Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 3 Temmuz 2025 · 31:55
Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed-i Hakk'ı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakk'ı hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip, batılı karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede Müslümanların hakkına, hukukuna, halk hukukuna gasp ediliyorsa, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyet, ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak hepsini kahre perişan eylesin, zalimlerden intikamımızı alsın, gavurlardan intikamımızı alsın, Cenab-ı Hak İsrail devletini yerle yeksan eylesin, o siyonist devleti batırsın,
onun destekçilerini de batırsın, Cenab-ı Hak Doğu Türkistan'a yardım eylesin, onlara özgürlük nasip eylesin, Çin'i dağıtsın, Müslümanları zulmeden ne kadar devlet, kurum, kuruluş, şahıs varsa, hepsini yerle yeksan eylesin, hepsini de batırsın, ecmain. Hadi canlı sorun ya, okumaya. Efendim, Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Hazretleri 1'i hadis-i şerifinde, ruhlar, ordular gibi grup grupturlar.
Ruhlar yaratıldıklarında, atların koklaştıkları gibi koklaştılar, o tarafta ülfet edenler, bu tarafta da ülfet ettiler, muhalefet edenler, bu tarafta da muhalefet ettiler. sorun, koku üzerine efendim. Ölümün kokusu var demiştiniz, gıybetin kokusu var demiştiniz, Peygamber Aleyhisselatü Vesselam'ın kokusu var demiştiniz, manada kokuyu açıklayabilir misiniz? Müminlerin de kokusu var, dervişlerin de kokusu var, kafirlerin de kokusu var, münafıkların da kokusu var, mürtedlerin de kokusu var, hayvanların da kendi aleminde, hepsinin kendilerine ait kokuları var, bitkilerin kendilerine ait kokuları var, gökteki meleklerin kendilerine ait kokuları var, birinci kat, ikinci kat, üç, dört, beş, altı, yedi, hepsinin kokuları ayrı, cinni tayfesinin kokuları var, onların kokuları ayrı ayrı, onların da müminlerinin kokuları ayrı, kafirlerin kokuları ayrı, onların da dervişlerin kokuları ayrı,
velilerin kokuları ayrı, ruhlar aleminde de normalde, orada birbirlerini koklayıp sevenler, aslında başka bir adet şerifte de, ruhlar aleminde birbirlerini sevenler, yani ruhlar aleminde tanışıp, birbirlerini sevenler, bu dünyada da birbirleriyle tanışıp severler, ruhlar aleminde birbirleriyle tanışmayanlar, bu dünyada da birbirleriyle tanışmazlar, ruhlar aleminde tanıştıkları halde, birbirlerini sevmeyenler, bu dünyada da tanışırlar, birbirlerini sevmezler, o yüzden ruhlar aleminde, ruhlar da tabiri caizse bölük bölük,
dervişler bir bölük, evliyalar bir bölük, veliler bir bölük, peygamberler bir bölük, işte dördüncü makamdakınlar bir bölük, beşinci makamdakınlar bir bölük, altı, yedi, birinci makamdakınlar, yani emmaredekinler bir bölük, levvame bir bölük, emmareden aşağı olanlar, kafirler, onlar bölük bölük, hepsi de bölük bölük. O yüzden normalde o ruhlar, bu noktada, hepsi de kendi bölüğünde, kendi bekleme yerinde yaratıldı, öyle bekliyor.
Bu dünyaya geldiklerinde, süreç olarak, bu dünyaya geldiklerinde, burada da birbirleriyle tanışıyorlar, birbirlerini seviyorlar, birbirlerini tanışıp, sevdikten sonra, birbirleriyle ülfetleri devam ediyor. Şimdi böyle olunca, normalde bu koku, normalde zahiren de, insan bazı kokuları alır, ama bu manevi koku. Hz. Mevlana, senin burnun neden koku almaz, bilir misin der, normalde oradaki beytte, bu manevi kokuyu söyler.
