayacak. Sufilik, Üstad'ı severse, Sufilik yapacak. Sevmezse, Yapamaz ki. O zaman nefret ettirme. O zaman oturdun ya, Ben şunu deme. Şeyhim bana atla derse, Ne o uçaktan atlarım. Boş konuşma. Boş kelam etme. Yanlış kelam etme. Şeyhin uçuyormuş gibi gösterme. Yok bizim şeyhimiz her şeyi görür. Deme. Senin şeyhin Allah mı?
Her şeyi görecek, Her şeyi bilecek. Sevdiriniz, Nefret ettirmeyiniz. Kur'an sünnet dairesinde. Allah muhafaza eylesin. Kolaylaştırınız. Zorlaştırmayınız. Sen biliyor musun bu dervişlikte ne zorluklar var? Sana mı düştü zorluğu anlatmak? Sana ne? Belki de onun yolu kolay olacak. Seninki zor oldu, Onunki kolay olacak. Sen ne zorluk çektin ki? Neden insanın gözünü korkutuyorsun? Neden sen, Hoşgörlü davranmıyorsun? Toleranslı davranmıyorsun? Neden karışıyorsun etrafına? Sen misin dergahın şeyhi?
Sen Allah mısın? Sen kaderi mi okudun? Sen lef-i muhafuzdan o kimsenin ne yaşayıp ne yaşamayacağını mı gördün? Neden öyle söyledin? Bir tane söyleyen var burada. Sen ne amma söyledin? Allah muhafaza eylesin. İşte dinde zorlama yok. Burada geçerli. Burada öğüt veririz sadece. Nasihat ederiz. Biz hiç kimsenin başında bekçi değiliz. Biz hiç kimsenin başında gözetleyici de değiliz. İşimiz gücümüz yok. Sabahtan akşama kadar dervişleri mi rabuta edeceğiz?
Hazreti Peygamber'e vermemiş görevi. Bütün ümmet-i Muhammed'e gözetle dememiş. Demiş ki biz seni onların başına gözetleyici kılmadık. Biz seni müminlerin başına bekçi de kılmadık. Müminlerin başına bekçi de kılmadık. Neymiş de o şeyh efendi bütün dervişlerini devamlı gözetliyormuş. Sen peygamberden fazla mısın? Küstah. Desen ki biz bütün dervişlere dua ederiz, kabul ederiz. Peygamberini gözetleyici kılmamış. Seni mi kılacak? Allah muhafaza eylesin. O yüzden hatta bir ayet-i kerime daha. Şura ayet 48. Eğer onlar yüz çevirirlerse biz seni onların üzerine gözetleyici göndermedik. Sana ancak tebliğ etmek düşer.
O zaman bir kimse yüz çevirse sen onun üzerinde gözetleyici değilsin. Bir derviş dergaha bırakabilir. Gözetleyici misin sen onun üzerinde? Değilsin. Dersi bırakabilir, bırakabilir. Gözetleyici değil hiç kimse. Sadece tebliğ etmekle mükellef. Sen onu kalkıp zorlayamazsın da. Zorla onu dergaha getireceğim diye de uğraşamazsın. Buna hakkın yok. Zorla bir kimseye ders veremezsin. Buna hakkın yok. Zorla bir kimseye zikrullahla kasana getirmeye çalışamazsın. Buna hakkın yok. Allah muhafaza eylesin. Bunlarda hoşgörlü davranma. Allah muhafaza eylesin. Yine Yunus ayet 99 Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi elbette iman ederdi.
Durum böyleyken insanlara inanmaya sen mi zorlayacaksın? Cenab-ı Hak dilemiş olsaydı bütün insanlar İslam olurdu. Allah bunu zorlamıyorsa ve Allah insanları hür bıraktıysa sen nereye zorlayacaksın insanı bireyi olarak tek başına? Zorlayamazsın. Allah muhafaza eylesin. Bakın bu ayet-i kerimeler yeterli herhalde. Demek ki biz etrafımızda derviş kardeşlerimizden, eş ve çocuklarımızdan, akrabalarımızdan, arkadaşlarımızdan hata yapanlar, eksik davrananlar, kusurlu olanlar olacak. Biz ancak nasihat ederiz, ancak öğüt veririz onlara, ancak tebliğ ederiz, zorlayamayız.
Dini ibadetler açısından da zorlayamayız. Sufilik adab-ı erkanı içerisinde de zorlayamayız. Ve bir şeyi de zorlaştırmayız din adına. Sen ilk defa oruç tutacak olanın gözünü korkutma. İlk defa zikrullaha gelecek olanın gözünü korkutma. Sen ders alacak olanın gözünü korkutma. Korkutma. Sen derviş olmaya aday olacak olan insanın gözünü korkutma. Ve onu yanlış şeyler söyleyerekten de onun yolunu çarpıtma. Onun yolunu kesme. Bırak, herkes yolunu bulur. Su akar, yolunu bulur. Bırak, herkes kendince, kendi rengince derviş olur. Sana tebliğ etmek, sana nasihat etmek düşer.
Sen onu zorlama. Bunu dervişlik hayatım boyunca yaşamış bir kimseyim. Etraftan görmüş bir kimseyim. En büyük handikap, yanı başınızdaki arkadaşınızın dervişlik adına sizin gözünüzü korkutması ve sizi zorlamasıdır. Yanı başındaki kendisini baba derviş görenin yeni gelen bir kimseyi böyle değişik meseleler anlatması, değişik şeyler söyleyerekten onun kafasını bulandırmasıdır.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden hoşgörülü olma, etrafındaki insanların hatalarını, kusurlarını örtme, onların yanlışlıklarını, eksikliklerini nasihat ederekten onlara tatlı tatlı anlatma. Hoşgörülü olma, onun kendince kültürü öyledir, onun kendince parası o kadardır, onun kendince gördüğü o kadardır, onun kendine biçtiği şey o kadardır. Hoşgörülü olma, onun kendi bireyin, kendi hayat standardına karşı hoşgörülü olma. Bu eşin olabilir, bu çocuğun olabilir, bu gelinin olabilir, bu damadın olabilir, bu torunun olabilir, bu arkadaşın olabilir. O kendince bir hayat standardı var, kendince bir hayat görüşü var. Hoşgörülü olma ve ancak onun üzerinde haram bir şey görürsen ona nasihat edersin, ona öğüt verirsin.
Ancak sen onun namazı sevdirmeye çalışırsın, orucu sevdirmeye çalışırsın. Emretmekle değil, sevdirerekten yaptırmaya çalışırsın. Emretmekle yaptırmaya kalkarsan, o da sana karşı çıkabilir. O da sana hayır diyebilir. O da sana sana ne kardeşim diyebilir. Emretme, din adına emretme, sufilik adına emretme. Hoşgörülü ol, hele burada, hele burada.
Gönüllülük esası, gönüllülük esası. Yanındaki kardeşine sorma, dersini çekiyor musun, çekmiyor musun diye. Ne çekiyorsun? Sorma. Bırak. Senin üzerine vazife mi? Hangi esmayı aldın? Sorma. Senin üzerine vazife mi? Bırak. Herkesin kendince bir yolu olur. Sen de söyleme esmanı. Hava atma ortalığa. Dökme ortalığa kendini. Kendini bir şeymiş gibi gösterme. Kendinde bir şey görme. Allah muhafaza eylesin. Ve sufi yolunda, sufi yolunda hiç kimse, hiç kimse, hiçbir şeyi zorla yaptırmasın. Yok.
İşte ben evimde ders açtım, hiç kimse gelmedi. Efendim söyle de herkes gelsin. Gelmek zorunda mı? Sevmemişler seni demek ki. Sen kendini sevdirememişsin. Sen kim bilir nasıl tepeden davrandın insanlara? Kim bilir nasıl sert davrandın? Kim bilir nasıl gönül kırıcı oldun ki? Kimse senin evindeki derse gelmiyor. Veyahut da sen kendince zorluyorsun. Telegram'dan ders yapacağım diye. Kimse girmiyor. Zorlama. Defalarca yazma. Şu saatte şurada. Hadi gelin arkadaşlar. Gelmiyor millet. Zorla mı gelecek? Veyahut da bir ders var. O kimse o derse gidiyor. Kendince yeter bana diyor. Ne yapmak zorluyorsun? Neden zorluyorsun?
Sana kim verdi bu yetkiyi? Kim verdi? Dervişin birisi kalksa desek ben şeyhimin dersine giderim. Başka hiçbir yere gitmem. Ne diyeceksin ona? Dersini mi alacaksın? Dergahtan mı kovacaksın onu? Ne yapacaksın? Lime lime etini mi keseceksin onun? Kim verdi bu hakkı sana? Zorlama. Her şeyi zakirinize soracaksın. Sormayacağım. Ne zorluyorsun? Sormak zorunda mıyım? Şeyhime bile sormak zorunda değilim. Soracağım meseleler olur. Sormayacağım meseleler olur. Neden sormak zorunda olayım?
Sormam. Takılırsam sorarım. Takılmazsam sormam. Oturum. Vurum sazının tedini. Kendim ettim, kendim buldum derim. Kime ne? Hoca matematikçi. Ne yapacak şimdi? Hoca bana matematik mi soracak? Matematik mi danışacak bana? Örnek. Birisi gelecek şimdi hocama diyecek ki her şeyini şeyhine sor. Ne alakası var ya? Adam matematiği de mi bana soracak? Okulunu da mı bana soracak? Bir öğrenci ders verirken ne bu bana soracak? Nereden çıktı bu sufilik anlayışı? Yok. Böyle bir sufilik yok. Birileri yapıyordur.