Yani o kimse, manevi koku almıyor. Onun burnun manevi koku almayışının sebebi, gafletle alakalı. O gafletten kurtulursa, o kimse o zaman manevi koku alır. Gafletten kurtulmanın yolu, haramlardan uzak durup, işte farzları yerine getirip, o kimsenin Allah'ı çok zikretmesi ve sevmesiyle alakalı. Öyle olursa, o zaman o kimse manevi kokuyu alır. Manevi kokuyu alınca, o zaman kim, hangi makamda, kim, nerede, onun o kokusundan bilir. Eğer, normalde manevi olarak, kalbi harekete geçmemiş olsa dahi, eğer burnu harekete geçtiyse, yani manevi olarak, o koku alma kabiliyeti, koku alma hali, onda açıldıysa, o da oradan devam eder. Mesela bazıları, kadın erkek ayrıştırmadan, normalde bir üzerlerinden değişik bir koku gelir.
O değişik koku, normal bir koku değildir. Yıkanır o kimse, istediği kadar yıkansın, bir sürü deodorant sürsün. Normalde onun kokusu ayrıdır. Mesela o kimse, o koku alan kimse, ondaki deodorant kokusunu almaz. Ondaki manevi, çok özür dilerim ama, necaset kokusunu alır. Mesela bir kimse eşcinsellik yapsa, onun kokusu değişir. O farklı kokar. Mesela onun yanından geçemezsin, necaset kokusundan dolayı. Kadın erkek değişmez bir şey. O mesela, bir kimse örneğin, gizliden bir uyuşturucu kullansa, kokusu değişir onun. Veyahut da bir kimse, örneğin Allah'ın lanetlediği bir iş yapıyorsa, onun kokusu değişir. Onun böyle yanında nefes bile alamazsın, manevi olarak.
O yüzden tabii bu normalde, mesela, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, kokusu ayrıdır. normalde tabii onun kokusu ayrıdır derken, sen manevi durumuna göre, onun farklı kokularda koklayabilirsin. İşte, Beytullah'ın kokusu ayrıdır. Mesela sabah seher vaktinde, Beytullah'ın kokusunu o kimse farklı alır, akşam namazından sonra farklı alır. Akşam namazından sonra, neden farklı alır? O kimse gününü biraz günahla geçirdiyse, o akşam namazında durduğunda, Beytullah'ı gördüğünde, onun kokusu değişir. Normalde aynı kokuyu alamaz. Aynı kokuyu neden alamadım diye düşündüğünde, o zaman gün içerisinde yapmış olduğu, hata ve kusurlardan dolayı, aynı kokuyu alamaz.
Normalde, bu da onun gibidir. Mesela bir dervişin kokusu vardır. O derviş gıybet ettiyse, dedikodu ettiyse, iftira ettiyse, ne bileyim işte kadınsa, kocasına isyankar olduysa, erkekse, karısına, çoluğuna, çocuğuna zulmettiyse, onun kokusu değişir. Bir de nasıl müminler böyle, kendi sınıflarına göre, kokuları farklı farklıysa, mümin olup kendince, farklı günahlar işleyenlerin, kokuları da farklı farklıdır. Mesela, işte gıybetçilerin kokusu birdir, fitnecilerin kokusu birdir, iftiracıların kokusu birdir, vefasızların kokusu birdir, onların da normalde birdir. Yani, bireyin kendine göre bir kokusu, vefasızsa, vefasızın kokusu ayrıdır. Onu tanımlarsın, o normalde baktın, o kimse, hani, kokusu farklı, kalben, kalbine geldi, bu vefasız, tamam, o kokuyu tanımladı, akıl.
Ama o kalbin aldığı bir kokudur, normalde bir başkasını, aynı kokuyu, bir başkasını da duydun, tanımlandı ya, bu vefasız dersin, ayırırsın. Ama bunları konuşmak, uygun değildir. Bunlar konuşulduğu zaman, bu, hani, insanların üzerindeki, sırrı ifşa etmiş olursun, Allah muhafaza eylesin. O yüzden, hiçbir şey yokmuş gibi, davranırsın, konuşmazsın da. Yalancıların kokusu ayrıdır. Mesela, o kimse yalan söylüyordur, onun kokusu ayrıdır. Hatta, onların, kokuyla beraber, bir de suretleri vardır. Yani, normalde sadece, kokuda kalmaz o. Biraz daha o kimsenin maneviyatı ilerlerse, onların suretlerini de görür. Yani, onun sureti, çünkü normalde, Allah affetsin, mesela, iyi olanların sureti, eti yenen hayvanlardan görünür.
Ama, hala da hayvan suretinde. Ama, iyi olmayanların suretleri, eti yenmeyen hayvanlardan görülür. Onlar iyice kötü. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, ama, mesela bazıları vardır. Örneğin, işte, sen onu, koyun suretinde görürsün, anında kendi suretine gelir. Yani, onun adına tövbe edersin. Ya Rabbi, bunu affeyle, bu hata yapmış, yanlış yapmış istersin. Onun sureti de değişebilir. O yüzden değişmez değil ama, kokuyla suret kol koladır. Genel olarak. Yani, bazısında önce suret başlar. Kalbi olarak, onun hali açıldığında, sonra koku gelir. Ama, kimisinde de, mesela önce kokuyu alabilir onu, koku aldıktan sonra da, suret gelebilir. Onların suretleri de değişir. O yüzden, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, normalde, o ruhlar aleminde, tabi, bu, avama göredir.
Yani, ruhlar aleminde, koklaşmak, birbirleriyle sevişmek, birbirlerini sevmek, aslında, orada, bir de, ruhlar aleminde, dilsiz, dudaksız, görüşme, konuşma var. Yani, o farklı kategori. O sadece, şey değil, ne o, koklaşmak değil yani. Koku önemli. Bu kadar yeter herhalde. Efendim, dervişle, şeyhi arasında, kalbi bağ var mıdır?
Varsa bu, nasıl güçlenir? Varsa bu, nasıl kopar? Kalbi bağ olmazsa, o dervişin, dervişliği kalmaz ki. Yani, o dervişlerin hepsiyle, derviş kendisini, o şeyhi intisaplı olarak, gördüğü müddetçe, kalbi bağı vardır. Ama, üstad, onun kalbi bağının, kalmadığını görürse, onun dersini alır, gönderir. Veyahut da, o kimse, kendince kalbi bağı, dervişin kendince, kalbi bağı kalmadıysa, zaten, terk eder gider.
Giden, terk edip giden bir kimsenin, kalbi bağı olmadığından dolayı gider. Yoksa, bir derviş kalbi bağı durduğu müddetçe, ne olursa olsun, ne yaşarsa yaşasın, o kimse dergaha bırakıp gitmez. Ha, normalde, ben bir kimse, çok bariz bir şey yapmadıktan sonra, ben onun dersini almam. Tövbe kapısı kapalı, açıktır. O yüzden, tövbe eder, kendisini toparlar, derler, toparlar, yoluna devam eder. Ama, öbür türlü, hani, çok, dengesiz şeyler yaptıysa, yani, kendisinin dışında, dervişlere de, dergaha da, yola da zarar veriyorsa, o zaman, o kimsenin dersini alırız. O zaman da, bağ mağı kalmaz. Peki, nasıl güçlenir bu bağ? Bu, normalde, o kimsenin sevmesiyle, hizmetiyle alakalı. Yani, o kimse, üstadı sever, dergahı sever, dervişleri sever, hizmetine devam eder, bağı kuvvetlenir.
Ama, normalde, onu beğenme, bunu beğenme, onun kusurlu bir, bunu kusurlu bir, onun bağı kuvvetlenmez. Bu yanlıştı, bu eksikti, bu fazlaydı, bu doğruydu, bu zengindi, bu fakirdi, bu şöyleydi, bu şu şöyleydi, şununla konuşulmaz, bununla görüşülmez, onun bağı kuvvetlenmez. Yani, çünkü, derviş, derviştir. Yani, herkese, muhabbet besleyecek, herkese iyi geçinecek. Öbür türlü, bunun şusu var, şunun şusu var, kibirliliktir, Allah kibirli olanları sevmez. O kimsenin de, bu sefer, bağı çözülür. Çünkü, sen, dergahda, dervişlik yapan, bir kimseye karşı, onu kerih göreceksin, onu yanlış göreceksin, onu eksik göreceksin, o kimsenin maneviyatı kapanır.
Açıksa kapanır. Herkesin hataya düştüğü yer, burasıdır. Herkesin yanlışa düştüğü yer, burasıdır. Yani, kendince, salih değil mi ya, der o kimse. Salih değil mi ya, dediği anda, Allah onu zikrediyor. Sen, ne yaparsan yap, sen, Allah'ın zikrettiği, kimseyi kerih görüyorsun. Bu, aslında, çok büyük bir handikaptır. Yani, gelmiş, kapıdan içeri girmiş, ders almış. tamam, bitti. O senin manevi kardeşin. Senin onu kerih görmeye hakkın yok. Kerih görüyorsun sen onu, sen onu kerih görüyorsan, sen manevi bağını kendi kendine koparıyorsun. Hayır. Ders alın. Herkes bizim kardeşimizdir. Hiç kimsenin, hiç kimseye kerih görmeye hakkı yoktur.
Arkadaş olamayabilirsin, dost olmayabilirsin. Eyvallah. Kerih görmeye hakkın yoktur. Senin onu, normalde onun vardır bir hatası, kusuru, görmüşsündür. Dua et ona. Onun hatasından, kusurundan dolayı, sen onu kerih görürsen, manevi bağın kalmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, derviş, bu noktada kendince, buranın en kötüsü benim desin, yoluna devam etsin. Yani, bu o zaman kuvvetlenecek. Onun sakalına laf söyle, onun sarına laf söyle, onun dervişliğine laf söyle, onun bilmem nesine laf söyle. Ondan sonra da, benim bağım kuvvetlenecek de, kuvvetlenmez. Yok. Ha, görürüz, hepsini de görürüz, rüyanda da görürüz. Bir dervişin eksiğini, rüyanda da görürüz. Halinde de görürüz.
Sıkıntı değil ki, onu görüyorsan, dua etmen için gördün. Dua et ona. Tövbe et onun için. Dua et. Yani, o bağı kuvvetlendiren şeyler, normalde, hani, üstadla bağı kuvvetlendiren şey, o kimsenin dergahı olan, hizmeti, üstadı olan bağlılığı, üstadı olan muhabbeti, kardeşlerine olan muhabbeti, kardeşlerine olan muhabbeti, onlar bağı kuvvetlendirir. Başka bir şey kuvvetlendirmez. O zaman, dervişler arasında da, kalbi bir bağ var diyebilir miyiz? Olması gerekiyor zaten. Olmaması, gayrimümkün bir şey. yani, o kalbi bağ olacak. Kalbi bağ olmadan, burada o kimse, dervişlik de yapamaz ki, çok zor. Tanışacak burada mesela, bazen, derviş kardeşler de, şu, hata oluyor. yani, birisi gelmiş, muhabbet besle, sev, onu arana al.
Mesela, bazı gruplaşmalar vardır, mahalleleşmeler vardır, ne bileyim böyle, şehirleşmeler vardır. Bunları böyle, ayrıştıran bir noktaya geldiyse, o zaman da bağ kopar. Şimdi, hepim, ben, zakirlikten gelme bir insanım. Örneğin, bir insan normalde, örnekliyorum, ben, Bursa'nın dervişini tutarım. Bursa'yla alakalı, onların iyi olmasını isterim. Veyahut da, onlarla böyle, hani, toplu hareket ederim. İyi ama, benim, Bursa, dervişlerini, ben bu noktada, böyle, komün haline getirmem. Ben onları böyle, başka bir kimselerle görüşmeyeceğiniz, konuşmayacağınız demem. Hiç konuşmam. Zakirliğim boyunca, hiç konuşmamışımdır. işte eskiler burada. Yani siz, örnekliyorum, Konyalılarla konuşmayın, Nevşerilerle konuşmayın.
Veya, şuralarla konuşmayın. Ağzımdan çıkmamıştır. Herkes gelirdi, Bursa'ya mesela, her yerden gelirdi, Bursa'ya. Herkes misafir olurdu, ağırlanırdı. Burada giderdi, iyi ağırlanırdı hem bir de. Şehif Efendi de buraya davet ederdi, bütün misafirlerini. Ben Bursa'dayım, Bursa'ya gelin derdi. Şehif Efendi kalırdı, üç gün, beş gün, yedi gün, on gün, on beş gün kaldığı zaman oldu burada. E bütün herkes gelirdi, işte yok babayı göreceğiz, gelirdi millet. Kimisi, Bursa'yı gezmeye gelirdi, kimisi gelirdi, herkes gelirdi. Biz de herkesle, herkese hizmet ederdik. Bu noktada bir sıkıntı yok. Veyahut da kalkıp da biz onlar bir başka bir ile, başka bir ilçeye, başka bir kimseye defans oluşturmazdık. Dervişlik defans oluşturmak değildir çünkü.
Yani örnekliyorum işte, İzmitliler defans oluşturacak. Ne yeri? İstanbul'a. Veyahut da nereye defans oluşturacak? Ankara'ya örneğin. Bizde hiç olmaz şu anda da, böyle ufak tefek şeyler vardır. Yani bazı arkadaşlarımız onları, gayri ihtiyar, böyle o hani, etrafına hizmet etme, faydalı olma noktasında, bazen ölçü kaçan yerler vardır. Ama o kasti değildir yani. Allah bizi affetsin. Derviş kardeşiyle bağı koparsa, şeyhiyle de kopmuş sayabilir miyiz? Saymayız. O ağır bir hüküm olur. Yok, öyle olmaz. Olur. İlk dervişlerin arasında problem olur. Birisiyle problem oldu diye, şeyhiyle ne? Bağı kopsun.
Yok. Yok. Şeyhiyle bağı kopması, o kimsenin bir, yani şeyhine muhalefet etmesi, o kimse, veyahut da işte, kendince böyle, dergahın adabının, erkanının çok çok dışında bir şey yapması, veyahut da işte, o kimse örneğin, şimdi, dervişler vardır mesela, adı derviş değildir o, derviş adayıdır. işte, örnekliyorum, özer ne iş yapıyor? İnşaat mühendisi, başka ne var? İşte, orada kırtasiyeci mağazası var, tamam, ya şuna yakın olayım da, yani, bakarsın, ben de bir kırtasiye dükkanı açarım, ondan faydalanırım. bu şeydir, art niyettir. O kimse, örneğin, bile bile, özlere, zarar veriyor, bu bir değil, iki değil, o zaman, onu, üstad, zakir, onu gördüyse, bu sefer, bu baktı, etrafa zarar veriyor, örneğin, ekonomik zarar veriyor.
Veya, işte, bazı şeyler vardır, mesela, örnekliyorum, buraya evlenmek için gelmiştir. Gördük bunları hep biz, zaman içerisinde. Bir dervişin evlenmek istemesi, normal bir şeydir, dakika bir, gol bir, ben evlenmek istiyorum demesi, normal bir şey değildir. Ben evlendir, normal bir şey değildir bu. Örneğin, işte, burada bekar arkadaşlar var şimdi, büyük bir çoğunun, hani burada bekarlar var. Ya, ben de görüyorum onların, bekar olduğunu, örnekliyorum. İşte, hani, onların evlenmek istemesi, gayet normal, doğal bir şey. Derviş çünkü, onun olsana, bir dervişle evlenmek istemeleri, doğal, normal ama, dakika bir gelmiş, ders almış, ertesi gün, anam da babam da, sen, lan daha bir şey görmedik senden. Sen benden bir şey görmedin, ben senden bir şey görmedim.
Nereden anan babam oldun, ben seni yarın çat çat evlendireceğim. Bu böyle değil, hani, o başka bir menfaat, mesela işte, kimisi gelir, işte, dolaylı olarak, bunları siz bilmezsiniz. Hani, bunlar, derviş kardeşlerin bilmediği şeylerdir. O gelmiş ya, iki gün, üç gün olmuş, beş gün olmuş, efendim, ben, tanıdınız mı, ben ders aldım, buyur kardeş, işte benim on min liraya ihtiyacım var. Şimdi, bizim, hep benim görüntüm dışarıdan, hep zengindir. bende yokken, dahi zenginimdir ben. İflas ettim, annem bile inanmadı, benim iflas ettiğimden. Ağlıyor bir gün, ne oldu dedim ya, abine, dedi, abinin yüz bin lira borcu var, dedi, abinin yüz bin lira borcu var, dedi, benim bir milyon dolar borcum vardı. Dedim, anne ya, düşünme yüz bin liraya, dedim, bir milyon dolar borcum var, böyle durdu, sen halledersin, dedi, bana.
Han, dedim ya, inancı bu kadının, gerçekten de halloldu. Sıkıntı değil. Ama, şimdi, o kimse böyle, dışarıdan, ben, oldum, alalım, biz yani, komple, öz vasülahresi olarak, olduğumuzdan fazla görüyor millet bizi. Bu da, Cenab-ı Hakk'ın lütf-i ikramı, bunda söyleyecek bir laf yok. Yani, bizi öyle görünce, o da diyor ki, tamam, ben merkezi buldum, yeri buldum. Hatta, gelmiş, burada Allah'ı zikretmiş, kurtuluşum sende, dedi, dedim, buyur, tamam mı? Dedi, bana yüz bin lira verebilir misin, dedi. Yani, kurtuluş olarak, o çok dua etmiş, benim kurtuluşum kimde, demiş, ondan sonra, o, bende olduğuna inanmış. Yaklaşık on yıl oluyor. Bunlar olur, bunların, normaldir, böyle, hani, böyle, istismar etmediği müddetçe, böyle sıkıntı yapmadığı müddetçe, bunda bir sıkıntı, şey olmaz ama, kimisi de yapar bunu, önemli değil, cahilliğinden de yapar bunu.
Biz gene onu kovmayız, bir şey demeyiz, ama o bir menfaat bulamazsa, çekip gidiyor zaten. Şimdi gelir, adam menfaat bakıyor. Örneğin, işte, ya oğlunu evlendirecek, ya kızını evlendirecek, ya mesela, buradan bir şey faydalanacak. Yani, Allah affetsin, yanlış anlayınca, zekat ister, sadaka ister, fıtre ister, işte, kızım hasta der, oğlum hasta der, gelinim hasta der, bunların hepsi de gelir bana. E bunlar cevap görmezse de gider, onlar. E bu böyle, bu yolun şeyi bu, ama yeni değil bu. Yani normalde, biz Bayındır'da görmedik bunları, bizim Bayındır'daki arkadaşlar, Hepeski arkadaşlar da, E ödemişe göçtük, görmeye başladık bunu. Ödemiş'ten sonra Bursa'ya geldik, Bursa'da da, görmeye başladık.
Normal karşılıyoruz biz bunu artık, şey değil. Yani adam geliyor, birunun önünde, tanımadım ben, çıkıyorum şimdi, buyur kardeş diyorum, beni tanımadın mı diyor, tanımadım diyorum, hayırdır, ben diyor, iki gün önce derse gelmiştim, aradım diyor, seni buldum, burada buldum, buyur kardeş, ondan sonra, hocam benim kurtuluşa, girmem lazım, hayırdır, nasıl kurtulacaksın, benlik bir şey ne var, benim kredi kartıma, 30 bin lira borcu var, diyorum ben harcamıyorum, 30 bin lira kredi kartı, seni nereden 30 bin lira harcadın, diyorum ben, bu sefer bakıyor, nasıl diyor, diyorum, hatta daha önce, gelmiş, benim kredi kartım yok dedim, nasıl yok dedi, basbayağı yok dedim ya, ne yani, senin şimdi kredi kartın yok mu dedi, e dedim yok, böyle yalan söylüyorsun, diyecek neredeyse, böyle baktı bana, Allah Allah dedi ya, adamın kredi kartı yokmuş dedi, he yok dedim ya, sen ne ama dedim harcadın, ben harcamıyorum dedim, sen ne ama harcadın, dedim yok, ödeyemem senin kredi kartı, dedim, tabi o karşıdaki kimse, şey diyor onu, hani, nasıl ödemez, yardımcı olacaksın ona,
halbuki bilmez ki o, hani, senin yardımcı olduğun kimse, müsrif bir insan, israfçı bir insan, müsrife, hani, israfçı bir insana yardım etmek, zuldür, daha onun israfını, destekliyorsun, çünkü, veyahut da bir kimse, normalde nereye, ne harcadığının farkında değil, ona yardım edilmez, ona yardım edersen, onun savurganlığını arttırıyorsun, onu bilmez ki o, o gelecek, kredi kartım şey, ben intihar edeceğim, ondan sonra eşim bırakıyor benim, çocuklar beni bırakıyor, ne var, 50 bin lira ver, 30 bin lira ver, bunların hepsi de yaşanır,
bunlar sıkıntı değil, hani, o zaten gidecek, o bağ kurmamış, onun bağı başka bir yere, Allah bizi affetsin, bir sorum daha olacaktı, aa yeter, mikrofonu eline geçirince, sen de, bitirmiyorsun, üç ihlas bir fatiha-i şerife, amin, Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Peygamber Efendimiz, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin ruhlarına, ve bütün geçmiş, Peygamber efendilerimizin ruhlarına, Cihar-i Yari Güzin, Efendilerimiz, Ebu Bekir Sıddık, Ömer-ül Faruk, Osman Edil Nureyn, Ali El Murtaza radiyallahu anh, hazretlerinin ruhlarına,
aşere-i mübeşerenin, evlad-ı Resulullah, Zevce-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, yetmiş iki şühedanın, şehidi Kerbelanın, bütün şühedanın, tüm ashab-ı Resulullah hazretlerinin ruhlarına, İmamız, İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli, ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarını hediyledik, vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, feyzatlarını, himmetlerini, şehfatlarını, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi, üç ihlas bir Fatiha-i Şerife, Amin, ya Rabbi,
hasıl olan sevabı, Pirimiz, Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet-el Rifai, Seyyid Ahmet-el Bedevi, Seyyid İbrahim Dusiki, Şeyh Ebu Lesene Şazeli, Şahı Nakşibendi Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi, Şahı Hacı Bektaş-i Veli, Şahı Hacı Bayram-i Veli, Mehmet Muhiddin Üftade, Veysel Karani, Muhiddin Arabi Niyaz-ı Mısri, ve bütün Pir ve Piran, Efendimizin ruhlarına hediye edildik, vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, eczatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi,
Amin, üç ihlas bir Fatiha-i Şerife, Amin, Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, geçmiş üstadlarımızdan, Abdurrahim-i Tantavi, Abdurrahim-i Nişavi, El-Haç, El-Hafız Ebu Bekir Sıddıkı Çorumi, Hacı Ala-yder Efendi, El-Haç Çorulu Mustafa Naç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşi Dergahı'nın, ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına, Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ, Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine,
Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine, Yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin, ve ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine, Turuk Aliye'den, akraba-ı talikatlarımızdan, geçenin ruhlarını da hediledik. Vâsıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, ve ezatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik, eyleme ya Rabbi, âmin ve selamun alel mürselin, ve âlihim elhamdülillahi rabbil alemin, eûzü billahi minneşşeytanirradîm, bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikir, fa'lamennâhû,
La ilahe illâh, La ilahe illâh, El Fatiha mâ salavat, Allahümme salli âlâ, seyyidina Muhammed'in ve âlâ, âli Muhammed, âmin.
Eşme, destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.