Bizi ilgilendirmez. Bizim sufilik anlayışımız Kur'an'a, sünnete uygun olacak. Zorlama kimseyi. Hayır. Benim ağzından çıkmayan bir şeyden de zorlama. Ben zorlamıyorum kimseyi. Sen nasıl zorlarsın? Zakirler dahil buna. Çavuşlar dahil. Kimseyi zorlamasın kimse. Allah muhafaza eylesin. Gönüllülük. Sevdirin. Defret ettirmeyin. İnsanların özel hayatlarına karışmayın. Zorlamayın insanları. Zorlamayın. İllaki zorla filancı yere derse gidecek. Yok gitmeyecek ya. Kime ne? Sana uymak zorunda. Bunu hiçbir zaman unutmayın. Bakın bunu hiçbir zaman unutmayın.
Ben şeyhime hep teşekkür ediyorum. Teşekkürümün sebebi şu. Beni zorlamadı hiç. Beni zorlasaydı belki de ters de edecekti ben de. Bilmiyorum. Ben emir almaya alışkın bir karakteristik yapıya sahip değilim. Şeyhim bana emretmezdi hiç. O yüzden emretmeyin. Zakir kardeşler dillerine dikkat edecekler en fazla. Derviş kardeşler dillerine dikkat edecekler. İnsanları zorlayıcı konuşmayacaklar. Konuşmayacaklar. Ben hiç kimseye sormam dersi aldın mı almadın mı diye. Ben yıllardır böyle herkesin dersi bildiği bir kimse vardı.
Ben hiç ağzımı açmıyordum. Derste olmadığını biliyordum ben. Geçenlerde Fehim'e söyledim. Çaştı kaldı. Değil mi? Ben sormam. Sen de sorma derviş kardeş. Senin dersin var mı yok mu diye sorma. Bu ayıp bir şey. Bir kimse bakar üstadı sever. Ben gideceğim oturacağım yaparım yapamam. Kendisi karar verecek onu. Ben sohbetini seviyorum. Zikullah'ı seviyorum. Oradaki arkadaşları seviyorum. Gider gelirim kime ne? Üstad diyor ki kapı açık. Açık mı kapı? Girene de açık çıkana da açık. Girene de açık çıkana da açık. Bakın ben derviş olduğumdan beri bu Mustafa Özbağ'ın kendimi öne çıkarmak istemem hayat felsefesidir.
Benim arkadaşlığım da dostluğum da dervişliğim de ticaretim de aynı felsefenin üzerine gider. Kapı açıktır kardeşim. Dileyen girer oturur. Dileyen çıkar. Bu kadar basit. Dileyen der ki ben dersimi istiyorum, geri vermek istiyorum. Verir. Bu kadar açık, net, şeffaf. Zorlama yok. Bakın zorlama yok. Çünkü sufilik sevginin üzerine kuruludur. Sevginin üzerine. Muhabbetin üzerine kuruludur. Sonra maneviyat gelir. Bakın sevginin, muhabbetin üzerine maneviyat gelir. Sevgi olmazsa, muhabbet olmazsa maneviyat olmaz. Olmaz.
O kimse dini sevecek, zikrullahı sevecek, namazı sevecek, orucu sevecek, şeyhi sevecek, dervişleri sevecek, sevecek. Sevgiyle yoğrulacak o. O yüzden ne erkekler, ne kadınlar eşlerinizi zorla dergaha getirmeyin, nefret ettirmeyin. Zorla bir şey yaptırmayın. Çocuklarınıza da zorla bir şey yaptırmayın. Sevdirin. Sevdirin. Her ne işleyecekseniz din adına sevgiyle olsun. Her ne yapacaksanız sufilik adına sevgiyle olsun. Evinizde, eş ve çocuklarınızla, kadın erkek herkesi ilgilendiriyor. Her ne yapacaksanız sevgiyle yapın.
Sevgiyle. Ben acizane sevgiden daha keskin bir iksir ve ilaç görmedim. Daha keskinliği görmedim. Sevgisizlik insanı helak eder. Sevgi insanı insanı kamel eder. O yüzden sevgiyle görün. Ve sevemeyen bunu anlayamaz. Sevmeyen bunu anlayamaz. O yüzden severse bir kimse hoşgörülü olur. Sevmezse o kimse hoşgörülü olmaz. Severse insan sevdirir. Sevmezse o insan sevdiremez. Asla. Rabbim cümlemizi sevgiyle yürüyen kullarından eylesin.
Aslında neydi özünü bilmekti. Bu gece ikinci maddemiz dokuzuncu madde özünü bilmekti. Ama benim gecikmemden dolayı ne yazık ki oraya giremeyeceğiz. Hakkınızı helal edin. Helal edin. El-Fatiha. Aman selamat a'Allah. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi